Bengal Rohingyası (Bangladeş Arakanı) olarak anılan Chittagong (Bang. চট্টগ্রাম [Çöttogram]) eyaletinin Feni (ফেনী) ilinin merkezi olan 91 bin nüfûslu Feni şehrinde verdiğimiz yarım saatlik moladan sonra, yolculuğa devam ediyoruz…
Ancak seyahatimiz, bu etaptan sonra biraz farklı seyredecek. Chittagong’dan buraya kadar “kuzeye doğru” yolculuk yapmıştık, Feni’den itibaren ise “batıya doğru” yolculuk edeceğiz. Hind Okyanusu’nun masmavi suları yine solumuza düşüyor ancak bu kez “doğumuza” değil “güneyimize” düşüyor.
Diğer bir farklılık, buraya kadar geniş N 1 yolu üzerinde seyahat etmiştik, burdan itibaren ise daha talî bir yol N 104 üzerinde seyahat edeceğiz.
Feni şehir merkezinin orta yerinde, 1971 Bangladeş Bağımsızlık Savaşı’nı sembolize eden anıtın tam önünde direksiyonu sola kırıyor ve yolculuğa başlıyoruz.
Feni il merkezinden çıktıktan sonra sırasıyla Mohipal (মহিপাল) ve Pachngacia Bajar (পাচ্ন্গাচিয়া বাজার) köylerini geride bırakıyoruz.
Uzun bir süre gittikten sonra Barahigobinda (বারাহিগবিন্দা) köyüne varıyoruz. Köyün girişinde, Beyt’ul- Aman Camiî (Bang. বায়তুল আমান মসজিদ [Beyt’ul- Aman Mesacîda]) adlı güzel bir cami var.
Köyü geçtikten sonra, yolumuzu Dakatia Nehri (Bang. ডাকাতিয়া নদী [Dakatia Nadi])’nin mavi akıntısı kesiyor. Dakatia, toplam 207 km uzunluğunda bir ırmak. Nehir suları üzerinde kurulu Eski Silonia Köprüsü (Bang. সাবেক সিলোনিয়া সেতু [Sabeka Silonia Sêtu]) üzerinden karşıya geçiyoruz.
Suyun karşı tarafı 35 bin 744 nüfûslu Jailaşkara (জায়লাশ্কারা) kasabası.
Devam ediyoruz yolculuğa. Sırasıyla Masimpur (মাসিমপুর), Matu Bhuiyan (মাতু ভূঁয়ান) ve Sridhar Pur (শ্রীধর পুর) köylerini geride bıraktıktan sonra N 104 yolundan çıkıp çok daha geniş bir yol olan Z 1441’e çıkıyoruz.
Bu yeni yol üzerinde karşımıza çıkan ilk köy, Aziz Fazilpur (আজিজ ফাজিলপুর).
Ondan sonra ise güzel bir sürpriz bekliyor bizi: Bir önceki bölümde bahsini ettiğimiz Yaqubpur (য়াকুবপুর) köyü çıkıyor karşımıza.
“Seyahatname”nin geçen bölümünde bahsettiğimiz üzere, 1870 doğumlu ünlü İslam âlimi Mewlânâ İshaq Şahîb, buralıdır, Feni ilindendir. Feni yakınlarındaki iş bu Yaqubpur köyü ise, O’nun 3. oğlu Yaqub’un adını taşımaktadır.
Oldukça uzun süren bir yolculuktan sonra Bhuiyanr Hat (ভূইয়াঁর হাত) köyünü de geride bırakıyoruz. Köyün çıkışında Madla Camiî, Bearipukur Camiî ve Beluar Diği Camiî adlarında üç tane camiyi geride bırakarak Kobir Hat (কবির হাত) köyüne varıyoruz.
Daha sonra da Sadullapur (সাদুল্লাপুর) köyünü ardımızda bırakıyoruz ve bu sefer de Noa Xalî Xal Nehri (Bang. নাখালী খাল নদী [Noa Xalî Xal Nadi])’nin nazlı akıntısı kesiyor önümüzü. Akarsuyun üzerinde inşâ edilmiş olan Wapda Köprüsü (Bang. বাপদা সেতু [Wapda Sêtu]) üzerinden karşıya geçiyoruz.
Irmağın mavi akıntısı üzerinden karşıya geçtikten birkaç dakika sonra Noa Xalî (নাখালী) köyüne varıyoruz.
Seyahatimiz, bu etaptan sonra gene farklı seyredecek. Feni’den buraya kadar “batıya doğru” yolculuk yapmıştık, Noa Xalî’den itibaren “kuzeye doğru” yolculuk edeceğiz. Hind Okyanusu’nun masmavi suları ise bu kez arkamıza düşüyor. Katedeceğimiz her kilometrede, biraz daha uzaklaşacağız okyanustan. Bir daha hiç görmemecesine…
Bu yeni etapta 20 dakika kadar seyrettikten sonra, nihayet Şehibir Herd Yuniyen (শেহিবির হের্দ ইউনিয়েন) köyüne varıyoruz.
Bugünkü ilk durağımız burası; Şehibir Herd Yuniyen. Köyde kurbanlarımızı keseceğiz.
Minibüsümüz köyün orta yerine, büyük bir kalabalığın toplandığı alana yöneliyor. İndiğimizde, aralarında Şehibir Herd Yuniyen Muhtarı Muhammed Dider (মুহাম্মেদ দিদের)’in de bulunduğu kalabalık karşılıyor bizi.
Oldukça sıcak bir karşılamada bulunuyorlar. Tokalaşıyor, sarılıyor, biribirimizin bayramını kutluyoruz.
Köy muhtarı Muhammed Dider, evine dâvet ediyor bizi. Oradaki kalabalıkla birlikte, muhtarın köyün tam ortasında bulunan evine doğru hareket ediyoruz.
Çocuklar da katılıyor bize. En güzel bu işte. Meraklı bakışlarıyla dahil olmaya çalışıyorlar, her ne yaşanacaksa. Çocuklardaki merak duygusu, meraklı meraklı bakmaları, Cenâb-ı Allâh’ın yarattığı en tatlı şey olsa gerek.
Burası bir Rohingya köyü. Köy halkı da etnik olarak Rohingya. Rohingya mülteci akınları sonucu “kaçak olarak” kurulmuş bir köy olduğu için, adı haritalarda yer almayan bir köy.
Daha önce ayrıntılı bir şekilde bahsettiğimiz üzere, farklı tarihlerde ve değişik göç dalgalarıyla ülkeye sığınmış ve fakat kamplara kabul edilmemiş olan Rohingya mültecilerin bir kısmı gecekondu semtlerine veya civar köylere dağılarak Bengal halkıyla karışmış, önemli bir kısmı ise belli mıntıkalarda toplanarak ayrı yerleşim birimleri, yani sıfırdan yeni köyler kurmuşlardır.
Bu durumun bir sonucu olarak, bugün Bangladeş’ın güneydoğu vilayeti, yani Myanmar sınırındaki vilayeti olan Chittagong il toprakları dahilinde bulunan onlarca değil yüzlerce Rohingya mülteci köyleri mevcut. Bu köyler kaçak olarak kurulduğu için çoğunun isimleri haritada bile geçmezken, zaten köy sakinleri olan Rohingya mülteciler de ülkede kaçak olarak kaldıklarından kimliksiz ve statüsüz yaşamakta, çocuklarını okula gönderme, hatta hastalandıklarında sağlık ocaklarına ve doktor muayenesine gönderme hakları dahi bulunmamakta.
Chittagong il toprakları dahilinde bugün itibariyle 100 kadar Rohingya mülteci köyü var. Bunlar – dediğimiz gibi – kayıtsızdır ve çoğunun haritada isimleri geçmiyor.
Kendi kurdukları köylerde yaşayan Rohingyalar toprağı sürmeye, meyve ve sebze yetiştirmeye, kendi kendilerini idare etmek için çalışmaya başlamış durumdadırlar. Kurban Bayramı haricinde et görmezler.
32 yaşındaki köy muhtarı Muhammed Dider’in evi, köyün orta yerinde şirin bir ev. Tek katlı, mavi renkte, duvarları desenli. Üç tarafı ağaçlarla kaplı, önünde ise geniş bir toprak avlu.
Avluda oturmak istiyoruz ama genç muhtar bizi ısrarla içeri alıyor. Evin oturma odasına buyur ediyor. Bize ikramda bulunmak istiyor. Yoğurt karışımı bir tatlı hazırlatarak önümüze koyuyor. Afiyetle yiyoruz.
Muhtarın 4 yaşındaki oğlu Muhammed Adnan (মুহাম্মেদ আদনান) da hep babasına yapışık halde. Babası nerde, o da orda.
Ortam çok hoş ancak o ânların en hoş yönü, içeride biz bunları yaşarken dışarıda o “meraklı çocuklar”ın bizi gölge gibi takip etmeleri. Pencerenin camından içeri bakıp bizim ne yaptığımızı takip edenler bile var. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. O kadar tatlı ve bir o kadar da komikler ki, meraklı meraklı bakışlarla seni takip ediyorlar, dönüp baksan ve gözgöze gelsen hemen gülüyorlar.
Çocuklar bunları yaparken, köyün yaşlıları da dışarıda papaya hazırlıyorlar bizler için. Yoksul bir köyde, aldığınız her ikrâm size “doğanın armağanı”…
Biraz sonra kurban kesimleri başlıyor. Hayvanlar boğazlanmak üzere yere yatırılıyor. Kanların akıtılacağı yere bayraklar ve logolar asılıyor. Eh, “bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır”, ne de olsa.
Her zaman olduğu gibi, zamanın bu bölümünü ben olay yerinin dışında, köy çocuklarıyla oyun oynayarak geçiriyorum.
Müslüman dîn kardeşlerim toplu halde “Allâh-û Ekber” diye bağırıp hayvanları boğazlarken, ben o sırada köyün çocuklarıyla seksek oynuyorum, birdirbir oynuyorum, uzun eşek oynuyorum, beştaş oynuyorum, saklambaç oynuyorum…
O kadar çok oyun biliyorum, o kadar çok oyun biliyorum ki, şaşırıyor çocuklar. Kendi aralarında “Bu amca bizim bütün oyunlarımızı biliyor” diye konuşarak methediyorlar beni.
Bilmiyorlar tabi, hâlâ çocuk olduğumu.
sediyani@gmail.com
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 8
FOTOĞRAFLAR:
Dakatia, toplam 207 km uzunluğunda bir ırmak. Nehir suları üzerinde kurulu Eski Silonia Köprüsü (Bang. সাবেক সিলোনিয়া সেতু [Sabeka Silonia Sêtu]) üzerinden karşıya geçiyoruz.
Köy muhtarı Muhammed Dider, evine dâvet ediyor bizi. Oradaki kalabalıkla birlikte, muhtarın köyün tam ortasında bulunan evine doğru hareket ediyoruz.
Çocuklar da katılıyor bize. En güzel bu işte.
Meraklı bakışlarıyla dahil olmaya çalışıyorlar, her ne yaşanacaksa.
Çocuklardaki merak duygusu, meraklı meraklı bakmaları, Cenâb-ı Allâh’ın yarattığı en tatlı şey olsa gerek.
Burası bir Rohingya köyü. Köy halkı da etnik olarak Rohingya.
Rohingya mülteci akınları sonucu “kaçak olarak” kurulmuş bir köy olduğu için, adı haritalarda yer almayan bir köy.
Bangladeş’ın güneydoğu vilayeti, yani Myanmar sınırındaki vilayeti olan Chittagong il toprakları dahilinde bulunan onlarca değil yüzlerce Rohingya mülteci köyleri mevcut.
Bu köyler kaçak olarak kurulduğu için çoğunun isimleri haritada bile geçmezken, zaten köy sakinleri olan Rohingya mülteciler de ülkede kaçak olarak kaldıklarından kimliksiz ve statüsüz yaşamakta, çocuklarını okula gönderme, hatta hastalandıklarında sağlık ocaklarına ve doktor muayenesine gönderme hakları dahi bulunmamakta.
Farklı tarihlerde ve değişik göç dalgalarıyla ülkeye sığınmış ve fakat kamplara kabul edilmemiş olan Rohingya mültecilerin bir kısmı gecekondu semtlerine veya civar köylere dağılarak Bengal halkıyla karışmış, önemli bir kısmı ise belli mıntıkalarda toplanarak ayrı yerleşim birimleri, yani sıfırdan yeni köyler kurmuşlardır.
Ortam çok hoş ancak o ânların en hoş yönü, içeride biz bunları yaşarken dışarıda o “meraklı çocuklar”ın bizi gölge gibi takip etmeleri. Pencerenin camından içeri bakıp bizim ne yaptığımızı takip edenler bile var. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum. O kadar tatlı ve bir o kadar da komikler ki, meraklı meraklı bakışlarla seni takip ediyorlar, dönüp baksan ve gözgöze gelsen hemen gülüyorlar.
Köyün yaşlıları halkın “bilge”leri olarak saygı görüyor bu topraklarda.
Şehibir Herd Yuniyen (শেহিবির হের্দ ইউনিয়েন) köyünün 32 yaşındaki muhtarı Muhammed Dider (মুহাম্মেদ দিদের) ve kucağında 4 yaşındaki oğlu Muhammed Adnan (মুহাম্মেদআদনান).
Çocuklar bunları yaparken, köyün yaşlıları da dışarıda papaya hazırlıyorlar bizler için. Yoksul bir köyde, aldığınız her ikrâm size “doğanın armağanı”…
Avluda oturmak istiyoruz ama genç muhtar bizi ısrarla içeri alıyor. Evin oturma odasına buyur ediyor. Bize ikramda bulunmak istiyor. Yoğurt karışımı bir tatlı hazırlatarak önümüze koyuyor. Afiyetle yiyoruz.
Neler yaşandığını görmek için meraklı çocukların tıpkı bir maymun rahatlığında uzun ağaçlara tırmanması, oldukça ilginç görüntülere sebebiyet veriyor
Asya’nın çocukları böyle büyüyor
Şehibir Herd Yuniyen hatırâsı, 14 Kartik 1419