Yeni Akit Gazetesi’nin yayın politikasına karşı İslamî kesimin öncülük ettiği “Sessiz Kalmamak Gerek” Girişimi’nin imza kampanyası devam ediyor…
Yeni Akit Gazetesi’nin yayın politikasına karşı İslamî kesimin öncülük ettiği www.sessizkalmamakgerek.com platformunda başlatılan imza kampanyası devam ediyor. Kampanyada gazetenin Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve Ali Bayramoğlu’nu hedef alan haberleri de kınanıyor.
Girişimin öncüsü Ömer Faruk Gergerlioğlu, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Çağrıcı arkadaşlarımızdan bazıları basında çarpıtılmaya çalışılan imza kampanyasını niye düzenlediğimizi anlattı. Her türlü engellemeye rağmen kampanyamız devam edecektir. Tüm basın yayın kuruluşlarının hassasiyetini bekliyoruz” dedi.
Gergerlioğlu, “Gazetecilik mesleğini ifa etmekten öte bir ‘suçları’ (!) bulunmayan ve ülkemizde bulunduğu ölçüde ifade özgürlüğü sınırları çerçevesinde yazıp konuşmaya devam eden Sayın Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu’yla ilgili olarak başlatılan, 28 Şubat döneminin andıçlarından farklı bir mahiyet arzetmeyen kampanyaları şiddetle kınıyoruz. Kamuouyunu ve yetkilileri bu nevi nefret üreten kişi ve kuruluşlara karşı tavır almaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
KAMPANYA ŞU İMZACILARLA BAŞLADI:
Abdurrahim Boynukalın, Alev Erkilet, Ali Bulaç, Ayhan Bilgen, Ayşe Akdeniz, Ayşe Hür, Ayşe Sazak, Bekir Berat Özipek, Can Özer, Cemal Uşşak, Cihan Aktaş, Elif Güzel Korkmaz, Emine Uçak Erdoğan, Emrullah Beytar, Ersin Çelik, Fatma Benli, Fatma Bostan Ünsal, Ferhat Kentel, Ferhat Ünlü, Garo Paylan, Gülay Göktürk, Güven Akıncı, Hakan Tahmaz, Halil Berktay, Hayko Bağdat, Hidayet Şefkatli Tuksal, Hilal Kaplan, Hüda Kaya, Hüseyin Hatemi, Hüseyin Sarıgül, İbrahim Sediyani, İlhan Yılmaz, Kemal Gökhan Gürses, Kezban Hatemi, Leyla İpekçi, M. Ali Devecioğlu, Mehmedi Aktoprak, Mehmet Altan, Mehmet Arif Koçer, Mehmet Bekâroğlu, Mithat Sancar, Murat Aksoy, Neslihan Akbulut Arıkan, Nevzat Çiçek, Nezir Akyeşilmen, Nur Sürer, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Özcan Gültekin, Özlem Yağız, Selahattin Çoban, Semra Polat, Şanar Yurdatapan, Şeref Akbaba, Şilan Timur, Şinasi Haznedar, Taner Ayaz, Tarık Beyhan, Tevfik Ünal, Ufuk Çoşkun, Ümit Kıvanç, Ümit Mert, Üstün Bol, Yasin Aktay, Yıldız Ramazanoğlu, Yılmaz Ensaroğlu, Zeki Kentel.
Kampanya ile ilgili kimi görüşler:
Cihan AKTAŞ:
Medya lincine, her türlü lince karşı olduğum için ve Fatır sûresi perspektifine duyduğum güvenle, güzel ve yerinde söz adına kampanya metnine imza verdim. Sözkonusu haber Akit yerine başka bir gazetede de yayımlansaydı, imza verirdim. Bu tür haberlerin Türkiye’de ne tür sonuçlar doğuracağı sır değil. Medya ve gazeteciler haber metinleri ve köşe yazılarında kılı kırk yarmalı. Şemdin Sakık isminin bütün çağrışımlarına karşılık haberde sayısız gazetecinin isminin sakınımsızca, bu yazarlara ait gerçekler çarpıtılmak suretiyle sunumu bana kabul edilemez geliyor. Ayrıca “Ermeni köken”in suçmuş gibi öne sürülmesi şeklindeki ifadeleri de çok problemli görüyorum.
Müslüman dilinden, elinden emin olunan insandır. İktidardaysa bile zayıfın, mağdurun, zan altında bulunanın yanında olmalıdır, İslamî dünya görüşüne sahip insan. Kaldı ki gazetecinin, yazarın sorgusuz sualsiz bir iktidar perspektifinden bakması, kendini bir iktidara ait hissetmesi de tartışmaya açık. Daha sonra Akit muhabirinin telefonuyla karşılaştığım kurguya bakılırsa, payıma düşen, ortalıkta dolaşan haber metnini okumadan imza vermek olmuş. Yeni Akit Müslümanlar’a yönelik baskı ve haksızlıklara ilişkin haberleriyle bir okuyucu kitlesi oluşturmuştu. Keşke her türlü mağdura açılarak varlığını, dil ve üslûbunu yenilemeyi başarsaydı.
İmza kampanyasının böyle bir sonucu olmasını da diliyorum bütün iyi niyetimle.
İbrahim SEDİYANİ:
Irkçı – ayrımcı yayınlar yapan odaklara karşı başlattığımız imza kampanyasına etnik / dînî / mezhebî / sınıfsal her türlü faşizme karşı olan erdemli insanlardan destek bekliyoruz. Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarını, erdem ve fazilet sahibi bireylerini, düşmanlığı, ayrımcılığı ve nefreti körükleyen bu tür karanlık odaklara karşı tavır almaya çağırıyoruz.
Bu olayı salt bir Yeni Akit ve Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu olayı olarak görmemek lazım. Ülkeyi bizzat yöneten, hükûmet adına konuşan isimlerin bile “Ermenî, Rum, Yahudî” hatta “Kürt” gibi etnik ve dînî bir aidiyeti ifade eden kavramları bir “aşağılama sıfatı” olarak kullandıklarını gözönünde bulundurursak, aslında bu söylemi aynı kafa yapısındaki bir gazeteye de çok görmemek lazım.
Bugün itibariyle içeride “millîyetçi” dışarıda “mezhepçi” bir hükûmetimiz var. Böyle bir yönetim anlayışının yayın organı gibi çıkan bir gazeteden de farklı bir davranış beklenemez. “Kürt düşmanlığı, Şiî düşmanlığı, Ermenî düşmanlığı, Yahudî düşmanlığı” bunların hücrelerine kadar işlemiştir. Bu zihniyet, sadece bir gazeteye değil, ülkenin en tepesine kadar, devlete kadar hâkim olan zihniyettir. “Türk olmayan” ve “Sünnî olmayan” herşeye düşman olan bir zihniyettir bu.
Faşizmi salt etnik veya ulusal mânâda anlamak da hatalıdır. İster ırk ve etnisite adına yapılsın, ister dîn ve mezhep adına, faşizm faşizmdir ve ilkeli duruş, her türlü faşizme karşı çıkmayı gerektirir. Faşizan kin ve nefretlerini basın – yayın yoluyla kusanlar, bu tür söylemlerin ayıplanmak bir yana prim yaptığı Türkiye gibi bir ülkede yaşadıkları için şükretmelidirler. Çünkü bütün medenî dünyada faşizm “fikir” değil “suç” olarak görülür ve cezası vardır. Bu gazete yıllar önce burada, Almanya’da da yayın yapıyordu ve Almanya’dan sırf bu zihniyeti yüzünden kovuldu. Farklı ırk, dil, mezhep ve dînler aleyhine yaptıkları yayınlar yüzünden Alman devleti bunları kovdu ve şu anda Almanya’da yayın yapmaları yasaktır. Çünkü Federal Almanya yasalarına göre ırk ve dîn ayrımı güderek halkın arasına fitne ve nefret tohumları ekmek, yani faşizm “suç”tur. Fakat bu gazete halen dahi, Almanya’daki en ufak bir olumsuz olayın haberini yaparken bile utanmadan Başbakan Angela Merkel’in koluna Nazi bandı takarak resmetmektedir. Halbuki Alman devleti dünyadaki en sosyal devlettir. Bunu öğrenmek için yorucu araştırmalar yapmanıza da gerek yok; memlekete yıllık izne gelen gurbetçilere sormanız yeterlidir. Bu noktada hele hele Türkiye ile kıyas bile edilemez.
Biz bu topraklar üzerinde yüzyıllardır kardeşçe yaşamış halklarız. Bu birlikteliğin bozulmaması için herkes ne olursa olsun, ister Alevî ister Sünnî, ister Çerkes ister Laz olsun, ister Türk ister Kürt olsun, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lazımdır. Bu ülkenin asıl sahipleriyiz ve bu ülkenin bir parçasıyız. Anadolu demek tek bir dîn, dil, mezhep, ırk demek değildir. Müslüman, Hristiyan, Musevî, Alevî, Sünnî, Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Arap, Ermenî, Rum, Süryanî, Çingene, hepimiz azîz milletimizin öz evlatlarıyız. Bunlardan biri eksik olursa bu kadim coğrafyanın ahengi bozulur. Anadolu demek bunlardan sadece biri veya birkaçı demek değildir; Anadolu demek bütün bunların hepsi demektir. Bu topraklarda doğan, bu toprakların kokusunu teneffüs ederek büyüyen ve kendini bu topraklara ait hisseden herkes bu coğrafyanın çocuğudur. Hiç kimse kendisini bu toprakların asıl sahibi ama yekdiğerini bir yabancı, sığıntı olarak görmemelidir.
Hidayet Şefkatli TUKSAL:
Bu üç yazarın Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesine verdikleri katkı ortada. 28 Şubat’ın en zor günlerinde dîndarların haklarını savunmaktan çekinmeyen, demokrat tutumları pekçok badireyle sınanmış Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar ve Yasemin Çongar’ı, sırf demokratlıkları Yeni Akit’in politikasıyla uyuşmuyor diye kara propagandanın konusu haline getirmek, utanç verici bir olaydır.
Bir Müslüman olarak Yeni Akit Gazetesi’nin bu tutumundan dolayı “utanıyorum”. Bu yazarlarla farklı dünya görüşlerine ve Kürt mes’elesinde de farklı yaklaşımlara sahip olabiliriz. Ama bu farklılık, onların görüşlerini açıklamalarına engel olma, onları Akitvârî bir andıcın konusu haline getirme cüretini kimseye veremez.
Müslümanlar “herkes için adalet” prensibini, Yeni Akit’in kara propagandasına kurban edemezler.
Ufuk COŞKUN:
Aydınların ırklarını, dünya görüşlerini ve inançlarını takan ulus devletçi sistemlerden kalma bir dışlayıcılığı andırırcasına da isimlerinin önüne bu sıfatları koyan Akit Gazetesi’ne, özgürlük değerini önemseyen biri olarak tepkimi göstermek istedim. Çünkü Türkiye’de bu tür hadiselerde ne zaman sessiz kalınsa sonu vahim biten acı olaylara tanıklık ediyoruz. Bu ülke şiddetten ve kandan beslenmeyen, insanların ölmediği, her kesimden insanla, Türk’üyle, Kürd’üyle, Ermeni’siyle, Alevî’siyle, Müslüman’ı, Sünnî’si ve gayr-ı müslîmiyle birlikte barış ve huzur içinde yaşanılan bir ülke olana kadar da sessiz kalmamayı tercih ediyorum.
Ayhan BİLGEN:
İfade özgürlüğünü savunmak için o ifadelere katılmak gerekmez.
Bazılarının anlamak istemediği ya da ahlâk ve algı düzeylerinin anlamaya yetmediği bir durumla karşı karşıyayız. Katıldığınız, tümüyle onayladığınız görüşlerin ifade edilmesini savunmak taraftar olmanın doğal sonucudur. Oysa hak savunuculuğunun, adaletten yana tavır almanın gereği, karşı olduğunuz görüşlerin ifade özgürlüğünü savunmaktır.
Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Hasan Cemal ya da başka gazetecilerin ifade özgürlüğünü savunmak için onların yazılarındaki tüm düşüncelerine taraftar olmak gerekmez.
312 General Dâvâsı’nda Akit Gazetesi’ne yönelik baskıya karşı çıktığımızda sözkonusu yazının içeriğini onaylama ihtiyacı duymadan ifade özgürlüğünü savunmuştuk.
İftira, yalan haber, karalama ve hedef gösterme, ifade özgürlüğü değil açıkça hak ihlalidir. 28 Şubat döneminde Akit Gazetesi’ne yönelik baskılara karşı çıkmamız, Akit Gazetesi’nin dönemin önemli aktörleri olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ya da Orgeneral Çevik Bir hakkındaki yalan ve haksız haberlerini onaylamamızı gerektirmez. Bu kişilerin mal varlıkları ya da hasta mâhkumların affı ile ilgili haberlerde açıkça yalan ve haksız haber yoluna başvurulduğunu defalarca ifade ettik, uyardık.
Nitekim geçtiğimiz yıl içinde şahsımla ilgili baştan sona yalan bir haberi manşete taşıyıp “aday olmak için Kandil’e gittiğimi” iddiâ ettiler. Haberin kullanıldığı tarihte YSK’nın aday listelerini bile çoktan ilan ettiğini hatırlatan, gayet nazik bir uyarı metni göndermiş olmama rağmen gazeteciliğin asgarî ahlâkını sergileyip düzeltme hakkımı kullanmama izin verilmedi.
Biz her dönemde “zalim kim olursa olsun”, gazetelere, gazetecilere baskı yapılmasına karşı çıkmaya da, gazetelerin, başkasının kişilik haklarını ihlal eden haberler yapmasına karşı tutum almaya da devam edeceğiz.
T 24
2 EYLÜL 2012