Meclis İçişleri Komisyonu’nun “il ve ilçelerin eski isimlerini iade etme” yönünde Başbakan Erdoğan’a başvuru tekliflerini sunması ve Başbakan’ın “Hazırlığı yapın, hepsini birlikte değiştireceğiz” demesi, İbrahim Sediyani tarafından “Çok önemli ve olumlu bir adım” olarak nitelendirildi.
Yaşadığımız ülkede asimilasyon politikaları sonucu isimleri değiştirilen yerleşim birimlerinin eski gerçek isimlerinin tekrar iade edilmesi konusunda Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükûmeti tarafından son atılan adım, “olumlu ve ümit verici” olarak değerlendirildi.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan “Adını Arayan Coğrafya” kitabının yazarı, “Masa-yı Esma” (İsimler Masası) kurucusu ve “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimi sözcüsü İbrahim Sediyani, son olarak Meclis İçişleri Komisyonu’nun “il ve ilçelerin eski isimlerini iade etme” yönünde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a başvuru tekliflerini sunması ve Başbakan Erdoğan’ın “Hazırlığı yapın, hepsini birlikte değiştireceğiz” demesini “Çok önemli ve olumlu bir adım” olarak nitelendirdi.
İsimleri değişen köy ve şehirlerin eski gerçek isimlerini geri almak için 20 yılı aşkın süredir aralıksız mücadele veren gazeteci İbrahim Sediyani, bu konuda Başbakan Erdoğan’ı kutlayarak Meclis İçişleri Komisyonu’na tam destek verdi. Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan haberle ilgili bir açıklama yapan Sediyani, “Hükûmetin bu adımını, daha adaletli bir yönetim, daha erdemli bir ülke ve daha aydınlık bir gelecekten yana olan herkes desteklemelidir. En azından bu hususta hükûmete her yurttaş destek vermelidir” dedi.
Türkiye’de faaliyet gösteren siyasî partilere, sivil toplum kuruluşlarına, cemiyetlere ve tüm medya kuruluşlarına çağrıda bulunan “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” Girişimi Sözcüsü İbrahim Sediyani, konuyla ilgili bir basın bildirisi kaleme aldı. Sediyani’nin kaleme aldığı basın bildirisinin tam metnini sunuyoruz:
“Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.
“Ey imân edenler! Âdil şâhidler olarak, Allâh için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allâh’tan korkup sakının. Şüphesiz Allâh, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Mâide, 8)
“Aralarında hükmedecek olursan adaletle hükmet. Şüphesiz Allâh, adaletle hüküm yürütenleri sever.” (Mâide, 42)
“Allâh adalet yapanları sever.” (Mümtehine, 8)
Ülkemiz hassas bir dönemden geçiyor. Gerek iç politikada olsun gerek dış politikada, oldukça kırılgan ve gerilimli bir süreç yaşıyoruz. Elbette her ülkede olduğu gibi, bizde de siyasî rekabetler, fikirsel mücadeleler olacaktır. Ancak hayatta bazı konular vardır ki, bunların politik veya daha farklı çıkarlara kurban edilme lüksleri yoktur. Bunlar partilerüstü, hiziplerüstü konulardır ve sağduyu sahibi her bireyi aynı kaygı ve zeminde buluşturmalıdır. Örneğin çevre sorunları, ekolojik sorunlar böyledir, eğitim sorunları böyledir, demokratikleşme sorunu böyledir. Asimilasyon poltikaları sonucu isimleri zorla, zorbaca değiştirilmiş yerleşim birimlerimizin, köy ve şehirlerimizin eski gerçek isimlerinin iade edilmesi gerektiği ve bunun geciktirilemez bir hak olduğu gerçeği de bu minvaldedir.
Hangi politik çizgide, siyasî yelpazede olursa olsun ve ismi ne olursa olsun, hükûmeti ve iktidardaki partiyi “ne yaparsa yapsın destek vermek” nasıl ki hatalı bir tutum ise, “ne yaparsa yapsın karşı çıkmak” da aynı şekilde hatalı bir tutumdur. İkisi de sağlıksız davranışlardır. Doğru olan; “yanlış adımlar attığında karşı çıkmak, doğru adımlar attığında da destek vermek” şeklinde olmalıdır.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Hükûmeti’nin son adımı, bu ülkedeki her vicdan sahibi bireyin tüm içtenliğiyle desteklemesi gereken bir adımdır. Gecikmiş, geciktirilmiş bir adımdır. Gecikmiş olmasının vebali de yine hükûmetin boynunadır. Rakip partilerin haksız eleştiri ve saldırılarına boyun eğmiş, geri adım atmıştır. Korkmuş, ürkmüştür. “Millî Birlik Projesi”ni cesur bir şekilde devam ettirmiş olsaydı, şu anda atmaya niyetlendiği adımı 2009 yılında atmış olacaktı. Ancak üzülerek ifade etmek gerekiyor ki, 2010 yılından önceki AK Parti ile 2010’dan sonraki AK Parti tamamen farklı ve hatta biribirine zıt iki ayrı parti olmuştur. AK Parti için “Çıraklık Dönemi” olan dönem halkımız için “Umut Dönemi” olurken, AK Parti için “Ustalık Dönemi” olan dönem de halkımız için “Hüsran Dönemi” olmuştur.
Gecikmiş, geciktirilmiş de olsa, “adalet”in tecelli etmesi gerekiyor ve kamuoyunun beklentisi de bu yöndedir. “Adalet”, eğer AK Parti eliyle tecelli ederse, bu elbette kendi adlarına daha da yakışacak bir olay olur.
Adında “Adalet”, “Kalkınma” ve “Parti” kelimelerini barındıran iktidar partisi, ne yazık ki “Ustalık Dönemi” ile birlikte adındaki “Adalet” kavramını tamamen rafa kaldırmış, tüm enerjisini diğer iki kavrama harcamıştır. Hatta bu konuda daha da ileri giderek, “Adalet” ile ilgili eleştirilere “Kalkınma” alanındaki başarılarını örnek göstererek cevap vermiş, bu yolla eleştirileri susturmaya, boğmaya çalışmıştır. Bu refleks ise kimi durumlarda tehdit boyutuna varacak kadar sertleşmiştir.
Elbette ki sanayiî ve ekonomi yönünden gelişme, zenginleşme, yani “Kalkınma”, hafife alınamayacak konudur. Ancak ülkelerin ve devletlerin sadece “Kalkınma”ya değil, “Adalet”e de ihtiyaçları vardır. “Adalet” hatta “Kalkınma”dan çok daha önemlidir.
Yerleşim birimlerinin isimlerinin “Türkçeleştirilmesi” ilk olarak 10 Aralık 1920 tarihinde gündeme geldi ve 1922 yılında ilk adım olarak birçok ilçe, köy, kasaba, dağ, köy isimleri Türkçeleştirildi. 1925 Şeyh Sâîd Ayaklanması’ndan sonra Doğu ve Güneydoğu’da yapılan isim değişikliklerinin ardından, 1934 – 36 yılları arasında 834 köye Türkçe isimler verildi. 1938 Dersim Katliâmı’yla birlikte isim değiştirme genelgelerle, valilik kararlarıyla devam etti. Kürtçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Gürcüce, Çerkezce isimler genelgelerle ya da yerel yönetimler ile valilik tasarrufu ile değiştirildi. 1940 yılında İçişleri Bakanlığı’nın 8589 sayılı genelgesi ile ad değiştirme işlemi resmîleşti ve tek elden yapılmaya başlandı.
1957 yılı ise adeta bir dönüm noktası oldu. Bu tarihte, “Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu” oluşturularak sistematik bir asimilasyon politikası hayata geçirildi. Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile Türk Dil Kurumu’nun temsilcilerinin bulunduğu bu komisyonda, coğrafyamızda yer alan tüm yerleşim birimlerinin adları ve coğrafî isimler değiştirilerek onlara Türkçe uyduruk isimler verildi. Yıllar içinde iktidarlar değişti ama bu kurulun faaliyetleri hiçbir aksamaya uğramadan 1978 yılına kadar devam etti.
Sözkonusu komisyonun 1978’e kadar yürüttüğü bu asimilasyon faaliyeti, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra, askerî rejim tarafından daha bir hızlandırılarak devam ettirildi. 1981 – 83 yılları arasında özellikle Kürtler’in yaşadığı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yönelik, dünyada ve tarihte belki de eşine rastlanmayan bir kapsamlıkta, o coğrafyanın tarihini ve köklerini adeta tamamen ortadan kaldırmak amaçlı bir “isim operasyonu” gerçekleştirildi. Bunun sonucu olarak bölgede ismi değiştirilmeyen nerdeyse bir dönümlük bir toprak parçası bile kalmadı.
Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yerleşim biriminin adı zorla değiştirilmiştir. Başka bir ifadeyle ülkemizdeki köylerin takriben yüzde 35’inin adları değiştirilmiştir. Bunlar yerleşik halkın rızası olmadan, tamamen asimilasyon amaçlı yürürlüğe konan bir politikanın sonucudur.Bütün Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Rumca, Ermenîce, Arapça, Çerkezce isimler silinmiş, hepsinin yerine uydurma Türkçe isimler verilmiştir. Bu politika yoğun olarak Kürt nüfûsun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu ile Laz ve Gürcü nüfûsun yaşadığı Karadeniz bölgelerinde uygulanmıştır.
Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu. Bu insan onur ve haysiyetinin ayaklar altına alınmasıdır! Bir insanlık suçudur. Bunun insanlık tarihinde, dünya tarihinde ikinci bir örneği yoktur, olmamıştır.
Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarını, erdem ve fazilet sahibi bireylerini, ister Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Ermenî, Arap veya Gürcü olsun, ister Alevî veya Sünnî olsun, bu ülkenin tüm yurttaşlarını, özgürlük, ilerleme ve aydınlık yarınlardan yana olan tüm yurttaşlarını, yaşadığımız coğrafyada egemen olan şoven siyasanın yüz yıla yakın bir zamandır bizlere yaşattığı bu utanca son vermek için sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada, ülkemizde, gerçek ismi yok edilmiş ve uydurma bir isim taşıyan binlerce yerleşim birimi, bu da demektir ki, üzerinde sahte bir isim yazılı olan yüzbinlerce trafik levhası ve yol işareti varken, konuşacağımız başka hiçbir konunun ehemmmiyeti yoktur; meşgul olacağımız her türlü gündem, sunî bir gündem olacaktır.
Üzerinde uyduruk isimler yazılı yüzbinlerce trafik levhasının dikili olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Nüfûs cüzdanındaki “Doğum Yeri” ibaresinde uydurma bir isim olan milyonlarca vatandaşı olan bir ülkede yaşıyoruz.
Böyle bir gerçeğimiz varken, üzerinde konuştuğumuz ve hakkında tartıştığımız her türlü gündem yapaydır, sunîdir, anlamsızdır.
Sahte bir isimle yaşanan hayat da ancak sahte bir hayat olur.
Bir ülke düşünün ki, oradaki şehir ve köy isimlerinin yarısı uydurmadır. Bir paşa tarafından veya ellerinde güç olan üç beş kişi tarafından masa başında uydurulmuştur.
Bir ülke düşünün ki, oradaki binlerce yerleşim biriminin gerçek ismi başka, resmîyetteki ismi başkadır.
Bir ülke düşünün ki, o ülkenin milyonlarca vatandaşı kendi köyünün resmî ismini bilmemektedir.
Bir ülke düşünün ki, o ülkenin yollarında aracınızla seyrederken karşınıza çıkan tüm trafik levhaları size yalan söylemektedirler.
Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu. Bu insan onur ve haysiyetinin ayaklar altına alınmasıdır! Bir insanlık suçudur.
Bunun insanlık tarihinde, dünya tarihinde ikinci bir örneği yoktur, olmamıştır.
Bu utanç, aynı zamanda, hiç abartmasız, hak ve adalet mefkumundan uzaklaşmamış, vicdanı körelip kararmamış, erdem ve fazilet melekelerini yitirmemiş herkesin rahatlıkla kabul edeceği üzere, Kızılderili soykırımı ve Afrika’daki “insan ticareti”nden sonra, insanlık tarihinin en yüzkızartıcı 3. büyük suçudur. Tarihin en büyük 3. soykırımıdır.
Bir kültür soykırımıdır; tarih soykırımıdır, toprak soykırımıdır, dil soykırımıdır. Kimlik soykırımıdır.
Bu zûlme karşı çıkmak, köylerin ve şehirlerin gerçek isimlerini geri istemek için, illâ da belli bir kavme veya dünya görüşüne mensub olmak gerekmiyor.
İnsan olmak yeterlidir.
İbrahim Sediyani
“Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” Girişimi Sözcüsü
UFKUMUZ
29 EYLÜL 2012