Bengal – Pakistan İlişkisi

Parveke / Paylaş / Share

 

 

 

 

 

     Barış ve Demokrasi Partisi, İspanya – Bask ilişkisini, İngiltere – IRA ilişkisini incelemek için, Güney Afrika’daki çözümü, gelişmeleri kavramak için önemli çaba harcıyordu. BDP’den sonra kurulan Halkların Demokrasi Partisi de aynı tutumu sürdürmektedir.

     Bu tür incelemeleri yapmak da önemli olabilir ama incelenmesi gereken, Kürtler’e ilham verecek, yol gösterecek olan esas konu, Müslüman Bengal halkının Müslüman Pakistan devletinden haklarını, özgürlüklerini nasıl aldığıdır.

     Bu konuya kısaca değinmekte yarar vardır.

     İngiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sömürgesi Hindistan’dan çekileceğini, Hindistan’a bağımsızlık vereceğini açıkladı. Müslüman önderler, örneğin, Muhammed Ali Cinnah (1876 – 1948), Muhammed İkbal (1877 – 1938) bu süreçte, Hindler’le birlikte yaşamak istemediklerini, ayrı bir devlet istediklerini vurguladılar.

     “Bizim dilimiz ayrıdır, kültürümüz ayrıdır. Biz Hindler’le birlikte yaşamak istemiyoruz, ayrı bir devlet istiyoruz” sözü, Müslüman önderlerin sözleriydi.

     Hindistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin liderleri, Mohandas Gandhi (1869 – 1948), Cavahirlal Nehru (1889 – 1964), bu öneriyi olumlu karşıladılar. 17 Ağustos 1947’de, aynı gün, aynı saatte iki devlet birlikte doğdu. Hindistan, Pakistan.

     O zamanlar Pakistan iki parçalı olarak kuruldu. Batı Pakistan (bugünkü Pakistan), Doğu Pakistan (Doğu Bengal, bugünkü Bangladaş). Bengal de iki parçaydı. Hindu Bengaller’in yaşadığı Batı Bengal, Müslüman Bengaller’in yaşadığı Doğu Bengal.

     Bugün, Hindu Bengaller’in yaşadığı Batı Bengal, Hindistan’ın bir eyaletidir. Yüz milyona yakın nüfûsu vardır. Ganj Nehri’nin Hind Okyanusu’na döküldüğü alan. Başkenti Kalküta. Resmî dili Bengalce. Bugün, Bengladeş Halk Cumhuriyeti olarak bilinen Doğu Bengal’de 165 milyon, Pakistan’da 175 milyon insan yaşamaktadır.

     1940’ların sonlarında, yani Pakistan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktığı dönemlerde, Batı Pakistan ve Doğu Pakistan arasında 2001 km mesafe vardı. Aradaki topraklar Hindistan topraklarıydı.

     Pakistan kurulduğu günlerde itibaren, Bengaller, Doğu Bengal’in özerkliğini, Bengal dilinin resmî dil olmasın istediler. “Bengal Dil Hareketi” isimli bir kurum oluşturuldu.

     Bengal aydınlarının, Bengal halkının taleplerine Pakistan yöneticiler, her zaman “Biz kardeşiz, talepleriniz İslam kardeşliğine aykırıdır” şeklinde cevap veriyorlardı. Pakistan aydınları da Pakistan devleti gibi düşünüyor, Bengal aydınlarının, Bengal halkının taleplerine olumsuz yaklaşıyorlardı. Pakistan tarafının bu açıklamalarına, Bengal halkı, Bengal aydınları, “Biz kardeş değiliz” diye cevap veriyorlardı. “Biz kardeş değiliz, Siz bizi düşmanımızsınız, çünkü ülkemizi işgal ettiniz, Bengal dilimizi yasakladınız, Urdu dilini egemen kıldınız. Bizi asimile etmeye çalışıyorsunuz. Biz dünyanın başka yörelerindeki halklara, Mslüman halklara ‘kardeş’ diyebiliriz, ama size demiyoruz.”

     1950’lerde, 1960’larda, Malik Gulam Muhammed (1895 – 1956), Seyyîd İskender Mirza (1899 – 1969), Muhammed Eyyûb Han (1907 – 1974), Muhammed Yahya Han (1917 – 1980) dönemleri böyle tartışmalara, tutuklamalarla geçti.

     1971 yılının başlarında, Doğu Pakistan’da (Doğu Bengal) seçimler yapıldı. Şeyh Mucibur Rahman (1920 – 1975) liderliğindeki Müslüman Avamî Birlik Partisi, milletvekilliklerinin büyük bir kısmını kazandı. Ama Cumhurbaşkanı Yahya Han meclisin toplanmasına izin vermedi. Bunun üzerin Doğu Pakistan’da Bengal halkı silahlı direnişe başladı.

     1971 yılı yaz aylarında çok yoğun bir savaş yaşandı. Pakistan devlet terörünü tırmandırdı. Milyonlarca Doğu Bengalli, Batı Bengal’e mülteci olarak sığınmaya başladı. Bu, Hindistan’ı çok rahatsız eden bir durum yarattı. Sonuçta Hindistan ordusu Doğu Bengal’e girdi. Pakistan ordusunu etkisiz bıraktı. 1971 yılı sonlarında Doğu Bengal bağımsızlığını ilan etti. Bangladeş böyle kuruldu. 1971 yılı yaz aylarında gerçekleşen savaşta, yüzbinlerce kayıptan söz edilir. O zaman Hindistan başbakanı İndira Gandhi (1917 – 1984)’ydi.

     1972 yılı başlarında, Sovyetler Birliği, ABD, Avrupa devletleri Bengladeş’i tanıdı. Bunun üzerine Hindistan ordusu Bangladeş’ten çekildi. Bangladeş’i en son tanıyan Pakistan oldu. 1975’te toplanana İslam Konferansı sırasında bu tanıma gerçekleşti. Pakistan’dan sonra Türkiye de tanıdı. 1971’deki Ulusal Kurtuluş Mücadelesi sürecinde, Türkiye Bengalli savaşçıları “eşkiyalık” yapmakla suçluyordu.

     1996 – 1997 yıllarında, Türkiye’de, Kürdistan’da gerilla mücadelesi yükseldiği zaman, Türk aydınlarının bir kısmı “her dile bir devlet gerekmez” demeye başladılar. “Dünyada 4000 (dört bin) civarında dil vardır. Her dile bir devlet mi olacak?” diyorlardı. Bunu derken, o dili konuşanların nüfûslarına hiç değinmiyorlardı. Örneğin, Sibirya’da, Ekvator bölgelerinde, 100 – 200 kişinin konuştuğu dilleri milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçe’yle aynı kefeye koyuyorlardı.

     “Her dile bir devlet olmaz” anlayışı 1950’lerde, Pakistan’da da söylenmiş. Halbuki o zamanlar Bengal dili, dünyada, Çince, Hindçe, İngilizce ve İspanyolca’dan sonra en çok konuşulan beşinci dil oluyor. Bugün de öyledir. Bengalce, Bengladeş’ten ve Batı Bengal’den başka, Myanmar’da, Nepal ve Bhutan’da, Hindistan’ın Assam, Tripor, Bengalor gibi eyaletlerinde de konuşuluyor.

     “İslam kardeşliği” sloganı Kürtler’i çok kandırıyor. Müslüman Bengal halkının bu slogana neden kanmadığı, Kürtler’in neden kandığı incelenmeye değer bir konudur. Kürt Seyyah İbrahim Sediyani’nin “Sediyani Seyahatnamesi” önemli bir kaynaktır. İbrahim Sediyani, Bangladeş’i, Bir Yanım Su, Bir Yanım Ateş; Aç Bana Kucağını Bangladeş dizisinde dile getirmektedir.

     Birinci Dünya Savaşı sonunda, Araplar Osmanlı Devleti’nden ayrılıp kendi bağımsız devletlerini kurma çabasına girdiler. Bunun için İngiltere’yle pazarlık yapıyorlardı. Arnavutlar, savaşın başında Osmanlı’dan ayrılmıştı. Balkan halkları, zaten 19. yüzyıl içinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılıp kendi devletlerini kurmuşlardı. Ama Güney Kürdistan’da, İngiltere’ye karşı “Ben Kürdistan kralıyım” diyen Şeyh Mahmud Berzencî, “Padişahı kurtaracağız, Halife’yi kurtaracağız, İslam’ı kurtaracağız…” anlayışındaydı.

     19. yüzyılda da, Güney Kürdistan’da, Abdurahman Paşa Baban’ın 1806’larda gerçekleştirdiği ayaklanma, 1830’larda, Revanduz Mîr Muhammed’in gerçekleştirdiği ayaklanma, yine “İslam kardeşliği” sloganına, “Halifeye, padişaha karşı ayaklanma olmaz” anlayışına takılmıştı.

     DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ “REJİM, İSLAMÎLEŞME, ORTADOĞU SEMPOZYUMU” TEBLİĞİ

     ANKARA – 22 KASIM 2014

bangladesh independence 2


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir