Parveke / Paylaş / Share
Allah bize “Oku” diyor ya,
ben de Allah’a “Yaz” diyorum her gece
uyumadan önce
“O’nu bana yaz.”
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını İbrahim içsin
bir fincanını Zerdüşt
ben aşkın cezvesinde kavurdum sessiz harflerimi
henüz yazıya dökülmemişken sevginin alfabesi…
Şu aşk var ya kalbimdeki,
Allah’tan gelme,
Cennet’ten indi oracığa,
henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde
Adem ve Havva yememişken yasak elmayı
ben içmişim senin demlediğin kahveyi
Nuh’un Tufanı ile değil,
bir fincan kahve ile başladı yeni yaşam
bir şekeri Be’er-Şeva’dan
bir şekeri Aşkabat’tan
Aşk-âbad’dan…
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Hacer içsin
bir fincanını Meryem
cezvende kavur dört kitabın öğrettiği ne varsa
beş vakit, altı kıta, yedi iklim ve sekiz cilt seyahatname
bir sayfası Chittagong
bir sayfası Nairobi
aksın tüm nehirler gözlerin gibi yeşil
Nuh’un yaptığı gemi çocuk oyuncağı
kahve yeşili gözlerinde yüzdürdüm ben gemilerimi
Yunus ne ki
ben bir kelebeğin kanatlarında yaşadım yıllarca
bir günlük ömrü vardı
her sabah ab-ı hayat içirdim
yeniden yeniden bağışlanıyordu bana fecre andolsun ki
Musa’ya inen 11 Emir idi aslında
birini sakladı
korkmuştu kavmine açıklamaya
şöyle yazıyordu: “Aşka ihanet etmeyeceksin!”
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Ali Şeriatî içsin
bir fincanını Frantz Fanon
hani seni tanıdım ya
kahve yeşili
sevmişim ya hani
şiir gibi kıpır kıpır seyyâhın yüreği
bir mısrâsı Ohri
bir mısrâsı İsfahan
“ilmin kapısı aşktır”, bunu yazdım gezdiğim tüm şehirlerin ibadethanelerine
“ve sevgilinin serçe parmağındadır cennet”
Yusuf ne yapmış ki
bütün gömleklerim arkadan yırtılsın, sen varken kalbimde
İsa evlenmediyse, sevmediği ne mâlum?
yoksa nasıl edebilirdi öyle bilgece sözler
İslam gelmeseydi de Hatice yine tarihe geçecekti
ya Fatımâ olmasaydı, kim tanırdı Ali’yi?
Kerbelâ devrimini yazan Zeynep’tir, Hüseyin değil
bilim okuduklarındır, ilim ise ayrıntılardadır
tarih ayrıntıları yazmaz
dînlerin anlattığı hikâye, felsefe ise cahil
hani Kur’ân âyetleri toplanıp yazılırken Halifeler eliyle
bir köşede oturup gizlice ağlayan bir genç vardı
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Bintül Hüda içsin
bir fincanını Leyla Qasım
bana gönderdiğin kahve vardı ya,
hani anlamamıştım, neden niçin diye,
kaç farklı ülkede içtim ben o kahveni, bir bilseydin,
hani yazıyorum ya ülke ülke, şehir şehir gezerek sevdâlı
hani kaleme alıyorum ya yaşadığım ne varsa, çağa tanıklığım
bir sayfası Muzafferâbâd
bir sayfası Be’er-Şeva
nehirler bir de şehirler biriktirdim avuçlarımın içinde
cezveye koyup pişiresin diye, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincan kahve koyasın diye önüme
bir şekeri Be’er-Şeva’dan
bir şekeri Aşkabat’tan
Aşk-âbad’dan…
Hani Kudüs’ü fethettikten sonra Selahaddîn
hani ayak basarken Mısır topraklarına
başladılar ya Kahire şehrini kurmaya
hani Selahaddîn, “Kürdistan’a dönmüyoruz,
burada, Mısır’da yeni bir devlet kuracağız” dediğinde
emrindeki askerler sevinçten bağırırken yüksek sesle
kutlarken bu kararı coşku içinde
bir köşede oturup gizlice ağlayan bir asker vardı
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Jomo Kenyatta içsin
bir fincanını Léopold Sédar Senghor
kahve kokusu geliyorsa kelimelerimden
ilhamını senden aldığı içindir makaleler
gemiler yüzdürürken Nuh gibi deryalar üzerinde
ve Yusuf gibi düşerken zindanlara
bir de baktım ki İbrahim gibi ateşler içindeyim
ağır geldi hayat, kaldıramadı omuzlarım bu yükü
nehirlere ve bir de şehirlere adadığım kelimelerimi
– dedim ya, “çağa tanıklığım” –
bir heybeye doldurup yanıma alarak Mirac’a çıktım
ordan dünyanın üzerine boşalttım heybemi
alfabemdeki harfleri yeryüzüne serptim yukarıdan
kimi okyanusa düştüler, kaybolup gittiler suyun derinliklerinde
kimi dağlara düştü harflerim, kimi şehir merkezlerine
kimi yıllarca köy köy dolaşıp isimler aradılar, asimilasyonun haritadan sildiği
kimi akşam serinliğinde Hira Dağı’nda oturup Mekke’yi seyrettiler
Kâbe’nin etrafında Kapitalizm’in sıra sıra dizili putlarını
kimi enkaz altındaki Muzafferâbâd’a düştüler depremde tamamen yıkılan
o karda kışta, Himalaya eteklerindeki Balakot köyünde
dört yaşındaki Semra’nın minik avuçlarına düştüler, ısıtmak için
yorgan oldular, battaniye oldular, nevresim oldular, sımsıcak yataklar oldular
kimi su gibi aziz oldular Schaffhausen önlerinde
kimi Goethe gibi aşka dair sanat oldular Mariánské Lázně’de
kimi çocukları sevindirmek için yol alırken açık denizlerde
Akdeniz’in ortasında kelepçelenip Negev Çölü’nde hapishaneye atıldılar
kimi karış karış gezerken Balkan topraklarını Evliyâ Çelebi gibi
yeniden yapılan camilerin duvarlarına şiir oldular
kimi İsfahan’da gül olup kokusu sinerken Nakş-ı Cihan Meydanı’na
Kerem’e yoldaş olup Aslı’yı aradılar yıllar boyunca
kimi Garissa’da bir fincan kahve oldular gözlerin gibi hatırı olan
mülteci kamplarında yatıp kalktılar Dadaab kurağında
kimi Naf Nehri’ni geçmeye çalıştılar Rohingya ülkesinde
bir yanı su, bir yanı ateş olan bir kavimle tanıştılar
bir Cennet’in üzerinde bir Cehennem’i yaşayan
Teknaf’tan Kaksa Bajar’a ağıt oldular, Chittagong’dan Dakka’ya çığlık
kimi harflerim yaşamın başladığı topraklara düştüler
hürriyet ve istiklâl şiârı oldular Kürdistan vatanında
bir pêşmergenin ailesine cepheden yazdığı mektup oldular
kimi yağmur gibi bereket taşıyıp düştüler Türkmenistan steplerine
feminist bir devlet kurdular Aşkabat çıkışında
Aşk-âbâd çıkışında…
Kimi harflerimi de avuçlarımda sakladım
onlar sana özeldi
melek soylum
kulaklarına fısıldayacaktım onları
kollarıma sardıktan sonra, dudaklarından öpmeden önce
kahve yeşili
hani Evliyâ Çelebi gezerken Balkan topraklarını şehir şehir
Elbasan’a ayak basarken 1670 tarihinde
Mbret Camiî’nin duvarına şiirler yazmıştı ya hani
o sırada caminin bahçesindeki ağacın arkasına saklanıp
gizlice Evliyâ Çelebi’yi seyreden
duvara neler yazdığını merakla okumaya çalışan bir delikanlı vardı
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Yezdigird içsin
bir fincanını Kerimxan Zend
belki yaşam üçüncü defa başlar şu yaşlı gezegende
belki Horasan’da başlar bu kez, belki de Yemen’de
ya da ne bileyim, Gore Adası da olur yeter ki başlayacaksa bir kez daha
ancak yasak meyvâ ile değil
tufan ile değil
bir fincan kahve ile başlasın yeni yaşam bu defa
cezvede kavrulsun iki yol, üç dîn, dört kitap,
beş vakit, altı kıta, yedi iklim ve sekiz cilt seyahatname
bir sayfası Rohingya
bir sayfası Frizya
Kızılderili öğütleri egemen olur belki bu kez yeryüzünde
barış olur belki bu defasında, kardeşlik olur, paylaşmak olur,
Cudi yerine Şengal Dağı’na oturur gemi bu sefer belki
10 Emir belki Zigana Geçidi’ne iner bu kez
Kızıldeniz değil, Akdeniz ikiye yarılır belki bu kez tam da 72. milde
Avesta da korunur belki, Zebur da yenibaştan iner
ve bütün yitik ülkelerin isimleri yer alır dünya haritasında
melek soylum
kahve yeşili
hani Şerefxan savunurken Bitlis Kalesi’ni Rozkî beyleriyle
tek tek vurulup düşerken kaleden Rozkî’nin yiğitleri
koyunların başında oturup ağlayan bir çoban vardı
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Hypatia içsin
bir fincanını Hannah Arendt
Şu aşk var ya kalbimdeki,
Allah’tan gelme,
Cennet’ten indi oracığa,
henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde…
Aşk, Allah’ın 100. sıfatıdır
kadındır, yeryüzündeki halifesi
doğuran, çoğaltan, bereketlendiren, üreten herşey dişidir çünkü
Asiye emzirmezse,
Tanrı kime gönderecekti Kutsal Kitap?
Meryem doğurmazsa,
nasıl dirilecektik biz öldükten sonra?
Hacer olmazsa,
Tanrı’ya nasıl komşu olacaktık şâhdamarımızdan daha yakın?
Hatice örtmeseydi Muhammed’in üstünü,
hiç iner miydi Müdessir?
Fatımâ’nın evi olmasa,
ilmin kapısı olabilir miydi Ali?
Zeynep olmazsa,
bir mektep doğar mıydı Kerbelâ kıyamından?
melek soylum
sevdiceğim
hani Qazî Muhammed’in bir talebesi vardı
üstü başı pasaklıydı
tembeldi, haylazdı
diğer öğrenciler sınıfta pürdikkat dinlerken Qazî’nin dersini
o tırnaklarıyla önündeki sıraya haritalar çizerdi
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
SEDİYANİ HABER
16 ARALIK 2016

Parveke / Paylaş / Share
Gerçekten büyük bir zevkle baştan sonuna kadar defalarca sıkılmadan okudum . Konusu aşktan beslenerek dini,tarihi,felsefeyi,ilmi,seyahati… birbirine ancak bu kadar harmanlastirabilir bir insan . Allah razı olsun
Yeşil’in her tonunu şiirlerinizde göreceğiz galiba:) Tatvan’ı şiirde okumak güzeldi, bir de Turgut Uyar’dan.
Sevgili Ibrahim Sediyani edebi, felsefi, kadim tarih ve kahve tadında bir şiir olmuş, yüreğinizde aşk kaleminizde adalet daim olsun.
Değerli İbrahim kardeşim,
güzel şiir, büyük bir birikimin ürünü, seni kutluyorum. Sana bu şiiri yazdıran hanımefendiyi de kutluyorum :))
Aşk, Bilgi, Tarih
Dilim tutuldu okurken, yaşamınızda mutluluklar dilerken daha güzel eserler yazmanızı candan diliyorum. İyi ki sizi tanımışım hocam.
Muhtesem.
Muhteşem.. bir sonrakinde kahve yeşili gözlüye sizin yaptığınız kahvedeki duyguları okumak isterim
Xêr û pipar be helbesta teyê nuh.
Muhteşem abi nasıl bu kadar tarihi bu kadar olayı bir araya getirdiniz..hayran kaldım ..
Rabbim gönlünü daha geniş daha bereketli kılsın. Bir çırpıda tarih bir çırpıda muhabbet bir çırpıda…
tebrikler…çok etkileyici bir metin..yayınlanmış kitaplarınızdan istesem ..özellikle şiir kitaplarınızı ….veya nasıl temin edebilirim?