Fahriye Adsay’ın Eleştirileri Üzerine…

Parveke / Paylaş / Share

 

 

 

 

 

     Fahriye Adsay, 22 Mart 2017 tarihli ve 12 sayılı Bas Gazetesi’nde “Sayın İsmail Beşikçi’ye Yanıt” (http://www.basnews.com/index.php/tr/culture-arts/book/338028) başlıklı bir yazı yayımladı. Bu yazıda, Fahriye Adsay’ın, “Beşikçi bütün şeyhleri aynı kategori içinde değerlendiriyor, aralarında hiçbir fark olmadığını vurguluyor” şeklinde ifadeleri var. Bu değerlendirmeler “Üç Kürt” (http://www.nerinaazad.net/tr/columnists/ismail_besikci/uc-kurd) yazısı ile ilgilidir.

     “Üç Kürt” yazısının son taraflarında şöyle bir belirleme vardı: “Şeyh Said’in ve idam edilen 46 dâvâ arkadaşının, Ermeni tehcirinde rejime destek verdikleri ve daha sonra Ermeni mallarının yağmasına katıldıkları, bu yağmadan pay aldıkları kanısında değilim. Ama Şeyh Said direnişi sırasında, rejimin yanında yer alarak direnişi bastıranların geçmişi incelendiğinde, Ermeni tehcirinde rejimin yanında yer aldıkları, Ermeni mallarının yağmasına katıldıkları, bu yağmadan büyük pay aldıkları söylenebilir. Bu görüşün, Kürdistan’ın çeşitli alanlarında test edilmesi gerekir.”

     Şeyhler arasında böyle çok köklü bir ayrım yapıldığı halde, Fahriye Adsay’ın “Beşikçi bütün şeyhleri aynı kategori içinde değerlendiriyor” demesi haksızlıktır.

     Fahriye Adsay’ın diğer bir eleştirisi, “Beşikçi’ye göre, bütün şeyhler Ermeni mallarının yağmasına katılmışlardır, bu yağmadan pay almışlardır” şeklindedir. “Üç Kürt” yazısında, yukarıda belirtilen bölüm, bu eleştirinin de dayanaksız olduğunu göstermektedir.

     “Üç Kürt” yazısında, Kürt yurtseverliğinin, Kürt millîyetçiliğinin kaynakları üzerinde duruluyordu. Fahriye Adsay’ın bu çerçevede Şeyh Ubeydullah Nehrî’yi hatırlatması yerindedir. Ubeydullan Nehrî’nin ve çocuklarının yurtseverliğinin, millîyetçiliğinin de medreselerden geldiği rahatlıkla söylenebilir. Barzan Medresesi’nden söz edip, Şemdinan’daki medreseden söz etmemek elbette eksikliktir. Bu, benim eksikliğim… Ubeydullan Nehrî ve çocukları, İstanbul’daki veya Bağdat’taki bir askerî akademide eğitim görselerdi, kanımca bu kadar yurtsever, millîyetçi olmazlardı. O zaman Kürtler’i, Kürdistan’ı değil, Osmanlı’yı savunurlardı. Bunun gibi tarihte görünen yurtsever, millîyetçi Kürtler’in eğitim durumlarının incelenmesi, yurtseverliklerinin, millîyetçiliklerinin kaynaklarının değerlendirilmesi önemli olmalıdır.

     Fahriye Adsay’ın eleştirilerinde bir de, “Beşikçi, görüşlerini açıklarken bir kaynak göstermiyor” şeklindeydi. “Üç Kürt” yazısında, Şakir Epözdemir’in “Kürdistan Medreseleri” adlı kitabı, Arménouhie Kévonian’ın “Gülizar’ın Kara Düğünü: Bir Kürt Beyi Tarafından Kaçırılan Ermeni Kızın Gerçek Hikâyesi” adlı kitabı, İbrahim Sediyani’nin “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı kitabı kaynak olarak gösterilmiştir. “Üç Kürt” yazısında, bu kitapların künyeleri etraflı bir şekilde gösterilmiştir. Arménouhie Kévonian’ın kitabı özel olarak çok önemli bir kaynaktır. Kitap, ilk olarak 1946 yılında, Paris’te Ermenice yayımlanmıştır. Türkçesi 2015’te İstanbul’da basılmıştır. Kitapta, Hacı Musa’nın Ermeni kızı kaçırması, cinayetleri, köy yakmaları, Ermeniler’e yapılan baskı – zûlüm, sürgünler, şeyhler tarafından her zaman “İslam’a uygundur” şeklinde değerlendirilmiştir. Bu dönemde Kürtler silahlanmıştır. Hamidiye Alayları vs., Ermeniler’in silah taşıması, silah edinmesi yasaktır

     “Üç Kürt” yazısından önceki yazılarda söz edilmiş olan, bu yazıda söz edilmemiş bir kitaptan daha söz etmek gerekir: “Osmanlı Döneminde Diyarbakır’da Toplumsal İlişkiler (1870 – 1915)”, Derleyenler; Joost Jongerden – Jelle Verheij, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Aralık 2015

     Bu kitapta, Jelle Verheij’in “Diyarbekir ve 1895 Ermeni Krizi” başlıklı bir yazısı var (s. 87 – 148). Kitabın sonunda, bu yazıya ilişkin ekler var. Ek A, “Diyarbekir Vilayetinde 1900 Yılları Civarında Gayr-ı Müslim Yerleşimlerin Geçici Listesi” (s. 301 – 337) başlığını taşımaktadır. Ek B, “Diyarbekir ve 1895 Ermeni Krizi Kırsal Kesimin Kaderi” (s. 339 – 348) başlığıyla verilmiştir. Bu listeler, çok açıklayıcıdır. Birçok konuya açıklama getirmektedir.

     Sosyal bilimlerde özgür eleştiri, ifade özgürlüğü çok önemlidir. Bunlar bilimi üretmenin vazgeçilmez koşullarıdır, onsuz olunamaz koşullarıdır. İster beğenilsin ister beğenilmesin, ister cevap verilsin ister cevap verilmesin, eleştiri her zaman önemlidir. Yazar, daha sonraki yazılarında, kitaplarında bu eleştirileri göz önünde, dikkate alır.

     Bu arada şu konuyu hatırlatmak gerekir. “Üç Kürt”, “İki Kürt”, “Bir Kürt” yazılarını birlikte değerlendirmek daha doğrudur. “Bir Kürt” yazısından sonra şunu da öğrendim: Abdullah Cevdet (1870 – 1931), yazılarını Bir Kürt mahlasıyla yazıyormuş…

     NERİNA AZAD

     28 MART 2017

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir