Ali Şeriatî bir ideologdu. Ruşenfikir idi. Aklı ve sorgulamayı ön planda tutan bir yapısı vardı. Taklite dayalı, taklit-i merci konuları O’nun için değersizdi. O Allah’a iman etmiş biri idi. O insanları putlaştıran değildi, aksine karşısında duran Hüseynî bir duruşa sahip idi. Bundan dolayı O’nun en büyük düşmanları da yine Müslümanlar idi. O, onların dayatmalarına reddiye veren idi. O, sönmüş bir İslam Medeniyeti’nin fikir babası ve ihyâ eden idi. 12. asırdan itibaren Müslüman âlemi takriben 8 asır boyunca sadece taklitçilik üzerinden yazdılar ve konuştular hep ama üretici olmadılar, tüketici olup birbirlerini boğazladılar. O ise tarihin tozlu sayfalarında kalan İslam Medeniyeti’nin düşmüş olduğu durumları ele aldı ve fikirler üretti. Ve O’nun fikirleri o kadar sivri idi ki mollalar ve rejimler titrer olmuştu. Çünkü O, Allah’a çağırıyordu, kullara kulluğu reddediyordu. O “üretin, taklit etmeyin, yaldızlı sözleri yaymayın, aklınız üretsin, kendiniz olun ve birer bilgin olun” derdi…
Önce başladı eleştirmeye, “silkelenin” dedi, ama önünde aşılmaz bariyerler vardı, pes etmedi ve yola devam etti. Sünnî âleminin düştüğü hataları irdeledi… Putlaştırılan âlimleri – hanedanları ve rejimleri törpülemeye başladı. Şiâ’yı yerden yere vurdu, bilimsel olarak deşifre etti ve kaynakları konuşturdu… “Hüseynîye”ler taştı ve coştu… Gönül pınarları pürdikkat kesildi. Ölüm ve işkence, her an yakalanma ve infaz edilme; hiçbir beşerî rejim ve güç O’nu düşüncelerinden caydıramadı… O hakikî bir mü’mîn idi. O gücünü Alllah’tan alıyordu… O, İran İnkilâbı’nın fikir babası ve ideologu idi. Şâh bile ismini duyarken, uykuları kaçardı… O’nun parlak ve özgün fikirleri gün geldi, Şâh’ı alaşağı etti. Sünnîler O’nu suçladılar, “Sünnî düşmanı” dediler. Şiîler O’nu suçladı, “Şiâ düşmanı” dediler. O ise hak adına konuşuyordu, ölülerden medet ummayan, insanları putlaştırmayan, eleştiren ve hakikatleri kaynaklarla yazan biri idi. Sonuçta iki tarafa da yâr olamadı. Gönül erbâbı olanlar O’nu yâr edindi ve O’nun fikirleriyle bir çığır açtılar.
Ali Şeriatî, 8 asır sonra İslâm Medeniyeti içinde çıkmış ender bir fikir adamı idi. 20. yüzyılda bir güneş gibi doğdu ve ufuklar sınırları aştı, yürekler parıldadı O’nun eserleriyle. O’nun eserleri, göz nûru idi, zahmetin bereketi idi, aklın faal hale getirilmesine vesile olan idi. Akıl yeniden rahmanî misyonuna geri döndü. Kur’an-ı Akıl yeniden dirildi…
ALİ ŞERİATÎ VE KÜRTLER
Ali Şeriatî’nin günümüzde hem Türkçe ve hem de Kürtçe / Kurmancî’ye çevrilmiş kitapları vardır. Özellikle Türkiye merkezli Türk – İslam fikrine sahip Turanistler bilinçli bir şekilde Ali Şeriatî’nin kitaplarını Türkçe’ye çevirirken Kürtler konulu pasajlara sansür uyguladılar. Bunu yapanlar da güyâ günümüzde iktidar olanların grupları ve genel anlamda ise Kürtler konulu tercümeler olduğunda mutlaka “Kürt” kelimesine sansür uygulanır. Bu sistem aynı zamanda Türk Diyaneti tarafından da uygulanmaktadır. Dikkat edin; bu kesimler “Dîn’den – imândan – Tanrı’dan” her gün bahsedenlerdir. “Gizli ırkçılık” dediğimiz ve tanrılarını memnun etme adına bu çabaları, Kürt fobisinden kaynaklanmaktadır. Avrupa nasıl medeniyetsizse, tarihsel hiçbir dayanakları yoksa ve kendilerini Yunan’a bağlama adına bilgi kirliliği yaymışsa, aynı zamanda da bu Turanist akımlar da kendi atalarının medeniyetsiz oluşlarını gizleme adına barbarlıklarını bilinçli bir şekilde gizlerler… Said-i Kurdî bizzat Kürt olmasına rağmen onu Arap’laştırmak isteyenler ve sahtekârlıkta sınır tanımayıp ve yine kendi kitaplarında açıkça “Kürtler” ve “Kürdistan” yazmasına rağmen, “Kürt” ve “Kürdistan” kavramları bilinçli bir şekilde grup – cemaat ve devlet operasyonuyla kaldırılmıştır ve tahrifat yapılmıştır… Türk zihin aklı hep inkâr üzerine bina edilmiştir. Türkler’e ve Osmanlı Hanedanı’na dîni bile öğreten yine Kürtler olmuştur; açın bakın tarih kitaplarına, çok büyük âlimlerin ve düşünürlerin Kürt olduğunu göreceksiniz Osmanlılar döneminde…
Yunan’ın tarih sahnesine çıkışı, birleşik bir güç olarak Makedonyalı İskender dönemidir ve yine bu dönem O’nun ölümüyle sonlanmıştır. Yunan’ı bu kadar büyüten Batı olmuştur, bunu da belirtelim. Yunanistan site devletlerinden ve farklı topluluklardan oluşan küçük ve bölgesel yönetimlere sahip idi. Bugün “Yunan mitolojisi” olarak okuduğunuz pasajların çoğunluğu da yine Anadolu ve Mezopotamya kökenli anlatımlardır ve zamanla Yunanlar kendilerine mal etmişlerdir. Tabiî ki bu siteler düşünürler çıkarmadı değil. Yunan düşünürlerini dünyaya tanıtan yine Batı olmamıştır, İslam Medeniyeti olmuştur. Eğer bugün Yunan filozof ve düşünürleri hakkında bilgi sahibiyseniz ve bu kitapları okuyorsanız, bu Batı’nın sayesinde değil, İslam Medeniyeti’nin sayesindedir.
Yunanistan, Mısır’dan tutun Hindistan’a kadar – ve yine Kürdistan olmak üzere Mezopotamya da buna dâhildir – hem etkilenmiştir hem de istifade etmiştir, bu medeniyetlerden. Yunanlar’ın ilk kez tarih sahnesine çıkışları ve savaşları da Arya topluluklarıyla olmuştur. İskender öncesi Yunanistan siteleri birer koloni halinde Aryalılar tarafından yönetiliyordu. Günümüzde bir spor dalı olan “Maraton”, tarihte yaşanılan bir savaştan ismini almıştır ve “300 Spartalı” olarak çevrilen filimdeki rahip karakterlerinin hepsi Kürtler’dir, bunu da belirtelim. Mogan rahipleri, Sasanî Hanedanı’nın yıkılışına kadar dîn – diyanet dahil olmak üzere bu tekel Kürtler’in elinde idi. Medler’den başlayan ve Sasanîler’e kadar devam eden bir süreçte İslam Medeniyeti’ne en büyük katkıyı da yine Kürtler sağlamıştır ve buna Osmanlı Hanedanı da dâhildir.
İslâm Medeniyeti’nin temelini de yine Kürtler atmıştır. Ebu Hanife Dinawerî’nin bilimleri sınıflaştırma, tarihçilik yazımı, kaynak gösterme ve metodolojik çalışmalar nasıl yapılır, hepsini göstermiştir.
Ticaret insanlık tarihi boyunca kültürel alışverişlerde ve inançları taşımada en büyük faktör olmuştur. Kadim dünyada ve günümüzde yine bu kural hâlâ da geçerlidir. Unutmayınız: İslam Asya’ya ticaret yoluyla girdi.
Ali Şeriatî’nin “Medeniyet ve Modernizm” adlı eserinde Yunan Medeniyeti’nin kurucularının Yunan’a giden Kürtler olduğu söylenmiştir:
“Yunan Medeniyeti de hicret eden Kürtler’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtler’in Yunan’a gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkçası Çağdaş Amerikan Medeniyeti’dir. Batı, çok ilginçtir, hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yöreden, Beyn’en- Nehreyn’den söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse, geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncü bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi, Yunan Medeniyeti’nin kaynağı Kürtler’e dayanır. Kürtler iki nehir [Dicle ve Fırat] arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefe merkezidir. Riyazî bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir.” (Beyn’en Nehreyn: Dicle ve Fırat; bu kavramın Yunanca’sı da “Mezopotamya”dır ve Riyazî bilimleri de “Matematik bilimi” anlamına gelmektedir)
Günümüzde Kürtler konulu en fazla kaynak Yunan kaynaklarında bulunmaktadır ve yine belirtelim ki Kürtler, kaynak konusunda çalışmalar yapmıyorlar. Keşke yapsalardı. Yine Medler hakkında ilk kaynak da yine Heredot tarafından kaleme alınmıştır ve yine “Anabasis / Onbinlerin Dönüşü”, bunlar temel ve klasik kitaplardır.
Ve yine son dönem arkeolojik çalışmalarda “Zeus” kelimesi yani tek Allah inancının da Yunanistan’da takriben İ. Ö. 850 dönemlerinde yayıldığı tesbit edilmiştir ve bu kelime de Hint – Avrupa dil grubunda olan bir kelimedir.
Ve yine araştırmacılara göre Yunan site devletlerine ilk kez putçuluğu empoze eden de kör olan Homeros’un tâ kendisidir. İlya ve Odessa anlatımlarıyla bugün Yunan mitolojisini analiz ettiğinizde Arya ve Kürt mitolojisiyle içerik olarak hemen hemen aynıdır. Zervanizim’de “Zervan” var, ilk başlangıç ve aynı anlatım bu sefer “Kaos” olarak Yunan esatirinde mevcuttur. Ali Şeriatî’nin burdaki tesbiti fevkâlede ve mükemmel olmakla beraber araştırmada ne kadar ileri bir seviyede olduğunu göstermiştir ve direk “Kürtler” demiştir.
Ali Şeriatî kitaplarında “İslâm çalışmalarında tüm diller yer almalı ve eserler verilmelidir” diyen de yine kendisidir ve direk olarak “Kürtçe de eserler yazılmalıdır” demiştir.
Ali Şeriatî’yi Ali yapan Fransa’ya gidip okumasıdır ve aydınlanma dönemini de orda görmüştür. Bunu da kendisi belirtmiştir. Dışarıdan baktığınızda o zaman manzarayı daha objektif görebilirsiniz ama içinde olduğunuzda ise bulanık görürsünüz, taklitçi olursunuz… Said-i Kurdî’yi Kurdî yapan İstanbul’du, çünkü orda herşeyi tüm çıplaklığıyla hem görebilmiştir hem de sistemin nasıl döndüğünü görme şansını yakalamıştır. Ama Kürdistan içinde kalmış olsaydı o zaman o akıl taşmazdı ve lokal kalırdı. Ve Kürtler’i tarih sahnesine taşıyan akılları, analizleri ve seyahatleri olmuştur.
Taşan akıl daha berrak olur. Taşan akıl olaylara farklı bir açıdan ve pencereden bakar. Taşan akıl bereketlenir ve nehirleri aşar, akar deryaya karışır ve içinde yüzer bilgiyle.
Jean Paul Sartre’yi kendine hayran bıraktıran O’nun özgün düşüncesi idi, unutmayınız: “Eğer ben tek bir Allah’a imân edersem, Ali Şeriatî’nin Allah’ına imân ederim” diyen bir itiraf… O bilgiyle haşır neşir idi. O kimseleri taklit etmedi ve O kendine has duruşuyla aklın – fikrin ve düşüncenin ideologu olarak tarih sahnesine çıktı.
İRAN İSLAM DEVRİMİ’NİN TEMELLERİNİ ATAN ALİ ŞERİATÎ
Ali Şeriatî, fikirleriyle hem Doğu’ya hem Batı’ya hitap eden bir dahi idi. O, milletlerüstü bir duruşa sahip idi. O, tüm hayatını okumaya, aydınlanmaya ve aydınlatmaya vakfetti ve bu uğurda hayatını feda etti. Sürgünde otel odasında şehîd edilene kadar…
Ali Şeriatî, genelde hep konuşmalarla, çözümlemeler yapmıştı. İran’da Şiâ kültürüne has olan “Hüseynîye”lerde halka hitap ederdi ve konuşmaları teybe alınır, sonradan yazıya geçirilirdi. Kendi fikirsel iç dünyasını anlatan ve Türkçe’ye de çevrilen iki ciltlik “Yalnızlık Sözleri” kitabı vardır. Bugün Türkiye’de tüm modern İslamcı grupların ekseriyeti O’nun kitaplarından hem istifade etmiştir hem de farklı bir bakış açısıyla yola çıkmışlardır, lâkin sonradan bunlar cemaat – örgüt – gruplaşma ve hizipleşmelerle ne hikmetse sonradan Ali Şeriatî’ye saldırmışlardır… İnsanda biraz utanma olur. Edep yahu edep!
Günümüzde O’nun okuyucu kitlesine baktığımızda, her akımdan insanları, her fikir ve düşünceye sahip olanları görmek mümkündür. Sağından tutun soluna, soldan tutun muhafazakârlara, ordan liberallere ve İslamcılar’a ve günümüzde yine pekçok Sosyalist kesim de mutlaka okur kitaplarını. Dikkat edin; her kesim mutlaka okur, bu bir hakikattır. “İnsanın Dört Zindanı”, “Ebu Zerr”, “Kevir” vs. temel kitaplarıdır. “Ali Şiâsı – Safevî Şiâsı” kitabı, İran mollaları tarafından O’nun “kâfir” olduğunun söylenmesine yol açmıştır. Hakikatleri anlattığından dolayı da rencide edilmiştir. “Ebu Zerr” kitabında ise Yeşil Saray hizipçilerini yerden yere vurduğundan dolayı tekfir edilmiştir. Osmanlı Hanedanı’nı eleştirmiştir ve bu yüzden Türkler O’nu küçümsemiştir. Kürtler hakkında yazdığı doğrular, Türkler’in nefretini körüklemiştir ve Batı’nın ne kadar duyarsız ve sahtekâr olduğunu da izhar etmiştir.
İran İslam Devrimi’nin fikir babası kendisi idi, Humeynî değildi ama herşey Humeynî’ye mal edildi. Nasıl ki Türkiye’de Cumhuriyet kurulurken Kürtler yok sayıldı ve herşey Mustafa Kemal’e mal edildi, Humeynî de aynısını yaptı. Humeynî’nin de fikir babası Ali Şeriatî idi. Şiâ’ya getirdiği eleştirileriyle bir çığır açtı, “İmamet” meselesini masaya yatırdı… “Mehdîsiz de devrim olur” fikrini ortaya attı. Devrimden sonra, Devrim Konseyi’nin ilk yaptığı da Ali Şeriatî’nin kitaplarını yasaklamak oldu. Sanki yaşamamış biri olarak gözden düşürmeye gittiler ama O’nun kitapları taştı, sınırları aştı, tüm yasaklamalara rağmen… Ali Şeriatî’nin misyonunu alıp Humeynî’ye bağladılar. Yetmedi bu sefer Humeynî yine başka bir Ayetullah’ın fikri olan “Taklit-i Merci” fikrini aldı ve kendine mal etti ve bu Ayetullah’ı göz hapsinde tuttu. “Bu kadarı da olmaz” demeyin. Sizin okuduğunuz kitaplarda bunlar yazmaz ama bunlar doğrular değildir, bilgi kirliliği her yerde. Her devrim mutlaka evlâdlarını yer, İran devrimi de Ali Şeriatî’yi yok saydı… İran Şiâsı’nda tek merci Mehdî’dir, “mutlaka Mehdî gelecek, ancak O’nun kılavuzluğunda devlet kurulmalıdır” anlayışı var. Bu düşünce Yahudîlik’te de var ve bu düşünce Zerdüştîlik’ten geçmiştir kaynak olarak. Konumuz bu değil. Devrim Şiâ’ya göre olmaz, “zûlüm artacak ve Mehdî teşrif edecek.” Bu düşünce sistemi yine New Christler’de de var, Amerika başını çekiyor vs.
Eğer sizin bir devletiniz varsa, o zaman hangi millete sahip olduğunuz da sorun olmaz, çünkü herşey aşikârdır. Ama bir devletiniz yoksa o zaman var olan devletin milleti olursunuz, bunu da unutmayın.
ALİ ŞERİATÎ’NİN AİDİYETİ ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN POLEMİKLER
Öncelikle günümüz İran’ında Aryayî topluluklarla beraber başka milletler de yaşamaktadır. Tarihsel açıdan baktığımızda kadim Arya diyarında Kürtler egemen güçler tarafından yerlerinden göçertilmiş ve Kürdistan dışında mecburi iskâna hem tabi tutulmuşlar hem de hiçbir sebep yokken katledilmişlerdir. Günümüzde ulusal halklar bazında bakacak olursak yeryüzü coğrafyasında Kürt ulusu kadar dağınık bir millet yoktur ve asimile edilmelerine rağmen de yine Kürdistan’da büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bunun sebebi, tarihsel olarak güçlü bir kültüre sahip olmalarından gelen bir karakteristik özelliğe sahip olmalarıdır.
ALİ ŞERİATÎ’NİN BİYOGRAFİSİNE BAKALIM ŞİMDİ
“Ali Şeriatî, miladî 23 Kasım 1933 (İranî takvime göre, 2 Âzer 1312) tarihinde, İran’ın kuzeydoğu toprakları olan Rezevî Xorasan vilayetinin Sebzevar ilçesine bağlı Mezinan nâhiyesinin 124 haneli Kahek köyünde doğdu. Doğduğu köy, toprağının kuraklığı ile meşhur bir çöl yerleşkesidir. 1933 yılında doğup henüz gencecik yaşta, 1977 yılında şehîd edilen ve sadece 44 yıl yaşadığı halde, bu kısacık ömre binlerce yıllık bir birikim ve okyanuslar derinliğinde bir ufuk sığdıran ruşenfikr bir insan olan Ali Şeriatî hakkında, ölümünden bu yana dünyanın farklı ülkelerinde onlarca kitap yazıldı, yüzlerce konferans / panel düzenlendi, binlerce makale kaleme alındı. Öyle ki, hakkında yazılan yazıların ve verilen konferansların sayısı, hayatteyken kendisinin yazdığı yazıları ve verdiği konferanları sayıca aştı.” (İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 51, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6 [İran Seyahatnamesi], bölüm 51)
Son dönemlerde Ali Şeriatî’nin Kürt olduğuna dair kısa ve kaynaksız haberler yer almaktadır ve çok kişi yine doğduğu nâhiyenin ismi olan “Mezinan” kelimesinden yola çıkarak bu sonuca ulaşmak istiyor. “Mezin” kelimesi “büyük” anlamına gelir ve Kürtçe bir kelimedir ki çoğunuzun kullandığı ve aslen Yunanca olan “mega” kelimesi de aynı anlama sahip olup aynı kökten gelir. “Mezin+an”; “-an” çoğul ekidir ve “Mezinan” kelimesi “Büyükler” demektir. Köyle beraber yazarsak; “Mezinan köyü” yani “Büyükler köyü” olarak çevirebiliriz. Peki kelimeden yola çıkarsak, öyle bir sonuç bilimsel mi?
Ali Şeriatî tarihsel bir kişilik değildir ve yeni dönemde yaşamış bir düşünürdür. Yine çocukları da yaşıyor günümüz İran’ında… “Mezinan” kelimesiyle yola çıkıp polemik yapmaktansa, çocuklarıyla irtibata geçilir veya yaşadığı / doğduğu bölgeye gidilir ve saha araştırmasıyla bilimsel ve objektif, tarafsız araştırmayla sonuca varılır. Lâkin bizim Kürtler bunu yapmazlar, mutlaka polemik peşinde koşarlar ne hikmetse. Bilginin zahmeti, yollara düşmekle ve alınteri dökmekle olur, oturmakla, klavye başı kelimeleri servis etmekle olmaz.
Daha önceden çok kişi Facebook üzerinden özelden sordular bendenize ve anahtar kelime “Mezinan”dan yola çıkarak. Konu hakkında net bilgiye sahip olmadığımı belirtmeme rağmen bazıları gücenmişti, hatta “Kürt kabul edelim gitsin” diyenler de olmuştu! Onlar için herşey kolay, bir mühür vurursunuz ve basarsınız olay biter… İran konusunda uzman olan ve İran’ı iyi tanıyanlarla yazışma ve yüzyüze görüşmelerde konuyu dile getirdiğimde bile kimse kalkıp da “Ali Şeriatî Kürt’tür” demedi. Demek ki elde belge olmalı ve ispatlanmalıdır. O bölgeye neden “Mezinan” denilmiştir bilmiyorum, arkaplana bakmak lazım ve isim ne zaman verilmiştir vs.
KONUYU DAĞITMADAN ÖRNEKLENDİRELİM
Azerbaycan kadim Kürt toprakları idi, günümüzde çok Kürt aşireti asimile oldu ve Azerî’leşti. Kafkasya’nın bazı bölgeleri de hakezâ öyleydi ve Ermenistan da… Günümüzde Horasan olarak bilinen ve İran’da, Türkmenistan’la sınır olan bölgede Kürtler yaşar. Araştırmacılara göre takriben 2 milyon bir Kürt nüfûsundan bahsedilmektedir. Hatta bendeniz de Facebook üzeri yazışmalarda Xorasan Kürtleri’ne sordum bu rakamı ve onlar da teyid ettiler. Tabiî ki bu rakamlar resmî değil gayr-ı resmîdir. Ne zaman göçertme olmuş, araştırılması lazım. Aşiret isimlerine kadar Batılılar tarafından yapılan epey araştırmalar ve kitaplar vardır. Dersim’den giden aşiretler hâlâ da aynı isimle ordadırlar ve Kurmancî’leri de eski dili muhafaza edecek şekilde korumuşlardır, belirteyim… İnanç olarak Şiî – Yaresanî vs.
TC kurulurken Kürtler’in ittifakıyla kuruldu ama Kürtler yok sayıldı, katledildi. O dönemde yine Batılı araştırmacıların iddiâsına göre yerinden edilen Kürtler’in asimile olması rakamsal olarak 5 milyon civarındadır… Türkiye içi asimilasyon…
Asimile olan çok Kürt aşiretleri oldu tarihte… Ali Şeriatî gerçekten Kürt mü veya Fars mı ya da başka bir Arya boyundan mı net değil ama genellikle Fars kökenli olduğu biliniyor.
Herşeyi Kürtler’e bağlama, oturarak olmaz. O zaman belge sunacaksınız, takdim edeceksiniz ve şüpheye yer bırakmayacaksınız. Kürtler’den her bahsedende – kim olursa olsun – mutlaka bir Kürt kanı mı aramak lazım? Ali Şeriatî ehl-i vicdan sahibi hakiki bir aydın idi. Gerçek bir aydın hakikatleri olduğu gibi yazar, çekinmez, korkmaz, geri adım atmaz.
Elijah Muhammed denen bir sapık vardı. O da o kadar yoldan çıktı ki en sonunda “Bizim Tanrı’mız siyahtır, beyazların ise beyazdır” dedi. Mustafa Kemal de herşeyi Türkler’e bağladı; Hititler’den tutun da Atlantis’e kadar… Mutlaka bir yere dayanma olacak ama çapsız ve bilgisizce ve dayatmayla. Bizim Kürtler de Kemalistler’i birebir taklit ediyorlar merci olarak. Size bir tavsiyem; polemiklere girmeyin, varsa adam gibi çalışmalarınız, belgeleriyle o zaman ortaya serin, biz de bilelim. Size bir örnek vereyim: İran İslam Devrimi’nden sonra, Amerika’dan kalkıp İran’a gelen ve ordan da gidip Lübnan’da Hizbullah’ın temelini atan, organize eden Mustafa Çamran, aynı zamanda İran –Irak Savaşı’nın da beyni idi ve çok Kürt katletti, “Kürt kasabı” olarak nam saldı ve yine Kürtler tarafından infâz edildi. Türkiye İslamcıları O’nu bir idol haline getirdiler. Nasıl olsa “Kürt kasabı” namıyla meşhur olmuştu. O zaman yazayım; Çamran maalesef Kürt idi ve belgelidir… Eğer Amerika’da kalsaydı NASA’da çalışacaktı… Ama Ali Şeriatî’nin “Kürt”lüğü hakkında bilgi sahibi değilim…
O’nun en büyük derdi “Öze Dönüş” idi. O asla korkmadan, kükremiş arslanlar gibi halkı irşad ederdi… O, Allah’a adamıştı hayatını… O Allah’a âşık bir Hüseynî idi. O, medeniyetlerin rûhu idi… O akan bir nehir idi… Okyanusları taşıran bir dalga idi… O, ölüme sevdalı bir Musa idi… O, Yuşa’yı kendine örnek alan bir rehber idi… O, dört nala at koşturan bir öğretici idi…
O, firavunların kalbine korku salan Davudî bir nağme idi… O, Resûllullah’a âşık bir nefer idi… O, sarayların ehline kin kusan bir Ebu Zerr idi… O, çöllerde gezen bir Mecnûn idi… O, diyarları aşıp geride bırakan, fikirleri masaya yatıran ve aklı sorgulayan bir muallim idi. O, Baba Tahîrê Ûryan’ın yolunu takip eden bir asker idi… O’nun silahı, fikirleri idi… O, SAVAK’ın korkulu rüyâsı idi… O, Şâh’ın kalbine saplanan bir hançer idi…
Allah’ın sonsuz râhmeti ve merhameti üzerine olsun.
AMED GÜNDEMİ
20 HAZİRAN 2017
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi saygı ve rahmetle anıyorum