Alpler’in En Başından En Sonuna ve En Tepesinden En Aşağısına – 3

Parveke / Paylaş / Share

 

 

 

 

 

     Cafédeki masamdan kalktığımda saat 11’e geliyordu. Demek orada durup sıcak kahvemi yudumlayarak camdan sıradağların o muhteşem manzarasını seyretmek o kadar doyumsuzmuş ki, birbuçuk saatten fazla bir zaman oturmuşum o masada.

     Bulunduğum yerin 100 m kadar aşağısındaki kayak yerine gitmek için tekrar teleferiğe bindim; orası, aynı zamanda trenin kalktığı yer.

     Zugspitze’ye teleferikle çıkıp indiğinizde aktarma yapmıyorsunuz, zira teleferik dağın zirvesine kadar çıkarıyor sizi. Ancak tren, zirveye kadar çıkmıyor, çıkamıyor. Tren yolculuğu dağın zirvesinin 100 m kadar aşağısında, kayak pistinin olduğu yerde başlayıp bitiyor. Geri kalan 100 m’yi de yine teleferikle alıyorsunuz. Yani hangi yolla dağa çıkarsanız çıkın, teleferiğe her halükârda binmek zorundasınız.

     Beni dağın zirvesine çıkaran teleferiğe binip, 100 m kadar aşağıdaki, kayak pistinin olduğu yere gittim. Artık 2962 m değil, takriben 2850 m kadar yüksekteydim.

     Burası, yukarıya nazaran çok daha geniş bir hareket alanına sahip. Geçmişte Kış Olimpiyatları’na evsahipliği yapan, 3 yıl sonra (2011) da Dünya Kayak Şampiyonası (FIS Alpine World Ski Championships)’nın düzenleneceği, dünyaca meşhur kayak pistinin olduğu yerdeyim şu anda. Burada da restoranlar, caféler var.

     Önce, bütün kayak pistini görebilecek uygun bir yerde oturup (karın üzerinde), orada gönüllerince bu sporu yapan erkekleri, kadınları ve çocukları seyrettim. İnsanlar kendilerini tepeden aşağıya bırakıp keyifle kayıyor, ben de pantolonumun ıslanacağını bile bile ve hiç aldırış etmeden, karın üzerinde oturmuş onları seyrediyordum.

     O insanları izlerken kendimi öyle bir kaptırmışım ki, ilginçtir, onlar güldükçe ve kahkahalar attıkça ben de oturduğum yerde kendi kendime gülüyor, biribirlerine bağırdıkları zaman kafamı kaldırarak “acaba ne oldu?” diye daha bir dikkatle gözlerimi dikiyor, kimseden ses çıkmadığı zamanlarda da ellerimi yumruk yapıp ikisini birden çenemin altına koyuyor ve dalgın gözlerle seyrediyordum.

     Hepsi de ailece gelmiş olan bu insanların yaşadıkları mutluluğa ve sesleri bana kadar gelen gülmelerine şahîd oldukça iç geçiriyor ve “Allâh’ım! Bu insanların mutluluğunu ve neş’esini hiç bozma, onları her türlü musibet ve kederden uzak tut ve aynı mutluluğu, sahip olmayanlara da ver” diye dûâ ediyordum.

     Aslında benim canım da çok istiyordu onların arasına karışmayı ve tepeden kendimi aşağılara bırakıp kaymayı ama ben bu zevki maalesef tadamadım. Kayak takımlarımın olmamasından değil, normalde hiç aldırış bile etmezdim, gider ayakkabılarla kayardım ama ayakkabılarıma güvenemiyordum. Gazetecilerin ayakkabılarının altı deliktir, bilirsiniz.

     Hem, bu sporu daha önce hiç yapmamıştım ki, tecrübesizdim. Kendimi aşağı bırakırken dengemi kaybedip yuvarlansam ve “nalları diksem” kim yardım edecekti? Kaldı ki o tarihte ben geziyi henüz yaşıyordum, geziyi daha yazmaya başlamamış olduğumdan, orada olduğumdan da tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerimizde kimsenin haberi yoktu, “nalları dikseydim”, kimsenin rûhu bile duymayacaktı.

     Bu dağ başında başıma bir iş gelirse kimsenin haberi olmayacaktı ve bu durumda kimse de ardımdan kalabalık cenaze törenleri düzenleyip “Hepimiz Seyyahız”, “Hepimiz Sediyaniyiz”, “Hepimiz Lakotalıyız” yazılı pankartlar taşımayacaktı.

     Kayak pistini bir süre seyrettikten sonra caféye gittim, sıcak bir şeyler içmek için. Bir fincan kahve aldım. Ancak bu kez yanına pasta falan almadım, sadece kahve ile yetindim. Bu defa açık havadaki bankların üzerine oturarak içtim kahvemi.

     Daha sonra yerimden kalkarak dağın karla kaplı yamaçlarına yöneldim.

     Dağdan aşağı inmek için trene bindiğimde saat 12’yi geçiyordu. Trenyolu, dağ “delik deşik delinerek” yapılmıştı ve tam aşağıya varmaya birkaç yüz metre kalana kadar hep tünelin içinden geçiyordu. Tünelin içinde de belli metrelerde yolcuların büyük keyif alarak okuyacağı tabelalar vardı. Her tabelada, Almanya’nın hangi şehrinin kaç metre yukarısında olduğumuz yazılıyordu: “Şu anda Hamburg’un … m üzerindesiniz”, “Şu anda Bremen’in … m üzerindesiniz”, “Şu anda Berlin’in … m üzerindesiniz”, “Şu anda Köln’ün … m üzerindesiniz”, “Şu anda Hannover’in … m üzerindesiniz” gibi.

     Dağın altına inip trenden indiğimizde saate baktım: 12:23… Bu durumda tam olarak 3 saat 26 dakika kalmışım dağın başında.

     Volvo marka arabama atladığım gibi Garmisch – Partenkirchen şehir merkezine gittim. Önce bir güzel karnımı doyurdum. Yurtdışına çıkmadan önce tedbirimi alıp karnımı doyurmalıydım, ne olur ne olmazdı.

     Park halindeki arabaya bindim tekrar. Koltuğumu, aynamı düzeltim, sanki benim arabammış gibi kasıla kasıla kuruldum başına direksiyonun.

     Tam 29 gün aradan sonra tekrar Avusturya’ya gitmek için bastım gaza.

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 2

FOTOĞRAFLAR:

DSC_3300

Geçmişte Kış Olimpiyatları’na evsahipliği yapan, dünyaca meşhur olan bu kayak pistinde 3 yıl sonra (2011) da Dünya Kayak Şampiyonası (FIS Alpine World Ski Championships) düzenlenecek (ALMANYA)

DSC_3301

İnsanlar burada gönüllerince kayıyorlar (ALMANYA)

DSC_3302

Alpler’in zirvesinde kar yılın 12 ayı boyunca erimez (ALMANYA)

DSC_3304

Kayak pistinin olduğu yer daha geniş bir hareket alanına sahip ve burada açıkhavada da bir şeyler yiyip içebilirsiniz (ALMANYA)

F

Burada sıcak bir şeyler içmenin zevki bambaşka (ALMANYA)

FOTO 06

Kayak pistinin olduğu yerdeki restoranda oturma yerleri (ALMANYA)

FOTO 07

Restoranın servis yapılan yeri (ALMANYA)

FOTO 08

Dağ başındaki tren istasyonu; trenin dağa çıkıp indiği nokta burası (ALMANYA)

FOTO 09

İşte insanları dağa çıkarıp indiren tren; üzerinde Almanca olarak “Bavyera Zugspitze Demiryolu” yazıyor (ALMANYA)

FOTO 10

Trenin içi (ALMANYA)

FOTO 11

Aşağı doğru inen trenin içinden dışarıyı böyle görüntüledim (ALMANYA)

FOTO 12

Aşağı inmemize sadece metreler kala şirin Garmisch – Partenkirchen kenti tümüyle görünüyor (ALMANYA)


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir