Parveke / Paylaş / Share
– 12 Ekim 1492’nin 500. yıldönümü olan
12 Ekim 1992 tarihinde; Bingöl’ün Genç ilçesinde –
Kaç yıl oldu ey yüreğim
duralı Mississippi’nin suları
akmaz oldu
kaç yıl oldu
karşı koyalı sömürüye
ve işgale
esarete
boyunduruk altına girmeye
iki yüreği yoktu Siyâh Tencere’nin
biri vardı
vatanına gömdü
Büyük Kartal’ın direnciyle
Manuelito işitir işitmez
silâh ve barut seslerini
ama bilirsin o diyarda
işte o diyarda
Atlas’ın öte yakasında
ilk Kızıl Bulut’un sesi yankılandı
Kara Tepeler’de
Büyük Boynuz Dağı’nda
Ayı Dişi’nin ülkesini istilâ ettiler
dinle tarih
sen de sosyoloji
dinleyin bu sesi
dinleyin mustaz’aflar
dinleyin mazlumlar
dinleyin mahrumlar
vatanlarından sürülenler
yüreği parçalananlar
gözyaşlarına boğulanlar
dinle ey üçüncü dünya
dinle Benekli Kuyruk’u
o yalan söylemez
“çatal dilli” olan beyazdır
ancak Uzun Boğa açtır
bilir misin sen negro
Gaga Burun Kum Deresi’nde
ne gezer bir başına
kabilesi katledilmiş
soyları tüketilmiş
Kara Kazan gibi yiğit
insanlar öldürülmüş
ölmek istiyor Cochise
artık dağdan dağa
kaçmak istemiyor Delshay
ve ben
Eskiminzin’in sırdaşı
beşyüz yıllık feryâdının
kan deryasında
iletebilmek için beşyüz yıl sonrasına
kendi halkımın ağıtçısıyım
dört duvar arasında
– yani Satanta’nın hiçbir zaman girmek istemediği yerde –
ancak gözlerim
gecenin karanlığında
pencerenin gördüğü ufuktan
On Ayı’nın ölmek istediği yere bakar
ben bakarım ben yakarım
Kara Tepeler’i çok seviyorum
seni sevdiğim kadar sevdiceğim
Oturan Boğa’yı kıskanırım
çünkü onundur Kara Tepeler
Kara Tepeler Oturan Boğa’nındır
ben Cûdi’yi okşarım
dokunurum zarif tenine
toprak satılmaz
Azgın At’tan bunu öğrendim
Kurt Gerdanlık niçin çürüdü
Kuşatılmış’ın bozkırları tutuşmuştu çünkü
“toprak yaratıldığında
üstünde sınır çizgileri yoktu
onu bölmek insanlara düşmez”
derdi Reis Joseph
sınır çizgileri acı verir
yürekleri vatanları gibi
dört parça olanlar bilir bu acıyı
bir de Küçük Kurt
barış istenir bu durumda
Kör Bıçak gibi
Amerika ne kötü bir isim
Oturan Boğa’nın diyarına
çok kötü bir ad verdiler
benim diyarıma da
en değerli varlığıydı Beyaz Gökgürültüsü’nün
Kara Geyik’in düşü ölüyor
birşeyler yapın
“Beyaz Adam,
toprağı çocuklarından çalmaktadır”
Seattle tedirgindir
benim gibi telaşlıdır
Kızılderili halkın
beşyüz yıllık acısıdır bu
insanlığın acısı
dillendirilmemiş
söylenmemiş haykırılmamış
ne biçim devrandır bu
yalan söyler tarih
sosyoloji Beyaz Adam’ın hizmetinde
arkeolojinin bulduğu tüm iskeletler
tüm kafatasları
Kızılderili halka ait
antropoloji anlamadı bu ırkı
sevinçlerini anlamadı
üzüntülerini anlamadı
özlemlerini anlamadı
bir halkın düşü öldü
ölüp gitti kutsal ağaç
ağaçlar tabut oldular
tağutlar tabut yaptılar
evlerimiz tabut oldu bize
dam üstümüze çöktü
evlerimiz yıkıldı
Şehr-i Nûh’ta
Pasur’da
göç ettik diyarımızdan
deprem yok sel yok
çığ da olmaz Ağustos sıcağında
deprem olmayan yerde
“Erzincan Yasası’ndan yararlanmak”
ne anlama gelir
oysa Dersim Yasaları egemendir
Dicle’de
Fırat’ta
Mississippi’de
nehirler umudun adıdır benim dilimde
dilim dilim ekmektir elimde
nehir benim anadilimdir
nehrin akışı yasaktır
artık çilekeş anaların gözpınarlarındadır nehir
öylece severler seni
seni sevenler
benim gibi
bak Missisippi ağlıyor
senin gibi
bak Tatanka Yotanka çok kinci olmuş
benim gibi
ama umutludur mustaz’aflar
yalınayaklılar çıplakayaklılar
Missisippi’de kafatasları bulamayacak artık
beyaz derili arkeologlar
(ne işleri var onların orada?)
Trinidad ve Tobago’da
son darbe inecek Beyaz Adam’ın beynine
Kübalı çocuklar oyun oynayacak
balon bile uçurabilecek
ve şeker kamışı tarlalarında
hep şeker kamışı çocuklarının
şarkısını söyleyecek melezler
giremez Beyaz Adam Küba’ya
giremediği gibi halk düşmanlarının Küçükarmutlu’ya
ve Halepçe’de kimyasal
Zonguldak’ta grizu
Zonguldak’ta toplu cesetler
alınlar terli eller nasırlı
rûhlar Allah’a teslim
yetim çocuklar Addis – Abiba’nın
gözyaşları ağıtlar Hiroşima’nın
Nijerya’nın teni dünden siyâh
kopkoyu
kapkara
korku verir beyaza
Kaduna Nehri’nde çocuklar
timsahlar kadar özgür
inanır mısın
o gün gelince
Maiduguri’den Lagos’a dek
Hausa dili konuşulacak
artık herkes düğünlerinde
kendi diliyle şarkı söyleyecek
Drina Nehri’nde ceset olmayacak
Bosna – Hersek’te Keşmir’de
“Rabbimiz Allah” dedikleri için
kardeşleri oğulları babalarının gözleri önünde
tecavüze uğramayacak Müslüman kadınlar
Fatımâ’nın ailesi
zûlüm gören hep aynı ailedir
aynı çilekeş evdir
“tarihten daha büyük olan küçücük ev”
artık Hindukuş dağlarında
karda kışta anneler
ayakları donmasın diye
kesmeyecek bebelerinin ayak parmaklarını
ve nefesiyle ısıtmayacak yavrusunun tenini
Fatımâ’nın çocukları
başları mızrakların ucuna takılır
Kûr’ân âyetleri ile beraber
altı aylıkken beşikte şişlenir
beşikteyken Ali Asğar
kanlarıyla sulanır susuz Kerbelâ
Missisippi Kerbelâ
Dicle Kerbelâ
Fırat Kerbelâ
Kaduna Kerbelâ
Drina Kerbelâ
Mostar Kerbelâ
Kerbelâ her gün her buğday tarlasında
beşyüz yıl olsa da
Fatımâ’nın çocukları
yine Kerbelâ’da
yine Kerbelâ’da.
12 Ekim 1992
GÜLİSTAN

Parveke / Paylaş / Share