Dünyayı ülke ülke gezen ve “Kürtler’in Evliya Çelebi’si” olarak anılan seyyah İbrahim Sediyani’nin seyahatnamesinde “Kürt izleri”…
Geçtiğimiz günlerde Haber Diyarbakır sitesine bir röportaj veren seyyah İbrahim Sediyani, kaleme aldığı “Seyahatname”yi cilt cilt tamamlamak için gezdiği dünya ülkelerindeki “Kürt izleri” hakkında ilginç bilgiler aktardı.
Bugüne dek Asya, Avrupa ve Afrika’da toplam 25 ülke gezip kaleme alan ve son yaptığı Bangladeş / Arakan gezisinde kendisini korkunç bir katliamın içinde bulan, ırkçı – faşist Myanmar rejiminin Arakan’da Müslüman Rohingya halkına karşı gerçekleştirdiği son katliamın canlı tanığı olan ve toplam 33 köy ve 2920 evin ateşe verilip 1640 Rohingya Müslüman’ın acımasızca katledildiği o son katliamı Türkiye’ye ve dünyaya duyuran gazeteci olan İbrahim Sediyani, son röportajında, gezdiği tüm ülkelerde “Kürt izleri”ni aradığını ve bunları bulduğunu söyleyerek, oldukça ilginç bilgiler sundu.
Saatlerce süren bir sohbet olduğundan epey uzun olan röportajdaki o çarpıcı bölümü ilginize sunuyoruz. İşte dünya ülkelerini bir çalışmada toplayan “Sediyani Seyahatnamesi”nde yer alan “Kürt izleri”…
* * *
Pakistan’ın başkenti İslamâbâd’da, Margalla Dağları’nın eteklerinde bulunan ve İslam dünyasının en muhteşem camilerinden biri olup binlerce kişinin aynı anda namaz kılabildiği ünlü Faysal Mescîdi, Dersim – Pertekli Kürt mimar Vedat Ali Dalokay tarafından yapıldı. Mescîd’in 1976 yılında başlanan yapımı 1988’de tamamlandı. Mescîdin minareleri “füze” biçiminde yapılmış. Bunlar, Pakistan İslam Cumhuriyeti’nin en büyük övünç kaynağı olan ve ülkenin her tarafında anıt biçiminde maketlerini görebileceğiniz “Şahin füzeleri”ni simgeliyor. 88 m yüksekliğindeki bu minareler, Güney Asya’nın en yüksek cami minareleri durumunda. Kubbesinin yüksekliği ise 40 m. Mescîdin içinde 10 bin, avlusunda 24 bin, arazisinde de 40 bin olmak üzere aynı anda 74 bin kişi namaz kılabiliyor. Dersimli Kürt mimar Vedat Ali Dalokay tarafından yapılan Faysal Mescîdi’nin alt katında bir İslamî araştırma merkezi (Islamic Research Centre), bir müze, bir kütüphane, bir basın – yayın merkezi, bir kafeterya ve İslam Üniversitesi (Islamic University of Islamabad)’ne bağlı Şeriât Fakültesi (Shariat Faculty) bulunuyor. Mısır piramitleri formatında inşâ edilen mescîdin mavi renkli dekorasyonunu ise Pakistanlı sinema sanatçıları Gûl Ci ve Sadıqeyn yaptılar.
Dersim – Pertekli Kürt mimar Vedat Ali Dalokay tarafından yapılan, Pakistan’ın başkenti İslamâbâd’daki Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanlık Kompleksi
Dersim – Pertekli Kürt mimar Vedat Ali Dalokay tarafından yapılan, Pakistan’ın başkenti İslamâbâd’daki Pakistan Ulusal Anıtı
Kürt komutan Selahaddin Eyyubî tarafından Mısır’da antik Fustat kenti yakınında yeniden kurulup imâr edilen bugünkü başkent Kahire
Mısır’ın başkenti Kahire’de Selahaddîn Eyyubî Kalesi
Mısır’ın başkenti Kahire’de Selahaddîn Eyyubî’nin torunu (oğlunun oğlu) ve İbrahim Sediyani’nin doğduğu köyün kurucusu olup bizzat atası olan Okçu Yusuf tarafından inşâ edilen Mescîd’ul- Kurdî (Kürt Camiî) adlı cami.
Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Mescîd’ul- Kurdî (Kürt Camiî)’nin kapısı
Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Mescîd’ul- Kurdî (Kürt Camiî)’nin duvarları
Bugünkü Mısır Arap Cumhuriyeti bayrağında “Selahaddîn Eyyubî kartalı” sembolü bulunmaktadır
Kürt basın ve yayıncılığının beşiği, Mısır’ın başkenti Kahire’dir. Mikdad Midhad Bedirhan ve kardeşi Abdurrahmân Bedirhan tarafından yayınlanan ve “tarihteki ilk Kürtçe gazete” olan “Kürdistan” gazetesi, 22 Nisan 1898 tarihinde Kahire’de yayın hayatına başlamıştır. Bu yüzden her yıl 22 Nisan günü “Kürt Basın Günü” olarak kutlanmaktadır.
Mısır’ın başkenti Kahire’nin güneyinde “City of the Dead” (Ölüm Şehri) diye bir semt vardır ve Kahire’nin en gizemli semtidir. Semtin tamamı mezarlıktan oluşuyor ve insanlar mezarlar arasında gecekondu evleri yapmış yaşıyorlar. “Ölüm Şehri”nin en gizemli yeri ise “Şeyh’ul- Kurdî” denilen Kürt şeyhinin mezarıdır. 1966 yılında vefât eden bu Kürt şeyhi Allâh’ın kelâmını ezbere biliyor, nereye giderse gitsin Qûr’ân-ı Kerîm’i hep yanında taşıyor ve sürekli beyaz bir ata biniyordu. Ayrıca Kürt şeyhinin mezarının bulunduğu sokağın ismi de “Kürt Şeyhi Sokağı” şeklindedir.
Son yarım asırlık zaman zarfında İslam dünyasında Kürtler hakkında yazılan ve Kürt halkının yanında bir duruş sergileyerek kaleme alınan en ciddî ve vicdanlı kitap olan “El- Ekradu: Yetâma el- Muslîmîne” (İslam Ümmetinin Yetimleri: Kürtler) adlı kitabı kaleme alan Arap doktor ve siyasetçi Dr. Fehmi Şinnawî, Mısırlı’dır.
2006 yılında çekimleri yapılan ve sinema çevrelerince “ilk feminist Kürt sineması” olarak adlandırılan “Stêrk di Nav Rojêde Bêrengin” (Yıldızlar Gündüz Renksizdir) adlı film, Mısır’ın başkenti Kahire’de çekildi.
Kürdistan’ın ikiye bölünmüş şirin ama dertli bir ilçesi olan Ceylanpınar’ın Avrupa’da da “kardeşleri” bulunuyor. Tıpkı Kürdistan’da Serê Kanî (Ceylanpınar), Kaniya Ğezalan (Akçakale) ve Tırbê Spiyê (Şenyurt) ilçelerinin Türkiye ile Suriye arasında ikiye bölünmüş olması gibi, Avrupa’da da benzer parçalanmaya maruz kalan ilçeler var. Laufenburg ve Rheinfelden ilçeleri, Almanya ile İsviçre arasında ikiye bölünmüş yerleşim birimleri. Önce Laufenburg’a bakalım: Kentin ortasından geçen Ren Nehri’ni “sınır” kabul edip şehri ikiye bölmüşler. Seyyah İbrahim Sediyani’nin çektiği bu fotoğrafta sadece bir kent (Laufenburg) ama iki ülke var. Köprünün bir tarafından öbür tarafına yürüdüğünüzde kentin adı değişmiyor ama ülkenin adı değişiyor. Çünkü suyun sağ tarafı Almanya, sol tarafı İsviçre.
Şimdi de aynı kaderi yaşayan diğer ilçeye, Rheinfelden’e bakalım. Fotoğrafta köprünün bu tarafı Almanya, karşı tarafı ise İsviçre. “Kürtler’in Evliya Çelebi’si” İbrahim Sediyani, fotoğrafta gördüğünüz üzere iki ülke sınırının tam üzerinde oturmuş. Kentin ortasından geçen Ren Nehri’ni “sınır” kabul edip şehri ikiye bölmüşler. Seyyah İbrahim Sediyani’nin çektirdiği bu fotoğrafta sadece bir kent (Rheinfelden) ama iki ülke var. Köprünün bir tarafından öbür tarafına yürüdüğünüzde kentin adı değişmiyor ama ülkenin adı değişiyor. Çünkü suyun bu tarafı Almanya, karşı tarafı İsviçre.
Her ülkenin bir sembolü vardır. İsviçre’nin sembolü de tüm saat ve çikolatalar üzerinde resmi bulunan Matterhorn adlı bu dağdır. Onlarca doğal güzelliklere ve yapılara sahip olduğu halde İsviçre’nin kendisine bu basit dağı “sembol” olarak seçmesinin ise ibretlik bir sebebi vardır. Çünkü bu dağ, şekil olarak tıpkı “dil”e benzemektedir. Ülkede konuşulan tüm yerli dilleri “resmî dil” statüsüne aldığı için bugün tam 4 tane resmî dili olan İsviçre’nin bütün dünyaya verdiği en önemli ve birinci mesaj, “Tüm dillere özgürlük” mesajıdır.
Avrupa’ya medeniyet, “iki nehir arası” coğrafya Mezopotamya’dan gittiği için Batı dillerinin kaynağı da Kürtçe’dir. “Nehirler Ülkesi Kürdistan”dan Avrupa’ya medeniyet geçişi nedeniyle Avrupa’daki nehirlerin isimleri dahi Kürtçe’dir. Seyyah İbrahim Sediyani’nin yazdığına göre, Avrupa’nın en uzun 2. ırmağı olan ve 10 ülkenin topraklarını sulayan Tuna Nehri’nin (Almanya ve Avusturya’daki adı “Donau”, Slovakya ve Ukrayna’daki adı “Dunaj”, Macaristan’daki adı “Duna”, Hırvatistan ve Sırbistan’daki adı “Dunav”, Bulgaristan’daki adı “Dunaw”, Romanya ve Moldova’daki adı “Dunǎrea” şeklindedir) isminin kaynağı, Kürtçe’de “İkisu” anlamına gelen “Duav” kelimesidir.
Avrupa’nın en uzun 2. ırmağı olan ve tam 10 ülkeyi dolaşarak Romanya’da Karadeniz’e dökülen 2888 km uzunluğundaki Tuna Nehri, Almanya’nın Donaueschingen kentinde doğuyor. “Kürtler’in Evliya Çelebi’si” Seyyah İbrahim Sediyani, ismi Kürtçe kökenli olan ve Kürtçe’de “İkisu” anlamına gelen “Duav” kelimesinden türeyen bu ırmağın tam da doğduğu yere, yerin altından ilk sularının çıktığı noktaya gitti. Fotoğrafta Sediyani’yi Tuna Nehri’nin doğuşunu seyrederken görüyorsunuz.
İsviçre topraklarında akan Aar Nehri’nin isim kaynağı, Kürtçe’de “Ateş Suyu, Ateşli Su, Alev Alan Su” anlamına gelen “Avaar” kelimesidir.
Avrupa’nın en uzun 11. ırmağı olan ve 6 ülkeyi sulayan Ren Nehri’nin (İsviçre’deki İtalyanca adı “Reno”, İsviçre’deki Retoromanşça adı “Rain”, İsviçre, Liechtenstein, Avusturya ve Almanya’daki Almanca adı “Rhein”, İsviçre ve Fransa’daki Fransızca adı “Rhin”, Hollanda’daki Flamanca adı “Rijn” şeklindedir) isminin kaynağı, Kürtçe’de “Akıntı, Akarsu” anlamına gelen “Rıjın” kelimesidir.
Seyyah İbrahim Sediyani’nin aktardığı bilgiye göre, “Nehirler Ülkesi Kürdistan”dan Avrupa’ya medeniyet geçişi nedeniyle, “nehir” sözcüğünün Batı dillerindeki karşılığı olan “river” (İngilizce), “río” (İspanyolca), “rivière” (Fransızca), “reka” (Rusça), “rijeka” (Sırpça), “riçka” (Ukraynaca) sözcüklerinin hepsinin kaynağı, Kürtçe’de “akıntı, akarsu” anlamına gelen “rıjın” sözcüğüdür. Fotoğrafta Sediyani’yi, ismi Kürtçe’de “Akarsu” anlamına gelen “Rıjın” kelimesinden doğan ve 6 ülkenin topraklarını sulayan Rijn (Ren, Rhein) Nehri’nin İsviçre kıyılarında, İsviçre’nin Schaffhausen kantonunda bulunan ve Avrupa’nın en büyük şelâlesi olan Ren Şelâlesi önünde oturmuş, şelâlenin bembeyaz ve gürül gürül akan sularına bakarak Seyahatname’sini yazarken görüyorsunuz.
“İsviçre Modeli”, Kürt / Kürdistan Sorunu’nun “Kürtçe’nin 2. resmî dil olması” ve “Kürtçe anadilde eğitim” noktasında çözümü için en ideal modeldir. Çünkü ülkede konuşulan tüm yerli dilleri “resmî dil” statüsüne alan İsviçre’nin tam 4 tane resmî dili vardır. Bütün tabelalar, levhalar, bu dört yerli dilin dördüyle birlikte yazılır / yazılmak zorundadır. Çünkü İsviçre’de hiçbir dilin diğer bir dile, hiçbir kavmin diğer bir kavme üstünlüğü yoktur. Herkes kendisidir ve üst kimliği, “İsviçreli” olmaktır.
Kürdistan’ın Balkanlar’da bir “ikiz kardeşi” var: Makedonya. Makedonlar ile Kürtler “ikiz kavimler”, Makedonya ile Kürdistan ise “ikiz coğrafyalar”. Tarihî ve kadim Makedonya ülkesi, 6 parçaya bölünmüş bir coğrafyadır ve bu parçalardan sadece biri bugün “devletleşmiş” bir statüdedir. Tarihî ve kadim Kürdistan ülkesi de 5 parçaya bölünmüş bir coğrafyadır ve bu parçalardan sadece biri bugün “devletleşmiş” bir statüdedir. Bağımsız Makedonya Cumhuriyeti’nin ilân ediliş tarihi Eylül 1991, Federal Kürdistan Devleti’nin ilân ediliş tarihi ise Ekim 1991’dir. İki devletin kuruluşu arasında sadece bir ay zaman vardır. Her iki devletin bayrağında da GÜNEŞ sembolü vardır ve ayrıca hem Makedon devletinin hem de Kürt devletinin bayrağındaki güneş tam ortada olup, rengi sarıdır. Balkanlar bölgesinin tarih boyunca en büyük komutanı Makedonlar arasından çıkmıştır: Büyük İskender. Ortadoğu bölgesinin de tarih boyunca en büyük komutanı Kürtler arasından çıkmıştır: Selahaddîn Eyyubî. Her iki coğrafya da yüz yıl öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun “eyaleti” durumundaydılar. Türkler’in Makedonlar’la ilk tanışma tarihi 1371 Çirmen Meydan Muharebesi, Kürtler’le ilk tanışma tarihleri ise 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’dir. Arada tam 300 yıl vardır. Ne bir yıl eksik, ne bir yıl fazla; tamı tamamına 300 yıl. Her iki halk da “şair rûhlu”dur. Makedonlar da Kürtler de anne karnından “şair” olarak doğarlar. Dünyanın en güzel şiirleri de bu topraklarda yazılır. Folklor ve halk türküleri yönünden de dünyada emsalleri yoktur ikisinin. Her iki coğrafya hakkında yazı yazmak da hem keyifli hem riskli bir iştir. Hem “Ağzına sağlık” diyen okuyucular çok olur, hem de sizi “kavmiyetçilik yapmakla” suçlayan.
Kürdistan’daki Van Gölü ile Van – Tatvan şehirlerinin de “ikiz kombinasyonlar” gibi Makedonya’da “ikiz kardeşleri” var; Ohri Gölü ile Ohri – Struga şehirleri. Makedonya denize kıyısı olmayan bir ülkedir ama çok güzel gölleri vardır. Deniz görmemiş bir millet oldukları için Makedonlar Ohri Gölü’ne “göl” değil “deniz” derler: Ohri Denizi. Kürdistan da denize kıyısı olmayan bir ülkedir ama çok güzel gölleri vardır. Deniz görmemiş bir millet oldukları için Kürtler de Van Gölü’ne “göl” değil “deniz” derler: Van Denizi. Ohri Gölü’ne ismini veren Ohri şehrinde bulunan Ohri çobanköpeği dünyaca meşhur bir hayvandır ve bu şehrin önemli sembollerinden biridir. Van Gölü’ne ismini veren Van şehrinde bulunan Van kedisi de dünyaca meşhur bir hayvandır ve bu şehrin önemli sembollerinden biridir. Ohri Gölü’ne ismini veren Ohri şehrinin lakabı “Balkanlar’ın incisi” olup, bunun sebebi, pullarından inci üretilen ve Latince bilimsel ismi “Salmo letnica” olan Ohri alabalığının sadece bu gölde bulunan bir balık türü olmasıdır. Ohri alabalığı, dünyaca meşhurdur. Ohri alabalığı da aynı şekilde Ohri şehrinin sembolüdür bu yüzden. Van Gölü’ne ismini veren Van şehrinin lakabı da “Ortadoğu’nun incisi” olup, bunun sebebi, gümüş pullara sahip ve Latince bilimsel ismi “Chalcalburnus tarichi” olan inci kefalinin sadece bu gölde bulunan bir balık türü olmasıdır. “Van balığı” olarak da anılan inci kefali, dünyaca meşhurdur. İnci kefali de aynı şekilde Van şehrinin sembolüdür bu yüzden.
İran’ın “Kürdistan” adında bir eyaleti var ve başkenti Senendec. Kürdistan’da düzenlenen futbol ligi de İran Futbol Federasyonu tarafından resmî olarak “Kürdistan Ligi” olarak adlandırılıyor. Kürdistan eyaletinden İran İslam Cumhuriyeti Parlamentosu’na giden milletvekilleri “Kürdistan milletvekili” sıfatıyla parlamentoda yer alıyorlar.
İran’da resmî adı “Ostanê Kurdistan” (Kürdistan Eyaleti) olan eyaletin haritası.
İran devlet radyo ve televizyonu Sedâ û Simâ (IRIB), toplam 9 dilde TV kanalı olan bir kurumdur: Farsça, Azerîce, Kürtçe, Arapça, Urduca, Boşnakça, Almanca, Fransızca ve İngilizce. Fotoğrafta Seyyah İbrahim Sediyani’yi Kürtçe kanalda canlı yayın konuğu olurken görüyorsunuz. Soranî Kürtçesi ile yayın yapan, yönetmenliğini Şehrazad Qewamî’nin yaptığı ve Azad İbrahimî’nin sunduğu “ASO” adlı televizyon programının konusu, Ortadoğu ve Mağrîb coğrafyalarında yaşanan halk hareketleri, günümüzde “Arap Baharı” olarak nitelenen “Yasemin Devrimleri”. Canlı yayın programının iki konuğu var: Stüdyo konuğu İbrahim Sediyani, canlı ve görüntülü telefon bağlantısında ise Kürdistan’ın başkenti Erbil’den bir akademisyen, Erbil Selahaddîn Üniversitesi Öğretim Üyesi İbrahim Mûhâmmed Azîz.
Mûhâmmed Tuşmal Kerimxan Zend (1704 – 79), İran’ın Şiraz kentinde doğmuştur ve bugün de Şiraz’da devâsâ bir heykeli vardır, ancak Fars değil Kürt’tür. Seyyah İbrahim Sediyani’nin yazdığına göre Kerimxan Zend, Lekistan Kürtleri’ndendir. Bir Kürt ailenin çocuğu olan Kerimxan Zend, 1750 tarihinde Afganistan Zend Hanedanı’nı kuran kişidir. Aynı zamanda 1760 – 79 yılları arasında İran’ın Şâhı idi. Fakat hem Afganistan Şâhı hem de İran Şâhı olmasına rağmen – sevmediği için – hayatı boyunca “Şâh” sıfatını kullanmamış, ölene kadar “Wekîl’er- Reâyâ” (= Reaya’nın Vekili) ünvânını kullanmıştır. İran ve Afganistan tarihine en büyük damgayı vurmuş şahsiyettir, Kerimxan Zend. Tıpkı Selahaddîn Eyyubî gibi bir şahsiyettir. Nasıl ki Selahaddîn Eyyubî İslam topraklarını Batı’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyettir; Kerimxan Zend de İslam topraklarını Doğu’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyettir. Dolayısıyla, binbeşyüz yıllık kutlu İslam tarihi boyunca, İslam topraklarını hem Batı’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyet olan Selahaddîn Eyyubî, hem de Doğu’dan gelen saldırılara karşı koruyan en büyük şahsiyet olan Kerimxan Zend, her ikisi de Kürt’türler. İslam toprakları Batı’nın işgalinde değilse bunu bir Kürd’e, aynı şekilde Doğu’nun işgalinde değilse bunu da bir Kürd’e borçluyuz.
İran’ın başkenti Tahran’da “Kürdistan Otobanı”.
İran’ın Kürdistan eyaletinin başkenti Senendec’de “Kürdistan Üniversitesi”.
İran’ın başkenti Tahran’da bulunan Cemşîdiye Tabiât Parkı içindeki “Kürdistan Restoranı”.
İran’ın başkenti Tahran’da bulunan ve ülkenin en büyük mezarlığı olup bir “şehîdler kabristanı” olan dünyaca ünlü Beheşt-i Zehrâ’nın içinde 1988 Halepçe Katliâmı Şehîdleri anısına inşâ edilmiş “Halepçe Anıtı”.
Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak Baas rejimi tarafından bundan tam çeyrek asır önce, 16 Mart 1988 günü Kürdistan’ın Süleymaniye vilayetine bağlı Halepçe ilçesinde gerçekleştirilen ve binlerce mazlum Kürd’ün kimyasal gazla katledildiği Halepçe Katliâmı’nda hayatlarını kaybeden Kürdistanlı şehîdlerin anısına dikilen Halepçe Şehîdliği Anıtı, İran’ın en büyük mezarlığı olan başkent Tahran’daki Beheşt-i Zehrâ’nın içindeki en müstesnâ ve yürek yakıcı mekân.
Seyyah İbrahim Sediyani, Tahran’daki Halepçe Şehîdleri Anıtı önünde gözyaşlarını tutamayıp ağlarken.
Bugün dünyanın en çok sevilen sıcak içeceği olan “kahve”yi ilk yapıp içen ve keşfeden kişi bir Kürt. Seyyah İbrahim Sediyani’nin yaptığı araştırmaya göre, 16. yy’da yaşamış olan, Kürdistan’ın Botan bölgesinden (bugünkü Şırnak – Cizre) Yemen topraklarına hîcret etmiş ve Aden şehrinde kendi medresesini kurup talebe yetiştiren, İslamî irşâd ve eğitim faaliyetleriyle meşgul olan bir Kürt İslam âlimi olan Cemaleddîn Ebû Abdullâh Mûhâmmed ibn-i Saîd, sıcak kahveyi keşfedip ilk içen kişidir. Dolayısıyla bugün dünyanın en sevilen sıcak içeceği olan kahveyi bir Kürd’e borçluyuz.
Kenya Seyahatnamesi’nin 10. bölümünde (Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi – 10), seyyah İbrahim Sediyani’nin ünlü tarihçi El- Cezirî’den naklederek aktardığı bilgiye göre, Ehl-i Beyt mektebinden büyük bir zât olan “ez- Zebhanî” lakaplı Cemaleddîn Ebû Abdullâh Mûhâmmed ibn-i Saîd’in bu tevhidî irşâd faaliyetlerinden zamanın saltanat yönetiminin büyük rahatsızlık duyduğunu öğreniyoruz. İslam tarihindeki diğer hemen hemen tüm saltanat yönetimleri gibi İslam dînini mel’un saltanatının bekası için bir araç olarak kullanan Yemen Hükümranlığı, İbn-i Saîd’e her türlü baskı ve zûlmü yapmaktan imtina etmez. Çeşitli gerekçeler ileri sürerek defalarca sorguya alır ve zindana atar. Tevhidî ve öz İslamî eğitim veren medreselerini “fitne ve fesâd yuvası” diye niteleyerek kapattırır. Çocuklarını o medreselere göndermemesi yönünde aileleri tehdit eder. Yıl, 1470… İbn-i Saîd, kahve çekirdeklerini önce ateşte bir güzel kavurur. Daha sonra bunları itinayla ezip toz haline getirir. Bu karışımı hazırladıktan sonra da suyu kaynatır ve kaynayan suyun içine bu karışımı atıp karıştırır… Ve, içmeye başlar. Sıcak kahve, bu büyük zâtın çok daha hoşuna gider. İyileştikten ve ayağa kalktıktan sonra da artık kahveyi sıcak içmeye devam eder. Bunu, gelen misafirlerine ve komşularına da tavsiye eder. Bugün dünyanın en çok sevdiği ve insanlar tarafından en çok keyifle içilen içeceği olan sıcacık kahvemiz, işte böyle doğar. Tarih, 1470.
Arakan coğrafyası ve Rohingya toprakları, ve bugünkü Bangladeş, 8. yy’da Asya’nın tââ ortasındaki o topraklara giden Kürt tüccarlar tarafından “İslamlaştırılmıştır.” Bunlar tüccar ve aynı zamanda teblîğci idiler. Bir kısmı Kürdistan anayurdundan, Van’dan, Diyarbekir’den, Botan’dan, fakat önemli bir kısmı da Yemen topraklarından idiler. Bölgede İslamî tebliğat çalışmaları yapan ve oradaki halkları “Müslümanlaştıran” bu Kürtler, o topraklara “Rohingya” ismini verdiler. Çünkü onların doğu tarafında gittikleri en uzak topraklardı, “en doğu” topraklardı. Arakan için bugün hâlâ kullanılan “Rohingya” ismi, öz be öz Kürtçe bir isim ve “Güneşin Doğduğu Ülke” demektir.
Seyyah İbrahim Sediyani, sistematik olarak ırkçı – faşist Myanmar rejiminin saldırı ve katliâmlarına maruz kalan Arakan’daki Rohingya halkını “Dünyanın en mazlum milleti” olarak niteliyor. Sediyani’ye göre, bugün Müslüman Rohingyalar’a karşı uygulanan soykırım, dünyanın hiçbir yerindeki hiçbir olayla kıyaslanamaz. Ancak 500 yıl önceki Kızılderili Soykırımı ile kıyaslanabilir.
2, 5 milyonluk bu mazlum halkın konuştuğu Rohingya Dili ile Kürtçe arasında ise, şaşırtıcı benzerlikler vardır. Sediyani’nin aktardığına göre, her iki dildeki sözcüklerin nerdeyse yüzde yetmişi aynıdır. Bu hususta oldukça emin konuşan Sediyani şöyle diyor: “İsteyen bunun araştırmasını yapabilir. Sonuçta ikisi de ‘ölü dil’ değil ve hâlâ konuşuluyor. Günümüzde 40 milyon insan Kürt Dili’ni, 2, 5 milyon insan da Rohingya Dili’ni konuşuyor. İsteyen her iki dildeki tüm kelimeleri alıp kıyaslayabilir.”
Bangladeş ve Rohingya Seyahatnamesi’ne yeni başlayan İbrahim Sediyani, Kürtler’in kurduğu “Rohingya” ülkesini kuruluşundan günümüze dek tüm ayrıntılarıyla anlatacak.
HABER DİYARBAKIR
21 NİSAN 2013
kurd izi dedigin bu mu iki nehir bilmem ne
insan biraz arastirmaci olur pakistana gidince ne kadar kurd yasiyor nrelerde yasiyor bu anlamfa arastirmaci olur
Daha neler. Yalancinin ?
Vedat Dalokay Türk Mimar. nokta