Azıcık Vicdanı Olan Herkes Bu Soruyu Soruyor Şimdi

Parveke / Paylaş / Share

 

 

 

 

 

     İsrail ile Türkiye “müttefik” ve hem PKK hem de Hizbullah “terör örgütü” iseler, Türkiye’ye “işgalci” ve Abdullah Öcalan’a “özgürlük savaşçısı” diyen İsrailli yazar niçin Nureddin Şirin’le aynı kaderi paylaşmıyor?

     Kısa adı “N 3” olan ve Almanya’nın kuzeyine hitap eden “Nord 3” (Kuzey 3) yerel kanalının o akşamki konukları, her gün değil, abartmasız her saat başı o kanaldan o kanala çıka(rıla)n aynı isimlerden oluşuyordu yine: İçişleri Bakanı Otto Schilly, Bayern (Bavyera) Eyaleti İçişleri Bakanı Günther Beckstein, Die Grünen (Yeşiller) İç Politika Sözcüsü Cem Özdemir, A. Öcalan’ın avukatı ve sözcüsü İranlı Ali Gazî ve Sertaç Bucak.

     Yalnız bu isimlerin yanında bir kişi daha vardı ki, Kürdistan İşçi Partisi PKK’nın (Partiya Karkerên Kurdistan) lideri Abdullah Öcalan’ın, 15 Şubat’ı 16 Şubat’a bağlayan gece Kenya’nın başkenti Nairobi’de yakalanıp Türkiye’ye, Marmara’daki İmralı Adası’na getirilmesinden beri Alman TV kanallarında – müzik ve spor kanalları hariç, istisnasız hepsinde – saat başı yayınlanan bu tür “haber ve tartışma programları”na ilk kez katılıyordu.

     İlginçtir; programa İsrailli bir “araştırmacı – yazar”ın katılmasının en büyük sebebi, henüz iki gün önce Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen gösteride, gösterici Kürtler’in üzerine direkt ateş açan İsrailli konsolosluk görevlilerinin 3 Kürd’ü öldürmesi iken, programda bu konudan bahsedilmemesi, bir kez laf açıldığında ise, İsrailli yazar, program sunucusu ve diğer katılımcıların ortak iradesiyle konunun bir çırpıda geçiştirilmesi, oldukça düşündürücüydü.

     Konuşmasında, “işgalci” ve “faşist” olarak nitelendirdiği Türkiye’yi yerden yere vuran, Türkiye’ye en ağır eleştirileri yapan İsrailli araştırmacı – yazar, Türkiye’yi tenkit ederken, o kadar ileri gitti ve o derece ağır ifadeler kullandı ki, bugüne kadarki politik yaşamında, bilhassa Öcalan’ın yakalanmasından sonra, katıldığı her TV programında, demeç verdiği her gazetede Türkiye’yi ve “ırkçı” dediği Türk basınını ağır biçimde eleştiren ve bugünden Türk basınının bir numaralı boy hedefi haline gelen Cem Özdemir bile orada Türkiye’yi savunmak zorunda kaldı. Cem Özdemir dayanamayıp iki tarafın da “halkı öldürdüğünü” söyleyince ve PKK’nın halk katliâmlarından “yer ve tarih” vererek bahsedince, tüm şimşekler O’na çevrildi. İsrailli yazar, Türkiye’yi eleştirirken öylesine aşırı kaçmıştı ki, PKK’nın sözcüsü Ali Gazî ve Sertaç Bucak ağzı açık halde kalakaldılar.

     Program sunucusunun, “Sizce Abdullah Öcalan bir terörist mi, yoksa özgürlük savaşçısı mı?” sorusuna “Tabiî ki özgürlük savaşçısıdır” diye karşılık veren İsrailli yazar, daha da ileri gidip kendi devleti olan İsrail’i de ağır şekilde eleştirmeye başladı. Türkiye – İsrail askerî işbirliğini “işgalcilerin ittifakı” olarak niteleyen İsrailli yazar, devamla şöyle dedi: “İsrail de, tıpkı Türkiye’nin Öcalan ve PKK hakkında söylediği gibi, HaMaS ve Hizbullah liderlerine ‘terörist’ diyor. Ama bu yalanlarına kendi İsrail halkını bile inandıramaz. Çünkü HaMaS ve Hizbullah liderlerinin halk kahramanı olduklarını herkes biliyor.”

     Nihayetinde İsrailli yazar, “terörist” ve “özgürlük savaşçısı” kavramlarını oldukça “felsefî” denebilecek bir olgunlukla tanımlayıp, konuşmasına “çok ağırbaşlı” bir nokta koyuyor: “Aslında, ‘terörist’ ile ‘özgürlük savaşçısı’ arasında tek bir fark vardır: ‘Terörist’, karşı taraftadır; ‘özgürlük savaşçısı’ ise bizim taraftadır.”

     Şimdi burada, azıcık vicdanı olan herkes şu soruyu kendine soracaktır: Madem ki İsrail ile Türkiye müttefiktirler ve aralarında “askerî işbirliği” var; madem ki nasıl Türkiye, kendisine karşı savaşan PKK’ye, İsrail ise HaMaS ve Hizbullah’a “terörist” diyor, öyleyse, Hizbullah ve HaMaS’ın Türkiye’ye karşı şu ana kadar hiç ama hiçbir eylemi ve faaliyeti olmamasına ve bu iki yapılanmadan Hizbullah’ın, Lübnan parlamentosunda milletvekilleri olan legal bir siyasî parti olmasına rağmen, Türkiye’deki Müslüman kamuoyunun sempatik gazeteci – yazarı Nureddin Şirin’e, İsrail’e karşı savaşan Hizbullah örgütünü ve liderlerini sadece “övdüğü” için Türkiye Cumhuriyeti devleti 17, 5 yıl gibi rekor bir hapis cezası veriyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı savaşan ve kendi iddiâlarına bakılırsa bizzat İsrail’e karşı da eylem ve faaliyetlerde bulunmuş PKK’yi ve lideri Abdullah Öcalan’ı bir PKK’liden daha fazla öven ve PKK’nin savaştığı Türkiye’yle “askerî işbirliği” yaptı diye bizzat İsrail’i de ağır şekilde eleştiren İsrailli yazara, İsrail devleti, bırakın 17, 5 yılı, neden 17, 5 saat bile hapis cezası vermiyor?

     SELAM GAZETESİ

     21 MART 1999


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir