Los Mexicanos vienen de los Aztecas, Peruanos de los Incas, Uruguayos de los barcos.
(Meksikalılar Aztekler’den, Perulular İnkalar’dan, Uruguaylılar ise gemilerden geliyor.)
Uruguay atasözü
Uruguay’ın başkenti Montevideo, çok güzel ve bir o kadar da mütevazi bir şehir.
Ülkenin güneyinde, Atlas Okyanusu ile Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’in birleştiği noktada yer alıyor. Şehrin güneydoğu ucu Atlas Okyanusu kıyıları, güneybatı ucu ise Gümüş Nehir kıyıları. Gümüş Nehir’in kuzey kıyısındaki Montevideo, aynı nehrin güney kıyısındaki ve Arjantin’in başkenti olan Buenos Aires’e 193 km uzaklıktadır.
Nüfûsu 1 milyon 380 bin 432 kişi olan Montevideo, ülkenin başkenti olmasının yanında en büyük şehridir de. Amerika kıtasının en güneyindeki başkenttir.
Aynı zamanda benim de, bu gezegen üzerinde güneyde gittiğim en uzak yer durumundadır. Batıda gittiğim en uzak yer ise Arjantin’in başkenti Buenos Aires.
Bu geziye çıkmadan önce, benim güneyde gittiğim en uzak yer Kenya’nın başkenti Nairobi, batıda gittiğim en uzak yer ise Fransa’nın başkenti Paris idi. Kuzey Yarımküre’den Güney Yarımküre’ye geçmiştim ama Doğu Yarımküre’den Batı Yarımküre’ye ilk kez geçtim.
Gezegendeki hakimiyet alanım genişledi ve şu an itibariyle güney cihetinde dünyada en uzak gittiğim yer Uruguay’ın başkenti Montevideo, batı cihetinde dünyada en uzak gittiğim yer Arjantin’in başkenti Buenos Aires, kuzey cihetinde dünyada en uzak gittiğim yer Norveç’in başkenti Oslo, doğu cihetinde dünyada en uzak gittiğim yer ise Bangladeş’in Arakan (Rohingya) bölgesinde, Hint Okyanusu üzerindeki Narikel Cincira (Hindistancevizi Adası).
Montevideo, Latin Amerika’daki en güvenli on şehirden biridir ve bir araştırmaya göre aynı zamanda en yüksek yaşam kalitesine sahip Güney Amerika şehirlerinden biridir. Kısa adı EIU olan Ekonomist İstihbarat Birimi (İng. Economist Intelligence Unit), Montevideo’yu, yaşam kalitesi açısından Buenos Aires ve Şili’nin başkenti Santiago de Chile’nin ardından Latin Amerika şehirleri arasında 3., dünyada ise 65. sırada gösteriyor.

Santa Lucía Nehri, Montevideo ile San José ili arasında batısında doğal bir sınır oluşturur. Şehrin kuzey ve doğusunda Carrasco Nehri doğu doğal sınırını oluşturan Canelones bölümü bulunmaktadır. Kentin güney sınırını oluşturan kıyı şeridi, kayalık çıkıntılar ve kumlu plajlarla serpiştirilmiştir. Montevideo Körfezi, Uruguay ekonomisinin ve dış ticaretin önemli bir bileşeni olarak işlev gören doğal bir liman olup, ülkenin en büyük, Güney Amerika’daki en büyüklerinden biri ve bölgedeki en güzel doğal liman durumundadır. Çeşitli küçük akarsular şehrin içinden geçiyor ve Montevideo Körfezi’ne dökülüyor. Ancak boşalmakta olan nehirlere yakın sahil şeridi yoğun bir şekilde kirlenmiştir.
Montevideo, deniz seviyesinden 43 m yüksekte kurulmuş bir şehir. En yüksek noktaları, iki tepedir: Cerro de Montevideo ve Cerro de la Victoria. En yüksek noktası olan ve “Montevideo” ismindeki “monte” (dağ) ifadesinde kendisinin kastedildiği, bir kale tarafından taçlandırılan Cerro de Montevideo’nun zirvesi, 132 m yüksekliğindeki Fortaleza del Cerro’dur. Tepesinde bir deniz feneri var.
Montevideo’nun iklimi ılıman, ortalama sıcaklığı yaklaşık 16, 7° C’dir. Okyanus iklimine (Cbf) özgü yağış modellerine sahip nemli bir subtropikal iklimi var. Kışları serin, yağışlı, rüzgârlı ve bulutludur. Bazen doğadışı siklonlar tarafından tetiklenen kuvvetli güney rüzgârları, yağmurlu ve sisli günlerde oldukça yaygın eser. Sıcaklık bazen 0° C’nin altına düşer, ancak kar yağışı neredeyse hiç yoktur. Kar yağışı, şehirde son derece nadir bir olaydır, ancak nadiren kar fırtınası olmuştur. En son 13 Temmuz 1930 günü ilk kez düzenlenen 1930 FIFA Dünya Kupası tarihindeki ilk maç sırasında kar yağdı. Bununla birlikte, kışın ortasında sıcaklıkları 20° C’nin üzerine çıkaran normal sıcaklıkların üzerinde dönemler meydana gelebilir. Yazlar sıcak ve nemli, az rüzgârlıdır. Sıcaklıklar nadiren 33° C’nin üzerine çıkarken, nem, rüzgârsızlık ve yüksek ultraviyole indeksleri ısıyı çok daha sıcak hale getirir. Öğleden sonraları Río de la Plata (Gümüş Nehir)’dan gelen nemli esinti, ısıyı hafifleterek hafif bir düşüşe neden olur. Kısa süreli fırtınalar ve sağanaklar yaygındır, ancak zaman zaman oldukça şiddetli olabilir. Uruguay, Dünya’nın manyetik alanının zayıf olması nedeniyle ultraviyole ışınlarının gezegenin geri kalanından daha yoğun olduğu bir bölgede yer aldığından, yüksek güneş koruması kullanılması tavsiye edilir. Güney Atlantik Manyetik Anomalisi, bölgeyi zararlı kozmik radyasyona karşı daha savunmasız hale getiriyor. İlkbahar ve sonbahar, gündüzleri ılıman sıcaklıklarla karakterize edilir ve geceleri önemli ölçüde düşer. Bu mevsimlerdeki sıcaklıklar yıllara göre değişir, daha sıcak veya daha soğuk baharlar ve sonbaharlar olabilir. Soğuk ve sıcak hava kütlelerinin ilerlemesine bağlı olarak ani sıcaklık değişiklikleri normaldir. Bu değişikliklere genellikle fırtınalar ve kuvvetli rüzgârlar eşlik eder.
Uruguay’ın başkenti Montevideo, ülkenin aynı zamanda en büyük şehridir. Uruguay’ın en büyük 5 şehri şunlardır:
1. Montevideo → nüfûs 1 milyon 380 bin 432
2. Ciudad de la Costa → nüfûs 112 bin 449
3. Salto → nüfûs 104 bin 11
4. Paysandú → nüfûs 76 bin 412
5. Las Piedras → nüfûs 71 bin 258
(NOT – 1: Uruguay’ın 1 milyon nüfûs barajını aşan tek şehri, başkent Montevideo’dur. Ülkenin toplam nüfûsunun 3 milyon 518 bin 552 kişi olduğu düşünüldüğünde, ülke nüfûsunun üçte birinin başkentte yaşadığı anlaşılır… NOT – 2: Uruguay’da nüfûsu 1 milyon barajını aşan sadece 1 şehir, nüfûsu 100 bin barajını aşan sadece 3 şehir, nüfûsu 50 bin barajını aşan sadece 9 şehir, nüfûsu 10 bin barajını aşan 39 şehir vardır.)
Uruguay’ın en büyük şehri Montevideo, büyüklük bakımından Güney Amerika’da 26., tüm Amerika kıtasında ise 41. sıradadır. (Güney Amerika’nın en büyük 10 şehri ve Amerika kıtasının en büyük 15 şehri için bkz. Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 40)
“Uruguay”, adını Uruguay Nehri’nden alır ve bir Kızılderili dili olan Guaraní dilinde “Kuş Nehri” demektir.
“Montevideo” ismi ise anlam olarak düşünüldüğünde Portekizce’de “Bir dağ gördüm” veya “Bir dağ görüyorum” anlamına gelir. Buradaki “monte” (dağ) ifadesinden, şehrin limanının karşısındaki 132 m yüksekliğindeki ve şimdiki adı Cerro de Montevideo olan dağın kastedildiği konusunda tüm araştırmacılar hemfikirdir. Ancak isimdeki “video” (görmek) fiilinin kökeni hakkında tartışma ve ihtilaf vardır.
Şehrin niçin böyle bir isim taşıdığı ve bu “Montevideo” ifadesinin nasıl ve nereden çıktığı ile ilgili hepsi de birbirinden ilginç farklı teoriler bulunuyor:
Birinci teori: Limanın karşısındaki ve şimdiki ismi Cerro de Montevideo olan dağın, bir Kızılderili dili olan yerli Guaraní dilindeki adı “Yvyty” idi. Avrupalılar bu coğrafyaya gelince aynı ismi kullandılar ve “Yvyty Dağı” anlamında “Monte Yvyty” dediler. Bu ifade daha sonra “Monte Yviti”, “Monte Viviti”, “Monte Video” ve nihayet “Montevideo” şeklinde bir dönüşüm geçirdi.
Buna kanıt olarak, Macellan ya da Portekizce gerçek tam adıyla Fernão de Magelhães (1480 – 1521)’ın teknecisi Francisco Albo (? – ?)’nun 1520 yılının Ocak ayına ait “Diario de Navegación” (Seyir Defteri) adlı tutanaklarında ilk olarak “Monte Vidi” ibaresinin yazılmış olduğu gösterilir: “Sözü geçen Cape Santa María’nın (şimdiki Punta del Este) boğazlarında, sahilin doğudan batıya doğru uzandığı ve arazinin kumlu olduğu sağ tarafında ‘Monte Vidi’ adını verdiğimiz şapka gibi bir dağ var.”
İkinci teori: Portekizli denizciler bu sularda seyrettiklerinde, Macellan’ın denizcilerinden biri şimdiki limanın karşısındaki ve şimdiki ismi Cerro de Montevideo olan dağı görünce, gemide Portekizce olarak “Monte vide eu” yani “Bir dağ gördüm” veyahut “Montem vídeo” yani “Bir dağ görüyorum” diye bağırdı. Sonra bu olayın anısına buraya “Montevideo” ismi verildi.
Bu görüş, uzunca bir süre, ismin kökeni hakkındaki ana teoriydi. Teori, şehrin kurucularından olan İspanyol komutan Bruno Mauricio de Zabala y Gortázar (1682 – 1736) da dahil olmak üzere, sömürge dönemine ait ve Monte Video adı altında Cerro de Montevideo’ya atıfta bulunan sayısız harita ve belgeyle destekleniyor. Ancak bu, burasının gerçek bir Portekiz yerleşimi olmadığı, kelime de ancak kullanılması muhtemel olmayan birkaç İber dilinin bir karışımı olduğu için defalarca sorgulandı.
Üçüncü teori: Dînî bir kökene dair daha az yaygın bir hipoteze göre de, Portekiz’in Braga şehrinin üçüncü piskoposu olan ve burada her zaman saygı duyulan Azîz Ovídio (? – 135)’ya ithafen buraya “Monte Ovídio” denildiği, sonra bu ismin zamanla “Monte Video” ve “Montevideo” şekline dönüştüğü ileri sürülür.
1505 yılında orada Azîz Ovídio anısına bir anıt dikildi. Portekizliler’in Montevideo’nun “keşfi” ve kuruluşuyla olan ilişkisi gözönüne alındığında ve bu hipotezin öncekiler gibi kesin belgelere sahip olmadığı gerçeğine rağmen, şehrin ismini buna bağlayanlar oldu. Ama bu çok zayıf bir iddiâdır.
Dördüncü teori: Son teori, en ilginç ve çarpıcı olanıdır. Buna göre, şehrin isminin doğuşu ve ismin kökeni şu şekildedir:
Montevideo şehrindeki dağ, Atlas Okyanusu kıyısından Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata) boyunca batıya doğru gidildiğinde, 6. dağdır. Yani şehir, okyanustan içeriye doğru sırayla gidildiğinde, altıncı dağın eteklerinde kurulmuştur.
Uruguaylı tarih profesörü Rolando Laguarda Trías (1902 – 98)’a göre, İspanyollar bu mıntıkayı bir harita üzerinde not ederken, Río de la Plata’yı doğudan batıya seyrederek sahilde gözlenlenebilir 6. dağ olduğunu belirtmek için haritada şu şekilde işaretlediler: “Monte VI De Este a Oeste”, yani anlamı “Doğudan Batıya VI. Dağ”.
Bu ibare zamanla kısaldı ve sadece baş harfleri alınarak “MONTE-VI-D-E-O” ismi türedi. Şöyle ki:
Monte VI De Este a Oste → Doğudan Batıya VI. Dağ
Monte VI D(e) E(ste a) O(ste) → MONTE-VI-D-E-O → MONTEVIDEO
Gördüğünüz gibi, “Montevideo” ismi aslında bir kelime değil, bir cümlenin veya ibarenin kısaltmasıdır. “Monte”, kelimedir ve “dağ” demektir; ama “video” bir ibarenin kısaltmasıdır. “VIDEO”daki “VI”, Roma rakamlarındaki “6”dır. Sondaki “DEO” ise “Doğudan Batıya Doğru” anlamına gelen “De Este a Oste” ibaresinin baş harfleridir.
Montevido tarihini kaleme alırken, 8 ayrı döneme ayırarak yapmak gerekiyor:
► Kuruluş ve İspanyol egemenliği (1724 – 1807)
► Kısa süreli İngiliz işgali (1807)
► Yeniden İspanyol egemenliği (1807 – 14)
► Gümüş Nehir Genel Valiliği (1814 – 15)
► Federal Lig (1815 – 17)
► Portekiz egemenliği (1817 – 22)
► Brezilya egemenliği (1822 – 28)
► Bağımsızlık ve Uruguay Cumhuriyeti (1828 – günümüz)
Şehrin kuruluş hikâyesi, 17. yy sonlarına doğru uzanıyor. O dönemlerde bölgedeki egemenlik İspanyollar’daydı. 1680 – 83 yılları arasında Portekizliler, Buenos Aires’in karşısında, Río de la Plata (Gümüş Nehir)’nın kuzey kıyısında Colonia do Sacramento kentini kurdular. İspanyollar Portekizliler’in bu kuruluş çalışmalarına ses çıkarmadılar.
22 Kasım 1723 tarihinde Portekiz mareşali Manuel de Freitas da Fonseca (? – ?), Montevideo Kalesi’ni inşâ etti.
Bugünkü Montevideo’nun kuruluş süreci, 1724 yılında bugün Ciudad Vieja’nın bulunduğu yerde İspanya Krallığı tarafından başlatıldı. Başlangıçta adı San Felipe y Santiago de Montevideo idi. 22 Ocak 1724’te İspanyol sömürgeci (onlar “kaşif” diyorlar) Bruno Mauricio de Zabala y Gortázar (1682 – 1736) komutasındaki İspanyollar gelip Portekizliler’i bölgeden çıkarmışlar ve önlem olarak da Mintevideo şehrini kurmuşlardı. Montevideo’nun kuruluşu, öncelikle Brezilya’dan defalarca Banda Oriental’ı işgal eden Portekizliler’e karşı ve dolayısıyla askerî amaçlarla savunmaya hizmet etti. Güney Atlantik’te ve buradaki Río de la Plata halicinde nakliyeyi güvence altına almak da şehrin kuruluşuyla bağlantılı olarak bir rol oynadı.
Şehrin kuruluşuna öncülük eden Bruno Mauricio de Zabala tarafından Buenos Aires’ten düzenlenen bir İspanyol keşif gezisi Portekizliler’i, başlangıçta Buenos Aires’ten 6 aile ile İspanyollar’ın yeni şehri doldurmaya başladığı yeri terketmeye zorladı. Adından coğrafî olarak Afrika kıtasına ait olan ve fakat Avrupa’daki İspanya’ya bağlı olan Kanarya Adaları’ndan gelen 250 kişilik 50 aile, bu topraklara göç ettirilerek 17 Aralk 1726 tarihinde Montevideo’ya yerleşti. Üç gün sonra, 20 Aralık 1726’da bir “bölge sakinleri listesi” oluşturuldu ve son olarak 24 Aralık’ta bir tasvir planı hazırlandı. Daha sonra Montevideo olarak kısaltılacak bir isim olan San Felipe ve Santiago de Montevideo ismi yeni kurulan bu şehre verildi. Montevideo, kuruluşundan iki yıl sonra ve tasvir planının hazırlandığı aynı gün olan 24 Aralık 1726 tarihinde “şehir” statüsü kazandı. Bugünkü Plaza Zabala’nın yerinde bir kale inşâ edildi.
Resmî sicile göre, yeni kurulan şehrin nüfûsu şu insanlardan oluşuyordu: Kanarya Adaları kökenli 50 aile (250 kişi), köle olarak Bengela, Ngola (Angola) ve Kongo krallıklarından zorla getirtilen Bantu kökenli Afrikalılar ve 1000 kişilik Guaraní Kızılderilisi. İkinci dalga Kanarya Adaları göçü 27 Mart 1729’da gerçekleşti ve bu vesileyle Kanarya Adaları’ndan 30 aile daha Uruguay’a gelip Montevideo’ya yerleşti. Böylece Montevideo’daki Kanarya kökenli nüfûs, 400 kişiye ulaşıyor.
Montevideo, bir zamanlar İspanyol kolonisi olduğu için, Portekizliler’in ilerlemesini durdurmak için güçlü bir şehir olarak doğdu ve kuruldu. İlk yerleşimciler bugün Ciudad Vieja (Eski Şehir) olarak bildiğimiz yere yerleştiler. Burası müstahkem bir şehirdi; o dönemden günümüze kadar gelen kalıntılardan biri, 1742’den kalma Puerta de la Ciudadela’dır. O zamanlar bilinen meydanlar geniş açık alanlardı. Meyveler, sebzeler, her türlü ürün burada sergilenir ve satılırdı. Montevideo’ya ilk gelen meyve ve sebzeler, bugün bir yerleşim bölgesi olan Prado mahallesinden gelirdi. Burası bir zamanlar Montevideo’nun üst sınıfının buluşma noktası olan büyük dinlenme evleriyle istihdam edilmişti.
1739 yılında Portekizliler’le ve İngilizler’le ortaya çıkan çatışmalar nedeniyle, İspanyol Krallığı, Montevideo şehrini bir sur duvarı ile çevrelemeye ve bir kale ile karadan koruma altına almaya karar verdi. Bu, daha fazla kentsel gelişimde kısıtlamalara yol açtı. 1750 civarında kalenin tamamlanması ve doğuya bakan sınır sistemlerinin inşâsı bitti ancak bir sorun vardı; su temini şehrin dışındaydı. Öte yandan kentsel alanın mekânsal sınırlaması, Montevideo’nun nüfûs gelişimiyle çelişiyordu.

İspanya Kralı VI. Fernando de España (1713 – 59) tarafından 1750 yılında atanan ilk Montevideo valisi, Mareşal José Joaquín de Viana (1718 – 73) oldu. Yüzyılın ikinci yarısında, Montevideo’nun asıl askerî önemi, limanın genişlemesiyle birlikte ticarî ve ekonomik faaliyetler lehine gittikçe azaldı. Örneğin 1771 yılında 25 gemilik bir konvoyun 432.000 sığır derisi gerçekleştirdiği bildiriliyor.
İspanya’da 1516 – 1700 yılları arasında hüküm süren ve Habsburg Evi (Avusturya Evi)’nin bir kolu olan Borbón Evi (İspanya Evi)’nin İspanya Krallığı’nda 17. yy boyunca yaptığı reformlar, o zamanlar Latin Amerika’yı görece olarak “özerk krallıklar”a dönüştürmüştü. Bunlar arasında konumuz açısından en önemlisi, Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata) havzasını kapsayan topraklarda 1776 tarihinde Río de la Plata Genel Valiliği (İsp. Virreinato del Río de la Plata)’nin oluşturulmasıydı. O tarihe kadar Peru Genel Valiliği’ne bağlı topraklar olan bu mıntıkada oluşturulan bu yeni valilik sayesinde, bugünkü Buenos Aires statü olarak büyük bir önem kazanmaya başladı.
Río de la Plata (Gümüş Nehir) Genel Valiliği topraklarında, dış ticaret İspanya’nın tekelindeydi ve diğer yerlerle veya güçlerle ticarete yasal olarak izin verilmiyordu. Bu durum Buenos Aires için dezavantajlıydı, çünkü İspanya Krallığı o topraklara ticaret gemilerini nadir gönderiyordu ve nadiren geldikleri için, gelen gemiler de çoğunlukla okyanus sularında korsanların saldırısına uğruyordu. Bu da Río de la Plata topraklarına çok az ürün girmesi, halkın sıkıntı içinde yaşamak zorunda kalması demekti. Çok az sayıda giren ürünler de hem nüfûsu besleyecek yeterlilikte değildi hem çok pahalı fiyatlara satılıyordu. Bu durum kaçakçılığın yaygınlaşmasına yol açtı.
Bu arada Río de la Plata Genel Valisi’nin ana limanı olarak Montevideo’nun önemi, başkent Buenos Aires ile birkaç kez çatışır. Kuruluşundan birkaç yıl sonra Montevideo, Río de la Plata’nın kuzeyindeki ve Uruguay Nehri’nin doğusundaki bölgenin ana şehri haline geldi ve deniz ticaretinde egemenlik için Buenos Aires ile rekabet etti. Montevideo’nun Río de la Plata Genel Valiliği’nin ana limanı olarak önemi, doğu eyaletini savunmak için üs olarak kullanılmak üzere devralındığı zamanlar da dahil olmak üzere çeşitli durumlarda Buenos Aires kentiyle çatışmalara neden oldu.
1776 yılında İspanya Krallığı, Montevideo’yu Arjantin kıyıları, Fernando Po ve Falkland (İsp. Malvinas) Adaları üzerindeki yetkiyle Güney Atlantik için “Real Apostadero de Marina” (Ana Deniz Üssü) yaptı. 1777’den itibaren Montevideo’nun ekonomik yükselişi, bölgedeki Portekiz rekabetinin kaybına kadar hızlandı. 1778 yılında bir “gümrük tesisi” oluşturuldu ve Montevideo “ücretsiz bağlantı noktası” durumuna geldi. 1781 yılında çok küçük olan bir rıhtım duvarına kavuşan Montevideo limanı, şimdi şehrin gelişiminde giderek daha önemli bir rol oynadı. Bu, Montevideo’ya 1791’de Güney Amerika kolonileri içinde köle ticareti ithalatı tekeli verildiğinde daha da önemli hale geldi.
1778 yılında Montevideo’nun nüfûsu, 4 bin 270 kişi olarak tescil ediliyor.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin 1776 yılında Büyük Britanya Birleşik Krallığı’ndan bağımsızlık ilanı, Latin Amerika’da bir devrimin olabileceğine ve İspanya’dan bağımsızlığın kazanılabileceğine dair “Criollos”u (Amerika kıtasında doğan ve yaşayan İspanyol kökenlileri) yüreklendirmişti.
Öte yandan 1789’da Avrupa’da gerçekleşen Fransız Devrimi (Frsz. Révolution Française)’nin yaydığı idealler, tüm Avrupa kıtasının yanısıra Amerika kıtasında da yayıldı. Fransız Devrimi’yle birlikte tüm dünyayı etkileyen “Millîyetçilik” (Nasyonalizm) ve “Özgürlükçülük” (Liberalizm), Arjantinliler’i ve Uruguaylılar’ı da etkisi altına almıştır.

Montevideo, 18. yy’ın sonuna kadar bugün Ciudad Vieja olarak bilinen müstahkem bir bölge olarak kaldı. 31 Ağustos 1797’de İngiliz gemisi “Lady Shore” limana ulaştı. Hem yarımadanın kuzeybatısındaki kale hem de açık denize bakan parapet (Cubo del Sur) ve liman boyunca kurulan ve mühimmat deposu olarak kullanılan 34 casemat (Las Bóvedas), 1798’den 1804’e kadar tamamlandı. Surların dışında Kızılderililer’in yerleşmesine ek olarak surların kurulması, artık tercih edilen yerleşim alanlarının geliştiği anlamına geliyordu. Rüzgârdan daha korunaklı olan yarımadanın kuzeyindeki Calle 25 de Mayo bölgesinde, Montevideo’nun yakın çevresindeki büyük toprak sahipleri gibi sosyal açıdan daha iyi durumda olan sakinler yaşıyordu. Ticaret şubeleri de burada bulunacaktı. İspanya tarafından kurulan Gobernación de Montevideo aracılığıyla artan ekonomik bağımsızlığa da bağlı olarak artık inşaatta sağlam yapı malzemeleri hakim oldu. 1802 yılında Montevideo’nun ilk deniz feneri Cerro’ya dikildi. Öte yandan daha seyrek nüfûslu güney kesimi, konut gelişimi açısından en basit yapı dokusundan oluşan kulübelerden oluşmaya devam etti. Plaza de la Constitución’daki ana kilise, 1790 – 1804 yılları arasında tuğladan inşâ edildi.
1797 yılında, o dönemin hükûmeti, cinayet işlememiş öbür suçlar için “genel af” çıkardı. Bu aftan yararlanan isimlerden biri de, o sırada 33 yaşında olan José Gervasio Artigas Arnal (1764 – 1850) idi. (José Gervasio Artigas, Latin Amerika’daki ilk toprak reformunu hazırlayan kişidir ve Uruguay’ın ulusal kahramanı olup “Uruguay bağımsızlığının babası” olarak kabul edilir.)
Artigas, Brezilya sınırını korumak için İspanya Kralı tarafından özel olarak oluşturulmuş Blandengues Birliği (İsp. Cuerpo de Blandengues)’ne “teğmen” rütbesiyle katıldı. Bu görevinde Artigas, Brezilya sınırındaki Portekiz ilerlemelerinin kontrolünde yapılan kaçakçılık ve yağmaya karşı mücadelede rol aldı. Bu görevini sürdürürken, Artigas, o sınırda Portekizliler tarafından esir alınmış ve köleleştirilmiş bir Afrikalı ile tanıştı. Köleliğe, haksızlığa karşı olan vicdanlı insan José Gervasio Artigas, “El Negro Ansina” (Siyah Ansina) olarak anılan Joaquín Lenzina (1760 – 1860) adlı bu Afrika kökenli köleyi satın alarak O’nu özgürleştirdi. Joaquín Lenzina (Siyah Ansina), bundan sonraki tüm hayatı boyunca Artigas’ın en yakın arkadaşı, savaş yoldaşı ve tarih yazarı olarak kendisine eşlik etti ve hep O’nunla beraber oldu.
1800 yılında José Artigas, Brezilya’nın şu anki Güneydeki Büyük Nehir (Port. Rio Grande do Sul) eyaleti içinde bulunan o zamanki Doğu Misyonları (Port. Sete Povos das Missões) ilinde bugünkü Batovi şehrinin kuruluşunda olağanüstü çalışmalar yaptı.
Yeni girilen 19. yy’ın başından beri Montevideo şehri İngiltere, İspanya, Portekiz, Brezilya ve Arjantin tarafından defalarca kuşatma ve bombardımanlara maruz kaldı. Bu olaylar şehrin büyümesinde yavaşlamaya yol açtı ve başlayan siyasî kargaşanın bir sonucu olarak, “Montevideanlar”ın ekonomik durumu kötüleşti.
Bu arada Britanya’da Sanayi Devrimi (İng. Industrial Revolution) ortaya çıkıyor, kendi nüfûslarının ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek, artan kömür, çelik, kumaş ve giyim üretimini satmak için yeni pazarlara ihtiyaç duyuyordu.
Fransız Devrimi’nin güvence altına alınmış olmasının yanısıra “devrim savaşları”, Fransa’yı Avrupa’nın en güçlü ülkesi haline getirmişti. Fransa İmparatoru Louis Napoléon Bonaparte (1769 – 1821) komutasındaki Fransa ile Avrupa’nın diğer güçlü devletlerinin oluşturduğu koalisyon arasında Napolyon Savaşları olarak da bilinen Sömürge Savaşları (1792 – 1815) başladı. İngiltere ve İspanya, bu savaşta Fransa’nın karşısındaydı.
1806 yılında Arjantin’in bugünkü başkenti Buenos Aires’in İngiliz ordusu tarafından işgalinden önce, Artigas 10 yıl sonra Gümüş Nehir Genel Valiliği (İsp. Virreinato del Río de la Plata)’nin devlet başkanı olacak olan Arjantinli asker ve siyasetçi Juan Martín Mariano de Pueyrredón y O’Dogan (1777 – 1850) ile işbirliği yaptı ve 300 askerden oluşan bir kuvvet örgütledi. Montevideo ve Buenos Aires’in kurtuluşuna olan bağlılığından dolayı, milislerin kaptanı ve bir süre sonra başkomutanı olarak atandı.
Bu savaş esnasında, General 1. Viscount William Carr Beresford (1768 – 1854) yönetimindeki İngiliz birlikleri, iki gün süren bir savaş sonunda Buenos Aires şehrini işgal ettiler. 1806 yılında İngilizler, Buenos Aires’e 60 km mesafede bulunan Ensenada’ya çıktılar. Bunun nedeni, Fransızlar’ın İspanya’yı işgal etmesi sonucu oluşan güç boşluğundan İngilizler’in yararlanma isteğiydi. İngilizler hiçbir engelle karşılaşmadılar, çünkü Rio de la Plata Valisi Rafael de Sobremonte y Núńez del Marquéz Castillo (1745 – 1827) panik içinde hazineyi de alarak Córdoba’ya kaçtı. Durum içinden çıkılmaz bir hal almış ve İngilizler hiçbir direnişle karşılaşmamışlardı. İngilizler’e karşı İspanyol birliklere komutanlık yapan Fransız komutan Jacques de Liniers (1753 – 1810) emrindeki yerel güçler (artık onlar “yerel” oluyorlar), bir İngiliz kuşatmasını başarıyla savuşturdu ve bu, 7 Haziran 1807 tarihinde Britanyalı yönetici John Whitelocke (1757 – 1833)’un kapitülasyonu ile sonuçlandı.
Şehir halkı İngilizler’e karşı direndi. Liniers emrindeki yerel güçler, 4 Ağustos 1807’de şehri tekrar ele geçirdiler. “Criollos”un (Amerika kıtasında doğan ve yaşayan İspanyol kökenlilerin) oluşturduğu grupları içeren bu direniş, “Porteños”un (Buenos Aires’te doğan ve yaşayan Avrupa kökenlilerin) bu cesur eylemi, “Reconquista” (Yeniden Fetih) adıyla anılır oldu.
Başka bir savaşta Artigas, İngilizler tarafından ele geçirilip esir alındı. İngiltere’ye gönderilecekti ama kaçmayı başardı. Kırsala döndü, orada Gauço Kızılderilileri’ni işgale karşı örgütledi.
Bir yıl sonra İngilizler 12 bin kadar iyi silahlanmış bir orduyla yeniden saldırıya geçti. Liniers, “Criollos”tan oluşan güçleriyle İngilizler’in karşısına tekrar çıktı. Bu eyleme Arjantin tarihinde “Defensa” (Savunma) adı verilir.
Kuşatmaların, İspanyol birliklerinin değil de, kızgın halkın direnmesi sonucu başarısızlığa uğraması, milliyetçileri cesaretlendirdi. “Cabildos Abiertos” adı verilen yerel birliklere gitgide artan tavizler verdirerek ülkenin bağımsızlığa giden yolunu da açmış oldular.
İngilizler’e karşı kazanılan zaferden sonra Buenos Aires halkı, eski vali Rafael de Sobremonte y Núńez’in görevine geri dönmesini kabul etmedi. Çünkü İngilizler bu toprakları işgal edince, çantasını alarak ardına bakmadan kaçmıştı. O’nun bu davranışı, halk arasında bir “korkak” olarak görülmesine yol açmıştı. Bunun yerine, yeni vali, İngiliz kuşatmasına karşı cesurca direnen ve onları bu topraklardan kovmayı başaran “kahraman” Jacques de Liniers idi.
3 Şubat 1807 günü General Samuel Auchmuty (1758 – 1822) ve Amiral Charles Stirling (1760 – 1833) komutasındaki İngiliz birlikleri, Montevideo’yu işgal ettiler. İngilizler Montevideo’da bir baskı makinesi kurdular ve burada “Southern Star” (Güney Yıldızı) adlı bir gazete çıkardılar. Ancak bu işgal fazla sürmedi. 7 ay sonra, 3 Eylül 1807 günü İspanyollar şehri İngilizler’den geri aldılar ve İngiliz birliklerin komutanlarından John Whitelocke (1757 – 1833)’u da esir aldılar. İngilizler, kabaca bugünkü Uruguay’ı tanımlayan Banda Oriantal güçlerine ve Buenos Aires’in oluşturduğu birliklere teslim olmak zorunda kaldılar.
Fransız Devrimi’nin fikirlerinden cesaret bulan Arjantinliler, İngilizler’den sonra İspanyol sömürgesine karşı da muhalefet etmeye başladılar. 1808 yılında Napoléon’un İspanya’yı işgali ve tahta kardeşini geçirmesiyle Arjantin’in bağımsızlık mücadelesi hızlanmıştır. Napoléon tarafından İspanya tahtına oturtulan kardeşi Giuseppe Napoléon Bonaparte (1768 – 1844)’ı tanımayan Buenos Aires Şehir Meclisi, Napoléon’un tahttan indirdiği VII. Fernando (1784 – 1833)’ya bağlı kaldı.
1806 yılında İngilizler’e karşı verdikleri mücadelede askerî güçlerinin farkına varan seçkin “Criollos”, iktidarı almak için sistematik bir biçimde örgütlenirler. İki yıl sonra İspanya Yüksek Cuntası’nın ortadan kalkması, bağımsızlık mücadelesi veren partizanaların ortaya çıkmasını sağladı. Bunlar, 18 – 25 Mayıs 1810 günleri arasında da bir haftalık süre içinde İspanya Genel Valisi Baltasar Hidalgo de Cisneros y de la Torre (1756 – 1829)’yi iktidardan uzaklaştırırlar ve sömürgeyi yönetmek üzere kendi “cuntalarını” oluştururlar. VII. Fernando’yu biçimsel olarak kral saymakla birlikte, ortada fiilî bir bağımsızlık vardı. “Criollos” adlı direnişçiler, 25 Mayıs 1810 tarihinde kendi denetimlerindeki bir cuntayı zorla kabul ettirdiler. İşte bu önemli hadise, Arjantin tarihinde “Mayıs Devrimi” (İsp. Revolución de Mayo) olarak adlandırılır ve dünyaca ünlü Mayıs Meydanı (İsp. Plaza de Mayo) da adını bu devrimden alır.
Mayıs Devrimi, “Criollos”un (Amerika kıtasında doğan ve yaşayan İspanyol kökenlilerin) devrimidir, yani bir anlamda burjuvazinin. Ekonomik kaynakları, madenleri, tarım alanlarını elinde bulunduran, malî olarak güçlü olduklarından, Madrid’in atadığı üst düzey yöneticilerle çıkar çatışmalarına düşen, zirâ elindeki maddî gücüyle orantılı olarak hem idarî hem de siyasî yetkiler isteyen “Criollos”, bu mücadelenin hem fizikî hem de finans ortakları olmuşlardır.
Mayıs Devrimi, bugünkü Arjantin devletinin ortaya çıkış sürecinin başlangıcı olması nedeniyle önemlidir.
25 Mayıs 1810’daki devrimden iki gün sonra, 27 Mayıs’ta yayınlanan genelge, “kurtuluş savaşı” ya da “bağımsızlık savaşı” denen hadiseyi başlatan tebliğdir. Genelge, Río de la Plata Genel Valiliği (Gümüş Nehir Genel Valiliği)’ndeki bütün şehirlere ve kasabalara gönderildi. Genelgeyi ilk alan şehir, 31 Mayıs’da Montevideo oldu.
Daha ilginç olan, İspanya Krallığı’na karşı verilen Arjantin Bağımsızlık Savaşı’nın ilk üç yılında, iki taraf da İspanya bayrağı altında savaşmıştır.
Mayıs Devrimi’nin bir sonucu olarak İspanyol hükûmeti karargâhını Montevideo’ya taşıdı. İspanya, Buenos Aires’i “haydut şehir” ilan etti ve başkenti Monetvideo’ya taşıdı. Francisco Javier de Elío y Olóndriz (1767 – 1822) yeni genel vali olarak atandı. Artigas hâlâ İspanyol hizmetindeydi ve Banda Oriental’da popüler bir ayaklanmayı bastırması gerekiyordu. Ama yerel liderler O’nu yenilgiye uğrattı.
1811’de İspanyollar’ın atadığı yeni genel vali Francisco Javier de Elío, Montevideo’ya geldi. Gerçek güç dengesinden habersiz, 13 Şubat 1811’de, İspanya’ya karşı bağımsızlık ilan etmiş olan Buenos Aires’teki konseye savaş ilan etti. Buenos Aires’teki konseyin radikal kanadının en büyük umudu, Arjantin’deki Mayıs Devrimi’nin en büyük savunucularından hatta mücadelenin içinde de aktif biçimde yer almış José Gervasio Artigas idi.
15 Şubat 1811’de, yani Montevideo’daki kukla hükûmetin Buenos Aires’teki müstakil hükûmete savaş ilan etmesinden sadece iki gün sonra, Artigas, Colonia del Sacramento’daki Blandengues Kolordusu’ndan ayrıldı ve devrimci hükûmete askerî hizmetlerini sunmak için Buenos Aires’e taşındı. Burada O’na “teğmen albay” rütbesi verildi ve kendisine 150 adam verildi.
Elío, Artigas’ı öldürmek için bazı askerler gönderdi, ancak görevlerini yerine getiremediler. Ardından, Artigas’ın bir akrabası olan Manuel Villagrán (? – ?)’ı, kendisine af teklif etmesi ve isyandan vazgeçmesi halinde O’nu Banda Oriental’ın genel ve askerî lideri olarak ataması için gönderdi. Artigas teklifi bir hakaret olarak değerlendirdi ve bu teklifleri reddetti.
11 Nisan 1811 tarihinde “Mercedes Çağrısı” (İsp. Proclama de Mercedes) yayınlandı ve Artigas, Banda Oriental’da devrimin komutasını aldı. Artigas, 18 Mayıs’ta Las Piedras Savaşı (İsp. La Batalla de Las Piedras)’nda işgalci İspanyollar’ı yendi. Sonra Montevideo Kuşatması’na başladı ve “Primer Jefe de los Orientales” (Doğulular’ın İlk Şefi) olarak alkışlandı.
Artigas saflarına Dámaso Antonio Larrañaga (1771 – 1848), Fernando Otorgués (1774 – 1831), Andrés Guazurarí (1778 – 1821), Andrés Felipe Latorre (1781 – 1860), Pablo Zufriátegui (1783 – 1840), Juan Antonio Lavalleja y de la Torre (1784 – 1853), José Fructuoso Rivera y Toscana (1784 – 1854) ve Manuel Ceferino Oribe y Viana (1792 – 1857) gibi daha sonraki Uruguay tarihi için önemli olan karakterler ve liderler de katıldı.
1812’de Maroñas’ta ulusal bir kongre toplamayı başardı ve orada Gümüş Nehir Birleşik Eyaletleri (İsp. Provincias Unidas del Río de la Plata)’nın diğer birleşik eyaletleri tarafından izlenecek bir model olarak, federal hükûmetle birlikte Doğu Eyaleti (İsp. Provincia Oriental)’ni ilan etti.

Montevideo Valisi Elío, yenilginin eşiğindeki Brezilya güçleriyle ittifak kurarak çatışmaya müdahale etmelerini istedi. Brezilyalı komutan Diogo de Sousa (? – ?), 5000 kişilik bir orduyla Banda Oriental (bugünkü Uruguay) topraklarına girdi. Bu olayı, Arjantin bağımsızlık liderlerinden ve bugünkü gökmavi – beyaz Arjantin bayrağını tarihte ilk kez dalgalandıran kişi olan Manuel José Joachuín del Corazón de Jesús Belgrano y Gonzáles (1770 – 1820)’in Paraguay Seferi’ndeki yenilgisi, Arjantin bağımsızlık liderlerinden Juan José Castelli (1764 – 1812)’nin I. Yukarı Peru Seferi’ndeki yenilgisi ve Buenos Aires’teki Montevidean Deniz Ablukası izledi. Tam bir yenilgiden korkan Buenos Aires, Elío’yu Banda Oriental’ın hükümdarı ve Entre Ríos’un yarısı olarak tanıyan bir ateşkes imzalamak zorunda kaldı. Artigas ateşkesin haince olduğunu hissetti. Artigas, Buenos Aires’teki konsey için Montevideo Valisi Elío ile ateşkes anlaşmasını imzaladı. Sözleşmeye göre, birliklerini Banda Oriental ve Montevideo’dan çekmek zorunda kaldı. Şehirle ilişkilerini kesti ve Montevideo üzerindeki ablukayı kaldırdı.
Artigas, Banda Oriental (bugünkü Uruguay)’dan ayrıldı ve Ocak 1812’nin ilk haftasında 1000 atlı ve 16.000 insanla Uruguay Nehri’ni geçerek, şimdiki Concordia şehrinin birkaç km kuzeyinde, o zaman Entre Ríos’a ait olan Ayuí Grande adlı derenin yakınında kurulu Salto Chico’ya taşındı. Tüm destekçileri O’nunla birlikte hareket etti. Bu büyük ayrılık, tarihte “Oriental Exodus” (Doğu Göçü) olarak bilinir.
Orada büyük bir kamp kurdular. Beraberindeki adamlarının kontrol ettiği topraklar üzerinde, kendine özgü bir hükûmet kurdukları devâsâ bir kamp oluşturdular. Entre Ríos ve Corrientes’ten küçük yerel kaudillolarla yazışarak, fikirlerini paylaşanların ve Arjantin sahili üzerindeki gelecekteki etkisinin temeli olacak kişilerin çevresini genişlettiler.
1812’nin başında, Elío’nun geri çekilmesiyle ateşkes bozulurken, Buenos Aires’teki askerler Montevideo kuşatmasını yeniden başlattılar. Ancak siyasî liderleri Manuel de Sarratea y Altolaguirre (1774 – 1849), Artigas’ın güçlerini zayıflatmak için mümkün olan her şeyi yaptı ve öfkeli bir çatışmaya yol açtı. Ancak Sarratea’nın çekilmesinden sonra Artigas, birlikleriyle birlikte Montevideo kuşatmasına katıldı.
1812 yılında Montevideo Cabildo inşâ edildi.
13 Nisan 1813’te Buenos Aires’te 13.Yıl Genel Kurucu Meclis Seçimleri yapıldı. Artigas da “Doğu” (bugünkü Uruguay) illerinden milletvekili seçildi ve kurucu meclise katıldı. Artigas, seçildikten sonra kurucu meclise şu önergeleri verdi:
– Eyaletlerin İspanyol işgalinden bağımsızlığı,
– Karşılıklı bir anlaşma yoluyla illerin eşitliği,
– Medenî ve dînî özgürlük,
– Bir cumhuriyet olarak hükûmetin organizasyonu,
– Devletin genel işini anlayan bir yüksek hükûmete sahip Federalizm ve illerin birbirine borçlu olduğu korumaya atıfta bulunan Konfederasyon,
– Doğu Eyaleti’nin (bugünkü Uruguay) Doğu Misyonları’nın yedi etnik halkı üzerindeki egemenliği,
– Federal hükûmetin başkentinin Buenos Aires dışında oluşturulması.
José Artigas’ın meclis önerileri, askerî kamptan gelen kışkırtmalar sonucunda meclis tarafından reddedildi. General José Casimiro Rondeau Pereyra (1773 – 1844), Artigas’a karşı tartışmak için yeni milletvekilleri seçtirdi.
Artigas taraftarlarıyla birlikte Uruguay Nehri üzerinden büyük bir öfkeyle geri çekildi. Oradan Banda Oriental ve Entre Ríos’un iç kesimlerinde bazı seferler düzenledi. Bunun üzerine 11 Şubat 1814 günü Gümüş Nehir Birleşik Eyaletleri Genel Valisi Gervasio Antonio Posadas y Dávila (1757 – 1833), José Artigas’ın “vatan haini” ilan edildiği bir kararname imzaladı. Artigas’ın şahsını diri ya da ölü teslim edenlere 6 bin Peso ödül vaadedildi.
José Artigas, 1814’te “koruyucusu” ilan edildiği Özgür Halklar Birliği (İsp. Unión de los Pueblos Libres)’ni örgütledi. Sonraki aylarda, birleşik eyaletlerin liderliğine karşı Corrientes’teki Artigas, Entre Rios ve Provincia Oriental federalist destekçileri arasında bir iç savaş başladı. Artigas üstünlüğü ele geçirdi. Birbiri ardına, Montevideo’daki “Üniteryen” velayeti dağıldı. Ertesi yıl Montevideo, Buenos Aires’teki “Üniteryenler”in kontrolünden kurtarıldı.
Gümüş Nehir (Río de la Plata) eyaletlerini muhalefet olmadan yönetmeye kararlı olan Carlos Antonio del Santo Ángel Guardián de Alvear y Balbastro (1789 – 1852), Artigas’a Doğu Eyaleti’nin (bugünkü Uruguay) bağımsızlığını teklif etti. Artigas bunu reddetti ve Corrientes ve Santa Fe federal hükûmetlerinin vesayetine karşı savaşmasına yardım ederek yeni bir devlet biçimi empoze etmeye çalıştı: O zamana kadar Río de la Plata’daki mevcut sisteme yabancı olan Federalizm.
Artigas’ın zaferleri, José Ignacio Álvarez Thomas (1787 – 1857) komutasındaki Fontezuelas Ayaklanması’nı ve aynı yılın 3 Nisan günü Alvear’ın düşüşünü kolaylaştırdı.
Artigas, Mayıs 1815’te Paysandú şehrinin yaklaşık 100 km kuzeyinde, bugünkü Salto şehri yakınlarındaki Purificación del Hervidero’da, Uruguay Nehri’ne dökülen Hervidero Deresi’nin 7 km ağzında yeni ordu kampını kurdu. Artigas burayı Federal Lig (İsp. La Liga Federal)’in başkenti yaptı. Artigas’ın dalgalandırdığı bayrak da sonraki yıllarda Arjantin Federal Parti tarafından sembol olarak kullanılacak bayrak olacaktı.
Artigas’ın kuvveti yaklaşık 1500 savaşçıdan oluşuyordu. Çoğu köhne Cizvit yerleşimlerinden gelen, çok iddiâsız ama savaşmaya hazır Kızılderililer’di. Banda Oriental ve Entre Ríos’un tepeleri ve verimli ovaları, atları için bol otlak ve beslenecek çok sayıda sığır sağlıyordu. Kampları sıra sıra deri tenteler ve çamur kulübelerinden oluşuyordu ve bunlar, daha iyi görünen yarım düzine baraka ile Villa de la Purificación denen şeyi oluşturuyordu.
Artigas, 29 Haziran 1815’te Concepción (o zamanki ismi Arrollo de la China)’da “Özgür Halklar Kongresi” (İsp. Congreso de los Pueblos Libres) için çağrıda bulundu. Siyasî örgütlenme, ticaret, yabancı ülkelerle ilişkiler, tarım politikası ve eski genel valinin diğer ülkeleriyle ilişkiler sorunları ele alınacaktı. Bu kongrede Banda Oriental, Córdoba, Corrientes, Misiones ve Santa Fe vilayetleri (bugün Uruguay ülkesini teşkil eden iller) kendilerini “tüm yabancı güçlerden bağımsız” ilan ettiler ve Federal Lig (İsp. La Liga Federal)’i kurdular.
Bu kongrede Artigas, ilk kez Manuel Belgrano’nun dalgalandırdığı (daha sonra Arjantin Cumhuriyeti’nin bayrağı olacak) gökmavi – beyaz renkli bayrağın kullanımını onayladı. Ancak biraz değiştirerek köşegen bir fisko delinmesini ekledi; o zaman Arjantin’deki federalizmin rengi olan kırmızı çapraz bir fisto ekleyerek borbonik açık mavi ışığı devrimci koyu mavi olarak değiştirdi. (Arjantin bayrağının doğuş öyküsünü okumak için bkz. Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 41)
Bu kongre, 10 Eylül 1815’te toprakları kamulaştırdığı ve bunların kimlere dağıtılacağını belirlediği için “Latin Amerika’daki ilk tarım reformu” olarak tarihe geçmiştir.
9 Temmuz 1816 tarihinde gerçekleşen Tucumán Kongresi (İsp. Congreso de Tucumán)’nde Gümüş Nehir (Río de la Plata) Birleşik Eyaletleri’nin bağımsızlığı ilan edildi. Yani bugünkü Arjantin’in bağımsızlığı. Ancak Córdoba haricinde, Özgür Halklar Birliği’ne ait eyaletler temsil edilmedi. Yani bugünkü Uruguay temsil edilmedi.
Federal Lig’in sürekli artan nüfûzu ve büyüyen prestiji, Buenos Aires’teki hükûmetleri (federalizmi nedeniyle) ve Portekiz’i (cumhuriyetçiliği nedeniyle) korkuttu ve Ağustos 1816’da Portekiz ve Brezilya, Artigas’ı ve devrimini yok etme niyetiyle Doğu Eyaleti’ni (bugünkü Uruguay’ı) işgal ettiler.
Portekiz – Brezilya birlikleri karadan ve denizden saldırıya geçtiler. Artigas ile birlikte teğmenleri Fernando Otorgués, “Hintli Andresito” lakaplı Andrés Guazurarí, Andrés Latorre, Juan Antonio Lavalleja ve Manuel Oribe, eyaletinin savunmasına katıldılar. Fructuoso Rivera’ya gelince, yenilginin ardından Portekiz ordusuna katıldığı 1820’ye kadar Carlos Federico Lecor’a karşı savaştı. Kısa bir süre sonra José Fructuoso Rivera y Toscana (1784 – 1854), Artigas’ı öldürmek amacıyla komplo kurmak için “Baron Kulübü”nden Montevideanlar’la birlikte mıntıkaya girdi.
Carlos Federico Lecor (1764 – 1836) komutasındaki Portekiz – Brezilya kuvvetleri sayısal ve maddî üstünlükleri nedeniyle José Gervasio Artigas ve teğmenlerini yendi ve 20 Ocak 1817’de Montevideo’yu işgal etti, ancak savaş kırsal alanlarda üç yıl devam etti.
Buenos Aires’teki “Üniteryenler”in pasifliğine öfkelenen José Artigas, Portekizliler’e yenilirken Buenos Aires’e savaş ilan etti. O’nun astları olan Federal Lig üyeleri, Entre Ríos Valisi Francisco Pancho Ramírez (1786 – 1821) ve Santa Fe Valisi Estanislao López (1786 – 1838), Buenos Aires’in merkeziyetçiliğini yenmeyi başardılar. Ancak yeni bir ulus için umut kısa sürdü; her iki komutan da Buenos Aires ile Artigas’ın ilkelerine aykırı anlaşmalar yaptı. O’na isyan ettiler ve O’nu Portekizliler tarafından ezilmeye mahkum bıraktılar.
Federal Lig üyeleri, Entre Ríos Valisi Francisco Ramírez ve Santa Fe Valisi Estanislao López, nihayet Üniterler’e karşı Cepeda Savaşı’nda zafer kazandılar. Ancak her iki lider de Artigas’ın askerlerinin neredeyse imhâ edileceğini öğrendikten sonra, yeni Buenos Aires Valisi Manuel de Sarratea ile Pilar Antlaşması (İsp. Tratado del Pilar)’nı imzalayan anlaşmalara girdikleri için, bağımsızlık umutları uzun sürmedi. Böyle bir antlaşma, Artigas’tan onay istemeyi düşünse de Doğulular’ın (yani Uruguaylılar’ın) görüşlerine başvurulmadan imzalandığı için Uruguay halkı nezdinde “ihanet” olarak algılandı.
Artigas üçbuçuk yıl boyunca askerî olarak kendini savundu. Ancak üçbuçuk yıllık olağanüstü direnişin ardından, 22 Ocak 1820’de kaybedilen Tacuarembó Savaşı’ndan sonra Uruguay topraklarını terk etmek zorunda kaldı ve Eylül 1820’de Paraguay’a kaçtı. Bu, Artigas’ın kesin yenilgisi anlamına geliyordu. Teğmenlerinden birkaçı esir alındı veya kavgayı terketti. Fructuoso Rivera ise Brezilya işgal ordusuna katıldı.
Paraguay’da ülkenin ilk diktatörü olan Dr. José Gaspar Rodríguez de Francia y Velasco (1766 – 1840), José Artigas’ı Candelaria’ya sürgün etti. Daha sonra Artigas bölgenin siyasî hayatından kayboldu. Paraguay diktatörü Francia, Artigas’ın herhangi bir siyasî etkiye sahip olmamasına dikkat etti ve Paraguay dışındaki hiç kimseyle yazışmasına müsaade etmedi. Artigas’ın hayatının geri kalanında tek arkadaşı, bir zamanlar köleyken satın alıp özgürleştirdiği siyahî arkadaşı Ansina idi.
1825 yılında Montevideo’da Caridad Hastanesi kuruldu.
18 Nisan 1825 tarihinde Brezilya’ya karşı verilen (o tarihte Uruguay henüz Brezilya’nın bir parçasıdır) Özgürlük Haçlıları (İsp. Cruzada Libertadora) adlı özgürlük ve bağımsızlık savaşında, Uruguaylı devrimci Juan Antonio Lavalleja öncülüğünde bugünkü Arjantin topraklarında kurulan “Otuzüç Doğulu” (İsp. Treinta y Tres Orientales) adlı özgürlük savaşımcısı grubun 33 üyesi, Brezilya’dan kurtuluş savaşını başlattı ve 25 Ağustos 1825’te Uruguay’ın bağımsızlığını ilan etti. Ancak karmaşık Brezilya Savaşı ve Büyük Britanya’nın diplomatik müdahalesi, Uruguay’ın bağımsızlığını üç yıl geciktirdi.
Nihayet Uruguay, 27 Ağustos 1828’de tam bağımsızlığını elde etti.
Montevideo, bağımsızlığını ilan eden “Uruguay’ın başkenti” seçildi.
1829’da Montevideo’daki şehir duvarı yıkıldı.
18 Temmuz 1830’da da bağımsız Uruguay Doğu Cumhuriyeti (İsp. República Oriental del Uruguay) devletinin anayasası kabul edildi.
Aynı yıl Montevideo’da bir “ulusal müze” kuruldu. Üç yıl sonra da bir “halk kütüphanesi” açıldı.
Uruguay Doğu Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1830 yılında başkent Mıontevideo’nun nüfûsu, 9 bin 400 kişi.

Paraguay’da sürgünde bulunan Artigas asla bu sürece katılamadı. Orada Villa de San Isidro Labrador de Curuguaty köyünde ölümüne kadar toprağı işleyerek yaşadı ve Paraguaylı yetkililer için herhangi bir soruna neden olmadı. Sürgündeki pasif yaşamına rağmen, sadece bir önlem olarak, 20 Eylül 1840’ta Paraguay diktatörü Francia’nın ölümünden birkaç hafta sonra tutuklandı. Ama kısa süre içinde serbest bırakıldı.
José Gervasio Artigas, Paraguay’da sakin bir yaşlılık geçirdi. 10 yıl sonra, 23 Eylül 1850 tarihinde 86 yaşında vefat etti. Son anlarında yanında olan şahitlerin söylediğine ve gazetelerin yazdığına göre, son sözleri şu olmuştu: “¡Mi caballo! ¡Tráiganme mi caballo!” (Benim atım! Bana atımı getirin!)
Paraguaylılar ve Guaraní Kızılderilileri, O’na “Karay Guazú” ünvânını verdiler. Kızılderili halklarla ilişkileri çok iyi olan ve hayatı boyunca Kızılderililer’in haklarını savunan Artigas’a verilen bu ünvân, Kızılderili dilinde “Büyük Beyefendi” anlamına geliyor.
En büyük hayâli Uruguay’ın bağımsızlığı olan ve ömrü boyunca bu bağımsızlık ideali için mücadele eden José Gervasio Artigas, Uruguay’ın bağımsızlığına Paraguay’da sürgünde iken tanık oldu ve ne yazık ki bağımsız Uruguay Doğu Cumhuriyeti’ne hiç ayak basamadı.
Paraguay’da ölümünden 5 yıl sonra, 1855 yılında, dönemin Uruguay Devlet Başkanı Venancio Flores Barrios (1808 – 68) yönetimi tarafından, cesedi Paraguay’dan Uruguay’a getirtildi. Ceset, 8 ay Montevideo Limanı’nda bekletildikten sonra, 20 Kasım 1856 günü düzenlenen resmî bri cenaze töreniyle Montevideo’da gömüldü.
José Gervasio Artigas, ölümünden yıllar sonra Uruguay’da bir “ulusal kahraman” haline geldi. “Uruguay bağımsızlığının babası” veya “Uruguay milletinin babası” olarak bilinir. “Jefe de los Orientales” (Doğu’nun Lideri) ve “Protector de los Pueblos Libres” (Özgür Halkların Koruyucusu) gibi sıfatlarla da anılır.
Uruguay’ın en kuzeyindeki ve (çok “anlamlı” bir şekilde) Brezilya sınırındaki ilin ismi Artigas olup il merkezi olan şehrin ismi de Artigas’tır. Şehre ve il topraklarına Artigas’ın ismi verilmiştir ve kasıtlı olarak, Artigas’ın kendisine karşı savaştığı Brezilya sınırındaki vilayete verilmiştir. Bu şehirdeki havaalanın ismi de Uluslararası Artigas Havaalanı (İsp. Aeropuerto Internacional de Artigas)’dır. Bunun dışında da, Uruguay’ın pekçok şehrinde meydanlara, caddelere, sokaklara O’nun adı verilmiştir.
– – –
(*): Bütün yönleriyle Montevideo’nun tanıtımına bir sonraki bölümde devam edeceğiz.
sediyani@gmail.com
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 11