Çok değil daha bir yıl önce ABD Eski Başkanı Donald Trump, İsrail – Filistin sorununu kalıcı olarak çözeceğini iddiâ ettiği sözüm ona “Ortadoğu Barış Planı”nı açıklamıştı.
Hem de “Yüzyılın Anlaşması” diyecek kadar ileri giderek!
Bu gelişmeler üzerine enine boyuna düşünmüş ve ardından “Kudüs Tüm İnsanlığındır” başlığıyla Sediyani Haber’de bir makale kaleme alarak şunları yazmıştım:
“Hiç şüphesiz bu sözde barış planının en tartışmalı maddesi Kudüs’ün bir bütün olarak İsrail’e verilerek şehrin “İsrail’in başkenti” olarak kabul edilmesiydi.
İsrail ve Yahudiler nezdinde büyük bir zaferin müjdesi olan ve onlara tarifsiz bir sevincin kapısını aralayan bu madde; başta Filistinliler olmak üzere tüm Müslüman âleminde kendileri için kurulmuş yıkıcı bir komplo olarak görüldü ve İslam dünyasında büyük bir öfkenin fitilini ateşledi.
Sadece bu duruma bakınca bile adı barış olan ama barışla uzaktan yakından bir ilgisi bulunmayan ve tek taraflı bir menfaate dayanan bu planın sonuçlarını tahmin etmek zor olmasa gerek!
Daha fazla savaş… Daha fazla ölüm… Daha fazla yıkım…
Düşünün ki ABD Başkanı Donald Trump, sözde Barış Planı’nı böbürlene böbürlene anlattığı sırada bile taraflar ve taraftarlar, sosyal medyada amansız bir savaşa girişmişlerdi.
Bir tarafta; “Kudüs, bölünmemiş halde İsrail’in olacak. Bugünden itibaren Kudüs, özgür ve kurtarılmıştır” diyen ve babasının malıymış gibi Kudüs’ü İsrail’e altın tepside vermiş olarak sözüm ona bölgeye barış getirdiğini iddiâ eden, ABD’nin en insancıl ve en barışçıl (!) başkanı Donald Trump!
Diğer tarafta; Trump’ın sözlerini duyunca asırlardır bekledikleri Kudüs’e kavuştuklarını sanarak O’nu alkış tufanına boğan ve “Kudüs, İsrail’in başkentidir” diye sevinç nârâları içinde gövde gösterisi yapan, eli kanlı İsrail hükûmeti!
Öte tarafta; kendi içinde birbirini yiyen ama mesele Kudüs olunca hep bir ağızdan “İsrail’in başkenti cehennemin dibidir. Kudüs Filistin’in başkentidir” diyen ancak bundan öteye gidemeyen, yeri geldiğinde İsrail’e kafa tutan Filistinli çocukların ve yaşlı kadınların cesaretiyle övünen, yeri geldiğinde de engelli gençlerin İsrail tanklarına attığı taşlar için sevinen, ardından da onların hazin ölümlerini izlemekle yetinen, sonra da “Kudüs bizimdir” diye sokakları inim inim inleten Müslümanlar!
Trump Efendi de İsrail hükûmeti de Müslüman âlemi de hiç kusura bakmasın! Zira Kudüs, yekpare kimsenin değildir; Kudüs, “Kudüs” diye inleyen ve onu seven herkesindir. Kudüs’ü yalnız kendi hakkıymış gibi gören ve ötekini öcüleştiren tüm anlayışları reddediyorum.
Kudüs’ü anlamak için Kudüs’ü okumak gerek. “Kudüs nedir ya da ne değildir?” diye sormak gerek.
Kudüs’ün tarihi bir noktada dünyanın tarihidir. Kudüs, insanlığın hafızâsı ve tarihin sırlarla dolu sayfasıdır.
Semavî dînlerin yazgısı orada yazılıdır ve saklıdır.
Arapça “El- Quds”, İbranice “Yeruşalayim” olarak adlandırılan Kudüs, dünyanın en eski ve en kutsal kentlerindendir. Bu şehir, ilk olarak Yahudiler için kutsal olan Kitab-ı Mukaddes’teki “Yeşua” kitabında “Yeruşalayim” adıyla anılmıştır. “Şalom” (İbranice) ve “Selam” (Arapça), “Barış” anlamına da gelir, bu nedenle Yeruşalayim’e “Barışın Şehri” de denir.
Üç semavî dîn olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için son derece kutsal olan bu kadim şehir; tarih boyunca birçok kutsal yapıya evsahipliği yapmasından dolayı ne yazık ki adı barış olsa da çoğu kez savaşa sahne olmuş, defalarca yıkılmış sonrasında yeniden inşâ edilmiştir. Öyle ki yazılı kaynaklara göre 2 kere yok edilmiş, 23 kez işgale uğramış, 52 defa saldırıya maruz kalmış ve 44 defa da el değiştirmiştir.
Anlaşıldığı üzere Kudüs tarih boyunca paylaşılamayan ve uğruna nice savaşlar yapılan önemli bir yer olarak süregelmiş.
Peki Kudüs’ü bu denli önemli kılan ne?
Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için Kudüs niçin bu denli önemli? Kudüs bu üç dînî topluluk için ne ifade ediyor?
Ne de olsa insan, bilmediğinin düşmanıdır.
Kudüs’ün semavî dînler için önemine baktığımızda, tüm sorunların sebebi ve aynı zamanda tüm soruların cevabı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Peki Kudüs, Yahudiler için neden önemli?
Yahudi inancı, Kudüs’ü, “Tanrı’nın seçilmiş kavmi” olan İsrailoğulları’na bir vaadi olarak görür. Kudüs vaadedilmiş kutsal toprakların merkezi konumundadır ve ona bu özelliği kazandıran şey, Kral Davud’un Musevilik’in ilk mabedini buraya kurmuş olmasıdır. Tanrı’nın yerini belirlediği mabedin Hz. Süleyman tarafından yapılacağını bildirmesi üzerine Hz. Davud oğlu Hz. Süleyman’a mabedi yapmasını emretmiş, uzun ve titiz süren çalışmalar sonucunda da inşâsı tamamlanmıştır. Mabedin inşâsından sonra Ahit Sandığı onun “Kodaş ha-Kodaşim” denilen kısmına konulmuş ve burası Tanrı’nın ikametgâhı, O’nunla iletişimin kurulduğu yer olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Yahudiler için asıl olan burada yaşamaktır. Çünkü burada olmak, Tanrı’nın verdiği sözü yerine getireceği, O’nun koruması altında olan yerde olmak demektir.
Kudüs, insanların diriliş sonrası hesaba çekilecekleri yer, Cennet’in ve Cehennem’in kapısı olarak kabul edilir. Bu yüzden Kudüs’te yaşamak kadar burada ölmek de insanları, kurtuluşa götüren sebeplerden biri olarak görülür. Çünkü Kudüs’ün kutsallığı bu topraklarda yaşayanların olduğu kadar buraya defnedilenlerin de onun kutsallığından yararlanacaklarına ve bunun da onların günâhlarının bağışlanmasına yol açacağına inanılır. “Talmud”, Kudüs’te gömülmenin mezbah altına gömülmekle aynı anlama geldiğini zikreder. Bu yüzden de Kudüs’te yaşamak kadar burada ölmek de önemlidir.
Yahudiler, Hz. İshak ve eşlerinin buraya defnedildiğine inanır, hatta Mısır’da vefat eden Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un kemiklerinin de Musa tarafından defnedilmek üzere buraya getirildiğini söylerler.
Bir mabed dîni olan Yahudilik’te, Süleyman mabedinin yıkılışı ile başlayan sürgün hayatı bugün Kudüs ve çevresindeki kutsal topraklar üzerinde yürütülen hak iddiası açısından çok önemlidir. Günümüzde Yahudiler Süleyman mabedinin kalıntıları kabul ettikleri Ağlama Duvarı önünde yüzleri duvara dönük dûâ ederler ve yeniden inşâ arzusu için gözyaşı dökerler.
Hristiyanlar için Kudüs…
Hristiyanlık için Kudüs, tarihin başlangıç ve bitiş noktasının olduğu yerdir. Hristiyan doktrinine göre Kudüs ve çevresi Tanrı’nın insanlık uğruna kendi oğlunu kurban ettiği topraklardır. Hristiyan inancında Hz. İsa’nın yeniden dirilişinin buradan gerçekleşeceğine inanıldığından buraya Kıyamet Kilisesi inşâ edilmiş ve bu kilise, İsa Peygamber’in çarmıha gerildiği ve kabrine konulduğu yer olarak kabul edildiğinden Hristiyanlarca hac merkezi olarak görülen en kutsal mekândır.
Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi, aralarında Rum Ortodoks Patrikhanesi, Roma Katolik Kilisesi ve Ermeni Patrikliği’nin de olduğu Hristiyanlık’ın farklı mezheplerinin temsilcileri tarafından yönetilir.
Müslümanlar’ın ilk kıblegâhı olan Kudüs…
İslamiyet açısından Kudüs, son derece önemli bir yere sahiptir. Müslümanlar’ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa Kudüs’tedir. Ayrıca Hz. Muhammed (sav)’in Mirac olayının gerçekleştiği yer olan ve Harem’üş- Şerif diye adlandırılan kutsal mekân da Kudüs’te bulunmaktadır.
Müslümanlar için Kudüs, üçüncü harem-i şeriftir. Bazı hadislerde Mescid-i Aksa, ibadet ve ziyaret amacıyla gidilmesi gereken üç mescîdden biri olduğu belirtilmiştir.
Tüm bu bilgiler bize şunu söylüyor:
Kudüs üç semavî dînin kutsallarının birbiriyle harmanlandığı yerdir. Her kutsal mekân bir başka dînin kutsal mekânıyla hemen hemen iç içedir.
Müslümanlar’ın ilk kıblegâhı ve üçüncü harem-i şerif sayılan Mescid-i Aksa, Yahudiler’in ilk tapınağı olan mabedin üzerinde yükselmiştir.
Öyle ki Müslümanlar’ın Harem’üş- Şerif dedikleri mekâna Yahudiler, “Lev Libo Sel Yeruşalim” yani “Kudüs’ün Kalbinin Kalbi” der.
Hristiyanlar için kutsal olan kutsal Diriliş – Kabir Kilisesi iki caminin tam ortasında yer alır.
Yahudiler’in Ağlama Duvarı, Hz. Muhammed’in “Burak” adlı atını bıraktığı yer olarak anılır.
Kutsal mekânlar o denli iç içe girmiştir ki Ağlama Duvarı, Mescid-i Aksa’nın batı duvarındadır. Kemame Kilisesi’ne giden Hristiyanlar’ın “Via Dolorosa” diye adlandırdıkları kutsal hac rotası Mescid-i Aksa’nın hemen kuzey yamacından geçer.
Her üç semavî dîn için de kutsal sayılan mabedlerin ve mekânların üst üstte ya da yan yana olması, Kudüs’ün paylaşılmasını imkânsız kılan en büyük etkendir.
Eğer gerçekten dünya Kudüs için bir çözüm arıyorsa şunu herkes kabul etmelidir:
Kudüs, tek başına ne Müslümanlar’ın, ne Yahudiler’in, ne de Hristiyanlar’ındır.
Kudüs, tüm insanlığındır !
Kudüs, Hristiyan, Müslüman ve Museviler’in ortak yazgısıdır.
Kudüs, hiçbir kimsenin başkenti değildir.
Kudüs, bütün bir insanlığın meselesidir.
Kimse Kudüs’te tek taraflı karar alıp hayata geçiremez. Buna adı Trump olan zat-ı şahane de dâhildir.”
THE ANATOLIA POST
26 MAYIS 2021