Ekteki fotoğrafa bir bakın hele…
“Tanıdınız mı beni?
Göldüm ben, göl… Göl içinde göldüm.
Meke Gölü’ydüm. Bu ülkenin nazar boncuğu, bu ülkenin en güzel, en sevimli gölüydüm.
Konya’nın Karapınar ilçesinde yaşıyordum. İsmimi sularımın üzerinden hiç eksik olmayan; ben onlara, onlar bana sevdalı meke kuşlarından almıştım.
16 bin hektara yayılmış bir göldüm ben. 12 metreydi derinliğim.
Şimdi tek bir damla bile suyum kalmadı. Bundan 10 yıl önce, hepinizin gözünün önünde, çırpına çırpına, bağıra bağıra öldüm.
Yıllardır, hasta yatağımda , ‘bana yardım edin, ölüyorum…’ diye yalvardım size. Hiçbiriniz kılınızı bile kıpırdatmadınız.
Siz nasıl insanlarsınız be?… Nasıl insanlarsınız?…
Kaç yaşındaydım ben biliyor musunuz haa?… Kaç yaşındaydım?”
* * *
Nereden bileceksiniz!?
Siz ancak Bihter’in donunun markasını bilirsiniz ya da feşmekanca futbolcunun sevgilisinin adını… Sizler, anca böyle şeylere kafa yorar, bunlarla uğraşırsınız.
Nereden bileceksiniz benim nerede doğduğumu, nereli olduğumu, kaç yaşımda olduğumu?…
Tam 400 milyon yaşındaydım ben… 400 milyon…
Bundan tam 400 milyon yıl önce (Pleistosen çağda) volkanik bir patlama sonucu oluşan kraterim (piroklastik koni), zamanla, suyla dolarak göle dönüştü…
Daha sonra da günümüzden tam 9000 yıl önce, ikinci bir volkanik patlama ile sularımın ortasında ikinci bir volkan konisi oluştu. Zamanla o konim de suyla doldu; bir nazar boncuğu gibi, iç içe halkalı iki göl oldum.
Ben varken, Anadolu dediğiniz bu coğrafya henüz böyle biçimlenmemişti…
Ben varken, Havva Ananız, Adem Babanız da yoktu…
* * *
“Neleri, kimleri gördüm ben bilir misiniz; kimleri besledim, kimlere kucak açtım, kimlere su verdim, kimleri yudum, yıkadım?…
Hurriler, Mitanniler, Urartular, Sümerler, Asurlular, Hititler, Kassitler, Frigler, Karyalılar, Lidyalılar, Likyalılar, İyonlar, Kimmerler, Keltler, Persler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar, hepsi benim elimin altında büyüdüler.
Makedonya Kralı Büyük İskender’e seferinde ben yol gösterdim. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a ata binmeyi ben öğrettim. Mevlânâ’ya, Yunus Emre’ye o şiirleri ben yazdırdım. Benim suyumdan içmeseydi hiç o kadar güzel olur muydu tanımadığı bir kralla zorla evlendirildiği için prenses olarak doğduğuna lâ’net eden güzeller güzeli ama mutsuz Hitit Prensesi Matanazi?”
* * *
Doğruya doğru… Yiğidin hakkı yiğide… Onlar sizlerden, sizin kuşağınızdan çok daha fazla değerimi bildiler… Sizlerden çok daha fazla sevdiler, kolladılar ve sahiplendiler beni.
Evet sizden… Siz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından… Siz Türkler’den, siz Kürtler’den, siz Lazlar’dan, Çerkesler’den, Ermeniler’den, Araplar’dan, Alevîler’den, Sünnîler’den, sağcılardan, solculardan, İslamcılar’dan, kapitalistlerden, sosyalistlerden, millîyetçilerden, muhafazakârlardan, şucularınızdan bucularınızdan daha fazla değerimi bildiler.
Bencilliğinizle, ihmalkârlığınızla, iş bilmezliğinizle, göz göre göre öldürdünüz, yok ettiniz beni…
Siz öyle, yok şucu yok bucu diye birbirinizi yerken; ölen sadece ben değilim, benim gibi nice Meke’ler ölüp, yok oldu.
Hâlâ da nice nice doğa harikaları yok oluyor…
Neyinizi bölüşemiyorsunuz anlamıyorum ki?…
Ne kadar gereksiz ve saçma sapan işlerle uğraşıyor, kendinizi ve dolayısıyla bizleri helak ediyorsunuz, ayırdında mısınız?
Öldüm ben diyorum, öldüm… Anladınız mı, öldüm ben… Beni siz öldürdünüz…
400 milyonluk yaşantım, sizin umursamazlığınız, vurdumduymazlığınız yüzünden sona erdi.
Sizsiniz benim katilim, siz…
Tuz Gölü’nün de, Manyas’ın da, Hoca Nasrettin’in gölü Akşehir Gölü’nün de, Beyşehir’in de katilleri sizlersiniz.
“Maldivimiz” dediğiniz Salda Gölü var ya; onun ölümü de yakındır, onu da öldürüyorsunuz.
Sizler birbirinizi yerken, aklınızı ve enerjinizi sadece birbirinizi yemeye kullanırken, yok oluyor bu coğrafyanın varlıkları birer birer…
Nasıl insanlarsınız siz ya, ne yaptığınızı, ne halt ettiğinizi sanıyorsunuz?
Bu anlamsız kavgalar, bu anlamsız enerji kayıpları niye?
Neyinizin değerini biliyor da; neyinizi paylaşamıyorsunuz, güldürmeyin beni…
Siz kim, kadir kıymet bilmek kim?
* * *
“Göz göre göre kurumaya terkettiğiniz, kurtarmak için kılınızı bile kıpırdatmadığınız göllerini mi paylaşamıyorsunuz?
Kendi ellerinizle ateşe verip yaktığınız ormanlarını mı paylaşamıyorsunuz?
Kendi ellerinizle kirlettiğiniz denizlerini mi yoksa zehirlediğiniz ırmaklarını mı paylaşamıyorsunuz?
Yağmaladığınız yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, öldürdüğünüz bitki örtüsünü mü paylaşamıyorsunuz?”
* * *
Size bir şey söyleyeyim mi, size?
Siz bu coğrafyayı da, bu coğrafyada yaşamayı da hak etmiyorsunuz.
Sakın, değişen yaşam koşullarının ve kuraklığın ardına sığınmaya çalışmayın…Sakın!…
* * *
“Biliyor musunuz, benim bir de ikiz kardeşim var; Kanada’da. Tıpatıp biribirimize benzeriz ikiz olduğumuz için. Ama ne yazık ki kaderimiz benzemedi. Arada bir haberleşir, dertleşirdik kardeşimle. Anlattığına göre, ona Kanada’da çok iyi bakıyorlarmış, orada insanlar onun kıymetini çok iyi biliyorlarmış. Onu korumak, yaşatmak için oradaki insanlar ellerinden geleni yapıyorlarmış.”
* * *
Orada yaşayanlar da insan, sizler de öylesiniz. Ne fark var aranızda?
Ben söyleyeyim: Aranızdaki fark, “kültür farkı”…
O nedenle bizi de, kendinizi de, çevrenizi de perişan ediyorsunuz.
Büyük ozan Nazım Hikmet’in dediği gibi; akrep gibisiniz kardeşim, akrep gibi… Korkak, yüreksiz, ikiyüzlü ve bencilsiniz…
Yazıklar olsun size, öldürdünüz beni, yok ettiniz. Öte dünyada, tüm sularımla birlikte yapışacağım yakanıza. Öldürdünüz beni…
Yukarıdaki yazı, İbrahim Sediyani (www.ceylanpinari.com) kardeşime ait.
Tabiî yazı tıpa tıp böyle değildi. Çok daha uzundu. Özetledim.
O nedenle, İbrahim Sediyani kardeşimin affına ve hoşgörüsüne sığınıyorum.
Bu yazıyı, “başka Meke’ler ölmesin” diye köşeme taşıdım.
Siz de taşıyın, siz de yayın, siz de dağıtın bu yazıyı… Dostlarınıza gönderin… Onlar da kendi dostlarına göndersinler.
Sallayalım, silkeleyelim bu insanları.
Başka Meke’lerimiz ölmesin…
YENİ ALANYA GAZETESİ
7 HAZİRAN 2021