GİRİŞ
“Araştırmacılık zor zanaat” diye özlü bir söz var ve bu, bir gerçekliğin ifadesidir. Şayet, yasaklanmış ve tabulaştırılmış bir alanda araştırma yapıyorsanız, işiniz daha da güçtür. Bunun güçlüklerini iliklerinde hisseden bir yazar olarak daha 1980’li yılların sonlarında kaleme aldığım ve bakanlık da yapmış bir SHP’li milletvekili arkadaşın, Kültür Bakanlığı bütçesi dolayısıyla Meclis’te yaptığı konuşmaya esas alınan bir yazımda şunları söylemiştim:
“Kültür, insanoğlunun çağlar boyunca yarattığı maddî ve manevî değerlerin tümüdür. Kültür, insanlarca yaratılıp insanoğlunun ortak kullanımına sunulan değer ve birikimlerin toplamıdır. Kültür, insanlığın gelişmesini, yücelmesini, özgürleşmesini sağlayan en önemli kaldıraçtır. Kısacası kültür, insanın insan olmasına yarayan, insanın insanî değerlerle donanıp yücelmesini sağlayan itici bir güçtür. Bir toplumun kültürüne bakarak o toplumun gelişmişlik düzeyini tayin etmek mümkündür. Devletler temsil ettikleri toplumların kültürlerini tarihin derinliklerinden günyüzüne çıkarırken, başka toplumların önemli kültür değerlerini de kendi toplumlarının hizmetine sunmaya çalışmaktadırlar; çünkü, bir kültürel eser, kim yaratırsa yaratsın, bugün tüm insanlığın malıdır ve her kültür insanlığın ortak ürünüdür. (…) Biz halklar gibi kültürlerin de kardeşliğine inanıyoruz. Anadolu ve Mezopotamya’daki her kültürü, evrensel kültürün korunmaya ve geliştirilmeye değer bir parçası olarak görüyoruz. Bu coğrafyalarda bir kültürün yok olması, hem o bölge kültürlerinin hem de evrensel kültürün zayıflaması demektir. İnsanlarımızın tarihten gelen beraberliği, birbirlerinin hukuk ve kültürüne saygı duymalarıyla perçinleşecek ve gerçek bir kardeşliğe dönüşecektir.” (Bkz. M. Bayrak: Demokrasi ve Kültür “Tabu”larla Yaşayamaz; Pir Sultan Abdal der. Sayı:40/ 2000)
Bir araştırmacının en önemli kaynakları, işlediği konuya ilişkin tarihsel belge, bulgu ve dokümanlardır. Bu nedenle, benim de yaklaşık 50 yıllık yazarlık hayatımda, düşüncelerimi temellendirmek, ete-kemiğe büründürmek için yıllarca ulaşmaya çalışıp ulaşamadığım böylesi kaynaklar olmuştur. Sözgelimi, yazarlık hayatım boyunca bildiğim ve ulaşmaya çalıştığım kaynaklardan biri, Ermeni müzisyen ve kültür adamı Gomitas Vartabed’in 1899’da Almanya’da yaptığı “Kürt Müziği” konulu doktora tezi; diğeriyse Bedirxan’lar tarafından 1898’de diasporada yayımlanmaya başlayan ilk Kürt gazetesi “Kürdistan” ve devamı Kürt periyodlarıydı. “Kürt Müziği” konulu doktora çalışmasına henüz ulaşabilmiş değilim ancak eski Kürt basını konusunda epeyce yol aldık.
Yazarlık hayatımın kırk yılında ulaşmaya çalışıp ulaşamadığım kaynaklardan biri de Osmanlı dönemi Kürt demokratik örgütlerinin tüzük ve program yerine geçen “Nizamnâme”leridir. 1980’li yılların başlarında edindiğim, 1950 tarihli 2. cilt olarak yayımlanan “Türkiye’de Siyasî Dernekler” konulu bir İçişleri Bakanlığı yayınında; 1919’da (Cumhuriyet) Halk Fırkası ile başlayıp, 1950’de Demokrat Parti ile sonlanan parti ve siyasî derneklerin nizamnâme, tüzük ve programları yer alıyordu. Bu konunun başlıca uzmanlarından Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın “Türkiye’de Siyasal Partiler” konulu 3 ciltlik eserinin temel kaynağı da bu eserdi. Oysa 2. cilt olarak çıkan bakanlık yayınının 1. cildi yayımlanmamıştı ve yoktu. Oysa bizi ilgilendiren esas dönem de buydu. Hele aynı dönemlerde edindiğim, 1945 – 46 yıllarında hazırlanmış Kürtler’e ilişkin gizli rapor-kitabı incelediğimde merakım büsbütün artmıştı. Çünkü burada, 1854 – 55’te Dersim’de kurulan Kürt – Ermenî İstiklâl Komitesi’ne yer verilmese de; 1900’de kurulan Kürd Azm-i Kavî Cemiyeti’nden 1920’de kurulan Kürdistan Cemiyeti’ne ve 1921’de kurulan Kürdistan İstiklâl ve İstihlas Cemiyeti (Azadiya Kurdistan Cemiyeti, Kürt Azadî Örgütü)’ne kadar 20 dolayında doğrudan ve dolaylı Kürt demokratik örgütü işleniyor ve bunlardan bir bölümünün nizamnâmelerinin “Maksat” yani “Amaç” bölümüne yer veriliyordu. Bu demokratik Kürt örgütlerini şöyle sıralayabiliriz:
1 – Kürd Azm-i Kavi Cemiyeti (1900)
2 – Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti (1908)
3 – Kürd Teali ve Terakki Cemiyeti (1910)
4 – Kürd Talebe Hevî Cemiyeti (1912)
5 – Kürdistan Teşrik-i Mesai Cemiyeti (1912)
6 – Kürd İrşad ve İrtika Cemiyeti (1912)
7 – Kürdistan Muhibban Cemiyeti (1918)
8 – Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti (1918)
9 – Kürd Kadınlar Teali Cemiyeti (1919)
10 – Kürd Millet Fırkası (1919)
11 – Kürdistan Teali Cemiyeti / Kürdistan Muhtariyet Cemiyeti (1919)
12 – Kürdistan Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti (1920)
13 – Kürdistan Cemiyeti (1920)
14 – Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyeti (1921)
Kürtler’in içinde yer aldığı diğer örgütler ise şunlardı:
15 – Osmanlı / Kürd Demokrat Fırkası (1910)
16 – Osmanlı/ Kürd Serbesti Fırkası (1918)
17 – Selamet-i Osmaniye Fırkası (1918)
18 – Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti (1919)
19 – Osmanlı İyla-yı Vatan Cemiyeti ( 1920)
20 – Müsalemet İttifakı (Barışıklık Birliği) (1920) (Bu konuda ayrıca bkz. Daniel Methy: Birinci Dünya Savaşı Sonrası Kostantinopol’de Kürt Örgütlenmeleri Üzerine Bazı Belirlemeler; Studia Kurdica, No: 1-3/ 1985 ve İbrahim Sediyani: 1. Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrası Kurulan Kürt Cemiyetleri; Kürt Tarihi, Sayı: 7-8/ 2013)
İlk sırada verdiğimiz örgüt, bizim de gecikmeli olarak öğrendiğimiz, 1854’te Dersim bölgesinde kurulan Kürd – Ermenî İstiklal Komitesi, bilinen ilk örgütlenmedir ve tarihsel- toplumsal gelişmeler bu iki halkı 1927’de kurulan Xoybûn’da yeniden biraraya getirecektir.
1898 tarihinde diasporada yayına başlayan “Kürdistan” ve “Ümmid” (1902) gazetelerinden sonra, 1908 Meşrutiyet Devrimi’yle birlikte Kürt süreli yayıncılığında bir patlama olmuş. Demokratik Kürt örgütlenmeleri gibi büyük bölümü İstanbul’da olmak üzere 1920’ye kadar şu periyodlar yayımlanıyor:
1 – Şark ve Kürdistan (Gazete – 1908)
2 – Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi (1908)
3 – Kurdistan (Gazete – 1908)
4 – Serbesti (Gazete – 1908)
5 – Amid (Gazete – 1909)
6 – Amid-i Sevda (Gazete – 1909)
7 – Peyman (Gazete / Diyarbekir – 1909)
8 – Roji Kurd (Dergi – 1913)
9 – Yekbun (Dergi – 1913)
10 – Hetawi Kurd (Dergi – 1913)
11 – Jin (Dergi – 1918)
12 – Jin (Gazete – 19 19)
13 – Kurdistan (Dergi – 1919)
Kürtler’in yaşadığı diğer coğrafyalarda, gerek geçmişteki Kürt demokratik örgütleri gerekse bu örgütlerin yayımladığı periyodlar konusunda birçok çalışma yapılmış bulunuyor. Bunlardan geçmiş Kürt örgütlenmeleri konusunda Güney Kürdistan’lı Dr. Abdussettar Tahir Şerif’in “El- Cemiyât ve’n- Nizamât ve’l- Ahzâb el Kurdiyye 1908- 1958” (Bağdat – 1989) adlı çalışmasına bakılabilir. Dr. Şerif, Güney Kürdistan’dan bazı örgüt isimleri daha veriyor.
Kürt periyodları konusunda yine Güney Kürdistan kaynaklı kimi çalışmaları anmak gerekiyor. (Sözgelimi bkz. Cemal Xaznedar: Biranina 101 Saliya Rojnamegeriye Kurdî / Diroka Rojnamegeriya Kurd Lı Kurdistana Başur; Hêvi Gaz. Sayı: 119/ 1999 ve Hoşmend Osman: Irak’taki Kürt yayınları/ 1918- 1949; Studia Kurdica, No: 2-6/ 1990)
1898’den başlayarak diasporada ve büyük bölümü İstanbul’da yayımlanan Kürt kimlikli periyodlar konusundaysa şu yazılara bakılabilir. “Osmanlı Dönemi Kürt Basını” içinde, Mesud Serfiraz: Osmanlı Dönemi Kürt Basın Tarihine Genel Bir Bakış; Kürt Tarihi der. Sayı:8/2013, Sayı:26/ 2016. Bir de, karanlık güçlerce katledilen bilim insanı Prof. Dr. Cavit OrhanTütengil’in “Diyarbakır Basını ve Bölge Gazeteciliğimiz” (İst – 1966) konulu çalışmasını.
Kürt süreli yayıncılığının Kuzey Kürdistan’a ilişkin en kapsamlı çalışması ise, bizim Türkiye’de ilk kez yayımladığımız, Malmîsanij ile Mahmûd Lewendî’nin hazırladığı “Li Kurdistana Bakur û li Tirkiyê Rojnamegeriya Kurdî (1908- 1992)” (Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de Kürt Gazeteciliği; Özge Yay. Ank. 1992) konulu çalışmadır. Hapishanelerde hazırlanan kimi periyodları da içeren bu çalışma, alanının en kapsamlı çalışmasıdır. Biz de çalışmaya, “Kitapta Yer Alan Kürt Kimlikli Arap Harfli Süreli Yayınların Türkiye Kütüphanelerindeki Mevcut Sayılarının Kataloğu”nu ekleyerek, çalışmayı daha işlevsel kılmaya çalıştık.
1927’de Xoybûn’un kuruluşundan sonra, ilk Kürt kimlikli gazetede olduğu gibi, Bedirxanlar öncülüğünde gerek Ortadoğu’da gerekse Avrupa’da birçok periyod çıktığını biliyoruz. Bunlardan, başta “Kürtler’in Çığlığı” olarak görülen “Hawar” olmak üzere “Ronahî”, “Roja Nû”, “Stêr”, “Xebatê Kurdistan”, dönemlerinde önemli bir yankı ve etki yapar. Sözgelimi “Hawar”, Cigerxwin ve Hişyar gibi ünlü Kürt şairlerin şiirlerine de konu olur. Cigerxwin, “Kula Dıl” adlı şiirinde şöyle seslenecektir:
“Begê min, serwerê min ey Celadet / Şehê min, rêberê min pur edalet / Tu binivîse di Hewarê selavan / Ji ber min ve li Kurdmancan temaman.”
Hişyar ise şöyle seslenecektir:
“Alî Bedirxan Celadet Beg ji bo te pir silav / Dir ji zarê te dibare te de bihna sed gulav / Lew divê esra felaket tarixa zar û ziman / Edebi şihr û kinayet lavij û lûj dan bilav / Her bijîn pisporê Kurdan tevî Kurdistan bijîn.”
KÜRT DEMOKRATİK ÖRGÜTLERİNİ ARAŞTIRMA MACERAMIZ
Konunun duayeni kabul edilen Prof. Tunaya, yukarda anılan çalışmasında, önemli Kürt ailelerinden Baban’lardan Prof. Mehmet Şükrü Baban’ın yardımıyla, Osmanlı döneminde kurulmuş Kürt örgütlerinin en son 5’inin Nizamnâme’lerine ulaşmıştı. Oysa, devletçe 1945 – 46 yıllarında, gerekli kaynaklar verilmek suretiyle Mülkiye Başmüfettişi Ahmet Hasip Koylan’a hazırlatılan ve bizim de “Kürtler ve Ulusal- Demokratik Mücadeleleri” (Özge yay. Ank.1993) konulu belgesel çalışmamızda yer verdiğimiz dokümanda; yukardaki demokratik Kürt örgütlerinin hemen tamamı yer alıyor ve bunların birçoğunun “Nizamnâme”lerinin “Maksat” bölümlerine de yer veriliyordu: Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürdistan Teşrik-i Mesai Cemiyeti, Kürt Talebe Hevi Cemiyeti, Kürt İrşat ve İrtika Cemiyeti, Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyet Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti, Selamet-i Osmaniye Fırkası, Osmanlı İla-yı Vatan Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti.
Rapor sahibi, sonuncu cemiyet dışındakilerin faaliyetlerini şöyle değerlendiriyor: “Bu dernek ve örgütler, Kürt ulusal duygularını aşılamağa ve propagandalarını yaymağa gizliden gizliye ve özenle devam ettiler.” (age, s. 86)
Bu demokratik Kürt örgütlerinden birkaçının “Nizamname”lerini ilk kez Tunaya, adı geçen eserinde; biz ise Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti ile Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin nizamnâmelerini çalışmalarımızda yayımlamıştık.
Ancak sözkonusu dokümanda yer verilen ve o güne kadar çoğunun ismini bile bilmediğimiz bu demokratik Kürt örgütlerinin tüzük ve program yerine geçen “Nizamnâme”lerine ulaşmak gerekiyordu. 1980’li yıllarda yaptığımız bir araştırmada; 1950’de İçişleri Bakanlığı’nca 2. cildi yayımlanan çalışmanın 1. cildinin na-matbu yani basılmamış olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanlığı Siyasî Parti ve Dernekler Şubesi’nde tutulduğunu öğrendik ve çalışmalarımızı burada yoğunlaştırdık. 80’li ve 90’lı yıllarda resmen yaptığımız girişimler sonuçsuz kalmıştı. Çeşitli politikacıları devreye sokarak 1990’lı yıllarda yaptığımız girişimde, önce kopi çekilmemesi şartıyla bu dokümanı verecekleri söylendiği halde kimliğimizi öğrendikten sonra bundan vazgeçilmişti.
Bu arada, Hacettepe Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü asistanlarından Oğuz Aytepe’nin “Hoybun Cemiyeti’nin Amerika Faaliyetleri” (Tarih ve Toplum, Ağustos 1998) ve “Yeni Belgelerin Işığında Hoybun Cemiyeti” (Toplumsal Tarih, Ekim-1998) yazılarının dipnotlarında, yazıların üstüne kurgulandığı bu dokümanın künyesini görünce; altı yıllık sürgün yaşamından sonra 2000 yılında Türkiye’ye dönünce ilk iş olarak bu kişiyi aradım. Kendisiyle görüştüğümüzde, hocası Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın yazısıyla gittiği için, kopi çekmemek şartıyla dokümanın gösterildiğini, kendisinin de not alarak bu yazılarda kullandığını söyledi. Hatta, orada gördüğü Kürt aydını Mevlânâzâde Rıfat’ın “Siyonizm”le ilgili bir broşürünü edinmek istediğini söyleyince, bende bulunan kopisini vermiştim.
2001 yılı ortalarında yine çeşitli kişileri, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Güvenlik Dairesi Başkanı nezdinde devreye sokarak, 29.6.2001 tarihinde şu dilekçeyle talepte bulunuyorum: “Osmanlı dönemindeki siyasal örgütlenmeler ve özelde Kürt demokratik örgütlenmeleri konusunda bilimsel bir çalışma yapıyorum. Bu konuda elimizdeki en kapsamlı eser, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın 3 ciltlik ‘Türkiye’de Siyasi Dernekler’ adlı çalışmasıdır. Burada temel alınan kaynaklardan biri de, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 1950’de yayımladığı ‘Türkiye’de Siyasî Dernekler’ adlı derlemenin 2. cildidir. Bu çalışmanın, 1919 öncesi dönemi kapsayan 1. cildi ise kütüphanelerde bulunmamaktadır. Bildiğimiz kadarıyla bu döneme ilişkin çalışma, yayımlanmamış ve Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanlığı’nın Siyasî Partiler Şubesi’nde bulunmaktadır. Bu nedenle, ilgili literatürde haklarında yeterli bilgi bulunmayan, ekli listede adları yazılı demokratik parti ve cemiyetlerin kurucu listeleri ile ‘Nizamnâme’lerinin birer örneğinin tarafıma verilmesinin sağlanmasını saygılarımla arzederim. 29.6.2001”
Dilekçeye eklediğim liste ise şöyleydi: 1 – Kürt Azm-i Kavi Cemiyeti (1900), 2 – H eviya Kurd Cemiyeti (1910), 3 – Osmanlı / Kürt Demokrat Fırkası (1910), 4 – Kürt Talebe Hevi Cemiyeti (1912), 5 – Kürt İrşad ve İrtika Cemiyeti (1912), 6 – Kürdistan Teşrik-i Mesai Cemiyeti (1912), 7 – Kürdistan Teali Cemiyeti (1918), 8 – Kürdistan Muhiban Cemiyeti (1918), 9 – Kürt Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti (1918), 10 – Kürt Kadınları Teali Cemiyeti (1919).
Dilekçeden haber çıkmayınca, CHP Ankara eski milletvekili olan arkadaşım gazeteci Yılmaz Ateş, yeniden Bakan Atalay’ı arıyor. Bir süre sonra Atalay, ilgili dairenin yardımcı olacağını bildirerek, gitmemi öneriyor. Ve gidiyorum…
Polis Akademisi hocası ve geçmişten tanıdığım Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın danışmanı Doç. Dr. Önder Aytaç’ın öğrencisi olan yeni başkan, kendisinin bu görevde yeni olduğunu belirterek, ilgili şubenin amirini çağırıyor. Emniyet amiri bizi odasına alıyor ve yoklamaya / sorgulamaya başlıyor. Daha önce bu doküman için başvurup vurmadığımı soruyor, daha önce iki kez girişimde bulunduğumu ancak verilmediğini açıkça söylüyorum. Ayrıca belgelerini göstererek ayrımcılık yapıldığını söylüyorum. Kendisi de hak verir görünüyor. Neyse, Kürt açılımı dolayısıyla mı yeniden başvurduğumu sorunca, olabilir diyorum. Bu arada, internette beni incelemeye koyuluyor. Anlaşılan, Said-i Kürdî üzerinden araştırmış olmalı ki, gözleri faltaşı gibi açılıyor: “Yahu hocam, siz Bediüzzaman’la ilgili de yazmışsınız!..” Evet, bir de Balkan Harbi’nde at üstünde bir resmini yayımlamıştım. Derken, benim Kürt olup olmadığımı soruyor; “Evet” diyorum, “Alevî Kürd’üm”… “Yahu hocam, bu Kızılbaşlar mum söndürüyorlarmış öyle mi?” diye soruyor… “Peki, sen inanıyor musun böyle bir şeye?” diye sorduğumda da; “Ne bileyim öyle söylüyorlar” diyor ve tabiî gerekli cevabı alıyor… Bu defa ben kendisine soruyorum, nereli olduğunu. Elazığlı ve Türk olduğunu söylüyor ve belli ki daha fazla açık vermemek için bizi uğurluyor. Kendisine talimat verilirse, beni çağıracağını ve dokümanı göstereceğini söylüyor…
Yeniden beklemeye giriyor ve epeyce zaman sonra arkadaşım Yılmaz Ateş’e yeniden aratıyorum. Ateş, doğrudan bu birimi arayınca bu emniyet amirinin gönüllü olarak Şırnak’a gittiği söyleniyor… Zaten kısa süre sonra, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden olumsuz cevap geliyor…
Aradan 10 yıl geçtikten sonra; bu polis müdürü, kendisine atıldığı söylenen bir tokatla gazetelerde manşet oluyordu. Milletvekili Sabahat Tuncel’in kendisiyle tartıştığı bu polis müdürünü ben de tanımıştım… Basına yansıdığı kadarıyla, Elazığlı ve Türk olduğunu söyleyen polis şefi, Diyarbakırlı ve Kürt’tü. Üstelik annesi, doğru dürüst Türkçe de bilmiyordu…
Neyse, bu ilginç maceranın devamını merak edenler bizim “Polis Şefi ve Kızılbaşlar” yazımıza (Öz-Po, 26.3.2016) bakabilirler.
Yeniden başa dönersek: Tam da bu yazıdan kısa süre önce gazeteci – yazar Ahmet Kahraman, gerçek araştırmacılığın ne kadar zor bir “zanaat” olduğunu şu sözlerle aktaracaktı: “Mehmet Bayrak, Kürdistan tarihini, altın arayıcısı özen ve hırsıyla didikleyen bir araştırmacıdır. Altın arayıcısının tonlarca toprak ve çakılı suya tutup, leğende sabırla çalkalayarak bir gramcık altına ulaşması gibi, yalan dolanla karılmış belge yığınlarını tarayarak, içinden sevdalısı olduğu Kürdistan gerçeğini süzüyor ve ışığa çıkarıyor.” ( Öz-Po, 19.3.2011)
SONUÇ
Bu noktada sözlerimi şöyle bağlamak istiyorum: Bizim modernleşmenin ve aydınlanmanın yuvası ve aydınlık yüzü olarak gördüğümüz bu demokratik örgütlerle basın – yayın organları, bir kalemde Kemalist resmî ideoloji tarafından “muzır cemiyetler ve matbuat”a dönüşmüştü…
ROJA WELAT
1 ŞUBAT 2022