Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 78

Parveke / Paylaş / Share

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 78

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

     ■ MELEKLERİN TANRISI KİM?

     Kur’ân-ı Kerîm’de, “Baqara” sûresinde, Tanrı’nın ilk insanları yaratmadan önce bu konuyu melekleriyle istişare ettiği anlatılır. Tevrat ve İncil’de geçmeyen ama Kur’ân’da geçen bu bilgiye göre, melekler Tanrı’nın bu kararından endişe duyarlar hatta itiraz ederler. Kur’ân’daki en çarpıcı anlatımlardan biridir bu. Birlikte okuyalım:

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫ن۪ي بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ين قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ

“Hani Rabb’in meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar, ‘Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?’ dediler. (Bunun üzerine) Allah (da), ‘Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ buyurdu. Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip, ‘Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin’ dedi. Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz Sensin’ cevabını verdiler. Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir’ dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de, ‘Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi?’ buyurdu. Meleklere, ‘Âdem’e secde edin’ dediğimizde İblis dışındakiler derhal secde ettiler; o direndi, büyüklendi ve kâfirlerden oldu. ‘Ey Âdem! Sen ve eşin Cennet’te oturun, orada istediğiniz yerden rahatça yiyip için ve şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz’ dedik.” (9033)

     Kur’ân’daki bu âyette, Allah insanı yaratacağını meleklere bildirirken, meleklerin buna Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” diyerek yanıt verdikleri anlatılıyor.

     Âyetlerden; meleklerin insanlardan önce var olduğunu ve Allah’la direk görüşüp konuştuklarını öğreniyoruz.

     “Melek” inancı, özellikle semavî dînlerde yahut Ortadoğu dînlerinde daha güçlü ve “görünür” bir biçimde olmak üzere, dînlerin büyük çoğunluğunda karşımıza çıkan bir olgudur. Navetik olarak; İbranice’de “malax” (מלאך), Arapça’da “melek” (ملاك) şeklindedir. Bu kelime (çoğulu “melâike”), Ugaritçe, Habeşçe, İbranice ve Arapça gibi Samî dillerinde bulunan “göndermek” anlamındaki “lek” kökünden olup, “haberci”, “elçi” veya “güçlü kuvvetli”, “tasarrufta bulunan”, “yöneten” mânâlarına gelmektedir. (9034)

     Semavî dînler genellikle melekleri Tanrı (veya Cennet) ile insanlık arasında “hayırsever göksel aracılar” olarak tasvir eder. (9035) Diğer roller, “koruyucu melekler” ve “Tanrı’nın hizmetkârları” gibi insanlar için koruyucular ve rehberler olan anlamlar içerir. (9036)

     Her ne kadar “melek” inancı Tek Tanrılı dînlere özgü bir olgu olarak biliniyorsa da, kökeni çoktanrılı dînlere ve Mezopotamya (Antik Kürdistan) inançlarına dayanır.

     Dînler tarihini bilimsel bir disiplinle incelediğimizde ve nesnel bir okumaya tabi tuttuğumuzda, dînlerin bu tarihsel yolculuğunda şu gerçeği rahatlıkla ve net biçimde görebiliriz: Çoktanrıcılıktan Tek Tanrıcılık’a geçilirken, değişen pek fazla birşey olmamıştır aslında. Karakterler olduğu gibi kalmış, sadece rolleri ve statüleri değişmiştir.

     Şöyle ki: Çoktanrılı dönemde (ve inançta), bir Baş Tanrı (veya Ana Tanrıça) vardır, bir de O’nun yardımcıları olan birçok Tanrılar vardır. “Doğum Tanrısı”, “Ölüm Tanrısı”, “Tabiât Tanrısı”, “Yağmur Tanrısı”, “Bereket Tanrısı” gibi. Sonraki dönemde, Çoktanrıcılık’tan (Politeizm) Tek Tanrıcılık’a (Monoteizm) geçilirken, yaşanan şudur: O Baş Tanrı (veya Ana Tanrıça), “Tek Tanrı” olarak yalnız kalmış, diğer Tanrılar ise “melek, cin vb.” rollere bürünmüştür. “Doğum Meleği”, “Ölüm Meleği”, “Tabiât Meleği”, “Vahiy Meleği” gibi.

     Politeist inançlarda Baş Tanrı’nın (veya Ana Tanrıça’nın) yardımcıları olan diğer Tanrılar’ın rolleri ve görevleri ne ise, monoteist inançlarda da Tek Tanrı’nın (Xwedâ, Ezda, Ahura Mazda, Yehova, Allah) hizmetçileri olan meleklerin rolleri ve görevleri aynıdır.

     Baş Tanrı (veya Ana Tanrıça)’nın yanında birçok manevî varlık fikri, Ortadoğu kültüründe geleneksel bir kültürel inançtır. Tanrı ile dünya arasındaki benzer arabuluculara Babil mitografilerinde ve Zerdüştîlik’in kutsal yazılarında rastlanır. Resimli temsiller genellikle melekleri kanatlı varlıklar olarak gösterir. İran İmparatorluğu’ndaki efsanevî kanatlı melez varlıklar ve Antik Mısır (Kemet) Tanrıları’nın tasviri, kutsal ilahî küreye ait varlıkları gösterir. Bu tür dînlerde, melek figürleri bu nedenle tam “Tanrılar” değil, “Yarı Tanrılar” kategorisine aittir. Bazen çoktanrılı dînlerde, doğaüstünü iletebilen tanrısal ama ilahî olmayan varlıklar tercüme edilirken melekler ile karşılaştırılır. Örneğin Deva ve diğer – kanatsız – Hint Yarı Tanrıları gibi. Ancak genel kullanımda “melekler”den, Tek Tanrılı dînlerdeki Tek Tanrı’nın elçileri anlaşılmaktadır.

     Yaratıcı Tanrı’nın hizmetinde olan, güç ve mertebe açısından Tanrı’dan daha aşağı bir statüde bulunmakla birlikte insanı iyi veya kötü yönde etkileme gücüne sahip olan, Tanrı’nın hizmetkârları olup “melek” olarak adlandırılan kanatlı nuranî varlıklar inancının semavî (İbrahimî) dînlere nasıl ve nereden geçtiğinin izini sürdüğümüzde, yolculuk bizi yine Antik Mezopotamya’ya götürüyor.

     Kanatlı varlıkların Tanrılar ve insanlar arasında aracı olduğu fikri, Antik Mezopotamya kültürlerinde bulunabilir. Mezopotamya dînlerinin ikonografisinde Kanatlı Tanrılar veya koruyucu cinler görülür. Örneğin Ninova, Nimrud veya Dur Şarrukin’deki Babil veya Asur kraliyet saraylarında “melek” temsilleri bulunabilir. (9037) Bu aracı varlıkların bazıları “yerel ilah” olarak algılanıyor, bazıları büyük tabiât güçleriyle aynîleştiriliyor, bir kısmı da Yukarı Dünya (Göksel Dünya) veya Aşağı Dünya (Yeraltı Dünyası) ile ilgili faaliyet gösteriyordu. (9038) Öte yandan çoktanrılı dînlerdeki Büyük Tanrılar’ın daha aşağı seviyedeki bu varlıkları “elçi”, “görevli” ve “haberci” olarak kullandığına da inanılıyordu. Semavî dînlerdeki “elçi” kavramının menşei Ortadoğu’nun en eski putperest dînlerine kadar gitmektedir. Meselâ Mezopotamya ve Hitit (Anadolu) dînlerindeki her büyük Tanrı, derece itibariyle kendisinden daha aşağıda bulunan bazı elçilere (bunlara “sukkallu” denirdi) ve taht taşıyıcılarına (bunlara “guzallu” denirdi) sahipti. Bazı Hitit metinlerine göre, Ana Tanrıça’nın emrinde elçilik yapan “iyilik melekleri” ve “kötülük melekleri” bulunmaktaydı. (9039)

     Babil ve Asur’da Tanrılar ve insanlar arasında sürekli bir ilişki kurulmaktaydı. O derece ki, her ferdin kendine ait, “koruyucu melek rolü oynayan bir Tanrıça’sı” bulunmaktaydı. Bu bağlılığı ifade etmek için de şu sözleri söylerlerdi: “Ey sağımda bulunan Tanrım! Ey solumda bulunan Tanrım! Ey yanımda bulunan koruyucu Tanrım!” (9040)

     Babil ve Asur’da “utukku” denilen ve Sümerce’de “udug” kelimesiyle ifade edilen, cine benzer varlıklar bulunmaktadır. Bunlar insanla yüzyüze, kanatlı boğalar şeklinde, saraylar ve mabetlerin girişlerinde bekçilik yapar tarzda temsil edilmişlerdir. Sümer çağında bile “kötü cinler” ve “iyi cinler” olarak telakki edilen bu varlıklar bir ayırıma tabi tutulmuş, bunların birinci kısmının insanları koruduğuna, ikinci kısmının ise insanlara işkence yaptığına inanılmıştır. Kötü cinler (utukku) diye bilinen bu ruhanî varlıklar, daha sonra “kötü melekler” veya “şeytanlar” olarak kabul edilmiştir. Mânâ itibariyle cin, melek ve şeytanın her üçünü de kapsayan bu ruhanî varlıklar 7 gruba ayrılmışlardır; zirâ kutsal metinlerde bunlarla ilgili olarak “onlar yedidir”, “onlar iki defa yedidir” ifadeleri geçmektedir. Bu yedi tür varlık, hasta bir insana saldırdıkları zaman, “Aşakku”nun o hasta insana başından, “Namtoru”nun boğazından, “Utukku”nun boynundan, “Alu”nun göğsünden, “Etimmu”nun kemerinden, “Gallu”nun elinden, “İlu”nun ayağından yaklaştığına inanılırdı. Bunların dışında, insana zûlmeden bazı ruhanî varlıklar daha vardır ki, birinci sırada bulunan “Utukku” ile “Etimmu” arasında, “Maqlu” vardır. “Şedu” ve “Rabisu” da araya girer. “Şedu” tapınakların ve sarayların kapısına yerleşmiş devlerden biridir, bazen kötü olur. Bu hallerde kendisine yalvarmak gerekir. “Rabisu” nöbetçilik yapar ve yol üzerinde av bekler. Aynca “Lilfi”, “Lilitu” ve “Ardat Lili” isimleriyle belirtilen üçlü bir grup daha vardır ki, bütün bunlar Babil, Asur ve Sümer dînlerinde mevcut olan, görevleriyle tanıtılmaya çalışılan, bazen “cin”, bazen “melek” ve bazen de “şeytan” olarak yorumlanan görünmez varlıklardır. (9041)

     Babil dîninde hem melekler hem cinler vardır. Babil’de ve Asur’da Tanrılar ile insanlar arasında sürekli bir ilişki kurulmaktadır. Her ferdin kendisine ait, biri önden, diğeri arkadan yürüyen veya biri sağında, diğeri solunda olan iki “koruyucu meleği” bulunur. “Şedu” ve “Lamassu” denilen, “kanatlı boğa” şeklinde tasvir edilen, sarayların ve mabedlerin girişlerinde bekçilik yapan cine benzer varlıklar mevcuttur. (9042) Semavî olayların mitolojiyle yorumlandığı en eski çağlarda, bereketli yağmur getiren bulutların insan muhayyilesinde “yağmur meleği / rahmet meleği” şeklinde “iyi anzu / iyi anka”, felâket getiren fırtına bulutlarının da “kötü anzu / kötü anka” motiflerini doğurduğu, Sümer menşeli bu efsanenin en az 5000 yıllık bir zaman dilimi içinde bütün Ön Asya’ya ve İran üzerinden Orta Asya’ya, Güney Sibirya’ya ve Hindistan’a kadar çok geniş bir bölgeye yayılıp günümüze kadar yaşadığı belirtilmektedir. (9043)

     Musevîlik’te bir melek grubu olarak bildirilen “Serafiler” de Babilliler’in “Gılgamış Destanı”nda geçmektedir. (9044) İslam’da melek olarak kabul edilen “Harut ve Marut”un temelinin de Babil ve İran inançlarına dayandığı ileri sürülmüştür. (9045)

     “Melek” inancı, politeist toplumlardan Tek Tanrılı dînlere kadar birçok inanç sisteminde yer almakta, ancak tanımlanan varlıkların isim ve özellikleri farklılıklar göstermektedir. Örneğin “Mikail” (Mixael) ismi Yahudîlik’ten de eski bir döneme tarihlenmektedir. Bazı melek isimleri putperestlik dönem ikinci derece tanrılarının dönüşümleri olarak (“Harut ve Marut”, malik) görülmektedir. Yahudîler Babil Sürgünü (M. Ö. 597 – M. Ö. 539) öncesinde hiçbir meleğin ismini bilmezlerdi. Ninova ve Babil Sürgünü sırasında Med ve Keldanî etkisinde kalan Yahudîler, Zerdüştîlik’in “iyi rûh” ve “kötü rûh” inancını ve rûhların hiyerarşisini “iyilik melekleri” ve “kötülük melekleri” şeklinde ve meleklerin hiyerarşisi ile birlikte kendi inanç sistemleri içerisine sokmuşlardır. (9046)

     İslam’ın kutsal kitabı “Kur’ân-ı Kerîm”de geçen Harut ile Marut, Arapça isimler değildirler. (9047) Bu isimler Kürtçe kökenli isimler olup, ilk defa Zerdüştîlik’in kutsal kitabı “Avesta”da Haurvatat ve Ameratat olarak geçer. (9048) Avesta’da dişi varlıklar olarak kabul edilen Haurvatat suların, Ameratat ise bitkilerin koruyucusudur. Bunların ilki Tanrı (Ahura Mazda)’nın “mükemmellik”, ikincisi “ölümsüzlük” sıfatını temsil etmektedir. “Gathalar” sonrası Zerdüştîlik’te Haurvatat, suyla, refah ve sağlıkla ilişkilendirilen Amişa Spenta idi. Ameratat ise dünyadaki uzun yaşamın ve âhirette sürekliliğin Amişa Spenta’sıdır. (9049)

     Ortaçağ Zerdüşt geleneğinde Haurvatat, Orta Farsça’da Hordad olarak görünür ve Yeni Farsça’da Xordad olarak devam eder. (9050) 1925 yılında düzenlenen ve Zerdüştî takvim ayı adlarını benimseyen İran sivil takviminde yılın 3. ayının adı Xordad’dır.

     Ameratat ve Haurvatat, bitkiler ve su ile olan ilişki aracılığıyla sonuç olarak yiyecek ve içecekle özdeşleştirilir. Zerdüştî inancına göre yemek yerken konuşmamak lazım, yiyecekleri sessizce yemek gerekiyor. Çünkü yemekte konuşmak, bu iki Amişa’ya saygısızlıktır. Zerdüştî dînî metinlerinden “Arda Viraf” kitabında anlatıldığına göre, erdemli Viraz, yiyecekleri çiğnerken günâh olduğunu bildiği halde yemeği gevezelik ederek tükettiği için Cehennem’de cezalandırılan bir adam görür. (9051)

     Zerdüştî yaratılış anlatımı olan ve 12. yy’da tamamlanan “Bundhaişn”de, Ameratat ve Haurvatat, üçüncü kadın Amişa Spenta ile birlikte Ahura Mazda’nın (Tanrı’nın) sol elinde görünür. (9052) Zerdüştî yazıtları ve geleneği boyunca, bu üç ilke en tutarlı biçimde temsil ettikleri yaratıklarla özdeşleştirilir. Sırasıyla bitki yaşamı, su ve toprak. Peygamber Zerdüşt’ün üç kızının Armaiti, Ameratat ve Haurvatat’ın sûretinde olduğu anlatılmaktadır. (9053) “Bundhahişn”in kozmolojik efsanelerine göre, Angra Mainyu (Ehrimen = Şeytan) ilkel bitkiyi kuruttuğunda, Ameratat onu ezerek hamur haline getirdi ve suyla karıştırdı. Tiştrya daha sonra suyu aldı ve yağmur olarak dünyaya yaydı, bu da çok sayıda başka bitkinin büyümesine neden oldu. (9054) Ameratat, Gaokarena (Beyaz Huma) ile birlikte her ayın yedinci gününde çağrılır. (9055)

     “Denkard”ın kayıp Avesta metinlerine ilişkin hatırâsına göre, Zerdüşt’ün “tan-gohr”u (maddî benliği), annesinin kendisine hamileliğine kadar Ameratat ve Haurvatat’ın koruması altındaydı. Tanrılar yağmurların otları beslemesine neden oldu, o zaman altı beyaz inek yedi. Zerdüşt’ün annesi bu ineklerin sütünü içtikten sonra onun “tan-gohr”unu emdi. (9056)

     Ermenî dînî terminolojisinde iki çiçek ilahının adı olan Hawrot ve Mawrot da Haurvatat ve Ameratat’la ilgili kabul edilmiştir. (9057)

     Fakat Kürdistan’da ortaya çıkan Haurvatat ile Ameratat isimlerinin ordan kuzeyde Ermenistan’a, Ermenî dînî metinlerine Hawrot ile Mawrot olarak ve güneyde Arabistan’a, İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’e Harut ile Marut olarak nasıl geçtiği bilinmemektedir. Daha önce de dediğimiz gibi: Kelimeler ortadan kalkmazlar, yok olmazlar. Coğrafyadan coğrafyaya seyahat ederek, değişik dînlerin bünyesinde farklı ıstılahî (terminolojik) anlamlar yüklenerek tekrardan karşımıza çıkarlar. Dünyada hiçbir dîn ve hiçbir inanç, tamamen yok olup ortadan kalkmaz. Coğrafya coğrafya ve tarih tarih dolaşarak, farklı zamanlarda farklı biçimlerde ve isimlerde karşımıza çıkar.

     Britanyalı Anglikan papaz, dilbilimci ve tarihçi William St. Clair Tisdall (1859 – 1928)’a göre, Kur’ân’daki Harut ile Marut, Ermeniler’in Hristiyanlık öncesi tapındıkları iki ilâhın ismiydi. Onlar Tanrıça Spandaramit’in yardımcıları idiler ve yeryüzünün verimliliği ile ilgiliydiler. (9058) Bir İslam âlimi iken sonradan ateist olduğu için bilinmeyen karanlık güçler (veya derin devlet) tarafından gerçekleştirilen alçakça bir saldırıda öldürülen annesi Kürt babası Türk imam ve müftü Turan Dursun (1934 – 90)’a göre, Kur’ân’daki Harut ve Marut isimli melekler ile birlikte 4 büyük melek (Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil), Zerdüştîlik’ten Musevîlik’e, oradan da Hristiyanlık ve İslam’a geçen, Pers mitolojisine ait ruhanî figürlerden başkası değildir. (9059)

     Semavî dînlerin ve bu geleneğin kökenlerini tespit edebilmek için, Babil Sürgünü’nü iyi analiz etmek ve bilmek gerekir. Başta âlimler, kâhinler ve diğer seçkinler olmak üzere onbinlerce Yahudî M. Ö. 597 – M. Ö. 539 yılları arasında Babil’e sürüldü. Babil Sürgünü yaklaşık yarım asır sürdü. (9060)

     İbranî kültürü, sürgün edilenlerin dînî yaşamı merkez alan bir topluluk kurduğu Babil’de kök saldı ve çiçeklendi. Daha sonraları Kudüs (Yeruşalayim)’ü yeniden inşâ etmek için yurtlarına dönmelerine izin verilse de Yahudîler’in çoğu Babil’de kaldı. Babil’deki topluluk, yüzyıllar boyunca Yahudî inancının güçlü bir merkezi halindeydi. Yahudî dînî hukuku ve teolojisinin temel metinlerinden biri olan “Babil Talmudu”, bu merkezde oluşturuldu. (9061)

     “Tevrat”, dînî ve ilmî hayatın merkezi haline geldi. Babil Sürgünü, Yahudî teolojisinde en verimli dönemlerden biri olarak kabul edilir. Ortak dûâlar için yerel tapınağın eksik olduğu arka plana karşı, muhtemelen ilk sinagoglar inşâ edildi. (9062) Yahudîler’in bir kısmı Babil’de kaldı ve orada bir Yahudî topluluğu kurdu. İçinde yazıcılar arasında yapılan tartışmalar, M. S. 6. yy’da yazılan “Babil Talmudu”nun temelini oluşturdu. (9063) İsrailli filozof ve Tevrat bilgini Yexezqêl Kaufmann (1889 – 1963), “Sürgün dönüm noktasıdır. Sürgünle birlikte İsrail dîni sona erer ve Yahudîlik başlar” demektedir. (9064)

     Objektif bilim insanları ve nesnel tarih yazımı, Tek Tanrı inancına sahip Musevîlik (ve ardından Hristiyanlık ve İslam) inancındaki kozmoloji (uzay ve evren anlatımı) ile çoktanrılı Mezopotamya inancındaki kozmoloji arasındaki parelleliğe dikkat çeker ve Sümer’le başlayıp Babil’le devam eden bu kozmoloji anlatımının “Babil Sürgünü” ile Yahudîler tarafından aynen alınıp Kutsal Kitab’a aktarıldığını söylemektedir. (9065) Tanah’ın ilk 5 kitabını oluşturan ve “Musa’nın Kitabı” olarak da anılan asıl Tevrat’ın (Kur’ân’da da “Tevrat” denildiğinde bahsedilen sadece budur) ilk büyük kapsamlı taslağı, M. Ö. 7. – 6. yy’larda Yahvist kaynağı oluşturmuş, daha sonra diğer yazarlar tarafından genişletilmiş ve bugün bilinen çalışmaya dönüştürülmüştür. (9066)

     Tevrat’taki “yaratılış” anlatısında iki kaynak tanımlanabilir: Rabbinik ve Yahvist. (9067) Birleşik anlatı, Mezopotamya yaratılış teolojisinin aynısı ama çoktanrılığa karşı bir eleştiridir. Tevrat, Tek Tanrı’yı onaylar ve çoktanrıcılığı reddeder. (9068) ABD’li dilbilimci ve İbranibilimi profesörü Robert Uri Bernard Alter (1935 – halen hayatta), birleşik anlatıyı, “Arketipsel karakterinde zorlayıcı, çoktanrılı Mezopotamya mitolojisinin Tek Tanrılı amaçlara uyarlanması” şeklinde tanımlar. (9069)

     Enteresandır ki, benzer “melek” inançlarına, Musevîlik-öncesi, yani semavî dînlerin doğuşundan önceki Antik Kenan / İsrail / Filistin toplumlarında da rastlamaktayız. Antik Samî toplumlarında dağların birçoğu kutsal sayılmaktaydı. Kaynaklar, dereler, ağaçlar ve mağaralar da bu kutsallığa dahil edilmekteydi. Buralar aynı zamanda “düşmüş melekler”in lanetlenmiş yerleri addedilmekteydi. (9070) Yahudîler bugünkü İsrail’e yerleşmeden önce Kenanlılar’ın cinlerle ilgili inançlarından kalıntıları yenideri ele alınıp ihyâ ediliyordu. Göçebelik döneminde de İsrailliler tarafından yıkıcı, yok edici ve harap edici meleklerin varlığına inanılmaktaydı. (9071) Ugarit’ten gelen Kenanî Baal, ölüm ve karanlık cini Mot ve Tanrıça Anat bazen melek olarak da yorumlanabilmekte ve Ras Şamra’daki Kenan metinlerinden anlaşıldığına göre, bu varlıkara ait figürler, saraylardaki idarî bölünmeyi andırmaktaydı. (9072)

     Hz. Musa (as) öncesi döneme ait bazı İsrail / Filistin kavimlerinde, diğer birtakım rûhlar ve şeytanlar inancı da mevcuttu. Nitekim Eski Araplar, çölün cinlerle dolu olduğuna inanmaktaydılar. Buralarda öyle sebepsiz uğultu ve fisıltılar oluyordu ki, meselâ, bir yolcu bunu farkettiği zaman, bu uğultu fisıltıların çölde bulunan cinler tarafindan çıkarıldığına inanırdı. Bu cinler sık sık hayvan şekli altında tasvir edilirdi. Yabanî hayvanlar, yırtıcı kuşlar ve özellikle yılanlar, kertenkeleler ve akrepler şeklinde cisimlenmekte ya da melez hayvanlar olarak göründükleri kabul edilirdi. Bunların özellikle “delilik” hastalığına sebep oldukları ve yeni evlenenler için bir tehlike arzettikleri iddiâ edilirdi. (9073)

     Antik Mısır (Kemet) metinlerine baktığımızda ise şunu görürüz: İsis ve Osiris hakkındaki eski Mısır mitlerindeki “Neftis” gibi kanatlı, ilahî veya tanrısal varlıkların tasviri, meleklerin temsilinin kaynağı olabilir. (9074)

     Antik Yunanistan mitolojisinde “daimon”lar, kişisel koruyucu rûhlar ve Tanrılar ile insanlar arasında arabulucular olarak görünürler. M. Ö. 8. – 7. yy’larda yaşamış olan ve Yunan didaktik şiirinin babası olarak bilinen Hsíodos (? – ?)’a göre, Altın Çağ insanlarının rûhlarından doğdular. Yunan iblisi, kanatlarla da temsil edilebilen Roma dehasına karşılık gelir. Ancak Tanrılar’ın kendileri de insan yaşamına müdahale eder veya nitelik olarak kanatlı ayakkabılar ve şapka giyen Tanrılar’ın habercisi “Ermís” ve “Merkúrius”u gönderir. Yunanistan’ın Doğu, özellikle de Kürt ve Pers kültürü ile karşı karşıya gelmesiyle, kuş kanatlı bir Zafer Tanrıçası “Níki” fikri Olumpos’a girdi. Bu, Roma kültürüne “Victoria” olarak girdi ve daha sonra defne çelengi ve palmiye dalı ile “muzaffer bir melek” olarak stilize edildi. Bu tür paralelliklere rağmen, Greko-Romen Tanrılar dünyasının, Avrupa kültürel alanında Hristiyanlaşma’ya veya Arap dünyasında İslamlaşma’ya kadar Doğu’daki melek kavramıyla doğrudan ilişkisini büyük ölçüde koruyan klasik Antik Çağ’da meleklerin anlaşılması üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmamıştır. Rönesans sırasında, Marsilio Ficino (1433 – 99) gibi bilginler, kadim “cin / daimon” geleneğini Hristiyan “koruyucu melek” kavramıyla ilişkilendirdiler. (9075)

     Hindistan ve Çin’deki Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi evreni tek bir güçle açıklayan dînlerde, insana vahiy getiren meleklerden ziyade, cin inanışı yaygın biçimde görülür. Jainizm’deki cehennem yaratıkları “naraka”lar ve Japonya’daki Şintoizm dîninde Yeraltı Tanrıları’yla ilişki kurduğuna inanılan “Oni”, kötü cinleri oluşturmaktadır. Hinduizm’de “asura” adı verilen cinler kendileri gibi kutsal iksir “homa” (ya da “amarta”)’yı elde etmeye çalışan “Deva” adlı Tanrılar’ın düşmanıdırlar. Budizm’de cinler insanların aydınlanmaya ulaşmasını engellemeye çalışan güçlerdir. “Mara” adlı cin kızları “rati” (arzu), “raga” (zevk) ve “tanha” (sonsuz hareketlilik) ile birlikte Hz. Buda (as)’nın aydınlanmaya erişmesine engel olmak istemiştir. (9076)

     Hintliler’in varlıklar hakkındaki sınıflama ve açıklamalarının karışıklığı ve düzensizliğinden yakınan dünyaca ünlü Fars bilgin, astronom, haritacı, tarihçi, filozof, hekim ve hezarfen Ebû Reyhan Muhammed bin Ahmed el- Birunî (973 – 1048), “deva” denilen melekler, bunların bulunduğu yerler ve bunlarla ilgili diğer varlıklar hakkında bilgi verdikten sonra, meleklerin başkanının “Mahadeva” olduğunu, “deva” isminin buradan geldiğini, Hintliler’e göre 330 milyon melek bulunduğunu ifade etmektedir. Hintliler’in melekler için yemek, içmek, hayat, ölüm ve diğer beşerî halleri caiz gördüklerini, onların bu dereceye ilimle değil, ibadetle varmış olduklarına inandıklarını belirtmektedir. (9077)

     Çin dînlerinde ise çeşitli nitelikte rûhlardan oluşan genellikle görünmez bir dünya vardır. Bu görünmez dünya birçok yönleriyle görünür dünyanın dokusuya gerçekten içiçe geçerek örülmüştür. Semavî hiyerarşideki imparator Yeşim ile cehennem bölgelerinin egemeni Yanlio (Yama), Pekin’deki “Egemen”in karşılıklarıdır. Her ilçe merkezinde·bulunan “Kent Tanrısı” da benzer biçimde ruhî idareciydi. Atalardan ve hayaletlerden oldukça ayrı olarak, birçok rûh, hayatlarına insan olarak başlamışlardır. Çinliler bu ruhî varlıklarla iletişim kurarlar veya ilahî bir teslimiyet durumundaki “rûh medyumları” aracılığıyla onlara danışırlar. (9078) Çin’de “Kuei-Şen” adlı cinlerin, tabiâtın her yerinde varolduğuna inanılır. Aydınlıktan korkan bu cinleri uzaklaştırmak amacıyla ışık yakılır. Japonlar’da da çok sayıda cin olduğuna inanılır. “Oni” ile “Tangu”, insanları cin tutmasına uğratır. Bu cinleri insanlardan ancak rahiplerin çıkarabildiği kanaatini taşımaktadırlar. (9079)

     “Halk dîni” de denilen ve çok çeşitlilik arzeden yerel inanç ve uygulamalarıyla yine çok farklı şekilleri bulunan Taoizm’in oluşturduğu Çin dînlerinde genellikle değişik nitelikte rûhlardan oluşan görünmez bir dünya mevcuttur. Melek inancı özellikle mistik Taoizm’de bulunmaktadır. Şang-ç’ing denilen en yaygın mistik akıma göre Yang Hsi gökten gelen bir düzine varlık tarafından ziyaret edilmiş ve kendisine birçok kitap yazdırılmıştır. Kitapları yazdıran varlıklardan başka verilenleri muhafazâ edenler de vardır. (9080)

     Semavî dînler içinde, “melek” inancının en güçlü biçimde işlendiği dîn, bütün semavî dînlerin asıl öncüsü olan Zerdüştîlik’tir. Peygamberi Kürt (9081), kutsal kitabı Kürtçe (9082) olan Zerdüştîlik’te farklı melek benzeri figürler vardır. Örneğin, her insanın “fravaşi” adında bir “koruyucu meleği” vardır. İnsanları ve diğer yaratıkları korurlar ve ayrıca Tanrı’nın enerjisini gösterirler. “Ameşa Spenta”lar, mesajları ilettiklerine doğrudan atıfta bulunulmasa da (9083), daha çok Ahura Mazda’nın (“Bilge Lord”, Tanrı) yayılımları olmasına rağmen, genellikle melekler olarak kabul edilir. Başlangıçta soyut bir tarzda ortaya çıktılar ve daha sonra yaratılışın çeşitli yönleriyle ilişkilendirilerek kişiselleştirildiler. (9084)

     Zerdüştîlik’teki “melek” inancına eski “Zend Avesta” metinlerinde ve “Gathalar”da rastlanılmaktadır. Aklın en üstün efendisine hizmet eden 7 başmelek olduğu “Ameşa Spenta”larda geçmekte ve “kutsal ölümsüzler” diye isimlendirilmektedir. Bunlar “iyi”, “akıl”, “adalet”, “ilahî irade ülkesi”, “tevazu” (veya “dîndarlık”), “mükemmeliyet” ve “ölümsüzlük” şeklinde Ahura Mazda’nın (Tanrı’nın) çeşitli veçheleri ve fonksiyonları olarak telakki edilir. (9085)

     Bunları orijinal isimleri ve mânâlanyla şöyle sıralamak da mümkündür:

     1 – Spenta Mainyu (Kutsal Rûh)

     2 – Vohumen (Bilgelik)

     3 – Aşa Vahişta (Doğruluk)

     4 – Spenta Armaiti (Bağlılık)

     5 – Xşatra Vairya (Yararlı Egemenlik)

     6 – Haurvatat (Bütünlük ya da Kusursuzluk)

     7 – Ameratat (Ölümsüzlük) (9086)

     Rûhların kontrolü hususu Zerdüştîlik’te “fravaşi” (koruyucu rûh) ve “yazata” fikirleriyle uzlaştırılabilir. Bu iki rûh suların akışını, bitkilerini sağlarlar; Güneş, Ay ve yıldızların dolaşacakları yerleri planlarlar. Meleklerin, insanlara şefaatçi olması ve kötülüklerden uzaklaştırmaları fikri “Avesta”da mevcuttur. (9087) Buna mukabil Musevîlik’teki “şeytanlar” veya “yokedici melekler” imajı, Avesta’da “deva”lardır. Şeytan, Mastema veya Belial gibi figürlere karşılık Avesta’da “Angra Mainyu” kötü rûh rolünde, “Penta Mainyu” ise iyi rûh rolündedir. (9088) Ayrıca “Ölüdeniz İlahîsi”ndeki bir bilgi (9089), meleklerin ve dîndarların birleşip semavî bir koro oluşturmaları fikri, “Mazdek” de dürüst kişilerin Cennet’te bir yerde “Şarkı Evi”nde buluşacakları (9090) fikriyle paralellik arzetmektedir. (9091)

     Zerdüştîlik’te “yazata”, Yüce Tanrı’nın yardımcıları veya ilahî kıvılcımla dokunan yardımcılarıdır. “Malahim”, Tanrı’nın ahlakî iradesinin insanlara habercileridir. “Yazata”, geniş bir anlam yelpazesine sahip, ancak genellikle bir tanrısallığı ifade eden (veya bir sıfat olarak kullanılan) bir Zerdüştî kavramı için Avesta Kürtçesi’nde bir kelimedir. Terim kelimenin tam anlamıyla “ibadet etmeye veya hürmete layık” anlamına gelir (9092) ve bu nedenle, bu daha genel anlamda, bazı şifalı bitkilere, ilkel yaratıklara, ölülerin fravaşilerine ve bazı dûâlara da uygulanır. Yazatalar topluca “yazataların en büyüğü” olan Yüce Tanrı Ahura Mazda yönetimindeki iyi güçlerdir. (9093)

     “Yazata” terimi, Zerdüştîlik’in en eski metinleri olan ve Hz. Zerdüşt (as)’ün kendisi tarafından bestelendiğine inanılan “Gathalar”da zaten kullanılmaktadır. Bu ilahîlerde yazata, Ahura Mazda’ya ve sonraki gelenekte Ameşa Spenta olan “ilahî kıvılcımlara” uygulanan jenerik olarak kullanılır. “Gathalar”da, yazatalar fiilen devaların olmadığı şeydir; yani yazatalara tapınılırken devalar reddedilir. Burada bir bütün olarak çağrılan devalara karşıt ve tapınılabilir güçler olarak görünürler. Avesta’nın sonraki bölümlerinde, nihayet, bazıları antropomorfik biçimde tasvir edilen bireysel ilahî varlıklar olarak görünürler. Örneğin “Visperad” kitabı, diğerleri arasında Vohumen ve Anahita dahil olmak üzere çeşitli ilahî varlıklara adanmış övgüler ve ilahîler içerir. “Gathalar” ayrıca yazataları hangi varlıklara çağrıldığına dair bir ipucu vermeden topluca çağırırlar ve ilahîlerin yapısı ve dili gözönüne alındığında, bu yazataların soyut kavramlar mı yoksa açık varlıklar mı olduğunu belirlemek genellikle mümkün değildir. “Gathalar”ın şairi tarafından isimleriyle anılan daha küçük yazatalar arasında Sraoşa, Aşi, Atar, Geuş Taşan, Geuş Urvan, Tuşnamaiti ve İza vardır ve bunların tümü, yakın olduklarından dolayı, görünüşe göre onun ilahîlerinde anılır ve kurban ve ibadet ritüelleri ile ilişkilendirilir. (9094)

     Hem gelenekte hem de kutsal metinlerde “Ameşa Spenta” ve “Yazata” terimleri bazen birbirinin yerine kullanılır. Ancak genel olarak Ameşa Spenta, Ahura Mazda’nın 6 ilahî yayılımını ifade eder. (9095) Geleneğe göre yazata, Ahura Mazda’nın 101 sıfatından ilkidir. Kelime aynı zamanda Hz. Zerdüşt için de kullanılmaya başlandı, ancak bugün Zerdüştîler peygamberi “tanrılaştırmaya” yönelik her türlü girişimi keskin bir şekilde eleştirmeye devam ediyor. Yazatalar arasında Ahura Mazda’yı veya Ameşa Spenta’yı hariç tutan bir hiyerarşide, “ibadet etmeye değer” olanlar arasında en önde gelen, Hürmüz’ün (yani Ahura Mazda’nın) kendisinden sonra yalnızca ikinci sırada olan Mithra’dır. (9096)

     Yahudîlik (Musevîlik) inancında melekler, Tevrat’ın yorumlanmasıyla ve uzun bir gelenekte, Cennet’te Tanrı’nın (Yehova’nın) yanında duran, ancak kesinlikle Tanrı’dan ayırtedilmesi gereken doğaüstü varlıklar olarak anlaşılır ve O’na tabidir. Ara sıra seçilmiş kişilere Tanrı’nın istek ve emirlerini iletirler. (9097) Yahudî geleneğinde, kendi iradelerine sahip olmadıkları ve yalnızca bir ilahî emri yerine getirebildikleri için, insanlardan daha aşağıdırlar. (9098)

     “Melek” kavramının İbranice’si “malax” (מלאך) olup, Ugaritçe, Habeşçe, İbranice ve Arapça gibi Samî dillerinde bulunan “göndermek” anlamındaki “lek” kökünden gelir ve “haberci”, “elçi” veya “güçlü kuvvetli”, “tasarrufta bulunan”, “yöneten” mânâlarına gelmektedir. (9099) Çoğulu “malaxim” (מלאכים) şeklindedir.

     Tevrat ve İncil, milyonlarca (9100) melek içinde farklı türlerden bahsederler (9101). Açık bir hiyerarşi olmadan orada duruyorlar, ancak üç İbrahimî dînin de taraftarları, melek hiyerarşilerinin varyantlarını geliştirdiler. Tek Tanrılı dînlerdeki hiyerarşiler, yaratıcı Tanrı tarafından yönetilmektedir. Her dînde, farklı hiyerarşilerde kategorize edilirler. Özleri genellikle ateşle ilişkilendirilir. Yahudîlik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד), onların özünü “ateş” olarak tanımlar. (9102) Yahudî inancına göre melekler yaratılışın ikinci veya beşinci gününde ateşten yaratılmış saf rûhlardır.

     Musevîlik inancında, en büyük melekler şunlardır:

    ● Cebrail → başmelek → isminin anlamı: “Tanrı benim gücümdür” → adalet ve güç eylemleri gerçekleştirir

    ● Mikail → başmelek → isminin anlamı: “Kim Tanrı gibidir?” → Tanrı’nın nezaketi ve insanlığın çocukları için ayağa kalkar

     (İbranice orijinal Tevrat’ta sadece bu iki meleğin isminden bahsedilir. Geri kalanı Tevrat-dışı geleneklerdendir.)

    ● Yofiel → isminin anlamı “Tanrı’nın güzeli”Hz. Âdem (as) ve Hz. Havva (as)’yı elinde alevli bir kılıçla Cennet Bahçesi’nden kovdu ve Tanrı’ya karşı suç işleyenleri cezalandırır

    ● Rafael → başmelek → isminin anlamı: “İyileştiren Tanrı’dır” → Tanrı’nın iyileştirici gücü

    ● Uriel → başmelek → isminin anlamı: “Tanrı benim ışığımdır” → insanlığı kadere götürür

    ● Samael → başmelek → isminin anlamı: “Tanrı’nın zehiri” → ölüm meleği

    ● Sandalfon → başmelek → isminin anlamı: “Biraraya getirmek” → Melek Samael ile savaşır ve insanlığı biraraya getirir

    ● Metatron → Tanrı’nın göksel yazıcısı (9103)

     “Talmud”, daha sonra “baş melekler” olarak bilinecek olan ve Tanrı’nın tahtını çevreleyen dört meleğin adını verir: “Kutsal Olan kutsanmış olduğu gibi, dört rüzgâr (yön) ve (İsrail ordusu için) dört sancak yarattı, aynı şekilde tahtını çevreleyecek dört melek de yarattı: Mikail, Cebrail, Uriel ve Rafael. Mikail, Ruben kabilesine karşılık gelen sağındadır; solunda, kuzeyde bulunan Dan kabilesine karşılık gelen Uriel; önde Yahuda kabilesine karşılık gelen Cebrail ile doğuda Musa ve Harun; ve batıda olan Efraim kabilesine karşılık gelen arkada Rafael.” (9104)

     Meleklerin ortaya çıkışı, İsrail halkının erken dönem tarihî geleneğinde zaten önemli bir rol oynamaktadır. Meleklerin anlayışı gelenekle hareket eder ve diğer İbrahimî dînlere (Hristiyanlık ve İslam) nüfûz eder. Bununla birlikte, Yahudîler’in göksel varlıklara olan inancında, onların entelektüel ve rûhsal dünyalarının karmaşık açıklaması, daha sonra Erken Hristiyanlık’ın melekolojisini oluşturur. (9105)

     Yahudîlik’te “melek” kavramını anlayabilmek için, bu kelime ile aynı mânâda kullanılan bazı terimleri gözden geçirmek gerekir. Tevrat’ta geçen “Tanrı’nın oğulları” (9106), “Göklerin ordusu” (9107), “Tanrı’nın danışmanı” (9108), “Savaşçılar” (9109), “Mukaddesler” (9110), “Mesajcılar” (9111), “Rûhlar” (9112), “Gözcüler” (9113) ve “Gökte oturanlar” (9114) ifadeleri melekler için kullanılmıştır.

     Tevrat, meleklerin peygamberlerin her birine göründüğünü bildirir. Erkek peygamber Hz. İbrahim (as) ve eşi kadın peygamber Hz. Sara (as)’ya (9115), kadın peygamber Hz. Hacer (as)’e (9116), erkek peygamber Hz. Lût (as)’a (9117) göründüler. Hz. Yakub (as)’un merdiveninden inip çıktılar (9118) ve tekrar Yakub’a göründüler (9119). Tanrı, Hz. Musa (as)’ya birini göndereceğine söz verir (9120) ve Bel’âm’ın yolunda durması için birini gönderir (9121). Hz. Yeşaya (as), kendisini sıkıntılardan kurtaran “mevcudiyet meleği”nden bahseder. (9122) Hz. Yeşu (as), Rabb’in meleği ve Tanrı’nın önünde duruyordu. (9123) Karşılarında dururken pis giysiler içindeydi. Melek daha sonra O’na kirli elbisesini çıkarmasını emretti ve O’na bayram elbisesi ve temiz bir sarık verdi. Yeşu’nun kirli giysilerini çıkardığında melek, “Bak, suçunu senden kaldırdım” dedi. (9124) Tevrat’ın (Tanah’ın) Ketuvim kısmında bulunan bir bölümün ismi olan ve İbranice ismi “Tehillim” (תהילים) olup Müslümanlar’ın ayrı bir kutsal kitap zannettikleri “Zebur”da, şöyle der: “Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek, gideceğin her yerde seni korusunlar diye.” (9125)

     Tevrat metinleri incelendiğinde, meleklerin hemen her olayda rol oynadığı görülmektedir. Bu düşünceden hareketle Musevîlik’in kutsal kitabının, meleklerin varlığını apaçık bir tarzda telkin ettiğini söylemek mümkündür. (9126) Fakat Yahudî mezheplerinden biri olan Sadukîler tarafindan bunların varlıkları defalarca inkâr edilmiştir. Bu mezhebin müntesipleri kötü rûhların varlığını da reddetmektedir. (9127) Bunların meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmemelerinin sebebi, bu iki inancın Yahudîlik’e Babil ve İran’dan geçmiş olmasıdır. (9128) Diğer Yahudî mezhepleri Sadukîler’e “boş inançlılar” demektedir. Çünkü Sadukîler melekler konusunda tıpkı ateistler, materyalistler, pozitivistler, rasyonalistler ve panteistler gibi düşünmektedirler. (9129) Sadukîler’in dışında diğer bütün Yahudî mezhepleri melek inancını kabul etmektedirler.

     Hristiyanlık, Yahudîler’in “melek” anlayışını miras aldı ve bu da kısmen Mısırlılar’dan miras kalmış olabilir. (9130) İlk aşamada, Hristiyan bir “melek” kavramı, meleği “Tanrı’nın bir elçisi” olarak nitelendirdi. Daha sonra bireysel meleksel habercilerin tanımlanması geldi: Gabriel, Michael, Rafael ve Uriel. (9131) Ardından, iki yüzyıldan biraz daha uzun bir süre içinde (3. yy’dan 5. yy’a kadar) “melek” imgesi hem teolojide hem de sanatta belirli özellikler kazandı. (9132)

     Hristiyanlık teolojisinde melekler cisimsiz maddelerdir. Rûhları ve zihinleri var ama fiziksel bedenleri yok. Tanrı’nın iradesine uyan rûhlar “iyi melekler” iken, Tanrı’nın iradesine karşı çıkanlar “kötü melekler” kabul edilir. (9133) İkinci gruptakilere “şeytanlar” denir, ancak yine de meleklerle aynı maddedendirler.

    Kutsal kitap “İncil”, onbinlerce melek olduğunu belirtir. (9134) Melekler İncil’de Tanrı ile insanlar arasında aracı olan rûhsal varlıklar olarak temsil edilir. (9135) Hristiyanlar, meleklerin yaratılmış varlıklar olduğuna inanırlar. (9136)

     Yeni Ahit’te tıpkı iblisler gibi meleklerin de varlığı kesin kabul edilir. İnsanlar adına müdahale ve şefaat edebilirler. Melekler doğruları korur. (9137) Göklerde yaşarlar (9138), Tanrı’nın savaşçıları olarak hareket ederler (9139) ve Tanrı’ya tapınırlar (9140). İncil’de “iyi melek – kötü melek” ayırımı yapılmakta (9141), iyi meleklerin semâda ikamet edip Allah’ı tesbih ettikleri ve O’nun huzurunda bulundukları, O’nun ordusunu meydana getirdikleri, oradan yeryüzüne indikleri belirtilmektedir (9142). Sınırlı bilgiye sahip olan melekler Allah’ın emirlerini insana iletmekte, insana muhâfızlık yapmakta, onun kurtuluşunu istemektedirler. Onlar aynı zamanda cezalandırma aracıdır. Rüyâda veya uyanıkken insan sûretinde görünmektedirler. Kendi aralarında sınıflanma mevcuttur. Başmelek Mikael’in yanında (9143) tahtlar, hâkimiyetler, riyâsetler ve hükûmetler olarak adlandırılan gruplar (9144), ayrıca Abaddon denilen cehennem meleği ve tabiât olaylarını sevk ve idare eden melekler vardır (9145). İncil’de meleklerin ölümsüz olduğuna (9146), imtihana tabi tutulduklarına (9147), bilgilerinin ve iradelerinin sınırlı olduğuna (9148), kendilerine ibadet edilmemesi gerektiğine (9149), Hz. İsa (as)’dan aşağı (9150) ama diğer insanlardan üstün bulunduklarına (9151), farklı şekillerde görülebildiklerine ve kanatlı olarak zikredilmelerinin mecazî olup bununla Tanrı’nın emirlerini çok çabuk yerine getirmelerinin kastedildiğine (9152) dair bilgiler vardır.

     “Başmelek” nitelemesi İncil’de yalnızca iki yerde kullanılır. (9153) Çoğu Hristiyan geleneğinde Cebrail de bir “başmelek” olarak kabul edilir, ancak bu varsayım için doğrudan bir edebî destek yoktur. “Başmelek” terimi yalnızca tekil olarak görünür, asla çoğul değildir ve yalnızca Mikail’e özel âtıfta bulunur. Diğer “başmelek” Rafael’in adı ise yalnızca “Tobit Kitabı”nda görünür. Hristiyan inancında başlangıçta melek kültü yasaklanmış iken (9154), Musevîlik’in aksine Hristiyanlık’ta zamanla melekler bir kült objesi haline gelmiştir.

     İncil, “Yabancılara karşı konuksever olmaktan geri kalmayın. Çünkü bu sayede farkında olmadan melekleri mutlu edersiniz” buyurur. (9155) Üç ayrı melek etkileşimi vakası, Vaftizci Hz. Yahya (as) ve Hz. İsa’nın doğumlarıyla ilgilidir. Hz. Zekeriya (as)’ya bir melek görünerek, yaşlılığına rağmen bir çocuğu olacağını bildirir ve böylece Yahya’nın doğumunu müjdeler. (9156) Cebrail, İsa’nın doğumunu önceden haber vermek için Hz. Meryem (as)’i ziyaret eder. (9157) Melekler, Çobanların Tapınması’nda İsa’nın doğumunu ilan ederler. (9158) İsa çölde 40 gün geçirdikten sonra, Şeytan O’nu terkeder ve melekler gelip O’na hizmet ederler. (9159) Bir melek, Bahçedeki Istırap sırasında İsa’yı teselli eder. (9160) İsa’nın Dirilişi ve taşın melekler tarafından yuvarlanmasının ardından boş mezarda bir melek konuşur. (9161)

     İslam dîninde de melek inancı kuvvetli bir biçimde yer alır. İslam’da “İmânın 6 Şartı”ndan biri, “meleklere imân”dır. Meleklere imân, Kur’ân-ı Kerîm’de (9162) ve tevatür derecesine ulaşan hadislerde (9163), inanç esasları arasında sayılmaktadır. Naslarda meleklerin hem özellik ve yetenekleri hem de görevleri hakkında bilgi verilmiştir. İnsanlar ve cinlerden farklı olarak nûrdan yaratıldıkları nakledilen meleklerin (9164), Âdem’in yaratılışından önce mevcut bulundukları ve Allah’ın hitabına mazhar olup bizzat O’nunla konuştukları anlaşılmaktadır (9165). Ayrıca meleklerin yiyip içmedikleri (9166), görevleri icabı iri cüsseli ve güçlü olabildikleri (9167) belirtilmiş, bu güçlerini temsil eden ellere (9168) ve birden fazla kanada (9169) sahip bulundukları bildirilmiştir. Kur’ân’da ayrıca müşriklerin meleklere “dişilik” izafe edişleri ve “Allah’ın kızları” oldukları yolundaki iddiâları reddedilmiş (9170), Akaid literatüründe de onlarda cinsiyet olgusu ve ayrımının bulunmadığı vurgulanmıştır. Meleklerin yaptığı işler arasında, diğer tabiât varlıklarıyla birlikte sürekli Allah’ı yüceltme (9171), O’na secde etme, emirlerine amade olup onları yerine getirme (9172), Peygamber’e salat ve selam getirme (9173), mü’mînler için dûâ ve istiğfarda bulunma (9174) gibi davranışlar sayılmaktadır.

     Kur’ân’da sıkça rastlanan bu genel tasvirlerin yanında bazı meleklerin isim veya görevlerine de yer verilir. Bunların başında kendi adıyla üç defa zikredilen (9175) ve çeşitli âyetlerde “rûh” ve “resûl” gibi sıfatlarla anılan, peygamberlere vahiy getirmekle görevli melek Cebrail gelir. Bir âyette geçen (9176) Mikail, hadislerde “rızık ve rahmet meleği” olarak tasvir edilmiştir. Eceli gelenlerin rûhunu kabzeden melek Azrail’e âyetlerde genelde çoğul sigasıyla yer verilmiş (9177), bir yerde de “melek’ul- mewt” şeklinde (9178) âtıfta bulunulmuştur. Yaygın olarak bilinen Azrail ismine ise sadece bazı zayıf hadislerde rastlanmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de kıyametin kopması ve âhiret hayatının başlaması sırasında sûra üflenme hadisesinden (9179) ve yeniden dirilişi haber veren bir çağırıcıdan (9180) sözedildiği halde bu işle görevli meleğin adı anılmamış, ancak hadislerde sözkonusu duyuruyu yapacak olan İsrafil’in adı büyük melekler arasında sayılmıştır (9181). Bu dört büyük meleğin dışında Kur’ân’da “el-melâiket’ul- mukarrebûn” diye geçen (9182), uluhiyyet makamına yakın melekler vardır. Arşı taşıyan ve onun çevresinde bulunanlar da (9183) mukarrebîn meleklerine dahildir. Öte yandan insanların söz ve davranışlarını kaydeden ve Kur’ân’da “değerli kâtipler” şeklinde nitelenen yazıcı melekler (9184), ayrıca “muakkibât” (takipçiler) (9185), “rakibun atîd” (her an hazır gözetleyiciler) (9186) ve “hafaza” (koruyucular) (9187) melekleri de mevcuttur. Kabirde sorgu yapan ve “Münker – Nekir” adlarıyla bilinen iki melek ise yalnızca hadislerde geçmektedir. (9188) Âhirette mü’mînleri selamlayarak karşılayacak cennet bekçilerine (9189), cehennemlikleri tahkir edip korkutan ve 19 grup oldukları açıklanan görevlilere (9190) genel olarak “hazin” (çoğulu “hazene”) adı verilmiştir. Cehennem bekçilerini temsil eden melek bir âyette Malik (9191), Cennet meleği ise hadislerde Rıdvan (9192) ismiyle geçer. Cehennem görevlileri ayrıca “zebanî” olarak da adlandırılmıştır. (9193)

     Türlerini ve sayılarını Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği (9194) belirtilen meleklerin yaratılışında Allah – tabiât ve Allah – insan münasebetleri açısından çeşitli hikmetlerin olduğu anlaşılmaktadır. Ulviyetin ve Allah’a teslimiyetin sembolü olan melekler, fizikî âlemle zaman ve mekândan münezzeh uluhiyyet makamı arasında köprü vazifesi görür. Kur’ân’da yerde ve gökte Allah’ın ordularının bulunduğu (9195) ve meselâ gökgürültüsüyle beraber meleklerin de Allah’ı tesbih ettiği (9196) vurgulanırken, melekler vasıtasıyla tabiâtın yönetiminin Allah’ın kontrolü altında olduğuna işaret edilmektedir. Bu sebeple melekler Allah’ın birliğinin şahitleri sayıldığı gibi (9197), O’nun mesajlarının peygamberlere ve dolayısıyla insanlara iletilmesinin de ilk elden gözlemcileridir (9198). Dolayısıyla meleklere, özellikle de Cebrail ve Mikail’e düşmanlık etmek Allah’a ve resûllerine düşmanlıkla eşit görülmüştür. (9199) Öte yandan melekler yeryüzünde yaşayan insanlar için dûâ ve istiğfar eder (9200) ve mü’mînlerle dostluğa dayalı bir bağ kurar. Kur’ân’da, Allah’a inanıp dürüst bir hayat sürenlere son nefesleri sırasında meleklerin gelip ölümden korkmamalarını, kendilerini mutlu bir hayatın beklediğini ve onların dünya hayatında olduğu gibi âhirette de dostları olduklarını ifade edecekleri belirtilir. (9201)

     Allah tarafından kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getirmekle yükümlü olan meleklerin günâh işlemedikleri ve mâsum oldukları yönünde âyetlerde beyanlar bulunmaktadır. Onlar, onurlandırılmış kullar olarak söz ve davranışta Allah’ı aşmaz ve sadece O’nun emirleriyle hareket ederler. (9202) Melekler bu özellikleriyle itaatsizlik gösterebilen cinlerden ve insanlardan ayrılmaktadır. Allah’ın Âdem’i ve dolayısıyla insan türünü yaratacağı yolundaki beyanına meleklerin itiraz etmesi (9203), onların Allah’a itaat yükümlülüklerine aykırı gibi görünüyorsa da, müfessirler bunun karşı çıkma amacına değil, görüş bildirme veya gerçeği öğrenme gayesine mâtuf olduğunu kabul ederler. Nitekim bu âyetin devamında ve konuyla ilgili diğer âyetlerde meleklerin mutlak bir teslimiyet içinde bulundukları açıkça görülmektedir. Bazı âyetlerde peygamberlerin gaybı bilmemesiyle melek olmaması arasında bağlantı kurulması (9204) ve Âdem neslinin kan dökeceğine dair meleklerin öngörüsüne işaret edilmesi (9205), meleklerin gaybı bilme kapasitesini belirtiyorsa da, işaret bunun mutlak ve sınırsız olmayıp Allah’ın iznine bağlı kaldığı anlaşılmaktadır. Zira müteakip âyetlerde Allah meleklere bilemeyecekleri hususların bulunduğunu söyleyerek bazı nesnelerin isimlerini sormuş, onlar da Allah’ın öğrettiklerinin dışında bilgilerinin olmadığını itiraf etmişlerdir. Yine meleklerin insanlar hakkındaki şefaatinin bazı durumlarda sonuç vermeyeceğinin bildirilmesi (9206), kapasitelerinin sınırlı ve Allah’ın dilemesine bağlı olduğunu gösterir.

     İslam inancına göre, 4 büyük melek vardır. Dört meleğin her biri belli bir görevi yerine getirmektedir. Aralarında bir hiyerarşik ilişki olmamakla birlikte, Cebrail en büyük melek kabul edilmektedir:

    ● Cebrail → Cebrail’in peygamberlere vahiy getirmek, onlara Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazifeli melek olduğuna inanılır. Cebrail’e “Cibrîl”, “Rûh’ul- Emîn” (Güvenilir Rûh) ve “Namus-u Ekber” (En Büyük Namus) de denir.

    ● Azrail → Eceli gelen insanların rûhlarını teslim alır. “Melek’ul- Mewt” (Ölüm Meleği) adıyla da anılır.

    ● Mikail → İnsanların rızıklarını ulaştırmak ve Allah’ın iradesine göre tabiât olaylarını düzenlemekle görevli melektir.

    ● İsrafil → Kıyamet günü, Sûr borusunu üfleyecek olan melektir. (9207)

     Melekler, Yahudî – Hristiyan geleneğine kıyasla İslam’da daha belirgindir. İnsanların günlük yaşamına dahil olurlar. Meleklere imân, İslam dîninde imânın temel şartlarından biridir. (9208)

     Bugünkü Pakistan ve Hindistan arasında ikiye bölünmüş ve bölüşülmüş bir coğrafya olan Pencap topraklarında 15. yy’ın sonlarında ortaya çıkmış Tek Tanrılı bir dîn olan Sihizm’de de melek inancı bulunur. Sihler’in kutsal kitabı “Sri Guru Granz Sahib” (ਗੁਰੂ ਗ੍ਰੰਥ ਸਾਹਿਬ)’deki şiirler mecazî olarak bir haberciden veya ölüm meleğinden bahseder; bazen Yama (ਜਮ) ve bazen Azrael (ਅਜਰਾਈਲੁ) olarak:

ਜਮ ਜੰਦਾਰੁ ਲਗਈ ਇਉ ਭਉਜਲੁ ਤਰੈ ਤਰਾਸਿ

“Ölüm Elçisi sana dokunmayacak; bu şekilde, başkalarını da yanınızda taşıyarak korkunç dünya okyanusunu geçeceksiniz.” (9209)

ਅਜਰਾਈਲੁ ਯਾਰੁ ਬੰਦੇ ਜਿਸੁ ਤੇਰਾ ਆਧਾਰੁ

“Ölüm Elçisi Azrail, Senin desteğine sahip olan insanın dostudur yâ Râb!” (9210)

     Benzer şekilde, “Sri Guru Granz Sahib” mecazî bir Çitar (ਚਿਤ੍ਰ) ve Gupat (ਗੁਪਤੁ)’tan bahseder:

ਚਿਤ੍ਰ ਗੁਪਤੁ ਸਭ ਲਿਖਤੇ ਲੇਖਾ

ਭਗਤ ਜਨਾ ਕਉ ਦ੍ਰਿਸਟਿ ਪੇਖਾ

“Bilincin ve bilinçaltının kayıt melekleri olan Çitar ve Gupat, tüm ölümlü varlıkların hesaplarını yazarlar.

Ama Rabb’in mütevazi adanmışlarını bile göremezler.” (9211)

     Bununla birlikte, Sihizm hiçbir zaman gerçek bir melekler sistemine sahip olmadı ve doğaüstü düzenlere veya varlıklara açıkça başvurmadan rehberliği tercih etti.

     Dünyanın en eski dînlerinden biri (9212) olan ve günümüzde sadece Kürtler arasında yaşayan (9213) bir dîn olan Ezdaîlik (Ézidîlik) inancına göre, bu dünyanın yaratılmasından önce Tanrı (Ezda) tarafından yaratılan 7 melek vardır. Allah, en büyük melek olan Melek-i Tavus’u onlara reis tayin etmiş ve bütün dünya işlerini bu yedi meleğe havale etmiştir. (9214)

     Semavî dînlerden farklı olarak, Ezdaîlik (Ézidîlik) dîninde Şeytan’ın (İblis, Azazil) günahsız ve mâsum olduğuna inanılır. Tam anlamıyla bir “melek kültü” üzerine kurulu Ezdaîlik (Ézidîlik), semavî dînlerdeki meleklerin secde ettiği ve “eşref-i mahlûkat” olarak onurlandırılan insan yerine, meleklerin insandan üstte yer aldığı bir “eşref-i melaike” inancına sahiptir. Bizim “Şeytan” diyerek öcüleştirdiğimiz ve lanetlediğimiz İblis (Azazil) adlı melek, Ezdaîlik (Ézidîlik) dîninde Melek-i Tavus olarak adlandırılır ve en büyük melektir. Allah’tan sonra O gelir. (9215)

     Baş melek Melek-i Tavus, tavuskuşu ile sembolize edilir. Bugün dahi Kürdistan’da herhangi bir Kürt evine misafirliğe gittiğinizde, duvarda, üzerinde tavuskuşunun bulunduğu bir halının asılı olduğunu görürsünüz. Müslüman Kürtler’in evlerinde dahi vardır bu halı (bizim evimizde de vardı). İşte bu inançtan kalma bir gelenektir bu. Kürtler, binyıllar boyunca Zerdüştîlik, Musevîlik, Hristiyanlık, Manicilik, İslam gibi dînleri benimsemiş, ama Ezdaî (Ézidî) inancından kalma bu geleneği terketmemiştir.

     Ezdaîlik’in kutsal kitabı olup Kürtçe bir kutsal kitap olan ve ismi Kürtçe’de “Siyah Mushaf” anlamına gelen Mushafa Reş’te, meleklerin yaratılışı ve isimleri şu şekilde anlatılır:

     “Allah önce kendi esrarından bir beyaz inci ve Enfar denilen bir kuş yarattı. Bu inci tam kırkbin yıl bu kuşun sırtında durdu.

     Sonra Allah yedi melek yaratmaya başladı.

     İlk gün Pazar, Azazil ismi verilen Melek-i Tavus’u yarattı. Bu baş melektir, tüm meleklerin başkanı ve tavusudur.

     Pazartesi günü Derdail adlı meleği yarattı.

     Salı günü İsrafil adlı meleği yarattı.

     Çarşamba günü Cebrail adlı meleği yarattı.

     Perşembe günü Azrail adlı meleği yarattı.

     Cuma günü Şemnail adlı meleği yarattı.

     Cumartesi günü de Nurail adlı meleği yarattı.

     Melekleri yarattıktan sonra, ilk yarattığı melek olan Melek-i Tavus’u bütün meleklerin başına lider yaptı. Sonra bütün meleklere şu ilk buyruğunu söyledi: ‘Sizin bir tek İlah’ınız var, o da Ben’im. Benden başka hiç kimseye secde etmeyin!’

     Daha sonra göğü, Dünya’yı, Güneş’i ve Ay’ı yarattı. Sonra yedi kat gök ve yedi kat yeri suretlendirmek için kuşları ve vahşi hayvanları yarattı ve melekler de, bütün bu süre içinde sözü geçen incinin içinde idiler.

     Yedinci günde bu inciden çıktılar. Yedi melek hamd ve tespihler okuyarak Allah’ın etrafını sardılar.” (9216)

     Evet… Dünyadaki belli başlı dînlerde “melek” inancı genel hatlarıyla bu şekilde.

     Görüldüğü üzere, Ezdaîlik, Musevîlik, Hristiyanlık, İslam; bu dînlerin hepsinde meleklerin isimleri aynıdır: Cebrail (Gabriel), Azrail (Samael), Mikail (Mixael), İsrafil (Rafael), Yofiel, Uriel, Azazil, Derdaşil, Şemnail, Nurail…

     Konumuzun sonunda, konuyla ilgili asıl konuşmak istediğim çok önemli bir hususa değinmeden geçmek olmaz. Zirâ meleklerin isimleri ile ilgili ortada çok tuhaf iki durum, iki büyük gariplik var.

     O iki tuhaflık / gariplik şudur:

     1 – Bir canlı türünün isimleri, başka bir canlı türünün konuştuğu dillerde olabilir mi?

     İnsan denen canlı türü henüz yokken ve daha yaratılmamışken, Allah’tan ve meleklerden başka hiçbir varlık yokken, meleklerin isimleri neden bir “insan dili” olan İbranice’dir? “Azazil” (Azazel), “Cebrail” (Gabriel), “Azrail” (Samael), “İsrafil” (Rafael), “Mikail” (Mixael), bu isimlerin hepsi İbranice.

     Oysa bırakın İbraniler’i, henüz insan bile yaratılmamış!

     Melekler başka bir canlı türü (varlık), biz insanlar ise başka bir canlı türüyüz. Bir canlı, başka bir canlı türünün dilinde isim taşır mı?

     Bilindiği gibi ve bilimsel olarak da kanıtlandığı üzere, hayvanların ve bitkilerin de dilleri vardır ve kendi aralarında iletişim kurdukları bir dile sahipler. (9217) Örneğin biz insanlar, başka bir canlı türü olan ineklerin, eşeklerin, koyunların, kuşların, yılanların veya karıncaların konuştukları dillerde isimler taşıyor muyuz? Hayır, kendimize, çocuklarımıza ve etrafımızdaki her şeye isim verirken, kendi türümüz olan insanların konuştuğu dillerde (Kürtçe, Türkçe, Farsça, Arapça, İbranice, Almanca, Fransızca…) isimler veriyoruz. Melekler nasıl olur da ayrı bir canlı türü olan insanların konuştuğu bir dilde isimler taşıyorlar? O canlı türü (insan) de daha odur hiç yokken üstelik.

     Bu çok garip bir durumdur. Çünkü hiçbir canlı türü, başka bir canlı türünün konuştuğu dillerde isim taşımaz. Böyle bir şey akla, mantığa aykırıdır.

     Örneğin biz insan olduğumuz için, insanların konuştuğu dillerde isimler taşıyoruz ve evrendeki her şeye de insanların konuştuğu dillerde isimler veriyoruz. Kürtçe, Türkçe, Farsça, Arapça, İbranice, Almanca, Fransızca vs. Başka türlü mümkün değil; akla, doğaya, hakikate aykırıdır.

     Hadi bakalım; kendimize ve etrafımızdaki her şeye, okyanusun derinliklerinde yaşayan balıkların konuştuğu dillerde isimler koyalım. Nasıl olacak bu? Yahut bitkilerin konuştuğu dillerde isimler koyalım. Nasıl olacak? Veyahut cinlerin, uzaylıların konuştuğu dillerde isimler koyalım. Mümkün mü bu? Değil.

     Peki öyleyse, başka bir canlı türü olan melekler, nasıl olur da, başka bir canlı türü olan insanların konuştuğu dilde isimler taşıyorlar?

     Üstelik bu insan dili (İbranice) de, yine insanlar arasında en geç ortaya çıkmış bir dil. Nitekim İbranice’nin de Arapça’nın da tarihleri o kadar da eski değil. Nerdeyse en geç bir tarihte ortaya çıkmış diller. Dünyada onlardan çok daha kadim bir geçmişi olan yüzlerce dil var.

     Başka bir canlı türü olan meleklerin, başka bir canlı türü olan insanların konuştuğu dilde isimler taşıması normal mi gerçekten? Akla ve mantığa uygun mu? Doğaya uygun mu? Hiçbir biçimde değil.

     Anlaşılan, binlerce yıl önce bu dînleri ortaya çıkaranlar ve bu tür inanç sistematiğini oluşturanlar, böyle bir “akıl yürütmeyi” yapamamış.

     2 – Meleklerin Tanrı’sı kim?

     İkinci tuhaflık / gariplik çok daha önemli: Meleklerin Tanrı’sı kimdir ve bu melekler hangi Tanrı’ya bağlıdırlar? Ezdaîlik’in Tanrı’sı Ezda mı, İslam’ın Tanrı’sı Allah mı, Musevîlik ve Hristiyanlık’ın Tanrı’sı Yehova mı, yoksa Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El mi?

     Örneğin Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân’da da “Cebrail’i biz gönderdik” diyor (9218) ama Cebrail (Gabriel)’in – ve diğer tüm meleklerin de – isimlerinde ne Yehova var ne Allah; Kenan Tanrısı El var.

     Meleklerin isimlerinin sonundaki “-İl” (-El), Kenan Tanrısı El’in ismidir. Aşağıda size bu Tanrı’nın fotoğrafını bile dipnot olarak sunuyorum. (9219)

     “İl” (El), İbranice’de “Tanrı” demektir ve “İsrail” kelimesindeki “-il” de tıpkı “Babil” kelimesindeki “-il” gibidir, aynı anlamdadır ve aynı işlevi görür. Aslında özel bir Tanrı’nın ismidir, Kenan Tanrısı El’in ismidir.

     Semavî dînlerdeki meleklerin isimleri olan “Azazil” (Azazel), “Cebrail” (Gabriel), “Azrail” (Samael), “İsrafil” (Rafael), “Mikail” (Mixael) isimlerinde ve bir de “Kabil”, “Habil”, “İsmail”, “Samuel” gibi bazı peygamber isimlerinde de aynı Tanrı’nın, Kenan Tanrısı El’in ismi var. İlginç bir durum.

     Bu hakikaten çok gariptir. Çünkü meleklerin ve bazı peygamberlerin isimlerinde, evrenin ve içindeki herşeyin yaratıcısı olan Tanrı’nın (Yehova / Allah) ismi yok; Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismi var. Halbuki El, tıpkı eski Arap putları Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi bir puttur.

     “El” veya “İl” (Ugaritçe, Akkadca ve Fenikece’de “İl”, İbranice’de “El”, Arapça’da “İl(ah)”, Süryanice’de “Yl”), birçok büyük Antik Ortaoğu Tanrıları’ndan herhangi birine atıfta bulunan, “Tanrı” veya “İlah” anlamına gelen, Kuzeybatı Semitik bir kelime. Daha nadir bir biçim olan “İla”, Eski Akkadca ve Amorice’deki biçimini temsil eder. (9220)

     El veya İl olarak bilinen tanrılar, Eski Kenan Dîni’nin (9221) Yüce Tanrısı’nı ve Mezopotamya’nın Erken Hanedan Dönemi’ndeki Doğu Samî dillerini konuşanların Baş Tanrısı’nı içerir. (9222) El, Hititler arasında Elkunirsa olarak biliniyordu. Güneybatı Arapları’nda El-ll, Ay ve Güneş’i idare eden Baş Tanrı’ydı. Güneş ve Ay aralarında tercih ettikleri yer için savaşırdı. Ugarit metinlerinde El, Tanrılar’ın Meclisi’nin bulunduğu ve toplandıkları Leyl adlı bir dağda oturmaktaydı ve Tanrılar Topluluğu’nun en üstünüydü. (9223)

     El, Fenikeliler’de bir Gök Tanrı idi ve diğer ikinci derece Tanrılar O’nun tarafından yaratılmışlardı. İsrail inançlarına göre O’nun Aşerat isminde bir yardımcısıyla Anat ve Elat isminde iki kızı bulunmaktadır. İslamöncesi Araplar’a göre ise Baş Tanrı El’in Lat, Menat ve Uzza isminde üç kızı bulunmaktaydı. (9224)

     “El” ile benzer söyleyişte olan “İl”, “Lila”, “Lilu”, “Eli”, “Eloi”, “Ellil”, “Enlil”, “El- İlah”, “El- Lah”, “Allah”, “Eloah” gibi isimler çeşitli Mezopotamya dillerinde bir ilahî gücü çağrıştıran isimlerdir. Arapça “Tanrı” anlamına gelen “İlah”ın Aramice kökeni “Elah”, İbranice kökeni “Eloah”tır. “El”den türemiş birbirine benzer sayısız isim vardır. Korkulan bir ataerkil Tanrı olan “El” gibi “Elohim”, “Elyon”, “Al”, “Eloah”, “Elah” gibi adlar genellikle Tanrı’nın güçlü, büyük, yüce, korkulan niteliklerine odaklanır. “Allah” kelimesinin köken itibarıyla Arapça “Tanrı” anlamına gelen “İlah”tan türetilmiş olduğu, bunun Arapça, İbranice, Aramice ailesinin bulunduğu Sami dînlerin ortak kullanımı olan “El / İl”den türetilmiş olduğu daha kabul edilebilir bir görüş olarak öne çıkmaktadır. (9225)

     El, Kenan ve bütün eski Levant bölgesinde insanlığın ve tüm yaratıkların babası olan Yüce Tanrı’ydı. (9226) Ayrıca en önemlileri Hadad, Yam ve Mot olan birçok Tanrı’nın babasıydı. “Ugarit Tabletleri”nde kaydedildiği şekliyle El, Tanrıça Aşera’nın kocasıdır. Ras Şamra (Ugarit)’da bulunan üç panteon listesi, El, Dagnu (Dagon) ve Ba’l Şapān (Haddu veya Hadad) ile başlar. (9227) Ugarit’in Dagnu’ya ve Hadad’a adanmış büyük bir tapınağı olmasına rağmen, El’e adanmış bir tapınak yoktu.

     Kenan mitolojisinde El, çocukları ve iki karısıyla bir çöl tapınağı inşâ eder. Bu noktada El bir Çöl Tanrısı’ydı. Gizemli Ugarit metni “Seher we Selim”, El’in deniz kıyılarına gelişini ve aşağı yukarı sallanan iki kadını gördüğünü anlatır. El, değnek fırlatarak bir kuşu öldüren ve onu ateşte pişiren iki kadından cinsel yönden tahrik olur ve ikisini de yanına alırː Kadınlardan kuşun ne zaman tamamen piştiğini kendisine söylemelerini ve ondan sonra ona koca ya da baba olarak hitap etmelerini ister, çünkü o andan itibaren onlara onların dediği gibi davranacaktı. Onu koca olarak selamladılar. Sonra onlarla yattı ve onlar Seher (Şafak) ve Selim (Akşam Karanlığı)’i doğurdular. Yine eşleriyle yatmış ve eşleri “Zarif Tanrılar”, “Denizin Baltaları” ve “Denizin Çocukları”nı doğurmuşlardı. El, insan biçiminde ve kraliyet cübbesi içinde temsil edilir. Resimlerde, yaşlılığının bir işareti olarak gri saçlı görülebilir. 13 cm yüksekliğindeki bronz bir heykel, oturmuş sakallı bir Tanrı’yı ve bir Mısır atef tacı tasvir etmektedir. Kenarı Kuzey Suriye (Güneybatı Kürdistan; Rojava) boncuklu uzun bir manto ve sandalet giyiyor. Sağ el bir kutsama hareketiyle kaldırılır. Boğa boynuzları, sol elinde bir nesne ve El ile kesin olarak özdeşleşmeyen karakterin oturduğu taht gitmiştir. Uzun pelerinli ve boynuzlu taçlı sakallı bir Tanrı, serpantinden yapılmış 47 cm yüksekliğindeki “El steli” üzerinde ayakları bir tabureye dayalı olarak oturmaktadır. Karşısında, başında bir taç olan, elinde bir âsâ ve adaklarla dolu bir kavanoz tutan ve dûâ eden kral var. (9228)

     Görüldüğü üzere, El, Eski Kenan Tanrısı’dır ve bir puttur. Tıpkı Eski Araplar’ın tapındığı Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi putlar gibidir ve zaten o putların babasıdır, yani annelerinin kocasıdır. Konu çok önemli ve hassas olduğu için, Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in bizzat fotoğrafını bir kez daha aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (9229)

     Burada sormamız gereken soru şu: Kâinatın ve içindeki her şeyin yaratıcısı olduğuna imân ettiğimiz Yüce Yaratıcı’ya (Tevrat’ta Yehova, Kur’ân’da Allah) bağlı olduklarına ve O’nun hizmetinde bulunduklarına inandığımız meleklerin isimlerinde, neden Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismi var?

     Bu çok önemli bir sorudur ve yanıtlanması gerekir.

     Semavî dînlere ait kutsal kitaplara baktığımız zaman, Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân’da da “Cebrail’i biz gönderdik” diyor (9230) ama Cebrail (Gabriel)’in – ve diğer tüm meleklerin de – isimlerinde ne Yehova var ne Allah; Kenan Tanrısı El var.

     Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) vahiy meleği olan Cebrail (Gabriel)’in ismi “Tanrı benim gücümdür” anlamına geliyor (9231); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.

     Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) tabiât meleği olan Mikail (Mixael)’in ismi “Kim Tanrı gibidir?” anlamına geliyor (9232); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.

     Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) ölüm meleği olan Azrail (Samael)’in ismi “Tanrı’nın zehiri” anlamına geliyor (9233); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.

     Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) sûr meleği olan İsrafil (Rafael)’in ismi “İyileştiren Tanrı’dır” anlamına geliyor (9234); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.

     Bu hakikaten çok garip bir durumdur.

     Şayet bu melekler, Tevrat ve İncil’de belirtildiği gibi Yehova’ya bağlı ve O’nun hizmetinde melekler olsaydılar, o zaman isimlerinin “Gabriyah”, “Mixayah”, “Samayah”, “Rafayah” şeklinde olması gerekirdi. Şayet bu melekler, Kur’ân’da belirtildiği gibi Allah’a bağlı ve O’nun hizmetinde melekler olsaydılar, o zaman da isimlerinin “Cebrullah”, “Mikaullah”, “Azrullah”, “İsrafullah” şeklinde olması gerekirdi.

     Ama isimleri Cebrail (Gabriel), Azrail (Samael), Mikail (Mixael), İsrafil (Rafael) şeklinde ve isimlerinde ne Allah var ne Yehova; isimlerinde Kenan Tanrısı ve bir put olan El var.

     Burada söylediğim hiçbir şey “yorum” değildir ve “yorum” olarak addedilecek tek bir cümlem dahi yoktur. Dürüst olmak gerekirse, en ufak bir yorum yapmaya korkuyorum da. Burada söylediklerim tamamen nesnel, olgusal bir durumdur ve var olan bir gerçeği yalın haliyle önünüze seriyorum.

     Aynı duruma, bazı peygamber isimlerinde de rastlamaktayız. Mâlumunuz olduğu üzere, “semavî dînlerin öncü ailesi” olan Hz. İbrahim (as) – Hz. Sara (as) çifti, Kürdistan’dan Kenan’a göç ettikten sonra orada semavî dînlerin ilk temellerini atıyorlar. Bu çift, aynı zamanda ömürleri boyunca “evlat hasreti” ile yanıp tutuşan bir çift. Kocamış yaşlarında, İbrahim’in, cariyesi Hz. Hacer (as)’den bir oğlu olur. Çocuğun ismini İsmail koyarlar. (9235)

     Bu da çok ilginç.

     “İsmail” (İşmael) ismi “Tanrı işitir” ya da “Tanrı bizi işitti” anlamına gelmektedir. İbrahim yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadığı için, İsmail’e bu ismi koymuşlardır. (9236) Ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.

     Yüz yıla yakın “evlat hasreti” çeken Hz. İbrahim’in, doğan ilk çocuğuna, hicret etmiş olduğu Kenan topraklarındaki en büyük put olan El’in ismine atfen isim koymuş olması, hakikaten garip bir durumdur ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir hadisedir.

     Meleklerin ve bazı peygamberlerin, Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismini taşıyor oldukları gerçeği, izaha muhtaç bir durumdur.

     Garip olan, kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’da da bu isimlerin bu şekilde, Cebrail (Gabriel), Azrail (Samael), Mikail (Mixael), İsrafil (Rafael) şeklinde, yani Kenan putu El’in ismine zimmetli haliyle zikrediliyor oluşudur. Yani hem Tevrat, İncil ve Kur’ân’da Tanrı “Bunlar benim meleklerim”, “Bu melekleri ben gönderdim”, “Bu melekler bana hizmet ediyor” diyor, hem de zikrettiği meleklerin isimleri Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismine zimmetli. İsimlerinde Allah veya Yehova yok, Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El var.

     Bu durum hem çok garip ve tuhaf, hem de düşündürücü ve sorgulatıcıdır.

     Yahudîler, Hristiyanlar ve Müslümanlar, bu durumu izah etmek zorundadırlar. Buna doğru, mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama getirmek zorundadırlar.

     Fakat kanımca, bunu yapamazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, istedikleri kadar kelimelere takla attırıp âyetleri eğip büksünler, bu duruma hiçbir şekilde açıklama getiremezler.

     Semavî dînlerin Tanrı’sına (Tevrat’ta Yehova, Kur’ân’da Allah) bağlı olduklarına ve O’nun hizmetinde bulunduklarına inandığımız meleklerin isimlerinde, örneğin Eski Yunan Tanrısı Zeus’un ya da Eski Viking Tanrısı Odin’in ismi olmuş olsaydı, bu duruma karşı ne düşünürdük?

     İşte Eski Kenan Tanrısı El’in isminin olması da aynen böyledir.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(9033): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 30 – 35

(9034): İslam Ansiklopedisi, cilt 29, Ali Erbaş, “Melek” maddesi, s. 37 – 39, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2004

(9035): The Free Dictionary, “Angel” maddesi, https://www.thefreedictionary.com/angel / Religion Facts, “Angels in Christianity” maddesi, https://web.archive.org/web/20150406134902/http://www.religionfacts.com/christianity/beliefs/angels.htm

(9036): Aurelios Augustínos Ippónos, Enarrationes in Psalmos, 103, “In Psalmum I”, paragraf 15, Numidya 422

(9037): Hans Gabler, Placebo Religion, s. 90 – 91, BoD – Books on Demand Verlag, Norderstedt 2013

(9038): Dictionary of the Bible, A. Jeffery, “Angels”, s. 32, T & T Clark Publishing, Edinburgh 1963

(9039): The Interpreter’s Dictionary of the Bible, cilt 1, T. H. Gaster, “Angel”, s. 129 – 130, Abingdon Press, New York & Nashville 1962

(9040): Édouard Dhorme, Les Religions de Babilonie et d’Assyrie, s. 15, Presses Univertsitaires de France, Paris 1945

(9041): age, s. 266 – 267

(9042): Julien Ries – Henri Limet, Anges et Démons, André Finet, “Les Anges Gardiens du Babylonien”, s. 37 – 49, Centre d’Histoire des Religions, Louvain-La-Neuve 1989

(9043): Sargon Erdem, Çifte Başlı Kartal ve Anka Üzerine, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, sayı 8, s. 79, İstanbul 1990

(9044): The Interpreter’s Dictionary of the Bible, cilt 1, T. H. Gaster, “Angel”, s. 132, Abingdon Press, New York & Nashville 1962

(9045): Salo Wittmayer Baron, A Social and Religions History of the Jews, cilt 2, s. 82, Columbia University Press, New York 1957

(9046): Ali Erbaş, Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl 1, 1996, http://isamveri.org/pdfdrg/D01529/1996_1/1996_1_ERBASA.pdf

(9047): Mewhub bin Ahmed el- Cewalikî, El- Muarreb, s. 629, Neşriyat’ul- Abdurrahim, Şam 1990

(9048): Avesta, Yasna, 1:2, 3:1, 4:1, 6:17, 7:26, 8:1, 34:11, 45:10, 51:7; Yaşt 1:6, 15 ve 25, 2:6, 4:1 – 4, 10:92, 19:95 – 96

(9049): Maneckji Nusserwanji Dhalla, History of Zoroastrianism, s. 171 – 172, Oxford University Press, New Yok 1938 / Nora Elisabeth Mary Boyce, History of Zoroastrianism, cilt 1, s. 205 – 208, Brill Publishing, Leiden 1975 / ayrıca bkz. Encyclopaedia Iranica, cilt 1, Nora Elisabeth Mary Boyce, “Amurdad” maddesi, s. 997 – 998, Routledge & Kegan Paul Publishing, New York 1983

(9050): Encyclopaedia Iranica, cilt 12, Antonio Panaino, “Hordad” maddesi, Mazda Publishing, Costa Mesa 2004

(9051): Arda Viraf, 23:6 – 8

(9052): Bundhaişn, 26:8

(9053): Arda Viraf, 35:13

(9054): Bundhaişn, 27:1 – 2

(9055): Siroza, 1:7

(9056): Denkard, 7:2:19 ve devamı

(9057): Encyclopaedia Iranica, cilt 2, fasikül 4, “Armenia and Iran” maddesi, “Armenian Religion” bölümü, s. 438 – 444, 1986

(9058): William St. Clair Tisdall, The Original Sources of the Qur’an, Forgotten Books, Comprehensive 1905

(9059): Turan Dursun, Kutsal Kitapların Kaynakları, Kaynak Yayınları, İstanbul 2010

(9060): Herbert Donner, Geschichte des Volkes Israel und seiner Nachbarn in Grundzügen, cilt 2, s. 370 – 381 ve 416, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 1986 / James D. G. Dunn – John William Rogerston, Eerdmans Commentary on the Bible, s. 545, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2003 / Megan Bishop Moore – Brad E. Kelle, Biblical History and Israel’s Past, s. 357 – 358, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2011 / Jonathan Stökl – Caroline Waerzegger, Exile and Return: The Babylonian Context, s. 7 – 11, 30 ve 226, De Gruyter Verlag, Berlin 2015 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, s. 552, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(9061): Yaren Kırdök, Babil’i Baştan Yaratan Kral: Nebuchadrezzar, Arkeofili, 25 Ağustos 2020, https://arkeofili.com/babili-bastan-yaratan-kral-nebuchadrezzar/ / ayrıca bkz. Dünyadaki tüm ansiklopedilerde “Babil Talmudu” maddesi

(9062): Herbert Donner, Geschichte des Volkes Israel und Seiner Nachbarn in Grundzügen, cilt 2, s. 381 – 387, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 1986

(9063): Dünyadaki tüm ansiklopedilerde “Babil Talmudu” maddesi

(9064): Yehezkel Kaufmann, The Religion of Israel, from Its Beginnings to the Babylonian Exile, Sefer Ve Sefel Publishing, Kudüs 2003 / Secrets of Noah’s Ark, Nova, PBS, 7 Ekim 2015, https://www.pbs.org/wgbh/nova/video/secrets-of-noahs-ark/

(9065): Ada Feyerick, Genesis: World of Myths and Patriarchs, Nahum Mattathias Sarna, “The Mists of Time: Genesis I – II”, s. 50, New York University Press, New York & Londra 1997 / David A. Leeming – Margaret Leeming, A Dictionary of Creation Myths, s. 113, Oxford University Press, Oxford & New York 2004

(9066): John Barton – John Muddiman, Oxford Bible Commentary, Graham Ivor Davies, “Introduction to the Pentateuch”, s. 37, Oxford University Press, Oxford & New York 2007

(9067): Barry L. Bandstra, Reading the Old Testament: An Introduction to the Hebrew Bible, s. 576, Wadsworth Publishing, Belmont 2008

(9068): James D. G. Dunn – John William Rogerson, Eerdmans Commentary on the Bible, Gordon J. Wenham, “Genesis”, s. 37, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2003

(9069): Robert Uri Bernard Alter, The Five Books of Moses, W. W. Norton & Company Publishing, Londra & New York 2004

(9070): Adolphe Lods, Israel: Des Origines au Milieu du VIIIe Siècle, s. 89, La Renaissance du Livre, Paris 1930

(9071): age, s. 236

(9072): The Interpreter’s Dictionary of the Bible, cilt 1, T. H. Gaster, “Angel”, s. 131, Abingdon Press, New York & Nashville 1962

(9073): Adolphe Lods, Israel: Des Origines au Milieu du VIIIe Siècle, s. 236, La Renaissance du Livre, Paris 1930

(9074): Simone Michel, Die Magischen Gemmen: Zu Bildern und Zauberformeln auf Geschnittenen Steinen der Antike und Neuzeit, s. 37, Akademie-Verlag, Berlin 2004

(9075): Christoph J. Steppich, Numine Afflatur: Die Inspiration des Dichters im Denken der Renaissance, s. 199, Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 2002

(9076): Encyclopedia Britannica, cilt 7, John Boyer Noss, “Demon”, s. 227

(9077): Günay Tümer, Birunî’ye Göre Dînler ve İslam Tarihi, s. 161, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1986

(9078): Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi, cilt 7, s. 8, İletişim Yayınları, İstanbul 1989

(9079): Encyclopedia Britannica, cilt 7, John Boyer Noss, “Demon”, s. 227

(9080): Julien Ries – Henri Limet, Anges et Démons, John Lagerwey, “Envoyés et Démons Dans le Taoïsme”, s. 71 – 72, Centre d’Histoire des Religions, Louvain-La-Neuve 1989

(9081): Heredot, İstoríai, cilt 1, s. 132, M. Ö. 5. yüzyıl

(9082): Sıddîq Borekeyî Sefîzâde, Mêjuy Wêjey Kurdî, cilt 1, s. 17, Tebriz 1375 / İmadeddîn Duletşâhî, Coğrafya-yê Ğerb-ê İran, Tahran 1984 / Jemal Nebez, The Kurdish Language From Oral Tradition to Written Language, Western Kurdistan Association Publications, Londra 2005 / Feqî Hüseyin Sağnıç, Diroka Wêjeya Kurdî, s. 25 – 26, Weşanên Enstituya Kurdî, İstanbul 2002 / Kadri Yıldırım, Kürtler’in İslam Öncesi Alfabe Serüveni, Kürt Tarihi Dergisi, sayı 5, s. 28 – 29, Şubat – Mart 2013 / Alfabenin İcadı ve Tarih Boyunca Kürtler’in Kullandığı Alfabeler, Nusrettin Bolelli, Bingöl Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Dergisi, yıl 1, cilt 1, sayı 1, s. 21, Ocak 2015 / Tamer Kayaoğlu, Türk Halk Kültüründe Cennet İmgesi, s. 13, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Türk Halk Edebiyatı Bilim Dalı, Elazığ 2014 / Muazzez Hêja Baktaş, Kürt Peygamberi Zerdüşt ve Zerdüştîlik, Nerina Azad, 3 Haziran 2017

(9083): James R. Lewis – Evelyn Dorothy Oliver – Kelle S. Sisung, Angels A to Z, “Zoroastrianism” başlıklı bölüm, s. 425 – 427, Visible Ink Press, Detroit 1996

(9084): James Darmesteter, The Zend Avesta – Part I: Sacred Books of the East, cilt 4, Oxford University Press, Oxford 1880

(9085): The Interpreter’s Dictionary of the Bible, cilt 1, T. H. Gaster, “Angel”, s. 134, Abingdon Press, New York & Nashville 1962

(9086): Avesta, Yasna, 16:3

(9087): Günay Tümer – Abdurrahman Küçük, Dînler Tarihi, s. 78, Ocak Yayınları, Ankara 1988

(9088): Avesta, Yaşt, 3:13 ve 17:19

(9089): Ölüdeniz İlahîsi, 11:14

(9090): Mazdek, Garomana Yasna, 22:15

(9091): The Interpreter’s Dictionary of the Bible, cilt 1, T. H. Gaster, “Angel”, s. 134, Abingdon Press, New York & Nashville 1962

(9092): Wilhelm Geiger, Civilization of the Eastern Iranians in Ancient Times, Oxford University Press, Oxford 1885 / Mary Boyce, Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices, Routledge Publishing, Londra 2001

(9093): Martijn Theodor Houtsma, Encyclopedia of Islam, cilt 4, V. F. Büchner, “Yazdān”, s. 1161, 1993

(9094): Mary Boyce, History of Zoroastrianism, cilt 1, s. 195, Brill Publishing, Leiden 1972

(9095): Encyclopaedia Iranica, cilt 1, fasikül 9, Mary Boyce, “AMƎŠA SPƎNTA”, s. 933 – 936, Aralık 1989, https://iranicaonline.org/articles/amesa-spenta-beneficent-divinity

(9096): Mary Boyce, On Mithra’s Part in Zoroastrianism, Bulletin of the School of Oriental and African Studies, sayı 32, s. 10 – 34, Şubat 1969, https://www.cambridge.org/core/journals/bulletin-of-the-school-of-oriental-and-african-studies/article/abs/on-mithras-part-in-zoroastrianism/340DF94EBDB8D04B9D50BC1E0E4C486E

(9097): Hermann Röttger, Mal’ak jhwh: Bote von Gott – Die Vorstellung von Gottesboten im Hebräischen Alten Testament, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 1978

(9098): Joseph Hertz, Kommentar zum Pentateuch, hier zu Gen 19,17 EU, cilt 1, s. 164, Morascha Verlag, Zürih 1984

(9099): İslam Ansiklopedisi, cilt 29, Ali Erbaş, “Melek” maddesi, s. 37 – 39, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2004

(9100): Ludwig Richard Conradi, Der Dienst der Guten Engel und die Nachstellungen der Gefallenen, Nebst Biblischen Fingerzeigen mit Bezug auf ihren Ursprung und ihr Geschick, Internationale Traktatgesellschaft, s. 32, “Zahl der Engel”, Hamburg & Basel 1898, 1913 ve 1915

(9101): Tevrat, Yeşaya, 6:2 / İncil, Koloseliler, 1:16

(9102): David Albert Jones, Angels: A History, s. 36, Oxford University Press, Oxford 2010

(9103): Jewish Encyclopedia, Ludwig Blau – Kaufmann Kohler, “Angelology” maddesi, https://jewishencyclopedia.com/articles/1521-angelology

(9104): Talmud, Sayılar Rabbah, 2:10

(9105): Encyclopaedia Judaica, cilt 2, “Angels and Angelology”, s. 150 – 162

(9106): Tevrat, Eyyûb, 1:6 ve 2:1; Danyel, 8:13 / Zebur, Mezmurlar, 82:6 ve 89:6

(9107): Tevrat, Tekvin, 32:1 – 2; I. Krallar, 22.19; Ezra, 9:6; Yeşaya, 24:21 / Zebur, Mezmurlar, 150:6

(9108): Tevrat, Eyyûb, 1:6

(9109): Tevrat, Tekvin, 33:1 – 2; I. Krallar, 22:19; II. Krallar, 6:17

(9110): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 33:2 – 3; Eyyûb, 5:1 ve 15:15 / Zebur, Mezmurlar, 89:5

(9111): Tevrat, Yeşu, 6:17; I. Samuel, 11:7, II. Krallar, 7:15 / Zebur, Mezmurlar, 68:12 ve 104:4

(9112): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 16:2

(9113): Tevrat, Eyyûb, 7:20

(9114): Tevrat, Tekvin, 21:17 ve 22:11 / Tobit Kitabı, 12:20

(9115): Tevrat, Tekvin, 18:1 – 12 ve 22:11 – 12

(9116): Tevrat, Tekvin, 16:7 – 10

(9117): Tevrat, Tekvin, 19:1

(9118): Tevrat, Tekvin, 28:12

(9119): Tevrat, Tekvin, 31:11 – 13

(9120): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 33:2 – 3

(9121): Tevrat, Çölde Sayım, 22:31

(9122): Tevrat, Yeşaya, 63:9

(9123): Tevrat, Zekeriya, 3:3

(9124): Tevrat, Zekeriya, 3:4 – 5

(9125): Zebur, Mezmurlar, 91:11

(9126): Tevrat, Tekvin, 16:7 – 9, 19:1, 21:22, 23:11 – 15, 24:7, 24:40, 28:12, 31:11, 32:1 ve 48:16; Yeşaya, 6:2; Daniel, 7:10; Hezekiel, 2:4 – 28

(9127): İncil, Resûllerin İşleri, 23:8

(9128): Yaşar Kutluay, İslam ve Yahudî Mezhepleri, s. 170, Ajans-Türk Matbaası, Ankara 1965

(9129): Abbé Auguste Boulenger, La Doctrine Catholique, s. 56, Libraire Catholique, Paris & Lyon 1930

(9130): Annette Henrietta Margaretha Evans, The Development of Jewish Ideas of Angels: Egyptian and Hellenistic Connections, ca. 600 BCE to ca. 200 CE, Dissertation Presented for the Degree of Doctor of Philosophy at the University of Stellenbosch, 1 Mart 2007, http://scholar.sun.ac.za/handle/10019.1/1398

(9131): Margaret Barker, An Extraordinary Gathering of Angels, M Q Publications, Londra 2004

(9132): Cecilia Proverbio, La Figura Dell’Angelo Nella Civiltà Paleocristiana, Editrice Tau, Assisi 2007

(9133): Shandon L. Guthrie, Gods of this World: A Philosophical Discussion and Defense of Christian Demonology, s. 56, Pickwick Publishing, Eugene 2018

(9134): İncil, İbranîler’e Mektup, 12:22

(9135): Zebur, Mezmurlar, 8:4 – 5

(9136): Zebur, Mezmurlar, 148:2 – 5 / İncil, Koloseliler, 1:16

(9137): İncil, Matta, 4:6; Luka, 4:11

(9138): İncil, Matta, 28:2; Yuhanna, 1:51

(9139): İncil, Matta, 26:53

(9140): İncil, Luka, 2:13

(9141): İncil, Matta, 25:41; Vahiy, 12:7

(9142): İncil, Matta, 18:10; Luka, 1:19

(9143): İncil, I. Selanikliler, 4:16; Yahuda, 1:9

(9144): İncil, Efesliler, 1:21; Koloseliler, 1:15 – 16; İbranîler, 9:5

(9145): İncil, Vahiy, 7:1 ve 9:11

(9146): İncil, Luka, 20:36

(9147): İncil, Matta, 25:41; II. Petrus, 2:4; Yahuda, 1:6

(9148): İncil, Matta, 24:36; Markos, 13:31 – 32

(9149): İncil, Koloseliler, 2:18

(9150): İncil, Efesliler, 1:22 – 23

(9151): İncil, İbranîler, 2:7

(9152): İncil, Vahiy, 14:6 – 8

(9153): İncil, I. Selanikliler, 4:16; Yahuda, 1:9

(9154): İncil, Koloseliler, 2:18; Vahiy, 22:8 – 9

(9155): İncil, İbranîler, 13:2

(9156): İncil, Luka, 1:11

(9157): İncil, Luka, 1:26

(9158): İncil, Luka, 2:10

(9159): İncil, Matta, 4:11

(9160): İncil, Luka, 22:43

(9161): İncil, Matta, 28:5

(9162): Kur’ân-ı Kerîm, Bakara, 285; Nisa, 136

(9163): Buharî, İmân, 37 / Müslim, İmân, 1

(9164): Müslim, Zühd, 60 / Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, cilt 6, s. 168

(9165): Kur’ân-ı Kerîm, Bakara, 30 – 34; Hicr, 28 – 29

(9166): Kur’ân-ı Kerîm, Hûd, 69 – 70; Zariyât, 24 – 28

(9167): Kur’ân-ı Kerîm, Necm, 5; Tahrîm, 6; Tekvîr, 20

(9168): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm, 93

(9169): Kur’ân-ı Kerîm, Fatr, 1

(9170): Kur’ân-ı Kerîm, Saffat, 149 – 150; Zuhruf, 19

(9171): Kur’ân-ı Kerîm, Ârâf, 206; Râd, 13; Enbiyâ, 20

(9172): Kur’ân-ı Kerîm, Nahl, 49 – 50; Tahrîm, 6

(9173): Kur’ân-ı Kerîm, Ahzab, 56

(9174): Kur’ân-ı Kerîm, Mü’mîn, 7 – 9; Şurâ, 5

(9175): Kur’ân-ı Kerîm, Bakara, 97 – 98; Tahrîm, 4

(9176): Kur’ân-ı Kerîm, Bakara, 98

(9177): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa, 97; En’âm, 61 ve 93; Enfal, 50; Muhammed, 27

(9178): Kur’ân-ı Kerîm, Secde, 11

(9179): Kur’ân-ı Kerîm, Neml, 87; Zümer, 68

(9180): Kur’ân-ı Kerîm, Kaf, 41; Qamer, 6

(9181): Müslim, Salat’ul- Musafirîn, 200

(9182): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa, 172

(9183): Kur’ân-ı Kerîm, Zümer, 75; Mü’mîn, 7; Haqqa, 17

(9184): Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf, 80; Kāf, 17 – 18; İnfitar, 11

(9185): Kur’ân-ı Kerîm, Râd, 10 – 11

(9186): Kur’ân-ı Kerîm, Kâf, 18

(9187): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm, 61

(9188): Tirmizî, Cenâiz, 70

(9189): Kur’ân-ı Kerîm, Râd, 23 – 24; Enbiyâ, 103; Zümer, 73

(9190): Kur’ân-ı Kerîm, Zümer, 71 – 72; Tahrîm, 6; Müddessîr, 30 – 31

(9191): Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf, 77

(9192): Suyutî, El- Xabâik fî Axbar’il- Melâik, s. 67, Zağlûl Neşriyat, Beyrut 1985

(9193): Kur’ân-ı Kerîm, Alaq, 18

(9194): Kur’ân-ı Kerîm, Müddessir, 31

(9195): Kur’ân-ı Kerîm, Feth, 4 ve 7

(9196): Kur’ân-ı Kerîm, Râd, 13

(9197): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran, 18

(9198): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa, 166

(9199): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 97 – 98

(9200): Kur’ân-ı Kerîm, Şurâ, 5

(9201): Kur’ân-ı Kerîm, Fussilet, 30 – 32

(9202): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ, 26 – 27

(9203): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 30

(9204): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm, 50; Hûd, 31

(9205): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 30

(9206): Kur’ân-ı Kerîm, Necm, 26

(9207): Melekler ile ilgili bütün İslamî kaynaklar

(9208): Kur’ân-ı Kerîm, Bakara, 285; Nisa, 136 / Buharî, İmân, 37 / Müslim, İmân, 1

(9209): Sri Guru Granz Sahib, Siree Raag, İlk Un, s. 22, https://www.srigranth.org/servlet/gurbani.gurbani?Action=Page&Param=22&english=t&id=914

(9210): Sri Guru Granz Sahib, Tilang, Beşinci Un, Üçüncü Ev, s. 724, https://www.srigranth.org/servlet/gurbani.gurbani?Action=Page&Param=724&punjabi=t&id=31158

(9211): Sri Guru Granz Sahib, Aasaa, Beşinci Un, Pênc-Pada, s. 393, https://www.srigranth.org/servlet/gurbani.gurbani?Action=KeertanPage&K=393&L=15

(9212): Simon Leser, The 8 Oldest Religions in the World, The Culture Trip, 24 Nisan 2018, https://theculturetrip.com/asia/articles/the-8-oldest-religions-in-the-world/

(9213): Vikipedi (Türkçe), “Yezdânizm” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Yezd%C3%A2nizm / Wikipedia (İngilizce), “Yazdânism” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Yazd%C3%A2nism

(9214): Khanna Omarkhali, The Yezidi Religious Textual Tradition, from Oral to Written: Categories, Transmission, Scripturalisation and Canonisation of the Yezidi Oral Religious Texts: With Samples of Oral and Written Religious Texts and with Audio and Video Samples on CD-ROM, Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 2017

(9215): Yezidi Truth – The Truth about the Yezidis, What is the Peacock Angel?, http://www.yeziditruth.org/the_peacock_angel

(9216): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(9217): Bilim İnsanlarına Göre Hayvanlar da İnsanlar Gibi Birbirleriyle Konuşabiliyorlar, Webtekno,  14 Temmuz 2018, https://www.webtekno.com/bilim-insanlarina-gore-hayvanlar-da-tipki-insanlar-gibi-birbirleriyle-konusabiliyor-h49699.html / Yılanlar Birbirleriyle Arkadaşlık Kuruyorlar, Sediyani Haber, 15 Mayıs 2020, https://www.sediyani.com/?p=33546 / En Az 65 Hayvan Türü Gülüyor, Sediyani Haber, 8 Mayıs 2021, https://www.sediyani.com/?p=39050 / Eşek Arıları Bu Denklemi Çözebiliyor: X Y’den, Y de Z’den Büyükse, X Z’den Büyüktür, Sediyani Haber, 9 Mayıs 2019, https://www.sediyani.com/?p=28884 / Bitkilerin Birbirleriyle Konuştuğu Kanıtlandı, Sediyani Haber, 4 Mayıs 2018, https://www.sediyani.com/?p=22376 / Bitkiler de mi Sosyal Bir Hayat Yaşıyor? | Ağaçların ve Otların Birbirlerine Bağlı Olduğu Bir Ağ Keşfedildi, Sediyani Haber, 16 Mayıs 2019, https://www.sediyani.com/?p=28929

(9218): Tevrat, Daniel, 8:16 – 18 / İncil, Luka, 1:11 – 20 ve 26 – 38 / Kur’ân-ı Kerim, Baqara, 97 – 98; Tahrim, 4

(9219): Wikipedia (İngilice), “El (deity)” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/El_(deity) / Wikipedia (Almanca), “El (Gott)” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/El_(Gott) / Vikipedi (Türkçe), “El (tanrı)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/El_(tanr%C4%B1)

(9220): Frank Moore Cross, Canaanite Myth and Hebrew Epic, s. 14, Harvard University Press, Cambridge 1997

(9221): Victor Harold Matthews, Judges and Ruth – New Cambridge Bible Commentary, s. 79, Cambridge University Press, Cambridge 2004

(9222): Ignace Jay Gelb, Old Akkadian Writing and Grammar, s. 6, Materials for the Assyrian Dictionary, No 2, The University of Chicago Press, Chicago 1961

(9223): Mim Yavuz Binbay, Beyt-Nahreyn Arap Tarihi, bölüm 3, İslam Öncesi Arap Tanrıları, Beyt Nahreyn, 21 Mart 2014, https://web.archive.org/web/20170201235020/http://beyt-nahreyn.com/?p=318

(9224): Orhan Gökdemir, Dîn ve Devrim, s. 14, Destek Yayınları, İstanbul 2010

(9225): İsmail Tokalak, Yahudîlik’in Kökenleri ve Küresel Gücü, s. 45 – 49, Ataç Yayınları, İstanbul 2014

(9226): James L. Kugel, How to Read the Bible: A Guide to Scripture, Then and Now, s. 423, Free Press, New York 2007

(9227): Frank Moore Cross, Canaanite Myth and Hebrew Epic, s. 14, Harvard University Press, Cambridge 1997

(9228): Izak Cornelius – Herbert Niehr, Götter und Kulte in Ugarit: Kultur und Religion einer Nordsyrischen Königsstadt in der Spätbronzezeit, s. 44 ve devamı, Verlag Philipp von Zabern, Mainz 2004

(9229): Wikipedia (İngilice), “El (deity)” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/El_(deity) / Wikipedia (Almanca), “El (Gott)” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/El_(Gott) / Vikipedi (Türkçe), “El (tanrı)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/El_(tanr%C4%B1)

(9230): Tevrat, Daniel, 8:16 – 18 / İncil, Luka, 1:11 – 20 ve 26 – 38 / Kur’ân-ı Kerim, Baqara, 97 – 98; Tahrim, 4

(9231): Jewish Encyclopedia, Ludwig Blau – Kaufmann Kohler, “Angelology” maddesi, https://jewishencyclopedia.com/articles/1521-angelology

(9232): age

(9233): age

(9234): age

(9235): Ayrıntılı bilgi için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Sara (as” ve “Hz. Hacer (as)” bölümleri, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(9236): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, Fredrick E. Greenspahn, “Ishmael”, s. 4551 – 4552, Macmillan Reference Publishing, Thomson Gale 2005 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 132 – 133, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

     SEDİYANİ HABER

     16 NİSAN 2023

 


Parveke / Paylaş / Share

One Reply to “Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 78”

  1. Merhaba abi kaleminize sağlık.
    Allah ismini kesin bir şekilde Kenan tanrısı El’e eş tutmanızda, ondan kaynaklandığını ifade etmenizde hata olduğunu düşünüyorum. “Sumerce ilu veya i-li (=ilah), Akadca ilu/ ilum veya iltu/iltum sözcükleriyle bağlantılıdır. Sümerce i-lu ve i-ri (=yüksek) sözcüğü r/l dönüşümüyle Akadca da i-lu/ilu/il olmuştur.” (http://aksozluk.org/allah) Eski Araplardaki Allat, El-Lat/Laht/Lahit ismi de Sümerce den gelmekle beraber Akadca “Elum” (yüce, ulu vs) kelimesinin tezahürleridirler. Nihayetinde Kenanlıların El tanrısının birer kopyası değil kelime anlamı itibariyle benzerlik taşıyan kökeni Sümerceye kadar giden i-lu/i-ru kelimesinden geldiği görülmektedir. Bununda işin doğasına en uygun biçimde ortaya çıkıp geliştiği ifade edilebilir. Tanrı kavramı farklı topluluklar benzer olguya karşılık geldiğinden ifade ettiği anlam itibariyle benzer adlandırmalara sahip olması da mantıken uygun olandır. (Son iki cümlenin kaynağı da 78 makaleli (şimdilik) çalışmanızdaki farklı dinlerin benzer tanrı anlayışlarıdır)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir