Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 12

Parveke / Paylaş / Share

 

     İspanya’ya ait ve kadim Katalonya toprakları olan, Akdeniz üzerindeki Balear Adaları ili ve takımadalarının en batısındaki İbiza (Eivissa) Adası’nın merkezi olan İbiza (Eivissa) şehrinde, sevgili okurlarıma hitaben yaptığım “videokonferans” sohbeti.

     * * *

     Kıymetli kardeşlerim;

     Herkesi en içten duygularımla selamlıyorum.

     Şu anda sizlere İbiza’dan sesleniyoruz. Yani İspanya’ya ait, tarihî ve kadim Katalonya topraklarının bir adası. Her ne kadar bugün resmî olarak kabul edilmiş, resmiyetteki Katalonya Özerk Bölgesi’ne ait değilse de, ama tarihsel olarak ve kadim olarak, coğrafî olarak Katalonya. Zaten ada halkı da Katalonca konuşuyor ve Katalon ağırlıklı olarak.

     Akdeniz üzerinde, Balear Adaları olarak adlandırılan takımadalar. Yani kimdir bunlar? İşte Menorca, Mallorca, İbiza, Formentera var işte, birkaç ada var, tabiî bir de yerleşimin olmadığı irili ufaklı birçok ada var. Bunlar Balear Adaları olarak adlandırılıyor. İspanya’nın da Balear ilidir, bura. Bunun hemen hemen en batısındaki ada, İbiza Adası. Ordayız şu anda. Yani, İbiza Adası’ndan size sesleniyoruz.

     Şimdi ben, İbiza Kalesi’ne çıktım. Ve İbiza Adası’nın merkezindeyiz yani. İbiza Adası’nın merkezi olan İbiza şehrinde.

     Şimdi şehir ve ada, İspanyolca ismi “Ibiza”, Katalonca ismi “Eivissa”. Ama şu var, yani: 1979 yılında çıkan yasayla, artık resmiyette adanın ve şehrin İspanyolca ismi geçerli değil, arkadaşlar, artık Katalonca ismi geçerli. Yani düşünün ki “iki dilli” dahi değil; “tek dilli” ve o dil Katalonca.

     Bu tabiî Katalonlar’ın verdikleri millî mücadelenin, anadil için, Katalonca için verdikleri mücadelenin bir meyvesi, arkadaşlar. Ve öyle hani bizdekilerin çok sevdikleri kelimeyle “bedel” falan da fazla ödemediler. Kimsenin, hiçbir gençleri toprağa gömmeden, evlerine ateşler düşürmeden…

     Tabiî Katalonlar şanslı o yönden. Çünkü Katalonlar’ın millî taleplerini, o ulusal enerjilerini, o heyecanlarını, İspanyol Solu’nun fantezilerine kurban eden partileri yok. Katalonlar’ın kanı üzerinden, Katalonlar’ın alınteri üzerinden rant devşiren, onlar adına siyaset yaptıklarını iddiâ edip, gerçekte onların kanını emen ve başına musallat olmuş, o bütün kazanımları, enerjiyi de, Katalon millî mücadelesiyle, millî haklarıyla hiçbir alakası olmayan Türk Solu’nun fantezilerine, ideolojik fantezilerine, yani İspanyol Solu’nun, kurban eden bir partileri olmadığı için, Katalonlar bu yüzden hiçbir bedel ödemedikleri için, hiçbir bedel ödemeden, insanlarını toprağa gömmeden, evlerine ateş düşürmeden, büyük kazanımlar elde etmişler, arkadaşlar.

     Yani bazı şeyler elde etmek için, elbette mücadele etmişler, yeri geldiğinde bedel de ödemişler, ama talep edilen haklar ile ödenen bedeller doğru orantılı. Yani öyle basit basit hedefler için, basit basit şeyler için, büyük yıkımlar yaşamamışlar.

     Şimdi, öncelikle burası çok güzel. Yani bu sadece İspanya’nın değil, sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın en gözde, en güzide, sevilen ve en çok rağbet gören turistik adasındayız şu anda. Yani her yıl dünyanın beş kıtasından, onlarca farklı ülkesinden insanlar buraya tatile geliyor. Karşılaştığımız her insan, şu mevsimde bile, yolda karşılaştığımız her insan, farklı bir ülkeden ve dışarıda gördüğünüz – diyebilirim – her 20 kişiden 19’u buralı değil yani, burda yaşamıyor. Turist. Ya bir haftalığına gelmiş, ya iki haftalığına gelmiş. Ve tatil süresi bitince dönecek. Bizim gibi. Şimdi, böyle bir yerdeyiz.

     Şimdi arkadaşlar, her ne kadar şehrin ve adanın İspanyolca ismi “Ibiza” ve Katalonca ismi “Eivissa” ise de, bu isim ne Katalon ne de İspanyol’dur köken olarak; yani İspanyolca kökenli bir kelime değil, Katalonca kökenli bir kelime de değil. Bunu söyleyeceğim ama söylediğim zaman çok şaşıracaksınız: Bu tarihsel köken, yani hem adanın kendisinin, adanın yerleşiminin, adadaki uygarlığın, yerleşimin, insan hayatının kökeninin, hem de adanın isminin etimolojisi, bu, biraz sonra anlatacağım, çok şaşıracaksınız, ve bu, şeydir arkadaşlar, benim şu anda burda olmamın sebebidir. Benim bu geziyi yapmamın sebebidir.

     Elbette tek sebep o değil. Yani ben hani insanım sonuçta, yoruluyorum, çok çalışıyorum, yani gerçekten bir şekilde, bir yere kadar beyin duruyor. Durmadan çalışıyorum, yazıyorum, kitaplarıma. Efendim, tek başıma, biliyorsunuz, tek başıma gazete çıkarıyorum. Aynı anda, kitap yazımının yanında. Bir yandan kitap yazılarım, o bilimsel arkeolojik tarihî çalışmalarım, dînler tarihi, uygarlık tarihi. Bir yandan “Sediyani Haber”, sürekli bilim haberleri giriyoruz. Artı onun dışında, makaleler yazıyoruz, işte canlı yayınlar yapıyoruz. Yetmedi, dışarıda tabiî iaşemizi, geçimimizi temin etmek için çalışıyoruz. Yani bu çok yorucu oluyor gerçekten. Elbette ben de herkes gibi, hatta belki de herkesten demiyeyim ama birçok insandan daha fazla benim de tatile ihtiyacım vardı. Ama ben hani sırf sadece tatil değil, biliyorsunuz benim gibi insanlar, tatil yaparken bile, yani benim gibi böyle antik çağlarda yaşayan insanlar, tatil yaparken bile, illâ gideceği yerde ona hitap eden birşey olması lazım. Çünkü o, yani ben kopamıyorum o şeyden. Benim bir dünyam var; o dünya benim için, iş desen, çalışma alanı desen değil, hobi desen değil, zevk desen değil, hoşlanma desen değil. Bu tamamen bir yaşam felsefesi, yani ben, o olmadan olmuyor. Böyle birşey.

     Dolayısıyla tatil yaparken bile, hani ben bu tatil fotoğraflarını paylaşırken, sosyal medya hesabından, bazen paylaşıyorum ya, “Twitter”da, “İnstagram”da, “Facebook”ta, “WhatsApp”ta, “Facebook”taydı galiba, evet “Facebook”ta, siz yorumlar yazıyorsunuz ya “Twitter”da, “Facebook”ta, “İnstagram”da, ama “Facebook”taki yorumlardan birinde, çok ilginç güzel bir yorum denk gelmişti bana, görmüştüm, “Nefertiti” rumuzuyla yazan, galiba bir hanım kardeşimiz, şöyle demişti: “Hocam siz oraya gittinizse tatil için, mutlaka orda arkeolojik birşey vardır. Yoksa gitmezsiniz.” Aslında çok doğru, yani çok doğru. Ben hatta çok güldüm yani onu okuyunca. Yani demek bizim okuyucularımız da, takipçilerimiz de bizi iyi tanımış.

     Arkadaşlar, bu ada, yani şimdi vereceğim bilgi ama çok ilginç: Akdeniz’in en batısındaki bu ada, Akdeniz’in en doğusundaki Fenikeliler tarafından kurulup yerleşime açılmış bir ada. Yani gerçekten inanması güç geliyor, ama böyle. Doğru yani bu bilgi.

     Akdeniz’in en doğusundan, yani Doğu Akdeniz’de, bugünkü işte Suriye, Lübnan, İsrail topraklarında kurulmuş bir medeniyet, Fenike Uygarlığı, onlar, düşünebiliyor musunuz, bundan 3000 sene önce, 3000 sene önce, o ilkel gemilerle geliyorlar buraya, Akdeniz’in en batısına, yani şurdan biraz ötede bitiyor yani, şöyle bir – iki saat daha batıya doğru yolculuk yaptığın zaman Cebel-i Tarık Boğazı geliyor yani, ondan sonra Atlas Okyanusu. Tâ buraya kadar gelmişler, o ilkel gemilerle yaa, bundan 3000 sene önce. Ve o Fenikeliler, Ortadoğu, yani Ortadoğulular kurmuş burayı. Ortadoğu uygarlığı olan Fenikeliler gelip burda ilk yerleşimi kurmuşlar ve insan hayatını başlatmışlar.

     Ve Fenikeliler’in buraya gelip ilk evleri, ilk yerleşimi kurup insan hayatının bu ada üzerinde başlaması, M. Ö. 654, arkadaşlar. M. Ö. 654 yılında. 2700 sene önce yani takriben, 2700 sene önce. Ve o ilkel gemilerle. Yani bunlar meselâ İspanya’dan gelmiyorlar, Fransa’dan, İtalya’dan değil, ya da işte Kuzey Afrika’dan, Fas’tan, Cezayir’den, Tunus’tan gelmiyorlar arkadaşlar, tâ şeyden, Suriye, Lübnan kıyılarından geliyorlar, o ilkel kıyılardan. Ve tamamen ıssız olan bu adada insan hayatını başlatıyor bu Fenikeliler.

     Bu Fenikeliler insan hayatını başlatınca, buraya ilk yerleşmeye başlayınca, burayı tabiî isimlendiriyorlar, isim veriyorlar. Şimdi Fenikeliler’in buraya verdikleri isim, kendi dillerinde, Ortadoğu dili, Fenikeliler Semitik bir kavim arkadaşlar, yani bugün meselâ İbranîler’in, efendim Araplar’ın, İbranîler’in, Aramîler’in, Süryanîler’in, bunların şeyleri, akrabaları, proto ataları yani. Onların buraya verdikleri isim, Fenike dilinde, kendi dillerinde, bugünkü “İbiza” veya “Eivissa” kelimesinin, isminin etimolojik kökenidir arkadaşlar. Fenikeliler buraya “İboşim” ismini veriyorlar, yani “İbesia” ve “İboşim” isimlerini veriyorlar.

     Niye “İboşim” ismini veriyorlar? Şimdi tabiî İbrahim Sediyani onları çok sevdiğinden dolayı değil, yani ben onları çok sevdiğimden dolayı benim ismimi vermiyorlar. Şimdi onların, biliyorsunuz antik uygarlıklar şeydir, çok tanrılıdır, yani günümüzdeki gibi Tek Tanrılı inanç değil, çok tanrılı. Ve bunların bir Tarım ve Bereket Tanrısı var. Tarım ve Bereket Tanrısı, ismi Bes’tir. Bes, Tarım ve Bereket Tanrısı. Yani O’nun adına, O’nun adını veriyorlar. “İ-boş-im” veya “İ-bes-ia”, şu anlama geliyor: (Tarım ve Bereket Tanrısı) Bes’e Hamdolsun”, “İ-boş-im” yani “Bes’in Adası”, “Bes’in Adası” olsun burası, yani tam olarak (Tarım ve Ziraat Tanrısı) Bes’in Adası”.

     Bu bir Fenike, Fenike dilinde. Ve bu isim ne oluyor? Zamanla her gelen, her buraya egemen olan kültür bunu, bu dili kendine uyarlayarak şey yapıyor. Meselâ, işte Endülüs İslam Medeniyeti döneminde “Yebiza” idi, yani Arapça’laştırıyor kelimeyi. İşte İspanyollar “İbiza” yapıyor, İspanyolca’laştırıyor, Katalonlar “Eivissa” yapıyor, Katalon’laştırıyor. Daha önce Romalılar “Ibesium” demiş meselâ, o da Latince’leştiriyor. Ama yani aynı kelimeyi şey yapıyorlar, aynı kelimeyi kendi dillerine fonetik olarak uyarlamaya çalışıyorlar. Farzet biz geldik buraya egemen olduk, ismini Kürtçe “Ébese” yaptık, yani “Yeter Artık”, “Ébese”. Ama bu tabiî hani, bu orijinali Kürtçe’dir anlamına gelmez, tabiî yani sonuçta başka dildeki kelimeyi biz Kürtçe’leştiriyoruz. O anlamda düşünün. Ama kelimenin aslı, yani ismin aslı astarı, kökeni, bu Fenike dilindedir, yani “İboşim”. “İboşim”, Fenike dilinde.

   Yani şu anda arkadaşlar, gördüğünüz gibi, ortam çok güzel, günümüz çok güzel. İbocum İboşim’de şu anda, yani İbocum İboşim’de. O yüzden, yani bu İboşim’de İbocum sizinle konuşuyor.

     Şimdi biz kaleye çıktık, yani kaleye çıktım. İbiza Kalesi’ne. Orda size birşeyler anlatmıştım. Sonra anlattığım şeyleri dinledim, kendim de birşey anlamadım, meğer çok rüzgâr varmış. Ama çekerken, çekerken ben bunu hissetmemiştim, o şeyi, rüzgârı, izledikten sonra falan, hiçbir şey anlamadım, çok kötü olmuş yani, ordaki çekim biraz boşa gitmiş. O yüzden şey yaptım, yani normal ben bu, bu İbiza şehir anlatısını şeyde anlatacaktım, sahilde yani arka manzara, arkamda böyle deniz, gemiler falan. Şurda iki adım ötede yani. Ama bilerek böyle bir ara sokağa girdim, kasıtlı olarak buraya geldim, çünkü yani orda kalede öyle çıktıysa orda daha berbat çıkar, yani sesten dolayı, rüzgârdır, işte bir de insanlar çok, ses geliyor, o yüzden çekimde sıkıntı oluyor, şöyle bir ara sokağa girdim, ama şu an merkezdeyiz yani, hemen 100 – 150 metre ya var ya yok yani kıyı, şey sahil bize.

     Yani arkadaşlar, buranın, insan uygarlığının, insan yerleşiminin başlaması, M. Ö. 654 yılında, Fenikeliler tarafından. Fenikeliler’in burda Fenike mezarları var. Onlardan kalan arkeolojik izler, kanıtlar bulunmuştur adada. Burda Sa Caleta diye bir koy var, İbiza’nın batı çıkışında. Orda büyük bir Fenike şeyi var. Ne derler? Yani büyük mezarlara ne deniyor? Hani toplu mezar da demiyeyim de, hani böyle yani, böyle, şöyle diyelim ki bir basketbol veya bir futbol, futbol sahası büyük olur ama bir futbol sahasının yarısı ya da bir basketbol sahası büyüklüğünde, böyle, ölülerini gömdükleri, ya mezarlık diyelim, ya da şey, o hâlâ onun şeyleri çıkarıldı, yani arkaolojik şeylerle, o da Sa Caleta’da.

     Artı, Puig des Molins diye bir yer var. Orda da Fenike izleri, Fenikeliler’den kalma izler var. Yani mimarî eserler. Ve bir de bir müze var burada, Fenike müzesi.

     Şimdi arkadaşlar, yani, benim, işin aslı, tatilin yanısıra, tatil ve gezme ikinci üçüncü planda ama, asıl buraya geliş amacım, Fenikeliler’in izlerini sürmek. Yani ben arkeolojik çalışmalar için geldim buraya. Arkeolojik çalışmalar yapacağım, bilimsel çalışmalar yapacağım. Ve bu bilimsel araştırmalarımın, arkeolojik çalışmalarımın sonuçlarını, bunları sizlerle paylaşacağım, döndükten sonra kaleme alacağım.

     Şimdi şöyle bir plan yaptım: Ben buraya Perşembe günü geldim. Pazar’a kadar, bugün Cumartesi, iki gün önce geldim, evet, Pazar’a kadar şey yapacağım, tatil yapacağım, gezeceğim işte, şu an geziyorum, fotoğraf çekiyorum, şehir, şehri geziyorum, başka şeyler, şehrin önemli yerlerini geziyorum, gözde mekânlarını çekiyorum, biraz tatil yapıyorum. Pazartesi’den itibaren bu arkeolojik çalışmalarıma, bilimsel şeylerime başlayacağım, Pazartesi’den itibaren başlayacağım, iki gün sonra. Asıl onun için geldim.

     Yani neden bu benim için bu kadar önemli? Şimdi ben, Fenikeliler’e hayranım arkadaşlar. Yani Fenikeliler benim gözümde çok mübarek, çok kutsal bir uygarlık. Neden derseniz: Şimdi birincisi; ben bütün hayatım boyunca yazıyla iştigal etmiş, elimde kalem yaşayan, yazı yazarak, yazıyla iştigal etmiş, 9 kitabı, 2000’in üzerinde makalesi olan, ve 13 cilt, oy pardon 12 cilt, bu İbiza 13. cilt olacak, 12 cilt “Seyahatname”si olan, yani bütün hayatı yazı yazarak, yazıyla geçen, bir yazar olarak, Fenikeliler benim için kutsaldır. Neden? Çünkü Fenikeliler alfabeyi bulan uygarlıktır, arkadaşlar. Alfabeyi Fenikeliler buldu.

     Şimdi haliyle böyle bir yazar için Fenikeliler’in kutsal, mübarek bir topluluk olması, anlaşılır birşeydir. Çünkü onlar yazıyı buldu, alfabeyi buldu. Benim de bütün hayatım yazıyla geçti. Haliyle. Yani şey gibi düşünün yani, bir müzisyeni düşünün, bütün hayatı, bir bestekârı, beste yapmakla geçiyor, değil mi, notalarla geçiyor. Şimdi böyle bir insan için, meselâ notaları keşfeden uygarlık, onu kutsal görür yani, değil mi, onun gibi düşünün.

İbrahim Sediyani

8 Ekim 2022, İbiza (Eivissa)

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 13

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir