Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi
Kürdistanlı Peygamberler – 83
■ İbrahim Sediyani
– geçen bölümden devam –
■ TANRI’NIN ÖZEL İSMİ OLUR MU?
Dîn denildiğinde, akla ilk olarak Tanrı inancı gelir. Zirâ dînler, bütün bir kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’dan gelen buyruklar oldukları iddiâsındadırlar. Dünyanın hatta belki de tüm evrenin en büyük iddiâsıdır bu.
Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde şu anda 2700 dîn ve 4300 ideoloji var. (9759)
Dînler hangi toplumda ve coğrafyada ortaya çıkmışsa, kutsal metinleri de o topraklarda konuşulan dildedir. Dolayısıyla tüm literatür ve ilahiyat (teoloji) da o dilde şekillenir. Buna, Tanrı’nın ismi dahil.
* Arabistan mahrecli İslam dînine göre Tanrı’nın ismi “Allah” (ﷲ)’tır. İslam’ın kutsal kitabı “Kur’ân-ı Kerîm”de bu isim 2697 kez geçer. (9760)
* Mısır mahrecli Musevîlik ve İsrail mahrecli Hristiyanlık dînlerine göre Tanrı’nın ismi “Yehova / Yahwe” (יהוה)’dir. Musevîlik’in kutsal kitabı, eski orijinal “Tevrat”ta bu isim 6823 kez geçer. (9761) Yazım kuralları reformundan geçirilmiş bugünkü modern “Tevrat”ta ise 6828 kez geçer. (9762) Ancak “Jewish Encyclopedia” (Yahudi Ansiklopedisi)’ya göre İbranice kutsal metinlerde 5410 kez geçmektedir. (9763)
* Kürdistan mahrecli Zerdüştîlik dînine göre Tanrı’nın ismi “Ahura Mazda”dır. (9764)
* Kürdistan mahrecli Ezdaîlik (Ézidîlik) dînine göre Tanrı’nın ismi “Ezda”dır. (9765)
* Hindistan mahrecli Hinduizm dînine göre Tanrı’nın ismi “Brahma” (ब्रह्मा)’dır. (9766)
* Türkistan mahrecli Tengricilik dînine göre Tanrı’nın ismi “Tengri”dir. (9767)
* Çin mahrecli Taoizm ve Konfüçyüsçülük ile Japonya mahrecli Şintoizm dînlerine göre Tanrı’nın ismi “Şén” (神)’dir. (9768)
* Filipinler mahrecli Dayavizm dînlerine göre Tanrı’nın ismi “Bathala”dır. (9769)
* İskandinavya mahrecli Viking dînine göre Tanrı’nın ismi “Odin” (Óðinn)’dir. (9770)
* Güney Sudan mahrecli Dinka dînine göre Tanrı’nın ismi “Nhyalik”tir. (9771)
* Güney Sudan mahrecli Nuer (Naath) dînine göre Tanrı’nın ismi “Kwoth”tur. (9772)
* Güney Sudan mahrecli Otuho (Lotuka) dînine göre Tanrı’nın ismi “Ayok” (Adyok; Naiyok)’tur. (9773)
* Güney Sudan mahrecli Lugbara dînine göre Tanrı’nın ismi “Adroa”dır. (9774)
* Kenya mahrecli Kikuyu, Masai ve Kamba dînlerine göre Tanrı’nın ismi “Ngai” (Engai; Mweai)’dir. (9775)
* Uganda mahrecli Baganda dînine göre Tanrı’nın ismi “Katonda”dır. (9776)
* Tanzanya mahrecli Tumbuka (Kamanga) dînine göre Tanrı’nın ismi “Chiuta”dır. (9777)
* Madagaskar mahrecli Fomba Gasy dînine göre Tanrı’nın ismi “Zanahary”dir. (9778)
* Zaire (Demokratik Kongo) mahrecli Boloki dînine göre Tanrı’nın ismi “Njambe”dir. (9779)
* Nijerya mahrecli Yaruba dînine göre Tanrı’nın ismi “Olodumare”dir. (9780)
* Nijerya mahrecli Efik dînine göre Tanrı’nın ismi “Abasi”dir. (9781)
* Benin (Dahomey) mahrecli Dahomey (Vodou) dînine göre Tanrı’nın ismi “Nana Baluku” (Nana Buruku; Nana Buku)’dur. (9782)
* Mali mahrecli Bambara dînine göre Tanrı’nın ismi “Bemba”dır. (9783)
* Senegal mahrecli Afat Roog dînine göre Tanrı’nın ismi “Roog” (Koox; Kopé Tiatie Cac; Kokh Kox)’dur. (9784)
* Arjantin mahrecli Tehuelçe dînine göre Tanrı’nın ismi “Kóox”tur. (9785)
* Bolivya mahrecli Tiwanaku dînine göre Tanrı’nın ismi “Wirakoça” (Bákulo)’dır. (9786)
* Peru mahrecli Tawantinsuyu (İnka) dînine göre Tanrı’nın ismi “Wirakoça” (Paçakamak)’dır. (9787)
* Guatemala mahrecli Maya dînine göre Tanrı’nın ismi “Hunab Kú”dur. (9788)
* Meksika mahrecli Tenoçka (Aztek) dînine göre Tanrı’nın ismi “Huitzilopochtli”dir. (9789)
* Yeni Zelanda (Aotearoa) mahrecli Maori dînine göre Tanrı’nın ismi “Ranginui”dir. (9790)
* Hawaii Adaları mahrecli Hawaii dînine göre Tanrı’nın ismi “Kāne”dir. (9791)
Dikkat ettiyseniz, sevgili okurlar, dîn hangi coğrafyada çıkmışsa, Tanrı’nın ismi de o coğrafyada konuşulan dildedir. Dîn hangi coğrafyada çıkmışsa, dünya ordan başlanarak yaratılmıştır (hatta dünya o coğrafyadan ibarettir), kıble orasıdır, mukaddes yerler oradadır, Tanrı ilk insanları oranın toprağından yaratmıştır ve hatta Tanrı da – hâşâ – oralıdır.
İslam Arabistan’da ve Araplar arasında ortaya çıkan bir dîn olduğu için, Tanrı’nın ismi de Arapça’dır (Allah = El- İlah). Musevîlik ve Hristiyanlık İsrailoğulları arasında ortaya çıkan bir dîn olduğu için, Tanrı’nın ismi de İbranice’dir (Yehova = Yahwe). Ezdaîlik (Ézidîlik) Kürdistan’da ortaya çıktığı ve bir Kürt dîni olduğu için, Tanrı’nın ismi de Kürtçe’dir (Ezda = “Beni Veren”, “Beni Var Eden”). Hinduizm Hindistan’da ortaya çıkan bir dîn olduğu için, Tanrı’nın ismi de Sanskritçe’dir (Brahma). Tengricilik Türkistan’da ortaya çıkan bir dîn olduğu için, Tanrı’nın ismi de Türkçe’dir (Tengri). Taoizm ve Konfüçyüsçülük Çin’de ortaya çıkan dînler olduğu için, Tanrı’nın ismi de Çince’dir (Şén), et cetera…
Dîn hangi coğrafyada çıkmışsa, Tanrı’nın ismi de o dildedir.
Buraya kadar anlattığımız herşey gayet normal ve mantıklı aslında. Yani şimdiye kadar söylediklerimizde herhangi bir anormallik, mantıksızlık yok. Zirâ bütün bunlar, gayet doğaldır. Bir dîn veya inanç ile ortaya çıkan toplumlar, ürettikleri bu inanç sisteminin tüm teolojisini de kendi anadilleriyle oluştururlar. Bir toplum hangi dili konuşuyorsa, konuştuğu dil hangisiyse, bütün bir kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’ya da o dilde bir isim verir ve Tanrı’yı kendi verdiği, kendi anadilinde verdiği o isimle tanımlar. Arapça konuşuyorsan, Tanrı’yı da Arapça bir isimle tanımlarsın. İbranice konuşuyorsan, Tanrı’yı da İbranice bir isimle tanımlarsın. Kürtçe konuşuyorsan, Tanrı’yı da Kürtçe bir isimle tanımlarsın. Hintçe konuşuyorsan, Tanrı’yı da Hintçe bir isimle tanımlarsın. Bunda anormal ya da mantıksız olan hiçbir durum yoktur. Bu gayet doğaldır, gayet normaldır.
Fakat normal olmayan, tamamen mantıksız, absürd, saçma hatta gülünç olan, hepsi de insanların konuştuğu yani beşer ürünü olan dillere ait bu isimlerden birini (hangisi olursa olsun) alıp, bunun, bu ismin, insanların verdiği bir isim olmadığını, bu ismin, bütün bir kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’nın kendi kendisine verdiği “özel bir isim” olduğunu, dolayısıyla bu isim dışındaki tüm isimlerde Yaratıcı’yı tanımlamanın yanlış olacağını, sadece bu isimde zikredilirse gerçekten Yüce Yaratıcı’nın anılmış olacağını iddiâ etmektir.
Böylesine akıldışı, saçmasapan ve gülünç bir söylem; Yahudîler ve Hristiyanlar tarafından “Yehova” (Yahwe) ismi için, bir de – Kur’ân-ı Kerîm’de böyle birşey söylenmemesine rağmen – Müslümanlar tarafından “Allah” (El- İlah) ismi için dile getirilmektedir. Garip ve anlaşılmaz bir şekilde, Yahudîler ve Hristiyanlar “Yehova” isminin, Müslümanlar da “Allah” isminin Yüce Yaratıcı’nın “özel ismi” olduğuna inanmakta, böyle söylemektedirler.
Kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı adına yemin ediyorum ki, bütün onurum, şerefim, namusum adına yemin ediyorum ki, niyetim hiç kimseyi ama hiç kimseyi kırmak, üzmek, incitmek, rencide etmek değildir, ama böyle bir düşünceyi, bırakın “düşünen varlık” olan insanlara, gidip bir maymuna bile söyleseniz size güler! O hayvan bile size güler! Haklıdır da gülmekle. Çünkü hakikaten gülünç bir söylemdir.
Böylesine gülünç ve saçma bir söylem olduğu halde, neden Yahudîler, Hristiyanlar ve Müslümanlar böyle bir inanca sahipler, bunu anlamak, anlamlandırabilmek gerçekten zor. Bunu kendilerine sormak lazım.
Halbuki her iki isim de “insan dili”ne ait isimlerdir. Bu isimlerden biri (Yehova) İbranice, biri de (Allah) Arapça’dır.
Kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı, neden bir “özel isim” taşıma ihtiyacı hissetsin ki? Sebep nedir? Başka Yaratıcı’lar da var da, kendisini onlardan ayırtedelim diye mi “özel isim” taşıyor? Yoksa her gezegenin farklı bir Yaratıcı’sı var da, bizimkinin O olduğunu bilelim diye mi? Hadi Yaratıcı “özel isim” taşıyor diyelim; peki neden kendisine “özel isim” olarak, bizzat kendi yarattığı insan denen canlı türünün konuştuğu bir dilde isim seçmiş? Üstelik bu insan dilleri de (İbranice ve Arapça), yine insanlar arasında en geç ortaya çıkmış iki dil. Nitekim İbranice’nin de Arapça’nın da tarihleri o kadar da eski değil. Nerdeyse en geç bir tarihte ortaya çıkmış diller. Dünyada onlardan çok daha kadim bir geçmişi olan yüzlerce dil var. Bu diller (İbranice ve Arapça) ortaya çıkmadan önce, Tanrı isimsiz miydi veya sadece “göbek ismiyle” mi duruyordu?
Hayatta en zor iş, özellikle de bizim gibi yazarlar, araştırmacılar, düşünürler ve bilim insanları için dünyadaki en zor iş, akıldışı ve mantıksız iddiâlara aklî ve mantıkî cevaplar vermektir. Onu yapıyorum şu anda ve gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.
İyisi mi konuya, biri İbranice (Yehova = Yahwe) biri de Arapça (Allah = El- İlah) olan bu isimlerin etimolojisini yaparak başlayayım. Belki buradan yola çıkarak, konuyu ilmî düzlemde bir yere kadar taşıyabilirim. Daha sonra da, Tanrı’nın özel isminin olamayacağına dair hem aklî hem naklî delilleri sunacağım…
İbranice Tevrat’ta “YHWH” (יהוה), İsrailoğulları’nın Tanrısı’na âtıfta bulunmak için kullanılan dört harfli İbranice ifadedir (9792) ve buna Yunanca nitelemeyle “Tetrağrámmato” (Τετραγράμματο) ya da kısaca “Tetrağrám” (Τετραγράμ) denir. (9793) Yunanca’da “dört harften oluşan” anlamına gelir. Sağdan sola (İbranice) yazılan ve okunan dört harf “yod” (י), “he” (ה), “waw” (ו) ve tekrar “he” (ה)’dir. İsmin yapısı ve etimolojisi hakkında bir fikirbirliği olmasa da, isim, “olmak”, “var olmak”, “olmasına neden olmak” veya “geçmek” anlamına gelen bir fiilden türetilmiş olabilir. (9794) “Yehova”nın seslendirmesi yaygın olarak kullanılmaya devam etse de, “Yahweh” formu artık neredeyse evrensel olarak kabul edilmektedir. (9795)
Günümüz akademisyenleri, “YHWH” isminin, arkaik bir form olan “הוה” (h-w-h)’den, eriller için kullanılan üçüncü şahıs eki “y”nin gelmesiyle İbranice’ye “היה” (h-y-h) şeklinde geçtiği konusunda neredeyse hemfikirdirler. (9796) Bu, genellikle Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” bölümündeki bir âyete dayanır. Burada Hz. Musa (as) ile konuşan “Göklerin ve Yerin Yaratıcısı” YHWH, Musa’nın O’na ismini sormasıyla beraber şöyle bir cevap verir: “אֶֽהְיֶ֖ה אֲשֶׁ֣ר אֶֽהְיֶ֑ה” (Ehyeh Aşer Ehyeh). (9797) Bunun anlamı, “Kutsal İbranice”nin yorumlanmasına göre değişir; bazen “Ben Benim” anlamına gelir, bazense “Ben Neysem Oyum” anlamına. (9798) Bu, YHWH’yi İbranice trikonsonantal kök “היה”(h-y-h), yani “olmak”, “haline gelmek”, “geçmek”, üçüncü şahıs eril “y-” önekiyle Türkçe “o”ya eşdeğer bir türetme olarak çerçevelendirir (9799), böylece “varolmaya neden olan” (9800), “o olan” (9801) gibi çeviriler sağlar. Ancak bu, YHWH değil, YHYH (יהיה) formunu ortaya çıkaracaktır. Bunu düzeltmek için bazı akademisyenler, Tetrağrámmato’nun, her iki harf de “matres lectionis” işlevi gördüğünden, Tevrat İbranicesi’nde ara sıra onaylanmış bir uygulama olan “w” yerine medial “y”nin ikamesini temsil ettiğini öne sürdüler. Diğerleri, Tetrağrámmato’nun, bunun yerine trikonsonantal kök “הוה”(hwh), yani “olmak”, “oluşturmak” fiilinin türetildiğini ve son biçimin “hyh”den türetilenlere benzer çeviriler ortaya çıkardığını öne sürdüler. (9802)
Yahudîler’de Tanrı’nın adı olan “Yehova = Yahwe” adının nereden geldiği ve İsrailoğulları’nın bu ismi nerede ve ne zaman öğrendiği belirsizdir. İsmin kökeni konusunda araştırmacılar, tarihçiler ve dînbilimciler arasında neredeyse hiçbir anlaşma yok. (9803) İsim İsrailoğulları dışında tasdik edilmemiştir ve etimolojisi konusunda bir fikirbirliği yoktur. (9804) Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış, 3:14” âyetindeki “אֶֽהְיֶ֖ה אֲשֶׁ֣ר אֶֽהְיֶ֑ה” (Ehyeh Aşer Ehyeh) yani “Ben Benim” veya “Ben Neysem Oyum” anlamında sunulan açıklama, orijinal anlamın unutulduğu bir zamanda icat edilen geç teolojik bir açıklama gibi görünüyor. (9805) Bilimsel bir başka teori, onun kısaltılmış bir “El dû Yahwî saba’ôt” (Orduyu yaratan El) biçiminden kaynaklandığıdır (9806), ancak bu ifade ne Tevrat’ın içinde ne de dışında, hiçbir yerde tasdik edilmemiştir ve iki Tanrı her halükarda oldukça farklıdır. Kenan Tanrısı El yaşlı ve babacandır ve Yahwe (Yehova)’nin gazap ve savaşlarla olan ilişkisinden yoksundur. (9807)
Tanrı “YHWH” (Yehova = Yahwe)’nin bağımsız adı henüz Çivi Yazısı ile belgelenmemiştir. (9808) Yahweh eski bir Levant (Doğu Akdeniz) Tanrısı, sonra İsrail ve Yahuda krallıklarının ulusal Tanrı’sıydı. (9809) Tanrı’nın kökenleri hakkında bir fikirbirliği olmamasına rağmen (9810), bilginler genellikle Yahwe’nin önce Seir, Edom, Paran ve Teman (9811) ve daha sonra Kenan ile ilişkili bir “ilahî savaşçı” olarak ortaya çıktığını iddiâ ederler. Tapınmasının kökenleri, en azından Erken Demir Çağı’na ve biraz daha erken değilse muhtemelen Geç Tunç Çağı’na kadar uzanır. (9812)
Bazı akademisyenler, ismin İsrail halkının Mısır’dan kurtulduktan sonra söyledikleri ilahîde geçen “Yah!” bağırışına (9813) dayandığını var saydı. (9814) Bazı akademisyenler de, Tanrı’nın ismini yıldırım ve gökgürültüsü sesinin (“Ya-Hu”) yansıması olarak gördü. Böylece YHWH’nin bir Gökgörültüsü Tanrısı olduğunu sandı. (9815) Bazı akademisyenler ise, ismin “Ya Hu” (O! Bu O!) bağırışından geldiğini ileri sürdüler. (9816)
Tevrat Tanrı’dan bahsederken, üç farklı isimle bahseder: “Yehova / Yahwe” (יהוה), “Eloh / Elohim” (אלהים) ve “Râb” (רב). Kur’ân Tevrat’tan son ikisini almıştır: “Allah” (ﷲ) ve “Râb” (رَبٌّ).
“Allah” (ﷲ) kelimesinin etimolojisi üzerinde İslam bilginleri, Arap dili uzmanları ve müsteşrikler tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hangi psikolojiyle bunları dile getirdikleri bilinmez ama, kelimenin herhangi bir kökten türemiş olmayıp sözlük mânâsı taşımadığı ve gerçek mâbudun özel adını teşkil ettiği yahut sözlükte bir anlamı olsa bile gerçek mâbuda ad olunca bu anlamı kaybettiği şeklinde absürd ve saçma görüşler ileri sürenler genellikle bulunmuştur. Bununla birlikte, mantıklı ve cesur bir söylem geliştirip onun çeşitli köklerden türemiş olabileceğini söyleyenler de olmuştur. Böylece “Allah” (ﷲ) kelimesinin etimolojisi, başından beri klasik Arap filologları tarafından kapsamlı bir şekilde tartışılan bir konu olmuştur. (9817)
Müslüman inancında “Allah”, genellikle Tanrı’nın kişisel adı olarak görülür. Bu bakış açısı, “Allah” kelimesinin “Tanrı” olarak tercüme edilip edilmeyeceği sorusu da dahil olmak üzere, ilmî alanda tartışılan bir kavram halini almıştır. Basra ekolünün gramercileri, onu ya “kendiliğinden” (mürtecel) oluşturulmuş olarak ya da “lah” (ﻠﻪ)’ın kesin şekli olarak, “yüce” veya “gizli” anlamlarına gelen “lyh” (ﻠﻴﻪ) sözel kökünden kabul ettiler. Diğerleri bunun Süryanice veya İbranice’den ödünç alındığına karar verdi. Çoğu, Arapça kesin artikel “el-” (ﺍﻞ) ve “İlah” (ﺍﻠﻪ) yani “Tanrı” kelimelerinin birleştirilip kısaltılarak “Allah” (ﷲ) kelimesinin oluşturulduğunu söylüyorlar ki (9818), doğru ve mantıklı olan tek düşünce de budur.
Modern bilim adamlarının çoğu ikinci teoriye katılıyor ve “ödünç kelime” hipotezine şüpheyle bakıyor. (9819) Sözcüğün “Tanrı” anlamına gelen “El- İlah”tan türetildiği düşünülmektedir ve dilbilimsel olarak Aramice “Elah”, Süryanice “Alāhā” ve İbranice “Eloh / Elohim” sözcüğüyle ilişkilidir. (9820)
İbranice ve Aramice de dahil olmak üzere diğer Samî dillerde “Allah” isminin akrabaları mevcuttur. İlahî Olan’a âtıfta bulunan eski bir Samî kökünden türetilmiştir ve Kenan Tanrısı “El”, Mezopotamya Tanrısı “İlu” ve Tevrat’taki “Elohim” ve “Eloah”ta kullanılan “Allah” kelimesi, Arapça konuşan tüm Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudîler ve diğerleri tarafından kullanılır. (9821) Karşılık gelen Aramice form “Elah” (אלה), ancak vurgulu hali “Elāhā” (אלהא) şeklindedir. Asur Kilisesi tarafından kullanılan Kutsal Kitap’taki şekliyle Aramice’de “Elāhā” ve Süryanice’de “Alāhā” olarak yazılmıştır; her ikisi de basitçe “Tanrı” anlamına gelir. (9822) Alışılmadık Süryanice biçimi muhtemelen Arapça’nın bir taklididir. (9823)
Arapça’nın en temel ansiklopedik sözlükleri olan “Lisan’ul- Arab” (لسان العرب) ve “Tac’ul- Ârus” (تاج العروس) adlı eserlerde belirtildiğine göre, “Allah” (ﷲ) kelimesinin etimolojisi hakkında ileri sürülen 30’a yakın farklı görüş vardır. (9824) Bu eski farklı görüşlere ilave olarak, sonradan öne sürülen yeni iddiâlar da bunun cabası. (9825)
“Yehova”nın İbranice bir isim olması gibi, “Allah”ın da buradan ve diğer Samî dillerden alınan Arapça bir isim olduğu açıktır. “Bu kelime insan dillerine ait değildir, sadece Yüce Yaratıcı’nın konuştuğu özel bir dildeki özel kelimedir, Yaratıcı’nın özel ismidir” gibi saçmasapan argümanların ilmî ve bilimsel hiçbir mantığı yoktur, hatta bu tür iddiâlar insan aklına hakarettir.
Bugünün Hristiyan Arapları’nda “Tanrı” için “Allah”tan başka bir kelime yoktur. (9826) Düşünün ki, bütün bir Hristiyan dünyası Tanrı’nın ismini “Yehova” olarak kabullenmişken ve hiçbir Hristiyan topluluk Tanrı’ya “Allah” demezken, ne hikmetse Hristiyan Araplar “Allah” derler. Sadece bu bile, “Allah” isminin Arapça bir kelime olduğunu anlamak için yeterlidir. Örneğin Arap Hristiyanlar, “Baba Tanrı” için “Allah’el- Eb” (الله الأب) terimini kullanırlar. “Oğul Tanrı” (Hz. İsa) için “Allah el- İbn” (الله الابن) ve “Kutsal Rûh Tanrı” için “Allah er- Rûh’ul- Quds” (الله الروح القدس) derler. (9827) Bugün Türkiye’de kimi Batıcı seküler tiplerin kullandığı, hatta Yeşilçam Sineması’nın çektiği Türk sinema filmlerinde bile bazen kullanılan, bu filmleri izleyen Müslüman Anadolu insanının ise duyduğunda garipsediği “Allah Baba” ifadesi de buradan kaynaklanır. Hatta hatta, bir Avrupa ülkesi olan ve nüfûsunun nerdeyse tamamı Hristiyan Katolik olan Malta’da konuşulan Arapça kökenli Maltaca dili bile Tanrı için “Alla” ismini kullanır. Benzer şekilde, yukarıda da belirttiğimiz üzere, Asur Hristiyanları’nın dilinde Tanrı için Aramice kelime “Ĕlāhā” veya “Alaha”dır. İsim ayrıca Hindistan’daki Six kutsal metinleri “Adi Granth”ta kullanılır.
“Yehova” isminin İbranice, “Allah” isminin de Arapça olduğu açık bir biçimde ortada olduğu halde, garip ve anlaşılmaz bir şekilde, Yahudîler ve Hristiyanlar “Yehova” isminin, Müslümanlar da “Allah” isminin Yüce Yaratıcı’nın “özel ismi” olduğuna inanmakta, böyle söylemektedirler. Müslümanlar niçin böyle saçma bir argümanı sahiplenip savunuyorlar hatta bunu itikadî bir mesele yapmışlar, anlamak gerçekten zor. Zirâ Kur’ân-ı Kerîm’de böyle birşey söylenmiyor. Müslümanlar öyle görünüyor ki, “Allah bizim Tanrı’mızdır ve O’nu başkalarına yâr etmeyiz” duygusuyla hareket ediyorlar. Müslüman toplumlar sevdi mi böyle seviyorlar; “Ya benimsin ya kara toprağın!”. Ya da belki de, Yahudîler ve Hristiyanlar aynı şeyi Yehova için yaptıklarından dolayı, onlar da “O zaman biz de Allah için yapalım” diye düşünmüş olabilirler. Nitekim Yahudîler’de ve Hristiyanlar’da durum tam olarak bu. Onlarda, bu argümanı ve garip inancı bizatihi dayatan, kutsal kitap Tevrat’tır.
Tevrat’taki şu âyetler, “Yehova / Yahwe” ismini “özel isim” yapıyor:
וַיֹּ֨אמֶר מֹשֶׁ֜ה אֶל־הָֽאֱלֹהִ֗ים הִנֵּ֨ה אָנֹכִ֣י בָא֮ אֶל־בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵל֒ וְאָמַרְתִּ֣י לָהֶ֔ם אֱלֹהֵ֥י אֲבֹותֵיכֶ֖ם שְׁלָחַ֣נִי אֲלֵיכֶ֑ם וְאָֽמְרוּ־לִ֣י מַה־שְּׁמֹ֔ו מָ֥ה אֹמַ֖ר אֲלֵהֶֽם׃
וַיֹּ֤אמֶר אֱלֹהִים֙ אֶל־מֹשֶׁ֔ה אֶֽהְיֶ֖ה אֲשֶׁ֣ר אֶֽהְיֶ֑ה וַיֹּ֗אמֶר כֹּ֤ה תֹאמַר֙ לִבְנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֔ל אֶֽהְיֶ֖ה שְׁלָחַ֥נִי אֲלֵיכֶֽם׃ וַיֹּאמֶר֩ עֹ֨וד אֱלֹהִ֜ים אֶל־מֹשֶׁ֗ה כֹּֽה־תֹאמַר֮ אֶל־בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵל֒ יְהוָ֞ה אֱלֹהֵ֣י אֲבֹתֵיכֶ֗ם אֱלֹהֵ֨י אַבְרָהָ֜ם אֱלֹהֵ֥י יִצְחָ֛ק וֵאלֹהֵ֥י יַעֲקֹ֖ב שְׁלָחַ֣נִי אֲלֵיכֶ֑ם זֶה־שְּׁמִ֣י לְעֹלָ֔ם וְזֶ֥ה זִכְרִ֖י לְדֹ֥ר דֹּֽר׃ לֵ֣ךְ וְאָֽסַפְתָּ֞ אֶת־זִקְנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֗ל וְאָמַרְתָּ֤ אֲלֵהֶם֙ יְהוָ֞ה אֱלֹהֵ֤י אֲבֹֽתֵיכֶם֙ נִרְאָ֣ה אֵלַ֔י אֱלֹהֵ֧י אַבְרָהָ֛ם יִצְחָ֥ק וְיַעֲקֹ֖ב לֵאמֹ֑ר פָּקֹ֤ד פָּקַ֙דְתִּי֙ אֶתְכֶ֔ם וְאֶת־הֶעָשׂ֥וּי לָכֶ֖ם בְּמִצְרָֽיִם׃ וָאֹמַ֗ר אַעֲלֶ֣ה אֶתְכֶם֮ מֵעֳנִ֣י מִצְרַיִם֒ אֶל־אֶ֤רֶץ הַֽכְּנַעֲנִי֙ וְהַ֣חִתִּ֔י וְהָֽאֱמֹרִי֙ וְהַפְּרִזִּ֔י וְהַחִוִּ֖י וְהַיְבוּסִ֑י אֶל־אֶ֛רֶץ זָבַ֥ת חָלָ֖ב וּדְבָֽשׁ׃ וְשָׁמְע֖וּ לְקֹלֶ֑ךָ וּבָאתָ֡ אַתָּה֩ וְזִקְנֵ֨י יִשְׂרָאֵ֜ל אֶל־מֶ֣לֶךְ מִצְרַ֗יִם וַאֲמַרְתֶּ֤ם אֵלָיו֙ יְהוָ֞ה אֱלֹהֵ֤י הָֽעִבְרִיִּים֙ נִקְרָ֣ה עָלֵ֔ינוּ וְעַתָּ֗ה נֵֽלֲכָה־נָּ֞א דֶּ֣רֶךְ שְׁלֹ֤שֶׁת יָמִים֙ בַּמִּדְבָּ֔ר וְנִזְבְּחָ֖ה לַֽיהוָ֥ה אֱלֹהֵֽינוּ׃ וַאֲנִ֣י יָדַ֔עְתִּי כִּ֠י לֹֽא־יִתֵּ֥ן אֶתְכֶ֛ם מֶ֥לֶךְ מִצְרַ֖יִם לַהֲלֹ֑ךְ וְלֹ֖א בְּיָ֥ד חֲזָקָֽה׃ וְשָׁלַחְתִּ֤י אֶת־יָדִי֙ וְהִכֵּיתִ֣י אֶת־מִצְרַ֔יִם בְּכֹל֙ נִפְלְאֹתַ֔י אֲשֶׁ֥ר אֶֽעֱשֶׂ֖ה בְּקִרְבֹּ֑ו וְאַחֲרֵי־כֵ֖ן יְשַׁלַּ֥ח אֶתְכֶֽם׃
“Musa şöyle karşılık verdi: ‘İsrailliler’e gidip, ‘Beni size atalarınızın Tanrı’sı gönderdi’ dersem, ‘Adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?’
Tanrı, ‘Ben Ben’im’ dedi, ‘İsrailliler’e de ki, ‘Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi.’ İsrailliler’e de ki, ‘Beni size atalarınızın Tanrı’sı, İbrahim’in Tanrı’sı, İshak’ın Tanrı’sı ve Yakub’un Tanrı’sı Yehova gönderdi.’ Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım. Git, İsrail ileri gelenlerini topla, onlara şöyle de: ‘Atalarınız İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un Tanrı’sı Yehova bana görünerek şunları söyledi: ‘Sizinle ve Mısır’da size yapılanlarla yakından ilgileniyorum. Söz verdim, sizi Mısır’da çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına, süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.’ İsrail ileri gelenleri seni dinleyecekler. Sonra birlikte Mısır Kralı’na gidip, ‘İbraniler’in Tanrı’sı Yehova bizimle görüştü’ diyeceksiniz, ‘Şimdi izin ver, Tanrı’mız Yehova’ya kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım.’ Ama biliyorum, güçlü bir el zorlamadıkça Mısır Kralı gitmenize izin vermeyecek. Elimi uzatacak ve aralarında şaşılası işler yaparak Mısır’ı cezalandıracağım. O zaman sizi salıverecek.’” (9828)
וַיְדַבֵּ֥ר אֱלֹהִ֖ים אֶל־מֹשֶׁ֑ה וַיֹּ֥אמֶר אֵלָ֖יו אֲנִ֥י יְהוָֽה׃ וָאֵרָ֗א אֶל־אַבְרָהָ֛ם אֶל־יִצְחָ֥ק וְאֶֽל־יַעֲקֹ֖ב בְּאֵ֣ל שַׁדָּ֑י וּשְׁמִ֣י יְהוָ֔ה לֹ֥א נֹודַ֖עְתִּי לָהֶֽם׃ וְגַ֨ם הֲקִמֹ֤תִי אֶת־בְּרִיתִי֙ אִתָּ֔ם לָתֵ֥ת לָהֶ֖ם אֶת־אֶ֣רֶץ כְּנָ֑עַן אֵ֛ת אֶ֥רֶץ מְגֻרֵיהֶ֖ם אֲשֶׁר־גָּ֥רוּ בָֽהּ׃ וְגַ֣ם׀ אֲנִ֣י שָׁמַ֗עְתִּי אֶֽת־נַאֲקַת֙ בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֔ל אֲשֶׁ֥ר מִצְרַ֖יִם מַעֲבִדִ֣ים אֹתָ֑ם וָאֶזְכֹּ֖ר אֶת־בְּרִיתִֽי׃ לָכֵ֞ן אֱמֹ֥ר לִבְנֵֽי־יִשְׂרָאֵל֮3 אֲנִ֣י יְהוָה֒ וְהֹוצֵאתִ֣י אֶתְכֶ֗ם מִתַּ֙חַת֙ סִבְלֹ֣ת מִצְרַ֔יִם וְהִצַּלְתִּ֥י אֶתְכֶ֖ם מֵעֲבֹדָתָ֑ם וְגָאַלְתִּ֤י אֶתְכֶם֙ בִּזְרֹ֣ועַ נְטוּיָ֔ה וּבִשְׁפָטִ֖ים גְּדֹלִֽים׃ וְלָקַחְתִּ֨י אֶתְכֶ֥ם לִי֙ לְעָ֔ם וְהָיִ֥יתִי לָכֶ֖ם לֵֽאלֹהִ֑ים וִֽידַעְתֶּ֗ם כִּ֣י אֲנִ֤י יְהוָה֙ אֱלֹ֣הֵיכֶ֔ם הַמֹּוצִ֣יא אֶתְכֶ֔ם מִתַּ֖חַת סִבְלֹ֥ות מִצְרָֽיִם׃ וְהֵבֵאתִ֤י אֶתְכֶם֙ אֶל־הָאָ֔רֶץ אֲשֶׁ֤ר נָשָׂ֙אתִי֙ אֶת־יָדִ֔י לָתֵ֣ת אֹתָ֔הּ לְאַבְרָהָ֥ם לְיִצְחָ֖ק וּֽלְיַעֲקֹ֑ב וְנָתַתִּ֨י אֹתָ֥הּ לָכֶ֛ם מֹורָשָׁ֖ה אֲנִ֥י יְהוָֽה׃
“Tanrı Musa’ya, ‘Ben Yehova’yım’ dedi, ‘İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlara kendimi Yehova adıyla tanıtmadım. Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlarla antlaşma yaptım. Mısırlılar’ın köleleştirdiği İsrailliler’in iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım. Onun için İsrailliler’e de ki, ‘Ben Yehova’yım. Sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım. Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrı’nız olacağım. O zaman sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaran Tanrı’nız Yehova’nın Ben olduğumu bileceksiniz. Sizi İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben Yehova’yım.’” (9829)
Tevrat’ın bu âyetleri, “Yehova” (Yahwe) isminin Tanrı’nın özel ismi olduğunu net biçimde söylemektedir ki, başından beri ifade ettiğimiz üzere, bu anlayış akla ve mantığa aykırıdır. (Bunun ilmî delillerini birazdan sunacağız).
Bu âyetlerde ayrıca, Tanrı’nın kendi “özel ismini” ilk kez Hz. Musa (as)’ya söylediği anlatılmaktadır. Bu ise, tarihsel ve bilimsel olarak tamamen yanlıştır. Tevrat’ın burada “yanlış bilgi” verdiğine en net kanıt: Hz. Musa, Hz. Harun (as) ve Hz. Miryam (as)’ın annesi (9830), İmran (Amram)’ın hânımı (9831) olan, Musa doğduğunda öldürmesinler diye O’nu bir beşiğe koyup Nil Nehri sularına bırakan (9832) annesi Hz. Yoxebed (as), bir kadın peygamberdir. (9833) Bu kadının, Musa’nın annesinin ismi olan “Yoxebed” (יוכבד) adı, Yahudî ve Hristiyan kaynakların açıklamalarına göre “Yahwe Kabed” ifadesinden doğmadır ve “Tanrı En Güçlüdür” veya “Tanrı En Büyüktür” anlamına gelmektedir ki (9834), bu da, tam olarak İslam’daki “Allah-û Ekber” şiarına karşılık gelmektedir.
Eğer “Yehova / Yahwe” adı ilk Musa’ya bildirildiyse, Musa’nın dedesi ve ninesi bu ismi nereden biliyordu da kızlarına o isme isnaden bir isim taktılar? (9835) Tevrat’ın yukarıdaki iki âyetinde “bilgi hatası” olduğu net biçimde ortadadır.
Ancak burada bizim konumuz şimdilik bu değil. Bizim konumuz, Tanrı’nın özel isminin olup olamayacağı.
Tanrı’nın özel ismi olmaz. Bu inanç / düşünce, hem aklen hem naklen saçmadır. Şimdi bunun delillerini ortaya koyacağız. Bunu yaparken, iki açıdan konuyu etüd edeceğiz:
1 – Tanrı’nın özel isminin olamayacağına naklî deliller
2 – Tanrı’nın özel isminin olamayacağına aklî deliller
■ Tanrı’nın Özel İsmi Olmaz (Naklî Deliller)
Yahudîler ve Hristiyanlar diyor ki, “Yehova, Tanrı’nın özel ismidir”; Müslümanlar da diyor ki, “Allah, Tanrı’nın özel ismidir”. Yani diyorlar ki, henüz insanlar yaratılmamışken, henüz Dünya bile yokken hatta Evren’in kendisi de yokken var olan, bütün bir Evren’in ve içindeki her şeyin, her canlının yaratıcısı olan Yüce Yaratıcı, tıpkı bizler gibi özel bir isim taşıyor. Nasıl ki bizler “İbrahim”, “Şeyhmus”, “Zozan”, “Mert”, “Efe”, “Goncagül”, “Rosa”, “Tanja”, “Helga”, “Hans”, “Roberto”, “İvan” gibi özel isimler taşıyoruz, bizleri yaratmış olan Yüce Yaratıcı da aynı böyle özel isim taşıyor. Ve Yüce Yaratıcı’nın bu özel ismi, bizim konuştuğumuz İbranice dilindedir, bizim kutsal dilimiz olan Arapça bir isimdir.
Şaka gibi gerçekten ama ciddi ciddi bunu söylüyorlar, açık açık böyle diyorlar ve hatta bunu söylemekle kalmıyor, dünyadaki herkesin de buna inanmasını istiyorlar. Yani Norveç’teki, Arjantin’deki, Kamerun’daki, Kamboçya’daki, Polinezya’daki insanlardan da buna inanmayı bekliyorlar. Sadece onlardan mı? Şayet başka gezegenlerde ve diğer galaksilerde de akıllı varlıklar varsa, onlardan da tüm Evren’in yaratıcısı olan Yüce Yaratıcı’nın isminin Arapça olduğuna veya İbranice olduğuna inanmalarını istiyorlar. Yüce Yaratıcı’nın özel bir ismi var ve bu isim İbranice / Arapça. Dünyadaki 8 milyar insandan buna inanmayı bekliyorlar. Başka gezegenlerdeki ve diğer galaksilerdeki akıllı varlıklardan da buna inanmayı bekliyorlar.
Hatta öyle ki, örneğin Türkiye’deki Müslümanlar, Yüce Yaratıcı’dan bahsederken “Tanrı” dediğinizde kızıyorlar, “Ne demek Tanrı? Allah diyeceksin, Allah!” diyerek ayar çekiyorlar. (Yazılarımda ve konuşmalarımda “Tanrı” dediğim için onlarca kişiden yüzlerce kez böyle ayar almışımdır)
Üzerinde bulunduğumuz “Dünya” adlı bu gezegende “insan” denen canlı türünün ne zamandan beri yaşadığını, elinizdeki bu kitabın daha önceki bölümlerinde sayfalar dolusu anlattık. O konuya tekrar dönmek istemiyorum. Semavî dînlerin ise şunun şurasında 3300 yıllık bir geçmişi var. Hele hele İslam dîni, 1500 yıllık bir hikâye. İnsanlık tarihinin tamamını bir 24 saat olarak düşünürseniz, İslam’ın doğuşundan bu yana geçen 1500 yıllık süre, bu 24 saatlik zaman dilimi içinde 23:55 ile 00:00 arasındaki o kısacık 5 dakikalık süredir yalnızca. Hatta o kadarcık bile değil.
Şimdi bu iki ismin (Yehova ve Allah) tarihsel geçmişlerine bilimsel olarak bir bakalım isterseniz. Madem ki inandığınız Tanrı’nın (Yehova / Allah) özel ismi, anadili, etnik kökeni ve memleketi var, e o zaman “doğum tarihi” de vardır. Bakalım şimdi:
Tanrı “YHWH” (Yehova = Yahwe)’nin bağımsız adı henüz Çivi Yazısı ile belgelenmemiştir. (9836)
Yahudîler’de Tanrı’nın adı olan “Yehova = Yahwe” adının nereden geldiği ve İsrailoğulları’nın bu ismi nerede ve ne zaman öğrendiği belirsizdir. İsmin kökeni konusunda araştırmacılar, tarihçiler ve dînbilimciler arasında neredeyse hiçbir anlaşma yok. (9837) İsim İsrailoğulları dışında tasdik edilmemiştir ve etimolojisi konusunda bir fikirbirliği yoktur. (9838)
Tanrı’nın “YHWH” (Yehova = Yahwe) ve benzeri şekillerde hecelenen ismi / isimleri, Tevrat derlemesinin başlangıcından çok önce eski Yakındoğu ortamında bulunmuştur, lakin Tevrat’ın YHWH’sini belirleyip belirlemedikleri tartışmalıdır. Ugarit’ten (Lazkiye yakınlarındaki Ras Şamra burnunda) M. Ö. 15. yy’dan kalma kil tabletler, “Yw” adlı bir Tanrı’yı “El’in oğlu” olarak adlandırır. (9839) Yani zorlama dahi olsa “YHWH” (Yehova = Yahwe) ismiyle ilişkilendirilebilecek en eski Tanrı ismi olan “Yw”, orada Kenan Tanrısı El’in oğlu olarak tarif edilmektedir.
Acaba İsrailoğulları ilk başta Kenan Tanrısı El’e taparken, sonradan bu “Baba Tanrı”yı bırakıp O’nun oğlu Yehova (Yahwe)’ya mı tapmaya başladılar? Doğrusu meleklerin isimlerine ve tarihsel – kronolojik sıraya göre peygamberlerin isimlerine baktığımızda, zihinlerde böyle bir şüphe oluşmuyor değil. Nitekim tüm meleklerin isimlerinde Kenan Tanrısı El’in ismi var (Gabriel = Cebrail, Samael = Azrail, Mixael = Mikail, Rafael = İsrafil). Ayrıca tarihsel ve kronolojik sıraya göre ilk başlardaki dînî şahsiyetlerin ve peygamberlerin isimlerinde Kenan Tanrısı El’in ismi varken (Kabil, Habil, İsmail), sonraki şahsiyetlerin ve peygamberlerin isimlerinde Yehova (Yahwe)’nin ismi var (Yoxebed, Yuşa, İlyas, Elyasa, Yeşeya, Zekeriya, Yahya). (Bunu birazdan daha detaylı biçimde göstereceğim.)
Mısır Firavunu III. Amenhotep (M. Ö. 1401 – M. Ö. 1347) zamanından kalma M. Ö. 1402 – M. Ö. 1363 tarihli eski bir “Mısır Yer Adları Listesi”, burada bir coğrafyayı “Yhw3’nin Şasu Göçebelerinin Ülkesi” diye adlandırır (“Yhw3”, burada “Yahwi” veya “Yahwe” diye okunur). Bu bilgi genellikle bahsi geçen o Şasu göçebelerinin Tanrı’sının adı olarak yorumlanır, çünkü listede yer alan diğer etnik gruplar da hep Tanrı’larının adıyla anılırlar. (9840) Bazı araştırmacılar, III. Amenhotep yazıtının, Yahwe (Yehova)’ye tapınmanın bugünkü İsrail’in güneydoğusundaki bir bölgeden kaynaklandığını gösterebileceğini öne sürüyorlar. (9841)
Burada bahsi geçen Mısır Firavunu III. Amenhotep, Kur’ân’da kendisinden bahsedilen ve kadın peygamber Hz. Asiye (Taduxepa; Nefertiti) (as)’nin ilk kocası olan kötü ve zalim firavundur. (9842)
Mısır Firavunu II. Ramses (M.Ö. 1303 – M. Ö. 1213) dönemine ait başka bir listede, bu göçebelerin yerleşim yeri olarak “S-rr” diye belirtilmektedir. Bu, akademisyenler tarafından bugünkü İsrail’in güneydoğusundaki Seir Dağları anlamında yorumlanmaktadır. (9843) Tevrat’ın bazı pasajları Seir’i YHWH’nin menşe yeri olarak adlandırdığından (9844), YHWH ile özdeş olduğu varsayılır (9845).
Tanrı YHWH adının nereden geldiği ve İsrailoğulları’nın onu nerede ve ne zaman öğrendiği belirsizdir. Alman Protestan teolog ve oryantalist Julius Wellhausen (1844 – 1918) tarafından 1878 yılından beri sık sık ileri sürülen bir teze göre, Medyenliler ve Kenanlılar, YHWH adlı bir Dağ Tanrısı’na tapıyorlardı. (9846) İsrail’in bazı kabileleri bu tarikata erkenden katıldı. Tez, Hz. Musa’nın YHWH ile Medyen’de (9847) Horeb Dağı’nda bir çoban ve “Medyen rahibinin” damadı olduğu sırada tanıştığı Tevrat anlatımına (9848) dayanmaktadır. Burada Yitro olarak adlandırılan bu rahip (Hz. Musa’nın kayınbabası), daha sonra İsrailoğulları’nın göçü için şükran gününde YHWH’ye en yüksek Tanrı olarak “Tanrı Dağı”nda kurban keser ve büyükleriyle bir yemekli kutlama yapar. (9849) Bu olay, Alman Protestan teolog ve Tevrat uzmanı Karl Ferdinand Reingard Budde (1850 – 1935) tarafından, “İsrailoğulları’nın Medyenliler’in YHWH kültüne ihtidası” olarak görülmüştür. (9850) Bu görüş şayet doğruysa, bu durumda “Yehova / Yahwe” Tanrısı’nın İsrail toplumuna Hz. Musa’nın kayınbabası Yitro aracılığıyla bulaşmış olduğunu söylemek gerekir.
1964 yılında Hollandalı Protestan teolog ve Tevrat uzmanı Antonius Hermanus Josephus Gunneweg (1922 – 90) (9851), 1988 yılında Alman Protestan Tevrat uzmanı Ernst Axel Knauf (1953 – halen hayatta) (9852), 1998 yılında Alman Protestan teolog ve Antik Yakındoğu dînleri profesörü Klaus Koch (1926 – 2019) (9853) ve diğerleri “Medyen tezi”ni sürdürdüler. Filistin’in güneydoğusundaki bir bölgeden bir Dağ Tanrısı YHWH’nin kökeni için, yağmur, fırtına, deprem, aydınlatma gibi teofani motifleriyle (9854) “YHWH’nin Sina’dan gelişinden” bahseden (9855) Tevrat pasajlarını da kullandılar. Ayrıca Seir ve bağlantılı Edom gibi yer adlarını (9856) da. Seir Dağı, Ölüdeniz’in güneydoğusundaki Edom bölgesinde bir sıradağdı. Bu nedenle, YHWH’nin menşe yeri orada veya daha da güneyde Medyen bölgesinde kabul edildi. (9857) Bu yerelleştirme, 1992 yılında Alman Protestan teolog ve Tevrat profesörü Rainer Albertz (1943 – halen hayatta) (9858), 1997 yılında Alman Protestan teolog ve Tevrat profesörü Werner H. Schmidt (1935 – halen hayatta) (9859), 2007 yılında İsviçreli Katolik teolog, Tevrat ve İncil uzmanı ve Mısırbilimci Othmar Keel (1937 – halen hayatta) (9860) ve diğerleri tarafından “Şasu-Yhw” (Yhw’nin Şasu Göçebelerinin Ülkesi) ve “Şasu-S’rr” (S’rr’nin Şasu Göçebelerinin Ülkesi) göstergeleriyle görüldü. Firavunların onayladığı yerlerin listeleri. (9861)
Ancak bu listelerde “Yhw”nin Tanrı’nın bir adı anlamına gelip gelmediği açık değildir. “Şasu-Yhw” ayrıca İsrail’in kuzeyindeki bölgelere de âtıfta bulunuyor. (9862) Tevrat dışındaki Kutsal Kitap pasajlarında “Sina”, tek bir dağ değil, bir alan anlamına gelir. (9863) Alman teolog ve Tevrat uzmanı Henrik Pfeiffer (1964 – halen hayatta)’e göre, bu pasajların tümü sürgün sonrasıdır, edebî olarak birbirine bağlıdır ve bu nedenle “Medyen tezi” için kullanılamaz. Bu nedenle, YHWH’nin İsrail-öncesi, Güney Filistin kökenli olduğu pek belgelenmemiştir. (9864) YHWH adı “Mısır’dan Çıkış” geleneğinin ilk bölümlerinde de geçer. (9865) Hangi köken göstergesinin daha eski olduğu, İsrail-öncesi bir Dağ Tanrısı’nın İsrail Tanrısı’yla özdeşleşip özdeşleştirilmediği ve nasıl tanımlandığı belirsizdir. (9866)
Kısa biçimler olan “Yw”, “Yh”, “Yhw”, “Yhh” ve “Hyw”, kişisel isimlerin her zaman teoforik (“Tanrı taşıyan”) bileşenleridir. Tevrat’ın içinde ve dışında, çoğunlukla öndeki ilk hece olarak, daha nadiren bir sonek olarak, ama hiçbir zaman kelimenin ortasında olmaz. Bu tür kısa biçimlerle birleştirilen adlar, arkeolojik olarak M. Ö. 950’den beri bilinmektedir ve her zaman en erken M. Ö. 500’den itibaren İsrailoğulları’nı ve Yahudîler’i belirtir. Muhtemelen ayrıca İranlılar’ı ve Mısırlılar’ı da. (9867)
En eski Tevrat literatüründe, tipik olarak İklim ve Savaş Tanrıları’na atfedilen, toprağı meyve veren ve göksel orduyu İsrail’in düşmanlarına karşı yöneten niteliklere sahiptir. (9868) İlk İsrailoğulları çoktanrılıydı ve El, Aşera ve Baal dahil olmak üzere çeşitli Kenan Tanrı ve Tanrıçaları’nın yanısıra Yahwe’ye tapıyorlardı. (9869) Daha sonraki yüzyıllarda, El ve Yahwe birleştirildi ve El- Şaddaî gibi El bağlantılı lakaplar yalnızca Yahwe’ye uygulanmaya başlandı. (9870) Baal ve Aşera gibi diğer Tanrı ve Tanrıçalar, Yahvist dîn tarafından özümsendi. (9871)
Tetrağrámmato’nun bilinen en eski yazıtı M. Ö. 840 yılına aittir: “Meşa Steli”, İsrail Tanrısı Yahwe’den bahseder. (9872) “Meşa Steli”, O’nu ilk olarak İsrailoğulları’nın (burada daha aşağı) Halk Tanrısı olarak, Halkın Tanrısı Moab’a paralel olarak gösterir: “Ve YHWH’nin aletlerini oradan aldım ve Xemoş’un önüne sürükledim.” (9873)
Aynı yüzyıla ait, Sina bölgesindeki Kuntilet Acrud’da “Samiriye Yahwe’si ve Aşera’sı” ve “Teman Yahwe’si ve Aşera’sı” yazan yazıtlarla birlikte bulunan iki çanak çömlek parçası vardır. (9874) Kuntilet Acrud’da bulunan ve M. Ö. 9. yy’a ait bu parçalarda, Baal ve Aşera (Bereket Tanrıçası) ve Smrn gibi yer adlarının yanısıra YHWH adı da bulunuyor. Bu yazıtlar, Samiriye şehrinde bir YHWH Tapınağı’nın ve İsrail’in kuzeyindeki geçici bir bağdaştırmanın kanıtı olarak kabul edilir. Bu ve Tanrılar Baal ve Aşera, daha sonra Tevrat’ta kesinlikle reddedildi. (9875)
Xêrbet el- Kum’daki bir mezar yazıtında da Yahwe’den bahsedilmektedir. (9876) Biraz daha sonraya tarihlenen (M. Ö. 7. yy), “Şlomo Musaîyeff”in koleksiyonlarından bir ostrakon (9877), Ketef Hinnom’da bulunan ve Yahwe’den bahseden iki küçük gümüş muska parşömeni (9878) vardır. Ayrıca Xêrbet Beyt Leya’daki bir mezarda, M. Ö. 6. yy’ın sonlarına tarihlenen ve Yahwe’den bahseden bir duvar yazıtı bulunmuştur. (9879)
Yahwe’den, M. Ö. 587 tarihine ait “Laxîş Mektupları”nda, biraz daha eski Tel Arad ostrakasında ve Gerizim Dağı’ndaki M. Ö. 3. yy’ın veya M. Ö. 2. yy’ın başına ait bir taşta da bahsedilir. (9880) Arad ve Laxîş’ten gelen iş mektuplarında (M. Ö. 7. yy – M. Ö. 6. yy), “YHWH, Rabbim iyi haberi hemen şimdi duyabilir” veya “YHWH’nin yaşadığı kadar gerçek!” gibi ifadeler vardır. (9881) Bu arada, senkretik tekdüzelikten uzaklaşma ve İsrail’de ayrıcalıklı YHWH inancının uygulanması tamamlanır. (9882)
Babil esaretinin sonlarına doğru, diğer Tanrılar’ın varlığı reddedildi ve Yahwe, “Yaratıcı İlah” ve “Tapınılacak Tek Tanrı” ilan edildi. (9883)
Evet…
Gördüğünüz gibi, sevgili Yahudîler ve Hristiyanlar, gördüğünüz gibi Yehova / Yahwe, Tanrı’nın “özel ismi” falan değil, hatta Tanrı’nın ismi bile değil. Bir put ismi. Eski Kenan Tanrısı (putu) El’in oğlu olan Kenan putu.
İsrailoğulları ilk başta “baba put” El’e tapmışlar. Sonra zamanla O’nu bırakıp, oğlu Yahwe’ye tapmışlar ve O’nu kendi “Ulusal Tanrı”ları yapmışlar.
Bütün hikâye bundan ibaret. Zaten meleklerin ve tarihsel / kronolojik sıraya göre peygamberlerin isimlerine bakarsanız, bunu kendiniz de rahatça müşahade edebilirsiniz. Tüm meleklerin isimlerinde Kenan Tanrısı El’in ismi var (Gabriel = Cebrail, Samael = Azrail, Mixael = Mikail, Rafael = İsrafil). Ayrıca tarihsel ve kronolojik sıraya göre ilk başlardaki dînî şahsiyetlerin ve peygamberlerin isimlerinde Kenan Tanrısı El’in ismi varken (Kabil, Habil, İsmail), sonraki şahsiyetlerin ve peygamberlerin isimlerinde Yehova (Yahwe)’nin ismi var (Yoxebed, Yuşa, İlyas, Elyasa, Yeşeya, Zekeriya, Yahya). (Bunu birazdan daha detaylı biçimde göstereceğim.)
Şimdi de sevgili Müslümanlar’a geleyim, azîz dîn kardeşlerime…
“Allah” sözcüğünün “Tanrı” anlamına gelen “El- İlah”tan türetildiği bir kere çok açıktır ve dilbilimsel olarak Aramice “Elah”, Süryanice “Alāhā” ve İbranice “Eloh / Elohim” sözcüğüyle ilişkilidir. (9884)
İbranice ve Aramice de dahil olmak üzere diğer Samî dillerde “Allah” isminin akrabaları mevcuttur. İlahî Olan’a âtıfta bulunan eski bir Samî kökünden türetilmiştir ve Kenan Tanrısı “El”, Mezopotamya Tanrısı “İlu” ve Tevrat’taki “Elohim” ve “Eloah”ta kullanılan “Allah” kelimesi, Arapça konuşan tüm Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudîler ve diğerleri tarafından kullanılır. (9885) Karşılık gelen Aramice form “Elah” (אלה), ancak vurgulu hali “Elāhā” (אלהא) şeklindedir. Asur Kilisesi tarafından kullanılan Kutsal Kitap’taki şekliyle Aramice’de “Elāhā” ve Süryanice’de “Alāhā” olarak yazılmıştır; her ikisi de basitçe “Tanrı” anlamına gelir. (9886) Alışılmadık Süryanice biçimi muhtemelen Arapça’nın bir taklididir. (9887)
Arapça’nın en temel ansiklopedik sözlükleri olan “Lisan’ul- Arab” (لسان العرب) ve “Tac’ul- Ârus” (تاج العروس) adlı eserlerde belirtildiğine göre, “Allah” (ﷲ) kelimesinin etimolojisi hakkında ileri sürülen 30’a yakın farklı görüş vardır. (9888) Bu eski farklı görüşlere ilave olarak, sonradan öne sürülen yeni iddiâlar da bunun cabası. (9889)
Öncelikle hakkaniyetli ve dürüst olma adına şunu cesur bir şekilde ifade etmem gerekiyor ki, İslam’ın Tanrı’sı olan “Allah” isminin kökeni de Eski Kenan Tanrısı (putu) El’e dayanmaktadır. Tevrat Tanrı’dan bahsederken, üç farklı isimle bahseder: “Yehova / Yahwe” (יהוה), “Eloh / Elohim” (אלהים) ve “Râb” (רב). Kur’ân Tevrat’tan son ikisini almıştır: “Allah” (ﷲ) ve “Râb” (رَبٌّ).
Dilbilimsel olarak, “Allah”, İbranice “Eloah / Eloh” ile ilişkilidir, daha yaygın olarak “Elohim” biçimindedir. O da köken olarak Kenan Tanrısı (putu) El’e dayanır. “Eloh / Eloah / Elohim”, başlangıçta muhtemelen “Güçlü”, “Kudretli” anlamına geliyordu. M. Ö. 2000’lere kadar dayanan çoktanrılı Kenan panteonunda El ya da İl, Baş Tanrı konumundaydı. El her şeye kadir, ezelî ve ebedî, yer ile gökteki her şeyin tek hakimi, her şeyi yaratan, yaratıcı, antlaşma yapan Ahit Tanrı’sı gibi niteliklere sahipti. Kenan Tanrısı (putu) El, Aramice’ye Eloh veya Elaha ve İbranice’ye Eloah olarak geçmiş, kutsal kitap “İncil”de “Eli” ve “Elohi” nitelemeleri “Tanrı” anlamında kullanılmıştır. Kenan Tanrısı (putu) İl veya El’in ismi, sonu “-el” veya “-il” ile biten isimlerde görülmeye devam etmektedir. “Gabri-el” (Cebra-il), “Mixa-el” (Mika-il), “Sama-el” (Azra-il), “Rafa-el” (İsraf-il), “Ab-el” (Hab-il), “İşma-el” (İsma-il), “İsra-el” (İsra-il), “Emmanu-el” gibi. (9890) İslam-öncesi Arapça yazıtlarda Hristiyanlar’ın 6. yy’da “El” ve “Eloha” kelimelerini kullandıkları bilinmektedir. (9891)
Arapça’daki “İlah”, “Allah” ve İbranice’deki “Eloh”, “Elohim” isimlerinin kökeni Kenan Tanrısı El’in ismine dayanmakta. Bu çok açık. Ve bu konuda teologlar, tarihçiler, araştırmacılar ve akademisyenler tam bir fikirbirliği içindedirler. Zaten meleklerin isimlerinde ve birçok peygamberin isminde de El’in ismi var ve üstelik hem Tevrat’ta hem İncil’de hem Kur’ân’da bu melekler ve peygamberler bu isimleriyle zikredilmekte, yani Kenan Tanrısı El’in ismiyle zikredilmektedir. Bu tuhaf değil mi sizce de?
Örneğin Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân’da da “Cebrail’i biz gönderdik” diyor (9892) ama Cebrail (Gabriel)’in – ve diğer tüm meleklerin de – isimlerinde ne Yehova var ne Allah; Kenan Tanrısı El var.
Dikkatinizi çekerim: El, bir puttur. Çoktanrılı Kenan panteonundaki en büyük putun ismidir. Meleklerin isimlerinin sonundaki “-İl” (-El), Kenan Tanrısı El’in ismidir. Aşağıda size bu Tanrı’nın fotoğrafını bile dipnot olarak sunuyorum. (9893)
“İl” (El), İbranice’de “Tanrı” demektir ve “İsrail” kelimesindeki “-il” de tıpkı “Babil” kelimesindeki “-il” gibidir, aynı anlamdadır ve aynı işlevi görür. Aslında özel bir Tanrı’nın ismidir, Kenan Tanrısı El’in ismidir.
Öyle görünüyor ki, özel bir Tanrı’nın (çoktanrılı Kenan Baş Tanrısı’nın) ismi olan El, daha sonra sadece “Tanrı” anlamında bir kelime olarak İbranice’ye “Eloh”, Arapça’ya da “İlah” şeklinde yer edinmiştir. Arapça’daki “el-” artikeli, tıpkı İngilizce’deki “the” ve Almanca’daki “der, die, das” artikeli gibi olup, tanımladığı cismi özelleştirir. Çoktanrılı (müşrik) Araplar “İlah” derken “Tanrı” kelimesini kastederken, başına artikel getirip “El- İlah” (Allah) dediklerinde ise “En büyük Tanrı”yı yani “Baş Tanrı”yı kastetmişlerdir.
Peki bu süreç nasıl gelişmiştir?
İsterseniz hikâyeyi en başından anlatayım, biraz yorucu olacak ama akıl sağlığınıza yararlı bir yorgunluk olacak bu:
Epey uzağa gidip, çok geriden geleceğim: M. Ö. 4000 – M. Ö. 3000’lerden gelen Sümer (Kenger) ve Babil uygarlıklarının Dumuzi, Tammuz veya Marduk gibi Tanrılar’ı ilerleyen süreçlerde farklı bölgelerde Baal (Ba’al), Bil (B’il), Bel (B’el) gibi Tanrı isimlerine dönüştüler. (9894) M. Ö. 2500 – M. Ö. 2000’lere dayanan ve M. Ö. 1800’lerde yazıya geçirilen Babil yaratılış anlatısı “Enûma Eliş” destanında “İlu” kelimesi “Tanrı” anlamına gelirken, “İlani” kelimesi de “Tanrılar” anlamına gelmektedir. Destandan örnekler verecek olursak: “İlu Marduk akbal İlani” (Marduk, Tanrılar’ın akıllısı), “İlu Marduk” (Tanrı Marduk). Aynı dönemlere ait başka bir yazıtta ise şu geçmektedir: “Dingir en-líl il-su ìl-a-ba4 GURUŠ ì-li il-la-at-sú [na]-ra-am-dEN.ZU [d]a-núm LUGAL [ki-ib-r]a-tim [ar-ba-i]m” (Enlil, Tanrı’sı, İlaba, Tanrılar’ın genç adamı-O’nun destekçisi, Naram-Sin, güçlü, dört yönün kralı). (9895) M. Ö. 2000 – M. Ö. 1500’lerde Babilliler döneminde sembolü “Hilâl” olan Ay Tanrısı Sin’e Babilliler (ve devamında Asurlular), “İlu sa İlani” (Tanrılar’ın Tanrı’sı), “Sar İlani” (Tanrılar’ın Kral’ı) ve “Bel İlani” (Tanrılar’ın Rabb’i/Efendi’si) derlerdi. (9896) M. Ö. 2000’lere dayanan Kenanlılar’ın El adındaki Tanrı’sı vardı. (9897)
Kenan Tanrısı (putu) El, Aramice’ye Eloh (9898) veya Elaha (9899) ve İbranice’ye Eloah (9900) olarak geçmiştir. Kısacası Sümerce sırasıyla Akkadca, Kenanca ve Asurca’yı etkilemiştir, sonrasında bu üç dil de “yakın akraba” olan Aramice ve İbranice’yi etkilemiş (9901), bu iki dil de yine “akraba” olan Arapça’yı etkilemiştir (9902).
Arapça’daki ilah (put) isimleri olan Lat, El-Lat ve El-Latya kelimeleri Akkadca metinlerde geçen Kenan Tanrısı El’in dişil hali İlat’tan veya Allatum’dan türemiştir. (9903) Arapça’daki “İlah” kelimesi ise Aramice’deki “Elaha” (Eloh) kelimesinden türeme. (9904) Yine Arapça’da “İlah” kelimesinden “El- İlah” nitelemesi dildeki yerini almıştır ve “En büyük İlah/Tanrı” anlamına gelen “El- İlah” ise Arapça’da kolay söylenmesi için “Allah”a dönüşmüştür. Sonuç olarak “El-İlah” ve “Allah” kelimeleri “El”den oluşan “Ellat” ve “Elaha” kelimelerinden türemiştir. (9905)
“Allah” anlayışı (inancı) İslam-öncesi çoktanrılı Mekke dîninde belirsiz bir anlama sahipti. (9906) “Allah” veya “İlah” sözcüğü bir isim veya ünvândan ziyade bir sıfat olarak kullanılmış olabilirdi. (9907) İslam-öncesi çoktanrılı (müşrik) Mekke toplumunun yaklaşık 360 putu vardı ve en büyük putun ismi Allah’tı. Aralarında Allah’ın da bulunduğu bu putlar Kâbe’nin içinde tutulurdu. (9908) Güney Arabistan Tanrıları’ndan Lat, Menat ve Uzza, “Allah’ın kızları” olarak anılıyorlardı ve bu gerçek bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtilir. (9909)
Geleneksel İslam literatürü, Allah’ın müşrikler tarafından bilindiğini ve Hz. Muhammed (sav)’in babasının adının Abdullah (= Allah’ın kulu) olduğunu bildirir. Öte yandan Kuzey Ürdün’deki Ümm’ül- Cimal’de Hristiyanlar’ın İslam-öncesi dönemde “Allah” ismini kullandıkları, arkeolojik olarak kesin bir bilgidir. (9910) İslam-öncesi Arabistan’da insanlar, Allah isimli put da dahil olmak üzere – işlevi tam olarak belli olmayan – çeşitli putlara tapıyorlardı. Araştırmacılar arasında, Allah’ın Hubel putunun başka bir adı olduğu ve “Ay Tanrısı” olarak işlev gördüğü (İslam’ın sembolünün “Hilâl” oluşunu aklınızda tutun) fikri gittikçe ağırlık kazanmaktadır. (9911) Buna göre Kâbe, “Allah’ın mabedi” sayıldığı gibi zaten “Hubel’in mabedi” olarak da Kureyş’e hizmet etmişti. Bununla birlikte, yalnızca Kureyş Hubel’e taparken, diğer birçok kabile de Allah’a tapıyordu. Bu, Muhammed’in zamanından yaklaşık 100 yıl önce hâlâ geçerliydi. Ancak daha sonra Allah, Hubel tarafından Kureyş’ten kovuldu. (9912) (NOT: Hubel’in isminin sonunda da “-el” yani Kenan Tanrısı El’in olduğuna dikkat ediniz lütfen.)
Gerçekten de, İslam-öncesi Hristiyan bir Arap şair olan Adiyy ibn-i Zeyd el- İbadî el- Temimî (? – ?) tarafından bestelendiğinde bile erken dönem Arap şiirinde “El- İlah” ve “Allah”ın birbirinin yerine geçebilirliği vardır. (9913) Yani İslam-öncesi Arap şiirlerinde açıkça görülüyor ki, “Allah” ve “El- İlah” kelimeleri birbirinin yerine kullanılıyorlar ve aynı kelimelerdirler. Burdan da “Allah” isminin “El- İlah” ifadesinden başka birşey olmadığı, yani “Allah” isminin “kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı’nın özel ismi” falan değil, Arapça bir isim olduğu anlaşılıyor. Yani “insan dilinde” bir isim.
Bir Tanrı’nın adı olarak “Allah”ın kullanılması, 1. yy’da ortaya çıkıyor. Qaryat’el- Faw’dan Eski Güney Arap Alfabesi’yle yazılmış Eski Arapça bir yazıtta bu kelime zikrediliyor. (9914)
Bugünün Hristiyan Arapları’nda “Tanrı” için “Allah”tan başka bir kelime yoktur. (9915) Düşünün ki, bütün bir Hristiyan dünyası Tanrı’nın ismini “Yehova” olarak kabullenmişken ve hiçbir Hristiyan topluluk Tanrı’ya “Allah” demezken, ne hikmetse Hristiyan Araplar “Allah” derler. Sadece bu bile, “Allah” isminin Arapça bir kelime olduğunu anlamak için yeterlidir. Örneğin Arap Hristiyanlar, “Baba Tanrı” için “Allah’el- Eb” (الله الأب) terimini kullanırlar. “Oğul Tanrı” (Hz. İsa) için “Allah el- İbn” (الله الابن) ve “Kutsal Rûh Tanrı” için “Allah er- Rûh’ul- Quds” (الله الروح القدس) derler. (9916) Hatta, bir Avrupa ülkesi olan ve nüfûsunun nerdeyse tamamı Hristiyan Katolik olan Malta’da konuşulan Arapça kökenli Maltaca dili bile Tanrı için “Alla” ismini kullanır. Benzer şekilde, yukarıda da belirttiğimiz üzere, Asur Hristiyanları’nın dilinde Tanrı için Aramice kelime “Ĕlāhā” veya “Alaha”dır.
İslam-öncesi İncil’lerde, Kuzey ve Güney Arabistan’da İslam-öncesi dönemde Arap Hristiyanlar tarafından yazılan Yeni Ahit’in bazı keşfedilmiş Arapça versiyonlarının kanıtladığı gibi, Tanrı için kullanılan isim “Allah” idi. (9917)
Süryanice “Ĕlāhā” kelimesi, Güney Arabistan’daki Hristiyan “şehîdler”in raporlarında ve isim listelerinde (9918), ayrıca Himyar ve Aksum krallıkları döneminden Hristiyan “şehîdler”in isimlerinin Antik Süryanice belgelerinde bulunabilir (9919).
Arap muhaddis ve siyer müellifi İbn-i İshaq ya da tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed ibn-i İshaq bin Yesâr bin Xiyar el- Muttalibî el- Qureyşî el- Medenî (704 – 67)’nin biyografisinde, 523 yılında Necran’da “Allah benim Rabb’imdir” yazılı bir yüzük taktığı için “şehîd” olan Abdullah ibn-i ebû Bekr ibn-i Muhammed adında bir Hristiyan lider vardır. (9920)
512 yılına tarihlenen bir “Hristiyan şehîdliği” yazıtında “El- İlahe” (الاله)’ye yapılan âtıflar hem Arapça hem de Aramice olarak bulunabilir. (9921) Kitabe, “El- İlah’ın yardımıyla” ifadesiyle başlamaktadır. (9922)
Filistin kökenli ABD’li İslam ve Arap bilimleri profesörü İrfan Arif Şehîd (1926 – 2016), İslam-öncesi Arap Hristiyanlar’ın birbirlerini savaşa çağırmak için “Yâ İbadullah!” (Ey Allah’ın kulları!) savaş nârâları attıklarını belirtiyor. (9923) İrfan Şehîd bunu, Arap Kureyş kökenli İranlı tarihçi, yazar, şair ve bestekâr Ebû’l- Farac Ali ibn-i Hûseyn el- Qureyşî el- İsfahanî (897 – 967)’nin 10. yy ansiklopedik koleksiyonu olan “Kitab’el- Ağanî” (Şarkılar Kitabı) adlı eserinden (9924) alıntı yaparak söylüyor. 10. yy Müslüman âlimi Arap muhaddis ve tarihçi Ebû Abdullah Muhammed bin İmran bin Musa bin Said bin Abdullah el- Marzubanî (909 – 94)’nin bildirdiğine göre, Suriye ve Kuzey Arabistan’daki bazı Ğassanî ve Tanuxid şairlerinin İslam-öncesi Hristiyan şiirlerinde “Allah”tan bahsedilmiştir. (9925)
Biliyorum, bu anlattıklarımız Müslümanlar’ın pek hoşuna gitmeyecek, fakat tarih, kuşkusuz gölgenin ötesinde, İslam Peygamberi Muhammed’in zamanından önce putperest Araplar’ın dahi, “Baş Tanrı”larını “Allah” adıyla andıklarını ve hatta bir bakıma O’nun birliğini ilan ettiğini ortaya koyuyor. Putperest Araplar arasında “Allah” terimi ve en büyük put olan Allah putu, 360 putlarıyla, panteonun merkezi olan Kâbe’yi göstermektedir. (9926) Müslümanlar’ın çoğu bunlar söylendiğinde öfkelense de, yazılı birçok belge göstermektedir ki, Arap putperestler zaten Muhammed gelmeden önce de Kâbe’ye ibadet ediyorlardı. İnançlılar bu söyleme karşı öfkelenseler de, maalesef “tarih” onların tarafında değildir. İslam-öncesi Arap edebiyatı bunu kanıtlamıştır. (9927)
Evet…
Gördüğünüz gibi, sevgili Müslümanlar, gördüğünüz gibi Allah da, bütün bir kâinatı yaratmış olan Yüce Yaratıcı’nın “özel ismi” falan değil. Böyle saçmasapan ve gülünç söylemleri bırakın artık. Çocukça oluyor yani.
“İlah”, Arapça’da “Tanrı” demek. Ve kelimenin kökeni de eski Kenan Tanrısı El’e dayanmaktadır. Arapça’daki “el-” artikeli, tıpkı İngilizce’deki “the” ve Almanca’daki “der, die, das” artikeli gibi olup, tanımladığı cismi özelleştirir. Çoktanrılı (müşrik) Araplar “İlah” derken “Tanrı” kelimesini kastederken, başına artikel getirip “El- İlah” (Allah) dediklerinde ise “En büyük Tanrı”yı yani “Baş Tanrı”yı kastetmişlerdir.
Arapça’daki bu “el-” artikeli, aynı şekilde İspanyolca’da da mevcuttur ve aynı fonksiyonu görür. Örneğin İspanya’da “clásico” kelimesi “klasik” anlamına gelir ve geleneksel olarak tekrarlanan olayları, karşılaşmaları tanımlar. Fakat “El Clásico” dendiğinde, ülkenin en büyük iki futbol takımı arasındaki FC Barcelona – Real Madrid maçlarını ifade eder. (9928) Tıpkı İslam-öncesi müşrik Arap toplumunun “İlah” kelimesini “Tanrı” anlamında kullanmaları, “El- İlah” (Allah) dediklerinde ise en büyük Tanrı’yı kastetmeleri gibi.
Bütün hikâye bu.
Ve “Tanrı” kelimesinin İbranice’de “Eloh”, Arapça’da “İlah” şeklinde olmasının yegâne sebebi de, Kenan Tanrısı El’den dolayıdır. Özel olarak bir Tanrı’nın (Kenan Tanrısı) ismi olan El, İbranice ve Arapça’ya “cins isim” olarak “Tanrı” kelimesinin karşılığı olarak girmiştir.
Bir dilde, bir cismin, varlığın, olayın veya ürünün ismi, onlar arasındaki en ünlü ve kendisiyle en fazla hemhâl olunan ismiyle müsemmâ olabilir. Toplumun münasebeti en çok hangisiyle fazlaysa, onun özel ismi, genel olarak o şeylerin tümünün cins ismi olarak o dile yerleşebilir.
Bunlar dünyadaki hemen her dilde yaşanan “kelime oluşumları”dır. Bizim toplumumuzun konuştuğu dillerde de (Türkçe ve Kürtçe) bu tür “kelime oluşumları” yaşanmıştır. Örneğin Türkçe’de, ince çelikten yapılmış iki yanı ya da tek yanı keskin traş bıçağına “jilet” diyoruz. Yani bunu o ürünün cins ismi, o şeyin ismi olarak kullanıyoruz. Halbuki “Gillette” (okunuşu Jilet), bir markanın ismidir, bir traş bıçağı markasıdır ve bu ürünü icad eden ABD’li işadamı ve kâşif King Camp Gillette (1855 – 1932)’in soyadını taşımaktadır. (9929) Fakat bizim toplumda en çok bu marka tüketildiği için veya bu markayla birlikte tanındığı için, biz o ürünün kendisine “jilet” (= gillette) dedik ve böylece Türkçe’de “jilet” kelimesi o bıçağın cins ismi oldu. Böyle olduğundan, Türkiye’de jenerik marka olarak başka firmaların ürünlerine de “jilet” denilmektedir.
Aynı şey, “Sana” adlı markanın ürettiği yağlarda da yaşanmıştır. “Sana” aslında bir marka adıdır (9930), ama bizde zamanında çok tüketildiği için, o yağın cins ismi olarak “sana yağı” ifadesi dile yerleşti. Ben hatırlıyorum; çocukluğumda memleketteyken, ablalarım beni, “Git çarşıdan sana yağı al gel” diyerek beni çarşıya gönderirlerdi. Onlar elbette özel olarak bir markanın yağını almamı istemiyorlardı, onlar sadece o yağı almamı istiyorlardı ve o yağın ismi olarak “sana yağı” diyorlardı, markası olarak değil.
Bunun gibi, aslında bir çamaşır deterjanı markası olan “Mintax”tan dolayı da Anadolu’da eskiden (benim çocukluğumda) “mintaks” kelimesi “deterjan” anlamında kullanılıyordu. Şimdi bu değişti ama. Fakat “sana yağı” terimi Anadolu’da, özellikle de kırsal bölgelerde ve bizim Doğu illerinde hâlâ kullanılıyor.
Bir dîn veya inanç ile ortaya çıkan toplumlar, ürettikleri bu inanç sisteminin tüm teolojisini de kendi anadilleriyle oluştururlar. Bir toplum hangi dili konuşuyorsa, konuştuğu dil hangisiyse, bütün bir kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’ya da o dilde bir isim verir ve Tanrı’yı kendi verdiği, kendi anadilinde verdiği o isimle tanımlar. Bunda anormal ya da mantıksız olan hiçbir durum yoktur. Fakat normal olmayan, tamamen mantıksız, absürd, saçma hatta gülünç olan, hepsi de insanların konuştuğu yani beşer ürünü olan dillere ait bu isimlerden birini (hangisi olursa olsun) alıp, bunun, bu ismin, insanların verdiği bir isim olmadığını, bu ismin, bütün bir kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’nın kendi kendisine verdiği “özel bir isim” olduğunu, dolayısıyla bu isim dışındaki tüm isimlerde Yaratıcı’yı tanımlamanın yanlış olacağını, sadece bu isimde zikredilirse gerçekten Yüce Yaratıcı’nın anılmış olacağını iddiâ etmektir. Böylesine akıldışı, saçmasapan ve gülünç bir söylem; Yahudîler ve Hristiyanlar tarafından “Yehova” (Yahwe) ismi için, bir de – Kur’ân-ı Kerîm’de böyle birşey söylenmemesine rağmen – Müslümanlar tarafından “Allah” (El- İlah) ismi için dile getirilmektedir. Garip ve anlaşılmaz bir şekilde, Yahudîler ve Hristiyanlar “Yehova” isminin, Müslümanlar da “Allah” isminin Yüce Yaratıcı’nın “özel ismi” olduğuna inanmakta, böyle söylemektedirler.
Halbuki her iki isim de “insan dili”ne ait isimlerdir. Bu isimlerden biri (Yehova) İbranice, biri de (Allah) Arapça’dır.
Bu düşünce / söylem, sadece gülünç değil, aynı zamanda tehlikelidir de.
Neden mi tehlikelidir? Bunu şimdi birazdan meleklerin ve peygamberlerin isimlerinin etimolojisini yaptığımızda, göreceksiniz.
Şayet, Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın yaptığı gibi, “Yehova, Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” derseniz, yahut Müslümanlar’ın yaptığı gibi, “Allah, Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” derseniz, o zaman savunduğunuz dîni ve inandığınız kutsal kitabı “yalancı” durumuna düşürürsünüz. Çünkü şayet bunu söylüyor ama meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde başka bir Tanrı ismi varsa, bu durumda ya siz saçmalıyorsunuzdur ya da inandığınız kitap yalan söylüyor demektir. Çünkü bu durumda, tüm meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde o Tanrı’nın isminin olması gerekir.
Peki öyle midir?
Bütün meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde Yehova’nın adı mı var? Eğer yoksa, hatta olmadığı gibi başka bir Tanrı adı varsa, o zaman Yehova’nın Tanrı’nın “özel ismi” olduğunu söylemekle saçmalıyorsunuz demektir. Yok eğer gerçekten de Yehova Tanrı’nın özel ismi ise, o zaman da meleklerin kendisine bağlı olduğunu ve tüm peygamberleri o Tanrı’nın gönderdiğini söyleyen Tevrat ve İncil – hâşâ – yalan söylüyor demektir. Öyle değil mi?
Bütün meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde Allah’ın adı mı var? Eğer yoksa, hatta olmadığı gibi başka bir Tanrı adı varsa, o zaman Allah’ın Tanrı’nın “özel ismi” olduğunu söylemekle saçmalıyorsunuz demektir. Yok eğer gerçekten de Allah Tanrı’nın özel ismi ise, o zaman da meleklerin kendisine bağlı olduğunu ve tüm peygamberleri o Tanrı’nın gönderdiğini söyleyen Kur’ân – hâşâ – yalan söylüyor demektir. Öyle değil mi?
Şimdi, sohbetin başından beri arada bir hatırlattığım, “Bunu birazdan daha detaylı biçimde göstereceğim” dediğim konuya geleyim. Bakalım meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde hangi Tanrı’nın adı var?
Önce meleklerden başlayalım:
● Gabriel / Cebrail → isminin anlamı: “Tanrı Benim Gücümdür” (9931) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Samael / Azrail → isminin anlamı: “Tanrı’nın Zehiri” (9932) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Mixael / Mikail → isminin anlamı: “Kim Tanrı Gibidir?” (9933) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Rafael / İsrafil → isminin anlamı: “İyileştiren Tanrı’dır” (9934) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Yofiel → isminin anlamı “Tanrı’nın Güzeli” (9935) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Uriel → isminin anlamı: “Tanrı Benim Işığımdır” (9936) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
Gördüğünüz gibi, bütün meleklerin isimlerinde Kenan Tanrısı El var. Hiçbirinin isminde Yehova yok, hiçbirinin isminde Allah yok.
El, Eski Kenan Tanrısı’dır ve bir puttur. Tıpkı Eski Araplar’ın tapındığı Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi putlar gibidir ve zaten o putların babasıdır, yani annelerinin kocasıdır. Konu çok önemli ve hassas olduğu için, Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in bizzat fotoğrafını bir kez daha aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (9937)
Burada sormamız gereken soru şu: Kâinatın ve içindeki her şeyin yaratıcısı olduğuna imân ettiğimiz Yüce Yaratıcı’ya (Tevrat’ta Yehova, Kur’ân’da Allah) bağlı olduklarına ve O’nun hizmetinde bulunduklarına inandığımız meleklerin isimlerinde, neden Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismi var?
Bu çok önemli bir sorudur ve yanıtlanması gerekir.
Semavî dînlere ait kutsal kitaplara baktığımız zaman, Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân’da da “Cebrail’i biz gönderdik” diyor (9938) ama Cebrail (Gabriel)’in – ve diğer tüm meleklerin de – isimlerinde ne Yehova var ne Allah; Kenan Tanrısı El var.
Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) vahiy meleği olan Cebrail (Gabriel)’in ismi “Tanrı Benim Gücümdür” anlamına geliyor (9939); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.
Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) tabiât meleği olan Mikail (Mixael)’in ismi “Kim Tanrı Gibidir?” anlamına geliyor (9940); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.
Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) ölüm meleği olan Azrail (Samael)’in ismi “Tanrı’nın Zehiri” anlamına geliyor (9941); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.
Semavî dînlerdeki (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) sûr meleği olan İsrafil (Rafael)’in ismi “İyileştiren Tanrı’dır” anlamına geliyor (9942); ama buradaki “Tanrı” ne Allah’tır ne de Yehova, Kenan Tanrısı ve bir put olan El’dir.
Bu hakikaten çok garip bir durumdur.
Şayet bu melekler, Tevrat ve İncil’de belirtildiği gibi Yehova’ya bağlı ve O’nun hizmetinde melekler olsaydılar, o zaman isimlerinin “Gabriyah”, “Mixayah”, “Samayah”, “Rafayah” şeklinde olması gerekirdi. Şayet bu melekler, Kur’ân’da belirtildiği gibi Allah’a bağlı ve O’nun hizmetinde melekler olsaydılar, o zaman da isimlerinin “Cebrullah”, “Mikaullah”, “Azrullah”, “İsrafullah” şeklinde olması gerekirdi.
Ama isimleri Cebrail (Gabriel), Azrail (Samael), Mikail (Mixael), İsrafil (Rafael) şeklinde ve isimlerinde ne Allah var ne Yehova; isimlerinde Kenan Tanrısı ve bir put olan El var.
Garip olan, kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’da da bu isimlerin bu şekilde, Cebrail (Gabriel), Azrail (Samael), Mikail (Mixael), İsrafil (Rafael) şeklinde, yani Kenan putu El’in ismine zimmetli haliyle zikrediliyor oluşudur. Yani hem Tevrat, İncil ve Kur’ân’da Tanrı “Bunlar benim meleklerim”, “Bu melekleri ben gönderdim”, “Bu melekler bana hizmet ediyor” diyor, hem de zikrettiği meleklerin isimleri Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El’in ismine zimmetli. İsimlerinde Allah veya Yehova yok, Eski Kenan Tanrısı ve bir put olan El var.
Bu durum hem çok garip ve tuhaf, hem de düşündürücü ve sorgulatıcıdır.
Yahudîler, Hristiyanlar ve Müslümanlar, bu durumu izah etmek zorundadırlar. Buna doğru, mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama getirmek zorundadırlar.
Fakat kanımca, bunu yapamazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, istedikleri kadar kelimelere takla attırıp âyetleri eğip büksünler, bu duruma hiçbir şekilde açıklama getiremezler.
Semavî dînlerin Tanrı’sına (Tevrat’ta Yehova, Kur’ân’da Allah) bağlı olduklarına ve O’nun hizmetinde bulunduklarına inandığımız meleklerin isimlerinde, örneğin Eski Yunan Tanrısı Zeus’un ya da Eski Viking Tanrısı Odin’in ismi olmuş olsaydı, bu duruma karşı ne düşünürdük?
İşte Eski Kenan Tanrısı El’in isminin olması da aynen böyledir.
Burada söylediğim hiçbir şey “yorum” değildir ve “yorum” olarak addedilecek tek bir cümlem dahi yoktur. Dürüst olmak gerekirse, en ufak bir yorum yapmaya korkuyorum da. Burada söylediklerim tamamen nesnel, olgusal bir durumdur ve var olan bir gerçeği yalın haliyle önünüze seriyorum.
Bu gerçek karşısında, önümüzde sadece iki yol bulunuyor. Üçüncü bir yol yoktur:
1 – Ya: “Yehova / Yahwe, tüm kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” veya “Allah, tüm kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” gibi saçmalıkları seslendirmekten vazgeçeceksiniz. Yani “Yahwe” ve “Allah” isimlerinin, tıpkı Türkçe’deki “Tanrı”, Kürtçe’deki “Xwedê”, Farsça’daki “Xuda”, Bengalce’deki “Dêbata”, İspanyolca’daki “Dios”, Fransızca’daki “Dieu”, Almanca’daki “Gott”, İngilizce’deki “God” gibi olduğunu ve onların İbranice / Arapça karşılığı olduğunu kabul edeceksiniz. Yani Türkçe yazılarımda ve Türkçe konuşmalarımda “Tanrı” dediğimde, hemen “küçük enişte” edâsıyla zıplayıp “Ne Tanrı’sı? Allah diyeceksin, Allah” diye bana ayar çekmeye kalkmayacaksınız. Çünkü Türkçe konuştuğum zaman “Tanrı” derim, Kürtçe konuştuğum zaman “Xwedê” derim, Almanca konuştuğum zaman “Gott” derim, ama üzülmeyin, Arapça konuştuğum zaman da “Allah” derim. Zirâ hepsi aynı kelimedir, aynı anlama gelir. Fakat sizin Tanrı’nız sadece İbranice / Arapça biliyorsa, bizim konuştuğumuz dilleri bilmiyorsa, o zaman konuştuklarımı siz bir zahmet kendisine tercüme edersiniz, olur mu azîz dîn kardeşlerim?
2 – Ya da: Tanrı’nın bize bahşettiği en büyük nimetlerden biri olan “akıl” denen melekeden biraz olsun nasiplenmiş herkesin anlayabileceği bu gerçeği siz hâlâ anlamamakta ısrar ediyorsanız (ki bunu beklerim; nitekim onların arasındaki bir birey olarak gözlemim, özellikle dînî konularda onların ezberleriyle uyuşmayan birşey anlattığın zaman, Müslümanlar seni anlamak için değil anlamamak için çaba gösterirler; bu duruma özellikle “kadın peygamberler” meselesinde net biçimde şahîd oldum), şayet hâlâ hâlâ “Yehova, Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” yahut “Allah, Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir” diyorsanız, o zaman sizin dîniniz yalan bir dîn demektir ve inandığınız kutsal kitap doğu bilgi vermiyor demektir. Bunun başka bir açıklaması olamaz.
Şimdi de peygamberlerin isimlerine bakalım…
Tevrat ve İncil’in Tanrısı Yehova, peygamberlerin kendisi tarafından gönderildiğini söylüyor ve “benim peygamberlerim” diyor. Kur’ân’ın Tanrısı Allah da, peygamberlerin kendisi tarafından gönderildiğini söylüyor ve “benim peygamberlerim” diyor.
Bakalım peygamberlerin isimlerinde hangi Tanrı adı var (kronolojik ve tarihsel sıraya göre gidiyorum):
● Abel / Habil → isminin anlamı: “Nefes” (9943) veya “Oğul” (9944) veya “Çiftçi” (9945) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Mahalalel / Mehalail → isminin anlamı: “Tanrı’nın Parlayanı” (9946) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● İşmael / İsmail → isminin anlamı: “Tanrı İşitir” (9947) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● İsrael / İsrail → isminin anlamı: “Tanrı’nın Yolunda” (9948) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Yoxebed → isminin anlamı: “Tanrı En Güçlüdür” veya “Tanrı En Büyüktür” (9949) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yoşua / Yuşa → isminin anlamı: “Tanrı Kurtuluştur” (9950) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Eldad / İldad → isminin anlamı: “Tanrı Sevgilidir” (9951) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Eli → isminin anlamı: “Yukarıda” veya “Benim Tanrım” (9952) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Elqanah → isminin anlamı: “Tanrı Yarattı” (9953) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Samuel / Şemuil → isminin anlamı: “Tanrı Ayarladı” veya “Tanrı Rahme Yerleştirdi” (9954) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Baraxiel → isminin anlamı: “Tanrı Kutsadı” (9955) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Elihu → isminin anlamı: “O Benim Tanrımdır” (9956) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Şemayah → isminin anlamı: “Tanrı Duydu” (9957) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yehu → isminin anlamı: “Tanrı O’dur” (9958) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yahaziel → isminin anlamı: “Tanrı Görür” (9959) veya “Tanrı Bakar” (9960) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Eliezer → isminin anlamı: “Tanrı’nın Yardımı” (9961) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Ahiyah → isminin anlamı: “Tanrı’nın Kardeşi” (9962) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Mixayah → isminin anlamı: “Kim Tanrı Gibidir?” (9963) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Obadiyah / Ubeydiye → isminin anlamı: “Tanrı’nın Kulu” veya “Tanrı’nın Kölesi” (9964) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Azariyah / Azeriye → isminin anlamı: “Tanrı Yardım Etti” (9965) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Nehemya → isminin anlamı: “Tanrı’nın Rahatlığı” (9966) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Nadya → isminin anlamı: “Tanrı’yla Buluşan” (9967) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Eliyah / İlyas → isminin anlamı: “Benim Tanrım Yehova’dır” (9968) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Elişa / Elyasa → isminin anlamı: “Tanrı Benim Kurtuluşumdur” (9969) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● İşaya → isminin anlamı: “Tanrı Kurtuluştur” (9970) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yeremya → isminin anlamı: “Tanrı Yücedir” (9971) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Zefanya → isminin anlamı: “Tanrı’nın Gizlediği” (9972) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Hezekiel / Ezekiel → isminin anlamı: “Tanrı Güçlüdür” (9973) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Uriyah → isminin anlamı: “Tanrı Benim Işığımdır” (9974) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Neriyah → isminin anlamı: “Tanrı Benim Lambamdır” (9975) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Serayah → isminin anlamı: “Tanrı Hayatta Kalır” (9976) veya “Tanrı Hükmeder” (9977) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yoel → isminin anlamı: “Tanrı Yehova’dır” (9978) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Daniel → isminin anlamı: “Tanrı Benim Yargıcımdır” (9979) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Yoaxim → isminin anlamı: “Tanrı’nın Yücelttiği Kişi” (9980) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Zaxariya / Zekeriya → isminin anlamı: “Tanrı Hatırlar” (9981) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Elizabeth → isminin anlamı: “Tanrı Zengindir” (9982) → ismindeki Tanrı: Kenan Tanrısı EL
● Yoxanan / Yahya → isminin anlamı: “Tanrı Lütfetti” (9983) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
● Yeşua / İsa → isminin anlamı: “Tanrı Kurtuluştur” (9984) → ismindeki Tanrı: YEHOVA
Evet…
Gördüğünüz gibi, sevgili Müslümanlar, peygamberlerin isimlerinde ya Kenan Tanrısı El’in adı var ya da İsrail Ulusal Tanrısı Yehova’nın. Bir tane bile peyamberin isminde Allah adı yok. Ne bir tane meleğin isminde Allah var, ne de bir tane peygamberin.
Peki biz bu durumu nasıl anlamalıyız? “Bu melekler bana bağlıdırlar” diyen, bizim kutsal kitabımız Kur’ân’ın Tanrısı Allah değil mi? “Bu peygamberlerin hepsini ben gönderdim” diyen aynı Allah değil mi? Madem ki “Allah” o Tanrı’nın “özel ismi”dir (hani siz böyle söylüyorsunuz ya), o zaman neden isimlerinde başka Tanrı adları var, neden El veya Yehova var?
Allah Kur’ân’da “Cebrail’i ben gönderdim” diyor mu? Diyor. İyi ama, “Cebrail”in isminin anlamı “(Kenan Tanrısı) El benim gücümdür”. Üstelik Kur’ân’da Cebrail aynen bu ismiyle zikrediliyor, içinde Kenan Tanrısı El olduğu haliyle.
Allah Kur’ân’da “Sonra onlara İsmail’i müjdeledik” diyor mu? Diyor. İyi ama, “İsmail”in isminin anlamı “(Kenan Tanrısı) El işitir”. Üstelik Kur’ân’da İsmail aynen bu ismiyle zikrediliyor, içinde Kenan Tanrısı El olduğu haliyle.
Allah Kur’ân’da “Zekeriya benim gönderdiğim peygamberdir” diyor mu? Diyor. İyi ama, “Zekeriya”nın isminin anlamı “Yehova hatırlar”. Üstelik Kur’ân’da Zekeriya aynen bu ismiyle zikrediliyor, içinde Yehova olduğu haliyle.
Allah Kur’ân’da “Yahya benim gönderdiğim peygamberdir”, “İsa benim gönderdiğim peygamberdir” diyor mu? Diyor. İyi ama, “Yahya” isminin anlamı “Yehova lütfetti” ve “İsa”nın isminin anlamı “Yehova kurtuluştur”. Üstelik Kur’ân’da Yahya ve İsa aynen bu isimleriyle zikrediliyor, içinde Yehova olduğu haliyle.
Şimdi… Sizin söylediğiniz, “Allah, kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı’nın özel ismidir”, “Allah bir cins isim değildir, Türkçe’deki ‘Tanrı’ kelimesinin karşılığı değildir; o özel bir isimdir, Allah’ın kendine has özel ismidir” düşüncesinin (aslında düşüncesizliğinin) bir an için doğru olduğunu varsayalım. Bu durumda İslam’ın yalan bir dîn ve Kur’ân’ın – hâşâ – yalan söyleyen bir kitap olduğunu söylemiş olmuyor musunuz?
Eğer sizin bu inancınız, “Allah yaratanın özel ismidir” söyleminiz doğruysa, o zaman Kur’ân doğru bilgi vermiyor demektir. Çünkü bu durumda, meleklerin ve peygamberlerin isimlerinde El veya Yehova değil, Allah adının olması gerekirdi. Ama yok. Hiçbirinde yok. Bir tanesinde bile yok.
Elbette ki kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in doğru anlatmadığını söylemiyoruz. Bunu imâ dahi etmiyoruz. Fakat siz kendi kafanızdan öyle abuk sabuk şeyler icad etmiş ve bunu “itikadî esaslar” diye toplumun beynine zerketmişsiniz ki, İslam dînini ve Kur’ân’ın anlatımlarını bizzat siz zor durumda bırakıyorsunuz.
Umarım bu anlattıklarım çarpıtılmaz, meramımın dışında yorumlanıp bana karşı kullanılmaz. Çünkü kötü kalpli ve hastalıklı tipler çok. İlmî meselelerde en güvenilmez topluluk, üzülerek söylemem gerekir ki, günümüzdeki Müslümanlar’dır. Kendim de hayatım boyunca dîndar bir Müslüman olarak yaşamış biri olarak hiç çekinmeden açık açık söylüyorum ki, Müslümanlar, dünyanın en güvenilmez ve kötücül toplumu. Yukarıda da söylediğim gibi, özellikle dînî konularda onların ezberleriyle uyuşmayan birşey anlattığın zaman, Müslümanlar seni anlamak için değil anlamamak için çaba gösterirler. Bu duruma özellikle “kadın peygamberler” meselesinde net biçimde şahîd oldum.
Ben burada İslam’ın – hâşâ – yalan bir dîn olduğunu, Kur’ân’ın – hâşâ – doğru bilgi vermediğini söylemiyorum. Bilakis, ortaya koydukları anlamsız tavırlarla, taşıdıkları garip inançlar ve ağızlarından çıkan saçmasapan söylemlerle, İslam’ı ve Kur’ân’ı bu duruma düşüren, bizatihi Müslümanlar’ın kendisidir.
Bir ara – sözümona – “hoca” diye geçinen birinin vaaz videosuna denk gelmiştim. İsmi İlyas idi hocanın, soyadı aklımda değil. “İlyas Hoca” diyorlardı. Karadenizli idi. Vaazında, cemaate şöyle diyordu:
“Bizim bir tek ilahımız var, o da Allah’tır. Rabbimiz’in tek ismi budur. Yehova bizim ilahımız değil, o Yahudîler’in Tanrı’sı. Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın Yehova’sı onların olsun. Bizim Allah’ımız bize yeter.”
Oturduğum yerde kahkaha atmıştım.
Bunları söyleyen hocanın ismi İlyas ve kendi ismi bile “Benim Tanrım Yehova’dır” anlamına geliyor.
Düşünün; “Bizim bir tek ilahımız var, o da Allah’tır. Rabbimiz’in tek ismi budur. Yehova bizim ilahımız değil, o Yahudîler’in Tanrı’sı. Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın Yehova’sı onların olsun. Bizim Allah’ımız bize yeter” diyen bu hocanın kendi ismi “İlyas” bile “Benim Tanrım Yehova’dır” demek.
Güler misin ağlar mısın?
■ Tanrı’nın Özel İsmi Olmaz (Aklî Deliller)
Garip ve anlaşılmaz bir şekilde, Yahudîler ve Hristiyanlar “Yehova” isminin, Müslümanlar da “Allah” isminin Yüce Yaratıcı’nın “özel ismi” olduğuna inanmakta, böyle söylemektedirler.
Hakikaten gülünç bir söylemdir bu. Böylesine gülünç ve saçma bir söylem olduğu halde, neden Yahudîler, Hristiyanlar ve Müslümanlar böyle bir inanca sahipler, bunu anlamak, anlamlandırabilmek gerçekten zor.
Halbuki her iki isim de “insan dili”ne ait isimlerdir. Bu isimlerden biri (Yehova) İbranice, biri de (Allah) Arapça’dır.
Kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı, neden bir “özel isim” taşıma ihtiyacı hissetsin ki? Sebep nedir? Başka Yaratıcı’lar da var da, kendisini onlardan ayırtedelim diye mi “özel isim” taşıyor? Yoksa her gezegenin farklı bir Yaratıcı’sı var da, bizimkinin O olduğunu bilelim diye mi? Hadi Yaratıcı “özel isim” taşıyor diyelim; peki neden kendisine “özel isim” olarak, bizzat kendi yarattığı insan denen canlı türünün konuştuğu bir dilde isim seçmiş? Üstelik bu insan dilleri de (İbranice ve Arapça), yine insanlar arasında en geç ortaya çıkmış iki dil. Nitekim İbranice’nin de Arapça’nın da tarihleri o kadar da eski değil. Nerdeyse en geç bir tarihte ortaya çıkmış diller. Dünyada onlardan çok daha kadim bir geçmişi olan yüzlerce dil var. Bu diller (İbranice ve Arapça) ortaya çıkmadan önce, Tanrı isimsiz miydi veya sadece “göbek ismiyle” mi duruyordu?
Öncelikle “özel isim” nedir, ne için vardır ve ne işe yarar, onu bilmemiz gerekiyor. Bir varlık, canlı, neden “özel isim” taşır?
Şu net gerçek bilinmeden, konu anlaşılmaz: Özel isim; bir varlığı, kendisinden farklı türlerden değil, kendisiyle aynı türdeki diğer varlıklardan ayırtetmek içindir. Dolayısıyla bir varlık için “özel isim” ihtiyacı, aynı türdeki diğer varlıkların da varlığı halinde gerekli bir gereksinim olur.
Daha da açarsak: Örneğin biz insanlar “özel isimler” taşıyoruz. “İbrahim”, “Şeyhmus”, “Zozan”, “Mert”, “Efe”, “Goncagül”, “Rosa”, “Tanja”, “Helga”, “Hans”, “Roberto”, “İvan” gibi. Neden? Çünkü dünyada sadece bir tane insan yaşamıyor, 8 milyar insan yaşıyor. Yani aynı türdeki varlıktan 8 milyar tane var. Dolayısıyla bunların her birini tanımlayabilmek, bunları birbirinden ayırtedebilmek için, her birine bir “özel isim” gereklidir.
Ama dikkat edin: Her insanın taşıdığı “özel isim”, onu farklı türdeki canlılar olan hayvanlardan ve bitkilerden ayırtedebilmek için değil, kendisiyle aynı türdeki diğer insanlardan ayırtedebilmek içindir. Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi, özel isim; bir varlığı, kendisinden farklı türlerden değil, kendisiyle aynı türdeki diğer varlıklardan ayırtetmek içindir.
Örneğin benim özel ismim neden “İbrahim Sediyani”? Dahası, “İbrahim Sediyani” diye özel bir isim taşımaya niye ihtiyaç duyuyorum? Beni hayvanlardan ve bitkilerden ayırtedebilsinler diye mi? Hayır, beni diğer insanlardan ayırtedebilsinler diye.
Şayet yeryüzünde yaşayan tek insan olsaydım, o zaman “İbrahim Sediyani” diye özel bir isim taşımama gerek kalmazdı. Beni tanımlamak için “İnsan” denmesi yeterli olurdu. Yeterli olurdu, çünkü benden başka insan yok! Haliyle “İnsan” denildiğinde kastedilen zaten ben olurdum.
İşte konunun başından beri, kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Tanrı için “özel ismi var” söyleminin saçmalık olduğunu söylememizin sebebi budur. “Yüce Yaratıcı’nın özel ismi var ve bu isim Yehova’dır” veya “Yüce Yaratıcı’nın özel ismi var ve bu isim Allah’tır” demek, her şeyden önce Tek Tanrı inancına aykırıdır, yani aslında şirktir.
Çünkü böyle söylediğinizde, birden fazla Tanrılar olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz. Zirâ Tanrı için “özel isim” ihtiyacı, ancak O’nun haricinde başka Tanrılar’ın da varlığıyla anlamlı olabilir.
Ama Tanrı zaten tek. O’ndan başka Tanrı yok. Tanrı tek olduğuna ve O’ndan başka Tanrılar olmadığına göre, neden “özel isme” ihtiyaç duysun ki?
Tanrı tek olduğu için ve O’ndan başka Tanrılar olmadığı için, kendisini anarken “Tanrı” (Allah, Eloh, Xwedê, God) demeniz yeterlidir. Yani kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı’yı anarken, Arapça “Allah”, İbranice “Eloh”, Kürtçe “Xwedê”, Farsça “Xuda”, Türkçe “Tanrı”, Bengalce “Dêbata”, İspanyolca “Dios”, Fransızca “Dieu”, Almanca “Gott”, İngilizce “God” demeniz yeterlidir. Çünkü zaten bir tane Tanrı var ve dolayısıyla siz “Tanrı” dediğinizde zaten O’nu kastetmiş olursunuz.
“Allah” (Arapça), “Eloh” (İbranice), “Xwedê” (Kürtçe), “Xuda” (Farsça), “Tanrı” (Türkçe), “Ğmerto” (Gürcüce), “Astvats” (Ermenice), “Raba” (Pencabî), “Dêbata” (Bengalce), “Eeşvar” (Hintçe), “Bhagavāna” (Gujarati ve Nepalce), “Preah” (Xmerce), “Phracêā” (Thayca), “Chúa” (Vietnamca), “Tuhan” (Malayca ve Endonezce), “Te Atua” (Maori dili), “Kami” (Japonca), “Hananim” (Korece), “Şén” (Çince), “Burxan” (Moğolca), “Bog” (Rusça ve Bulgarca), “Dumnezeu” (Romence), “Zeós” (Yunanca), “Zoti” (Arnavutça), “Isten” (Macarca), “Guð” (İzlandaca), “Dia” (İrce), “Dhia” (İskoçça), “God” (İngilizce), “Jumala” (Fince), “Gud” (Danca), “Gott” (Almanca), “Dieu” (Fransızca), “Jainkona” (Baskça), “Dios” (İspanyolca), “Alla” (Maltaca), “Mawu” (Ewece), “Mana” (Kinyarwanda), “Katonda” (Luganda), “Modimo” (Sesotho), “Mungu” (Swahili), “Xikwembu” (Tsonga), “uThixo” (Xoisaca), “Olorun” (Yarubaca), “uNkulunkulu” (Zuluca); bütün bunların hepsi de aynıdır, aynı kelimedir.
İster “Tanrı” deyin ister “Allah”, ikisi de aynıdır, aynı şeydir. Dolayısıyla ““Ne demek Tanrı? Allah diyeceksin, Allah!” gibi çıkışlar, absürd hatta gülünç tavırlardır.
Eski antik uygarlıklar, çoktanrılı oldukları için (Savaş Tanrısı, İklim Tanrısı, Tarım ve Bereket Tanrısı, Doğum Tanrısı, Ölüm Tanrısı, Adalet Tanrısı vs…), onlarda her bir Tanrı’nın “özel ismi” vardı. Bu doğaldı, çünkü bir değil birden fazla Tanrılar olduğu için, bunları birbirinden ayırtedebilmek, onları tanımlayabilmek için böyle bir gereksinim bulunuyordu. Çünkü az önce de dediğimiz gibi, özel isim; bir varlığı, kendisinden farklı türlerden değil, kendisiyle aynı türdeki diğer varlıklardan ayırtetmek içindir.
Fakat Tek Tanrılı bir inançta Tanrı’nın niye “özel ismi” olsun ki? Zaten bir tane Tanrı var.
Aslında, doğruyu konuşmak gerekirse, Yahudîler’de Tanrı’nın “Yehova / Yahwe” diye bir “özel isminin” olması, biraz da normaldır. Zirâ dürüst olmak gerekirse, söyleyeceğim şey Yahudîler’i kızdıracaktır ama maalesef gerçekçi olmak lazım, dürüst olmak gerekirse, Yahudîlik / Musevîlik, Tek Tanrılı bir dîn değildir. Yahudîlik, sadece Yahudîler için Tek Tanrılı’dır.
Şöyle ki: Tevrat’ı okumuş iseniz ve bu dîni biliyorsanız, bunu da bilirsiniz ki, Yehova / Yahwe, sadece İsrailoğulları’nın Tanrı’sıdır. Yani bir tür “Ulusal Tanrı”dır.
Tevrat’ın anlatımı ve Musevîlik inancı şöyle: Evet başka Tanrılar da var, her ulusun bir Tanrı’sı var, bizimki de Yehova / Yahwe. Zaten Tevrat’ta da açıkça belli ki, İsrailoğulları’nın Tanrı’sı Yehova / Yahwe, diğer ulusların Tanrı’larına karşı mücadele ediyor.
Ve kutsal kitap Tevrat, dikkat edin burası çok önemli, tüm insanlığın Tek Tanrı’sı olduğunu söylemiyor, İsrail ulusunun Tek Tanrı’sı olduğunu söylüyor. Ve hiçbir şekilde, hiçbir yerde, tüm insanlara çağrıda bulunarak, “Sadece bana tapın, sadece bana ibadet edin” demiyor; bu emri ve çağrıyı yalnızca İsrailoğulları’na yapıyor. Çünkü sadece İsrailoğulları’nın Tanrı’sıdır, tüm insanlığın değil.
Yehova / Yahwe ilk kez Musa Peygamber’le konuştuğunda ve Musa’yı Firavun’a gönderdiğinde, dikkat ettiyseniz, dîni tebliğ etmek için göndermiyor. Hz. Musa ve Hz. Harun’un da, Firavun’a ve Mısırlılar’a, Tanrı’dan aldıkları şeriâtı tebliğ etmek gibi hiçbir çabaları yoktur. Bunu sadece kendi halkına, kendi insanlarına tebliğ ediyorlar. (9985)
Sadece Musa ve Harun değil, onlardan sonra da, Tevrat’taki hiçbir peygamberin böyle bir çabası yoktur. Tanrı’dan aldıkları şeriâtı sadece İsrailoğulları arasında tebliğ ediyorlar. Ve hepsi de Yehova’dan bahsederken, “Her şeyin yaratıcısı ve tüm insanlığın Tanrı’sı” olarak değil, “Bizim Tanrı’mız”, “İsrailoğulları’nın Tanrı’sı” olarak bahsediyorlar. Tevrat okumuş olanlar bilir bunu.
İncil’de de bu durum pek değişmiyor aslında. Örneğin Hz. İsa, Kenanlı bir kadın kendisine yaklaşıp yardım istediğinde (bu kadın, Yahudî olmayan Suriye – Fenike kavminden), İsa kadına, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diyor. (9986)
Dolayısıyla onlarda Tanrı’nın “özel ismi”nin olması normaldır aslında. Çünkü gerçekte Tek Tanrılı bir dîn değil, sadece İsrailoğulları’nın Tek Tanrı’sı olduğunu / olmasını öğütleyen bir dîn. Dolayısıyla İsrail Tanrısı’nın (Yehova / Yahwe) diğer ulusların Tanrı’larından ayırtedilebilmesi için, elbette bir “özel isme” ihtiyacı var. Çünkü her ulusun bir Tanrı’sı var ve bu da onların Tanrı’sı. İnanç bu şekilde.
Peki ama, İslam dîninde de inanç bu şekilde mi? Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın sadece Araplar’ın Tanrı’sı olduğunu mu söylüyor? Kur’ân âyetleri, “Ey Araplar! Her ulusun bir Tanrı’sı var, ben de sizin Tanrı’nızım” mı diyor?
Hayır. Kur’ân’ın ve İslam’ın Tanrısı Allah, kâinatın tamamını ve içindeki her şeyi yaratan, tüm insanlığın, hatta hayvanların, bitkilerin, her şeyin Tek Tanrı’sıdır.
Öyleyse neden “özel isim” taşıma ihtiyacı duysun ki? Zaten tek!
Tek olduğu için, ha Arapça “Allah” demişsin, ha Türkçe “Tanrı”, ha Kürtçe “Xwedê”, ne farkeder?
Burada Müslümanlar şöyle bir argüman geliştirebilirler: “Evet ama, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ‘Allah’ deniyor, bu isimle zikrediliyor. Öyleyse biz de ‘Allah’ demeliyiz, ‘Tanrı’ değil.”
Yahu güzel kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerîm Arapça bir kutsal kitaptır. Arapça olduğu için tabiî ki “Allah” diyecek! Ne yani, “God” demesini mi bekliyorsun, “Tengri” demesini mi bekliyorsun? Konunun başından beri anlatmaya çalıştığım şey tam olarak bu işte. Şayet Arabistan’a ve Arapça olarak değil de, örneğin aynı zaman diliminde (7. yy’da) Türkistan’a ve bir Türk peygambere inmiş olsaydı, muhakkak ki “Tengri” diyecekti. Yahut İngiltere’ye ve bir İngiliz peygambere inmiş olsaydı, o zaman da “God” diyecekti. Bunu anlamak bu kadar mı zor?
Bir de şunu söylemem lazım: Tanrı’dan bahsederken sadece “Allah” dememiz gerektiği, “Tanrı” demenin yanlış olduğu gibi acayip bir inanç ve düşünce, Müslüman ülkeler ve toplumlar arasında sadece Türkiye’ye ve sadece Türk toplumuna özgü bir hastalıktır. Yani, “Ne demek Tanrı? Allah diyeceksin, Allah!” gibi çıkışlar, yalnızca Türkiye’de rastlanan hastalıklı bir davranış. Diğer Müslüman toplumlarda öyle bir takıntı yok.
Örneğin Kürtler’de, Farslar’da, Bengaller’de böyle şizofrenik bir davranış yok. Bu sadece Türkler’de var.
Meselâ Kürtler Kürtçe konuştuklarında, Tanrı’dan bahsederken hep “Xwedê” derler. Hiçbir zaman “Allah” demezler. Hiçbir zaman! Farslar Farsça konuştuklarında, Tanrı’dan bahsederken hep “Xuda” derler. Hiçbir zaman “Allah” demezler. Hiçbir zaman! Bengaller Bengalce konuştuklarında, Tanrı’dan bahsederken hep “Dêbata” derler. Hiçbir zaman “Allah” demezler. Hiçbir zaman! Fakat Türkler niye böyle tuhaf bir toplum, anlamak gerçekten zor. “Tanrı” dediğin zaman kızıyorlar, illâ “Allah” demeni istiyorlar. Hatta “Tanrı” dediğin zaman senin “Müslüman”lığından şüphe ediyorlar, senin putperest ya da ateist olduğundan şüphe ediyorlar. Tuhaf hakikaten. Kardeşim, ben Türkçe konuşuyorum ve Türkçe konuştuğum için haliyle “Tanrı” diyorum. Bundan daha doğal ne olabilir?
Sizin mantığınıza (daha doğrusu mantıksızlığınıza) göre gidersek, bu durumda Kürtler’i, Farslar’ı, Bengaller’i ve diğer Müslüman milletleri “Müslüman” kabul etmememiz mi gerekiyor? Onlara “kâfir” dememiz mi gerekiyor? Çünkü onlar da Müslüman ama Müslüman oldukları halde Tanrı’dan bahsederken hiçbiri “Allah” demiyor, her biri Tanrı’yı kendi anadiliyle verdiği o isimle anıyor. Kimse de bu durumu garipsemiyor, onlar arasında.
Kürtler Kürtçe konuştuklarında, Tanrı’dan bahsederken hep “Xwedê” derler. Hiçbir zaman “Allah” demezler. Hiçbir zaman!
Örneğin “Allah senden razı olsun” dediğimizde, Kürtçe olarak “Xwedê ji te razî be” deriz. Hiçbir zaman “Allah ji te razî be” demeyiz. Kürtçe’de öyle bir ifade hiç yoktur bile!
Örneğin “Allah seni korusun” dediğimizde, Kürtçe olarak “Xwedê te biparize” deriz. Hiçbir zaman “Allah te biparize” demeyiz. Kürtçe’de öyle bir ifade hiç yoktur bile!
Örneğin “Allah için” dediğimizde, Kürtçe olarak “Boy Xwedê” deriz. Hiçbir zaman “Boy Allah” demeyiz. Kürtçe’de öyle bir ifade hiç yoktur bile!
Örneğin “Allah senin belanı versin” dediğimizde, Kürtçe olarak “Xwedê bela te bide” deriz. Hiçbir zaman “Allah bela te bide” demeyiz. Kürtçe’de öyle bir ifade hiç yoktur bile!
Peki ne diyeceğiz şimdi bu duruma? Sizin mantığınıza (daha doğrusu mantıksızlığınıza) göre gidersek, o zaman Kürtler Müslüman değil mi, Kürtler kâfir mi?
Kürtçe konuşan biri “Xwedê” dediğinde Kürtler ona böyle menfi bir gözle bakmazken ve herkes de böyle konuşurken, Türkçe konuşan biri “Tanrı” dediğinde Türkler neden böyle menfi bir gözle bakıyorlar, neden rahatsız oluyorlar? Tuhaf bir psikoloji gerçekten.
Af buyrun ama, siz manyak mısınız? Kendinize, kendi anadilinize düşman mısınız? Başkalarına, başka dillere düşmanlık yapıyorsunuz, ülkedeki diğer dilleri yasaklıyorsunuz, böyle barbarlıklar evet sizde var, ama canlarım benim, bari kendi dilinize düşman olmayın yahu? “Tanrı” demenin nesi kötü, nesi yanlış? Kâinatı ve içindeki her şeyi yaratan Yüce Yaratıcı acaba Türkçe bilmiyor mu? Sizin inandığınız Allah bir Arap mı?
Sadece Kürtçe bilen Müslüman bir Kürt, bütün hayatı boyunca bir kere olsun “Allah” demeden yaşar. Sadece namaz kıldığında Arapça sûreleri okurken ağzından “Allah” lafı çıkar. Çünkü Kur’ân sûreleri Arapça. Onu “kâfir” mi kabul edeceksiniz, cenaze namazını kılmayacak mısınız? Çünkü biz Kürtler sadece Arapça konuşurken veya Türkçe konuşurken “Allah” kelimesini telaffuz ederiz. Kürtçe konuştuğumuz zaman ağzımızdan bir kere olsun “Allah” kelimesi çıkmaz. Yüce Yaratıcı’dan bahsettiğimizde “Xwedê” deriz.
Benim şu anda 86 yaşında olan yaşlı annem, canım anam, çok dîndar bir kadındır, çocukluk yaşından beri, yani 70 – 75 senedir tek vakit namazını kaçırmamıştır, tek bir günlük orucunu dahi yememiştir. Allah kendisine uzun ömürler versin. Fakat ayaklarının altına kurban olduğum bu biricik anam, hayatı boyunca Kürtçe konuştuğu için ve Kürtçe yaşadığı için, diyebilirim ki, 86 yıllık ömrü boyunca, sadece namaz kıldığında sûreleri okurken ağzından “Allah” kelimesi çıkımıştır. Kürtçe konuştuğu için ve Kürtçe yaşadığı için, bu mübarek kadın, kendisini yaratan Yaratıcı’dan, inandığı Tanrı’dan her bahsedişinde “Xwedê” demiştir.
Bu bizde gayet normaldır, çünkü hepimiz böyleyiz, tüm Kürtler böyledir.
Peki diğer Müslüman milletlerde (Kürtler, Farslar, Bengaller vs.) bu gayet normalken, Tanrı’yı kendi anadiliyle isimlendirmek gayet doğal bir durumken, Türkler’de neden böyle tepkisel karşılanıyor? Bu hastalıklı ve şizofrenik davranışın sebebi ne ola ki?
Kanımca bunun sebebi, gayet doğal ve normal bir tanımlama olan “Tanrı” isminin yakın geçmişte “üst çatı” olan devlet (rejim) tarafından bunlara zorla dayatılmış olması. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu süreçte, yeni kurulan devletin ilk kurucu rejimi, sahip olduğu Kemalizm ideolojisi ve uygulamalarıyla, Müslüman Anadolu halkına birtakım şeyleri zorla, baskıyla kabul ettirmeye çalıştı. Halkın değerlerine karşı kültürel bir savaş açtılar. Katı ve jakoben bir Laiklik getirildi. Medreseler, tekke ve zaviyeler kapatıldı. Alfabe değiştirildi. Müslüman halkın kılık kıyafetine bile bizzat devlet eliyle taciz yapıldı. En “akılda kalanı” ise, ezanın Türkçe’leştirilmesi. “Allah-û Ekber… Allah-û Ekber…” diye başlayan orijinal ezanın yerine cami minarelerinden “Tanrı Uludur… Tanrı Uludur…” diye başlayan bir ezanın okutulması…
Bu anlattıklarımın tamamı, yakın geçmişte bu topraklar üzerinde yaşanmış hadiselerdir.
Cumhuriyet’in ilk 15 – 20 yılında Kemalist rejim tarafından yapılmak istenenlere İslamî itikad çerçevesinde ve ilmî açıdan baktığımızda, yapılmak istenen pekçok şeyin İslam itikadına aykırı veya karşıt bir yönü yok aslında. Dîni, İslam’ı az çok bilenler açısından, böyle de bir hakikat var. Örneğin İslam’ın herhangi bir alfabeye kutsiyet atfettiği falan yok. Müslüman bir toplum, istediği alfabeyle okuyup yazabilir. Çarşaf, sarık, cübbe gibi kıyafetlerin de aslında İslam’la uzaktan yakından alakası yok. Bunların tamamı kültürel. O dönemki tekke ve zaviyelerin de itikadî açıdan ne derece bozulmuş olduklarını anlatmama gerek yok. Ezan ise, namaza çağrıdır, Türkçe de okunabilir Kürtçe de Lazca da. İslamî açıdan hiçbir sakıncası yoktur. İnsanları namaza çağırırken illâ Arapça çağıracaksın diye bir kaide yok İslam’da.
Yani yaşananlara ve yapılmak istenenlere bizzat İslamî pencereden baktığımızda bile, aslında “yanlış” veya “küfür”, “İslam’a aykırı” diyebileceğimiz pek birşey yok. Yanlış olan; bunların, halkın rızası olmadan, bir “üst akıl” tarafından zorla, baskıyla, yani “tasarlanmış bir proje” olarak ve bir “devlet politikası” olarak halka zorla dayatılması, zorla uygulanmaya çalışılması.
Yani yapılmak istenenler normal hatta doğal, fakat bunların zorla ve baskıyla yapılmaya çalışılması yanlış.
Demek ki bir şey (düşünce, uygulama, siyaset) özünde ne kadar normal ve doğal olursa olsun, onu zor ve baskıyla kabul ettirmeye çalışırsan bu yanlıştır ve çok büyük kırılmalara, onyıllarca etkisi geçmeyecek travmalara sebep olursun.
Türk toplumunda, öz Türkçe bir isim olmasına rağmen ve üstelik çok da güzel bir kelime olduğu halde “Tanrı” ismine karşı duyulan bu antipati ve nefret, işte bu travmanın bir sonucu. Yani “Tanrı” ismine karşı gösterilen tepki, evet saçma ve absürddür, velâkin temelsiz ve sebepsiz değildir. Dolayısıyla bu karşı-reaksiyonları anlayabiliyorum.
Çünkü yara var. Geçmişte yaşanan travmalar var. Bu yüzden, anlaşılırdır.
Binaenaleyh, haklı ve anlaşılır olması, saçma ve absürd olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Haklı da olsa, anlaşılır da olsa, tarihsel kökleri de olsa, “Tanrı” ismine karşı duyulan antipati ve nefret, yine de saçmadır, yine de absürddür.
Umarım meseleyi ilmî açıdan ve bilimsel bir perspektifle açıklığa kavuşturabildim.
Şayet bütün bu anlattıklarımıza rağmen, verdiğimiz o kadar teolojik, tarihsel, etimolojik ve dilibilimsel bilgilere rağmen, hem naklî hem aklî delillerle meseleyi hiç üşenmeden böylesine geniş ve uzun bir şekilde izah etmemize rağmen, bütün bunlara rağmen, yine de aynı noktada duran, yine de “Ne demek Tanrı? Allah diyeceksin, Allah!” gibi çıkışlar yapacak olanlara, benim söyleyebileceğim tek söz şu olabilir ancak:
Kızılderili Tanrısı Manitu size hidayet nasip etsin.
– devam edecek –
DİPNOTLAR:
(9759): İbrahim Sediyani, Aydın Duruşu ve Erdemli Olmak, s. 265, Yöneliş Yayınları, Adana 2019
(9760): Muhammed Fuad Abdulbaqî, El- Mucem’ul- Mûfehres li el- Faz’il- Qur’ân’il- Kerîm, Çağrı Yayınları, İstanbul 1990
(9761): Francis Brown – Wilhelm Gesenius – Samuel Rolles Driver – Charles Augustus Briggs, A Hebrew and English Lexicon of the Old Testament: With an Appendix Containing the Biblical Aramaic, s. 1059, Clarendon Press, Oxford 1952
(9762): Wilhelm Gesenius, Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament, s. 446, Springer Verlag, Wiesbaden 1995 / Douglas A. Knight – Amy-Jill Levine, The Meaning of the Bible: What the Jewish Scriptures and Christian Old Testament Can Teach Us, s. 142, HarperOne Publishing, New York 2011
(9763): Jewish Encyclopedia, Crawford Howell Toy – Ludwig Blau, “Tetragrammaton” maddesi, https://www.jewishencyclopedia.com/articles/14346-tetragrammaton
(9764): Yasna, 30:9, 31:4 ve 33:11
(9765): Mushafa Reş, bölüm 1, Yaratılış
(9766): Bhagavata Purana, 9.14.2 ve 9.1.8 – 9; Şiva Purana, 2.1.7 ve 2.2.27
(9767): Orhun Yazıtları, 732 – 735, https://www.turkbitig.com/5753590450749440/
(9768): Yilong Shi, 中国汉人自发的宗教实践 — 神仙教, 中南民族大学学报 — 人文社会科学版, sayı 28, s. 146 – 150, 2008 / Joseph Cali – John Dougill, Shinto Shrines: A Guide to the Sacred Sites of Japan’s Ancient Religion, s. 13, University of Hawaii Press, Honolulu 2013 / Joseph Mitsuo Kitagawa, On Understanding Japanese Religion, s. 139, Princeton University Press, Princeton 1987 / Stuart Donald Blair Picken, Historical Dictionary of Shinto, s. 9, Scarecrow Press, Lanham 2011 / H. Byron Earhart, Japanese Religion: Unity and Diversity, s. 2, Wadsworth Publishing, Belmont 2004
(9769): Francisco R. Demetrio – Gilda Cordero-Fernando – Roberto B. Nakpil-Zialcita – Fernando Feleo, The Soul Book: Introduction to Philippine Pagan Religion, GCF Books, Quezon City 1991
(9770): Kim Hjardar – Vegard Vike, Vikings at War, s. 22, 32 – 41, 62 – 64, 72, 76 – 80, 84 – 89, 97 – 98, 107 – 109, 123, 156 – 158, 176 – 183 – 184, 209 ve 384, Casemate Publishers, Oxford & Philadelphia 2016 / Kirsten Wolf, Daily Life of the Vikings, s. 51 – 54, 81, 94, 122, 151 – 158, 163 ve 172, Greenwood Press, Londra 2004 / Jonathan Clemens, A Brief History of the Vikings, kitabın tümü, Constable & Robinson Publishing, Londra 2005 / Andy Orchard, Dictionary of Norse Myth and Legend, s. 115 ve 168 – 169, Cassel Publishing, Londra 1997 / Mindy McLeod – Bernard Mees, Runic Amulets and Magic Objects, s. 30, Boydell Press, Suffolk 2006 / Ursula Dronke, The Poetic Edda: cilt 2, s. 11, 14 – 15, 21 – 23 ve 42, Oxford University Press, Oxford 1997 / Benjamin Thorpe, Northern Mythology, Compromising the Principal Traditions and Superstitions of Scandinavia, North Germany and the Netherlands: Compiled from Original and Other Sources, cilt 2, s. 50 – 51 ve 199, Lumley Publishing, Londra 1851 / Benjamin Thorpe, Edda Sæmundar Hinns Frôða, cilt 2, s. 5, Trübner & Co. Publishing, Londra 1866 / Henry Adams Bellows, The Poetic Edda, s. 8, The American-Scandinavian Foundation, Princeton University Press, Princeton 1936 / Carolyne Larrington, The Poetic Edda, s. 14 – 38 ve 166 – 167, Oxford University Press, Oxford 1999 / Anthony Faulkes, Edda, s. 33, Everyman’s Library Publishing, Londra 1995 / Lee Milton Hollander, Old Norse Poems: The Most Important Nonskaldic Verse Not Included in the Poetic Edda, s. 7 – 8 ve 99, Columbia University Press, New Yok 1964 / Max Hirschfeld, Acta Germanica, “Untersuchungen der Lokasenna”, cilt 1, s. 30 – 31, Mayer & Müller Verlag, Berlin 1889 / Rudolf Simek, Dictionary of Northern Mythology, s. 43, 140 ve 164, D. S. Brewer Publishing, Suffolk 2007 / Jaan Puhvel, Myth and Law Among the Indo-Europeans: Studies in Indo-European Comparative Mythology, Edgar Charles Polomé, “The Indo-European Component in Germanic Religion”, s. 58 – 59, University of California Press, Berkeley 1970 / İbrahim Sediyani, Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 39, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 39, İskandinavya gezisi, 5 Mart 2018
(9771): Encyclopedia of African Religion, Molefi Kete Asante – Ama Mazama, cilt 2, “Nhialic” maddesi, SAGE Publications, Thousand Oaks 2008 / Creation Myths of the World: An Encyclopedia, David Leeming, cilt 1, s. 95 – 96, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara 2009
(9772): A Dictionary of African Mythology, “Kwoth and the Cutting of the Link Between Heaven and Earth (Nuer / Sudan)” maddesi, https://www.oxfordreference.com/view/10.1093/acref/9780195124569.001.0001/acref-9780195124569-e-162 / Encyclopedia Britannica, “Monotheism” maddesi, https://www.britannica.com/topic/monotheism / Temilola Alanamu – Douglas Thomas, African Religions – Beliefs and Practices Through History, ABC – CLIO Publishing, Denver & Santa Barbara 2019 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, Chelsea House Publishers, New York 2010
(9773): Andreas Grüb, The Lotuho of the Southern Sudan, s. 121, Franz Steiner Verlag, Stuttgart 1992 / Josepha Sherman, Storytelling: An Encyclopedia of Mythology and Folklore, Routledge Publishing, New York 2008 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, Chelsea House Publishers, New York 2010 / A Dictionary of African Mythology, “Ajok and the First Rainmaker (Lotuko / Sudan)” maddesi, https://www.oxfordreference.com/view/10.1093/oi/authority.20110810104327946
(9774): John Middleton, Lugbara Religion: Ritual and Authority Among an East African People, LIT Verlag, Münster 1999 / Encyclopædia Britannica, “Lugbara” maddesi, https://web.archive.org/web/20200521020202if_/https://www.britannica.com/topic/Lugbara
(9775): Jomo Kenyatta, Facing Mount Kenya, s. 22 – 23, 41 ve 233, Secker & Warbung Publishing, Londra 1938 / Mohamed Amin – Duncan Willetts – John Eames, The Last of the Maasai, s. 53 – 54, Camerapix Publishers International, Nairobi 1987
(9776): Tarcis A. Nsobya, Ennono N’Enkulaakulana ya Buganda: Okuva Ensi Nga Eyitibwa Muwawa Okutuuka ku Kuyitibwa Buganda ne ku Kwefuga kwa Uganda (400 A. D. – 197), s. 30 ve 266 – 270, Marianum Publishing, Kamwokya 2000 / Kirwana Ssozi, Ebyobuwangwa Y’Emmunyeenye y’e Ggwanga, s. 4, 36 ve 205, Angelina Bookshop, Kampala 2011 / Pastor Stephen Kyeyune, Shaping the Society Christinity and Culture, cilt 2, s. 141, AutorHouse Publishing, Bloomington 2012 / Alfons Dewald, Wenn Katonda Ruft, Lahn Verlag, Kevelaer 1959 / George Frederick Maclear, Enjiri Nga Bweyawandikibwa Ma’ko Omut, s. 6 – 115, Society for Promoting Christian Knowledge, 1907 / Aloysius Muzzanganda Lugira, Ganda Art, s. 20 – 21 ve 142, Éditeur non Identifié, Berkeley 1970 / Jaerock Lee, Obubaka Bw’Omusalaba, URIM Books, Seul 2013 / Jaerock Lee, Katonda Awonya, URIM Books, Seul 2017 / Jaerock Lee, Amateeka Ga Katonda, URIM Books, Seul 2020 / Heinrich Streicher, Katonda Alitubêra, Abe Books, Victoria 1909 / Douglas Thomas – Temilola Alanamu, African Religions, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara & Denver 2019 / David Carroll, Natondebwa Taata Katonda, CreateSpace Independent Publishing Platform, 2014 / Eleonore Beck – Miren Sorne, Katonda Ayogera Eri Abaane Be, Editorial Verbo Divino, Estella 1993 / Steve Russell, Katonda Wenge – East Africa Photographs, Healey Prints Group Publishing, Ipswich 2014 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, Chelsea House Publishers, New York 2010
(9777): Isabel Apawo Phiri, Women, Presbyterianism and Patriarchy: Religious Experience of Chewa Women, s. 30, Kachere Series, Zomba 2007 / Molefi Kete Asante – Ama Mazama, Encyclopedia of African Religion, SAGE Publishing, Newbury Park 2009 / Steven Friedson, Dancing Prophets: Musical Experience in Tumbuka Healing, s. 27 ve 42, Chicago Studies in Ethnomusicology, University of Chicago Press, Chicago 1996 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, s. 22, Chelsea House Publishers, New York 2010 / A Dictionary of World Mythology, “Chiuta” maddesi, https://www.oxfordreference.com/view/10.1093/oi/authority.20110803095608940
(9778): Madagascar Creation Myth, Madagascar – Focus on RME, Education Scotland, Livingston 2015 / A Dictionary of World Mythology, Arthur Cotterell, “Zanahary” maddesi, Oxford University Press, Oxford 1986 / C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, s. 74, Marshall Cavendish Corporation Publishing, New York 2005
(9779): Aloysius Muzzzanganda Lugira, African Traditional Religion, Chelsea House Publishers, New York 2009 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, Chelsea House Publishers, New York 2010
(9780): Afolabi Olabimtan, Yoruba Religion and Medicine in Ibadan, Ibadan University Press, İbadan 1991 / Kofi Asare Opoku, Religious Pluratility in Africa, African Traditional Religion: An Enduring Heritage, De Gruyter Publishing, Berlin 1993 / Mobolaji Idowu, Olódùmarè God in Yorùbá Belief, Longman Nigeria Publishing, Ikeja 1994 / Molefi Kete Asante – Ama Mazama, Encyclopedia of African Religion, Deji Ayegboyin – S. K. Olajide, “Olodumare” maddesi, SAGE Publications, New York 2009 / Adejuwonlo Ekundayo – Olugbemiga Ekundayo, Spirituality and Mental Health: An Ifa Overview, INARC Corp Publishing, Kentucky 2020
(9781): Efiong U. Aye, The Efik People, s. 58, Association for the Promotion of Efik Language, Calabar 2000 / Molefi Kete Asante – Ama Mazama, Encyclopedia of African Religion, cilt 1, s. 230, SAGE Publications, New York 2009 / Douglas Thomas – Temilola Alanamu, African Religions: Beliefs and Practices Through History, s. 1, 104 – 106 ve 277, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara & Denver 2018 / Harold Scheub, A Dictionary of African Mythology, Oxford University Press, Oxford 2000 / Hugh Goldie, Principles of Efik Grammar, s. 88 – 102, Mission Press, Calabar 1857
(9782): Ruth Hampe, Frau und Geburt im Kulturvergleich: Ein Kunst- und Kulturanalytische Studie, s. 47, Lang Verlag, Bern 1995 / Toyin Falola – Nana Akua Amponsah, Womens Rules Through History: Womens Rules in Sub-Saharan Africa, s. 70, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara & Denver & Oxford 2012 / Teresa N. Washington, Our Mothers, Our Powers, Our Texts: Manifestations of Àjé in Africana Literature, s. 63 – 64, Indiana University Press, Bloomington & Indianapolis 2005 / Sandra E. Greene, Religion, History and the Supreme Gods of Africa: A Contribution to the Debate, Journal of Religion in Africa, sayı 26, s. 122 – 138, Ocak 1996
(9783): Pascal James Imperato, Buffoons, Queens and Wooden Horsemen: The Dyo and Gouan Societies of the Bambara of Mali, s. 28 – 29 ve 46, Kilima House Publishing, New York 1983 / Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, s. 17, 44 ve 121, Chelsea House Publishers, New York 2010
(9784): Ousmane Sémou Ndiaye, Diversité et Unicité Sérères: L’Exemple de la Région de Thiès, Éthiopiques, sayı 54, bölüm 7, 2 Eylül 1991 / Douglas Thomas – Temilola Alanamu, African Religions: Beliefs and Practices Through History, s. 224 – 225, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara & Denver 2018
(9785): Encyclopedia of Religion, cilt 14, Alejandra Siffredi, “Tehuelche Religion” maddesi, s. 363 – 366, MacMillan Publishing, New York 1987 / Mateo Martinić, Los Aónikenk: Historia y Cultura, Impresos VANIC Ltda., Punto Arenas 1995
(9786): Julián Santillana, Los Estados Panandinos: Wari y Tiwanaku, s. 212 – 214, Lexus Editores, Lima 2000
(9787): José Tapia Aza – Sócrates Zuzunaga Huaita, Majtillu, Tullpa Willaycuna, Editorial Universitaria Universidad Nacional Federico Villarreal, Lima 2001 (kitap hem İspanyolca hem de orijinal Quachua diline yayınlandı) / Herbert Oré Belsuzarri, Los Dioses Incas, Tres Puntos Editores, Lima 2003 / Pedro Sarmiento de Gamboa – Brian S. Bauer – Vania Smith-Oka, The History of the Incas, University of Texas Press, Austin 2007 / Julián Santillana, Los Estados Panandinos: Wari y Tiwanaku, s. 212 – 214, Lexus Editores, Lima 2000 / Javier Tapia, Mitología Inca, Plutón Ediciones, Barcelona 2020 / Learco Learchi d’Auria, Impero degli Incas: E il Sacro Condor delle Ande, West Press, Avalon 2018 / C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, Marshal Cavendish Publishing, New York 2005 / José Tapia Aza – Sócrates Zuzunaga Huaita, Majtillu, Tullpa Willaycuna, s. 24 – 28, Editorial Universitaria Universidad Nacional Federico Villarreal, Lima 2001 (kitap hem İspanyolca hem de orijinal Quachua diline yayınlandı) / Herbert Oré Belsuzarri, Los Dioses Incas, s. 537, Tres Puntos Editores, Lima 2003 / Javier Tapia, Mitología Inca, Plutón Ediciones, Barcelona 2020 / Learco Learchi d’Auria, Impero degli Incas: E il Sacro Condor delle Ande, s. 125, West Press, Avalon 2018
(9788): Wikipedia (İngilizce), “List of Maya gods and supernatural beings” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Maya_gods_and_supernatural_beings / Vikipedi (Türkçe), “Maya tanrılarının ve doğaüstü varlıkların listesi” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Maya_tanr%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1n_ve_do%C4%9Fa%C3%BCst%C3%BC_varl%C4%B1klar%C4%B1n_listesi
(9789): Wikipedia (Almanca), “Liste der Aztekengötter” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/Liste_der_Aztekeng%C3%B6tter
(9790): Wikipedia (İngilizce), “Family tree of the Māori gods” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Family_tree_of_the_M%C4%81ori_gods / Wikipedia (Almanca), “Stammbaum der Gottheiten der Māori” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/Stammbaum_der_Gottheiten_der_M%C4%81ori
(9791): Luci Yamamoto – Amanda C. Gregg, Lonely Planet Kauai, s. 239, Lonely Planet Publications, Franklin 2009
(9792): Douglas A. Knight – Amy-Jill Levine, The Meaning of the Bible: What the Jewish Scriptures and Christian Old Testament Can Teach Us, s. 142, HarperOne Publishing, New York 2011
(9793): Online Etymology Dictionary, “Tetragrammaton” maddesi, https://web.archive.org/web/20071012141410/http://www.etymonline.com/index.php?search=tetragrammaton / Etymonline, “Tetragrammaton” maddesi, https://www.etymonline.com/search?q=tetragrammaton
(9794): Anne Marie Kitz, The Verb “Yahway”, Journal of Biblical Literature, sayı 138, s. 39 – 62, Mart 2019, https://scholarlypublishingcollective.org/sblpress/jbl/article-abstract/138/1/39/179046/The-Verb-yahway?redirectedFrom=fulltext
(9795): G. Johannes Botterweck – Helmer Ringgren, Theological Dictionary of the Old Testament, cilt 5, s. 500, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1986 / The Encyclopedia of Christianity, cilt 5, “Yahweh” maddesi, s. 823 – 824, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2008 / Benjamin Valentin, Theological Cartographies: Mapping the Encounter with God, Humanity and Christ, s. 16, Westminster John Knox Press, Louisville 2015
(9796): Francis Brown – Samuel Rolles Driver – Charles Augustus Briggs, A Hebrew and English Lexicon of the Old Testament, s. 217, Clarendon Press, Oxford 1906 / G. Johannes Botterweck – Helmer Ringgren, Theological Dictionary of the Old Testament, cilt 5, s. 513, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1986 / Theodore J. Lewis, The Origin and Character of God: Ancient Israelite Religion Through the Lens of Divinity, s. 214, Oxford University Press, Oxford & New York 2020
(9797): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 3:13 – 15
(9798): Roy B. Zuck, 1 Aralık 2012). Vital Old Testament Issues: Examining Textual and Topical Questions, bölüm 2, Charles R. Gianotti, “The Meaning of the Divine Name YHWH”, s. 28 – 38, Wipf & Stock Publishers, Eugene 1996 / John A. Cook – Robert D. Holmstedt, Biblical Hebrew: A Student Grammar, 2009, chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/http://individual.utoronto.ca/holmstedt/textbook/BHSG2011.pdf
(9799): Blue Letter Bible, Translation notes for “Genesis Chapter 1 (KJV)”, https://www.blueletterbible.org/lexicon/h1961/kjv/wlc/0-1/
(9800): William Foxwell Albright, From the Stone Age to Christianity: Monotheism and the Historical Process, s. 259, Doubleday Publishing, New York 1957 / Jewish Encyclopedia, J. F. McLaughlin – Judah David Eisenstein, “Names of God” maddesi, https://www.jewishencyclopedia.com/articles/11305-names-of-god
(9801): Francis Brown – Samuel Rolles Driver – Charles Augustus Briggs, A Hebrew and English Lexicon of the Old Testament, s. 217 ve devamı, Clarendon Press, Oxford 1906
(9802): G. Johannes Botterweck – Helmer Ringgren, Theological Dictionary of the Old Testament, cilt 5, s. 513, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1986 / Theodore J. Lewis, The Origin and Character of God: Ancient Israelite Religion Through the Lens of Divinity, s. 214, Oxford University Press, Oxford & New York 2020 / Francis Brown – Samuel Rolles Driver – Charles Augustus Briggs, age, s. 217
(9803): Walter C. Kaiser Jr., The Expositor’s Bible Commentary: Exodus, Zondervan Academic Publishing, Grand Rapids 2017
(9804): Theodore J. Lewis, The Origin and Character of God: Ancient Israelite Religion Through the Lens of Divinity, s. 211, Oxford University Press, Oxford & New York 2020
(9805): Geoffrey Howard Parke-Taylor, Yahweh: The Divine Name in the Bible, s. 51, Wilfrid Laurier University Press, Waterloo 1975
(9806): Patrick D. Miller, The Religion of Ancient Israel, s. 2, Westminster John Knox Press, Louisville 2000 / Anne Marie Kitz, The Verb “Yahway”, Journal of Biblical Literature, sayı 138, s. 39 – 62, Mart 2019, https://scholarlypublishingcollective.org/sblpress/jbl/article-abstract/138/1/39/179046/The-Verb-yahway?redirectedFrom=fulltext
(9807): John Day, Yahweh and the Gods and Goddesses of Canaan, Journal for the Study of the Old Testament: Supplement Series, sayı 265, Sheffield Academic Press, Londra & New York 2002
(9808): Dietz Otto Edzard – Erich Ebeling – Bruno Meissner, Reallexikon der Assyriologie und Vorderasiatischen Archäologie, cilt 5, Manfred Weippert, “Jahwe”, s. 248, De Gruyter Verlag, Berlin 1976 – 1980
(9809): James Maxwell Miller – John H. Hayes, A History of Ancient Israel and Judah, s. 110, Westminster John Knox Press, Louisville & Londra 1986
(9810): Walter C. Kaiser Jr., The Expositor’s Bible Commentary: Exodus, Zondervan Academic Publishing, Grand Rapids 2017
(9811): Jürgen van Oorschot – Markus Witte, The Origins of Yahwism, Mark Stratton John Matthew Smith, “Proposals for the Original Profile of JHWH”, s. 42, Walter de Gruyter Publishing, Berlin & Boston 2017
(9812): Patrick D. Miller, The Religion of Ancient Israel, s. 1, Westminster John Knox Press, Louisville 2000
(9813): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 15:2
(9814): Godfrey Rolles Driver, The Original Form of the Name “Yahweh”: Evidence and Conclusions, Zeitschrift für Alttestamentliche Wissenschaft (ZAW), sayı 46, s. 7 – 25, 1928
(9815): Pieter Arie Hendrik de Boer, Oudtestamentische Studiën, Bernardus Dirks Eerdmans, “The Name Jahu”, s. 22 – 29, Brill Archive, Leiden 1954
(9816): Sigmund Mowinckel: The Name of the God of Moses, Hebrew Union College Annual (HUCA), sayı 32, s. 121 – 133, 1961; aktaran: George Wesley Buchanan, The Consequences of the Covenant, s. 317, dipnot 1, Brill Publishing, Leiden 1970
(9817): Encyclopedia of Islam, cilt 3, D. B. Macdonald, “Ilah” maddesi, s. 1093, Brill Publishing, Leiden 2001
(9818): age
(9819): Encyclopaedia of the Qur’ān, cilt 2, Gerhard Böwering, “Ilah” maddesi, s. 318, Brill Publishing, Leiden 2002
(9820): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, cilt 5, Vincent J. Cornell, “God: God in Islam” maddesi, s. 724, MacMillan Reference, Detroit 2005 / Oliver Leaman, The Qur’an: An Encyclopedia, Zeki Saritoprak, “Allah” maddesi, s. 34, Routledge Publishing, Londra & New York 2006
(9821): Columbia Encyclopaedia, “Ilah” maddesi, Columbia University Pres, New York 1935
(9822): The Comprehensive Aramaic Lexicon, “’lh” maddesi, https://cal.huc.edu/
(9823): Nicholas Sinai, Rain-Giver, Bone-Breaker, Score-Settler: Allāh in Pre-Quranic Poetry, s. 8, American Oriental Society, New Haven 2019
(9824): İbn-i Manzur, Lisan’ul- Arab, “elh” maddesi, Bulak 1308 / Murtezâ ez- Zebidî, Tac’ul- Ârus min Cewahir’il- Kamus, “elh” maddesi, Kahire 1308 / ayrıca bkz. Fahreddîn Razî, Esas’ut- Taqdîs, cilt 1, s. 121 – 127, Kahire 1986
(9825): Cevad Ali, El- Mufassal fi Tarix’il- Arab Qabl’el- İslam, cilt 6, s. 23 – 24 ve 116 – 118, Beyrut 1973
(9826): Bernard Lewis – P. M. Holt – Peter R. Holt – Ann Katherine Swynford Lambton, The Cambridge History of Islam, s. 32, Cambridge University Press, Cambridge 1977
(9827): Erudite Akin Omoakin, Who is Allah: A Big Question for Muslims, Christians and Jew, Opera News Africa, 2020, https://ng.opera.news/ng/en/religion/efba3f81fb55108f2dd0137cc5e31636 / Allah Muslim, Telegra, 9 Mayıs 2021, https://telegra.ph/Allah-Muslim-05-09
(9828): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 3:13 – 20
(9829): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 6:2 – 8
(9830): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 6:20; 15:20
(9831): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 6:20
(9832): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 2:2 – 4; Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7 – 8
(9833): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7; Tâhâ 36 – 39 / ayrıca bkz. İbn-i Hazm, El- Fasl fi’l- Milel we’l- Ehwaî we’n- Nihal, cilt 5, s. 120 – 121, Tahkik: Dr. Muhammed İbrahim Nasr – Dr. Abdurrahman Umeyra, Mektebet’ul- Ukaz Neşriyat, 1981 / İbn-i Hazm, El- Usûl we’l- Furûu, cilt 2, s. 275 – 276, Tahkik: Dr. Muhammed Âtıf el- Iraqî başkanlığındaki komisyon, Kahire 1978 / Beycurî, Şerh-u Cewherat’ut- Tewhîd, cilt 8 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî, cilt 6, s. 471 – 473 / Alusî, Rûh’ul- Meânî, cilt 14, s. 147 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 181 – 220, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9834): Jonas C. Greenfield – Michael E. Stone – Esther Eshel, The Aramaic Levi Document, s. 192 – 194, Brill Publishing, Leiden & Boston 2004 / James Nohrnberg, Like unto Moses: The Constituting of an Interrupion, s. 333, Indiana University Press, Bloomington & Indianapolis 1995 / Andrea Wellnitz, Die Schönsten Biblischen Vornamen, Wilhelm Heyne Verlag, Münih 2008 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 185, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9835): İbrahim Sediyani, age
(9836): Dietz Otto Edzard – Erich Ebeling – Bruno Meissner, Reallexikon der Assyriologie und Vorderasiatischen Archäologie, cilt 5, Manfred Weippert, “Jahwe”, s. 248, De Gruyter Verlag, Berlin 1976 – 1980
(9837): Walter C. Kaiser Jr., The Expositor’s Bible Commentary: Exodus, Zondervan Academic Publishing, Grand Rapids 2017
(9838): Theodore J. Lewis, The Origin and Character of God: Ancient Israelite Religion Through the Lens of Divinity, s. 211, Oxford University Press, Oxford & New York 2020
(9839): John I. Durham – Joshua Roy Porter, Proclamation and Prescence: Old Testament Essays in Honour of Gwynne Henton Davies, s. 53, dipnot 20 – 22, Mercer University Press, Macon 1983
(9840): Reinhard Müller, Jahwe als Wettergott: Studien zur Althebräischen Kultlyrik Anhand Ausgewählter Psalmen, s. 243, dipnot 50, De Gruyter Verlag, Berlin 2008
(9841): James D. G. Dunn – John William Rogerson, Eerdmans Commentary on the Bible, s. 3, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2003
(9842): Geniş bilgi için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Asiye (as)” bölümü, s. 221 – 335, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9843): Michael David Coogan, The Oxford History of the Biblical World, Oxford University Press, Oxford 2001 / Mark S. Smith, The Origins of Biblical Monotheism: Israel’s Polytheistic Background and the Ugaritic Texts, Oxford University Press, Oxford 2001
(9844): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 2:4 – 22; Yeşu, 24:4; Yeşaya, 21:11
(9845): Reinhard Müller, Jahwe als Wettergott: Studien zur Althebräischen Kultlyrik Anhand Ausgewählter Psalmen, s. 243, dipnot 50, De Gruyter Verlag, Berlin 2008
(9846): Julius Wellhausen, Geschichte Israels, Reimer Verlag, Berlin 1878
(9847): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 2:15
(9848): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 3:1
(9849): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 18:1 – 12
(9850): Karl Ferdinand Reingard Budde, Die Altisraelitische Religion, s. 17 – 19, De Gruyter Verlag, Berlin 2020
(9851): Antonius Hermanus Josephus Gunneweg, Mose in Midian, Zeitschrift für Theologie und Kirche, sayı 61, s. 1 – 9, 1964
(9852): Ernst Axel Knauf, Midian: Untersuchungen zur Geschichte Palästinas und Nordarabiens am Ende des 2. Jahrtausends v. Chr., s. 40 – 63, Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 1988
(9853): Manfried Dietrich – Ingo Kottsieper, Und Mose Schrieb Dieses Lied Auf, Klaus Koch, “Jahwäs Übersiedlung vom Wüstenberg nach Kanaan”, s. 437 – 474, Ugarit-Verlag, Münster 1998
(9854): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:16 – 19
(9855): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:3 ve 19:18 – 20
(9856): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 33:2; Hâkimler, 5:4
(9857): Herbert Donner, Geschichte des Volkes Israel und Seiner Nachbarn in Grundzügen: Von den Anfängen bis zur Staatenbildungszeit, s. 114, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2007
(9858): Rainer Albertz, Religionsgeschichte Israels in Alttestamentlicher Zeit, cilt 1, s. 83, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 1996
(9859): Ernst Würthwein – Antonius H. Gunneweg – Otto Kaiser, Textgemäß, Werner H. Schmidt, “Der Jahwename und Ex 3,14”, s. 132, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 1997
(9860): Othmar Keel – Max Küchler – Christoph Uehlinger, Orte und Landschaften der Bibel – Ein Handbuch und Studien-Reiseführer zum Heiligen Land, cilt 4, bölüm 1, s. 200, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2007
(9861): Haim Hillel Ben-Sasson, Geschichte des Jüdischen Volkes: Von den Anfängen bis zur Gegenwart, s. 58, Beck Verlag, Münih 2007
(9862): Reinhard Müller, Jahwe als Wettergott: Studien zur Althebräischen Kultlyrik Anhand Ausgewählter Psalmen, s. 243, dipnot 50, De Gruyter Verlag, Berlin 2008
(9863): Theologische Realenzyklopädie, cilt 31, Stefan Timm, “Sinai”, s. 284, De Gruyter Verlag, Berlin 2000
(9864): Henrik Pfeiffer, Jahwes Kommen von Süden: Jdc 5, Hab 3, Dtn 33 und Ps 68 in ihrem Literatur- und Theologiegeschichtlichen Umfeld, s. 260, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2005
(9865): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 15:21
(9866): Werner H. Schmidt, Alttestamentlicher Glaube in seiner Geschichte, s. 54 ve devamı, Neukirchener Verlag, Neukirchen-Vluyn 1982
(9867): Dietz Otto Edzard – Erich Ebeling – Bruno Meissner, Reallexikon der Assyriologie und Vorderasiatischen Archäologie, cilt 5, s. 247 ve devamı, De Gruyter Verlag, Berlin 1999
(9868): Michael David Coogan, The Oxford History of the Biblical World, Jo Ann Hackett, “There Was No King in Israel: The Era of the Judges”, s. 158 – 159, Oxford University Press, Oxford 2001
(9869): Mark Stratton John Matthew Smith, The Early History of God: Yahweh and the Other Deities in Ancient Israel, s. 7, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2002
(9870): age, s. 8 ve 33 – 34
(9871): age, s. 8 ve 135
(9872): André Lemaire, House of David, Biblical Archaeology Review, sayı 20, Biblical Archaeology Society, Mayıs – Haziran 1994
(9873): Christian Molke, Der Text der Mescha-Stele und die Biblische Geschichtsschreibung, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2006 / Othmar Keel – Max Küchler – Christoph Uehlinger, Orte und Landschaften der Bibel – Ein Handbuch und Studien-Reiseführer zum Heiligen Land, cilt 4, bölüm 1, s. 212, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2007
(9874): Anthony Bonanno, Archaeology and Fertility Cult in the Ancient Mediterranean: Papers Presented at the First International Conference on Archaeology of the Ancient Mediterranean, University of Malta, Msida 2 – 5 Eylül 1985
(9875): Manfred Weippert, Jahwe und die Anderen Götter: Studien zur Religionsgeschichte des Antiken Israel in ihrem Syrisch-Palästinischen Kontext, s. 14 ve devamı, Mohr & Siebeck Verlag, Tübingen 1997
(9876): Frank Moore Cross, Canaanite Myth and Hebrew Epic, s. 61 – 63, Harvard University Press, Cambridge & Londra 1997 / Othmar Keel – Christoph Uehlinger, Gods, Goddesses and Images of God, Bloomsbury Academic Press, Minneapolis 1998 / Bob Becking, Only One God?: Monotheism in Ancient Israel and the Veneration of the Goddess Asherah, A&C Black Publishing, Londra & New York 2001
(9877): James M. Lindenberger, Ancient Aramaic and Hebrew Letters, s. 110 – 111, Society of Biblical Literature, Atlanta 2003
(9878): Douglas A. Knight – Amy-Jill Levine, The Meaning of the Bible: What the Jewish Scriptures and Christian Old Testament Can Teach Us, HarperOne Publishing, New York 2011
(9879): Joseph Naveh, Old Hebrew Inscriptions in a Burial Cave, Israel Exploration Journal, sayı 13, s. 74 – 92, 1963
(9880): Graham Davis, Ancient Hebrew Inscriptions: Corpus and Concordance, cilt 2, s. 18, Cambridge University Press, Cambridge 2004
(9881): Dirk Schwiderski, Handbuch des Nordwestsemitischen Briefformulars: Ein Beitrag zur Echtheitsfrage der Aramäischen Briefe des Esrabuche, s. 46, 64 ve daha birçok yerinde, De Gruyter Verlag, Berlin 2000
(9882): Othmar Keel – Max Küchler – Christoph Uehlinger, Orte und Landschaften der Bibel – Ein Handbuch und Studien-Reiseführer zum Heiligen Land, cilt 4, bölüm 1, s. 547, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2007
(9883): David Noel Freedman – Allen C. Myer – Astrid B. Beck, Eerdmans Dictionary of the Bible, s. 917, Arnold Gottfried Betz, “Monotheism”, Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2000
(9884): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, cilt 5, Vincent J. Cornell, “God: God in Islam” maddesi, s. 724, MacMillan Reference, Detroit 2005 / Oliver Leaman, The Qur’an: An Encyclopedia, Zeki Saritoprak, “Allah” maddesi, s. 34, Routledge Publishing, Londra & New York 2006
(9885): Columbia Encyclopaedia, “Ilah” maddesi, Columbia University Pres, New York 1935
(9886): The Comprehensive Aramaic Lexicon, “’lh” maddesi, https://cal.huc.edu/
(9887): Nicholas Sinai, Rain-Giver, Bone-Breaker, Score-Settler: Allāh in Pre-Quranic Poetry, s. 8, American Oriental Society, New Haven 2019
(9888): İbn-i Manzur, Lisan’ul- Arab, “elh” maddesi, Bulak 1308 / Murtezâ ez- Zebidî, Tac’ul- Ârus min Cewahir’il- Kamus, “elh” maddesi, Kahire 1308 / ayrıca bkz. Fahreddîn Razî, Esas’ut- Taqdîs, cilt 1, s. 121 – 127, Kahire 1986
(9889): Cevad Ali, El- Mufassal fi Tarix’il- Arab Qabl’el- İslam, cilt 6, s. 23 – 24 ve 116 – 118, Beyrut 1973
(9890): İslam Ansiklopedisi, cilt 4, Ahmet Saim Kılavuz, “Azrail” maddesi, s. 350 – 351, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 1991 / İslam Ansiklopedisi, cilt 7, Zeki Ünal – Yusuf Şevki Yavuz, “Cebrail” maddesi, s. 202 – 204, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 1993 / İslam Ansiklopedisi, cilt 23, Lütfullah Cebeci, “İsrafil” maddesi, s. 180 – 181, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 2001 / İslam Ansiklopedisi, cilt 30, Lütfullah Cebeci, “Mikail” maddesi, s. 45 – 46, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 2003
(9891): İslamî Terimler Sözlüğü – A, Özhan Öztürk, 20 Eylül 2017, https://web.archive.org/web/20200724132139/https://ozhanozturk.com/2017/09/20/islami-terimler-sozlugu-a/
(9892): Tevrat, Daniel, 8:16 – 18 / İncil, Luka, 1:11 – 20 ve 26 – 38 / Kur’ân-ı Kerim, Baqara, 97 – 98; Tahrim, 4
(9893): Wikipedia (İngilice), “El (deity)” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/El_(deity) / Wikipedia (Almanca), “El (Gott)” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/El_(Gott) / Vikipedi (Türkçe), “El (tanrı)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/El_(tanr%C4%B1)
(9894): Kürşat Haldun Akalın, Yahve ve Kenan Tanrıları, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt 14, sayı 1, s. 85 ve 102, Haziran 2012, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423867043.pdf / Mehmet Mahfuz Söylemez, Cahiliye Arap İnancında Putların Yeri, Milel ve Nihal Dergisi, cilt 11, sayı 1, s. 12, 15 ve 36, Ocak 2014, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/milel/article/view/5000198395/5000171413
(9895): Yusuf Kılıç – Şeyma Ay, Eski Mezopotamya’da Siyasî Örgütlenmede Dîn Olgusu, Turkish Studies, cilt 8, sayı 5, s. 387 – 403, İlkbahar 2013, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423932845.pdf
(9896): Süheyla İrem Mutlu – Yusuf Albayrak, Harran ve Soğmatar’da Sin Kültünün Varlığı, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, sayı 38, s. 133 – 144, 2018, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/446707
(9897): Wikipedia (İngilice), “El (deity)” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/El_(deity) / Wikipedia (Almanca), “El (Gott)” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/El_(Gott) / Vikipedi (Türkçe), “El (tanrı)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/El_(tanr%C4%B1)
(9898): Kürşat Haldun Akalın, Baaller Karşısındaki Yahve Peygamberleri, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt 8, sayı 4, s. 77 – 96, 2015, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/usaksosbil/article/viewFile/5000113370/5000132296
(9899): Ayşe Gülüser, Mehmet Akif Ersoy’da Tanrı Problemi, Selçuk Üniversitesi Dîn Felsefesi Bilim Dalı Yükseklisans Tezi, s. 31, Konya 2010, http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2704/279050.pdf?sequence=1&isAllowed=y
(9900): Ahmet Uhri, Batı Anadolu Erken Tunç Çağı Ölü Gömme Gelenekleri, Ege Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Doktora Tezi, s. 26 ve 30, İzmir 2006, http://acikerisim.ege.edu.tr:8081/xmlui/bitstream/handle/11454/2276/ahmetuhri2006.pdf?sequence=1&isAllowed=y
(9901): İslam Ansiklopedisi, cilt 3, Ali M. Dinçol, “Aramice” maddesi, s. 267 – 268, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 1991
(9902): İslam Ansiklopedisi, cilt 3, Nihad M. Çetin, “Arap” maddesi, s. 276 – 309, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 1991
(9903): Ayşe Gülüser, Mehmet Akif Ersoy’da Tanrı Problemi, Selçuk Üniversitesi Dîn Felsefesi Bilim Dalı Yükseklisans Tezi, s. 31, Konya 2010, http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2704/279050.pdf?sequence=1&isAllowed=y
(9904): İslam Ansiklopedisi, cilt 2, Bekir Topaloğlu, “Allah” maddesi, s. 471 – 498, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, Ankara 1989 / Ahmet Uhri, Batı Anadolu Erken Tunç Çağı Ölü Gömme Gelenekleri, Ege Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Doktora Tezi, s. 26 ve 30, İzmir 2006, http://acikerisim.ege.edu.tr:8081/xmlui/bitstream/handle/11454/2276/ahmetuhri2006.pdf?sequence=1&isAllowed=y / Ayşe Gülüser, Mehmet Akif Ersoy’da Tanrı Problemi, Selçuk Üniversitesi Dîn Felsefesi Bilim Dalı Yükseklisans Tezi, s. 31, Konya 2010, http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2704/279050.pdf?sequence=1&isAllowed=y / Kürşat Haldun Akalın, Baaller Karşısındaki Yahve Peygamberleri, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt 8, sayı 4, s. 77 – 96, 2015, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/usaksosbil/article/viewFile/5000113370/5000132296
(9905): age / agdt / agylt / agm
(9906): Encyclopaedia of Islam, L. Gardet, “Allah” maddesi, Brill Publishing, Leiden 1998 / Encyclopedia of the Qur’an, Gerhard Böwering, “God and his Attributes” maddesi, Brill Publishing, Leiden 2002
(9907): Encyclopaedia of Islam, L. Gardet, “Allah” maddesi, Brill Publishing, Leiden 1998 / Oliver Leaman, The Qur’an: An Encyclopedia, Zeki Saritoprak, “Allah” maddesi, s. 34, Routledge Publishing, Londra & New York 2006
(9908): İbn’ul- Kelbî, Kitab’ul- Esnâm, s. 33, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1969 / ayrıca bkz. İslam Ansiklopedisi, cilt 34, Ahmet Güç, “Put” maddesi, s. 365
(9909): Kur’ân-ı Kerîm, Necm, 19 – 20
(9910): Enno Littmann, Arabic Inscriptions, Brill Publishing, Leiden 1949 / Peter T. Daniels, The Type and Spread of Arabic Script: The Arabic Script in Africa, s. 25 – 39, Brill Publishing, Leiden 2014 / James Bellamy, Two Pre-Islamic Arabic Inscriptions Revised: Jabal Ramm and Umm al-Jimal, Journal of the American Oriental Society, sayı 108. S. 372 – 378, 1988
(9911): Julius Wellhausen, Reste Arabischen Heidentums: Gesammelt und Erläutert, s. 75, De Gruyter Verlag, Berlin 1961
(9912): Scott Johnson, The Oxford Handbook of Late Antiquity, s. 304 – 305, Oxford University Press, Oxford 2015
(9913): Nicholas Sinai, Rain-Giver, Bone-Breaker, Score-Settler: Allāh in Pre-Quranic Poetry, s. 7, American Oriental Society, New Haven 2019
(9914): age, s.12
(9915): Bernard Lewis – P. M. Holt – Peter R. Holt – Ann Katherine Swynford Lambton, The Cambridge History of Islam, s. 32, Cambridge University Press, Cambridge 1977
(9916): Erudite Akin Omoakin, Who is Allah: A Big Question for Muslims, Christians and Jew, Opera News Africa, 2020, https://ng.opera.news/ng/en/religion/efba3f81fb55108f2dd0137cc5e31636 / Allah Muslim, Telegra, 9 Mayıs 2021, https://telegra.ph/Allah-Muslim-05-09
(9917): Frederick Victor Winnett, Allah Before Islam, The Moslem World, sayı 28, s. 239 – 248, 1938
(9918): Patrologia Orientalis, cilt 7, bölüm 5, “ܐܠܗܐ (Elaha)” maddesi, kısım 2, s. 613, 1911
(9919): İğnatyus Yaqub Salise, Eş- Şehîd’ul- Himyariyyun’el- Erebî fi Wesaiq’us- Suryaniyye, s. 9, 65 – 66 ve 89, Şam 1966, https://archive.org/details/himyar_arab_martyrs_in_syriac_documents/mode/2up
(9920): Alfred Guillaume, The Life of Muhammad: A Translation of Isḥāq’s Sīrat Rasūl Allāh with Introduction and Notes, s. 18, Oxford University Press, New York & Karaçi 1955
(9921): Marc-Antoine Kugener, Nouvelle Note Sur L’Inscription Trilingue De Zébed, Rivista Degli Studi Orientali, cilt 1, fasikül 4, s. 577 – 586, Roma 1908, https://www.jstor.org/stable/41864444
(9922): Adolf Grohmann, Arabische Paläographie II: Das Schriftwesen und die Lapidarschrift, s. 6 – 8, Hermann Böhlaus Nochfolger, Viyana 1971 / Beatrice Gruendler, The Development of the Arabic Scripts: From the Nabatean Era to the First Islamic Century According to Dated Texts, Scholars Press, Atlanta 1993
(9923): Irfan Arif Shahîd, Byzantium and the Arabs in the Fourth Century, s, 452, Dumbarton Oaks Research Library and Collection, Trustees for Harvard University, Washington D. C. 1964
(9924): Ebû’l- Farac el- İsfahanî, Kitab’el- Ağanî, İsfahan 967, https://archive.org/details/kitabalagani01alib/mode/2up
(9925): El- Marzubanî, Mu’cem’eş- Şu’araa, s. 302, Bağdat 994
(9926): Samuel Marinus Zwemer, The Moslem Doctrine of God: An Essay on the Character and Attributes of Allah According to the Koran and Orthodox Tradition, s. 24 – 25, American Tract Society, New York 1905
(9927): G. J. O. Moshay, Who is the Allah?, s. 138, Dorchester House Publishing, Londra 1994
(9928): Wikipedia (İspanyolca), “El Clásico” maddesi, https://es.wikipedia.org/wiki/El_Cl%C3%A1sico
(9929): Wikipedia (İngilizce), “King C. Gillette” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/King_C._Gillette
(9930): Vikipedi (Türkçe), “Sana (margarin)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Sana_(margarin)
(9931): Jewish Encyclopedia, Ludwig Blau – Kaufmann Kohler, “Angelology” maddesi, https://jewishencyclopedia.com/articles/1521-angelology
(9932): age
(9933): age
(9934): age
(9935): age
(9936): age
(9937): Wikipedia (İngilice), “El (deity)” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/El_(deity) / Wikipedia (Almanca), “El (Gott)” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/El_(Gott) / Vikipedi (Türkçe), “El (tanrı)” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/El_(tanr%C4%B1)
(9938): Tevrat, Daniel, 8:16 – 18 / İncil, Luka, 1:11 – 20 ve 26 – 38 / Kur’ân-ı Kerim, Baqara, 97 – 98; Tahrim, 4
(9939): Jewish Encyclopedia, Ludwig Blau – Kaufmann Kohler, “Angelology” maddesi, https://jewishencyclopedia.com/articles/1521-angelology
(9940): age
(9941): age
(9942): age
(9943): Patrick Hanks – Kate Hardcastle – Flavia Hodges, A Dictionary of First Names, “Abel” maddesi, s. 41, Oxford University Press, Oxford 2006
(9944): A. V. Superanskaya, Sovremennıj Slovarı Liçnıh İmën, s. 20, Ajris-Press, Moskova 2005 / İslam Ansiklopedisi, cilt 14, Ömer Faruk Harman, “Hâbil ve Kâbil” maddesi, s. 376 – 378, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1991
(9945): Rabbi David Zaslow, What’s in a Name: A Secret about Cain and Abel, 30 Ekim 2014, https://rabbidavidzaslow.com/whats-in-a-name-a-secret-about-cain-and-abel/ / Jeff A. Benner, Cain & Abel, Ancient Hebrew Research Center, https://www.ancient-hebrew.org/names/Cain-and-Abel.htm
(9946): Jeff A. Benner, Mahalaleel, Ancient Hebrew Research Center, https://www.ancient-hebrew.org/names/Mahalaleel.htm
(9947): Tevrat, Tekvin, 16:15 – 16 / Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, Fredrick E. Greenspahn, “Ishmael”, s. 4551 – 4552, Macmillan Reference Publishing, Thomson Gale 2005 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 66, 112 – 113 ve 132 – 133, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9948): Tevrat, Tekvin, 35:10 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 970, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9949): Jonas C. Greenfield – Michael E. Stone – Esther Eshel, The Aramaic Levi Document, s. 192 – 194, Brill Publishing, Leiden & Boston 2004 / James Nohrnberg, Like unto Moses: The Constituting of an Interrupion, s. 333, Indiana University Press, Bloomington & Indianapolis 1995 / Andrea Wellnitz, Die Schönsten Biblischen Vornamen, Wilhelm Heyne Verlag, Münih 2008 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 185, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9950): Wilhelm Gesenius – Francis Brown, A Hebrew and English Lexicon of the Old Testament, with an Appendix Containing the Biblical Aramaic, s. 221 ve 446, Houghton Mifflin Publishing, Boston & New York 1906 / Bible Hub, “Strong’s Hebrew Concordance – 3444. Yeshuah”, https://biblehub.com/hebrew/3444.htm / Pealim, “Inflection of יְשׁוּעָה”, https://www.pealim.com/dict/8241-yeshua/ / Sefaria, “Klein Dictionary, יְשׁוּעָה”, https://www.sefaria.org/Klein_Dictionary%2C_%D7%99%D6%B0%D7%A9%D7%81%D7%95%D6%BC%D7%A2%D6%B8%D7%94?ven=Carta_Jerusalem%3B_1st_edition,_1987&lang=bi / Sefaria, “Jastrow, יְשׁוּעָה”, https://www.sefaria.org/Jastrow%2C_%D7%99%D6%B0%D7%A9%D7%81%D7%95%D6%BC%D7%A2%D6%B8%D7%94?ven=London,_Luzac,_1903&lang=bi / Bible Hub, “Strong’s Hebrew Concordance – 3467. Yasha”, https://biblehub.com/hebrew/3467.htm / Sefaria, Klein Dictionary, ישׁע”, https://www.sefaria.org/Klein_Dictionary%2C_%D7%99%D7%A9%D7%81%D7%A2?ven=Carta_Jerusalem%3B_1st_edition,_1987&lang=bi
(9951): T. K. Cheyne – J. Sutherland Black, Encyclopædia Biblica, cilt 2, “Eldad and Medad” maddesi, MacMillan Company Publishing, Londra 1903
(9952): Eli Name Meaning, Verywell Family, 16 Temmuz 2021, https://www.verywellfamily.com/eli-name-meaning-origin-popularity-5181602#:~:text=Eli%20is%20a%20Hebrew%20name,Elijah%2C%20Eliezer%2C%20and%20Elisha.
(9953): Definitions, Elkanah, https://www.definitions.net/definition/elkanah
(9954): Assyrian Languages, Šiāmu, https://www.assyrianlanguages.org/akkadian/dosearch.php?searchkey=%C5%A1i%C4%81mu&language=rawakkadian / Bible Hub, “Hebrew Concordance: śā·mū – 14 Occurrences”, https://biblehub.com/hebrew/samu_7760.htm
(9955): Bible Hub, “Strong’s Hebrew Concordance – 1292. Barakel”, https://biblehub.com/hebrew/1292.htm
(9956): Bibelwissenschaft, “Elihu / Elihureden”, https://www.bibelwissenschaft.de/wibilex/das-bibellexikon/lexikon/sachwort/anzeigen/details/elihu-elihureden/ch/ba40984912b0a1d2c38b3388fa9e4bc6/
(9957): Hans Rechenmacher, Althebräische Personennamen, s. 38, 80, 134 ve 138, Ugarit-Verlag, Münster 2012
(9958): age, s. 44, 101 ve 109 / ayrıca bkz. Holman Bible Dictionary, “Jehu”, 1991, https://www.studylight.org/dictionaries/hbd/j/jehu.html
(9959): Jewish Encyclopedia, Joseph Jacobs, “Names (Personal)”, https://www.jewishencyclopedia.com/articles/11304-names-personal
(9960): Holman Bible Dictionary, “Jahaziel”, 1991, https://www.studylight.org/dictionaries/hbd/j/jahaziel.html
(9961): Abarim Publications, “Eliezer Meaning”, https://www.abarim-publications.com/Meaning/Eliezer.html
(9962): Abarim Publications, “Ahijah Meaning”, https://www.abarim-publications.com/Meaning/Ahijah.html
(9963): Behind the Name, “Micaiah”, https://www.behindthename.com/name/micaiah
(9964): Etymonline, “Obadiah”, https://www.etymonline.com/word/obadiah
(9965): Abarim Publications, “Azariah Meaning”, https://www.abarim-publications.com/Meaning/Azariah.html
(9966): Friedrich Wilhelm Gesenius, Hebrew-Chaldee Lexicon, s. 544, Baker Book House Publishing; 1846 / Concise Bible Dictionary, s. 448, Holman Bible Publishers, Nashville 1997 / Illustrated Pocket Bible Dictionary, s. 255, Holman Bible Publishers, Nashville 2004 / Friedrich Wilhelm Gesenius, Hebrew-Chaldee Lexicon to the Old Testament, s. 544, Baker Book House, Grand Rapids 1979 / Rella Israly Cohn, Yiddish Given Names, s. 244 – 245, The Scarecrow Press, Plymouth & Lanham & Toronto 2008 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, s. 627, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9967): İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, s. 624, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021 / Baby-Vornamen.de, Mädchennamen, Noadja, https://www.baby-vornamen.de/Maedchen/N/No/Noadja/
(9968): Michael David Cogan, The Old Testament: A Historical and Literary Introduction to the Hebrew Scriptures, s. 304, Oxford University Press, Oxford 2006 / Encyclopaedia Judaica, cilt 6, S. David Sperling, “Elijah” maddesi, s. 331, Thomson Gale Publishing, 2007 / The Oxford Bible Commentary, John Barton – John Muddiman, “Elijah” maddesi, s. 246, Oxford University Press, Oxford 2997
(9969): Longman Pronunciation Dictionary, John C. Wells, “Elisha” maddesi, s. 239, Longman Publishing, Harlow 1990
(9970): Wilhelm Gesenius – Francis Brown, A Hebrew and English Lexicon of the Old Testament, with an Appendix Containing the Biblical Aramaic, s. 221 ve 446, Houghton Mifflin Publishing, Boston & New York 1906 / Bible Hub, “Strong’s Hebrew Concordance – 3444. Yeshuah”, https://biblehub.com/hebrew/3444.htm / Pealim, “Inflection of יְשׁוּעָה”, https://www.pealim.com/dict/8241-yeshua/ / Sefaria, “Klein Dictionary, יְשׁוּעָה”, https://www.sefaria.org/Klein_Dictionary%2C_%D7%99%D6%B0%D7%A9%D7%81%D7%95%D6%BC%D7%A2%D6%B8%D7%94?ven=Carta_Jerusalem%3B_1st_edition,_1987&lang=bi / Sefaria, “Jastrow, יְשׁוּעָה”, https://www.sefaria.org/Jastrow%2C_%D7%99%D6%B0%D7%A9%D7%81%D7%95%D6%BC%D7%A2%D6%B8%D7%94?ven=London,_Luzac,_1903&lang=bi / Bible Hub, “Strong’s Hebrew Concordance – 3467. Yasha”, https://biblehub.com/hebrew/3467.htm / Sefaria, Klein Dictionary, ישׁע”, https://www.sefaria.org/Klein_Dictionary%2C_%D7%99%D7%A9%D7%81%D7%A2?ven=Carta_Jerusalem%3B_1st_edition,_1987&lang=bi
(9971): Wilhelm Gesenius, Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament, cilt 1, s. 499 ve 1227, Springer-Verlag, Berlin & Heidelberg 2013
(9972): Hans Rechenmacher – Viktor Golinets – Annemarie Frank, Datenbank, “Althebräische Personennamen”, ID 1513 ve devamı, Münih 2020
(9973): Wilhelm Gesenius, Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament, cilt 1, s. 57 ve 336, Springer-Verlag, Berlin & Heidelberg 2013 / Edwin C. Brome, Ezekiel’s Abnormal Personality, Journal of Biblical Literature, sayı 65, s. 277 – 292, Eylül 1946, https://www.jstor.org/stable/3262666
(9974): Bibelwissenschaft, “Uria”, https://www.bibelwissenschaft.de/wibilex/das-bibellexikon/lexikon/sachwort/anzeigen/details/uria/ch/5b745a9ac0ad273d5961035f67e0890a/#:~:text=Der%20Name%20Urijahu%20(%D7%90%D7%95%D6%BC%D7%A8%D6%B4%D7%99%D6%B8%D6%BC%D7%94%D7%95%D6%BC%3B%20′,%E2%80%9EJHWH%20ist%20mein%20Licht%E2%80%9C.
(9975): Abarim Publications, “Neriah Meaning”, https://www.abarim-publications.com/Meaning/Neriah.html
(9976): Anchor Bible Dictionary, cilt 5, John M. Berridge, “Seraja” maddesi, s. 1104 ve devamı, Yale University Press, New Haven 1992
(9977): Hans Rechenmacher, Althebräische Personennamen, s. 152, Ugarit-Verlag, Münster 2012
(9978): Jamieson-Fausset-Brown Bible Commentary, The Word of the Lord that Came to Joel the Son of Pethuel, The Book of Joel – Commentary by A. R. Faussett, https://web.archive.org/web/20090426084141/http://jfb.biblecommenter.com/joel/1.htm
(9979): Daniel Name Meaning, Verywell Family, 2 Temmuz 2021, https://www.verywellfamily.com/daniel-name-meaning-origin-popularity-5115352#:~:text=Origin%3A%20The%20name%20Daniel%20comes,masculine%20form%20of%20the%20name.
(9980): Wilton M. Nelson, Diccionario Ilustrado de la Biblia, s. 335 – 336, Grupo Nelson Publicación, Nashville & Dallas & Ciudad de México & Rio de Janeiro & Pekin 1977 / Geoffrey W. Bromiley – Everett F. Harrison – Roland K. Harrison – William Sanford LaSor – Lawrence T. Geraty – Edgar W. Smith Jr., The International Standard Bible Encyclopedia, cilt 2, s. 976 – 977, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1982 / Tito Fafasuli – Frederico A. P. Mariotti – Abdías Mora – José Tomás Poe, Nuevo Comentario Bíblico, s. 448, Casa Bautista de Publicaciones, Colombia 1996 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 689, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9981): Beate Varnhorn – Thomas Huhnold – Adelheid Mittorp – Martina Schnober-Sen, Das Grosse Lexikon der Vornamen, s. 312, Bertelsmann Lexikon Institut, Wissen Media Verlag, Gütersloh 2008 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 690, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9982): Ernst Lautenbach, Lexikon Bibel Zitate – Auslese für das 21. Jahrhundert, s. 220, Iudicium Verlag, Münih 2006 / Kenneth S. Calhoon – Eva Geulen – Claude Haas – Nils Reschke, “Es Trübt Mein Auge sich in Glück und Licht”, Philologische Studien und Quellen, s. 126, Erich Schmidt Verlag, Berlin 2010 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 690, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9983): İslam Ansiklopedisi, “Yahya” maddesi, Mahmut Aydın, s. 232 – 234, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 692 – 693, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(9984): İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 3, s. 693, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021 / New American Bible, Numbers 13, Chapter 16, Vatikan 2002, https://www.vatican.va/archive/ENG0839/_P3R.HTM / New American Bible, Matta 1, Chapter 21, Vatikan 2002, https://www.vatican.va/archive/ENG0839/_PVA.HTM#GOSP.MAT.1.21
(9985): Tevrat, Mısır’dan Çıkış
(9986): İncil, Matta, 15:21 – 28; Markos, 7:24 – 30
SEDİYANİ HABER
30 TEMMUZ 2023
Sayin Sediyani, gercekten coook güzel bir araştirma yapmişsiniz, Size teşekkür eder, saglik ve başarilar dilerim.
Üstadim Kürdce dili tabi bir dildir ve zaman ile oluşmuştur.
Diger diller gibi ordan burdan doldurma degildir.
Allah = el ilah demektir. Kabede ki 360 putun en büyügü girişte ve Qureş aşiretini aitmiş. Ve en büyükmüş. Tanrilarini ziyarete gelenler, önce bu puta dua edip ondan sonra, kendi putlarina giderlermiş. Onun icin o puta El Ilah = en büyük ve sonrada zaman ile El Ilah = Allah olmuş. Benim anlamadigim, madem Allah bu peygamberleri yer yüzüne gönderirke veya onlar ile konuṣurken, neden kandi ismini hep söylememişte, her kes birer isim bulmuş. En güzel ismi Kürdcedir. Kürdler Tanri nin ismini bilmedikleri icin, XWEDE = BENI VEREN demişler.
Weş yew nuşte bo. Destê to weş bibî. Homa razî bo.
Ewwel selam be’del kelam 🙂 Allah’ın selamı üzerinize olsun İbrahim abi. Hint tanrısının ismiyle sizi anıyor olmak güzel bir duygu.
belirttiğini üzere Kürtçe de Allah kelimesi yerine xwedê kullanılır fakat bu durum zazakide büyük ölçüde değişmiştir. “Homa” (tanrı iksiri, kutsal ibadet içeceği) ismi normal telaffuzlarda yerini “Allah” kelimesine bırakmış yemin etme durumlarındaysa telaffuz çoğunluğunu halen elinde bulundurmaktadır.
Bir Zaza Kürdü olarak benim Tanrı’ya olan olumsuz bakış açım tıpkı yazının sonunda ifade ettiğiniz Türklerin duygulanımları gibi olmakla birlikte Kürdi bir yanı da mevcuttur. Yine yazılarınızda belirttiğinize göre din insanlık tarihiyle yaşıttır, felsefenin, ideolojilerin de kaynağıdır. İnsana dair her şeyde biraz da din vardır, kültür ve medeniyet onunla yeşermiş temellerini onunla atmışlardır. tüm bunlarla birlikte dilin ve yazının gelişiminde de dini metinlerin büyük katkıları olmuştur. antik metinlerin çoğu dinle ilgilidir. Sümerceyi eserler birer dini eser gibidir. İbranice Tevrat’la ayrılmaz bir bütün gibidir ki İsrail modern İbraniceye Tevrat’la hayat verdiler. Hakeza Ermeniler kimliklerini ve dillerini Ermenice İncillere borçludurlar. Rusça hakeza İncil için üretilen özel alfabeyle kendisine özel ve gelişkin bir alan açmıştır. Arapça zenginliğini yine din sayesinde elde etmiştir. Son asırda devam ederek dünyayı kasıp kavuran dünya dili olan İngilizcenin halen daha Arapçanın yanında küçük bir çocuk gibi kalmasının temel sebebi budur. Tüm bu -doğru veya yanlış- örneklerden anlaşılacağı üzere bir dil ve dinin doğal ve bir yönüyle mecburi ortak rotaları bulunmaktadır. dini kavramlar kutsal olduklarından değişime karşı tam destekli dirence sahiptirler, bu durum onların (kelime kavram -yani dilin-) saf olarak kalmalarını, zorbalıkla değişime uğramalarını engelleyerek kendisinden doğduğu dilin özel kalmasını sağlar ve gelişimine, hayatta kalmasına katkıda bulunur. İşte bütün bunlar Tanrı kelimesinin benim gibi düşünen bir Kürt için iki haklı gerekçeyle red edilmesine neden olmaktadır. Birincisi zorbalıkla dayatılmış ve bunun dinin düşmanlaştırılarak yapılmış olması. İkincisi bana ait kavram ve kelimelerin özellikle de en dirençlileri olan kutsal, piroz olanlarının benim, halkımın ve dilimizin geleceği için olduğu gibi muhafaza edilmesi gerekliliğidir. Peki bu düşüncem zazaki de Homa nın Allaha dönüşüyor olmasıyla anlamını yitirmiş olmaz mı? Allah kelimesini kullanmak kadar doğal değil midir tanrı kelimesi? Hayır şu açıdan değildir: Tanrı Homa yı tanımayan kabul etmeyen onu inkar ve red ederken, Allah homa yı kabul etmekte ona kendisi kadar olmasa da yaşam hakkı tanımaktadır. Aynı şey Hüda içinde geçerlidir, God ve Gott içinde ama Tanrı dünya da bir diğer eşi olan Çin’in Şen’i gibi (misal D.türkistan) kendisinden başkasını tanımayan herkesi kendisine kul ve köle olmaya zorlayan, kabul etmeyenleri de yok etmektedir.
Tanrı ve Şen’in bu ortaklığı yalnızca zulümlerinden kaynaklanmıyor aynı zamanda ikisininde ortaya çıktıkları coğrafya ve dilde tek bir yerdir o da Çin ve dili olan Çincedir.
Tanrı kelimesi Çince tiānrì sözünden komşu halklara intikal etmiştir. Çince tiānrì ‘gökyüzü ve Güneş’ karşılığındadır. Bu sözün de temelinde Çince tiān kelimesi bulunmaktadır. Çince tiān sözü ‘gökyüzü, gün, günün bir bölümü, mevsim, hava, doğa, Tanrı’ karşılığında ifade edilmiştir. Çincede tiān ön ekli onlarca kelime bulunmaktadır: tiānlán (=mavi gök), tiānkōng (=gökyüzü), tiānbiān (=ufuk), tiāntĭ (=gök cismi), tiāntáng (=cennet), tiānwen (=astronomi), tiānzi (=Tanrı vergisi), tiānwéntái (=gözlemevi, rasathane), tiānḥiān (=tanrıça, ilâhe), tiānḳi (=hava), tiānliàng (=tan, şafak, gün doğumu), tiāncái (=üstün) ve benzerleri gibi.
(Kaynak : http://aksozluk.org/tanri)