Lozan Antlaşması’nın 100. Yıldönümü: Yerli ve Yabancı Etkinlikler, Tartışmalar, Tepkiler, Değerlendirmeler ve Talepler

Parveke / Paylaş / Share

 

     Lozan Antlaşması’nın 100. yıldönümü, Türkiye’de ve Türkler’in yoğunlukla yaşadıkları yabancı ülkelerde coşkuyla anılıp kutlandı.

     Geleneksel Türk-İslamcılar ve Kemalist çevrelerce kabul gören ortak anlayış şudur: “Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası tapu senedidir.”

     Diplomatik konulara vakıf deneyimli gazeteci Sedat Ergin’e göre: “Lozan Antlaşması, geride bıraktığımız yüz yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ve uluslararası alanda uzun soluklu, kalıcı bir barış dönemini sürdürebilmesinin en temel güvencelerinden biri olmuştur.” (1)

     Nitekim CHP’li belediyelerce İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerde bu yıl düzenlenen anma törenleri ve konferanslarda dile getirilen görüşler de AKP’li belediyelerinkinden pek farklı değildi. Kenan Evren dönemindeki törenlerin resmî söylemlerini andırıyordu. Duyurulardan biri şöyleydi: “Şişli Belediyesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi niteliğindeki Lozan Barış Antlaşması’nın 100. yıldönümü onuruna gerçekleştirilen açılışla ‘100. Yılında Lozan Antlaşması: Sonsuz Barış’ adlı sergiyi İstanbullular’la buluşturdu. Ankara Politikalar Merkezi ve İnönü Vakfı’nın desteğiyle Yapı Kredi Bomontiada’daki ‘Barış Yüzyılı’ konulu panele; Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ankara Politikalar Merkezi temsilcisi emekli Büyükelçi Mustafa Oğuz Demiralp, İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Jean Daniel Ruch ve İsmet İnönü’nün 4. kuşak torunu gazeteci Zeynep Bilgehan konuşmacı olarak katıldı.” (2)

     Kemalistler ile İslamî kesimlerin ayrıştıkları nokta ise bu antlaşmanın “zafer mi yoksa hezimet mi?” olduğuydu. Nitekim Türk-İslam sentezini benimseyenlerin önemli bir kısmı, “Halifelik’in kaldırılması ve ümmetçi bir politikadan vazgeçilmesi” anlamında Lozan’ı “zafer değil, hezimet” olarak görmektedir.

     Geçmişe dönersek: Birinci Dünya Savaşı münasebetiyle ilan edilen “Büyük Cihad” yahut “Cihad-ı Ekber” fetvâsı, fiiliyatta Sultan II. Abdulhamid’in pan-İslamcı siyasetinin devamı niteliğindeydi. Şöyle ki: 3 Kasım 1914 tarihli “İkdam” gazetesi, “Gaza-yı Ekber – Silâh Başına” başlıklı haberiyle İslam düşmanlarına karşı cihad çağrısında bulunur. 11 Kasım’da kesin şekilde kararlaştırılan cihada ilişkin ilk olarak Halife-Sultan Mehmet Reşad tarafından orduya hitaben bir beyanname gönderilir. Bu beyannamede, dünyadaki 300 milyon Müslüman’ın kaderinin Osmanlı Devleti’nin selametine bağlı olduğu bildirilmekte ve savaş istikametinde askere cesaret aşılayıcı bir söylem benimsenmektedir. 13 Kasım’da Hırka-i Şerif odasında Sultan M. Reşatd’a cihat ilan etme yetkisi veren fetvâ okunur. 14 Kasım’da, Emini Ürgüplü Ali Haydar Efendi tarafından İstanbul Fatih Camii’nde bu kez kamuoyuna duyurulan sözkonusu fetvâ ile beraber Osmanlı Devleti’nin “Mukaddes Savaş”a çağrısı resmîleşir. (3)

     Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan ve genelde Müslüman ve gayr-i müslim halkların yaşadıkları Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu topraklarını kaybeden İttihatçı kadroların bakiyesi sayılan Kemalistler ise daha gerçekçi davranarak Lozan görüşmeleri sürecinde ümmetçi toplumun simgesi sayılan Saltanat’ı (1922) ve Halifelik’i (Mart 1924) kaldırdılar. Bu yüzden de Osmanlıcı-İslamcı çevreler Lozan’ı “hezimet” olarak görmeye başladılar. Bir kısmı hâlâ aynı görüşte olup “Laiklik’in kaldırılıp Halifelik’in benimsenmesi” yoluyla yeni bir ümmetçiliğin ikame edilmesinden yana fikir beyan etmekteler.

     Gazeteci Turan Kışlakçı gibi orta yolcular da var. Nitekim Kışlakçı, Katar sermayesiyle yayınına devam eden Londra merkezli “El- Quds el- Arabî” gazetesinde Arapça yayınlanan 26 Temmuz 2023 tarihli makalesinde, bir yandan Lozan Antlaşması’nın “Türkiye Cumhuriyeti’nin temel güvencesi” olduğuna işaret ederken, diğer yandan bu antlaşmayı “günümüzde ortaya çıkan birçok müşkülatın ve sorunun kaynağı” olarak görüyor. O’na göre, “Lozan’ın üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen ayrıntıları hâlâ açıklık kazanmamıştır. Dolayısıyla kimileri Lozan için ‘zafer’ derken, Kadir Mısırlıoğlu (İslamcı, Osmanlıcı ve halifeci görüşleriyle bilinen tanınan tartışmalı isim – FB) nezdinde ise bahsedilen antlaşma bir ‘hezimet’tir… Dolayısıyla: Görünen o ki, Lozan’ın hâlâ geçerli olup olmadığına dair sorular henüz bitmemiştir.”

     Kemalist görüşü benimseyenlerden birkaç aydının görüşleri ise şöyledir:

     * Prof. Dr. Hakkı Keskin: “Türkiye’de özellikle tarikatların ve onlara sempatiye bakanların, 100. yılını kutladığımız Lozan Antlaşması’na ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı haince bir propagandayı sürdürmekte olduklarını günümüzde de görmekteyiz. Taliban yanlısı bir düzen isteyen bu kesimlere karşı demokratik, laik bir hukuk devletini savunanların mücadelesi kararlılıkla sürecektir.” (4)

     * Soner Yalçın: “Hitler ve Naziler, Atatürk hayranıydı. Nazi ideolojisi ve stratejisi ile Türk bağımsızlık hareketiyle ilgili mukayeseli tarih çalışması yapan Stefan Ihrig, ‘Naziler ve Atatürk’ kitabında bu hayranlığı ayrıntılarıyla yazdı. Sadece Atatürk’ün, dayatılan emperyalist antlaşmaları yırtıp atıp, ulusal kurtuluş savaşı verip, yenilgi küllerinden yeni devlet kurmasını, Naziler yayın organlarında detaylarıyla neredeyse gün be gün ilan etti. Bağımsızlığı inşâ etmek için Atatürk’ü rol model aldılar: ‘Biz neden Türkler gibi Versailles’i yırtıp atmıyoruz?’ dediler.” (5)

     * Sinan Meydan: “Lozan’la, her şeyden önce Osmanlı Devleti’nin yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verdik. Bu sayede tam bağımsız, eşit, egemen, üniter ve laik yeni bir devlet kurabildik.” (6)

     * Ataol Behramoğlu: “Lozan Barış Antlaşması bir gerçekçilik başarısıdır. Bir kurtlar sofrasında, bu kurt sürüsünün kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından da akıllıca yararlanarak yeni Türkiye’nin bağımsız, özgür bir devlet olarak varlığını uluslararası hukukun güvencesine aldılar.” (7)

     Bu arada belirtelim: Şair ve Yazar Ataol Behramoğlu’nun kaleme aldığı tiyatro oyunu “Lozan”, 1993’te Metin Belgin yönetiminde, Timur Selçuk’un beste ve şarkılarıyla Antalya Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiş, İstanbul turnesinde de başarıyla oynanmıştı. Yazara göre, günümüzde de gösterilmekte olan oyunun ana omurgasını “antiemperyalizm” oluşturmaktadır.

     Türkiye egemen sınıflarının resmî tutumu ise genel hatlarıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerinden anlaşılabilir: “Lozan Antlaşması’yla elde ettiğimiz hakları kararlılıkla savunurken, yeni hamlelerle ülkemizin kazanımlarını tahkim edeceğiz. Lozan Barış Antlaşması’nın 100’üncü yıldönümünde, Cumhuriyetimiz’in banisi Gazi Mustafa Kemal’i, silah arkadaşlarını, istiklâl ve istikbalimiz uğrunda hayatlarını fedâ eden tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Gazilikle müşerref olan kahramanları hürmetle anıyor, ‘Rabbim Türkiye’yi ilelebet payidar eylesin’ diyorum.” (8)

     Aynı Erdoğan, Yunanistan ile Türkiye arasında yaşanan adalar ve azınlıklar meselesinde Lozan Antlaşması’nın bazı maddelerinin Türkiye lehine olacak tarzda güncellenmesi gerektiğini de söyledi. Ancak görüştüğü mevkidaşı Yunan Prokopis Pavlopulos, sözkonusu antlaşmayı “gözden geçirme” veya “değiştirme” önerisini reddetti. (9)

     Lozan’da muhatap alınmayan ve bu antlaşmanın çok boyutlu trajik sonuçlarına sürekli maruz kalan Kürtler’e gelince: Onlar 100. yıl münasebetiyle Türkiye ve dünya kamuoyunun dikkatini çekmek üzere bireysel veya örgütsel düzeyde birçok ülkede etkinlikler düzenlediler.

     Bazı somut örneklerini sıralayalım:

     * 1 Temmuz’da ABD’de yaşayan Amerikan-Kürt Bilgi Ağı (American Kurdish Information Network)’nın sözcüsü, siyasî aktivist ve yazar Kani Xulam, Lozan Antlaşması’nın 100’’üncü yılı vesilesiyle Washington’dan New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’ne “Özgürlük ve Zafer Yürüyüşü” başlattı. 530 km uzunluğundaki yürüyüşe, belli aralıklarla yaklaşık 20 kişi eşlik etti. Amerikalı aktiviste, Kürt dostu ve diasporada yaşayan Kürtler de destek verdi. (10)

     * 8 Temmuz’da HAK-PAR, PAK, PSK ve TDK-Tevger öncülüğünde “Lozan Antlaşması’nın 100. Yılında Kürdistan’ın Geleceği Konferansı” düzenlendi. Moderatörlüğünü Seîd Veroj’un yaptığı oturumda sosyolog yazar İsmail Beşikçi, tarihçi Mehmet Bayrak ve Ekrem Önen, Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Kürdoloji Bölümü Başkanı Dr. Kirill Vertyayev ile “zoom” üzerinden siyaset felsefesi uzmanı Hasan Yıldız ve Sofya Üniversitesi’nden öğretim görevlisi Prof. Yaşar Abduselamoğlu konuştular. (11)

     * 10 Temmuz’da Paris Kürt Enstitüsü öncülüğünde hazırlanan “Lozan 1923’ten Lozan 2023’e” başlıklı konferans İsviçre’nin Lozan (Lausanne) şehrinde gerçekleştirildi. Lozan Belediye Başkanı Grégoire Junod ile İsmet Şerif Vanli Mirası isimli kuruluşun yöneticisi İhsan Kurt açılış konuşmaları yaptılar. Diğer konuşmacılar şunlardı: Enstitü Başkanı Kendal Nezan, Derya Bayır, Prof. Dr. Hamit Bozarslan, (İsviçre – Zürih,  ABD – Michigan, Avustralya – New Castle, İstanbul – Bilgi gibi üniversitelerde Osmanlı ve Türkiye tarihi üzerinde dersler veren ve Lozan hakkında eleştirel bir kitap yazmış olan) Prof. Hans-Lukas Kieser, (ABD – Oberlin College öğretim üyesi) Prof. Leonard V. Smith, (Sorbonne Üniversitesi öğretim üyesi) Emeritus Prof. Raymond Kevorkian, (Fransa – Lyon Katolik Üniversitesi öğretim üyesi) Prof. Joseph Yacoub, (İsviçre – Neuchâtel Üniversitesi’nden) Jordi Tejel Gorgas, (Ulster Üniversitesi’nden Kürt akademisyen) Şerko Kirmanc, Prof. Dr. Baskın Oran ile Prof. Mesut Yeğen.

     * Kürt Diaspora Konfederasyonu (DİAKURD) avukatları Hişyar Özalp ve Rıdvan Dalmış, “Lozan Antlaşması’nın iptali ve Kürt halkının self-determinasyon hakkının uygulanması” talebi ile Danıştay’a başvuruda bulundu. Konuya ilişkin açıklama yapan avukatlar, iç hukuk yollarından bir sonuç alınamadığı takdirde konuyu BM İnsan Hakları Komitesi’ne götüreceklerini bildirdi. (12)

     * Mardinli Kürt aktivist Lokman Kodak, Kürtler’in bir statü sahibi olmasını engelleyen Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yılını protesto amacıyla 14 Temmuz’da İsviçre’nin başkenti Bern’den Cenevre’ye bir yürüyüş başlattı. (13)

     * İsviçre’deki Kürt Diaspora Merkezi, bağlı bulunduğu Kurdistan Diaspora Confederation ile 27 – 28 Mayıs tarihleri arasında Lozan Antlaşması’nın 100. yılını değerlendiren bir konferans düzenledi. KDP lideri Mesud Barzanî konferansa ilettiği mesajında şunları dile getirdi: “Kürt kültürünün mensupları, diğer etnik ve ulusal gruplarınkiyle barış içinde birarada yaşamaktadır. Baskıcı rejimler, kusurlu politikalar ve diktatörlükler, Kürt halkının karşılaştığı esas tehlikedir. Burada önemli olan Lozan Antlaşması’nın negatif (olumsuz) sonuçlarını düzeltmek ve yapılan hataların sadece Kürtler’e maledilmesinin doğru olmadığını kabullenmektir. Bu hata ve kusurların düzeltilmesi hususu; bölge ülkeleri ile küresel denklemde söz sahibi olan ülkelerin, hükûmet-dışı sivil toplum örgütleri, akademik ve sosyal enstitüler, aktivistler ve ünlü muteber şahsiyetlerin hep birlikte meselenin barışçıl ve demokratik bir çerçevede çözülmesine katkıda bulunmasına bağlıdır. Kürt Diasporası, dâvâsını savunmak suretiyle Kürt halkının haklarının kabul edilmesinde etkili ülkeler nezdinde önemli bir rol oynayabilir.” (14)

     * Almanya’da yaşayan Kürt yazar İbrahim Sediyani, “Media Corsica” isimli Korsika dergisi için kaleme aldığı “100e Anniversaire du Traité de Lausanne: La France et l’Angleterre Peuvent-Elles Laver Leurs Péchés au Kurdistan?” adlı Fransızca makalesinde, 100 yıl önceki Lozan Antlaşması’nın baş mimarlarından biri olan Fransa ile İngiltere’yi “Kürt ulusuna ve Kürdistan’a karşı işlediği bu günâhı temizlemeye” çağırdı. (15)

     * Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Oberhausen kentinde, Barzanî yönetimindeki Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakınlığıyla bilinen Lozan Antlaşması Komitesi ve Kürdistan Gençlik Ağı, 18 Temmuz’da bir basın açıklaması düzenledi. “Rûdaw TV” kanalına konuşan Lozan Antlaşması Komitesi’nden Hurşit Aleyvi, 21 Temmuz’da Cenevre İnsan Hakları Komitesi binası önünde Lozan Antlaşması’nı protesto edeceklerini, 22 Temmuz’da ise Birleşmiş Milletler (BM) binası önünde bir miting düzenleyeceklerini söyledi. Lozan ve Cenevre şehrinde iki ayrı miting/yürüyüş düzenleyen İsviçre merkezli Kürt oluşumlarının bu etkinliğine, Avrupa’nın çeşitli şehirlerinden yaklaşık 15.000 kişi katıldı. Bunlar arasında Kürtler, dostları, aydınlar, siyasetçi, diplomat ve siyasî partiler de vardı. Ayrıca Kürtler’in yaşadıkları dört parçadan siyasî parti temsilcileri, aydın, siyasetçi ve yabancı diplomatların katılımıyla “Lozan Antlaşması’nın 100. Yıldönümünde Kürdistan Halkının Tutumu” konulu bir konferans düzenlendi. Lozan Belediyesi, Lozan Antlaşması’nın imzalandığı salonda konferans düzenlemek isteyen Kürtler’e izin vermedi. Kürtler konferansın yapıldığı tarihî salonu talep ederken, aynı zamanda Türkiye’nin de salonda etkinlik talebinde bulunması üzerine belediye, “İki taraf da talep etti. Bu nedenle hiçbir tarafa salonu vermeyeceğiz” dedi. (16)

     * 22 Temmuz’da Belçika merkezli KNK tarafından aynı münasebetle Lozan şehrinde düzenlenen geniş kapsamlı forum tarzındaki toplantıya farklı ülkelerden katılan yaklaşık 50 kurum ve kuruluş ile 600 kişi görüş belirtti.

     * 24 Temmuz pazartesi günü Diyarbakır Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde biraraya gelen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kürdistan Komünist Partisi (KKP), İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA), Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Kürdistan Demokrat Partisi-Türkiye (PDK), Hereketa Azadî, Devrimci Demokratik Kürt Derneği (DDKD), Şeyh Said Derneği ve Kürt Kadınlar Birliği Platformu üyeleri, Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yılı münasebetiyle ortak bir açıklama yaptılar. (17)

     * 30 Temmuz’da İstanbul merkezli Halkların Demokratik Kongresi (HDK), “Yüzüncü Yılında Lozan: Muhasebe ve İmkân” başlıklı dar kapsamlı bir konferans düzenlendi. Her kişi, kesim ve platformun Lozan’a ilişkin görüşleri farklı olmakla birlikte ortak noktaları şu şekilde özetlenebilir: “Lozan Antlaşması, Türkiye ve bölgedeki halkların doğal ve temel haklarını yok saymıştır. Tanınan azınlık haklarını bile uygulamamış; tersine, Lozan’da kabul edilen görevlerini ya ihmal yahut bilinçli biçimde hasıraltı etmiştir. Tek millet anlayışıyla inkâr ve asimilasyon politikalarını hayata geçirmiştir. Lozan’ın başlıca muhataplarından sayılan Kürtler’in itirazlarını şiddetle bastırıp kitlesel kırımlara yol açan askerî yöntemler kullanmıştır. Bu ve birçok nedenle biz, sözkonusu antlaşmayı tanımıyoruz.”

     Soru şudur: Peki, dünyanın hemen her yerindeki Kürtler neden kitlesel biçimde bu yıl ayağa kalkıp Lozan karşıtı çeşitli (siyasal, kültürel, akademik, toplumsal) etkinlikler düzenleyip siyasi kampanyalar başlattılar?

     Lozan savunucuları ve resmi çevreler, bu soruyu “dış mihrakların oyunu, ülkeyi bölmeye yönelik batılı ülkelerin gizli-açık faaliyetleri, Lozan yerine Sevr Antlaşması’nı ikame etme çabaları” şeklinde yanıtlayabilirler. Oysa olup biteni anlamak için meseleyi değişik açılardan ele almakta yarar var.

     Şöyle ki:

     Lozan Antlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz 1923 tarihinin üzerinden yüz yıl geçti. O sırada hakları elinden alınan etnik ve inançsal topluluklar Lozan’ın muhtevasına itiraz etmekle birlikte bilinç, siyaset, diplomasi, sosyal ve örgütsel düzlemde yeterli değillerdi. Var olan bireysel ve kolektif itirazlar ise iktidarın “böl ve yönet” veya “havuç ve sopa” (Kürtler’e verilecek haklar konusundaki samimî olmayan vaatler gibi) politikaları neticesinde başarısızlığa uğratıldılar. Oysa mevcut haliyle Kürtler, bilhassa siyasal, toplumsal ve kültürel amaçlı Kürt oluşumları 100 yıllık süreçte babadan oğula aktarılan acı-tatlı tecrübelerin ışığında belli bir bilince kavuştular.

     Sözgelimi Lozan öncesi ve sonrasındaki Kürtler, bilimsel tanımıyla henüz ulus niteliğini kazanmamışlardı; “milliyet” diye tanımlanabilecek çok parçalı aşiret toplulukları halindeydiler. Dolayısıyla sınırlı sayıdaki aydın zümreler sayılmazsa Kürtler ulusal bilinçten yoksundular. Kısacası Kürtler Lozan ve öncesinde “Kendine Kürt” iken, günümüzde “Kendisi için Kürt” olmaya başladılar. Nitekim günümüzün siyaset ve akademik çevreleri, “Kürtler’in kitlesel bir ulus bilinci taşıdıklarını ve bu temelde örgütlendiklerini” söylemekte ve bu konuda araştırma yapıp kitaplar yayınlamaktalar.

     Diyarbakır’daki parti ve oluşumların 24 Temmuz tarihli basın açıklamasında geçen ibareler, bu tespitimize kanıt olarak gösterilebilir: “Kürt halkı önümüzdeki yüzyılı başta, Türk, Fars, Arap halkları olmak üzere bölge halklarıyla her alanda eşitlik hukuku temelinde birlikte yaşamak istiyor. Red ve inkâr sürdürülerek değil; ülkesiyle, ulusal kimliğiyle tanınarak ve eşit siyasî, coğrafik statüye dayalı zeminde birlikte yaşama koşullarının yaratılması için mücadele veriyorlar.” (18)

     Bilhassa Avrupa’daki yabancı aydın, akademisyen ve araştırmacılar, son yıllarda Lozan Antlaşması’’nın muhtevası ile amaçlarını sorgulayan ve taraf olarak onu imzalayan batılı devletlerin tutumlarını eleştiren pekçok kitap yayımladılar.

     Bakabildiğim görece eski iki yayından biri, W. G. Elphinston imzalı “The Kurdish Question” (Kürt Meselesi) adıyla 1946 yılında basılmış kitaptır.

     Bir diğeri, Middle Eastern Studies isimli İngilizce gazetenin Temmuz 1997 tarihli üçüncü nüshasında Othman Ali imzasıyla “The Kurds and the Lausanne Peace Negotiations: 1922 – 1923” (Kürtler ve Lozan Barış Görüşmeleri: 1922 – 1923) başlıklı makaledir.

     Yakın zamanda yeni çıkan dört kitabın adını ve yazarlarını da verelim:

     *  Jay Winter, “The Day the Great War Ended 24 July 1923: The Civilization of War” (Oxford Scholarship, Ekim 2022)

     * Jonathan Conlin ve Ozan Ozavci editörlüğünde hazırlanan “They All Made Peace – What is Peace? The 1923 Lausanne Treaty and The New Imperial Order” isimli kitap (Ginko – 2023)

     * Hans-Lukas Kieser, “When Democracy Died: The Middle East Enduring Peace of Lausanne” (Cambridge University Press, Nisan 2023)

     * Michelle Tusan (University of Nevada – Las Vegas), “The Last Treaty: Lausanne and the End of the First World War in the Middle East” (Cambridge University Press, Haziran 2023)

     İrdeleyici ve sorgulayıcı bu dört kitabın üstünde durduğu noktalar şöyle özetlenebilir:

     * Antlaşma, zorunlu bir nüfûs değişimi sözleşmesi içeriyordu. Bu ölçüye göre Türkiye’de Yunan Ortodoks vatandaşları, Konstantinopolis’te yaşayan kişiler hariç, o eyalette vatandaşlık ve ikamet haklarını kaybetti. Batı Trakya sakinleri dışında Yunanistan’daki Müslüman vatandaşlar da öyle.

     * Yaklaşık iki milyon kişilik değişim (mübadele veya tehcir), Yunan-Türk savaşından doğan muazzam mülteci sorununa çözüm sayıldı.

     * Lozan’da aynı zamanda uluslararası hukuka dil, tarih veya etnik kökenle değil, sadece dîn tarafından tanımlanan bir vatandaşlık tanımı da getirildi. Bu, etnik temizliğin ardından yüzyılın ilerleyen dönemlerinde ve sonrasında tekrar tekrar izlenen bir emsal haline geldi.

     * Küçük Asya ve bölgedeki Kürtler, İranlılar, Araplar ve Ermeniler Lozan’a karşı çıktılar. Çünkü bu antlaşma sayesinde bölgedeki etnik ve dînî azınlıklar ile küçük toplulukların kendi geleceklerini belirleme ve güvencede olma hakları ellerinden alındı. Dolayısıyla çatışmanın uzun süren doğası ve devam eden insanî kriz, ardından yakalanan sivil nüfûs için yıkıcı olduğunu kanıtladı ve Avrupa liderliğindeki bir emperyal düzen ve insanî müdahale hakkındaki eski kesinlikleri giderek daha fazla sorguladı… Sonuçları ise, savaş sonrası dünyayı dönüştürecek…

     Suriyeli Kürtler hakkında birkaç kitabı olan Avusturyalı siyasetbilimci ve kültürel antropolog Prof. Dr. Thomas Schmidinger de aynı bağlamda faaliyet gösterenlerden biridir. Kendisi Avusturya Kürt Çalışmaları Birliği genel sekreteri ve “Kurdische Studien” ve “Kurdish Studies” dergileri yayın kurulu üyesidir. Lozan’ın yüzüncü yılı münasebetiyle Haseke şehrinde Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 – 8 Temmuz’da düzenlenen konferansta konuşan Schmidinger’in, antlaşma hakkındaki değerlendirmeleri kısaca şöyledir:

     * “Lozan, bölgenin (Ortadoğu’nun) siyasî bölünmüşlüğünü tahkim etmiştir. Bu antlaşma sonucunda Türkiye, Suriye ve Irak ve hatta İran gibi dört devlet ortaya çıkmıştır.”

     * “Sözkonusu devletlerin hepsi de sınırları içinde bulunan etnik ve inançsal azınlıkların yapısını tanımak yerine ulus-devlet (tek millet – tek devlet) anlayışı gereği, bunları bastırmış; imhâ ve asimile etme yoluna gitmiştir.”

     * “Osmanlı’nın geleneksel çoğulcu etnik ve inançsal yapısının mirasını devralan Mustafa Kemal, Lozan’daki Musul meselesinde elini güçlendirmek maksadıyla Kürtler’i seferber etmiştir.”

     * “Antlaşma imzalanıp Türkiye bağımsız bir devlet olduktan sonra, Türk hükûmeti ülkedeki kültürel çoğulculuğu kabul etmeyerek ulus-devlet politikalarıyla bu çoğulculuğu ortadan kaldırma politikası gütmüştür.”

     Doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte yukarıdaki faaliyetlerin akademik türevi sayılan “The Lausanne Project” isimli sitede 100 yıldan bu yana Lozan Antlaşması’nın perde arkası, şimdiye kadar açılmamış dosyalarla bilgi ve belgeler ele alınarak tartışılıp kamuoyuyla paylaşılıyor. Paris’te akademik dersler veren ünlü Kürt sosyolog Prof. Dr. Hamid Bozarslan ile yerli yabancı 36 kadar meslektaşının kolektif çabaları sayesinde Lozan Barış Konferansı’ndaki gelişmeleri günbegün öğrenmek mümkün. Birçok dilde yayın yapan ilgili site, maksadını şöyle açıklıyor: “Programlarımız, araştırmacılara iki dünya savaşı arası dönemde Ortadoğu ve dünyanın geri kalanı arasındaki ilişkilere dair yaptıkları çalışmaları paylaşabilmeleri ve Lozan’ın mirasını derinlemesine inceleyebilmeleri için bir tartışma ortamı sunuyor.”

     Daha önce de (25 – 26 Haziran 2020) Southampton Üniversitesi ile Utrecht Üniversitesi isimli iki akademik kurumun girişimiyle Paris’te düzenlenen atölye çalışmasına dünyanın farklı bölgelerinden katılan yaklaşık 30 akademisyen ve konu uzmanı Lozan Antlaşması’nı enine boyuna ele alıp tartışmışlardı.

     KAYNAKÇA:

(1): https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/lozan-antlasmasinin-100-yildonumundeki-gonul-borcumuz-42301513, 22 Temmuz 2023

(2): https://www.dunya.com/kultur-sanat/dunya-barisini-saglayan-lozanin-100-yildonumu-haberi-699803, 29 Temmuz 2023

(3): Dr. Hasan Hasan Ulucutsoy, “Birinci Dünya Savaşı’nda Donanma Mecmuasının Cihat İlanı Özel Sayısı”, 2018

(4): Cumhuriyet, 26 Temmuz 2023

(5): https://www.odatv4.com/yazarlar/soner-yalcin/yuz-yillik-mesnetsiz-tartisma-hedef-hep-ayni-ataturk-78710927, 25 Temmuz 2023

(6): https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sinan-meydan/bagimli-duzeni-yikan-antlasma-lozan-2102538, Cumhuriyet, 26 Temmuz 2023

(7): Cumhuriyet, 26 Temmuz 2023

(8): https://www.ntv.com.tr/turkiye/cumhurbaskani-erdogandan-lozan-mesaji, CLs72rIwuE-EitvE0pWKZQ, 24 Temmuz 2023

(9): https://www.voaturkce.com/a/erdoganin-atina-ziyaretine-lozan-tartismasi-damga-vurdu/4153562.html, 7 Aralık 2023

(10): https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/010720234, 1 Temmuz 2023

(11): Rûdaw TV sitesi, 8 Temmuz 2023

(12): https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/1307202313,13 Temmuz 2023

(13): https://www.rudaw.net/turkish/world/140720234, 14 Temmuz 2023

(14): https://www.kurdistan24.net/en/story/31531-Kurds-hold-conference-on-100th-anniversary-of-Lausanne-treaty

(15): https://www.rudaw.net/turkish/world/170720235, 17 Temmuz 2023

(16): https://www.rudaw.net/turkish/world/220720232, 22 Temmuz 2023

(17): https://www.voaturkce.com/a/kurt-partilerden-lozan-cagrisi-kurtler-den-ozur-dileyin/7193874.html

(18): Amerika’nın Sesi (VOA) Türkçe sitesi

     INDEPENDENT TÜRKÇE

     6 AĞUSTOS 2023

 


Parveke / Paylaş / Share

One Reply to “Lozan Antlaşması’nın 100. Yıldönümü: Yerli ve Yabancı Etkinlikler, Tartışmalar, Tepkiler, Değerlendirmeler ve Talepler”

  1. Kürtlerin mağduriyetten kaynaklanan ızdırabını anlamak ve bu nedenle onları kısmen mazur görmek mümkün olsa da GÜYA EGEMEN GÜÇ OLAN TC DEVLETİ YÖNETİCİ VE ETNİSİTE BİLEŞENLERİNİN KONUYA OLAN DUYARSIZLIKLARINI ANLAMAK PEKTE MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR!!?? NEDEN? OKUDUĞUM ANEKDOTTAN ŞUNU ANLADIM: birileri anlaşmayı hem tesis ediyor hem egemen gücün alt kimliklerin haklarını ihlal etmelerine sessiz kalıyor hem de haklarını aramaları için KÜRTLERE destek veriyor ve bölgedeki alt veya üst etnik kimliklerin dönüşümü için etkin faaliyet yürütüyor! Ben yanlış mı anladım? Kesinlikle hayır! Geçen yüzyıl içinde Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Abazalar, Zazalar, Çerkezler ve Çeçenler, bırakın vatandaş olma vasfını, müstakil bir etnik kimlik, ortak paydası olan bir millet olma sıfatını yitirmiş; dokunulmaz olması gereken maddi ve manevi değerlerinden soyutlanmış köle bir toplum, kısmen Lozan’ı inşa edenlerin emelleri için çatışan (TÜRK-TÜRK) taraflar olmuşlardır! Bu anlayışla Anadolu Birliği korunabilir mi? Asala korunamaz!! Öyle ise temel insani haklara ve din seçme özgürlüğüne saygılı olmak kaydıyla; MİLLET OLMA vasfımızı ve birliğimizi korumak için mevcut kıyameti hazırlayanlara karşı beraber mücadele etmeliyiz! Aksi durumda bu tufanın buğulu tozları arasında yok oluruz, ne TÜRK ne de KÜRT kalır!?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir