Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 13

Parveke / Paylaş / Share

 

Les ciutats tenen ànima.

(Şehirlerin rûhu vardır.)

Katalon atasözü

     İberya, benim ayak bastığım 14. kıta bölgesi oldu.

     Bu kıta bölgeleri şunlar: Ortadoğu, Balkanlar, Merkezî Avrupa, Kafkasya, Benelüks, Merkezî Asya, Mağrib, Doğu Avrupa, Afrika Boynuzu, Orta Asya, İskandinavya, Güney Amerika, Baltık ve İberya.

     Toplam 14 kıta bölgesi.

     İspanya, benim ayak bastığım 35. ülke oldu.

     Şimdiye kadar şu ülkeleri görmek nasip oldu bana: Türkiye, Almanya, Avusturya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsviçre, Liechtenstein, Fransa, Suudî Arabistan, Pakistan, Mısır, İtalya, Çekya, İsrail, Arnavutluk, Makedonya, İran, Katar, Kenya, Bangladeş, Türkmenistan, Danimarka, İsveç, Norveç, Arjantin, Uruguay, Letonya, Estonya, Litvanya ve İspanya.

     Toplam 35 ülke. 23’ü Avrupa, 8’i Asya, 2’si Afrika, 2’si de Amerika ülkesi.

     Katalonya, benim ayak bastığım 8. coğrafî ülke oldu.

     Şimdiye kadar şu ülkeleri görmek nasip oldu bana: Kürdistan, Lazistan, Frizya, Batı Lüksemburg, Keşmir, Güney Tirol, Arakan (Rohingya) ve Katalonya.

     Toplam 8 coğrafî ülke. 4’ü Asya, 4’ü de Avrupa “yitik” ülkesi.

     İbiza, benim ayak bastığım 37. ada oldu.

     Bugüne dek bana, şu adalara ayak basmak nasip oldu: Büyükada (Marmara Denizi / Türkiye), Heybeliada (Marmara Denizi / Türkiye), Inselstadt Lindau im Bodensee (Konstanz Gölü / Almanya), Marken (Marken Denizi / Hollanda), Texel (Kuzey Denizi / Hollanda), Port Zélande (Kuzey Denizi / Hollanda), Duiveland (Kuzey Denizi / Hollanda), Roggenplaat (Kuzey Denizi / Hollanda), Neeltje Jans (Kuzey Denizi / Hollanda), Kuzey Beveland (Kuzey Denizi / Hollanda), Blumeninsel Mainau (Konstanz Gölü / Almanya), Canada (Eğirdir Gölü / Türkiye), Yeşilada (Eğirdir Gölü / Türkiye), Reichenau (Konstanz Gölü / Almanya), Narikel Cincira (Bengal Körfezi / Bangladeş), Kınalıada (Marmara Denizi / Türkiye), Goeree – Overflakke (Kuzey Denizi / Hollanda), Fehmarn (Baltık Denizi / Almanya), Lollanda (Baltık Denizi / Danimarka), Falster (Baltık Denizi / Danimarka), Farø (Baltık Denizi / Danimarka), Bogø (Baltık Denizi / Danimarka), Barholm (Baltık Denizi / Danimarka), Møn (Baltık Denizi / Danimarka), Zelanda (Baltık Denizi / Danimarka), Skrædderholmen (Baltık Denizi / Danimarka), Amager (Baltık Denizi / Danimarka), Slotsholmen (Baltık Denizi / Danimarka), Peberholm (Baltık Denizi / Danimarka), Hisingen (Kattegat / İsveç), Tjuvholmen (Skagerrak / Norveç), Lilla Varholmen (Kattegat / İsveç), Hönö (Kattegat / İsveç), Öckerö (Kattegat / İsveç), Hälsö (Kattegat / İsveç), Nørrejyske Ø (Skagerrak / Danimarka) ve İbiza (Akdeniz / İspanya).

     Toplam 37 ada.

     Ama dörtte üçü suyla kaplı dünyada daha görülecek ve gezilecek çok ada var. Üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegen, suyun bol olduğu çok güzel bir gezegen çünkü.

     Kutsal kitap Tevrat’ta denildiği gibi:

     “Tanrı, ‘Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün’ diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana ‘Kara’, toplanan sulara ‘Deniz’ adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.” (Tevrat, Tekvin, 1:9 – 10)

     İspanya, “comunidades autónomas” olarak adlandırılan 17 özerk bölgeye ve “ciudades autónomas” olarak adlandırılan 2 özerk şehire ayrılmış bir ülke. Ayrıca İspanya’da 50 il bulunuyor.

     Bu illerden (aynı zamanda özerk bölgelerden) biri de, Akdeniz üzerindeki şu harikulade güzellikteki takımadalar, yani Balear Adaları (Kat. Illes Balears; İsp. Islas Baleares). İlin merkezi, en büyük ada olan Mallorca Adası’nın merkezi kenti Palma de Mallorca’dır.

     Balear Adaları, üzerinde insan yaşamının olduğu toplam 5 büyük ada ile böcek ve sürüngen kardeşlerimizden başka kimsenin yaşamadığı 146 küçük adadan oluşur. İnsanların yaşadığı 5 büyük ada, sırasıyla (doğudan batıya) Minorka (Kat. ve İsp. Menorca), Mayorka (Kat. ve İsp. Mallorca), Cabrera (Kat. ve İsp. Cabrera), İbiza (Kat. Eivissa; İsp. Ibiza) ve Formentera (Kat. ve İsp. Formentera)’dır. Bu adaların en büyüğü Mallorca iken, büyüklük bakımından Menorca ikinci, İbiza üçüncü, Formentera dördüncü, Cabrera ise beşinci sıradadır. Büyüklük bakımından üçüncü sırada bulunan bizim İbiza, nüfûs bakımından bakıldığındaysa ikinci sıradadır. Doğu tarafında kümelenmiş Menorca, Mallorca ve Cabrera beraber “Gimnezya”, batı tarafında kümelenmiş İbiza ve Formentara ise beraber, en büyüğü 382 m yüksekliğindeki Es Vedrá olmak üzere elliden fazla adacıkla birlikte “Pityuza Adaları” olarak adlandırılır. Mallorca ve Menorca’dan oluşan takımadalardan farklı bir takımada oluştururlar, ancak Balear Adaları’yla aynı idarî birimin bir parçasını oluştururlar.

     Balear Adaları, Cebelitarık (Cebel-i Tariq; Gibraltar)’tan Sierra Nevada boyunca uzanan Endülüs Kayalık Dağları’nın harap olmuş devamıdır. Yaklaşık 1500 m derinliğindeki bir deniz hendeği, adaları İspanya anakarasından ayırıyor. “Pityuza”ın kendi kıta sahanlığı var.

     Balear Adaları’nın üçüncü büyük adası olan 572 km² büyüklüğündeki ve 154.186 nüfûslu İbiza (Eivissa), tüm İspanya’nın ise 8. büyük adasıdır. Ada, İberya Yarımadası’nın yani İspanya anakarasının 79 km doğusunda, Dénia’nın karşısında, Mallorca Adası’nın 80 km güneybatısında ve Formentera Adası’nın 3 km kuzeyinde, 38.98, 1.43 koordinatlarıyla yer alıyor. Dénia şehrine 111 km, Valencia şehrine 150 km, Palma de Mallorca şehrine 154 km, Alicante şehrine 200 km, Barcelona şehrine 264 km, Afrika ülkesi Cezayir’in başkenti Cezayir’e ise 276 km uzaklıktadır.

Balear Adaları’nın üçüncü büyük adası olan 572 km² büyüklüğündeki ve 154.186 nüfûslu İbiza (Eivissa), tüm İspanya’nın ise 8. büyük adasıdır

     İbiza Adası’nın maksimum rakımı, San José köyünde bulunan 475 m yüksekliğindeki Atalayasa Dağı’dır. Balear Adaları’nın içinden sadece bir ırmak akar ve o nehir İbiza Adası’ndadır: Aşırı sömürü nedeniyle uzun yıllar uzunluğunun önemli bir kısmı kuru kalan Santa Eulalia (Kat. Santa Eulària; İsp. Santa Eulalia).

     Küçük kayalıkların kumluk koylarla dönüşümlü olduğu kıyı şeridi 210 km uzunluğunda olup, 40’tan fazla kaya ve irili ufaklı adacıklar dönüşümlü olarak yer almaktadır. İbiza, kumlu kalaslarla noktalanan engebeli bir kıyı şeridine sahip, tepelik bir iç adadır. Adanın maksimum mesafeleri kuzeyden güneye 41 km, doğudan batıya ise 15 km’dir. En yükseği Atalayasa olmak üzere birçok dağın oluşturduğu çok düzensiz bir morfolojiye sahiptir.

     Menorca’nın bir kısmı hariç, diğer Balear Adaları’nda olduğu gibi, İbiza Adası da Alp orojenezi sırasında denizde biriken malzemelerin tersiyerde birikmesi sonucu oluşmuştur. Yükseklikleri yumuşak olmasına rağmen, dağlık bir rahatlama adasıdır. Kıyı da engebelidir ve kayalıklarla küçük koylar arasında geçiş yapar ve düzlüklere veya tuz düzlüklerine temas eden bölgelerde yalnızca büyük plajlar vardır. İbiza dağları temel olarak, adaya önemli yeraltı su kaynakları sağlayan ve şu anda aşırı derecede sömürülen kireçtaşından oluşuyor. Ada, Balear Adaları’ndaki tek nehir olan Santa Eulalia (Santa Eulària) Nehri’ne sahip ve tüm akarsular gibi yalnızca yağmurdan sonra su taşıdığı için bugün yalnızca toponimini koruyan bir ırmaktır. Ancak 20. yy’ın ortalarına kadar nehir tüm yıl boyunca su getiriyordu, yalnızca yeraltı suyuyla besleniyordu ve aslında hâlâ yeraltından akıyor.

     Adanın bitki örtüsü Akdeniz ormanlarıdır. Neredeyse yalnızca beyaz çam ormanları ve kserofitik çalı bitkilerinin oluşturduğu kalın çalılıklardan oluşur. Çam ormanları, dağlar, deniz ve geniş bir alana yayılmış fincalar, İbiza’nın imajını karakterize ediyor. İbiza Adası, pekçok tanınmış plaj ve körfezin yanısıra, neredeyse hiç bilinmeyen bir hayvan ve bitki zenginliğine de sahip. Ancak faunasında büyük hayvanlar, etoburlar veya otoburlar yoktur. Tavşanlar, sıçanlar ve kirpiler burada barış içinde kardeş kardeşe yaşarlar ve – yırtıcı hayvanlar arasında – şahin, baykuş ve neredeyse kaybolan binici görülebilir. Evet, kuşların orada büyük bir varlığı var. Kuzey Avrupa ile Afrika arasındaki göç yollarında birçok kuşun durak noktası olarak kullandığı bir doğal park olan Ses Salines’i vurgulamak gerekir (flamingo örneği). Birkaç yıl öncesine kadar herhangi bir yılan türü veya diğer zehirli hayvanlar bilinmiyordu. Sadece meydanlar ve bahçeler için zeytin ağaçları ithal edildiğinde, yılanlar (atnalı yılanları ve merdiven yılanları) ortaya çıktı; bunlar şu anda yayılıyor, ancak özellikle tavşanlar, kertenkeleler ve kuş yumurtaları gibi küçük av hayvanlarını yok ettikleri için zaten ada hükûmeti tarafından avlanıyorlar. Takriben 2005 yılından bu yana, çoğunlukla Kanarya hurma ağacı olmak üzere palmiye ağaçlarının büyük kısmı, İbiza’daki palmiye kurdu tarafından yok edildi. Ada hükûmeti, böceklerin istilâ ettiği bitkilere derhal böcek ilacı sıkılması veya yok edilmesi konusunda ısrar etse de, istilâ hâlâ yayılıyor. Bu arada yelpaze palmiyeleri, cüce palmiyeler veya palmiye zambakları gibi diğer ağaçlar da dikiliyor.

     İbiza’nın biyolojik çeşitliliği ve kültürü, 1999 yılında kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (İng. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından, “Biyoçeşitlilik ve Kültür” adı altında “Dünya Mirası Alanı” ilan edildi.

     Ada kabaca dört peyzaj bölgesine ayrılabilir: Kuzey kıyısı veya kayalıklar, ormanlar ve garrige, ekili araziler ve tarım arazileri, plajlar ve koylar.

     Adanın toplam nüfûsu 154.186 olup, yabancıların oranı % 20 civarında, bizim Almanlar’ın oranı ise % 3 civarındadır. 2001 yılından bu yana, İbiza’da daimî ikamet edenlerin sayısı % 60’tan fazla arttı.

     Ada, koy ve plajlarının güzelliği, sularının kalitesi, festivalleri ve diskolarıyla uluslararası üne sahip olup pekçok turistin ilgisini çekmektedir. İbiza’nın özellikle liman bölgesi gece hayatıyla dünyada oldukça popüler olmuş durumda. Ada hükûmeti ve İspanya Turizm Ofisi, bu imajı değiştirmek amacıyla, aile odaklı turizmi daha fazla teşvik etmek için çalışıyor. Bunlar arasında, tüm gece kulüplerinin en geç saat 06:00’ya kadar kapatılması, yeni otellerin tamamının 5 yıldızlı olması gibi kurallar yer alıyor. Yönetim, daha çok uluslararası turist karışımını çekmek istiyor.

     İbiza Adası’nın başkenti, adanın güney kıyısında bulunan aynı adlı ve 50.715 nüfûslu İbiza (Kat. Eivissa; İsp. İbiza) şehridir. 2007’de kurulmuş olan İbiza Ada Konseyi (Kat. Consell Insular d’Eivissa; İsp. Consejo Insular de Ibiza)’nin genel merkezine evsahipliği yapar.

     Adanın ve başkentinin Katalonca ismi “Eivissa”, İspanyolca ismi “Ibiza”, Kürtçe ismi “İbocan”, Türkçe ismi “İbocuğum” şeklindedir. Ve sıkı durun: Resmîyette Katalonca ismi geçerli. Yani “iki dilli” bile değil! Tek dil ve o dil Katalonca. Bu ise; Katalonlar’ın anadil ve diğer millî hakları için onyıllardır verdikleri mücadelenin bir meyvesi.

     1979 yılında çıkartılan, 1983’te yasalaştırılan ve 1986’da restore edilen “Balear Adaları Dilini Normalleştirme Yasası” (Kat. Llei de Normalització Lingüística de les Illes Balears; İsp. Ley de Normalización Lingüística de las Illes Balears) ile beraber, artık İbiza dahil tüm Balear Adaları’nda tek hakim ve geçerli dil Katalonca. Ancak dış dünyada hâlâ ağırlıklı olarak İspanyolca ismi “İbiza” kullanılmaktadır.

     İbiza şehrinin bir sakinine, yani bir İbizalı’ya Katalonca olarak “Eivissenc”, İspanyolca olarak “Ibicenco” (kadın ise “Ibicenca”), Almanca olarak “Ibizenker” (kadın ise “Ibizenkerin”), Kürtçe olarak “İbocan”, Türkçe olarak “İbrahim abinin arkadaşı” denir.

     Her ne kadar adanın ve başkentinin Katalonca ismi “Eivissa” ve İspanyolca ismi “Ibiza” ise de, aslında bu isim köken olarak ne Katalon’dur ne de İspanyol. İsim; bir Ortadoğu dili olan Fenike kökenli. Evet, yanlış okumadınız. Akdeniz’in en batısındaki bu ada, Akdeniz’in en doğusundaki Fenikeliler tarafından kurulup yerleşime açılmış bir ada. İnanması gerçekten güç geliyor, ama böyle.

     Akdeniz’in en doğusundan, yani Doğu Akdeniz’de, bugünkü işte Suriye, Lübnan, İsrail topraklarında kurulmuş bir medeniyet, Fenike Uygarlığı (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589). Düşünebiliyor musunuz, bundan 3000 sene önce, o ilkel gemilerle geliyorlar buraya, Akdeniz’in en batısına. Tâ buraya kadar gelmişler, o ilkel gemilerle, bundan 3000 sene önce. Ve o Ortadoğulular, Ortadoğu uygarlığı olan Fenikeliler gelip burda ilk yerleşimi kurmuşlar ve insan hayatını başlatmışlar.

Akdeniz’in en batısındaki bu ada, Akdeniz’in en doğusundaki Fenikeliler tarafından kurulup yerleşime açılmış bir ada

     Fenike tüccar devletini (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589) kurmuş olan Fenikeliler, bugünkü Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde yaşamış denizci bir kavim idi. Kıyıda Biblos, Sidon (Sayda), Tîr (Sur) gibi birtakım “kent devletleri” halinde örgütlenmişler ve bu kentler, takriben M. Ö. 2000 – M. Ö. 1200 yılları arasında Mısır’ın egemenliği altında kaldıktan sonra bağımsızlığına kavuşmuşlardır. Sami ırka mensup olan Fenikeliler, Akdeniz kıyılarında yaşadıklarından, gemicilikte ve deniz ticaretinde son derece önemli gelişme göstermişlerdir. Deniz ticaretinde çok ileri giden Fenikeliler, Akdeniz’in hemen her yerinde, hatta Atlas Okyanusu kıyılarında koloniler kurdular, Britanya Adası’na (İngiltere, Galler ve İskoçya) kadar uzanarak buralarda aradıkları kalay madenini buldular. Kimi tarihçiler, altın aramak için Batı Afrika kıyılarına kadar gittiklerini bile söylerler.

     Fenikeliler, Mısır egemenliğinden kurtulduktan (M. Ö. 1200) sonra, M. Ö. 700 yılına kadar tarihlerinin en parlak dönemini yaşadılar. Ki M. Ö. 900’de, Tunus topraklarında Fenike kent devletlerinin en güçlüsü olan Kartaca kurulmuştu.

     Afrika’daki önemli medeniyetlerden biri de Kartaca Medeniyeti’dir. Mısır’ın kendine has gücü, ülkeye yabancı sızmalarını engelliyordu, ama Mısır dışında kalan Afrika toprakları – özellikle kıyılar – denizci komşu devletlere açıktı. Bu durumdan faydalanmayı ilk akıl edenler, bugünkü Lübnan topraklarında meskun bulunan ve alfabeyi bulmuş olan Fenikeliler oldu. Tyr’in Kartaca’yı kurması (814), sonra da Kartaca’nın Büyük Sirt Körfezi’nden Hercules Sütunları’na ve daha da öteye kadar genişlemesi, bundan ileri geldi. Tamamen ticarî bir hüviyet taşımasına rağmen, Kartaca medeniyetinin, Berberîler üzerinde kuvvetli bir tesiri oldu. Gerçekten de, bir yandan yerli kervanlar, yani Fizanlı Gramantlar aracılığı ile Kartaca ticareti bütün Mağrîb’i ve Sahra’yı aşarak, tâ Nijerya’ya kadar uzanıyor, bir yandan da Fenike gemileri, M. Ö. 6. yy’daki Hannon seyahati ile Senegal kıyılarına kadar uzanıyordu.

Tamamen ticarî bir hüviyet taşımasına rağmen, Kartaca medeniyetinin, Berberîler üzerinde kuvvetli bir tesiri oldu. Gerçekten de, bir yandan yerli kervanlar, yani Fizanlı Gramantlar aracılığı ile Kartaca ticareti bütün Mağrîb’i ve Sahra’yı aşarak, tâ Nijerya’ya kadar uzanıyor, bir yandan da Fenike gemileri, M. Ö. 6. yy’daki Hannon seyahati ile Senegal kıyılarına kadar uzanıyordu.

     Bir deniz kavmi olarak Fenikeliler öncelikle ticaretle uğraşmışlar, gittikleri yerlere zeytin, zeytinyağı, incir, ceviz, badem, nar, erik, hurma, kayısı, kavun, balkabağı, şarap gibi gıda ürünleri, bakır, demir, gümüş, altın gibi madenler, sedir ağacından kereste, fildişi ve camdan sanatsal nesneler, yün, keten, pamuk ve ipek gibi kumaşlar götürmüşlerdir. Mısırlılar’dan öğrendikleri cam işleme sanatını ilerleterek, Sayda, Sur ve Sarepta gibi şehirlerde saydam camlar üretmişlerdir.

     Fenikeliler, asıl şöhretlerini ise farklı farklı renklendirdikleri kumaşlar sayesinde edinmişlerdir. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.

Fenikeliler, asıl şöhretlerini ise farklı farklı renklendirdikleri kumaşlar sayesinde edinmişlerdir. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.

     Fenike uygarlığının çöküş dönemi, M. Ö. 700 tarihinde, Asurlular’ın istilâsına uğramasıyla başlar. Zaman zaman yabancı ulusların istilâ ve talanlarına uğrayarak, zaman zaman da kendi aralarında savaşarak, Milat’tan Önce ilk yüzyıla kadar varlıklarını koruyabildiler. Bu tarihten sonra Roma’nın Suriye eyaleti sınırları içinde kaldılar ve bundan böyle “Suriyeli” olarak anıldılar.

     Fenikeliler’in uygarlığa en önemli katkıları, alfabeyi bulmalarıdır.

     Akdeniz’in en önemli uygarlıklarından hatta belki de en önemlisi olan Fenikeliler’in, Afrika’nın batı çevresini okyanus üzerinden dolaştıkları, hatta pusulayı şaşırıp okyanus içlerine doğru seyrettikleri ve tesadüfen “Amerika”ya da ulaştıkları belirtilmektedir.

     Fenikeliler’in İbiza Adası’na gelip burada ilk evleri, ilk yerleşimi kurup insan hayatının bu ada üzerinde başlaması, M. Ö. 654. Yani bundan takriben 2700 sene önce. Ve o ilkel gemilerle.

     Fenikeliler burada insan hayatını başlatınca, buraya ilk yerleşmeye başlayınca, bu adayı tabiî isimlendiriyorlar, isim veriyorlar. Fenikeliler’in buraya verdikleri isim, kendi dillerinde, Ortadoğu dili. Fenikeliler Semitik bir kavim. Onların buraya verdikleri isim, Fenike dilinde, kendi dillerinde, bugünkü “İbiza” veya “Eivissa” kelimesinin, isminin etimolojik kökenidir. Fenikeliler buraya “İboşim” ismini veriyorlar, yani “İbesia” ve “İboşim” isimlerini veriyorlar.

     Niye “İboşim” ismini veriyorlar? Şimdi tabiî İbrahim Sediyani onları çok sevdiğinden dolayı değil, yani ben onları çok sevdiğimden dolayı benim ismimi vermiyorlar. Biliyorsunuz, antik uygarlıklar çok tanrılıdır, yani günümüzdeki gibi Tek Tanrılı inanç değil, çok tanrılı. Ve bunların bir Tarım ve Bereket Tanrısı var. Tarım ve Bereket Tanrısı, ismi Bes’tir. Bes, Tarım ve Bereket Tanrısı. O’nun adına, O’nun adını veriyorlar. “İ-boş-im” veya “İ-bes-ia”, şu anlama geliyor: (Tarım ve Bereket Tanrısı) Bes’e Hamdolsun”, “İ-boş-im” yani “Bes’in Adası”, “Bes’in Adası” olsun burası, yani tam olarak (Tarım ve Ziraat Tanrısı) Bes’in Adası”.

     Fenike Kartaca dönemine ait madenî paraların üzerinde de “İboşim” şeklinde yer almıştır.

     Bu bir Fenike dili, Fenike dilinde. Ve bu isim ne oluyor? Zamanla her gelen, her buraya egemen olan kültür bunu, bu dili kendine uyarlayarak değiştiriyor. Meselâ, işte Endülüs İslam Medeniyeti döneminde “Yebiza” (يبيزا) idi, yani Arapça’laştırıyor kelimeyi. Müslümanlar adayı fethedince, Fenikeliler’in verdiği “İboşim” (İboşum) isminden esinlenerek, daha doğrusu ismi Arapça’ya uyarlayarak, adaya, Arapça’da “Kuru Toprak” anlamına gelen “Yebiza” adını verdiler. Endülüs İslam Medeniyeti (711 – 1492) yıkıldıktan sonra, İspanyollar “İbiza” yapıyor, İspanyolca’laştırıyor, Katalonlar “Eivissa” yapıyor, Katalon’laştırıyor. Daha önce Romalılar “Ibesium” veya “Ebusus” demiş meselâ, o da Latince’leştiriyor. Yunanlar bunu “Evussos” (Eβυσσος) olarak teleffuz ettiler. 18. ve 19. yy’larda ada İngilizler ve özellikle Kraliyet Donanması tarafından “Ivica” olarak biliniyordu. Ama hepsi de aynı kelimedir aslında, aynı kelimeyi dillerine fonetik olarak uyarlamaya çalışıyorlar. Farzedin ki biz geldik buraya egemen olduk, ismini Kürtçe “Ébese” yaptık, yani “Yeter Artık”, “Ébese”. Ama bu tabiî, orijinali Kürtçe’dir anlamına gelmez, çünkü sonuçta başka dildeki kelimeyi biz Kürtçe’leştiriyoruz. O anlamda düşünün. Ama kelimenin aslı, yani ismin aslı astarı, kökeni, bu Fenike dilindedir, yani “İboşim”. Fenike dilinde.

     Şimdi ise, değerli kardeşlerim, M. S. 2022, İboşum İboşim’de. İboşum in İboşim.

     Yalnız Fenikeliler, bu “İboşim” adını sadece İbiza için değil, İbiza ve hemen yanındaki Formentera, bu iki ada için birden kullanıyorlardı.

     Burada, İbiza Adası’nda insan uygarlığının, insan yerleşiminin başlaması, M. Ö. 654 yılında, Fenikeliler tarafından. Fenikeliler’in burda Fenike mezarları var. Onlardan kalan arkeolojik izler, kanıtlar bulunmuştur adada. Sa Caleta diye bir koy var, İbiza’nın batı çıkışında. Orda büyük bir Fenike mezarlığı var. Artı, Puig des Molins diye bir yer var. Orda da Fenike izleri, Fenikeliler’den kalma izler var. Yani mimarî eserler. Ve bir de bir müze var burada, Fenike müzesi.

     Peki neden bu benim için bu kadar önemli? Çünkü ben, Fenikeliler’e hayranım. Fenikeliler benim gözümde çok mübarek, çok kutsal bir uygarlık. Neden derseniz:

     Birincisi; ben bütün hayatım boyunca yazıyla iştigal etmiş, elimde kalem yaşayan, yazı yazarak, yazıyla iştigal etmiş, 9 kitabı, 2000’in üzerinde makalesi ve 12 cilt “Seyahatname”si olan, yani bütün hayatı yazı yazarak, yazıyla geçen, bir yazar olarak, Fenikeliler benim için kutsaldır. Neden? Çünkü Fenikeliler alfabeyi bulan uygarlıktır. Alfabeyi Fenikeliler buldu.

     Şimdi haliyle böyle bir yazar için Fenikeliler’in kutsal, mübarek bir topluluk olması, anlaşılır birşeydir. Çünkü onlar yazıyı buldu, alfabeyi buldu. Benim de bütün hayatım yazıyla geçti. Haliyle. Örneğin bir müzisyeni düşünün, bir bestekârı, bütün hayatı beste yapmakla geçiyor, değil mi, notalarla geçiyor. Şimdi böyle bir insan için, meselâ notaları keşfeden uygarlık, onu kutsal görür, değil mi, onun gibi düşünün.

Fenike Alfabesi

     İkincisi; Fenikeliler en sevdiğim renk olan mor rengini bulan uygarlıktır. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.

     Kısacası Fenikeliler, iki ayrı nedenden dolayı, benim nazarımda çok kutsal, mübarek bir medeniyet.

     Fenike Kartaca İberyası, daha büyük Fenike Kartaca İmparatorluğu (M. Ö. 814 – M. Ö. 146)’nun bir eyaletiydi. Kartacalılar, İberya’nın Akdeniz kısmını fethettiler ve II. Pön Savaşları (M. Ö. 208 – M. Ö. 201)’na ve yarımadanın “Romalılaşmasına” kadar orada kaldılar.

     Fenikeliler, çoğunlukla bugünkü Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde, Biblos, Sidon (Sayda), Tîr (Sur) şehirlerinden tüccar olan, Doğu Akdeniz’den gelen bir halktı. İspanya’daki koloniler de dahil olmak üzere Akdeniz çevresinde birçok ticaret kolonisi kurdular. M. Ö. 814 yılında Kuzey Afrika kıyısında, şimdiki Tunus’ta Kartaca devletini kurdular. Fenike’nin Babilliler’in ve ardından İranlılar’ın eline geçmesinden sonra Kartaca, Akdeniz’deki en güçlü Fenike şehir devleti haline geldi ve Kartacalılar, Batı Akdeniz kıyılarındaki Hadrumetum ve Thapsus gibi diğer birçok Fenike kolonisini ilhak etti. Ayrıca Sicilya, Afrika ve Sardunya’daki toprakları da ilhak ettiler.

     Fenikeliler, yukarıda da belirttiğimiz üzere, M. Ö. 654 yılında İbiza Adası’nı keşfettiler ve bu da üzerinde ilk insan yaşamını başlattılar. Fenikeliler bu tarihte adaya geldiler ve “İboşim” adını verdikleri ve bugün İbiza (Eivissa) şehrinin hemen batısında bulunan Sa Caleta’ya yerleştiler. Burada halen Fenike arkeolojik kalıntıları mevcuttur. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Fenikeliler’in İbiza Adası’nda ilk yerleştikleri yer olan Sa Caleta’ya iki gün sonra gideceğiz ve siz sevgili okurlarımızla birlikte Fenike arkeolojik sit alanını gezeceğiz.)

Fenikeliler, yukarıda da belirttiğimiz üzere, M. Ö. 654 yılında İbiza Adası’nı keşfettiler ve bu da üzerinde ilk insan yaşamını başlattılar. Fenikeliler bu tarihte adaya geldiler ve “İboşim” adını verdikleri ve bugün İbiza (Eivissa) şehrinin hemen batısında bulunan Sa Caleta’ya yerleştiler. Burada halen Fenike arkeolojik kalıntıları mevcuttur.

     Fenikeliler, M. Ö. 654 tarihinde, bugünkü İbiza (Eivissa) şehrinin Puig de Vila noktası üzerinde “İboşim” adıyla İbiza (Eivissa) şehrini kurdular ve ayrıca nekropollerini 3000’den fazla hipogeumun bulunduğu Puig des Molins üzerinde kurmuşlardır. Fenikeliler’in İbiza şehrini ilk kurmaya başladıkları nokta bugün Fenike arkeolojik alanı ve müzesidir. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Fenikeliler’in İbiza şehrini ilk kurmaya başladıkları nokta olan Puig des Molins’i ve oradaki Fenike müzesini üç gün sonra siz sevgili okurlarımızla birlikte gezeceğiz.)

     İbiza Adası, buranın denizcilik kültürü içinde önemli bir ticarî yerleşim bölgesi olmasından dolayı Fenike arkeolojik kalıntılarını koruyor. Doğudan batıya uzanan rota üzerinde yer alan ada, Akdeniz’de hakim olan rüzgârlar ve akıntılar nedeniyle denizciler için uygun bir geçiş noktasıydı. M. Ö. 654’te Fenikeli yerleşimciler İbiza’da bir liman kurdular. Ortadoğu’daki Asur istilâlarının ardından Fenike’nin zayıflamasıyla İbiza, yine eski bir Fenike kolonisi olan Kartaca’nın kontrolüne girdi. Adada boya, tuz, balık sosu (garum) ve yün üretildi. İbiza şehri madenî para basma hakkına sahipti ve önemli bir ticaret limanıydı. Fenikeliler ayrıca zengin tuz yataklarından ve kurşun madenlerinden de yararlandılar. Puig des Molins (Değirmen Tepesi) nekropolü, bilinen en önemli Fenike mezar alanı olarak kabul edilir. Bir Fenike yerleşiminin kalıntıları Sa Caleta Körfezi yakınında ve bir diğeri Cala d’Hort yakınlarında bulunabilir.

     İbiza Adası’nın Fenikeliler tarafından insan yerleşimine açıldığı M. Ö. 7. yy’da adanın nüfûsunun 4000 – 5000 arasında Fenikeli olduğuna inanılıyor. Daha sonra Fenike kökenli Kartacalılar elinde, üretilen ürünleri Akdeniz’in farklı bölgelerine ihraç eden, büyük canlılığa sahip bir ticarî merkez haline geldi. Burada 4000’den fazla Fenike ve Roma mezarı keşfedildi. Burada bulunan mezar eşyaları bugün tepenin eteğindeki Museu Monogràfic’te görülebilir. 1907 yılında Sant Vicent de sa Cala yakınında, Tanrıça Tanit’e adanan Es Culleram Mağara Tapınağı keşfedildi. Ocak 2011’de kaledeki inşaat çalışmaları sırasında ilk kez bir Fenike yerleşiminin ve bir Roma tapınağının kalıntıları ortaya çıkarıldı.

     Kartaca’nın I. Pön Savaşları (M. Ö. 264 – M. Ö. 241)’ndaki yenilgisinden sonra Kartacalı General Hemilqar Berqa (M. Ö. 275 – M. Ö. 228), Afrika’daki bir paralı asker isyanını bastırdı ve Numidyalılar’ın yanısıra paralı askerler ve diğer piyadelerden oluşan yeni bir ordu yetiştirdi. M. Ö. 236’da, Kartaca’nın Roma ile son çatışmalarda kaybedilen toprakları telafi etmek ve Romalılar’a karşı intikam için bir üs olarak hizmet etmek için yeni bir imparatorluk kazanmasını umduğu İberya’ya bir sefer düzenledi.

     Sekiz yıl içinde, silah gücü ve diplomasi yoluyla Hemilqar, İber Yarımadası’nın yaklaşık yarısını kapsayan geniş bir bölgeyi ele geçirdi ve daha sonra İberya askerleri, oğlu Hannibal Berqa (M. Ö. 247 – M. Ö. 183)’nın savaşmak üzere İtalya Yarımadası’na götürdüğü ordunun büyük bir bölümünü oluşturmaya başladı. Ancak Hamilqar’ın savaşta vaktinden önce ölmesi (M. Ö. 228), İber Yarımadası’nın fethinin tamamlanmasını engelledi ve bunu kısa süre sonra kurduğu kısa ömürlü imparatorluğun çöküşü izledi.

Büyük Fenike – Kartaca Komutanı Hannibal Berqa (M. Ö. 247 – M. Ö. 183)

     Yerel tarihçiliğe göre meşhur Fenike Kartaca Komutanı Hannibal, M. Ö. 247 yılında Sant Antoni de Portmany (Kat. Sant Antoni de Portmany; İsp. San Antonio Abad) yakınlarındaki Sa Conillera‘da doğmuştur. Daha önceki bölümlerde de anlattığım üzere, İbiza Adası’nda, Fenike Uygarlığı’na ait ve bu uygarlığın Tunus topraklarında kurduğu Kartaca Devleti’nin meşhur kralı ve komutanı Hannibal’ın İbizalı olduğuna dair bir inanç var. İbizalılar, efsane lider Hannibal’ın İbiza’da doğduğuna inanıyorlar. Ancak bunlar sadece ada halkının yerel bir inancı. Bilimsel olarak kabul edilen bir inanç değil, yani doğru değil. Resmî olarak kabul edilen nesnel tarihe göre, Hannibal o tarihte Kartaca’da (bugünkü Tunus) doğmuştur. Ancak Hannibal’ın Roma’ya karşı yaptığı seferde (II. Pön Savaşları) Balear Adaları’na adını veren kötü şöhretli sapancı “Els Foners Balears” savaşçılarını yanında taşıdığı kaydedilmiştir.

     İspanya’nın Cartagena şehri, M. Ö. 227 civarında Kartacalı Hannibal Berqa’nın kardeşi Sadrubal Berqa (M. Ö. 245 – M. Ö. 207) tarafından, Fenike dilinde “Yeni Şehir” anlamına gelen Qart Hadaşt adıyla, orijinal Kartaca şehriyle aynı adla kuruldu.

     II. Pön Savaşları (M. Ö. 208 – M. Ö. 201) sırasında İbiza, M. Ö. 217 yılında Romalı komutanlar olan iki Scipio kardeş (Publius Cornelius ve Gnaeus Cornelius; ölümleri M. Ö. 211) tarafından saldırıya uğradı, ancak Kartaca’ya sadık kaldı. Üç gün süren saldırıların ardından Kartaca filosunun gelmesinden korkan Romalılar adayı yağmalayıp harap halde bırakarak geri çekildiler. Savaş aslında Kartacalılar için zaferle başladıktan sonra, Hannibal’ın birlikleri M. Ö. 202’de yenilgiye uğratıldı. Savaştan sonra ada, pakt yoluyla Roma Cumhuriyeti (M. Ö. 509 – M. Ö. 27)’nin eline geçerek federasyon statüsünü aldı. İmparatorluk dönemine kadar gelenek ve göreneklerini korumuş, kendi para birimini basmıştır.

     Fenike Kartaca hakimiyetinin İbiza ve tüm İberya topraklarından atılışı, II. Pön Savaşları sırasında oldu. M. Ö. 209 yılında Romalılar İberya’ya çıktıktan sonra, İberya’daki Pön (Fenike) gücünün merkezi olan Qart Hadaşt’ı (günümüzdeki Cartagena) ele geçirdiler. Daha sonra güneye hareket ettiler ve Biyekula Savaşı (M. Ö. 208)’nda Fenike Kartacalı kumandan Sadrubal’ın (Hannibal’ın kardeşi) Fenike ordusuyla karşılaştılar, ancak ağabeyi Hannibal’ı takviye etmek için O’nun İtalya’ya yürüyüşünü sürdürmesini engelleyemediler. Fenike Kartaca kuvvetlerinin M. Ö. 206’da İlipa Savaşı’ndaki feci yenilgisi, İberya’daki Kartaca varlığının kaderini belirledi.

     Fenike Kartaca ordusunun İberya anakarasında başarısız olması nedeniyle İbiza en son M. Ö. 205’te, Hannibal ve Sadrubal’ın diğer kardeşi olup Menorca’ya ve ardından Liguria’ya yelken açmadan önce kaçan Kartacalı general Mago Berqa (M. Ö. 243 – M. Ö. 203) tarafından malzeme ve adam toplamak için kullanıldı. İbiza, Romalılar’la, İbiza’yı daha fazla yıkımdan koruyan ve Fenike (Kartaca – Pön) kurumlarını, geleneklerini ve hatta resmî bir Roma belediyesi haline geldiği imparatorluk günlerine kadar para basmayı sürdürmesine izin veren olumlu bir anlaşma müzakere etti.

     Tunus’taki Fenike Kartaca Devleti’nin M. Ö. 146’da yıkılmasından sonra şehir, siyasî ve ticarî özerkliğini korudu ve kuruluş yılı bilinmeyen bir federasyon olan Roma’nın federe şehri olarak ticarî ve endüstriyel faaliyetini daha da yoğun bir şekilde sürdürdü.

     Balear Adaları, M. Ö. 123 tarihinde Romalı general Quintus Caecilius Metellus Balearicus (M. Ö. 170 – ?) tarafından ele geçirildi. Romalılar İboşim (bugünkü İbiza) adasına ve şehrine Ebesus adını verdiler. Bir konfederasyon şehri olarak, bir dereceye kadar özerkliği korumayı başardı. Örneğin haraç ödemek zorunda değildi ve madenî para basma hakkını kullanmaya devam etmesine izin verildi.

     Roma Cumhuriyeti, M. Ö. 27’de yıkıldı ve yerine Roma İmparatorluğu (M. Ö. 27 – M. S. 395) kuruldu. Ebesus (önceki İboşim; şimdiki İbiza), M. S. 70 yılında “Municipius Flavia ​​​​Ebusitanum” adı altında Roma İmparatorluğu’na katılmıştır. Roma İmparatoru Vespasianus Augustus (9 – 79), adanın ekonomisini ve altyapısını genişletti. Formentera Adası’ndaki bugünkü La Savina ve İbiza Adası’nın Sant Antoni de Portmany kentindeki Portus Salarius limanları inşâ edildi. (Sant Antoni Limanı hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 9)

     Romalılar’a kadar, daha önce belirttiğimiz üzere, İbiza ve yanındaki Formentera, bu iki adaya birden “İboşim” (İbiza) deniyordu. Güneyindeki komşu adaya Romalılar tarafından Latince’de “Buğday Zengini” anlamında “Frumentaria” adı verilmiştir. Verimli toprakları ve zengin tatlı su kaynakları nedeniyle onlara tahıl ambarı görevi görüyordu. İbiza’nın hemen yanındaki Formentera Adası’nın bugün bu ismi taşımasının sebebi budur.

     380 yılında Hristiyanlık, Romalılar’ın devlet dîni haline geldi. Bununla birlikte Balear Adaları da Hristiyanlaştırıldı. 391’de Roma İmparatoru I. Theodosius Flavius Magnus (347 – 95), tüm pagan kültlerini yasakladı. Sadece birkaç yıl sonra Roma İmparatorluğu “Batı” ve “Doğu” (Bizans) imparatorluklarına bölündü.

     Kuzey Afrika’da bulunan ve denizcilikte çok güçlü olan Vandallar, 5. yy’dan başlayarak İbiza’nın kontrolünü ele geçirmeye çalışsalar da, kuzeyden gelen Vizigotlar’a yenilmişlerdir. Roma’nın düşüşüyle ​​İbiza, Batı Akdeniz’in geri kalan adalarıyla birlikte Kuzey Afrika’daki Vandal Krallığı’na bağımlı hale geldi. İbiza’da bu, hakkında çok az şey bilinen bir “bilinmez çağ”ın başlangıcına işaret ediyor.

     87 bin 268 km² genişliğinde olan ve bugün toplam 6 milyon 441 bin kişinin yaşadığı Endülüs, adını, 411 yılında burayı işgal eden Silingae Vandalları’ndan alır. Ülkeye “Vandalusya” adını veren Vandallar, 429 yılına girildiğinde de Afrika’ya uzandılar. 458’den sonra Vandalusya (Endülüs), yavaş yavaş Vizigotlar’ın denetimine girdi. 6. yy’da Büyük Iustinianus olarak da anılan Doğu Roma (Bizans) İmparatoru I. Flavius Petrus Sabbatius Iustinianus (482 – 565), Vandal Krallığı’nı ve tüm bölgelerini ele geçirir. İbiza, buradan başlayarak belirsiz bir tarihe kadar Bizanslılar’a bağlıdır. Vandal ve Bizans işgallerinden sonra (6. – 8. yy’lar), İbiza da dahil olmak üzere Balear Adaları bir anarşi dönemine girdi.

     707 yılından başlayarak İslam orduları yoğun saldırılarla adalarda egemenlik kurmaya çalıştılar. 8. yy’ın başında Emevî Devleti’nin Kuzey Afrika’daki valisi olan Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716), Emevî Halifesi I. Welid bin Abdulmelik ibn-i Mervan (672 – 715)’ın desteğiyle ünlü kumandan Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720)’yi Cebel-i Tariq (Cebelitarık; Gibraltar) Boğazı’nı geçerek İberya Yarımadası’na gönderdi.

     Tariq bin Ziyad komutasındaki Müslümanlar, 711 yılında bugünkü İspanya topraklarını fethetti. 750 yılına kadar Endülüs, Emevîler’in gönderdiği valiler tarafından yönetildi.

Günümüzde Büyük Britanya Birleşik Krallığı’na bağlı olan bugünkü Gibraltar (Cebelitarık) Özerk Yönetimi’nin, parasının üzerine resmini bastığı büyük İslam Komutanı Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720)

     711 yılında, ünlü İslam kumandanı Tariq bin Ziyad, toplam 7000 mücahid ile Cebelitarık (Cebel-i Tariq)’a çıktı ve aynı yıl Vizigot Kralı Rodrigo (688 – 712)’yu Guadelate’de yendi. Vizigot Devleti çöktü ve 712’de İfrikîye Valisi Musa bin Nuseyr’in 18.000 Müslüman’la gelmesi, İslam fethini hızlandırdı. (Küçük bir bilgi notu olsun diye kısaca belirtelim ki, İfrikiye şehri, adını burayı kuran ve bu bölgenin ilk yerleşimcileri olan siyahî İfrikî kavminden alır ve “Afrika” adı da yine bu isimden doğmuştur)

     Ancak Müslümanlar birkaç yıl önce Balear Adaları’na çıkmışlardı. 711’de İbiza ilk olarak Müslüman Moro halkı tarafından fethedildi. Adayı ilk keşfeden ve yerleşime açan antik Fenikeliler’in verdiği “İboşim” (İboşum) isminden esinlenerek, daha doğrusu ismi Arapça’ya uyarlayarak, adaya, Arapça’da “Kuru Toprak” anlamına gelen “Yebiza” (يبيزا) adını verdiler. Bununla birlikte Morolar’ın, özellikle adanın 859 yılında bir Viking baskınına kurban gitmesinden bu yana, İbiza’daki güçlerini istikrara kavuşturabilmeleri 10. yy’ın başlarına kadar mümkün değildi.

     716 yılında Müslümanlar, bütün İspanya’yı ele geçirdiler. 50 yıl sonra, fetihçilerin hiçbir zorlama ve dayatmasının olmamasına rağmen, halkın büyük çoğunluğu İslam dînini benimsemiş ve Müslüman olmuştu. Müslümanlar’ın “Ceziret’ul- Endülüs(Endülüs Yarımadası) adını verdikleri Andalusya’da, 929 yılında III. Abdurrahman bin Muhammed (889 – 961) halifeliğini ilan ederek, Doğu ve Güney’le, yani asıl İslam topraklarıyla bütün manevî bağlarını kopardı. Böylece Endülüs İslam Devleti, asıl İslam topraklarından tamamen bağımsız bir “İslamî Avrupa Devleti” olmuştu. O sıralarda Kurtuba (bugünkü Córdoba) halifeliği, Avrupa’nın en güçlü devletiydi ve Endülüs İslam medeniyeti de, birçok etkin kentiyle, yoğun ticareti ve el san’atlarıyla dönemin en gelişmiş uygarlığıydı.

     756 – 1031 yılları arasındaki dönem, Endülüs’ün en parlak dönemi oldu. Endülüs’ün başkenti Qurtuba (İsp. Córdoba), Bağdad ve Kahire’den sonra İslam dünyasının üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi.

756 – 1031 yılları arasındaki dönem, Endülüs’ün en parlak dönemi oldu. Endülüs’ün başkenti Qurtuba (İsp. Córdoba), Bağdad ve Kahire’den sonra İslam dünyasının üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi.

     Avrupa İslam Devleti olan Endülüs’te sırasıyla Valiler Dönemi (714 – 756), Emevîler Dönemi (756 – 1031), Tawaif’ul- Mûlk (Beylikler) Dönemi (1031 – 1090), Murabıtlar Dönemi (1090 – 1147), Muvahhîdler Dönemi (1146 – 1248), Ğrnata (Grenada) Sultanlığı (1232 – 1492) ve Mûdeccenler ve Moriskolar (1492 – 1610) devirleri yaşandı.

     Balear Adaları’nın en büyük adası olan Mallorca’nın Müslüman birlikler tarafından fethi, miladî 902 (hicrî 290) yılında gerçekleşti. Mallorca’nın fethi, İsam el- Xawlanî (? – 962) komutasındaki Müslüman birliklerini, Alaró Kalesi’nde Müslümanlar tarafından 8 yıl 5 aydır kuşatılan Balear Adaları’ndan gelen Romalılar’ın direnişiyle karşı karşıya getirdi. Kurtuba (Córdoba) Emiri Abdullah ibn-i Muhammed ibn-i Abdurrahman (844 – 912) fethi tanıdı ve İsam el- Xawlanî’yi 904’ten 912’ye kadar elinde tuttuğu adanın valisi olarak atadı.

     Endülüslü tarihçi Muhammed bin Ahmed bin Süleyman bin Ahmed bin İbrahim ez- Zûhrî el- Endelusî (? – 1220), o dönemin Mallorca’sını şöyle anlatır: “Bu adada yüksek ve ıssız bir yere inşâ edilmiş, yerleşik dünyada eşi benzeri olmayan büyük bir kale var; Xisn Alarum adıyla bilinir. Mayorkalılar (Mallorcalılar – İ. S.), adanın Endülüs’teki beşinci Ümeyye emirinin oğlu Muhammed zamanında fethedildiğinde, Rumlar’ın (Romalılar’ın – İ. S.) fetihten sonra sekiz yıl beş ay boyunca bu kalede güçlendiğini ve kimsenin ona karşı bir şey yapamayacağını söylüyorlar. Sadece yiyecek eksikliği onları dışarı çıkmaya zorladı. Bu kale, bol pınar bulunan sert taştan bir tepenin üzerinde duruyor.”

     Endülüslü Müslümanlar’ın Mallorca Adası’nı keşfi ve fethi, gemilerle bir hacc yolculuğunda şiddetli bir fırtınaya tutularak tesadüfen olmuştur. Mallorca’daki Müslüman yönetimi (902 – 1229), Kurtuba (Córdoba) Emiri’nden güçlü bir adam olan İsam el- Xawlanî’nin daha fazla gemiyle hacc için Mekke-i Mükerreme’ye gitmesiyle başladı. Büyük bir fırtına ile karşı karşıya kalan emir ve maiyeti Mallorca’ya sığındı. Bilmediği bir ada keşfetti ve hacc yolculuğundan döndüğünde bu ada hakkında daha fazla bilgi edinmeye ve efendisi Emir Abdullah’a savunma koşullarını bildirmeye ve O’nu fethe teşvik etmeye çalıştı. İsam el- Xawlanî, emirine, Mallorca’nın eski Romalılar’ın Baleària (Balear) adını verdiği adalardan oluşan bir takımadaya ait olduğunu bildirdi. Kısa süre sonra emir, fethini gerçekleştirmek için başta en büyüğü olmak üzere birçok gemiyi takımadalara gönderdi. Muhalefete rağmen Romalılar 8 yıl 5 ay dayandı. Ancak Müslümanlar nihayetinde adayı fethetmeyi başardılar. İsam el- Xawlanî, “Mallorca Valisi” olarak atandı.

     Aynı yıl (902) Müslümanlar, Balear Adaları’nın en batısındaki bizim İbiza Adası’nı da fethettiler ve günümüzde Dalt Vila (Villanın Üstü) olarak adlandırılan, bugün adanın başkenti olarak varlığını sürdüren İbiza şehrine yerleştiler. Adaya yeni Berberî yerleşimciler geldi ve çoğunlukla İslam’a geçen yerel nüfûsa eklendi.

     İslamî yönetim altında, İbiza (Yebiza), yakınlardaki İberya (İspanya) anakarasındaki Valensiya Topluluğu’nda bulunan en yakın liman olan Dénia şehriyle yakın temas kurdu ve iki bölge bir süre Dénia Taifası tarafından ortaklaşa yönetildi (11. yy).

     Adalarda yaklaşık olarak 300 yıl sürecek olan İslamî dönem bu şekilde başlamıştır. Katalonya (İberya) ile Mağrib (Kuzey Afrika) arasında stratejik bir noktada bulunan adalar, “Dar’ul- İslam” (İslam toprakları)’ın genişletilmesi için ideal merkezdi. Bunun yalnızca askerî değil aynı zamanda ticarî ve kültürel faydaları olmuştur. Roma İmparatorluğu egemenliği altındayken Balear Adaları’nın sakinleri yoksul çiftçilerden ve hatta korsanlardan oluşuyordu. Müslümanlar’ın adaya gelişi adaların ekonomik faaliyetlerini geliştirmiştir.

     Adaların kaynaklar bakımından zengin olduğuna ilişkin şöhretine kavuşması 10. ve 11. yy’da oldu. Balear Adaları’nda ikamet eden Araplar ve Berberîler ekonomik durumun iyileşmesini sağladılar. Adaları ticaret ve kültür merkezi haline getiren bu durum bugün mutfağında, kırsal yörelerinde ve alt yapısında belirgindir. Adalardaki Müslümanlar’ın modern sulama sistemleri yapması, doğal kaynakların daha da zengin hale gelmesini sağlamıştır. Endülüs, Avrupa ve Mağrib topraklarında meyvelerin, zeytinyağının ve tuzun satılmaya başlanması ise Ortaçağ döneminde gerçekleşmiştir. Ayrıca Balear Adaları’ndaki hayvanlar o kadar talep görmüştür ki, bunlar Hristiyanlar ve Müslümanlar tarafından seferlerde ve savaşlarda kullanılmıştır.

     Gelişmiş sulama sistemlerinin geliştirilmesi, adaların kalkınma sürecini hızlandırdı. Katalan dilindeki bitkiler ve sulama sistemi ile ilgili Arapça kökenli kelimeleri inceleyerek bugüne ulaşan İslam etkisinin izini sürmek mümkün. Arapça’dan gelen bu kelimeler İslamiyet’in adalarda tarımı ciddi anlamda etkilediğinin en somut kanıtıdır. Mimarîde somut bir İslam etkisi bulmak zorken Arap etkisini yemekler, dil ve adaların kendine has yapısında gözlemlemek mümkün.

     İbiza’nın fethinden sonra Müslümanlar, duvarları ve küçük surları olan kaleyi restore ederek ve büyütüp genişleterek, bugünkü muazzam İbiza Kalesi’ni yarattılar. O dönemde kale adetâ yeniden inşâ edildi. Bu, yedi kuleli bir yamuktan oluşuyordu. Uzatılmış bir kat planına sahiptir ve alanı boyunca dokuz kare kuleye sahiptir. Kalenin en tepesine de, bugün bir katedral olan Yebiza Mescîdi (Ar. مسجد يبيزا [Mescîd-i Yebiza])’ni inşâ ettiler. (İbiza Kalesi hakkında daha geniş bilgi için bkz. Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 10)

     İslamî dönemde, şu harikulade güzellikteki İbiza Adası’nın merkezi olan muhteşem güzellikteki İbiza şehrinde, Cuma ve bayram namazları, İbiza Kalesi’nin en tepesindeki bu Yebiza (İbiza) Camii’nde kılınıyordu. Cuma ve bayram namazlarında camideki cemaat dolup taşıyor, namazdan sonra şehirde Müslüman halk arasında bayramlaşmalar yaşanıyor, misafirlik ziyaretleri ve muhabbetler yapılıyor, çocuklar sevindiriliyordu.

İslamî dönemde, şu harikulade güzellikteki İbiza Adası’nın merkezi olan muhteşem güzellikteki İbiza şehrinde, Cuma ve bayram namazları, İbiza Kalesi’nin en tepesindeki bu Yebiza (İbiza) Camii’nde kılınıyordu. Cuma ve bayram namazlarında camideki cemaat dolup taşıyor, namazdan sonra şehirde Müslüman halk arasında bayramlaşmalar yaşanıyor, misafirlik ziyaretleri ve muhabbetler yapılıyor, çocuklar sevindiriliyordu.
Haçlılar, 13. yy’ın ikinci yarısında, başka bir ifadeyle, İbiza’yı ele geçirdikten 40 yıl kadar sonra, şehrin en tepesindeki Yebiza Mescîdi’ni katedrale dönüştürmeye ve bir Hristiyan mabedi yapmaya karar verdiler.
Camiden kiliseye mimarî dönüştürme çalışmaları 1276 yılında tamamlandı ve ilk kez Müslümanlar tarafından inşâ edilen bu muhteşem cami, Yebiza Mescîdi, 1276 yılında İbiza Katedrali’ne dönüştürüldü.

     1009 yılında Balear Adaları, İspanya anakarası kıyısındaki Dénia şehri ile birlikte bağımsız bir krallık haline geldi. Kurtuba (Córdoba) Halifeliği 1031’de düştüğünde, Balear Adaları, Dàniyya (Dénia) Emirliği’ne bağımlı hale geldi ve daha sonra Mayurka (Mallorca) Emirliği’ni oluşturarak bağımsız hale geldi. Mallorca Emirliği zamanında, İbiza çamı, Hristiyan krallıklarına giden korsan teknelerinin yapımında temel bir rol oynadı.

     İbiza, Formentera ve Menorca adalarıyla birlikte, Norveç Viking Kralı I. Sigurðr Magnusson Jórsalafari (1089 – 1130) tarafından 1110 baharında Kudüs (Yeruşalayim)’e yaptığı Haçlı Seferi’nde işgal edildi. Kral daha önce Sintra, Lizbon (Port. Lisboa) ve Alcácer do Sal şehirlerini ele geçirmişti ve Müslümanlar’ın İberya’daki kontrolünü zayıflatmak amacıyla onları Hristiyan yöneticilere teslim etmişti. Kral Sigurðr, Sicilya Viking Kralı II. Roger (1095 – 1154)’ı ziyaret ettiği Sicilya’ya devam etti.

     Ancak bu sıralarda, esas olarak Mallorca ve Menorca’da faaliyet gösteren Arap akıncıların baskınları da arttı. Bu nedenle 1114’te Balear Adaları, Pisan-Katalan Ceza Seferi’nin hedefi haline geldi. Bu süreçte Mallorca Adası’nın merkezi Palma de Mallorca şehri tamamen yok edildi. Ancak İbiza Adası üzerindeki İslamî yönetim yıllarca sürebildi.

     1203 yılında Berberî Murâbıtlar, Balear Adaları’na yerleşti ve 1235’e kadar orada kaldılar.

     Tüm Endülüs İslam Medeniyeti’nde olduğu gibi, bu muhteşem uygarlığın bir parçası olduğu zamanlar İbiza Adası’nda da önemli Müslüman şahsiyetler yetişmiştir. Aralarında 11. yy’ın İbizalı şairi İdris ibn-i Yemen el- Sabinî el- Yabizî (? – 1048)’nin ismi özellikle zikredilmelidir.

     İbiza Adası’nda halen Benimussa, Alcalà, Benimaimó isimleri taşıyan köyler vardır. Bunlar İslamî dönemden ve Arapça’dan kalmış ve halen yaşayan yer isimleridir. Ayrıca Arapça’dan Katalonca’ya ve İspanyolca’ya geçmiş “séquia”, “sénia”, “aljub”, “safareig” gibi toprak ve tarımla ilgili isimler; “atzavara” (bu bir pitrera sınıfıdır), “cotó” (pamuk), “escarxofa” (yaban turpu) gibi bitki adları, İslamî dönemden ve Arapça’dan kalma isim ve nitelemeler olup halen Katalonca ve İspanyolca içinde yaşamaya devam etmektedirler.

     13. yy’da Aragon Kralı I. Jaume (1208 – 76)’nin birliklerinin bulunduğu gemiler İbiza Adası’na ulaştılar. Hristiyan Aragon Krallığı, 8 Ağustos 1235 tarihinde İbiza Adası’nı Müslümanlar’ın elinden aldılar.

     Portekiz Krallığı’nın birlikleri tarafından desteklenen Tarragona Piskoposu’nun (Aragon Krallığı) birlikleriyle İbiza’ya yeni dil, yeni kültür ve yeni dîn geldi. Hristiyan işgalciler (onlar “fatihler” diyor) İbiza Adası’nı Müslümanlar’dan aldılar ve ardından Hristiyan ailelerle doldurdular. Birçok Müslüman, İbiza’da köle olarak yaşamaya devam etmek zorunda kaldı. İbiza ve Formentera’da Katalonca bir dil olarak tanıtıldı ve Katalon dili buralarda 13. yy’dan beri konuşulmaktadır.

     İbiza Adası, Tarragona Başpiskoposu Guillem de Montgrí (1195 – 1273), kardeşi Bernat de Montgrí i de Santa Eugènia (? – 1269), Rosselló Kontu Nunó Sanç (1185 – 1242) ve Urgell Kontu da olan Portekizli Pere I d’Urgell (1187 – 1258) işbirliğiyle işgal edilerek Müslümanlar’ın elinden alınır.

     İbiza Haçlılar tarafından işgal edildikten sonra, Mallorca ve Doğu Akdeniz’deki diğer bölgelerde olduğu gibi, yerli Müslüman nüfûs toplu halde sürgüne gönderilir ve Gerona’dan yeni Hristiyan yerleşimciler getirilir. İbiza, Aragon Krallığı içinde yakın zamanda kurulan Mallorca Krallığı’na dahil edilir.

     Efsaneye göre; İbiza Sultanı Yebuzah (? – ?), kardeşinin gözde cariyesini elinden aldığı ve sonra serbest bıraktığı için, Haçlılar şehri kolay ele geçirmişlerdir. Sultan olan abisinden bunun intikamını almak isteyen kardeşi, Hristiyan birliklerinin İbiza’ya girişlerinde yardımcı olmuştur. Ancak bu söylencenin doğruluğu şüphelidir. Muhtemelen Hristiyan tarihçilerin uydurduğu bir “şehir efsanesi”dir.

     1234 yılında, yani İbiza’nın ele geçirilmesinden bir yıl önce, adayı bir yıl sonra ele geçirecek olan Guillem de Montgrí, Nunó Sanç ve Pere I d’Urgell, fetihten sonra ilk yükümlülüklerinden birinin, Hz. Meryem (as)’e adanmış bir cemaat kurmasını şart koşan bir anlaşma imzalamışlardı. Sonuç olarak, 8 Ağustos 1235’te İbiza şehri alındığında bu dînî oluşum kuruldu ve bunun sonucu olarak, şehirde bir piskopos kilisesi inşâ edildi ve Kar Azîze Meryem (Santa María de las Nieves) adında bir festival düzenlendi. Şehrin en yüksek noktasında yer alan Yebiza Mescîdi adlı İslam camisinin ilk zamanlarda cami olarak kullanılmasına devam edildi.

     1256 yılında II. Jaume (1243 – 1311), bugün Fransa’ya ait olan Montpellier ve Roussillon şehirlerinin yanısıra bugün İspanya’ya ait olan Balear Adaları’nı da içeren Mallorca Krallığı’nı ilan etti ve kendisi de bu yeni krallığın ilk kralı oldu.

     Bölge ve bölgeyle beraber adalar da gittikçe tamamen “Hristiyan”laştırılıyordu. Ele geçirdikleri aynı yıl İbiza şehrinde kurdukları kilise artık yetersiz geliyor, o küçük kiliseye tepeden bakan görkemli cami ise adanın yeni egemenleri olan Hristiyanlar’a rahatsızlık veriyordu. 13. yy’ın ikinci yarısında, başka bir ifadeyle, İbiza’yı ele geçirdikten 40 yıl kadar sonra, şehrin en tepesindeki Yebiza Mescîdi’ni katedrale dönüştürmeye ve bir Hristiyan mabedi yapmaya karar verdiler.

     Camiden kiliseye mimarî dönüştürme çalışmaları 1276 yılında tamamlandı ve ilk kez Müslümanlar tarafından inşâ edilen bu muhteşem cami, Yebiza Mescîdi, 1276 yılında İbiza Katedrali’ne dönüştürüldü.

     İşte bu, şehrin sembolü olan İbiza Katedrali (Kat. Catedral d’Eivissa; İsp. Catedral de Ibiza) ya da diğer adıyla Karlar Bakiresi Katedrali (Kat. Catedral de la Verge de les Neus; İsp. Catedral de la Virgen de las Nieves)’dir.

     Eski Yebiza Camii’nin üzerine inşâ edilmiştir. 13. yy’da Nefi Barok tarzında yeniden modellenmiş olmasına rağmen, 16. yy’da Katalan Gotik tarzında yeniden düzenlenmiş bir katedraldir ve çok sağlam bir yapıdır. Mevcut yapı, orijinal binada yapılan çok sayıda değişikliğin sonucudur; doğu tarafına yapılan eklemeler arasında trapez biçimli bir çan kulesi ve beş şapeli olan çokgen bir apsis yer alır. 17. yy’da iç kısmı tamamen Barok tarzında yeniden düzenlenmiştir.

     Bu katedralde “Santa Maria la Major”, yani “Karların Hanımefendisi” (İbiza’nın Patronu)’na dûâ edilir, çünkü bunlar İbiza’nın Hristiyan işgalinin (onlar “fetih” diyorlar) tarihi olan 8 Ağustos’a en yakın iki bayramdır ve Katalonlar bu günü kutlarlar. Bu olayı anmak için bir kilise inşâ etmişlerdir. Marian gelenekleri nedeniyle Santa Maria (Azîze Meryem) kutlaması 13. yy’da çok popüler oldu. İbiza Katedrali’nin yanısıra, Katalan “fethinden” doğan diğer katedraller de bu şekilde Santa Maria’ya adanmıştır.

     İbiza Kalesi’ne son şekli 16. yy’da verilmiştir ancak temelleri İslamî döneme, 12. yy’a kadar dayanmaktadır. Kalenin içinde birçok yapı bulunuyor. Ancak şu an hâlâ ayakta duran iki ana savunma binası var. Bunlardan Baluarte de Sant Jaume, şu anda İbiza’nın duvarlarını savunmak için kullanılan silahların sergilendiği bir açık hava müzesi. Baluarte de Sant Pere ise bu duvarların nasıl inşâ edildiğini açıklayan bir sergiye evsahipliği yapmakta.

     Binada bulunan 9 kare kuleye sonradan bağlanan Almudaina Kulesi, Endülüs döneminde İbiza valisinin idarî ve askerî karargâhı olarak kullanılmıştır. Yüzyıllar içinde buna benzer pekçok tadilat ve ekleme yapılan İbiza Kalesi’nde bu nedenle sadece Ortaçağ mimarisi değil, Endülüs ve 18. yy mimarisinin de çizgileri görülmekte.

     1299 yılında İbiza’da kamu işlerinin idaresi için bir otorite olan, İbiza ve Formentera ada hükûmet organı “Universidad” (Üniversite) kuruldu. “Pitiüses” (Pitiusas) olarak adlandırılan İbiza, Formentera ve etrafındaki yerleşimsiz küçük adalar, böylece 19. yy’a kadar yerinde kalan sınırlı bir özerk yönetime sahipti.

     Ancak Mallorca Krallığı, III. Jaume (1315 – 49)’nin ölümüyle birlikte 1349’da Aragon Krallığı’na geri bağlandı. Mallorca’nın son kralı III. Jaume, Aragon Kralı IV. Pere el Cerimoniós el del Punyalet (1319 – 87) tarafından öldürülmüştü ve öldürüldüğünde henüz 34 yaşındaydı.

     Aragon Kralı II. Ferran (1452 – 1516) ile Kastilyalı I. Isabel (1451 – 1504)’in evlenmesiyle 1479’da İspanya nihayet birleşti.

     1492’de Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışı ile İspanya’daki 781 yıllık İslam egemenliği sona erdi. Bu tarihten sonra coğrafî keşifler başladı.

1492’de Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışı ile İspanya’daki 781 yıllık İslam egemenliği sona erdi. Bu tarihten sonra coğrafî keşifler başladı.

     İbiza Katedrali’nin orgu, 15. yy’ın başında inşâ edilen İbiza’daki ilk belgelenmiş organdır. Korunan ilk belge, birkaç yıl önce tanıtıldığı söylenen 1423’teki bir dînî ziyaretin tarihçesidir. 1498’de üniversite, enstrümanın korunmasını da sağlamak zorunda olan maaşlı bir dîn adamına sahip olmak için kurdu. 1655’te kötü durumdaydı, bu yüzden onu yerleştirmek ve temizlemek zorunda kaldılar. 1673’te yine korkunç durumdaydı, ancak 1679’a kadar büyük ölçüde yeniden yapılmasına karar verildi. Bu yeniden yapılanma nedeniyle, enstrümanın en az iki klavyeye sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, ilgili klavyelerin üst üste bindirildiği, büyük bir org ve sandalyeden oluşan, 16. yy’ın Akdeniz bölgesinin organlarının parametreleri dahilindeydi. 1708’de yeniden önemli bir onarım gerekti. 23 Ekim 1714’te jüri üyeleri Katalon orgcularla bir sözleşme imzaladı. Çalışmalar 4 Ocak 1715’te başladı. Yeni çalgının özellikleri bilinmemekle birlikte 1718 başında tamamlandı.

     Şu anda İbiza, ekonomisi zayıf olan ve bu zamanın değişimlerine biraz yabancı olan bir adadır. Ancak, bu yüzyıllarda birkaç olay İbiza tarihini önemli ölçüde etkiledi. Geç Ortaçağ’dan 18. yy’a kadar İbiza, kolektif hayâl gücünde ve popüler ada edebiyatında büyük bir iz bırakan ve Formentera’nın nüfûsunun azalmasına neden olan Berberî korsanlığından muzdaripti. Neredeyse tüm Modern Çağ boyunca, Batı Akdeniz’in geri kalanı gibi, İbiza da Osmanlı İmparatorluğu (1299 – 1923) tarafından teşvik edilen Berberî korsanlığının sürekli saldırılarına maruz kaldı. İlk sonuç, adanın tüm kıyısı boyunca bir savunma kuleleri sisteminin ve hâlâ var olan şehrin etkileyici savunma duvarlarının oluşturulması olacaktır (1554 – 1585). Çok sayıda korsan baskını, hem kültürel hem de maddî olarak nüfûsu derinden etkiledi. Bu nedenle, çok sayıda geleneksel İbiza yapısında (kiliseler, evler, malikaneler…) olası akıncılardan korunmak için sığınaklar veya saklanma yerleri bulunur. İbiza’nın kırsal kiliseleri ve köylü evleri kendilerini korsan saldırılarından korumak için yüksek yerlere ve geniş duvarlarla inşâ edildi. Bu saldırılar, Veba salgını ile birlikte, bu dönem boyunca Formentera’nın nüfûsunun azalmasına da neden oldu. Aynı şekilde İbiza kıyılarını korumak için çok sayıda savunma inşaatı yapılmıştır. Dalt Vila’yı çevreleyen büyük duvarlar ve tüm kıyı çizgisi boyunca uzanan çok sayıda savunma kulesi göze çarpmaktadır. Akdeniz’deki İspanyol çıkarları dahilinde adanın savunmasını desteklemek için hem kuleler hem de duvar taç tarafından desteklendi. Bununla birlikte, İspanya Kralı II. Felipe (1527 – 98) döneminde, günümüzde eski İbiza şehrini (Dalt Vila) çevreleyen anıtsal surlar inşâ edilmiştir.

     İbiza Adası, neredeyse tüm Akdeniz kıyıları gibi, 15. – 19. yy’lar arasında korsan saldırılarıyla harap oldu. Sözde “İbiza korsanları”, İspanyol tacından bir “marka mektubu” ile korunan diğer gemileri ele geçirmeye adanmış gemilerdi; ganimetlerin bir kısmını kendilerini “meşrûlaştıran” otoriteye teslim etmeleri karşılığında bayraklarını dalgalandırma ve limanlarına sığınma hakları vardı. 15. – 18. yy’lar arasında İspanya’nın Akdeniz kıyılarına saldıran korsanlar, çoğunlukla Osmanlı İmparatorluğu’nun valileri tarafından yetkilendirilen Kuzey Afrikalılar’dı. Saldırılarının cezasız kalması, Cabrera ve Formentera gibi adaların sakinlerinin kaçırılması ve geri kalanların tahliyesi nedeniyle nüfûsun azalmasına neden oldular. Balear Adaları’nın ve diğer kıyıların halkı, ufukta beliren gemilere karşı onları uyarmak için kıyı kulelerini gözetleyerek iç dağlardaki müstahkem kasabalara sığındılar.

     İbiza ve Formentera’nın anakara tarafından unutulmuş turkuaz mavisi genişlikte kaybolduğu bir zaman vardı. Avrupalılar Yeni Dünya (Amerika)’yı keşfetmişti ve diğer ticaret yolları artık ilgi çekiyordu.

     Zaman 16. yy’dı ve korsanlar Akdeniz’e hükmediyordu. Adalara çıktılar, bütün köyleri harap ettiler, insanları soydular ve onları köle pazarlarında sattılar. Zaman zaman Formentera’nın nüfûsu tamamen azaldı.

     Ancak adalılar yılmadı, İspanya Kralı II. Felipe (1527 – 98), “İbiza’yı sonsuza dek zaptedilemez yapmalıyız” diye karar verdi ve 1556’da güçlü İbiza Kalesi’nin yeni inşâsını emretti. Daha önce hiç kimsenin inşâ etmediği bir sur oluşturuldu: Eğimli duvarlar, 2 km uzunluğunda, 20 m yüksekliğe ve 3 m kalınlığa kadar. Her açıdan top atışına imkân veren, her türlü saldırıdan sağ kurtulan ve o zamanki gibi ayakta duran beşgen siperler. Kompleks tarafından korunan efsanevî sapan, Balear Adaları sakinlerinin tüm gemileri batırdığı mucizevî bir silah haline geldi.

     Bu arada İbiza’nın kıyı şeridi, bugün hâlâ birçok yürüyüşte karşılaştığımız sofistike bir “uyarı sistemi” haline geldi: Korsanları zamanında tespit etmek için, tüm adanın etrafına savunma kuleleri inşâ edildi. Ufukta bir gemi belirir belirmez sinyaller veriliyordu. Bu sinyaller, gündüzleri duman sinyalleri, geceleri ise kamp ateşleri şeklindeydi. O zamanlar görünürde her zaman başka bir kule vardı ve bu kule daha sonra işaretlerden geçti. Böylece uyarı yangınları hızla adanın etrafına dikildi ve bölge sakinleri ormanlara yerleşti. Birçoğu ayrıca kale kiliselerinde koruma aradı. Çiftçiler ayrıca çiftliklerini güvence altına aldılar, bazıları birkaç metre kalınlığında koruyucu duvarlar ve kuleler diktiler, böylece müstahkem köylerin tamamı ortaya çıktı. Avlarını sakladıkları mağaralara saklandılar. Sant Llorenç yakınlarındaki Balàfia yerleşimi bunu çok net bir şekilde gösteriyor.

     İbiza Adası, İspanya Kralı V. Felipe el Animoso (1683 – 1746)’nun yerel yönetimin özerkliğini kaldırdığı 1715 yılına kadar çeşitli şekillerde kendi özyönetimini sürdürdü.

     İspanya Veraset Savaşı (1701 – 15) sırasında İbiza, Avusturya Arşidükü VI. Karl ya da gerçek adıyla Franz Joseph Wenzel Balthasar Johann Anton Ignaz (1685 – 1740)’a sadık olduğunu ilan eder ve aslında 1715’te düşen son bölgedir, çünkü Mallorca’nın düşüşünden sonra adalara hiçbir filo gönderilmemiştir, Barcelona ve İbiza’ya ise 1715 yılına kadar gönderilmiştir.

     Cermen grupları sırasında Mallorca’da meydana gelen isyanlarda Palma piskoposu, kendisini Cermen üyelerinden kurtarmak için İbiza’ya kaçtı. Savaştan sonra, 1707 – 16 yılları arasında imzalanan bir dizi kararnameden oluşan “Nueva Planta Kararnameleri” (Kat. Decrets de Nova Planta; İsp. Decretos de Nueva Planta), adanın geleneksel örgütsel kurumlarını kaldırdı ve onların yerini Kastilya modelini izleyen örgütler aldı. Böylece “Universidad” (İbiza ve Formentera ada hükûmet organı), Kastilya tarzı bir belediye binasına dönüştürüldü ve ada dört geleneksel mahalle yerine 18 belediyeye bölündü. Bununla birlikte, nüfûsun dağılması ve belediyelerin verimsizliği, adanın mevcut belediye bölünmesiyle örtüşen padokların yeniden kullanılmasına yol açtı. Nüfûsun İbiza kırsalına dağılması, nüfûsu cemaatlere bağlama eğilimine de yol açtı. Bu, adanın neredeyse tüm kasaba ve şehirlerinin azîz adlarına sahip olmasıyla gözlemlenen bir gerçektir.

     İbiza Katedrali’nin yapısının kötü durumu nedeniyle, 18. yy’da kilise büyük ölçüde yenilenmiştir. Çalışmalar, “obrers de la vila” (şehir inşaatçıları) olan Jaume Espinosa (? – ?) ve Pere Ferro (? – ?) tarafından yönetildi. Yenileme 1715 – 28 yılları arasında gerçekleşti. Ancak papalık tarafından bir piskopos atanmadı ve bu nedenle cemaat, uzun süre Tarragona Başpiskoposluğu’na aitti.

     30 Nisan 1782 tarihinde Papa VI. Pius ya da gerçek adıyla Giovanni Angelo Onofrio Melchiorre Natale Antonio Graf Giannangelo Braschi (1717 – 99), İbiza’nın piskoposluk makamını kurdu ve yenilenen Ortaçağ kilisesi, katedral oldu. Tapınak katedral statüsü kazanınca “İbiza Piskoposluğu” resmen kurulmuş oldu. İbiza da “şehir” statüsü kazandı. Yine de, eski Hristiyan “fatihlerinin” Katalon kökenli olması nedeniyle – bir cemaat olarak olduğu gibi – sürekli olarak Tarragona’ya oy hakkı vermeye devam ediyor.

     Tek nefli olan İbiza Katedrali, Geç Romanesk (çan kulesi), Gotik (nef) ve hatta Barok (nef) özelliklerine sahiptir, ancak bunun ayrıntılı olarak gerçek inşaat ilerlemesine karşılık gelip gelmediği açık değildir. Plan olarak trapez planlı olan ve muhtemelen gözetleme kulesi olarak da kullanılan çan kulesinin apsisin güney tarafına yerleştirilmesi alışılmadık bir durumdur. Yan koridorların üzerindeki destekleyici yapıların ne zaman inşâ edildiği de belli değil. Gotik payandalar zaten açık olurdu. Yan şapelleriyle tonozlu nef, 18. yy’da kökten yeniden tasarlandı. Geleneğe göre, yeniden “fetih”ten kısa bir süre sonra tamamlanan Cyriacus şapeli de dönüşümden etkilenmiştir. Yan şapeller aydınlatılmazken, orta nef ışığını yüksek barok dikdörtgen pencerelerden almaktadır.

     Daha çok şehrin varlıklı ailelerinin bağışladığı ve bakımını üstlendiği yan şapellerde, altında ilgili ailelerin önemli üyelerinin yattığı mezar taşları bulunmaktadır. Girişin hemen arkasındaki cam bir tabutta, her yıl “kutsal hafta” boyunca bir geçit töreninde taşınan bir Hz. İsa (as) figürü (yacente) bulunur. Büyük taş sunak gölgeliği, 1937’de yapılmış bir “Madonna ve Çocuk” figürü içerir.

     18. yy’a gelindiğinde, Osmanlı saldırılarının azalmasıyla birlikte bu kez İngilizler ve Fransızlar, Balear Adaları’nın yağmalanmasını devraldı. Balear Adaları ayrıca Menorca adasıyla ticaret yapan İngiliz ve Fransız gemilerine saldırarak kendilerini özelleştirmeye adadı (neredeyse 18. yy’ın tamamı boyunca bu güçlerin elindeydi); Ayrıca Cezayir ve Tunus gemilerine ve halkına saldırarak Kuzey Afrika kıyılarına da girmeyi göze aldılar. Bu nedenle 19. yy’ın başlarında Balear Adaları denizlerindeki muharebeler genellikle İspanyol, İngiliz ve Fransız gemileri arasında oluyordu. Ancak bu denizlerdeki üstünlük, Cebelitarık ve İngiliz bayrağına dayalı İtalyan denizci Michelle Novelly tarafından silahlandırılan “Felicity” tugayına aitti. Kökenleri ve küstahlığı nedeniyle Novelly, “Papa” lakabıyla biliniyordu.

     İbiza’nın tamamı korsanlara karşı kendini savundu. Ancak adalıların sonunda durumu tersine çevirdiğini ve gemilere kendilerinin bindiğini herkes bilmiyor. Hemen hemen her “İbizenco” (İbizalı)’nun ataları arasında tanınmış bir korsana sahip olduğu söylenir. Bunların en göze çarpanı, 1806’da İngiliz “Felicity” gemisini kaçıran Antonio Riquer’dir. 1 Haziran 1806 sabahı, “Felicity birliği” İbiza’nın önüne çıktı ve şehir surlarının önünde birkaç yavaş ve tehditkar geçiş yaptı, ancak toplarının menziline girmedi.

     18. yy’da Avrupa’da çok önemli bir kültürel ve ekonomik hareket olan “Aydınlanma Hareketi”nin etkisiyle, İspanya’nın her alanda, hem tarımda hem de eğitimde yaşadığı geri kalmışlıktan endişe duyduğunu görüyoruz. İbiza’nın ilk piskoposu olan Manuel Abad i Lasierra (1729 – 1806)’nın yardımıyla, her kasabada mahalleler kurmaya ve evleri gruplandırmaya karar verdiler. Böylece kilisenin yakınında evler ve tarım için bir parça arazi verdiler. Tarımda, Valencia ve Mallorca’dan badem ağaçları ve diğer meyve ağaçlarını getirdiler ve onlara nasıl bakılacağını öğretmek için de beraberinde insanlar. Buscastell’in bahçelerinde meyve ağacı fidanlıkları oluşturuldu. 18. yy’da, kamu harcamalarının karşılanmasında en önemli gelir kaynağı olan İbiza ve Formentera tuzlaları, İbiza Üniversitesi’nden (18. yy’a kadar tek belediye binası) kamulaştırılarak mülklerine dahil edildi. Önce Kral’a aitti, daha sonra özel bir şirkete satıldılar.

     19. yy’a kadar, İbiza’nın korsanları Akdeniz’de oldukça yasal olarak dolaşıyorlardı. İspanya Kralı, o zamanlar İspanya’nın bir donanması olmadığı için sözde marka mektubu olarak izin verdi. Bu şekilde, korsanlar egemen sularını düşmanlardan uzak tuttular, gerçek kahramanca işler başardılar ve hatta bunlardan kendileri faydalandılar: “İbiza şebekleri” çevikti, küçük gemilerdi, eve iyi ganimetler ve mahkumlar getiriyordu. Bu, Pityuses’e yeni bir refah getirdi ve Formentera’nın yeniden nüfûsunun yalnızca bu nedenle mümkün olduğu söyleniyor.

1915 yılında İbiza limanına “Obelisk Ibiza a sus Corsarios” (İbiza Korsanları için Dikilitaş) dikildi

     1800 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 15.949 kişi. Adanın yoksulluğu gözönüne alındığında, 19. yy boyunca İbiza, büyük gerilimlere neden olan belirli bir demografik büyüme yaşadı. Bu, Küba ve Cezayir’e doğru bir miktar göçe neden oluyor.

     Ortaçağ’da İbiza, belli bir refahını güneybatıda havaalanı yakınında bulunan Ses Salines tuz yataklarına borçluydu. Tuz tarlaları 19. yy’a kadar ortak mülkiyetti (“Universida”) ve her İbizalı, tuz tarlalarının yönetimine katkıda bulunmakla yükümlüydü. Bugün bile İbiza’nın tuzlalarından tuz çıkarılıp ihraç ediliyor. Örneğin 2016 yılında 450 hektarlık alandan 65.000 ton tuz temizlendi. Bu, yılın kuraklığı nedeniyle 18 yıl sonra şu ana kadar kazanılabilecek en yüksek miktar oldu. Yaklaşık 19.000 ton tuz buzun çözülmesi için Kuzey Avrupa’ya gönderilecek. Alıcı ülkeler Norveç ve İskoçya’dır. Ancak en büyük hacim, stok balıklarının işlenmesi için Faroe Adaları ve Danimarka’ya satılıyor.

     1842 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 19.447 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 5118 kişi.

     1856 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 22.834 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 5651 kişi.

     30 Mayıs 1856’da zamanın büyük güçleri bu çılgın gidişata son verme kararı aldı. İspanya başlangıçta ulusal savunmayı çok fazla baltalayacağını söyleyerek imzalamayı reddetti. Bununla birlikte, ülke o andan itibaren onurlu bir şekilde anlaşmaya bağlı kaldı ve sonunda 1908’de imzaladı.

     Korsanlar İbiza’da gerçek ünlerini böyle elde ettiler.

     1877 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 25.180 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 7567 kişi.

     1900 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 23.648 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 6404 kişi.

     1915 yılında İbiza limanına “Obelisk Ibiza a sus Corsarios” (İbiza Korsanları için Dikilitaş) dikildi. İbiza Limanı peronlarının ortasında, Barcelonalı Katalon mimar August Font i Carreras (1845 – 1924)’ın eseri olan, korsanlara adanan dikilitaş duruyor. (İbiza limanındaki “İbiza Korsanları için Dikilitaş” hakkında daha geniş bilgi için bkz. Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 11)

     1920 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 26.592 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 6751 kişi.

     İbiza Kalesi, İspanya İç Savaşı (1936 – 39) sırasında 100’den fazla İbizalı milliyetçi mahkumun katledilmesi nedeniyle de tarihsel olarak önem taşımaktadır.

İspanya İç Savaşı (1936 – 39)

     Temmuz 1936’da iç savaş patlak verdiğinde İbiza isyancı ordusunun kontrolüne girdi ve iç savaş sırasında Frankocu tarafta kaldı. Muhalefet gösterebilecek yerel şahsiyetler hapsedildi. Cumhuriyetçi birlikler, Balear Adaları’nı geri almak için yapılan saldırıda toparlanmalarını üstleneceklerdi (Menorca dışında ayaklanma zafere ulaşmıştı. Menorca, savaşın sonuna kadar Cumhuriyetçiler’in elinde kalacaktı). Uçaklar adalar üzerinde uçarak teslim olmayı ve sivil halkı şehirden kaçmaya çağıran bildiriler yayınladılar, çünkü şehrin bombalanacağı uyarısında bulunuyorlardı. Şehirden kırsala bir sivil göçü yaşandı.

     Barcelona ve Valencia’dan Cumhuriyetçiler’den oluşan bir grup ilk olarak Formentera Adası’na indi ve ada direnmeden teslim oldu. Cumhuriyetçi birliklerin stratejik olarak Formentera’ya çekilmesiyle kayıp vermeden sona erecek kısa bir çatışma çıktı. Cumhuriyetçiler, 8 Ağustos’ta (Hristiyanlar’ın “fethinden” tam 701 yıl sonra) adanın kuzeyindeki Es Pou des Lleó’ya sürpriz bir çıkarma yaptı. S’Argentera madenlerinin yakınında küçük bir grup asker ve sivil gönüllüden başka neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan şehre doğru ilerlediler. Cumhuriyetçiler’in yaklaşmasından önce birçok askerî isyancı şehri terkediyor. Öyle ki, Cumhuriyetçi birlikler neredeyse ıssız bir İbiza’ya ayak bastılar. Cumhuriyetçi mahkumlar serbest bırakıldı. Yakın zamanda serbest bırakılan mahkumlardan bazıları şehrin kontrolünü bile ele geçirmişti. Cumhuriyetçi egemenliğin bu yeni aşaması, ada komutanlarının disiplinsiz yabancı milisleri kontrol edememesiyle karakterize edildi. Bu durum, yaygın aşırılıklar ve ikinci tarafta kontrol eksikliği gibi güçlü gerilimlere yol açtı. Devrimci komiteler de oluşturuldu ve darbeyle özdeşleştiği veya ideolojik olarak isyancılarla aynı çizgide olduğu düşünülen herkes tutuklandı. Bazı kiliselerin yakılması ve bir dizi infaz da birbirini takip etti.

     Kısa süre sonra Cumhuriyetçi güçlerin büyük bir kısmı Mallorca çıkarmasına katılmak için adayı terketti. Bunun başarısızlıkla sonuçlanması ve Balear taarruzunun terkedilmesinin ardından Pityuzalar (İbiza ve Formentera) kendi kaderleriyle baş başa kaldı.

     8 Ağustos – 13 Eylül 1936 tarihleri ​​arasında, daha sonra Mallorca’ya gidecek olan Kübalı Kaptan Alberto Bayo Giroud (1892 – 1967)’un Balear ve Uribarri birliklerinin çıkarılması sonucu İbiza Adası, Cumhuriyetçiler’in eline geçti. Adada Barcelona’ya bağlı bir Anti-Faşist Milis Komitesi kuruluyor ve burada cumhuriyetçi belediye meclisleri oluşturuluyor.

     13 Eylül’de üç İtalyan uçağı (Mallorca’nın Kaptan Bayo’yu yenilgiye uğratması nedeniyle adanın düşmek üzere olmasıyla birlikte), ilk keşif geçişinde İbiza üzerinde uçtu ve ardından sivil halka yönelik ikinci bir bombardıman gerçekleştirdi. Sivil kayıplar 40 – 50 civarında ölüydü. Bilinmeyen sayıda yabancı milis de ölecek, cesetleri muhtemelen tekneyle adadan götürülecekti. Barcelona’dan gelen anarşist milisler daha sonra makineli tüfek ve el bombaları kullanarak, kurşuna dizerek toplu infaz başlattı. Mahkumlardan bazıları pencerelerden birinin parmaklıklarını zorlayıp duvardan aşağı atlayarak hayatta kaldı. Diğerleri, daha azı, öldürülmemek için ölü taklidi yapıyordu. Mahkumların çoğu dîn adamlarından veya isyancı garnizondaki askerlerden oluşuyordu, ancak diğerlerinin çoğu sivildi. Ada nüfûsu için gerçek bir travma yaratacak katliâmda 147 mahkumdan 93’ü öldü. Geriye kalan milislerin yanısıra Sol ideolojiye sahip veya gelecekteki isyancı işgalin misillemesinden korkan insanlar da kısa süre sonra adayı terkettiler. Adanın Frankocular’ın eline geçmesi, Sol’dan gelen yeni bir baskıya yol açtı. Ada, kırsal kesimde, savaş sırasında ortaya çıkan ve o zamanlar yaklaşık 40.000 nüfûsu olan bir adada yüzlerce kişinin ölümüne yol açan şiddetin patlak vermesini açıklayan çok önemli gerilim ve şiddet olaylarından muzdaripti. Savaş, bazı açılardan bu gerilimlerin ve geleneksel köylü yaşam tarzının sona ermesi anlamına geliyor, ancak İbiza özünde bir köylü adası olarak kaldı.

     Adanın herhangi bir hükûmetten mahrum kaldığı kısa bir sürenin ardından 20 Eylül sabahı İbiza isyancıların eline geçti. Aynı gün baskıdan kaynaklanan ilk ölümler meydana geldi. İdamların resmî olmaması nedeniyle kesin bir sayı vermek mümkün olmasa da, takip eden aylarda sayıları 100’ün çok üzerindeydi. Cumhuriyetçi adalılar adayı terkettiğinden, idam edilenlerin çoğunlukla siyasî sorumlulukları olmayan, adanın Cumhuriyetçi hükûmetiyle hiçbir ilgisi olmayan siviller olduğu söylenmelidir. O halde bunlar çoğunlukla kişisel nedenlerden kaynaklanan keyfî infazlardı.

     Savaşın geri kalanında, belki de Alman savaş gemisi “Deutschland” (Almanya)’ın İbiza limanındaki bombardımanı dışında, İbiza Adası’nda, daha sonra Almería şehrinin Alman bombardımanına yol açan başka kayda değer bir olay meydana gelmedi.

     1940 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 35.441 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 10.502 kişi.

     12 Ekim 1947 tarihinde, İbiza şehrinin 5, 6 km kuzeyinde, Kurtarıcı Hz. İsa (as)’dan ilham alan, taştan yağılmış 23 m yüksekliğindeki “Sagrat Cor de Jesus” (İsa’nın Kutsal Kalbi) anıtı dikilmiştir.

     Anıtın kaide ve sütûnu, Mallorca Adası’ndan “Joan Serra” adlı bir inşaat şirketi tarafından inşâ edildi. Sahadaki inşaat, İbizalı usta inşaatçı Joan Costa (? – ?)’nın gözetiminde gerçekleştirildi. Tasarım yapısı ve detayı mimar Guillermo Moragues (? – ?) tarafından gerçekleştirildi. Heykel Valencialı heykeltıraş Antoni Sanjuan (? – ?) tarafından oyulmuştur. Bu Hz. İsa heykeli, Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinin dışındaki Corcovado Dağı’nda bulunan ünlü “Cristo Redentor” (Kurtarıcı İsa) heykeline benzemektedir. Rio de Janeiro’daki, İbiza’daki taklidinden 14 m daha uzundur. (Bu anıtın önüne üç gün sonra siz sevgili okurlarımızla birlikte gideceğiz.)

     İbiza’daki havaalanı da ilk olarak İspanya İç Savaşı başında Aeródromo Es Codolar adıyla geçici bir askerî havaalanı olarak kurulmuş (Es Codolar, Aeródromo’nun inşâ edildiği arazinin adıdır) ve savaştan sonra İspanyol arama – kurtarma pilotları ve sahil güvenlik birimi tarafından “acil durum havaalanı” olarak kullanılmak üzere açık kalmıştır.

     13 Ağustos 1949’da havalimanı ilk kez sivil havacılığa açıldı ve adı Aeroport d’Eivissa (İbiza Havaalanı) olarak değiştirildi. Ancak mülkiyetin belirsiz olması nedeniyle tesisler ve uçuş operasyonları 1951 yılında yeniden kapatılmak zorunda kaldı. Kamulaştırma süreci ancak 1954’te tamamlandı ve daha fazla genişleme başladı. Ancak Balear Adaları’ndaki, özellikle komşu Mallorca’daki turizm pazarının hızla gelişmesine tepki olarak, havalimanının yeniden açılması için çalışmalar 1958 yılına kadar başlamadı.

İbiza Uluslararası Havaalanı

     Havaalanı, İspanyol havayolu şirketi “Aviaco”nun 1 Nisan 1958 tarihinde tarifeli uçuşları başlatmasıyla yeniden açıldı. 1 Nisan’da İbiza – Palma de Mallorca ve İbiza – Barcelona ilk tarifeli seferleri gerçekleştirildi. Temmuz ayında da İspanyol havayolu şirketi “Iberia”, İbiza – Valencia ve İbiza – Barcelona tarifeli seferlerini başlattı. 1960 yazında yeni bir check-in salonu ve kontrol kulesi inşâ edildi. 1961’de bitişik arazi kamulaştırıldı ve havalimanı genişletildi. 1962 yılında pistin ilk uzatılmasına başlanmış, 1964 yılında ise pist aydınlatması ile ikinci etapta tamamlanmıştır. Uluslararası hava trafiği 15 Temmuz 1966’da açıldı ve Aeroport d’Eivissa Sant Josep (İbiza Sant Josep Havaalanı) adıyla tanıtıldı. Ancak bugün, İbiza Uluslararası Havaalanı (Kat. Aeroport Internacional d’Eivissa; İsp. Aeropuerto Internacional de Ibiza) ismi kullanılmaktadır. (İbiza Uluslararası Havaalanı ile ilgili olarak daha detaylı bilgi için bkz. Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 3)

     İbiza’da gece hayatı, adanın 1950’lerin sonlarında uluslararası turizme açılmasından bu yana birçok değişikliğe uğradı. Günümüz “kulüp kültürü”nün kökenleri 1960’lı ve 1970’li yıllarda düzenlenen hippi toplantılarına kadar uzanabilir. Yine de birçok yabancıyı adaya çeken bu gizli ortamın dışında, 1960’lı yıllarda yerel mekânlar çoğunlukla barlardan oluşuyordu ve bunlar İbizalılar’ın, eski vatandaşların, denizcilerin ve turistlerin buluşma noktaları olacaktı.

     Ada turistik açıdan ilk olarak 1930’ların ortalarında İngiliz turistler tarafından keşfedilmişti. Ancak İspanya İç Savaşı ve kısa bir süre sonra da II. Dünya Savaşı (1939 – 45) nedeniyle turizm durma noktasına gelmişti. Savaşın sona ermesinden kısa bir süre sonra, ilk turistler (ve 1960’larda okuldan ayrılan birçok kişi ve hippi) adaya geri döndü, ancak turizmin daha büyük ölçekte gelişmesi 1970’lere kadar mümkün olmadı.

     1960 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 34.339 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 10.753 kişi.

     Adanın iç kesimleri tarım ve hayvancılık, özellikle de koyun yetiştiriciliği için kullanılmaktadır. 1960’ların ortalarına kadar adanın çiftçileri kendi kullanımları için kendi kendilerine yetecek kadar üretim yapıyorlardı ve çok az bir kısmı ihracat için kullanılıyordu.

     1960’lı yılların sonunda ve 1970’li yıllarda İbiza Adası, geleneksel kaynaklarının (balıkçılık ve tarım) sağladığının üzerinde bir ekonomik kalkınmaya olanak tanıyan bir turizm genişlemesi yaşadı. Yoğun gece hayatı nedeniyle şu anda dünyanın her yerinden gençlerin uğrak noktası haline gelmiştir. Ada aynı zamanda huzur arayanlar için çok sayıda koy ve plaja sahiptir. “Flaón”, “orelletes” veya “hierbas ibicencas likörü” gibi el yapımı ürünler satılmaktadır. Tekstil alanında “adlib modası” meşhurdur. Es Caná ve Las Dalias’takiler gibi çok sayıda pazar vardır.

     1960’larda ve 1970’lerin bir bölümünde İbiza, hippi kültürünün önemli bir merkezi haline geldi. Batılı yaşam tarzından çok uzak olan kırsal yaşam tarzının cazibesine kapılan adaya dünyanın her yerinden pekçok genç geldi. Bu kültüre yakın sanatçılar ve aydınlar da burayı ziyaret edip etkinlikler düzenliyorlar.

     Çağdaş gece kulübünün ortaya çıktığı on yıl olan 1970’lerde birçok mekân açıldı ve İbiza’nın gece hayatı üzerinde kalıcı bir etki yarattı. Bu orijinal kulüplerden dördü bugün hâlâ faaliyet göstermektedir.

     1970’lerde hippi hareketi yerini kitle turizmine bıraktı ve İbiza önemli bir değişim geçirerek İbizalılar’ın çoğunluğunun geleneksel yaşam tarzına son verdi. Bu değişim, İspanya’nın diğer Akdeniz bölgelerine göre 1970’li yıllarda daha geç ortaya çıkıyor. Ayrıca göç patlaması yaşanıyor. Kısa sürede birçok yarımadadan, özellikle İspanya’nın güneyinden İbiza’ya yerleşiyorlar ve diğer yerlere göre daha küçük olmasına rağmen, özellikle Santa Eulària’da önemli olmasına rağmen, belirli bir Avrupa vatandaşı göçü de var.

     7 Ocak 1972’de İspanyol havayolu şirketi “Iberia”ya ait EC-ATV tescilli bir Sud Aviation Caravelle VI-R tipi uçağın pilotları güvenli irtifanın altına düştüler ve uçağı İbiza Adası’ndaki bir dağa uçurdular. Uçak korkunç bir şekilde dağa çarptı. 104 yolcunun tamamı öldü.

     1970’lerin sonlarında demokrasinin gelişi, Balear Adaları’nın “özerklik” (otonomi) statüsüne kavuşmasına yol açtı. Bugün ada, Mallorca, Menorca ve Formentera ile birlikte Balear Özerk Topluluğu’nun bir parçasıdır.

     1981 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 59.933 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 25.343 kişi.

     1979 yılında çıkartılan, 1983’te yasalaştırılan ve 1986’da restore edilen “Balear Adaları Dilini Normalleştirme Yasası” (Kat. Llei de Normalització Lingüística de les Illes Balears; İsp. Ley de Normalización Lingüística de las Illes Balears) ile beraber, artık İbiza dahil tüm Balear Adaları’nda tek hakim ve geçerli dil Katalonca. Ancak dış dünyada hâlâ ağırlıklı olarak İspanyolca ismi “İbiza” kullanılmaktadır.

     1986 yılında İbiza limanına “Monument a la Gent de la Mar” (Deniz İnsanları Anıtı) dikildi. Şehrin en sembolik anıtlarından biri olan anıt, bir dümeni tutan bir denizciyi temsil ediyor. Anıt, Mallorca Adası’ndaki Binissalem köyünde doğan ve 1960 yılından itibaren yaşadığı İbiza Adası’nın merkezi İbiza şehrinde vefat eden heykeltıraş Guillem Terrassa i Pol (1934 – 2001) tarafından canlı taştan yapılmış (doğduğu köyden getirdiği) ve 1986 yılında İbiza limanına dikilmiştir. (İbiza limanındaki “Deniz İnsanları Anıtı” hakkında daha geniş bilgi için bkz. Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 11)

1986 yılında İbiza limanına “Monument a la Gent de la Mar” (Deniz İnsanları Anıtı) dikildi

     İbiza’nın biyolojik çeşitliliği ve kültürü, 1999 yılında kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (İng. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından, “Biyoçeşitlilik ve Kültür” adı altında “Dünya Mirası Alanı” ilan edildi. Bu, Sant Josep de sa Talaia belediyesindeki Fenike köyü Sa Caleta’yı ve Ses Salines doğal tuz parkındaki posidonia çayırlarını da kapsamaktadır. UNESCO’nun bu konudaki raporunda şunlar yazıyordu:

     “İbiza (Eivissa), deniz ve kıyı ekosistemleri arasındaki etkileşimin mükemmel bir örneğini sunuyor. Yalnızca Akdeniz havzasında bulunan önemli bir endemik tür olan Posidonia oceanica’nın (deniz otu) yoğun çayırları, çeşitli deniz yaşamı çeşitliliğini barındırır ve destekler.

     İbiza (Eivissa), uzun geçmişine dair önemli kanıtları koruyor. Sa Caleta (yerleşim) ve Puig des Molins’in (nekropol) arkeolojik alanları, adanın, özellikle Fenike – Kartaca döneminde, prototarihte Akdeniz ekonomisinde oynadığı önemli role tanıklık etmektedir.

     Müstahkem Eski Şehir (Alta Vila), Rönesans askerî mimarisinin olağanüstü bir örneğidir ve Yeni Dünya’daki İspanyol yerleşimlerindeki tahkimatların gelişmesi üzerinde derin bir etkisi oldu.”

     2001 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 88.076 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 34.826 kişi.

     2011 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 134.460 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 48.550 kişi.

     2013 yılında İbiza emlak fiyatları genel olarak piyasa değerinin üzerinde seyretti ve adadaki geliştirme projelerinin çoğu tamamlandı veya devam ediyor, ayrıca 2012 sonunda açıklanan bazı yeni projeler de oldu.

     Temmuz 2013’ün sonunda, Carrer De Sant Cristòfol’da yeni merkez otobüs terminali CETIS’in açılışı yapıldı. Daha önce tüm otobüs terminalleri Avenida Isidor Macabich’teydi. Sadece beş ay sonra merkezi CETIS otobüs terminali yeniden kapatıldı ve Avenida Isidor Macabich’teki eski terminal yeniden faaliyete geçti. Bu arada Barcelona, ​​Palma de Mallorca ve Formentera’ya giden feribotlar limandan düzenli olarak kalkmaktadır.

     İbiza adası denizcilik faaliyetleri için mükemmel bir yerdir. Bağlama için ideal plajların bulunduğu bir kıyı ile çevrilidir ve yıl boyunca hoş bir sıcaklığa sahiptir; her türlü uzunlukta 2500’den fazla bağlama yeri bulunmaktadır. Sularında, Tuz Rotası ve Uluslararası Yolcu Gemisi Yelken Haftası’nın öne çıktığı çeşitli önemli yarışmalar düzenleniyor.  2014 yılında Gumball 3000 rallisinin son etabı, yaklaşık 50 üst düzey otomobilin San Antonio’nun İbiza limanındaki bitiş çizgisine ulaştığı adaya indi.

     İbiza’nın artan popülaritesi, içme suyu kıtlığı ve aşırı altyapı sorunlarına yol açtı. Bu durum, 1 Temmuz 2016’da yürürlüğe giren “Sürdürülebilir Turizm Vergisi”nin uygulanmasına yol açtı.

     2020 – 21 yıllarında koronavirüs (covid – 19) pandemisinin neden olduğu kriz nedeniyle yüksek sezon aylarında adanın ana geçim kaynağı olan dış turizmin gelişinde keskin bir düşüş yaşandı. Bu yıllarda ada ağırlıklı olarak ulusal turizmle beslendi, çünkü birçok sınır kapatıldığından genel olarak Balear Adaları İspanyollar için en çok tercih edilen destinasyon haline geldi.

     Benim orda olduğum 2022 yılında İbiza Adası’nın toplam nüfûsu, 154.186 kişi; İbiza şehrinin nüfûsu ise, 50.715 kişi.

İbiza dünya çapında popüler bir turizm adası

     Kitle turizminin başladığı 1960’lı yıllardan bu yana nüfûs artışı oldukça yüksek olup, 1960 – 2014 yılları arasında nüfûs neredeyse beş kat artmıştır. Nüfûs artışı başlangıçta İspanya anakarasından gelen işçi akınından kaynaklansa da, nüfûs 1990’lardan bu yana ve hatta özellikle Güney Amerika, Romanya ve Fas’tan gelen yüksek yabancı göçü nedeniyle milenyumun başlangıcından bu yana daha da artıyor. 2000’li yıllarda Kuzey Afrikalı ve Latin Amerikalı yabancıların çığ gibi göçü, nüfûsa büyük bir ivme kazandırdı. Sonuç olarak, yerlilerin oranı son yıllarda azalmaya devam etti. Bugün nüfûsun yalnızca % 39, 5’i Balear Adaları yerlisi ve yalnızca % 33, 6’sı İbiza şehrindendir.

     Bugün İbiza Adası’ndaki düşük düzeydeki tarımsal üretim artık nüfûsu beslemeye yetmiyor, bu nedenle çoğu malın anakaradan ithal edilmesi gerekiyor. Diğer Balear Adaları’nda olduğu gibi, Mallorca büyüklüğüne ulaşmasa da, İbiza halkının ana gelir kaynağı turizmdir. 2002 yılında adayı yaklaşık 1, 5 milyon turist ziyaret etti; 2016 yılında 3 milyondan fazla turist geldi. Buraya yanaşan gemi sayısı 2009’dan 2017’ye iki kat arttı, yolcu sayısı da 80.000’den 340.000’e çıktı.

     Ekonomik faaliyeti, temel eksenler olarak turizm endüstrisi ve küçük işletmelerle birlikte, büyük ölçüde hizmetler sektörü içerisinde kayıtlıdır. Ana şehir karakteri gözönüne alındığında, İbiza bir başkentin işlevlerini üstleniyor ve hizmetlerinin çoğunu adanın geri kalan belediyelerine sunuyor.

     Antik Çağ’da Fenikeliler tarafından insan yaşamının başlatıldığı İbiza Adası’ndaki en önemli ziyaret yeri, İbiza şehir merkezindeki Fenike arkaolojik alanı ve müzesi “Puig des Molins” (Yeldeğirmeni Tepesi)’tir. Burası, Batı Akdeniz’deki en büyük ve en iyi korunmuş Fenike – Pön bölgesi olarak kabul edilir.

Puig des Molins

     Fenikeliler’in ada üzerinde insan yaşamını başlattığı M. Ö. 7. yy’da kurulmuş ve sonraki yüzyıllarda Kartacalılar ve Romalılar tarafından kullanılmaya devam edilmiştir. Mevcut alandaki yaklaşık 3000 mezar alanının bugünkü kapsamı, orijinal alanın yalnızca bir kısmına karşılık gelmektedir. Şu anki büyüklüğü 5, 5 hektar olan nekropolün Fenike ve Roma dönemlerindeki gerçek büyüklüğünün 145, 9 hektar olduğu tahmin ediliyor ve büyük eski bölümleri bugün caddeler ve binalar tarafından maalesef kapatılmıştır.

     Puig des Molins’in tramuntana tarafı, Fenike döneminden (M. Ö.) Roma imparatorluk dönemine (M. S.) kadar kentin nekropolü (mezarlığı) olarak kullanılmıştır. “Hipogeum” tipinde yaklaşık 3000 mezar göze çarpıyor, yani kayaya oyulmuş ve dikey erişim kuyusu olan bir yeraltı odası. Adaların önemli bir arkeolojik alanıdır ve 1931 yılında “Tarihî Sanat Anıtı” ilan edilmiştir.

     Yel değirmenlerinin varlığına işaret eden bir isim olan Puig des Molins’in eteklerinde, Fenike arkeolojik malzemelerinin bulunduğu Puig des Molins Monografi Müzesi bulunmaktadır. Yeraltı mezarları “Hypogea”ya Via Romana – 31 adresindeki Monografi Müzesi’nden geçerek ulaşılabilir. Müzede farklı dönem ve kültürlere ait mezar hediyelerini görebilirsiniz. Çeşitli daha küçük hayvan şekilli kil testiler, kolye uçları ve boyalı devekuşu yumurtaları da görülebilir. Yeraltı mezar odalarının bazılarına erişilebilir.

     İbiza şehrinde Fenike ve Roma kültürüne dair başka kanıtlar da var. Ocak 2011’de kaledeki inşaat çalışmaları sırasında ilk kez bir Fenike yerleşiminin ve bir Roma tapınağının kalıntıları ortaya çıkarıldı.

     Arkeologlar adada Fenikeliler / Kartacalılar zamanından kalma birçok nekropol keşfediyorlar; burada çok sayıda cenaze objesi bulunmuş, ancak bunlar genel olarak biraz kalitesiz giyim eşyalarına ait ama az sayıda değerli eşya ve az sayıda altın mücevher var. Cadiz’deki Fenike / Kartaca cenazelerinde olanların tam tersi yani. İbiza’da, cam boncuklardan, kemikten ve fildişinden kolyeler ve nadiren altın küpeler içeren pişmiş kil figürler bol miktarda bulunur. Tarihçiler ve arkeologlar, burada gömülen Fenikeliler’in yalnızca bu topraklarda kurdukları fabrikaların ustabaşı ve hizmetkârları olduğunu, işadamlarının ve büyük tüccarların ise Kartaca’da (bugünkü Tunus) gömüldüğünü varsayıyorlar. Bu nekropollerde, ölülerin rûhunun içlerine dahil edilebilmesi için mezarlara bırakılan Tanrı resimleri ve cenaze portreleri bulunmuştur.

     Bu nekropoller genellikle kumsalların yanında, kireçli araziye sahip küçük yürüyüş yolları üzerinde yer almaktadır. Mezarlar kayaya kazılmış ve bir kısmı günümüze kadar bozulmadan gelebilmiş, ancak çoğunluğu mezarların düzensizliği ve dağınıklığı ile bile arkeologlar için her zaman büyük bir sorun olmuştur.

     Arkeolojik alan olarak en önemli nekropol Puig des Molins’te bulunandır. Plakalarla kapatılmış bir açıklıktan indiğiniz bir dizi mağaradır. İçinde lahitler vardı. Bazen cesetler basitçe plakalarla örtülüyordu. Puig des Molins adı verilen dağın tüm tarafı, 4000 – 5000 arasında “hipogeus”un bulunduğu bu küçük toplu mağaralarla delinmiştir. Mezarlar, kullanıldıkları döneme bağlı olarak gömme veya kremasyon şeklindedir. Bu alanda yüzlerce pişmiş kil figürünün bulunduğu yüzler bulunmuştur (aslında diğer kazılarda kilin dövülmesine yönelik kalıplar da bulunmuştur; bazıları ölen kişinin kendisini, bazıları ise koruyucu tanrıları ve kutsal hayvanları temsil etmektedir). Bu figürlerle birlikte muskalar, adak kapları, nadiren de olsa mücevherler, kandil ve madenî para gibi değerler bulunmuştur.

     Ölen kişinin tasvirleri bazen sakallı veya sakalsız olarak erkeksi, bazen de çok sayıda olan kadınsı tasvirlerdir. Bunların hepsi çok zengin bir şekilde çamurla dekore edilmiş. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: İbiza şehir merkezindeki Fenike arkaolojik alanı ve müzesi “Puig des Molins”i üç gün sonra gezeceğiz.)

     İbiza’nın orijinal mutfağı tamamen köylüdür. Dünyanın dört bir yanından gelen çok sayıda turist nedeniyle artık adanın dört bir yanına dağılmış, uluslararası veya modern Katalan mutfağı sunan birçok restoran bulunmaktadır. Büyük kasabalardaki ve kırsal hanlardaki restoranlar, yaz aylarında zengin bireysel gezginler için plaj restoranlarıyla rekabet halindedir.

İbiza’nın orijinal mutfağı tamamen köylüdür, bu fotoğrafta gördüğünüz kişi ise tamamen gundîdir.

     İbiza mutfağı, çok çeşitli deniz ürünleri veya balık yemekleri barındırıyor ve denizcilik doğasıyla dikkat çekiyor. Bu, Akdeniz diyetinin tipik et ve sebzeleri ile tamamlanmaktadır. Turizm akışı, birçok üst düzey restoranın yaratılmasıyla gastronomik teklif üzerinde etki oluşturan dikkate değer bir restoran sektörü yarattı.

     İbiza mutfağının tipik yemekleri arasında şunlardan bahsetmeye değer: Etle yapılan “sofrit pagès” (kuzu, tavuk veya her ikisi), “arròs de matances”, “Ibiza sobrasada” ve “butifarró”.

     Balıkla yapılanlar: “Borrida de ratjada” (deniz vatozu), “tonyina a l’Eivissenca” (İbiza usûlü ton balığı) ve “bullit de peix”. Ayrıca “el cuinat” ve “coca de pebrera” (biber koka) da vardır.

     Tatlılar arasında: “Flaò” (peynir keki), “les orelletes”, “els bunyols” ve “greixonera”.

     Adanın restoranları yüksek standartlara sahiptir ve turizm açısından önemli bir çekim noktasıdır.

     İbiza Adası, en yakın Avrupa (İspanya / Katalonya) kıyısına 79 km uzaklıkta, en yakın Afrika (Cezayir) kıyısına 276 km uzaklıkta, benim Almanya’daki monoton hayatıma gezegenler-ötesi uzaklıkta, sizin Türkiye’deki siyasî – ideolojik koyun hayatınıza da galaksiler-ötesi uzaklıkta bulunuyor.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 13

İbiza (Eivissa), 8 Ekim 2022

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir