İbiza (Kat. Eivissa; İsp. Ibiza) Adası’nın merkezi İbiza (Kat. Eivissa; İsp. Ibiza) şehrinde güzel bir gün geçirdim.
Gezimi bitirdikten sonra, taksiyle adanın kuzeyindeki Sant Antoni de Portmany (Kat. Sant Antoni de Portmany; İsp. San Antonio Abad) kentine geri dönmek için, çift taraflı akan yoğun trafikli Avinguda de Santa Eulària des Riu (Santa Eulària des Riu Bulvarı) adlı caddeye yürüyorum. Bu caddede bulunan taksi durağında taksiye binip, en güneyinde bulunduğum adanın en kuzeyine doğru yol alıyorum.
20 dakikalık bir taksi yolculuğundan sonra Sant Antoni de Portmany kentinde, AzuLine Hotel Mar Amantis adlı otelimizin önündeyim. Şoföre ücretini ödedikten sonra otele gidiyorum.
Vakit akşam ve otelde akşam yemeği zamanı. Önce üçüncü katta bulunan odama çıkıyorum. Güzel bir duş alıp, sonra birtakım yapmam gereken şeyleri yapıp, ardından yarım saat kadar uzanıp dinlendikten sonra, yemek için aşağıya, otelin zemin katında bulunan restorana iniyorum.
Bu akşam biraz şanslıyım. Yemekte bolca balık var. Menüde farklı balık çeşitleri bulunuyor.
Balık olunca, elbette diğer yemeklere hiç dönüp bakmıyorum bile. Neler var diye merak dahi etmiyorum.
Tabağıma üç – dört çeşit balık yemeği aldım. Yanına da ekmeğimi ve içeceğimi koydum. Sonra oturabileceğim boş bir masa aradım.
Bu akşam restoran dopdolu. Arıyorum arıyorum ama boş masa bulamıyorum.
Elimde yemek tepsisiyle dolanıp boş masa ararken, masaların birinde oturan iki tane güzel hatun, elleriyle bana “gel masamıza otur” işareti yaptılar. Teşekkür niyetine kendilerine gülümseyerek gidip masalarına oturdum.
– Bon appetit (Afiyet olsun), dedim otururken.
– Bon appetit to you too. (Size de afiyet olsun.)
Bir yandan yemek yerken, bir yandan da sohbet ediyor ve tanışıyoruz. İsimleri Shauna ve Mendy, bu kızların. Büyük Britanya’dan, Galler’den gelmişler. Shauna sarışın, Mendy ise kızıl saçlı. İki arkadaş beraber gelmişler buraya tatile, yanlarında başka kimse yok.
Yemeklerimizi yemiştik ama masadan kalkamadık. Uzunca bir süre tatlı tatlı sohbet ettik. İngilizce sohbet ediyoruz, tabiî. Restoranın toparlanması ve kapanması vakti gelince, kızlar,
– Are you here? We’ll go to our room, change, and come back. Then we sit on the terrace and have a drink (Siz burada mısınız? Biz odamıza gidip üstümüzü değiştireceğiz ve döneceğiz. Sonra terasta oturup birşeyler içeriz), dediler.
– O. K, I’ll be on the terrace anyway (Tamam, ben zaten terasta olacağım), diyorum ben de.
Shauna ve Mendy odalarına çekilirken, ben de terasa geçiyorum. Kendime sıcak bir kahve alıp, terastaki müsait bir yere oturuyorum. Bir yandan mis gibi kahvemi yudumlarken, bir yandan da Akdeniz’in yakamozlarına ve Ayışığı altındaki o muhteşem sularına bakıyorum.
Yaklaşık yarım saat sonra kızlar dönüyorlar. Beni buluyorlar ve kendilerine içecek alıp, yanıma oturuyorlar.
Sohbetimiz burada devam ediyor. Bana Galler’deki hayatlarından, yaptıkları işten, ailelerinden ve çevrelerinden bahsediyorlar. Ben de kendimden bahsediyorum. Yazarlığımı, kitaplarımı öğrenince, hayran kalıyorlar. Hemen telefonlarını çıkarıp, “Google”a ismimi yazıyorlar, “ibrahim sediyani” yazıp arama yapıyorlar. Her gördükleri şey karşısında da “Woaaww…”, “Super…”, “Wonderful…” (Harika), “Fascinating…” (Büyüleyici), “Very impressive…” (Çok etkileyici) diyerek, hayranlıklarını dile getiriyorlar.
Sohbetimiz gece 1’lere kadar sürüyor. Vakit epey geç olunca, birbirimize “Goodnight” (İyi geceler) diliyoruz ve odalarımıza çekiliyoruz.
İbiza Adası’nda iki tane arkadaşım var artık. Adada yalnız değilim.
Çok gezdiğim, çok ama çok yürüdüğüm, çok şeyler gördüğüm, çok fotoğraf çekip çok video çekimi yaptığım, sonunda çok balık yediğim ve en-nihayetinde çok güzel iki kızla tanıştığım dolu dolu bir günü geride bıraktım.
Mışıl mışıl uyudum.
sediyani@gmail.com
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 13