Tanrı Gökten “Sınırları Kaldırın” Buyurdu, Deprem Yeraltından Yeni Sınırlar Oluşturdu; Bense Tam Sınır Çizgisinin Üzerinde Sınırlara İsyan Eden Kitaplar Yazıyordum – 5

Parveke / Paylaş / Share

 

9 MART

ALMANYA – HOLLANDA – ALMANYA 

     Sabah erken saatte uyandım.

     Uyandığımda, dünden kalan tüm yorgunluğumu üzerimden attığımı hissettim. Bu iyiydi. Çünkü bugün daha yorucu bir gün bekliyordu beni.

     Elimi yüzümü yıkayıp üstümü giyindikten sonra, Gronau Belediyesi bünyesindeki Austausch und Integration (Karşılıklı Kültürel Alışveriş ve Entegrasyon) bürosunun yetkilisi olan Malatya – Hekimhanlı Salim Çakmak’ı aradım, uyandığımı ve hazır olduğumu söyledim.

     Bana, otelde mi yoksa dışarıda mı kahvaltı yapmak istediğimi sordu. Dışarıda daha güzel olacağını söyledim. Sonra evine kahvaltıya davet etti. Bunun daha güzel olacağını söyledim. Böylece onların evinde kahvaltı yapmayı kararlaştırdık.

     Kendisi gelene kadar, kaldığım otelin içini ve bahçesini biraz gezip, fotoğraflar çekmek ve video çekimleri yapmak için otelin içinde ve etrafında dolanmaya başladım.

     Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya (Alm. Nordrhein – Westfalen) eyaletinin Münster (Westfalen) ilinin Borken ilçesine bağlı olan, tam da Hollanda sınırının sıfır noktasında bulunan Gronau (Münster) kasabasındayım. Gronau Belediyesi ve Austausch und Integration (Karşılıklı Kültürel Alışveriş ve Entegrasyon) bürosunun resmî davetlisi olarak buradayım.

     Kasabada iki gün kalacağım “Die Perle von Gronau” (Gronau’nun İncisi) adlı otel, villa tipi iki katlı bir otel. “Eperstraße – 48” (Eper Caddesi – 48) adresinde bulunuyor.

     “Die Perle von Gronau” (Gronau’nun İncisi) adlı bu villa tipi otel, öteden beri Gronau Belediyesi tarafından kültürel veya ilmî etkinlikler nedeniyle kasabaya gelen sanatçıların, edebiyatçıların, şairlerin, yazarların ve bilim insanlarının ağırlandığı tarihî bir mekân. Bir aralar doktor binası olarak da kullanılmış. (Die Perle von Gronau’nun resmî web sitesi: https://www.dieperlevongronau.com/)

     400 m2 büyüklüğünde ve iki katlı bir villa. Beje çalan beyazımsı bir dış rengi var. Toplam 9 tane odası var ve her bir oda 27 m2 büyüklüğünde. Odalar sanki bir otelin değil, villa tipi bir evin odaları gibi hazırlanmış. Mikrodalga fırın, buzdolabı ve düz ekran televizyonun dahi bulunduğu odalarında kendinizi evinizdeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Yemeklerinizi kendiniz mutfakta hazırlayabiliyorsunuz. Ücretsiz kablosuz internet erişimi bağlantıda kalmanızı sağlıyor ve eğlenceniz için uydu programları mevcut. Hizmetler arasında kahve / çay makinâsı ve çamaşır makinâsı / kurutucu dahi bulunur; ayrıca kat hizmetleri günlük olarak verilmekte. Bahçeden manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

     Tarih boyunca Gronau Belediyesi tarafından kültürel veya ilmî etkinlikler nedeniyle kasabaya gelen sanatçıların, edebiyatçıların, şairlerin, yazarların ve bilim insanlarının ağırlandığı bu güzel mekânda, aynı nedenle ve aynı muameleyi görerek ağırlanıyor olmak, hakikaten benim için mutluluk verici ve onur verici bir olay. Kendim için demiyorum ama (yok yok, kendim için de diyorum), bir Kürt aydınına layık görülmesi gereken muamele bu işte.

     Otelin içinde gezinirken, “Kimbilir, bu otelde kimle kimler, hangi sanatçılar / yazarlar ağırlanmıştır?” diye düşündüm. Bilmiyordum ama sanırım hepsi Alman’dı ve muhtemelen tarih boyunca burada ağırlanan tek yabancı sanatçı / yazar benim.

     Hakikaten onore edici bir olay ve bundan dolayı müthiş mutluyum. Bu akşam da bu kasabada Almanca bir konferans vereceğim.

     Otelin içi de, yani oturma odaları, çay – kahve odaları, tam olarak amacına ve işlevine uygun dizayn edilmiş. Kitaplarla ve dergilerle dolu kitaplıklar, müzik aletleri, “sanat ve edebiyat” dendiğinde akla gelen ne varsa hepsi var.

     Bir de “anı defteri” var, masada. Burada ağırlanan konuk sanatçılar / yazarlar, bu “anı defteri”ne birşeyler yazıyorlar.

     Ben de oturup “anı defteri”ne birşeyler yazdım. Ne mi yazdım? Hiç; burada ağırlanmaktan onur duyduğumu ve çok memnun kaldığımı belirtip, teşekkür ettim; hepsi bu. Türkiye’nin saçma sapan gündemiyle ilgili birşeyler yazacak değilim ya…

     Biraz sonra Salim geliyor. Arabayla beni alıp evine kahvaltıya götürüyor.

     Evde Salim’in anne ve babası da var. Aslında burada yaşamıyorlar, Malatya (Meledî)’da yaşıyorlar. Fakat bir ay önceki (6 Şubat) büyük korkunç depremde evleri zarar görmüş, o yüzden Almanya’ya, oğulları Salim’in yanına gelmişler geçici bir süre için.

     Salim’in anne ve babası o kadar tatlılar ki, insan hiç yanlarından ayrılmak istemiyor. Sohbetleri çok hoş. Zaten Alevî ailelerde özellikle yaşlı insanlar böyle şeker gibi oluyorlar. Bana “İbo” diye hitap ediyorlar. Kendi evlatları gibi görüyorlar. “İbo” diyerek çağırdıklarında o kadar mutlu oluyordum ki. Bir de söyleyişleri çok tatlı, ses tonları kulağa çok hoş geliyor.

     Muhteşem zengin bir kahvaltı hazırlamışlar benim için. Oturup hep birlikte kahvaltımızı yapıyoruz.

     Kahvaltıdan sonra Salim’le beraber dışarı çıkıyoruz.

     Çok özel bir yere gideceğiz. Tam da Almanya – Hollanda sınırında bulunan, hatta yarısı Almanya’nın yarısı Hollanda’nın olan bir kilisenin bahçesine gideceğiz. Bahçenin ortasında iki ülkenin sınır çizgisi geçiyormuş.

     Eve çok yakın, yürüme mesafesinde ve biz de yürüyerek gidiyoruz.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 14

DIE PERLE VON GRONAU

Die Perle von Gronau, 9 Mart 2023


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir