Güneş’in Batmadığı İmparatorluğa Mezopotamya Güneşi’ni Taşıyorum Viking Bilgelerin Desteğiyle – 6

Parveke / Paylaş / Share

 

For the world you are somebody, but for somebody you are the world.

(Dünya için sen birisin, ama biri için sen dünyasın.)

İngiliz atasözü

     Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’na ait İngiltere ülkesinde, bu ülkedeki bir haftalık sürem boyunca ikamet yerim olacak olan Yorkshire ve Humber (İng. Yorkshire and the Humber) bölgesinin York şehrindeki ilk gün gezimiz oldukça güzel başladı.

     Monkgate (Keşiş Kapısı) denilen noktadan başlayarak, York şehrini bir baştan bir başa kuşatan York Kalesi (İng. York Castle)’nin üzerinde epey yürüdük.

     York Kalesi, York şehrini çepeçevre kuşatan müstahkem bir kompleks ve yarısı yıkık bir kale. Foss Nehri’nin güney yakasında son dokuz yüzyıl boyunca inşâ edilen bir dizi kale, hapishane, mahkeme ve diğer binalardan oluşuyor.

     Kalenin üzerinden tekrar aşağıya, “Bootham Bar”ın olduğu yerde, “High Petergate” adlı caddenin “St Leonard’s Place” adlı yolla kesiştiği noktada iniyoruz. Ve “St Leonard’s Place” üzerinde yürümeye başlıyoruz, Nevzat’la.

     Burası, York şehrinde merkezî bir cadde. Cadde, “Blake Street”, “Duncombe Place” ve “Museum Street” (Müze Caddesi) kavşağından kuzeye doğru uzanıyor ve “High Petergate” ve “Bootham” ile buluştuğu “Exhibition Square” (Sergi Meydanı)’na doğru hafifçe kıvrılıyor.

     Sitedeki cadde çoğunlukla Romalılar tarafından kurulan Eboracum kentinin (bugünkü York şehrinin temeli) surları içinde uzanıyordu ve bölgedeki arkeolojik kazılarda iki Anglo-Sakson oyma taşı ve büyük bir madenî para deposu keşfedildi.

     Konum, Ortaçağ döneminde, 1546’dan 1698’e kadar kraliyet darphanesi olan St Leonard’s Hastanesi’nin bir bölümünü oluşturdu ve bölgenin “Mint Yard” olarak bilinmesine yol açtı. 1675 yılında Mint Yard, “Corporation of York” tarafından 543 Sterlin (£) karşılığında satın alındı.

     Caddenin inşâsı 1831 yılında “kibar özel konutlar” yapılması niyetiyle önerildi. “Bootham Bar”ı tamamen yıkma planları olmasına rağmen bu gerçekleşmedi. Cadde 1835’te açıldı ve evlerin inşaatı 1842’de tamamlandı.

     1844 yılında kanalizasyon kazanı yapan işçiler, çoğu daha sonra özel olarak satılan yaklaşık 10.000 adet Kuzey Umbriya “styca” (madenî para) yığınını keşfetti. Ancak istifin bir kısmı artık Yorkshire Müzesi (İng. Yorkshire Museum)’ndeki koleksiyonun bir parçası.

     Caddeyi inşâ etme masrafı “York Corporation”ı borç içinde bıraktı. Bu, caddeyi “Macadam” (bir tür İskoç tarzı yol döşeme tekniği) ile döşemeyi ve daha önce “Little Blake Caddesi”ne bakan, ancak 1835’ten itibaren ana girişi “St Leonard’s Place”de olan York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal) için yeni bir cephe sağlamayı içeriyordu. York Abonelik Kütüphanesi (İng. York Subscription Library)’nin 1836’da açılmasıyla, “Yorkshire Club”ın “St Leonard’s Place”de bir süre faaliyet göstermesiyle ve konserler ve toplantılar için kullanılan “De Gray Rooms”un 1842’de açılmasıyla cadde popüler bir eğlence alanı haline geldi. “Kuzey Midland Demiryolu”, merkez ofisini caddede açtı.

     1933 yılında sokaktaki birçok evin 99 yıllık kira süresi sona erdi ve ardından “Corporation of York” caddenin ana terasını belediye ofislerine dönüştürdü. 2013 yılında terastan ayrılmış, daha sonra tekrar konuta dönüştürülmüştür.

     Cadde, York’un iç çevre yolunun bir parçasını oluşturuyor ve her ne kadar belediye bu caddeyi yayalaştırmayı araştırmış olsa da, bu, Ouse Nehri boyunca yeni bir köprü de dahil olmak üzere alternatif bir güzergâhın sağlanmasını gerektirecek.

     Cadde, bir kısmı yıkılmış olan York şehir surlarının yanısıra “Bootham Bar”ın barbikanı boyunca uzanıyor. Caddenin batı tarafının büyük bir kısmı 1834’te tamamlanan “St Leonard’s Place”in terası tarafından kaplanıyor. Ayrıca cadde açılmadan önce Roma şehir duvarının bir bölümünü içeren küçük bir bahçe de var. Buradan “Sergi Meydanı”na çıkılıyor. Doğu tarafında 1835’te tamamlanan “De Gray House” ve 1909’dan itibaren faaliyet gösteren York Muhafazakar Kulübü (İng. York Conservative Club) yer alır. Şehrin ana tiyatrosu York Theatre Royal de bu cadde üzerinde ve birazdan önüne gideceğiz.

     – Yoruldun mu abi?, diye soruyor Nevzat.

     – Biraz.

     – Beğendin mi kaleyi?

     – Güzel. Fakat geçen sene İbiza Kalesi’ne çıkmıştım, o çok muhteşemdi abican ya…

     – Sen de bi İbiza’ya gittin, artık 10 sene anlatırsın… 🙂

     – 🙂 🙂

     – 🙂 🙂

    St Leonard’s Place yolu üzerinde Nevzat’la sohbet ede ede yürüyoruz. Birazdan, York’un ana tiyatrosu olup şehrin sembollerinden biri olan York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal) önüne geliyoruz.

     Tiyatro binasının fotoğrafını çekiyoruz ve önünde hatırâ fotoğrafı çektiriyoruz. Biraz da video çekimi yapıyoruz.

     Nevzat’la ben, zaten kendimiz o gün tiyatro çevirdiğimiz için, binanın içine girmiyoruz.

     York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal), “St Leonard’s Place”de bulunan ve geçmişi 1744 yılına dayanan bir tiyatro. 1744’te Ortaçağ’dan kalma St. Leonard Hastanesi’nin bulunduğu alanda inşâ edilmiştir. Kemerler ve duvarlar da dahil olmak üzere eski hastanenin bazı kısımları modern binada hâlâ görülebilmektedir. Sahnenin altında York tarihinin Roma döneminden kalma olduğuna inanılan bir kuyu yatıyor.

     1744 yılında inşâ edilen bugünkü tiyatro, ondan 10 yıl önce, 1734’te “City Corporation”ın teşvikiyle tiyatro sanatçısı Thomas Keregan (? – ?) tarafından “Minster Yard”da inşâ edilmiş olan tiyatronun yerini aldı. İnşaatından 25 yıl sonra, 1769’da aktör ve menajer Tate Wilkinson (1739 – 1803), “Kraliyet Patenti” için 500 £ ödedi ve buna göre, “Theatre Royal” (Kraliyet Tiyatrosu) olarak yeniden adlandırıldı. Tate Wilkinson o yıllarda, Hull, Leeds, Pontefract, Wakefield ve diğer Yorkshire kasabalarındaki tiyatroları içeren bir şirketi yönetiyordu. Şirketi eyaletin önde gelen şirketi olarak kabul ediliyordu ve aralarında John Philip Kemble (1757 – 1823) ve kızkardeşi Sarah Siddons (1755 – 1831), Dorothea Jordan (1761 – 1816) ve Elizabeth Farren (1759 – 1829)’ın da bulunduğu dönemin en iyi oyuncularından birçoğunu York’ta oynaması için kendine çekti.

     Tiyatro ilk pandomimini 1862 yılında “The Sleeping Beauty” (Uyuyan Güzel)’nin prodüksiyonuyla yaptı.

     Tate Wilkinson’ın zamanından bu yana tiyatro birçok yenileme ve iyileştirmeden geçti. 1800’lerin sonlarında tiyatro, 1879’da “Elizabeth I” ve “Shakespeare” oyunlarındaki karakterleri temsil eden oymalı başlarla süslenmiş yeni bir Gotik Uyanış Cephesi de dahil olmak üzere Victoria tarzına göre yenilendi.

     1902 yılında Scarboroughlu mimar F. A. Tugwell (? – ?), tiyatronun iç mekânını yeniden tasarladı. En son büyük yeniden geliştirme, 1967’de yeni bir modernist fuaye ile mimar Patrick Gwynne (1913 – 2003) eliyle tiyatronun kapsamlı bir şekilde yenilenmesiydi.

     Tiyatro geleneksel olarak bir sahne önü tiyatrosu olsa da, 2011 yılında bir sezon için yeniden yapılandırılarak sahne içi prodüksiyonlar sunuldu. Tiyatro, kendi prodüksiyonlarının çoğunu sahneye koymanın yanısıra turne şirketlerine de evsahipliği yapıyor. Bunlardan biri, çalışmalarını genellikle tiyatroyla ortak yapımcılığını üstlenen ulusal bir turne şirketi olan “Pilot Theatre”dir. Ayrıca ana sahne ve stüdyo, yerel amatör tiyatro ve opera toplulukları tarafından düzenli olarak kullanılmaktadır.

     York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal), 2 – 27 Ağustos 2012 günleri arasında – birazdan oraya gideceğimiz – York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens)’nde sahnelenen tarihî “York Mystery Plays 2012”nin ortak yapımcılarından biriydi.

     Tiyatro, yeni bir çatı, genişletilmiş ve yeniden modellenmiş bir ev alanı, yenilenmiş ve yeniden dekore edilmiş bir ana oditoryum ve erişim ve çevresel etki açısından büyük iyileştirmelerle 6 milyon £ değerindeki yeniden geliştirmenin ardından 22 Nisan 2016 Cuma günü yeniden açıldı. Bizim Nevzat da Cuma namazından hemen sonra buraya gelip açılışa katıldı ve açılış merasiminde 3 kuluvala 1 elham okudu.

     Küresel bir salgın olan ve – zaten evden dışarı çıkmayıp sabahtan akşama kadar yazı yazan ben hariç – dünyadaki herkesi etkileyen 2020 – 21 koronavirüs (covid – 19) salgını, dünyadaki her tiyatro ve sinema gibi York Kraliyet Tiyatrosu’nu da vurdu. Tiyatro, koronanın getirdiği karantinalar sırasında Mart 2020 – Mayıs 2022 arasında halka kapanmak zorunda kaldı. Bu süre zarfında tiyatro personelleri kısa adı NHS olan Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (İng. National Health Service) için önlük dikti, binanın bitişiğinde açılır bir açıkhava tiyatrosu oluşturdu ve Aralık 2020’de şehrin 14 farklı mahallesinde “gezici pantomim” gösterileri yaptı. Bina, İngiliz aktörler Ralph Nathaniel Twisleton-Wykeham-Fiennes (1962 – halen hayatta), Julie Claire Hesmondhalgh (1970 – halen hayatta) ve Sarı Dünya Tiyatrosu (İng. Yellow Earth Theatre)’nun da yer aldığı aşk hikâyeleriyle dolu bir sezon olan “The Love Season” (Aşk Sezonu) için 17 Mayıs 2022’de yeniden açıldı.

     Tiyatro, kısa adı UNICEF olan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (İng. United Nations International Children’s Emergency Fund)’nun Ukrayna’daki çalışmalarına fon sağlamak amacıyla 2022 yılında Kiev Şehir Balesi’ni ilk kez İngiltere’ye davet etti.

     Tiyatro, “Historic England” tarafından “II. Derece koruma altındaki bina” olarak belirlenmiştir.

     Tiyatro binası, 750 seyirci kapasitelidir.

     Nevzat’la yürümeye devam ediyoruz. Bir yandan da sohbet ediyoruz:

     – Tiyatroya hiç gidiyor musun, Nevzat?

     – Eskiden bazen giderdim abi, şimdi iş güçten pek vakit olmuyor.

     – Avrupa toplumlarına en çok acıdığım hususlardan biri de nedir, biliyor musun?

     – Nedir, İbrahim abi?

     – Bir Kemal Sunal’ları, Şener Şen’leri yok… 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – Sen de benim gibi o filmlerin hastasısın demek ki… 🙂 🙂

     – Kim değil ki?… 🙂 🙂

     – Onlar başkaydı abi ya, öyle bir kadro bir daha gelmez. 🙂

     – Sabahtan akşama kadar yazı yazarım, bittikten sonra yorgunluğumu atmak için bir Kemal Sunal filmi izler, öyle yatarım. 🙂

     – Ben de öyle. Her akşam bir tane izlemeden yatmam. 🙂

     – İlginç birşey ama. Onların aynı filmini 50 defa izlesen, hiç sıkılmadan 51. defa oturup izlersin.

     – O “Sahte Kabadayı” filmindeki replikler var ya, abi hepsi olağanüstü. Sanki hepsi gerçekten yıllarca mafya babalığı yapmış, o raconları bu kadar ustaca yapmaları…

     – Müthiş…

     – Hele o Dikiş Tutmaz Sabri’nin adamlarına kestiği racon yok mu, bitiyorum ya: “Dinleyin ulan develer! İstanbul’da en büyük benim. Baba takımının da haracını kestik. Bize posta koyacak kimse kalmadı. Benim attığım dikişi kimse sökemez, o kadar… Arnavut! Votkanla eriği çalıştır ulan!..” 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – Benim en çok “Meraklı Köfteci” hoşuma gidiyor. “– Anladın mı?… – Evet, anlamadım.” 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – “Güldür Güldür Show”u izliyor musun?

     – Çok müthiş. Muhteşem.

     – Hakikaten öyle.

     – Onları ben çok beğeniyorum.

     – Ben de.

     “St Leonard’s Place” adlı caddenin bittiği yerde sağa dönüp “Museum Street” (Müze Caddesi) adlı yola giriyoruz. Bu cadde üzerinde yürürken, sağ tarafımızda, önce York Keşif Kütüphanesi ve Arşivi (İng. York Explore Library and Archive)’nin, ardından St Leonard Hastanesi (İng. St Leonard’s Hospital)’nin önünden geçiyoruz.

     York’un ilk abone kütüphanesi 1794 yılında açılmıştı, ancak şehrin ilk halk kütüphanesi ancak 1893’te “Clifford Caddesi”nde, daha önce Popüler Bilim ve Edebiyat Enstitüsü (İng. Institute of Popular Science and Literature) tarafından kullanılan bir binada açıldı. Bu, ücretsiz halk kütüphanelerinin abonelikli kütüphanelerin yerini aldığı dönemdi ve York’taki halk kütüphanesinin kurulması, şehrin Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ve İrlanda Kraliçesi Victoria (1819 – 1901)’nın “Elmas Jübile”sini kutlamanın bir yoluydu.

     1917’de halk kütüphanesi York Abonelik Kütüphanesi (İng. York Subscription Library) ile birleştirildi. “Müze Caddesi”ndeki şimdiki bu mevcut kütüphane binası, Yorklu mimar Walter Henry Brierley (1862 – 1926) tarafından tasarlandı ama açılışını göremedi, çünkü vefatından (1926) bir yıl sonra, 1927’de açıldı.

         Kütüphane, 1997 yılında “Historic England” tarafından “II. Derece koruma altındaki bina” olarak belirlenmiştir.

      Açıldığı tarihten bu yana, en son 2014 yılında kütüphane “Şehir Arşivleri”ne evsahipliği yaptığında, binaya bir dizi genişletme yapıldı.

     “Müze Caddesi” üzerinde bir süre yürüdükten sonra sağa dönüp “Lendal Caddesi”ne giriyoruz. Yeşillik ve araç trafiğinin olmadığı bir alanda da biraz yürüdükten sonra, şehrin müstesnâ yerlerinden birinde, York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens)’nin önündeyiz.

     Burası muhteşem bir bahçe / park / alan. Şimdi Nevzat kardeşimle beraber burayı gezeceğiz.

     İçeri giriyoruz…

     York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens), York kentinde, Ouse Nehri’nin yanında yer alan botanik bahçelerdir. Bunlar, St Mary’s Abbey’in eski arazisinin 4 hektarlık bir alanını kapsıyor ve içerdikleri Yorkshire Müzesi (İng. Yorkshire Museum) ile birlikte 1830’lu yıllarda Yorkshire Felsefe Topluluğu (İng. Yorkshire Philosophical Society) tarafından yaratıldılar.

     Nevzat kardeşimle beraber iki saat boyunca bahçeleri geziyoruz. Birbirinden ilginç tarihî kalıntıların, birbirinden güzel ağaçların ve bitkilerin arasında yürüyoruz.

     Bahçeler, York Şehir Konseyi’nin emanetindedir ve York Müzeleri Vakfı tarafından yönetilmekte. Peyzaj mimarı John Murray Naysmith tarafından bahçe tarzı bir tarzda tasarlanmış olup çeşitli bitki, ağaç ve kuş türlerini içermekte. Giriş ücretsizdir. Bahçelerde açık hava tiyatro gösterileri ve festival etkinlikleri gibi çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

     Bahçelerde çok sayıda tarihî bina bulunmaktadır. Bunlar, Çok Köşeli Kule (İng. Multangular Tower) ve Roma surlarının bazı kısımları da dahil olmak üzere, Roma şehri Eboracum’un (bugünkü York şehrinin temeli) batı köşesinin kalıntılarını içerir. Aynı bölgede, muhtemelen Geç Roma Dönemi’ne ait bir kalenin kalıntıları üzerine inşâ edilmiş olan Angliyen Kulesi (İng. Anglian Tower) de bulunmaktadır. Ortaçağ’da kule genişletildi ve Roma surları York şehir surlarına dahil edildi. Ortaçağ’dan kalma diğer binaların çoğu, manastır kilisesinin kalıntıları, Hospitium, loca ve ayakta kalan bölge duvarının bir kısmı da dahil olmak üzere St Mary Manastırı ile ilişkilidir. St. Leonard’s Hastanesi şapeli ve alt katının kalıntıları bahçelerin doğu tarafındadır. Yorkshire Felsefe Topluluğu, 19. yy’da ve 20. yy’ın başlarında bahçelerde Yorkshire Müzesi ve sekizgen gözlemevi de dahil olmak üzere çeşitli binalar inşâ etti. Müze; biyoloji, jeoloji, arkeoloji ve astronomiyi kapsayan dört kalıcı koleksiyona evsahipliği yapıyor.

     York Müze Bahçeleri, York’un merkezinde, şehir surlarının hemen dışında, Ouse Nehri’nin kuzey kıyısında 4 hektarlık bir alanı kaplamakta. Bahçelere dört giriş vardır. Site, nehre doğru hafifçe eğimlidir ve tarihî binalardan ve bitki ve ağaçların serpiştirildiği dalgalı çimlerden oluşur. Bahçeler gündüz saatlerinde halka açık olduğundan açılış ve kapanış saatleri yıl boyunca değişiklik göstermekte. Normalde giriş ücretsizdir ancak bazı etkinlikler için ücret alınmakta. Bahçelerin yıllık ortalama 1 milyon ziyaretçi çektiği tahmin ediliyor. Bahçelerde alkol içmek, bisiklete binmek ve top oynamak yasak.

     Koleksiyonda, bir kısmı İngiltere’ye özgü, bir kısmı da dünyanın diğer yerlerinden olmak üzere yaklaşık 4500 bitki ve ağaç bulunmaktadır. Bitkilendirme, ağırlıklı olarak çalılar ve ağaçlar içeren geniş yataklardan ve tek tek ağaçlarla serpiştirilmiş çimlerden oluşur. Ağaç türleri arasında meşe ve kestane ağaçlarının yanısıra maymun bulmaca ağacı da bulunur. Bahçelerdeki ağaçlardan altısı “ilçe şampiyonu ağaçlar” olarak sınıflandırılır: Fraxinus angustifolia “Lentiscifolia”, Pyrus elaeagrifolia, Carpinus betulus “Incisa”, Alnus glutinosa “Imperialis”, Tilia cordata ve Fagus sylvatica “Miltonensis”.

     York Müze Bahçeleri içerisinde, Sanat Galerisi’nin arkasında özel bir “Sanatçı Bahçesi” bulunmaktadır.

     York Müze Bahçeleri’nin kuzeydoğusunda, Roma şehri Eboracum’u (bugünkü York şehrinin temeli) çevreleyen surların batı köşesine ait kalıntılar bulunmakta. Yeşil ahşap temel üzerine çim surlardan oluşan orijinal savunma, 71 – 74 yılları arasında Dokuzuncu Lejyon tarafından inşâ edildi. Daha sonra bunların yerini yeni bir meşe temel üzerinde çim cepheli bir kil tümseği aldı ve sonunda ahşap mazgallar eklendi; bunların yerini de daha sonra kireçtaşı duvarlar ve kuleler aldı. Bu taş savunmalar, York’ta yer üstünde görülebilen birkaç Roma kalıntısından bazılarıdır.

     Çok Köşeli Kule (İng. Multangular Tower), Roma kalesinin batı köşe kulesidir ve hem Roma hem de Ortaçağ mimarisinden oluşur. Kulenin modern adı olan “Multangular” (Çok Köşeli) ismini aldığı 10 kenarı vardır ve 5, 8 m yüksekliğindedir. Geç Roma formunda, 4. yy’ın başlarında, bir mancınık barındıracak şekilde üç katlı olarak inşâ edilmiştir. Multangular Tower’da York’un diğer bölgelerindeki mezarlıklardan getirilen 5 tane Roma taş tabutu bulunmakta. 4. yy’dan kalma duvarın 76 adımlık (23 m) bir bölümü, Multangular Tower’ı küçük bir aralık kulesine bağlar. Duvarın ve kulelerin Müze Bahçeleri’ne bakan tarafı, Roma Dönemi’nde sergilendiği gibi özenle taşla kaplanmıştır. Diğer tarafı ise daha engebeli çünkü başlangıçta toprak setle kaplıydı. Duvar ve kuleler Britanya’da Roma Dönemi’nin sona ermesinden sonra hâlâ kullanılıyordu ve daha sonra Ortaçağ şehir surlarına dahil edildi. İngiliz İç Savaşı (1642 – 51)’nın sonlarına doğru şehri savunmak için kullanılıyorlardı ve Multangular Tower’ın yanındaki duvarda bu dönemde top mermisi ile yapılmış bir delik var. Duvarın ve kulelerin Roma kısımları, içinden kırmızı bir çini şeridi geçen düzenli dikdörtgen kireçtaşı bloklardan inşâ edilmiştir. Daha sonraki Ortaçağ eklemeleri, yer yer kırmızı kiremitleri kesen çok daha büyük kireçtaşı bloklarının kullanılmasıyla ve Çok Köşeli Kule üzerindeki “haç” şeklindeki ok yarıklarıyla tanımlanabilir.

     Çok Köşeli Kule’nin kuzeyinde, şehir tarafında ona paralel uzanan orijinal Roma duvarının kalıntılarıyla birlikte Ortaçağ’dan kalma şehir surunun bir kısmı var. Duvarın bu kısmına, bir zamanlar Kuzey Umbriyalı Ēadwine (586 – 632)’in hükümdarlığı sırasında inşâ edildiği düşünülen, ancak şimdi genel olarak çok geç Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen taş Angliyen Kulesi (İng. Anglian Tower) inşâ edilmiştir. Angliyen Kulesi’nin arkasında Roma, Erken Ortaçağ, Norman (Viking) ve Geç Ortaçağ dönemlerindeki savunma seviyesini gösteren bir dizi banka var.

     Bahçelerde, çoğu St Mary’s Manastırı ile ilgili olan, Ortaçağ dönemine kadar uzanan çeşitli binalar bulunmakta. Benedictine Manastırı’nın kökenleri, Brittany Kontu IV. Alan (1063 – 1119)’ın St. Olave Kilisesi’ni ve bitişik araziyi, St. Mary’s’in ilk başrahibi olan keşiş Stephen of Whitby (? – ?)’ye verdiği 1086 yılına kadar uzanır. St Olave Kilisesi çok küçülünce, yakınlarda Romanesk tarzda daha büyük bir kilise inşâ edildi ve bunun temel taşı 1089 yılında İngiltere Kralı II. William (1057 – 1100) tarafından atıldı. Bunun yerini 1270 – 79 yılları arasında Gotik tarzda bir kilise aldı. Manastır, 25 Kasım 1539’da İngiltere Kralı VIII. Henry (1491 – 1547) tarafından feshedilmeden önce yılda 2085 £ değerindeki değeriyle Kuzey İngiltere’deki en zengin manastır haline geldi. Sonraki 200 yıl içinde manastır bakıma muhtaç hale geldi ve manastır kilisesi, taşları nedeniyle büyük ölçüde söküldü.

     Manastır kilisesinden gelen taşlar bahçelerdeki yollarda görülebilir, ancak kilisenin büyük kalıntıları batı tarafındadır. Kilise, İngiltere’deki kiliseler için normal hizalama olan doğuyu işaret etmek yerine, alanın şekli ve boyutundan dolayı kuzeydoğu ekseninde hizalanmıştı. 13. yy’da mimar Simon of Pabenham (? – ?) tarafından Gotik üslûpta tasarlanan, nef ve geçidi oluşturan kuzey ve batı duvarlarının bir kısmı ayakta kalmıştır. Kalıntılar arasında maket sivri pencereler, oyma pencereler ve “desenlerin iki ışık üzerinde tek bir büyük daire ile üç ışık üzerinde üç küçük daire arasında değiştiğini gösteren” oyma kalıntıları yer alıyor. Sütûn başlıkları, natüralist tarzda olduğu kadar sert yaprak tarzında da yapraklarla süslenmiştir, ancak bu taş işçiliği hava koşullarından yıpranmıştır ve bu nedenle bu dekorasyonun ayırtedilmesi zordur. Kilisenin ve onun Norman selefinin temellerinin bazı bölümleri ortaya çıktı ve bunların yerleşim planlarının bir planı çimenlerin arasında görülebiliyor. Hristiyan azîzlerin gerçek boyutlu heykelleri de dahil olmak üzere bölgeden çıkarılan buluntular Yorkshire Müzesi’nde görülebilir.

     St Mary’s Lodge, manastırın ana girişindeki kapı evini (şimdi bahçelerin Marygate girişi) oluşturan 12. yy’ın sonlarından kalma binalara ek olarak 1470 civarında inşâ edildi. 12. yy’dan kalma kapı evinin bazı kalıntıları, özellikle de kulübenin yan tarafına bağlanan kemerli yol hâlâ görülebilmektedir. Orman evi taştan inşâ edilmiştir ve yakındaki Hospitium gibi ahşap çerçeveler içermemektedir. Orman evi, korkuluklar, kapılar ve kapı iskeleleriyle birlikte “I. Derece koruma altındaki binalar”dır, bu da bunların olağanüstü ilgi çekici olduğu anlamına gelir. Başlangıçta loca, manastır için misafirhane olarak kullanılmış olabilir ve fakirlerin manastırdan sadaka alabileceği noktaydı. Manastırın dağılmasının ardından, binanın bir kısmının “Brown Cow Barı” haline geldiği 1722 yılına kadar loca, adliye binası haline geldi. 1840 yılında Yorkshire Müzesi’’nin küratörü John Philips (1800 – 74), dış görünümünü koruyarak burayı restore etti ve evi olarak kullanmak üzere dönüştürdü. Loca daha sonra ofis olarak kullanıldı ve 21. yy’ın başlarında York Müzeleri Vakfı (İng. York Museums Trust)’nın merkezi oldu.

     Locanın yanısıra manastırın çevre duvarlarından bazıları hâlâ ayakta. Kalan duvarların bir bölümü bahçelerin kuzeybatı kısmı boyunca ve Marygate’den Bootham’a kadar uzanıyor. Duvarlar 1266’da inşâ edildi ve yüksekliği artırıldı, 1318’de İngiltere Kralı III. Edward of Windsor (1312 – 77)’un kraliyet lisansı altında mazgallandı. Başlangıçta surların dış tarafında savunma amaçlı bir hendek vardı. Duvarlar, hepsi Ortaçağ’dan kalma olmayan birkaç kule içerir. Kapı evinin yakınındaki yarım daire şeklindeki kule, 19. yy’dan kalma bir yeniden inşâdır. Duvarlar ve kuleler manastırın savunması için kullanıldı. York şehri, arazi mülkiyeti ve vergiler konusunda anlaşmazlıklar yaşadı ve York Kuşatması (1644) sırasında şehrin savunmasında rol oynadı.

     Hospitium, St Mary’s Abbey Kilisesi kalıntıları ile Ouse Nehri arasında yer alır ve başlangıçta düşük sosyal statüye sahip manastıra veya muhtemelen bir ahıra gelen ziyaretçiler için bir misafirhane olduğu düşünülmektedir. Başlangıçta manastır arazisindeki bir bira fabrikası, ahırlar, değirmen ve ana kapının yakınında 50 öğrencili bir yatılı okul içeren bir grup binanın parçasıydı. Zemin katın en eski kısımları 1300 civarında inşâ edilmiş, ancak üst kat modern zamanlarda kapsamlı bir şekilde restore edilmiştir. Yandaki yıkık kapının tarihi 15. yy’a kadar uzanıyor ve muhtemelen nehir kenarındaki su kapısına doğru uzanan bir geçidin girişiydi.

     St. Leonard’s Hastanesi şapeli ve alt katının kalıntıları, bahçelerin doğu tarafında, “Müze Caddesi” girişinin yanındadır. Hastane, Ortaçağ’da İngiltere’deki en büyük hastaneydi ve Augustinian tarikatına mensup kadın ve erkeklerden oluşan bir topluluk tarafından yönetiliyordu. 14. yy’da hastanede 240 kadar hasta, 18 dîn adamı ve 30 koro üyesi bulunuyordu. St. Leonard Hastanesi, manastırların dağılması sırasında başrahip Thomas Magnus (? – ?) tarafından İngiltere Kralı VIII. Henry’ye teslim edildiğinde kapatıldı. Alt kat ve şapel, 1225 – 50 yılları arasında inşâ edilen revirin bir parçasıydı. Bahçelerden erişilebilen alt katın iç kısmı, kaburga tonozlu bir tavana sahiptir ve Roma ve Ortaçağ taş işçiliğinden oluşan bir koleksiyona evsahipliği yapmaktadır.

     “Müze Caddesi”nin bahçelere girişi ile Ouse Nehri arasında, Ortaçağ’dan kalma Lendal Kulesi’nde sona eren York şehir surlarının kısa bir kısmı vardır.

     1828 yılında İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından Yorkshire Felsefe Topluluğu (İng. Yorkshire Philosophical Society)’na verilen bahçeler, St. Mary’s Abbey’in eski arazisinin bir kısmını kaplıyor. Dernek, koleksiyonlarını barındıracak bir müze inşâ etmek için araziyi satın aldı. Yorkshire Müzesi 1830’da tamamlandı. Arazi, bölgede botanik bahçeleri kurulması şartıyla Yorkshire Felsefe Derneği’ne verildi. Bunlar 1830’larda peyzaj mimarı John Murray Naysmith (? – ?) tarafından bahçe tarzı bir tasarımla yaratıldı. Başlangıçta bir kış bahçesi, bir gölet ve bir hayvanat bahçesi içeriyordu; bir ayı oradan kaçtığında yıkıldı ve bölgeyi kısa süreliğine kontrol altına aldı. İrlandalı teolog ve doğal tarih profesörü William Hincks (1794 – 1871), bahçelerin kurulmasında etkili oldu.

     Yorkshire Felsefe Topluluğu, 19. yy’da ve 20. yy’ın başlarında bahçelerde, Britanya’nın özel olarak inşâ edilen ilk müzelerinden biri olan Yorkshire Müzesi de dahil olmak üzere çeşitli binalar yaptı. Yorkshire Müzesi, mimar ve arkeolog William Wilkins (1778 – 1839) tarafından “Yunan Uyanışı” mimarî tarzında tasarlandı ve resmî olarak Şubat 1830’da açıldı.

     26 Eylül 1831’de Britanya Bilimi İlerletme Derneği (İng. British Association for the Advancement of Science )’nin açılış toplantısı Yorkshire Müzesi’nde düzenlendi. Müzenin kalıcı koleksiyonlarından üçü Yorkshire Müzesi binasında yer alıyor ve bunların tümü İngilizce olarak belirlenmiş koleksiyon statüsüne sahip, bu da onların “ulusal ve uluslararası öneme sahip önde gelen koleksiyonlar olduğu” anlamına geliyor. Biyoloji koleksiyonu, hem fauna hem de flora dahil olmak üzere 200.000 örnek içeriyor ve koleksiyonun çoğu böceklerden oluşuyor. Soyu tükenmiş büyük aukun iki doldurulmuş örneği, soyu tükenmiş bir moanın neredeyse eksiksiz bir iskeleti ve Kirkdale Mağarası’ndan gelen yaklaşık 125.000 civarında fil, mağara ayısı ve sırtlan kalıntılarını içeren geniş bir örnek koleksiyonu bulunmakta. Jeolojik koleksiyonda 112.500’den fazla kaya, mineral ve fosil örneği var. Fosiller, 100.000’den fazla örnekten oluşan koleksiyonun çoğunu oluşturuyor ve Karbonifer, Mezozoik ve Tersiyer dönemlerine ait önemli örnekleri içeriyor. Arkeoloji koleksiyonunda, 1982’’de York’ta keşfedilen Coppergate miğferi ve Anglikan gümüşçülüğünün karmaşık bir örneği olan Ormside Bowl da dahil olmak üzere, M. Ö. 500.000’den M. S. 20. yy’a kadar uzanan bir milyona yakın nesne bulunuyor.

     Bahçelerde 19. yy’ın başlarında bir hayvanat bahçesi bulunuyordu. Bu dönemde hayvanat bahçesinde diğer hayvanların yanısıra bir ayı, bir altın kartal ve birkaç maymun bulunuyordu. 1831’de hayvanat bahçesinden bir ayı kaçtı ve anlatıldığına göre Yorkshire Müzesi bekçileri rahip William Venables-Vernon Harcourt (1789 – 1871) ve jeolog John Phillips (1800 – 74), kaçan ayıyı bir ek binaya kadar kovaladılar. Ayı daha sonra Londra Hayvanat Bahçesi’ne gönderildi.

     Bahçeler yarı evcil gri sincap popülasyonuna ve birçok kuş türüne evsahipliği yapıyor. 1965 – 69 dönemini kapsayan 1970 tarihli bir rapor, o dönemde bahçelerde yaşayan omurgalıları listeliyordu: Tahtalı güvercin, alaca baykuş, mavi baştankara, Avrasya çalıkuşu, dunnock, Avrupa ardıç kuşu, Avrupa yeşil ispinozu, ökse ardıç kuşu, ötücü kuş, karatavuk, ev serçesi, sivri faresi, tahta faresi ve kahverengi sıçan. 2006 yılına kadar bir tavuskuşu ailesi en az 70 yıldır burada ikamet ediyordu, ancak en az 2001’den bu yana kuşlar ara sıra kaçtığında veya yakındaki Müze Caddesi’nde trafik kazalarına karıştıkça sayılar dalgalanıyordu.

     Müzenin astronomi koleksiyonunun çoğu, bahçelerin ortasında 1832 – 33 yıllarında inşâ edilen sekizgen gözlemevinde yer alıyor. Dönen çatının tasarımı, Eddystone Deniz Feneri’nin tasarımcısı mühendis John Smeaton (1724 – 92)’a atfediliyor.

     O zamanki Prenses Victoria bahçeleri ilk kez halka açıldığı yıl olan 1835’te ziyaret etti.

     York’un ilk yüzme havuzu, Müze Bahçeleri’nin güneybatı köşesinde bulunuyordu. Yorkshire Müzesi tasarımcılarından mimarlar Richard Hey Sharp (1793 – 1853) ve kardeşi Samuel (? – ?) tarafından tasarlanan, 34 m x 24 m ölçülerinde ve yaklaşık 290.000 galon kapasiteye sahip bir açıkhava havuzuydu. 8 Ağustos 1837’de halka açıldı ve ömrü boyunca hamamların bekçisi olarak görev yaptılar.

     1844 yılında inşâ edilen ve başlangıçta “bekçinin evi” olarak adlandırılan “küratörün evi” (malikane kulübesi), King’s Manor’un yanında yer almaktadır. J. B. Atkinson (? – ?) tarafından tasarlandı ve St. Mary’s Abbey’den geri kazanılmış kireçtaşı kullanılarak inşâ edildi.

     1850 yılında Yorklu alet yapımcısı Thomas Cooke (1807 – 68) tarafından inşâ edilen 11 cm’lik bir teleskop, gözlemevinin 1981’deki restorasyonu sırasında kuruldu. Yorkshire’in çalışan en eski gözlemevidir ve Ağustos 2007 itibarıyla gönüllülerden oluşan bir ekip tarafından halka açılmıştır. Gözlemevindeki saat 1811 yılında Londralı Barraud (? – ?) tarafından yapılmış ve 19. yy’da York’taki diğer saatlerin zamanını ayarlamak için kullanılmıştı.

     1854’te bahçeler “York’un başlıca turistik yerlerinden biri” olarak tanımlandı.

     Doğudaki “Müze Caddesi”, bahçelerin girişi, 1874 yılında mühendis ve amatör fotoğrafçı George Fowler Jones (1818 – 1905) tarafından Viktoria dönemi Gotik canlanma tarzında inşâ edilen Müze Bahçeleri Locası’dır. Orman evi artık Yorkshire Felsefe Topluluğu’nun ofislerine ve okuma odasına evsahipliği yapıyor.

     Tempest Anderson Salonu, 1912 yılında Yorkshire Müzesi’nin ek binası olarak inşâ edilmiş, 300 koltuklu oditoryum tarzı bir konferans salonudur. Yorklu bir cerrah ve vulkanolog olan doktor Tempest Anderson (1846 – 1913), salonu, mevcut konferans salonunun yerini alması için Yorkshire Felsefe Topluluğu’na sundu. Mimar, antikacı ve film sanatçısı Edwin Ridsdale Tate (1862 – 1922) tarafından tasarlanan bu bina, betonarme kullanımının erken bir örneğidir ve “I. Derece koruma altındaki bir yapı”dır. 20. yy’ın sonlarında bir sinemaya evsahipliği yapıyordu ancak şimdi konferans salonu ve amfi olarak kullanılıyor.

     1950’li yıllarda bahçelerde oynanan oyunlarda Yorklu kadın sinema sanatçısı Dame Judith Olivia Dench (1934 – halen hayatta) oynadı. Aynı sanatçı 7 yıl sonra, 1957’de ise Hz. Meryem (as)’i canlandırdı.

     1960 yılında bahçeler ve Yorkshire Müzesi, York Belediyesi’ne emanet edildi ve halka açık bir park haline getirildi.

     Bahçeler hem bölge sakinleri hem de ziyaretçiler için popüler bir dinlenme alanı olmasının yanısıra, açıkhava tiyatrosu ve müzik performansları gibi özel etkinliklerin de mekânıdır. 1970 yılında Roxy Music, Hawkwind ve Pink Fairies gibi gruplar burada konserler verdiler. “York Gizem Oyunları”nın 20. yy’da yeniden canlandırılması sırasında performanslar, St. Mary’s Abbey kalıntıları arasındaki bahçelerde sabit bir sahnede düzenlendi.

     2002’den bu yana York Kalesi Müzesi (İng. York Castle Museum) ve York Sanat Galerisi (İng. York Art Gallery) ile birlikte York Müzeleri Vakfı (İng. York Museums Trust) tarafından yönetiliyorlar. Bahçelerin bakımı Askham Bryan Ziraat Fakültesi tarafından yapılmaktadır.

     2006 yılında 800 ilâ 1000 arasında kişi Çin Yeni Yılı’nı aslan dansçılarının da yer aldığı gösterilerle kutladı.

     2007 yılında The Lord Chamberlain’s Men müzikal tiyatro grubu, “Romeo ile Juliet”in bir yapımını sundu. Yine aynı yıl “Jórvik Viking Festivali” sırasında Viking zanaat becerileri ve savaş eğitimi gösterileri yapıldı.

     “York Gizem Oyunları” 2 – 27 Ağustos 2012 tarihleri arasında bahçelere geri döndü ve 1000’in üzerinde yerel gönüllünün katılımıyla gerçekleşti.

     Bahçeler, 2012 yılında nesli tükenmekte olan solucan otu böceğinin yeni popülasyonunun ortaya çıktığı yerlerden biriydi ve 2015 yılı itibarıyla onları vahşî doğada görmek için en iyi yerlerden biri. 2018 yılında Phytomyza scotina adında bir yaprak madenciliği sineğinin bahçelerdeki adaçayı bitkilerinin yapraklarını çıkardığı keşfedildi. Daha sonra bunun Britanya için yeni bir tür olduğu açıklandı.

     Ana kapıların yakınında, şehrin tren istasyonunun inşaatı sırasında keşfedilen büyük bir pembe granit kayasından oluşan jeolojik bir tuhaflık var. Bu tür taşların yerel olmaması nedeniyle, son Buzul Çağı’nda buzul etkisiyle Cumbria’daki Shap köyünden buraya taşındığı belirlendi. 2015 yılında, İngiltere’nin jeolojik haritasının jeolog William Strata Smith (1769 – 1839) tarafından yayınlanmasının 200. yıldönümünü kutlamak amacıyla, bahçeler için sanatçı Janette Ireland (? – halen hayatta)’dan Yorkshire’ın jeolojik katmanlarını ilgili taştan çakıl taşları halinde gösteren bir mozaik harita sipariş edildi.

     “Marygate” girişinin yanında, manastır kilisesi kalıntılarının yanında bir taş döşeli alan vardır ve Yorkshire Müzesi girişinin önünde, Yorkshire’in simgesi olan beyaz gül tarhlarıyla çevrelenmiş bir teras bulunmakta. York Sanat Galerisi’nin arkasında, bahçelerin kuzeybatı köşesinde “yenilebilir ahşap” yer almakta. Ahşap, Temmuz 2015’te dikildi ve yenilebilir bir bileşene sahip, hem çekici hem de kullanışlı bitkiler içeriyor.

     Yorkshire Müzesi ve Müze Bahçeleri, “Eboracum Roma Festivali”ne ilk kez 2016 yılında evsahipliği yaptı. Festival o zamandan beri her yıl düzenlenen bir etkinlik haline geldi.

     Bahçeler 2019 yılında da açıkhava klasik müzik konseri olan “York Proms”a evsahipliği yaptı.

     9 Eylül 2022’de Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Kraliçesi II. Elizabeth Alexandra Mary (1926 – 2022)’nin vefatının anısına, hayatının her yılı için bir tane olmak üzere 96 silahlı selamlama seramonisi düzenlendi. Bunu ertesi gün, 10 Eylül’de Kral III. Charles Philip Arthur George (1948 – halen hayatta)’un “katılım bildirisi”ni okumak için 21 silahlı selamlama seramonisi takip etti. Bahçeler, Birleşik Krallık’taki 12 selamlama istasyonundan biri olan York Selamlama İstasyonu (İng. York’s Saluting Station)’nun yeridir ve yıl boyunca İngiliz Kraliyet Ailesi ile ilgili olayları kutlamak için öğle saatlerinde 21 silahlı selam atılır. Bu zamanlarda selam atılmadan önce bir askerî bando bahçelere doğru yürür.

     5 Ağustos 2023’te dünyaca ünlü Kürt kâşifler İbrahim Sediyani ve Nevzat Töre bahçeleri ziyaret ettiler. York Müze Bahçeleri’nde iki saat gezen bu iki Kürt kâşif, bol bol fotoğraf ve video çektiler. Bu sırada sıkışan Nevzat, 3000 yıllık bir ağacın arkasına geçerek küçük abdestini yaptı. Döndüğünde, “Oh beee, rahatladım” dedi.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 15

FOTOĞRAFLAR:

York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal), “St Leonard’s Place”de bulunan ve geçmişi 1744 yılına dayanan bir tiyatro. 1744’ta Ortaçağ’dan kalma St. Leonard Hastanesi’nin bulunduğu alanda inşâ edilmiştir. Kemerler ve duvarlar da dahil olmak üzere eski hastanenin bazı kısımları modern binada hâlâ görülebilmektedir. Sahnenin altında York tarihinin Roma döneminden kalma olduğuna inanılan bir kuyu yatıyor. (İNGİLTERE)

1744 yılında inşâ edilen bugünkü tiyatro, ondan 10 yıl önce, 1734’te “City Corporation”ın teşvikiyle tiyatro sanatçısı Thomas Keregan (? – ?) tarafından “Minster Yard”da inşâ edilmiş olan tiyatronun yerini aldı. İnşaatından 25 yıl sonra, 1769’da aktör ve menajer Tate Wilkinson (1739 – 1803), “Kraliyet Patenti” için 500 £ ödedi ve buna göre, “Theatre Royal” (Kraliyet Tşyatrosu) olarak yeniden adlandırıldı. Tate Wilkinson o yıllarda, Hull, Leeds, Pontefract, Wakefield ve diğer Yorkshire kasabalarındaki tiyatroları içeren bir şirketi yönetiyordu. Şirketi eyaletin önde gelen şirketi olarak kabul ediliyordu ve aralarında John Philip Kemble (1757 – 1823) ve kızkardeşi Sarah Siddons (1755 – 1831), Dorothea Jordan (1761 – 1816) ve Elizabeth Farren (1759 – 1829)’ın da bulunduğu dönemin en iyi oyuncularından birçoğunu York’ta oynaması için kendine çekti. (İNGİLTERE)

Tiyatro, yeni bir çatı, genişletilmiş ve yeniden modellenmiş bir ev alanı, yenilenmiş ve yeniden dekore edilmiş bir ana oditoryum ve erişim ve çevresel etki açısından büyük iyileştirmelerle 6 milyon £ değerindeki yeniden geliştirmenin ardından 22 Nisan 2016 Cuma günü yeniden açıldı. Bizim Nevzat da Cuma namazından hemen sonra buraya gelip açılışa katıldı ve açılış merasiminde 3 kuluvala 1 elham okudu. (İNGİLTERE)

Tiyatro binası, 750 seyirci kapasitelidir. (İNGİLTERE)

Kalenin üzerinden tekrar aşağıya, “Bootham Bar”ın olduğu yerde, “High Petergate” adlı caddenin “St Leonard’s Place” adlı yolla kesiştiği noktada iniyoruz. Ve “St Leonard’s Place” üzerinde yürümeye başlıyoruz, Nevzat’la.

Burası, York şehrinde merkezî bir cadde. Cadde, “Blake Street”, “Duncombe Place” ve “Museum Street” (Müze Caddesi) kavşağından kuzeye doğru uzanıyor ve “High Petergate” ve “Bootham” ile buluştuğu “Exhibition Square” (Sergi Meydanı)’na doğru hafifçe kıvrılıyor.

Sitedeki cadde çoğunlukla Romalılar tarafından kurulan Eboracum kentinin (bugünkü York şehrinin temeli) surları içinde uzanıyordu ve bölgedeki arkeolojik kazılarda iki Anglo-Sakson oyma taşı ve büyük bir madenî para deposu keşfedildi. (İNGİLTERE)

“Müze Caddesi” üzerinde bir süre yürüdükten sonra sağa dönüp “Lendal Caddesi”ne giriyoruz. Yeşillik ve araç trafiğinin olmadığı bir alanda da biraz yürüdükten sonra, şehrin müstesnâ yerlerinden birinde, York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens)’nin önündeyiz. (İNGİLTERE)

Burası muhteşem bir bahçe / park / alan. Şimdi Nevzat kardeşimle beraber burayı gezeceğiz.

İçeri giriyoruz… (İNGİLTERE)

York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens), York kentinde, Ouse Nehri’nin yanında yer alan botanik bahçelerdir. Bunlar, St Mary’s Abbey’in eski arazisinin 4 hektarlık bir alanını kapsıyor ve içerdikleri Yorkshire Müzesi (İng. Yorkshire Museum) ile birlikte 1830’lu yıllarda Yorkshire Felsefe Topluluğu (İng. Yorkshire Philosophical Society) tarafından yaratıldılar. (İNGİLTERE)

Bahçelerde, çoğu St Mary’s Manastırı ile ilgili olan, Ortaçağ dönemine kadar uzanan çeşitli binalar bulunmakta. Benedictine Manastırı’nın kökenleri, Brittany Kontu IV. Alan (1063 – 1119)’ın St. Olave Kilisesi’ni ve bitişik araziyi, St. Mary’s’in ilk başrahibi olan keşiş Stephen of Whitby (? – ?)’ye verdiği 1086 yılına kadar uzanır. St Olave Kilisesi çok küçülünce, yakınlarda Romanesk tarzda daha büyük bir kilise inşâ edildi ve bunun temel taşı 1089 yılında İngiltere Kralı II. William (1057 – 1100) tarafından atıldı. Bunun yerini 1270 – 79 yılları arasında Gotik tarzda bir kilise aldı. Manastır, 25 Kasım 1539’da İngiltere Kralı VIII. Henry (1491 – 1547) tarafından feshedilmeden önce yılda 2085 £ değerindeki değeriyle Kuzey İngiltere’deki en zengin manastır haline geldi. Sonraki 200 yıl içinde manastır bakıma muhtaç hale geldi ve manastır kilisesi, taşları nedeniyle büyük ölçüde söküldü. (İNGİLTERE)

Bahçeler, York Şehir Konseyi’nin emanetindedir ve York Müzeleri Vakfı tarafından yönetilmekte. Peyzaj mimarı John Murray Naysmith tarafından bahçe tarzı bir tarzda tasarlanmış olup çeşitli bitki, ağaç ve kuş türlerini içermekte. Giriş ücretsizdir. Bahçelerde açık hava tiyatro gösterileri ve festival etkinlikleri gibi çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. (İNGİLTERE)

Bahçelerde çok sayıda tarihî bina bulunmaktadır. Bunlar, Çok Köşeli Kule (İng. Multangular Tower) ve Roma surlarının bazı kısımları da dahil olmak üzere, Roma şehri Eboracum’un (bugünkü York şehrinin temeli) batı köşesinin kalıntılarını içerir. Aynı bölgede, muhtemelen Geç Roma Dönemi’ne ait bir kalenin kalıntıları üzerine inşâ edilmiş olan Angliyen Kulesi (İng. Anglian Tower) de bulunmaktadır. Ortaçağ’da kule genişletildi ve Roma surları York şehir surlarına dahil edildi. Ortaçağ’dan kalma diğer binaların çoğu, manastır kilisesinin kalıntıları, Hospitium, loca ve ayakta kalan bölge duvarının bir kısmı da dahil olmak üzere St Mary Manastırı ile ilişkilidir. St. Leonard’s Hastanesi şapeli ve alt katının kalıntıları bahçelerin doğu tarafındadır. Yorkshire Felsefe Topluluğu, 19. yy’da ve 20. yy’ın başlarında bahçelerde Yorkshire Müzesi ve sekizgen gözlemevi de dahil olmak üzere çeşitli binalar inşâ etti. Müze; biyoloji, jeoloji, arkeoloji ve astronomiyi kapsayan dört kalıcı koleksiyona evsahipliği yapıyor. (İNGİLTERE)

York Müze Bahçeleri’nin kuzeydoğusunda, Roma şehri Eboracum’u (bugünkü York şehrinin temeli) çevreleyen surların batı köşesine ait kalıntılar bulunmakta. Yeşil ahşap temel üzerine çim surlardan oluşan orijinal savunma, 71 – 74 yılları arasında Dokuzuncu Lejyon tarafından inşâ edildi. Daha sonra bunların yerini yeni bir meşe temel üzerinde çim cepheli bir kil tümseği aldı ve sonunda ahşap mazgallar eklendi; bunların yerini de daha sonra kireçtaşı duvarlar ve kuleler aldı. Bu taş savunmalar, York’ta yer üstünde görülebilen birkaç Roma kalıntısından bazılarıdır. (İNGİLTERE)

York Müze Bahçeleri, York’un merkezinde, şehir surlarının hemen dışında, Ouse Nehri’nin kuzey kıyısında 4 hektarlık bir alanı kaplamakta. Bahçelere dört giriş vardır. Site, nehre doğru hafifçe eğimlidir ve tarihî binalardan ve bitki ve ağaçların serpiştirildiği dalgalı çimlerden oluşur. Bahçeler gündüz saatlerinde halka açık olduğundan açılış ve kapanış saatleri yıl boyunca değişiklik göstermekte. Normalde giriş ücretsizdir ancak bazı etkinlikler için ücret alınmakta. Bahçelerin yıllık ortalama 1 milyon ziyaretçi çektiği tahmin ediliyor. Bahçelerde alkol içmek, bisiklete binmek ve top oynamak yasak. (İNGİLTERE)

26 Eylül 1831’de Britanya Bilimi İlerletme Derneği (İng. British Association for the Advancement of Science )’nin açılış toplantısı Yorkshire Müzesi’nde düzenlendi. Müzenin kalıcı koleksiyonlarından üçü Yorkshire Müzesi binasında yer alıyor ve bunların tümü İngilizce olarak belirlenmiş koleksiyon statüsüne sahip, bu da onların “ulusal ve uluslararası öneme sahip önde gelen koleksiyonlar olduğu” anlamına geliyor. Biyoloji koleksiyonu, hem fauna hem de flora dahil olmak üzere 200.000 örnek içeriyor ve koleksiyonun çoğu böceklerden oluşuyor. Soyu tükenmiş büyük aukun iki doldurulmuş örneği, soyu tükenmiş bir moanın neredeyse eksiksiz bir iskeleti ve Kirkdale Mağarası’ndan gelen yaklaşık 125.000 civarında fil, mağara ayısı ve sırtlan kalıntılarını içeren geniş bir örnek koleksiyonu bulunmakta. Jeolojik koleksiyonda 112.500’den fazla kaya, mineral ve fosil örneği var. Fosiller, 100.000’den fazla örnekten oluşan koleksiyonun çoğunu oluşturuyor ve Karbonifer, Mezozoik ve Tersiyer dönemlerine ait önemli örnekleri içeriyor. Arkeoloji koleksiyonunda, 1982’’de York’ta keşfedilen Coppergate miğferi ve Anglikan gümüşçülüğünün karmaşık bir örneği olan Ormside Bowl da dahil olmak üzere, M. Ö. 500.000’den M. S. 20. yy’a kadar uzanan bir milyona yakın nesne bulunuyor. (İNGİLTERE)

Koleksiyonda, bir kısmı İngiltere’ye özgü, bir kısmı da dünyanın diğer yerlerinden olmak üzere yaklaşık 4500 bitki ve ağaç bulunmaktadır. Bitkilendirme, ağırlıklı olarak çalılar ve ağaçlar içeren geniş yataklardan ve tek tek ağaçlarla serpiştirilmiş çimlerden oluşur. Ağaç türleri arasında meşe ve kestane ağaçlarının yanısıra maymun bulmaca ağacı da bulunur. Bahçelerdeki ağaçlardan altısı “ilçe şampiyonu ağaçlar” olarak sınıflandırılır: Fraxinus angustifolia “Lentiscifolia”, Pyrus elaeagrifolia, Carpinus betulus “Incisa”, Alnus glutinosa “Imperialis”, Tilia cordata ve Fagus sylvatica “Miltonensis”. (İNGİLTERE)

Bahçeler yarı evcil gri sincap popülasyonuna ve birçok kuş türüne evsahipliği yapıyor. 1965 – 69 dönemini kapsayan 1970 tarihli bir rapor, o dönemde bahçelerde yaşayan omurgalıları listeliyordu: Tahtalı güvercin, alaca baykuş, mavi baştankara, Avrasya çalıkuşu, dunnock, Avrupa ardıç kuşu, Avrupa yeşil ispinozu, ökse ardıç kuşu, ötücü kuş, karatavuk, ev serçesi, sivri faresi, tahta faresi ve kahverengi sıçan. 2006 yılına kadar bir tavuskuşu ailesi en az 70 yıldır burada ikamet ediyordu, ancak en az 2001’den bu yana kuşlar ara sıra kaçtığında veya yakındaki Müze Caddesi’nde trafik kazalarına karıştıkça sayılar dalgalanıyordu. (İNGİLTERE)

York Müze Bahçeleri içerisinde, Sanat Galerisi’nin arkasında özel bir “Sanatçı Bahçesi” bulunmaktadır. (İNGİLTERE)

Çok Köşeli Kule (İng. Multangular Tower), Roma kalesinin batı köşe kulesidir ve hem Roma hem de Ortaçağ mimarisinden oluşur. Kulenin modern adı olan “Multangular” (Çok Köşeli) ismini aldığı 10 kenarı vardır ve 5, 8 m yüksekliğindedir. Geç Roma formunda, 4. yy’ın başlarında, bir mancınık barındıracak şekilde üç katlı olarak inşâ edilmiştir. Multangular Tower’da York’un diğer bölgelerindeki mezarlıklardan getirilen 5 tane Roma taş tabutu bulunmakta. 4. yy’dan kalma duvarın 76 adımlık (23 m) bir bölümü, Multangular Tower’ı küçük bir aralık kulesine bağlar. Duvarın ve kulelerin Müze Bahçeleri’ne bakan tarafı, Roma Dönemi’nde sergilendiği gibi özenle taşla kaplanmıştır. Diğer tarafı ise daha engebeli çünkü başlangıçta toprak setle kaplıydı. Duvar ve kuleler Britanya’da Roma Dönemi’nin sona ermesinden sonra hâlâ kullanılıyordu ve daha sonra Ortaçağ şehir surlarına dahil edildi. İngiliz İç Savaşı (1642 – 51)’nın sonlarına doğru şehri savunmak için kullanılıyorlardı ve Multangular Tower’ın yanındaki duvarda bu dönemde top mermisi ile yapılmış bir delik var. Duvarın ve kulelerin Roma kısımları, içinden kırmızı bir çini şeridi geçen düzenli dikdörtgen kireçtaşı bloklardan inşâ edilmiştir. Daha sonraki Ortaçağ eklemeleri, yer yer kırmızı kiremitleri kesen çok daha büyük kireçtaşı bloklarının kullanılmasıyla ve Çok Köşeli Kule üzerindeki “haç” şeklindeki ok yarıklarıyla tanımlanabilir. (İNGİLTERE)

Çok Köşeli Kule’nin kuzeyinde, şehir tarafında ona paralel uzanan orijinal Roma duvarının kalıntılarıyla birlikte Ortaçağ’dan kalma şehir surunun bir kısmı var. Duvarın bu kısmına, bir zamanlar Kuzey Umbriyalı Ēadwine (586 – 632)’in hükümdarlığı sırasında inşâ edildiği düşünülen, ancak şimdi genel olarak çok geç Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen taş Angliyen Kulesi (İng. Anglian Tower) inşâ edilmiştir. Angliyen Kulesi’nin arkasında Roma, Erken Ortaçağ, Norman (Viking) ve Geç Ortaçağ dönemlerindeki savunma seviyesini gösteren bir dizi banka var. (İNGİLTERE)

“Müze Caddesi”nin bahçelere girişi ile Ouse Nehri arasında, Ortaçağ’dan kalma Lendal Kulesi’nde sona eren York şehir surlarının kısa bir kısmı vardır. (İNGİLTERE)

Manastır kilisesinden gelen taşlar bahçelerdeki yollarda görülebilir, ancak kilisenin büyük kalıntıları batı tarafındadır. Kilise, İngiltere’deki kiliseler için normal hizalama olan doğuyu işaret etmek yerine, alanın şekli ve boyutundan dolayı kuzeydoğu ekseninde hizalanmıştı. 13. yy’da mimar Simon of Pabenham (? – ?) tarafından Gotik üslûpta tasarlanan, nef ve geçidi oluşturan kuzey ve batı duvarlarının bir kısmı ayakta kalmıştır. Kalıntılar arasında maket sivri pencereler, oyma pencereler ve “desenlerin iki ışık üzerinde tek bir büyük daire ile üç ışık üzerinde üç küçük daire arasında değiştiğini gösteren” oyma kalıntıları yer alıyor. Sütûn başlıkları, natüralist tarzda olduğu kadar sert yaprak tarzında da yapraklarla süslenmiştir, ancak bu taş işçiliği hava koşullarından yıpranmıştır ve bu nedenle bu dekorasyonun ayırtedilmesi zordur. Kilisenin ve onun Norman selefinin temellerinin bazı bölümleri ortaya çıktı ve bunların yerleşim planlarının bir planı çimenlerin arasında görülebiliyor. Hristiyan azîzlerin gerçek boyutlu heykelleri de dahil olmak üzere bölgeden çıkarılan buluntular Yorkshire Müzesi’nde görülebilir. (İNGİLTERE)

Locanın yanısıra manastırın çevre duvarlarından bazıları hâlâ ayakta. Kalan duvarların bir bölümü bahçelerin kuzeybatı kısmı boyunca ve Marygate’den Bootham’a kadar uzanıyor. Duvarlar 1266’da inşâ edildi ve yüksekliği artırıldı, 1318’de İngiltere Kralı III. Edward of Windsor (1312 – 77)’un kraliyet lisansı altında mazgallandı. Başlangıçta surların dış tarafında savunma amaçlı bir hendek vardı. Duvarlar, hepsi Ortaçağ’dan kalma olmayan birkaç kule içerir. Kapı evinin yakınındaki yarım daire şeklindeki kule, 19. yy’dan kalma bir yeniden inşâdır. Duvarlar ve kuleler manastırın savunması için kullanıldı. York şehri, arazi mülkiyeti ve vergiler konusunda anlaşmazlıklar yaşadı ve York Kuşatması (1644) sırasında şehrin savunmasında rol oynadı. (İNGİLTERE)

Müzenin astronomi koleksiyonunun çoğu, bahçelerin ortasında 1832 – 33 yıllarında inşâ edilen sekizgen gözlemevinde yer alıyor. Dönen çatının tasarımı, Eddystone Deniz Feneri’nin tasarımcısı mühendis John Smeaton (1724 – 92)’a atfediliyor. (İNGİLTERE)

2002’den bu yana York Kalesi Müzesi (İng. York Castle Museum) ve York Sanat Galerisi (İng. York Art Gallery) ile birlikte York Müzeleri Vakfı (İng. York Museums Trust) tarafından yönetiliyorlar. Bahçelerin bakımı Askham Bryan Ziraat Fakültesi tarafından yapılmaktadır. (İNGİLTERE)

York Museum Gardens, 5 Ağustos 2023


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir