20 dakikalık neşeli bir taksi yolculuğundan sonra Sa Caleta’dayız.
Taksi şoförüm Xavi beni tam da Fenike arkeolojik mezarlığının olduğu yerde indiriyor. Kendisiyle vedalaşıyoruz.
Burası, “Yacimiento Fenicio de Sa Caleta” (Sa Caleta Fenike Bölgesi) olarak adlandırılmış arkeolojik bir sit alanı. Akdeniz’in en doğusundan gelen Fenikeliler’in, Akdeniz’in bu en batısındaki adada kurdukları ilk yerleşim ve bu adadaki insan yaşamını başlattıkları nokta. M. Ö. 654 tarihinde İbiza Adası’nda ilk kez insan yaşamının başladığı noktadayım, kardeşlerim.
Bu mıntıka, bugün San José de sa Talaia (San José Obrero) köyü belediyesine ait bir bölge. Bu köy, adanın merkezi İbiza (Eivissa) şehrinin 17, 2 km batısında, İbiza – Sant Antoni de Portmany arasındaki PM 803 karayolu üzerinde yer alıyor. Köyün nüfûsu, 26.133 kişi.
Sa Caleta adlı bu Fenike yerleşimi ve mezarlığı, adanın en güneyinde, tam Akdeniz kıyısında güzel bir koyda yer alıyor. Birçok rustik balıkçı kulübesinin sıralandığı at nalı şeklinde bir koy. Korunaklı konumu nedeniyle güneşlenmek için ideal bir mekân ve güneşli günlerini arkadaşlarıyla ve aileleriyle birlikte koyların kristal sularında yüzerek geçirmeyi seven ada halkının uğrak yeridir.
Antik Çağ’da Sa Caleta koyu, koyun güney ucundaki burunda bir yerleşim yeri kuran Fenikeli yerleşimcilerin yoğun doğal limanıydı. Koy bugün hâlâ birkaç yerel balıkçı teknesi tarafından kullanılmakta ve ara sıra gezi tekneleri de buraya demir atmakta.
Şimdi Sa Caleta’yı gezmeye başlıyorum.
Alanın girişinde hediyelik eşyalar ve çeşitli giyim ve aksesuar ürünleri satan kulübeler ve barakalar var. Hemen ardından açıkhava restoranları ve kafeleri karşılıyor sizi. Bizim memlekette, köylük yerde gördüğümüz açıkhava lokanta ve çay bahçeleri gibi. İnsanlar oturmuş birşeyler yiyip içiyorlar.
Ben hiç bekleme yapmadan yürümeye devam ediyorum. Çünkü buraya bunlar için değil, Fenike yerleşimi ve nekropolü için geldim.
Kalabalıktan uzaklaştım ve hiç kimsenin olmadığı ormanlık bir alana geldim. Nekropolü bulmak için ıssız orman arazisinde birkaç dakika dolandım. Birkaç kez, gittiğim yerden – yanlış gittiğim için – geri döndüm. Arazide herhangi bir tabela yok (veya var da ben görmedim), sorabileceğin kimse yok.
Epey bir dolaştıktan sonra, nihayet tam deniz kıyısındaki Fenike nekropolünü buldum.
Muhteşem bir yerdeyim şu anda. İbiza’ya uçmadan önce, İbiza’da en çok merak ettiğim ve görmek istediğim yer. Burası, Akdeniz’in en doğusundan gelen Fenikeliler’in, Akdeniz’in bu en batısındaki adada kurdukları ilk yerleşim ve bu adadaki insan yaşamını başlattıkları nokta. M. Ö. 654 tarihinde İbiza Adası’nda ilk kez insan yaşamının başladığı noktadayım yani şimdi, anlayacağınız.
İbiza Adası, buranın denizcilik kültürü içinde önemli bir ticarî yerleşim bölgesi olmasından dolayı Fenike arkeolojik kalıntılarını koruyor. Doğudan batıya uzanan rota üzerinde yer alan ada, Akdeniz’de hakim olan rüzgârlar ve akıntılar nedeniyle denizciler için uygun bir geçiş noktasıydı. M. Ö. 654’te Fenikeli yerleşimciler İbiza’da bir liman kurdular. Ortadoğu’daki Asur istilâlarının ardından Fenike’nin zayıflamasıyla İbiza, yine eski bir Fenike kolonisi olan Kartaca’nın kontrolüne girdi. Adada boya, tuz, balık sosu (garum) ve yün üretildi. İbiza şehri madenî para basma hakkına sahipti ve önemli bir ticaret limanıydı. Fenikeliler ayrıca zengin tuz yataklarından ve kurşun madenlerinden de yararlandılar. Puig des Molins (Değirmen Tepesi) nekropolü, bilinen en önemli Fenike mezar alanı olarak kabul edilir. Bir Fenike yerleşiminin kalıntıları Sa Caleta Körfezi yakınında ve bir diğeri Cala d’Hort yakınlarında bulunabilir.
Fenikeliler, M. Ö. 654 tarihinde, bugünkü İbiza (Eivissa) şehrinin Puig de Vila noktası üzerinde “İboşim” adıyla İbiza (Eivissa) şehrini kurdular ve ayrıca nekropollerini 3000’den fazla hipogeumun bulunduğu Puig des Molins üzerinde kurmuşlardır. Fenikeliler’in İbiza şehrini ilk kurmaya başladıkları nokta bugün Fenike arkeolojik alanı ve müzesidir. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Fenikeliler’in İbiza şehrini ilk kurmaya başladıkları nokta olan Puig des Molins’i ve oradaki Fenike müzesini yarın siz sevgili okurlarımızla birlikte gezeceğiz.)
Fenikeliler, yukarıda da belirttiğimiz üzere, M. Ö. 654 yılında İbiza Adası’nı keşfettiler ve bu ada üzerinde ilk insan yaşamını başlattılar. Fenikeliler bu tarihte adaya geldiler ve “İboşim” adını verdikleri ve bugün İbiza (Eivissa) şehrinin hemen batısında bulunan Sa Caleta’ya yerleştiler. Burada halen Fenike arkeolojik kalıntıları mevcuttur.
İşte şimdi tam oradayım kardeşlerim, Sa Caleta’da.
Her ne kadar adanın ve başkentinin Katalonca ismi “Eivissa” ve İspanyolca ismi “Ibiza” ise de, aslında bu isim köken olarak ne Katalon’dur ne de İspanyol. İsim; bir Ortadoğu dili olan Fenike kökenli. Evet, yanlış okumadınız. Akdeniz’in en batısındaki bu ada, Akdeniz’in en doğusundaki Fenikeliler tarafından kurulup yerleşime açılmış bir ada. İnanması gerçekten güç geliyor, ama böyle.
Akdeniz’in en doğusundan, yani Doğu Akdeniz’de, bugünkü işte Suriye, Lübnan, İsrail topraklarında kurulmuş bir medeniyet, Fenike Uygarlığı (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589). Düşünebiliyor musunuz, bundan 3000 sene önce, o ilkel gemilerle geliyorlar buraya, Akdeniz’in en batısına. Tâ buraya kadar gelmişler, o ilkel gemilerle, bundan 3000 sene önce. Ve o Ortadoğulular, Ortadoğu uygarlığı olan Fenikeliler gelip burda ilk yerleşimi kurmuşlar ve insan hayatını başlatmışlar.
Fenike tüccar devletini (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589) kurmuş olan Fenikeliler, bugünkü Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde yaşamış denizci bir kavim idi. Kıyıda Biblos, Sidon (Sayda), Tîr (Sur) gibi birtakım “kent devletleri” halinde örgütlenmişler ve bu kentler, takriben M. Ö. 2000 – M. Ö. 1200 yılları arasında Mısır’ın egemenliği altında kaldıktan sonra bağımsızlığına kavuşmuşlardır. Sami ırka mensup olan Fenikeliler, Akdeniz kıyılarında yaşadıklarından, gemicilikte ve deniz ticaretinde son derece önemli gelişme göstermişlerdir. Deniz ticaretinde çok ileri giden Fenikeliler, Akdeniz’in hemen her yerinde, hatta Atlas Okyanusu kıyılarında koloniler kurdular, Britanya Adası’na (İngiltere, Galler ve İskoçya) kadar uzanarak buralarda aradıkları kalay madenini buldular. Kimi tarihçiler, altın aramak için Batı Afrika kıyılarına kadar gittiklerini bile söylerler.
Fenikeliler, Mısır egemenliğinden kurtulduktan (M. Ö. 1200) sonra, M. Ö. 700 yılına kadar tarihlerinin en parlak dönemini yaşadılar. Ki M. Ö. 900’de, Tunus topraklarında Fenike kent devletlerinin en güçlüsü olan Kartaca kurulmuştu.
Afrika’daki önemli medeniyetlerden biri de Kartaca Medeniyeti’dir. Mısır’ın kendine has gücü, ülkeye yabancı sızmalarını engelliyordu, ama Mısır dışında kalan Afrika toprakları – özellikle kıyılar – denizci komşu devletlere açıktı. Bu durumdan faydalanmayı ilk akıl edenler, bugünkü Lübnan topraklarında meskun bulunan ve alfabeyi bulmuş olan Fenikeliler oldu. Tyr’in Kartaca’yı kurması (814), sonra da Kartaca’nın Büyük Sirt Körfezi’nden Hercules Sütunları’na ve daha da öteye kadar genişlemesi, bundan ileri geldi. Tamamen ticarî bir hüviyet taşımasına rağmen, Kartaca medeniyetinin, Berberîler üzerinde kuvvetli bir tesiri oldu. Gerçekten de, bir yandan yerli kervanlar, yani Fizanlı Gramantlar aracılığı ile Kartaca ticareti bütün Mağrîb’i ve Sahra’yı aşarak, tâ Nijerya’ya kadar uzanıyor, bir yandan da Fenike gemileri, M. Ö. 6. yy’daki Hannon seyahati ile Senegal kıyılarına kadar uzanıyordu.
Bir deniz kavmi olarak Fenikeliler öncelikle ticaretle uğraşmışlar, gittikleri yerlere zeytin, zeytinyağı, incir, ceviz, badem, nar, erik, hurma, kayısı, kavun, balkabağı, şarap gibi gıda ürünleri, bakır, demir, gümüş, altın gibi madenler, sedir ağacından kereste, fildişi ve camdan sanatsal nesneler, yün, keten, pamuk ve ipek gibi kumaşlar götürmüşlerdir. Mısırlılar’dan öğrendikleri cam işleme sanatını ilerleterek, Sayda, Sur ve Sarepta gibi şehirlerde saydam camlar üretmişlerdir.
Fenikeliler, asıl şöhretlerini ise farklı farklı renklendirdikleri kumaşlar sayesinde edinmişlerdir. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.
Fenike uygarlığının çöküş dönemi, M. Ö. 700 tarihinde, Asurlular’ın istilâsına uğramasıyla başlar. Zaman zaman yabancı ulusların istilâ ve talanlarına uğrayarak, zaman zaman da kendi aralarında savaşarak, Milat’tan Önce ilk yüzyıla kadar varlıklarını koruyabildiler. Bu tarihten sonra Roma’nın Suriye eyaleti sınırları içinde kaldılar ve bundan böyle “Suriyeli” olarak anıldılar.
Fenikeliler’in uygarlığa en önemli katkıları, alfabeyi bulmalarıdır.
Akdeniz’in en önemli uygarlıklarından hatta belki de en önemlisi olan Fenikeliler’in, Afrika’nın batı çevresini okyanus üzerinden dolaştıkları, hatta pusulayı şaşırıp okyanus içlerine doğru seyrettikleri ve tesadüfen “Amerika”ya da ulaştıkları belirtilmektedir.
Fenikeliler’in İbiza Adası’na gelip burada ilk evleri, ilk yerleşimi kurup insan hayatının bu ada üzerinde başlaması, M. Ö. 654. Yani bundan takriben 2700 sene önce. Ve o ilkel gemilerle.
Fenikeliler burada insan hayatını başlatınca, buraya ilk yerleşmeye başlayınca, bu adayı tabiî isimlendiriyorlar, isim veriyorlar. Fenikeliler’in buraya verdikleri isim, kendi dillerinde, Ortadoğu dili. Fenikeliler Semitik bir kavim. Onların buraya verdikleri isim, Fenike dilinde, kendi dillerinde, bugünkü “İbiza” veya “Eivissa” kelimesinin, isminin etimolojik kökenidir. Fenikeliler buraya “İboşim” ismini veriyorlar, yani “İbesia” ve “İboşim” isimlerini veriyorlar.
Niye “İboşim” ismini veriyorlar? Şimdi tabiî İbrahim Sediyani onları çok sevdiğinden dolayı değil, yani ben onları çok sevdiğimden dolayı benim ismimi vermiyorlar. Biliyorsunuz, antik uygarlıklar çok tanrılıdır, yani günümüzdeki gibi Tek Tanrılı inanç değil, çok tanrılı. Ve bunların bir Tarım ve Bereket Tanrısı var. Tarım ve Bereket Tanrısı, ismi Bes’tir. Bes, Tarım ve Bereket Tanrısı. O’nun adına, O’nun adını veriyorlar. “İ-boş-im” veya “İ-bes-ia”, şu anlama geliyor: “(Tarım ve Bereket Tanrısı) Bes’e Hamdolsun”, “İ-boş-im” yani “Bes’in Adası”, “Bes’in Adası” olsun burası, yani tam olarak “(Tarım ve Ziraat Tanrısı) Bes’in Adası”.
Fenike Kartaca dönemine ait madenî paraların üzerinde de “İboşim” şeklinde yer almıştır.
Bu bir Fenike dili, Fenike dilinde. Ve bu isim ne oluyor? Zamanla her gelen, her buraya egemen olan kültür bunu, bu dili kendine uyarlayarak değiştiriyor. Meselâ, işte Endülüs İslam Medeniyeti döneminde “Yebiza” (يبيزا) idi, yani Arapça’laştırıyor kelimeyi. Müslümanlar adayı fethedince, Fenikeliler’in verdiği “İboşim” (İboşum) isminden esinlenerek, daha doğrusu ismi Arapça’ya uyarlayarak, adaya, Arapça’da “Kuru Toprak” anlamına gelen “Yebiza” adını verdiler. Endülüs İslam Medeniyeti (711 – 1492) yıkıldıktan sonra, İspanyollar “İbiza” yapıyor, İspanyolca’laştırıyor, Katalonlar “Eivissa” yapıyor, Katalon’laştırıyor. Daha önce Romalılar “Ibesium” veya “Ebusus” demiş meselâ, o da Latince’leştiriyor. Yunanlar bunu “Evussos” (Eβυσσος) olarak teleffuz ettiler. 18. ve 19. yy’larda ada İngilizler ve özellikle Kraliyet Donanması tarafından “Ivica” olarak biliniyordu. Ama hepsi de aynı kelimedir aslında, aynı kelimeyi dillerine fonetik olarak uyarlamaya çalışıyorlar. Farzedin ki biz geldik buraya egemen olduk, ismini Kürtçe “Ébese” yaptık, yani “Yeter Artık”, “Ébese”. Ama bu tabiî, orijinali Kürtçe’dir anlamına gelmez, çünkü sonuçta başka dildeki kelimeyi biz Kürtçe’leştiriyoruz. O anlamda düşünün. Ama kelimenin aslı, yani ismin aslı astarı, kökeni, bu Fenike dilindedir, yani “İboşim”. Fenike dilinde.
Şimdi ise, değerli kardeşlerim, M. S. 2022, İboşum İboşim’de. İboşum in İboşim.
Yalnız Fenikeliler, bu “İboşim” adını sadece İbiza için değil, İbiza ve hemen yanındaki Formentera, bu iki ada için birden kullanıyorlardı.
Burada, İbiza Adası’nda insan uygarlığının, insan yerleşiminin başlaması, M. Ö. 654 yılında, Fenikeliler tarafından. Fenikeliler’in burda Fenike mezarları var. Onlardan kalan arkeolojik izler, kanıtlar bulunmuştur adada. Sa Caleta diye bir koy var, İbiza’nın batı çıkışında. Orda büyük bir Fenike mezarlığı var. Artı, Puig des Molins diye bir yer var. Orda da Fenike izleri, Fenikeliler’den kalma izler var. Yani mimarî eserler. Ve bir de bir müze var burada, Fenike müzesi.
Peki neden bu benim için bu kadar önemli? Çünkü ben, Fenikeliler’e hayranım. Fenikeliler benim gözümde çok mübarek, çok kutsal bir uygarlık. Neden derseniz:
Birincisi; ben bütün hayatım boyunca yazıyla iştigal etmiş, elimde kalem yaşayan, yazı yazarak, yazıyla iştigal etmiş, 9 kitabı, 2000’in üzerinde makalesi ve 12 cilt “Seyahatname”si olan, yani bütün hayatı yazı yazarak, yazıyla geçen, bir yazar olarak, Fenikeliler benim için kutsaldır. Neden? Çünkü Fenikeliler alfabeyi bulan uygarlıktır. Alfabeyi Fenikeliler buldu.
Şimdi haliyle böyle bir yazar için Fenikeliler’in kutsal, mübarek bir topluluk olması, anlaşılır birşeydir. Çünkü onlar yazıyı buldu, alfabeyi buldu. Benim de bütün hayatım yazıyla geçti. Haliyle. Örneğin bir müzisyeni düşünün, bir bestekârı, bütün hayatı beste yapmakla geçiyor, değil mi, notalarla geçiyor. Şimdi böyle bir insan için, meselâ notaları keşfeden uygarlık, onu kutsal görür, değil mi, onun gibi düşünün.
İkincisi; Fenikeliler en sevdiğim renk olan mor rengini bulan uygarlıktır. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.
Kısacası Fenikeliler, iki ayrı nedenden dolayı, benim nazarımda çok kutsal, mübarek bir medeniyet.
Fenike Kartaca İberyası, daha büyük Fenike Kartaca İmparatorluğu (M. Ö. 814 – M. Ö. 146)’nun bir eyaletiydi. Kartacalılar, İberya’nın Akdeniz kısmını fethettiler ve II. Pön Savaşları (M. Ö. 208 – M. Ö. 201)’na ve yarımadanın “Romalılaşmasına” kadar orada kaldılar.
Fenikeliler, çoğunlukla bugünkü Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde, Biblos, Sidon (Sayda), Tîr (Sur) şehirlerinden tüccar olan, Doğu Akdeniz’den gelen bir halktı. İspanya’daki koloniler de dahil olmak üzere Akdeniz çevresinde birçok ticaret kolonisi kurdular. M. Ö. 814 yılında Kuzey Afrika kıyısında, şimdiki Tunus’ta Kartaca devletini kurdular. Fenike’nin Babilliler’in ve ardından İranlılar’ın eline geçmesinden sonra Kartaca, Akdeniz’deki en güçlü Fenike şehir devleti haline geldi ve Kartacalılar, Batı Akdeniz kıyılarındaki Hadrumetum ve Thapsus gibi diğer birçok Fenike kolonisini ilhak etti. Ayrıca Sicilya, Afrika ve Sardunya’daki toprakları da ilhak ettiler.
İbiza Adası’nın Fenikeliler tarafından insan yerleşimine açıldığı M. Ö. 7. yy’da adanın nüfûsunun 4000 – 5000 arasında Fenikeli olduğuna inanılıyor. Daha sonra Fenike kökenli Kartacalılar elinde, üretilen ürünleri Akdeniz’in farklı bölgelerine ihraç eden, büyük canlılığa sahip bir ticarî merkez haline geldi. Burada 4000’den fazla Fenike ve Roma mezarı keşfedildi. Burada bulunan mezar eşyaları bugün tepenin eteğindeki Museu Monogràfic’te görülebilir. 1907 yılında Sant Vicent de sa Cala yakınında, Tanrıça Tanit’e adanan Es Culleram Mağara Tapınağı keşfedildi. Ocak 2011’de kaledeki inşaat çalışmaları sırasında ilk kez bir Fenike yerleşiminin ve bir Roma tapınağının kalıntıları ortaya çıkarıldı.
Kartaca’nın I. Pön Savaşları (M. Ö. 264 – M. Ö. 241)’ndaki yenilgisinden sonra Kartacalı General Hemilqar Berqa (M. Ö. 275 – M. Ö. 228), Afrika’daki bir paralı asker isyanını bastırdı ve Numidyalılar’ın yanısıra paralı askerler ve diğer piyadelerden oluşan yeni bir ordu yetiştirdi. M. Ö. 236’da, Kartaca’nın Roma ile son çatışmalarda kaybedilen toprakları telafi etmek ve Romalılar’a karşı intikam için bir üs olarak hizmet etmek için yeni bir imparatorluk kazanmasını umduğu İberya’ya bir sefer düzenledi.
Sekiz yıl içinde, silah gücü ve diplomasi yoluyla Hemilqar, İber Yarımadası’nın yaklaşık yarısını kapsayan geniş bir bölgeyi ele geçirdi ve daha sonra İberya askerleri, oğlu Hannibal Berqa (M. Ö. 247 – M. Ö. 183)’nın savaşmak üzere İtalya Yarımadası’na götürdüğü ordunun büyük bir bölümünü oluşturmaya başladı. Ancak Hamilqar’ın savaşta vaktinden önce ölmesi (M. Ö. 228), İber Yarımadası’nın fethinin tamamlanmasını engelledi ve bunu kısa süre sonra kurduğu kısa ömürlü imparatorluğun çöküşü izledi.
Yerel tarihçiliğe göre meşhur Fenike Kartaca Komutanı Hannibal, M. Ö. 247 yılında Sant Antoni de Portmany (Kat. Sant Antoni de Portmany; İsp. San Antonio Abad) yakınlarındaki Sa Conillera’da doğmuştur. Daha önceki bölümlerde de anlattığım üzere, İbiza Adası’nda, Fenike Uygarlığı’na ait ve bu uygarlığın Tunus topraklarında kurduğu Kartaca Devleti’nin meşhur kralı ve komutanı Hannibal’ın İbizalı olduğuna dair bir inanç var. İbizalılar, efsane lider Hannibal’ın İbiza’da doğduğuna inanıyorlar. Ancak bunlar sadece ada halkının yerel bir inancı. Bilimsel olarak kabul edilen bir inanç değil, yani doğru değil. Resmî olarak kabul edilen nesnel tarihe göre, Hannibal o tarihte Kartaca’da (bugünkü Tunus) doğmuştur. Ancak Hannibal’ın Roma’ya karşı yaptığı seferde (II. Pön Savaşları) Balear Adaları’na adını veren kötü şöhretli sapancı “Els Foners Balears” savaşçılarını yanında taşıdığı kaydedilmiştir.
İspanya’nın Cartagena şehri, M. Ö. 227 civarında Kartacalı Hannibal Berqa’nın kardeşi Sadrubal Berqa (M. Ö. 245 – M. Ö. 207) tarafından, Fenike dilinde “Yeni Şehir” anlamına gelen Qart Hadaşt adıyla, orijinal Kartaca şehriyle aynı adla kuruldu.
II. Pön Savaşları (M. Ö. 208 – M. Ö. 201) sırasında İbiza, M. Ö. 217 yılında Romalı komutanlar olan iki Scipio kardeş (Publius Cornelius ve Gnaeus Cornelius; ölümleri M. Ö. 211) tarafından saldırıya uğradı, ancak Kartaca’ya sadık kaldı. Üç gün süren saldırıların ardından Kartaca filosunun gelmesinden korkan Romalılar adayı yağmalayıp harap halde bırakarak geri çekildiler. Savaş aslında Kartacalılar için zaferle başladıktan sonra, Hannibal’ın birlikleri M. Ö. 202’de yenilgiye uğratıldı. Savaştan sonra ada, pakt yoluyla Roma Cumhuriyeti (M. Ö. 509 – M. Ö. 27)’nin eline geçerek federasyon statüsünü aldı. İmparatorluk dönemine kadar gelenek ve göreneklerini korumuş, kendi para birimini basmıştır.
Fenike Kartaca hakimiyetinin İbiza ve tüm İberya topraklarından atılışı, II. Pön Savaşları sırasında oldu. M. Ö. 209 yılında Romalılar İberya’ya çıktıktan sonra, İberya’daki Pön (Fenike) gücünün merkezi olan Qart Hadaşt’ı (günümüzdeki Cartagena) ele geçirdiler. Daha sonra güneye hareket ettiler ve Biyekula Savaşı (M. Ö. 208)’nda Fenike Kartacalı kumandan Sadrubal’ın (Hannibal’ın kardeşi) Fenike ordusuyla karşılaştılar, ancak ağabeyi Hannibal’ı takviye etmek için O’nun İtalya’ya yürüyüşünü sürdürmesini engelleyemediler. Fenike Kartaca kuvvetlerinin M. Ö. 206’da İlipa Savaşı’ndaki feci yenilgisi, İberya’daki Kartaca varlığının kaderini belirledi.
Fenike Kartaca ordusunun İberya anakarasında başarısız olması nedeniyle İbiza en son M. Ö. 205’te, Hannibal ve Sadrubal’ın diğer kardeşi olup Menorca’ya ve ardından Liguria’ya yelken açmadan önce kaçan Kartacalı general Mago Berqa (M. Ö. 243 – M. Ö. 203) tarafından malzeme ve adam toplamak için kullanıldı. İbiza, Romalılar’la, İbiza’yı daha fazla yıkımdan koruyan ve Fenike (Kartaca – Pön) kurumlarını, geleneklerini ve hatta resmî bir Roma belediyesi haline geldiği imparatorluk günlerine kadar para basmayı sürdürmesine izin veren olumlu bir anlaşma müzakere etti.
Tunus’taki Fenike Kartaca Devleti’nin M. Ö. 146’da yıkılmasından sonra şehir, siyasî ve ticarî özerkliğini korudu ve kuruluş yılı bilinmeyen bir federasyon olan Roma’nın federe şehri olarak ticarî ve endüstriyel faaliyetini daha da yoğun bir şekilde sürdürdü.
Şu anda bulunduğum yer, Sa Caleta, Fenikeliler’in İbiza Adası’nda ilk kez insan yaşamını başlattıkları nokta, kardeşlerim. Tarih, M. Ö. 654.
Burası bir doğal sit alanı. Dağlık, koyluk, muhteşem manzarası olan bir yer. Tam deniz kıyısında.
Burası bir mezarlık. Antik Çağ’dan kalma bir mezarlık. Etrafını kapatmışlar, demir çeperlerle çevrelemişler. İçeri giremiyoruz, tabiî zarar vermesinler diye, doğru bir karar. Sonuçta herkes gelip girse, bu kalıntılar 3000 yıldan günümüze gelmez. Muhteşem bir yer hakikaten.
Burası bir Fenike mezarlığı. Burada Fenikeliler yatıyor, kardeşlerim. Şurada, şu gördüğünüz güzel manzaranın ortasında, 3000 sene önce buraya gelmiş olan Fenikeliler yatıyorlar.
Düşünebiliyor musunuz? Doğu Akdeniz’den, Suriye – Lübnan – İsrail kıyılarından, o ilkel gemilerle buraya kadar gelmişler ve bu adayı ilk kez yerleşime açan kavimdir. Ve onlardan anıtlar, onlardan kalan miraslar arkeolojik çalışmalar sonucu bulunmuştur.
Fenikeliler M. Ö. 654 yılında buraya ayak bastılar. Yani bu adada ilk insan sesinin duyulması, M. Ö. 654. Bundan takriben 2700 yıl önce. Ve bu, Fenikeliler’in sesi. Fenikeli insanlar.
Bunlar önce buraya yerleşiyorlar, bu Sa Caleta denilen koya. Çok güzel bir koy. İbiza şehir merkezinin 9, 5 km batısında. Burdan, daha sonra, M. Ö. 600’lü yıllarda, yani takriben 50 yıl sonra, bugünkü İbiza şehir merkezinin olduğu yere taşınıyorlar. Tabiî taşınmalarının sebebi, doğal sebepler.
1936 – 39 yıllarındaki İspanya İç Savaşı’nda buradaki arkeolojik mirasların çoğu kayboldu, mâlesef. Savaş arkeolojiye de büyük zarar verdi. Alanın kuzeyindeki arkeolojinin büyük bir kısmı, İspanya İç Savaşı sırasında, adanın 1937 ortalarında herhangi bir Cumhuriyetçi saldırıya karşı korunmak için kurulan ayrıntılı savunma sisteminin bir parçası olarak burnun üzerine beton silah mevzileri, tünel ve kulübeler inşâ edildiğinde yok edildi. Bu yapı ne yazık ki bölgedeki hassas arkeoloji dikkate alınmadan inşâ edilmiştir.
Ama burası, 1980’li ve 1990’lı yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, İspanyol ve Katalon araştırmacıların, arkeologların hummalı çalışmaları sonucu bu Fenike mezarlığı ortaya çıkartıldı. 1980’li ve 1990’lı yıllarda İbiza ve Formentera Ada Konseyi (Kat. Consell Insular d’Eivissa i Formentera; İsp. Consejo Insular de Ibiza y Formentera) himayesindeki arkeologlar tarafından ortaya çıkarıldı.
Burada toplam 6 tane mezarlık olduğu tahmin ediliyor. Ama şu anda 4’ü çıkarılmış durumda, 2’si henüz ortaya çıkarılamamış. Burada 1980’li yıllarda başlayan kazılarda yaklaşık 4 hektarlık alanda temel duvarları ve M. Ö. 7. yy’a tarihlenen bir kompleksin kalıntıları bulundu. Bu yerleşimin başlangıçta daha büyük olduğu ve kıyı erozyonu nedeniyle kısmen tahrip olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bunun Fenikeliler’in Akdeniz’in en batısındaki İbiza adasındaki ilk yerleşim yeri olduğuna, daha sonra bugünkü İbiza şehrinin yukarı kasabasındaki Dalt Vila tepesine yerleşmeden önce olduğuna inanılıyor.
Fenikeliler M. Ö. 654 tarihinde buraya, Sa Caleta denen koya yerleşip İbiza Adası’nda ilk insan yaşamını başlattılar. Aradan takriben 50 – 60 yıl geçtikten sonra da, M. Ö. 600 – M. Ö. 590 yıllarında burayı, Sa Caleta’yı tamamen ve kesin olarak terkettiler ve bugünkü İbiza şehrinin bulunduğu yere taşınıp “İboşim” (bugünkü İbiza) şehrinin ilk temelini attılar. Bu yer, uzun vadede Fenikeliler’in bu adada gördükleri organizasyon ve büyüme beklentilerine daha iyi cevap verecekti.
İbiza Körfezi’ndeki ilk yerleşimin niteliğine bakıldığında, navigasyon için basit bir liman molasından bahsedebileceğimiz açıkça görülüyor. Bu yerleşim kurulduğunda, mükemmel doğal limanın yanısıra belirgin topocoğrafik yetenek gibi temel faktörler de dikkate alındı ve çevresindeki bölge büyük tarımsal imkân sağlıyordu. Ayrıca körfezin tüm güney kıyısına hakim olan muhteşem dağ Puig de Vila, bir deniz kalesi inşâsı için mükemmel bir topoğrafyaya sahipti.
İbiza şehrinin yaklaşık 10 km batısında, Es Codolar ile Sa Caleta Körfezi arasındaki sahilde, kayalık bir burun üzerinde bu eski Fenike yerleşim yeri olan Sa Caleta bulunmaktadır. Adanın güney kıyısında, Playa des Codolar ile Puig d’es Jondal arasında küçük bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Bu yarımadanın yüzeyi hafif kıvrımlı fakat ağırlıklı olarak düzdür ve deniz seviyesinden maksimum 17, 29 m yüksekliğe sahiptir. Kuzeydoğu köşesine doğru akan ve kış ve sonbaharda fırtınalara ve önemli dalgalara neden olan güney, güneybatı ve batı rüzgârlarından korunan küçük bir koy oluşturan bir sel ile anakaradan ayrılır. Bu nedenle Fenikeliler tarafından doğal liman olarak hizmet veren bu koy, günümüzde bile balıkçı teknelerinin sığınağıdır. Sa Caleta’nın doğu yakasındaki küçük koy, bir zamanlar Fenikeli yerleşimcilerin yoğun doğal limanıydı. Bugün hâlâ birkaç yerel balıkçı teknesi ve ara sıra gezi tekneleri tarafından kullanılmaktadır.
Konum seçiminde bir etken de adanın doğal tuz bataklıklarına yakınlığıydı. Fenikeliler bu değerli doğal metadan yararlandılar. Bataklığın içindeki sığ deniz suyu havuzları, adanın tadını çıkardığı sıcak yaz güneşinin altında buharlaşarak, geride tuz kristallerinden oluşan parlak bir kabuk bırakırdı. Fenikeliler bu yatakları toplayarak adanın ilk ticarî girişimini başlattılar. Yerleşimciler ayrıca balıkçılık, fırıncılık, dokuma ve metal işleme gibi diğer faaliyetlerle de uğraşıyordu ve bunların tümü adanın yetersiz yerel üretimini desteklemek için ticaret amaçlı kullanılıyordu.
Akdeniz’deki Fenike kolonizasyonunda İbiza, Doğu’nun metropollerinden buraya temel bir mola noktasıydı ve bu nedenle Fenikeliler’in adaya yerleşmeleri Fenike halkının gelişimi için çok önemli bir olguyu oluşturuyordu. Ve ticaretin, Fenike yazısının ve kültürünün yardımıyla İbiza Adası tarihe geçti. İbiza’nın kurulmasıyla birlikte Fenikeliler, Batı Akdeniz’in tamamını ve Cebelitarık (Cebel-i Tariq; Gibraltar) Boğazı’nı kontrol altına aldılar. Valencia ve Katalonya kıyılarının ve iç kesimlerinin yerli halkıyla ticaret yapma konusunda rakipsiz bir konuma sahip idiler.
Sa Caleta’nın korunan yüzeyi yaklaşık 4 hektardır. Fenike yerleşiminin 6’dan fazlaya ulaştığı biliniyor ancak toprak erozyonu ve insan tahribatı nedeniyle sadece 3 tanesi iyi durumda korunabilmiş.
Kazılarda çok sayıda evin kat planları, aralarından geçen yollar ve bir meydan ortaya çıkarıldı. Sadece demir ve bronz değil, aynı zamanda yakınlardaki galen mineralinden gümüş çıkarımı da dahil olmak üzere tuz çıkarma ve metal işlemeye dair kanıtlar vardı.
Kazılan temeller korundu ve kazı alanı çitle çevrildi. Bu, plajdan görülebileceği ve vandalizmden korunacağı anlamına gelir.
Alan, arkasında birkaç konutun restore edilmiş ve korunmuş temellerinin bulunduğu uzun demir korkulukların arkasında korunmaktadır. Kalıntılar, bölgede kazı yapan arkeologlar tarafından yerleşimin “güney mahallesi” olarak belirlendi. Yarım düzine kadar olan binaların çoğu dar sokaklar ve avlular etrafında toplanmış durumda. Bu binaların ana yapısı, ahşap kirişlerle desteklenen düz kil çatılı, taş ve kerpiçten inşâ edilmiş olmalıdır. Binaların çoğu tek odalıydı ve yaşam alanı, atölyeler ve depoların birleşiminden oluşuyordu. Sitenin merkezinde çok odalı ve zamanında önemli bir yapı olabilecek bir yapı bulunmaktadır. Bu evin planı, Akdeniz’in diğer bölgelerinde kazılan diğer Fenike konutlarıyla karşılaştırılabilir ve yakın zamanlara kadar İbiza’da inşâ edilen geleneksel evlerin planından farklı değildir. Burun tepesine yakın merkezî alanda yapılan kazılar, teras şeklinde düzenli bir yapı düzenlemesini ortaya çıkardı, ancak bu alan halkın ziyareti için korunmadı. Alan daha büyük olabilirdi ancak güneydeki binaların çoğu kıyı erozyonu nedeniyle kaybedildi.
Sa Caleta yerleşiminin kentsel planlaması, odaların herhangi bir düzen olmaksızın, aralarındaki yönelim veya ana yönlere göre yan yana gelmesine dayanan bir sisteme uymaktadır. Birkaç yıl sonra gerçekleştirilen ikinci aşamada, inşâ edilen alanların sıklıkla bir dönüşüme uğradığı, bu alanların bir, iki, üç ve yedi odaya kadar genişletildiği veya önceden var olanların bölümlere ayrıldığı gözlemleniyor. En azından derinlemesine çalışılması mümkün olan bazı alanlarda mekân doygun hale geldi ve arkaik ve doğaçlama bir kentsel planlamaya yol açtı. Mimarî birimler, bazen çok küçük, farklı yapılar arasında sıkıştırılmış boşluklarla ayrılmıştır ve çokgen ve gelişigüzel kat planları olan kareler olarak düşünülmelidir. Farklı birimler arasında kısa, dar sokaklar bulunmaktadır.
Başlangıçta çoğu yapı tek hücreli veya daha az sıklıkla iki hücreli olmalıdır. Aynı anda üç alanın projelendirildiği daha nadir inşaat birimleri hariç. Her zaman dikdörtgen bir şekil alırlar, az ya da çok uzatılmış, bazen yamuk şeklindedirler. Önemli oranlarda bağımlılıklar mevcut olmasına rağmen önlemler değişiklik göstermektedir. Tanımlanan en büyüklerden biri, 29, 5 m² kullanılabilir iç alana sahip, 10 m uzunluğunda ve 3, 6 m genişliğinde duvarlara sahiptir. Küçük depolar olan diğerlerinin ise yalnızca 2, 9 m² iç alanı vardır. Bunlar ekstrem tedbirler ama her türlü ara tedbir de var.
Bugünkü Sa Caleta yerleşimi, şu anda bilinen arkaik Batı Fenike evlerinin tipolojisine ilişkin en anlamlı şemalardan birini sunmakta. İhtiyaçlara göre ve önceden belirlenmiş bir plana bağlı kalmaksızın öğelerin yan yana dizildiği bir sistemdir. Ek binalara erişim kapılarında çoğunlukla taş kaideler bulunur ve bazı durumlarda ahşap levhalar için çentiklerin varlığının doğrulanması mümkün olmuştur. Tipik olarak kayalık, kireçli kıyı toprakları bir tür killi tınlı yapıya sahiptir. Duvarlar, kırmızı kil ve kil karışımından oluşan, bölgedeki düzensiz kireçtaşı duvarlarından yapılmıştır. Çatılar, nispeten kalın bir kil tabakasıyla kaplanmış kiriş ve diğer bitki elemanlarından oluşan sistemlere sahip.
Kasabanın ortak alanlarında, belki de ekmek pişirmek için kullanılan büyük fırınların varlığı dikkat çekicidir. Çamur kubbesiyle örtülü bir yanma odasını destekleyen dairesel bir taş platformları var. Bunlardan biri güney mahallesinde görülüyor.
Sa Caleta’da bulunan malzemeler, Batı Fenike tesislerinin tipik repertuarına karşılık gelmekte. Seramikler genellikle kırmızı verniklerle, bazen de özel işlemler olmadan ortaya çıkıyor. Şekiller çeşitlidir; özellikle amforalar, testiler ve vazolar, tabaklar, lambalar ve diğerleri. Bununla birlikte, geç İber güneydoğu bronzunun karakteristik şekillerine sıklıkla yanıt veren el yapımı çömlekler, Sa Caleta yerleşimine mutfak aletleri sağladı. Bronz kancalar, yürüttükleri balıkçılık faaliyetlerine dair kanıtlar, tezgâh parçaları, kumaş üretimine dair kanıtlar ve diğerleri gibi başka unsurlar da orada bulunuyordu. Ayrıca, tahılı una dönüştürmek ve belki de diğer ürünleri öğütmek için kullanılacak çok sayıda kumtaşı değirmeni de vardı.
Ancak Sa Caletalı Fenikeliler’in ekonomik faaliyetlerinde en önemli yeri metalurji işgal etmektedir. Yarımadanın kuzeyinden güneyine ve doğusundan batısına kadar kazılan birimlerin hemen hepsinde galen minerali kalıntılarına rastlanmıştır. Bu galen genellikle kurşun elde etmek için kasabanın kendisinde eritilirdi, ancak gümüşe dönüştüğüne dair belirtiler de var. Havaya üfleyen tüplerle havalandırılan bitkisel yakıtla çalışan, özel olarak inşâ edilmiş fırınlarda işlenen demirin metalurjisini de doğrulamak mümkün oldu.
Fenike kenti Sa Caleta, İbiza’da son 25 yıllık arkeolojinin en önemli keşfi olmuştur. Bunun bilimsel önemi, İbiza’daki Fenike kolonizasyonunun en eski aşamasına ilişkin tek analiz üssü olması gerçeğinde yatmaktadır. Sa Caleta bölgesi, 1999 yılında kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (İng. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından, “Biyoçeşitlilik ve Kültür” adı altında “Dünya Mirası Alanı” ilan edildi.
Sa Caleta’da 5 – 6 saat vakit geçirdim. Çeşitli araştırma ve incelemelerde bulundum.
Sonra alanın başladığı yere, açıkhava restoran ve kafelerin olduğu noktaya geri döndüm. Ordaki restoranlardan birine rica ederek, telefonla bir taksi çağırttım.
Yarım saat içinde taksi geldi. Binip, İbiza şehir merkezine gittim, Fenike arkeolojik alanı ve müzesi olan “Puig des Molins” (Yeldeğirmeni Tepesi)’e.
Niyetim Sa Caleta Fenike yerleşiminden sonra Puig des Molins Fenike müzesini gezmekti.
Ama bendeki şansa bakın! Müze bugün kapalıymış… Haftanın 6 günü açık olan müze, Pazartesi günleri kapalıymış ve ben de tam o gün gelmişim buraya.
Boşuna gelmişim ama neyse, sorun değil, tekrardan bu güzel İbiza şehrini gezerim ve müze için yarın buraya yeniden gelirim.
Öyle yapıyorum. Akşama kadar İbiza şehrini geziyorum. Müze için yarın buraya tekrar geleceğim.
Akşam vakitlerinde taksi tutup, adanın kuzeyindeki Sant Antoni de Portmany kentine, otelime geri döndüm.
Otelde akşam yemeğini yedikten sonra, deniz kıyısında ve otelin avlusunda hem güzel vakit geçirdim hem de yorgunluğumu attım.
Gece her zamanki gibi huzurlu ve mutlu bir şekilde yatağa girdim.
Yarın tekrar İbiza şehir merkezine gideceğim. Fenike Uygarlığı ve Endülüs İslam Uygarlığı müzelerini gezeceğim.
İki tane müze. Ve biri Milat’tan Önce’sine biri de Milat’tan Sonra’sına ait iki muhteşem medeniyet.
Huzurlu ve mutlu bir şekilde yatağa girdim. Fenike Tanrıçaları bir yanağımdan öptüler, Endülüs Âlimleri diğer yanağımdan öptüler ve bana “Tatlı uykular” dilediler.
Öyle de oldu. Tatlı tatlı uyudum.
sediyani@gmail.com
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 13
FOTOĞRAFLAR:
Alanın girişinde hediyelik eşyalar ve çeşitli giyim ve aksesuar ürünleri satan kulübeler ve barakalar var.
Hemen ardından açıkhava restoranları ve kafeleri karşılıyor sizi. Bizim memlekette, köylük yerde gördüğümüz açıkhava lokanta ve çay bahçeleri gibi. İnsanlar oturmuş birşeyler yiyip içiyorlar.
Burası, “Yacimiento Fenicio de Sa Caleta” (Sa Caleta Fenike Bölgesi) olarak adlandırılmış arkeolojik bir sit alanı.
Sa Caleta adlı bu Fenike yerleşimi ve mezarlığı, adanın en güneyinde, tam Akdeniz kıyısında güzel bir koyda yer alıyor. Birçok rustik balıkçı kulübesinin sıralandığı at nalı şeklinde bir koy. Korunaklı konumu nedeniyle güneşlenmek için ideal bir mekân ve güneşli günlerini arkadaşlarıyla ve aileleriyle birlikte koyların kristal sularında yüzerek geçirmeyi seven ada halkının uğrak yeridir.
Antik Çağ’da Sa Caleta koyu, koyun güney ucundaki burunda bir yerleşim yeri kuran Fenikeli yerleşimcilerin yoğun doğal limanıydı. Koy bugün hâlâ birkaç yerel balıkçı teknesi tarafından kullanılmakta ve ara sıra gezi tekneleri de buraya demir atmakta.
Bu mıntıka, bugün San José de sa Talaia (San José Obrero) köyü belediyesine ait bir bölge. Bu köy, adanın merkezi İbiza (Eivissa) şehrinin 17, 2 km batısında, İbiza – Sant Antoni de Portmany arasındaki PM 803 karayolu üzerinde yer alıyor. Köyün nüfûsu, 26.133 kişi.
Akdeniz’in en doğusundan gelen Fenikeliler’in, Akdeniz’in bu en batısındaki adada kurdukları ilk yerleşim ve bu adadaki insan yaşamını başlattıkları nokta. M. Ö. 654 tarihinde İbiza Adası’nda ilk kez insan yaşamının başladığı noktadayım, kardeşlerim.
Kalabalıktan uzaklaştım ve hiç kimsenin olmadığı ormanlık bir alana geldim. Nekropolü bulmak için ıssız orman arazisinde birkaç dakika dolandım. Birkaç kez, gittiğim yerden – yanlış gittiğim için – geri döndüm. Arazide herhangi bir tabela yok (veya var da ben görmedim), sorabileceğin kimse yok.
Epey bir dolaştıktan sonra, nihayet tam deniz kıyısındaki Fenike nekropolünü buldum.
Muhteşem bir yerdeyim şu anda. İbiza’ya uçmadan önce, İbiza’da en çok merak ettiğim ve görmek istediğim yer. Burası, Akdeniz’in en doğusundan gelen Fenikeliler’in, Akdeniz’in bu en batısındaki adada kurdukları ilk yerleşim ve bu adadaki insan yaşamını başlattıkları nokta. M. Ö. 654 tarihinde İbiza Adası’nda ilk kez insan yaşamının başladığı noktadayım yani şimdi, anlayacağınız.
İbiza Adası, buranın denizcilik kültürü içinde önemli bir ticarî yerleşim bölgesi olmasından dolayı Fenike arkeolojik kalıntılarını koruyor. Doğudan batıya uzanan rota üzerinde yer alan ada, Akdeniz’de hakim olan rüzgârlar ve akıntılar nedeniyle denizciler için uygun bir geçiş noktasıydı. M. Ö. 654’te Fenikeli yerleşimciler İbiza’da bir liman kurdular. Ortadoğu’daki Asur istilâlarının ardından Fenike’nin zayıflamasıyla İbiza, yine eski bir Fenike kolonisi olan Kartaca’nın kontrolüne girdi. Adada boya, tuz, balık sosu (garum) ve yün üretildi. İbiza şehri madenî para basma hakkına sahipti ve önemli bir ticaret limanıydı. Fenikeliler ayrıca zengin tuz yataklarından ve kurşun madenlerinden de yararlandılar. Puig des Molins (Değirmen Tepesi) nekropolü, bilinen en önemli Fenike mezar alanı olarak kabul edilir. Bir Fenike yerleşiminin kalıntıları Sa Caleta Körfezi yakınında ve bir diğeri Cala d’Hort yakınlarında bulunabilir.
Her ne kadar adanın ve başkentinin Katalonca ismi “Eivissa” ve İspanyolca ismi “Ibiza” ise de, aslında bu isim köken olarak ne Katalon’dur ne de İspanyol. İsim; bir Ortadoğu dili olan Fenike kökenli. Evet, yanlış okumadınız. Akdeniz’in en batısındaki bu ada, Akdeniz’in en doğusundaki Fenikeliler tarafından kurulup yerleşime açılmış bir ada. İnanması gerçekten güç geliyor, ama böyle.
Akdeniz’in en doğusundan, yani Doğu Akdeniz’de, bugünkü işte Suriye, Lübnan, İsrail topraklarında kurulmuş bir medeniyet, Fenike Uygarlığı (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589). Düşünebiliyor musunuz, bundan 3000 sene önce, o ilkel gemilerle geliyorlar buraya, Akdeniz’in en batısına. Tâ buraya kadar gelmişler, o ilkel gemilerle, bundan 3000 sene önce. Ve o Ortadoğulular, Ortadoğu uygarlığı olan Fenikeliler gelip burda ilk yerleşimi kurmuşlar ve insan hayatını başlatmışlar.
Fenike tüccar devletini (M. Ö. 1500 – M. Ö. 589) kurmuş olan Fenikeliler, bugünkü Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde yaşamış denizci bir kavim idi. Kıyıda Biblos, Sidon (Sayda), Tîr (Sur) gibi birtakım “kent devletleri” halinde örgütlenmişler ve bu kentler, takriben M. Ö. 2000 – M. Ö. 1200 yılları arasında Mısır’ın egemenliği altında kaldıktan sonra bağımsızlığına kavuşmuşlardır. Sami ırka mensup olan Fenikeliler, Akdeniz kıyılarında yaşadıklarından, gemicilikte ve deniz ticaretinde son derece önemli gelişme göstermişlerdir. Deniz ticaretinde çok ileri giden Fenikeliler, Akdeniz’in hemen her yerinde, hatta Atlas Okyanusu kıyılarında koloniler kurdular, Britanya Adası’na (İngiltere, Galler ve İskoçya) kadar uzanarak buralarda aradıkları kalay madenini buldular. Kimi tarihçiler, altın aramak için Batı Afrika kıyılarına kadar gittiklerini bile söylerler.
Fenikeliler, Mısır egemenliğinden kurtulduktan (M. Ö. 1200) sonra, M. Ö. 700 yılına kadar tarihlerinin en parlak dönemini yaşadılar. Ki M. Ö. 900’de, Tunus topraklarında Fenike kent devletlerinin en güçlüsü olan Kartaca kurulmuştu.
Afrika’daki önemli medeniyetlerden biri de Kartaca Medeniyeti’dir. Mısır’ın kendine has gücü, ülkeye yabancı sızmalarını engelliyordu, ama Mısır dışında kalan Afrika toprakları – özellikle kıyılar – denizci komşu devletlere açıktı. Bu durumdan faydalanmayı ilk akıl edenler, bugünkü Lübnan topraklarında meskun bulunan ve alfabeyi bulmuş olan Fenikeliler oldu. Tyr’in Kartaca’yı kurması (814), sonra da Kartaca’nın Büyük Sirt Körfezi’nden Hercules Sütunları’na ve daha da öteye kadar genişlemesi, bundan ileri geldi. Tamamen ticarî bir hüviyet taşımasına rağmen, Kartaca medeniyetinin, Berberîler üzerinde kuvvetli bir tesiri oldu. Gerçekten de, bir yandan yerli kervanlar, yani Fizanlı Gramantlar aracılığı ile Kartaca ticareti bütün Mağrîb’i ve Sahra’yı aşarak, tâ Nijerya’ya kadar uzanıyor, bir yandan da Fenike gemileri, M. Ö. 6. yy’daki Hannon seyahati ile Senegal kıyılarına kadar uzanıyordu.
Bir deniz kavmi olarak Fenikeliler öncelikle ticaretle uğraşmışlar, gittikleri yerlere zeytin, zeytinyağı, incir, ceviz, badem, nar, erik, hurma, kayısı, kavun, balkabağı, şarap gibi gıda ürünleri, bakır, demir, gümüş, altın gibi madenler, sedir ağacından kereste, fildişi ve camdan sanatsal nesneler, yün, keten, pamuk ve ipek gibi kumaşlar götürmüşlerdir. Mısırlılar’dan öğrendikleri cam işleme sanatını ilerleterek, Sayda, Sur ve Sarepta gibi şehirlerde saydam camlar üretmişlerdir.
Fenikeliler, asıl şöhretlerini ise farklı farklı renklendirdikleri kumaşlar sayesinde edinmişlerdir. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.
Fenikeliler en sevdiğim renk olan mor rengini bulan uygarlıktır. M. Ö. 1570’te bir tür kabuklu deniz canlısı olan murex sayesinde mor renkli kumaşlar elde etmeyi başarmışlardır.
Fenikeliler’in uygarlığa en önemli katkıları, alfabeyi bulmalarıdır.
Ben bütün hayatım boyunca yazıyla iştigal etmiş, elimde kalem yaşayan, yazı yazarak, yazıyla iştigal etmiş, 9 kitabı, 2000’in üzerinde makalesi ve 12 cilt “Seyahatname”si olan, yani bütün hayatı yazı yazarak, yazıyla geçen, bir yazar olarak, Fenikeliler benim için kutsaldır. Neden? Çünkü Fenikeliler alfabeyi bulan uygarlıktır. Alfabeyi Fenikeliler buldu.
Şimdi haliyle böyle bir yazar için Fenikeliler’in kutsal, mübarek bir topluluk olması, anlaşılır birşeydir. Çünkü onlar yazıyı buldu, alfabeyi buldu. Benim de bütün hayatım yazıyla geçti. Haliyle. Örneğin bir müzisyeni düşünün, bir bestekârı, bütün hayatı beste yapmakla geçiyor, değil mi, notalarla geçiyor. Şimdi böyle bir insan için, meselâ notaları keşfeden uygarlık, onu kutsal görür, değil mi, onun gibi düşünün.
Fenikeliler burada insan hayatını başlatınca, buraya ilk yerleşmeye başlayınca, bu adayı tabiî isimlendiriyorlar, isim veriyorlar. Fenikeliler’in buraya verdikleri isim, kendi dillerinde, Ortadoğu dili. Fenikeliler Semitik bir kavim. Onların buraya verdikleri isim, Fenike dilinde, kendi dillerinde, bugünkü “İbiza” veya “Eivissa” kelimesinin, isminin etimolojik kökenidir. Fenikeliler buraya “İboşim” ismini veriyorlar, yani “İbesia” ve “İboşim” isimlerini veriyorlar.
Niye “İboşim” ismini veriyorlar? Şimdi tabiî İbrahim Sediyani onları çok sevdiğinden dolayı değil, yani ben onları çok sevdiğimden dolayı benim ismimi vermiyorlar. Biliyorsunuz, antik uygarlıklar çok tanrılıdır, yani günümüzdeki gibi Tek Tanrılı inanç değil, çok tanrılı. Ve bunların bir Tarım ve Bereket Tanrısı var. Tarım ve Bereket Tanrısı, ismi Bes’tir. Bes, Tarım ve Bereket Tanrısı. O’nun adına, O’nun adını veriyorlar. “İ-boş-im” veya “İ-bes-ia”, şu anlama geliyor: “(Tarım ve Bereket Tanrısı) Bes’e Hamdolsun”, “İ-boş-im” yani “Bes’in Adası”, “Bes’in Adası” olsun burası, yani tam olarak “(Tarım ve Ziraat Tanrısı) Bes’in Adası”.
Fenike Kartaca dönemine ait madenî paraların üzerinde de “İboşim” şeklinde yer almıştır.
Bu bir Fenike dili, Fenike dilinde. Ve bu isim ne oluyor? Zamanla her gelen, her buraya egemen olan kültür bunu, bu dili kendine uyarlayarak değiştiriyor. Meselâ, işte Endülüs İslam Medeniyeti döneminde “Yebiza” (يبيزا) idi, yani Arapça’laştırıyor kelimeyi. Müslümanlar adayı fethedince, Fenikeliler’in verdiği “İboşim” (İboşum) isminden esinlenerek, daha doğrusu ismi Arapça’ya uyarlayarak, adaya, Arapça’da “Kuru Toprak” anlamına gelen “Yebiza” adını verdiler. Endülüs İslam Medeniyeti (711 – 1492) yıkıldıktan sonra, İspanyollar “İbiza” yapıyor, İspanyolca’laştırıyor, Katalonlar “Eivissa” yapıyor, Katalon’laştırıyor. Daha önce Romalılar “Ibesium” veya “Ebusus” demiş meselâ, o da Latince’leştiriyor. Yunanlar bunu “Evussos” (Eβυσσος) olarak teleffuz ettiler. 18. ve 19. yy’larda ada İngilizler ve özellikle Kraliyet Donanması tarafından “Ivica” olarak biliniyordu. Ama hepsi de aynı kelimedir aslında, aynı kelimeyi dillerine fonetik olarak uyarlamaya çalışıyorlar. Farzedin ki biz geldik buraya egemen olduk, ismini Kürtçe “Ébese” yaptık, yani “Yeter Artık”, “Ébese”. Ama bu tabiî, orijinali Kürtçe’dir anlamına gelmez, çünkü sonuçta başka dildeki kelimeyi biz Kürtçe’leştiriyoruz. O anlamda düşünün. Ama kelimenin aslı, yani ismin aslı astarı, kökeni, bu Fenike dilindedir, yani “İboşim”. Fenike dilinde.
Burası bir doğal sit alanı. Dağlık, koyluk, muhteşem manzarası olan bir yer. Tam deniz kıyısında.
Burası bir mezarlık. Antik Çağ’dan kalma bir mezarlık. Etrafını kapatmışlar, demir çeperlerle çevrelemişler. İçeri giremiyoruz, tabiî zarar vermesinler diye, doğru bir karar. Sonuçta herkes gelip girse, bu kalıntılar 3000 yıldan günümüze gelmez. Muhteşem bir yer hakikaten.
Burası bir Fenike mezarlığı. Burada Fenikeliler yatıyor, kardeşlerim. Şurada, şu gördüğünüz güzel manzaranın ortasında, 3000 sene önce buraya gelmiş olan Fenikeliler yatıyorlar.
Düşünebiliyor musunuz? Doğu Akdeniz’den, Suriye – Lübnan – İsrail kıyılarından, o ilkel gemilerle buraya kadar gelmişler ve bu adayı ilk kez yerleşime açan kavimdir. Ve onlardan anıtlar, onlardan kalan miraslar arkeolojik çalışmalar sonucu bulunmuştur.
Fenikeliler M. Ö. 654 yılında buraya ayak bastılar. Yani bu adada ilk insan sesinin duyulması, M. Ö. 654. Bundan takriben 2700 yıl önce. Ve bu, Fenikeliler’in sesi. Fenikeli insanlar.
Bunlar önce buraya yerleşiyorlar, bu Sa Caleta denilen koya. Çok güzel bir koy. İbiza şehir merkezinin 9, 5 km batısında. Burdan, daha sonra, M. Ö. 600’lü yıllarda, yani takriben 50 yıl sonra, bugünkü İbiza şehir merkezinin olduğu yere taşınıyorlar. Tabiî taşınmalarının sebebi, doğal sebepler.
1936 – 39 yıllarındaki İspanya İç Savaşı’nda buradaki arkeolojik mirasların çoğu kayboldu, mâlesef. Savaş arkeolojiye de büyük zarar verdi. Alanın kuzeyindeki arkeolojinin büyük bir kısmı, İspanya İç Savaşı sırasında, adanın 1937 ortalarında herhangi bir Cumhuriyetçi saldırıya karşı korunmak için kurulan ayrıntılı savunma sisteminin bir parçası olarak burnun üzerine beton silah mevzileri, tünel ve kulübeler inşâ edildiğinde yok edildi. Bu yapı ne yazık ki bölgedeki hassas arkeoloji dikkate alınmadan inşâ edilmiştir.
Ama burası, 1980’li ve 1990’lı yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, İspanyol ve Katalon araştırmacıların, arkeologların hummalı çalışmaları sonucu bu Fenike mezarlığı ortaya çıkartıldı. 1980’li ve 1990’lı yıllarda İbiza ve Formentera Ada Konseyi (Kat. Consell Insular d’Eivissa i Formentera; İsp. Consejo Insular de Ibiza y Formentera) himayesindeki arkeologlar tarafından ortaya çıkarıldı.
Burada toplam 6 tane mezarlık olduğu tahmin ediliyor. Ama şu anda 4’ü çıkarılmış durumda, 2’si henüz ortaya çıkarılamamış. Burada 1980’li yıllarda başlayan kazılarda yaklaşık 4 hektarlık alanda temel duvarları ve M. Ö. 7. yy’a tarihlenen bir kompleksin kalıntıları bulundu. Bu yerleşimin başlangıçta daha büyük olduğu ve kıyı erozyonu nedeniyle kısmen tahrip olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bunun Fenikeliler’in Akdeniz’in en batısındaki İbiza adasındaki ilk yerleşim yeri olduğuna, daha sonra bugünkü İbiza şehrinin yukarı kasabasındaki Dalt Vila tepesine yerleşmeden önce olduğuna inanılıyor.
Fenikeliler M. Ö. 654 tarihinde buraya, Sa Caleta denen koya yerleşip İbiza Adası’nda ilk insan yaşamını başlattılar. Aradan takriben 50 – 60 yıl geçtikten sonra da, M. Ö. 600 – M. Ö. 590 yıllarında burayı, Sa Caleta’yı tamamen ve kesin olarak terkettiler ve bugünkü İbiza şehrinin bulunduğu yere taşınıp “İboşim” (bugünkü İbiza) şehrinin ilk temelini attılar. Bu yer, uzun vadede Fenikeliler’in bu adada gördükleri organizasyon ve büyüme beklentilerine daha iyi cevap verecekti.
İbiza Körfezi’ndeki ilk yerleşimin niteliğine bakıldığında, navigasyon için basit bir liman molasından bahsedebileceğimiz açıkça görülüyor. Bu yerleşim kurulduğunda, mükemmel doğal limanın yanısıra belirgin topocoğrafik yetenek gibi temel faktörler de dikkate alındı ve çevresindeki bölge büyük tarımsal imkân sağlıyordu. Ayrıca körfezin tüm güney kıyısına hakim olan muhteşem dağ Puig de Vila, bir deniz kalesi inşâsı için mükemmel bir topoğrafyaya sahipti.
İbiza şehrinin yaklaşık 10 km batısında, Es Codolar ile Sa Caleta Körfezi arasındaki sahilde, kayalık bir burun üzerinde bu eski Fenike yerleşim yeri olan Sa Caleta bulunmaktadır. Adanın güney kıyısında, Playa des Codolar ile Puig d’es Jondal arasında küçük bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Bu yarımadanın yüzeyi hafif kıvrımlı fakat ağırlıklı olarak düzdür ve deniz seviyesinden maksimum 17, 29 m yüksekliğe sahiptir. Kuzeydoğu köşesine doğru akan ve kış ve sonbaharda fırtınalara ve önemli dalgalara neden olan güney, güneybatı ve batı rüzgârlarından korunan küçük bir koy oluşturan bir sel ile anakaradan ayrılır. Bu nedenle Fenikeliler tarafından doğal liman olarak hizmet veren bu koy, günümüzde bile balıkçı teknelerinin sığınağıdır. Sa Caleta’nın doğu yakasındaki küçük koy, bir zamanlar Fenikeli yerleşimcilerin yoğun doğal limanıydı. Bugün hâlâ birkaç yerel balıkçı teknesi ve ara sıra gezi tekneleri tarafından kullanılmaktadır.
Konum seçiminde bir etken de adanın doğal tuz bataklıklarına yakınlığıydı. Fenikeliler bu değerli doğal metadan yararlandılar. Bataklığın içindeki sığ deniz suyu havuzları, adanın tadını çıkardığı sıcak yaz güneşinin altında buharlaşarak, geride tuz kristallerinden oluşan parlak bir kabuk bırakırdı. Fenikeliler bu yatakları toplayarak adanın ilk ticarî girişimini başlattılar. Yerleşimciler ayrıca balıkçılık, fırıncılık, dokuma ve metal işleme gibi diğer faaliyetlerle de uğraşıyordu ve bunların tümü adanın yetersiz yerel üretimini desteklemek için ticaret amaçlı kullanılıyordu.
Akdeniz’deki Fenike kolonizasyonunda İbiza, Doğu’nun metropollerinden buraya temel bir mola noktasıydı ve bu nedenle Fenikeliler’in adaya yerleşmeleri Fenike halkının gelişimi için çok önemli bir olguyu oluşturuyordu. Ve ticaretin, Fenike yazısının ve kültürünün yardımıyla İbiza Adası tarihe geçti. İbiza’nın kurulmasıyla birlikte Fenikeliler, Batı Akdeniz’in tamamını ve Cebelitarık (Cebel-i Tariq; Gibraltar) Boğazı’nı kontrol altına aldılar. Valencia ve Katalonya kıyılarının ve iç kesimlerinin yerli halkıyla ticaret yapma konusunda rakipsiz bir konuma sahip idiler
Sa Caleta, 10 Ekim 2022
Thanks very interesting blog!