“Sadece Filistin için Ağlarken Rojava’ya Kör ve Sağır Olmak” başlıklı yazıma gerek sosyal medya üzerinden gerekse çevremdeki tanıdıklarımdan bazı eleştiriler aldım.
Bunlardan biri, “Filistin ve dîn” meselesini Rojava ile kıyaslamamdı. Doğrusu mazlumun dîni sorulmaz diye biliyorum. Benim için hangi dîne mensup oldukları önemli değil, zûlme uğramış bir halkın mazlumiyeti önemli.
Peki Filistin ve İsrail sorunu dînî bir sorun mu? Filistin halkının verdikleri mücadele acaba dîn için mi, yoksa topraklarını korumak için mi bu mücadeleyi veriyorlar? Biraz bunun üzerinde durmamız, daha sağlam bir duruş sergilememize yardımcı olacaktır.
Filistin için yapılan protestolarda Filistin bayrağını yanlarında bulunduranlar, sanki İslam bayrağıymış gibi taşıyanlar, bayrağın Pan-Arabizm’in dört rengini de taşıdığının farkında olmayacak kadar bilinçsizce hareket ediyorlar. Kürt yazar İbrahim Sediyani’nin de belirttiği gibi, Filistin bayrağının üzerinde yer alan kırmızı renk Haşimîler’i, beyaz renk Emevîler’i, siyah renk Abbasîler’i, yeşil renk ise Fatımîler’i simgelemektedir.
Filistin devletinin kutsal topraklarda olması, ulusal mücadelesinin önplana çıkmasına neden olmaktadır. Acaba diyorum, Kürtler, İsrail’e karşı o kutsal topraklarda ulusal bir mücadele verseydiler, bugün meydanlarda Filistinliler için toplananlar Kürtler için de Kürdistan bayrağını yanlarında bulundururlar mıydı?
Filistinliler’e meşrû olan neden Kürtler’e meşrû değildir?
Kürtler de yurtlarında zûlüm görüyorlar, sürülüyorlar, göçe zorlanıyorlar, köyleri yakılıyor ve talan ediliyor, dilleri yasaklanıyor. Filistinliler’in başından geçenler ziyadesiyle Kürtler’in de başından geçiyor. İslamcılar’a soruyorum: Kürtler’in başından geçenlerin hiç mi dînde bir karşılığı yok? Yoksa milliyetçilik düşüncesi ile doğup büyümüş ve serpilmiş Türk-İslamcı anlayışınızda mı bunun hiçbir karşılığı yok? Öyle anlaşılıyor ki kesinlikle ikincisidir. Filistin devletinin varlığı Ümmet’i parçalamıyor da Kürtler’in kendini yönetmesi mi Ümmet’i parçalayacak?
Eğer Filistin sorunu kutsal toprak sorunu ise, o vakit sadece Yahudîler ve Müslümanlar’ın sorunu değil, Hristiyanlar’ın da sorunu olması gerekirdi. Zirâ Kudüs, İslam ve Yahudîler için olduğu kadar Hristiyanlar için de kutsal bir bölgedir. Geçmişte olduğu gibi onların da hak talep etmesi gerekirdi.
Âyet-i kerîmede Yüce Allah şöyle buyurmuş: “Ve onun ardından İsrailoğulları’na söyledik: ‘O toprak (yurt)ta oturun, âhiret vaadi geldiğinde hepinizi derleyip toplayacağız.” (İsra, 104)
Bu âyete göre, İsrailoğulları’na gelen peygamberlerin çoğunluğunun bulundukları toprakları gözönünde bulundurursak, Yahudîler’in hak sahibi olduklarını kabul etmemiz gerekir. Bu durumda onlar için de kutsal mekândır.
Hristiyanlar için de oranın önemli olmasının nedeni, Hz. İsa’nın Kudüs’te çarmıha gerilmiş olmasıdır. Her ne kadar biz Müslümanlar bu olayı kabul etmesek de onlar buna inanıyor ve Kudüs’ü kutsal biliyorlar. Bu onların da kutsalı.
Müslümanlar için önemi de Hz. Muhammed (sav)’in Mirac hadisesinin gerçekleştiği yer olmasıdır. Dolayısıyla Müslümanlar’ın da kutsalı.
“Kulunu bir gece, Mescîd-i Haram’dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescîd-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 1)
Bu üç semavî dîn için önemli olan Kudüs, aslında ortak kutsal.
Peki Filistin – İsrail sorunu sadece Kudüs ile sınırlı mı? Filistin’i sadece Kudüs ve Gazze ile sınırlandıramayacağımıza göre, hayır!
Filistin’in tümüne yakın toprakları işgal altında ve Filistin halkı haklı olarak bu topraklarını almaya ya da mevcut topraklarını korumaya çalışıyor.
İsrail’in de tek derdi Kudüs değil, “vaadedilmiş topraklar” önemli. Lakin onunla sınırlı kalmamaları, devlet olarak sınırlarını genişletme içinde olduklarını gözler önüne seriyor. Öyleyse onlar için de mesele dîn değil. Ayrıca onların derdi dîn ya da dînî mekân olsaydı, radikal Yahudîler tüm dünyada hükûmet karşıtı protestolar yapmaz, Filistin işgalini kınamazlardı. Aksine destek verirlerdi. Oysa bugün dünyada en etkin yürüyüşleri onlar yapıyor.
Filistinliler’in derdi de Kudüs olsaydı, şimdiye dek bu mücadeleyi tek başlarına vermemeleri gerekirdi, zirâ bunun mücadelesini sadece Filistinliler değil, tüm İslam ülkelerinin vermesi icab ederdi.
Böyle bir tavır var mı? Hayır! Aksine şuan İsrail ile en çok ticaret yapan ülkeler, İslam ülkeleridir. Birinci sırada da Türkiye var. AKP iktidarı ile başlayan trendde, 2002 yılında 1, 41 milyar dolar olan ticaret hacmi 2022’de 8, 91 milyar dolara kadar çıktı.
Hangi İslam ülkesinin halkı, hükûmetlerini, “ya Filistin’e destek verirsin ya da istifa edersin” diye zorlamış? Böyle bir eylem göremezsiniz.
Sahte dîndar hükûmetlerin yönetimindeki Ortadoğu İslam ülkeleri işgal ve şiddetin hapishanesine dönmüş durumda. Bu ceberrut yönetimlerin, yaptıkları zûlmü örtbas etmek amacıyla Filistin sorununu “dîn sorunu” gibi gündemde tutmaya çalışması kendi menfaatleri içindir. Yoksa hiçbirinin ne Filistin ne de dîn diye bir dertleri var.
Eğer sorun dîn olsaydı, neden iki milyar müslüman bir avuç Yahudî ile savaşmıyor? Üstelik ucunda şehîd olmak var, Cennet nimetleri var, o kavuşmayı çok istediğiniz huriler var. Müftüler, imamlar, şeyhler, müritler, ilahiyatçılar, hacılar hocalar, Cennet anlatılırken gözyaşı dökenler, alın size bir fırsat, niçin tepiyorsunuz?
Demem o ki, Filistin sorunu dîn, inanç sorunu olmanın ötesinde, toprakları işgal edilmiş mazlum bir halkın egemenlik sorunudur. Yapabilirseniz onlara zalim işgalci İsrail’e karşı yardım edin. Yapamıyorsanız onları siyasî kaygılarınıza alet etmeyin.
Her ne kadar dînî bir sorun gibi gösterilse de maalesef zayıf halkların dostu yoktur.
Rojava’nın, Güney Kürdistan’ın olmadığı gibi.
HBR ÇALDIRAN
24 EKİM 2023