Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 88

Parveke / Paylaş / Share

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 88

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

     ■ İLK GÜNÂHI KADIN MI İŞLEDİ ERKEK Mİ?

     Tarih: Yeryüzünde insan hayatının ilk günü

     Yer: Bugünkü Kürdistan coğrafyasındaki Diyarbakır (Diyarbekir) ilinde bulunan Hevsel Bahçeleri (Aden Cenneti)

     Kutsal kitaplarda anlatıldığına göre, Tanrı ilk insanlar Hz. Âdem (as) ile Hz. Havva (as)’yı yarattıktan sonra, dünyada bir “Cennet” yaratır ve Âdem’le Havva’yı oraya yerleştirir. (10560)

     “Aden Cenneti”, Musevîlik’in kutsal kitabı “Tevrat”ta “Gan- Eden” (גן עדן) şeklinde (10561), İslam’ın kutsal kitabı “Kur’ân-ı Kerîm”de “Cennet’ul- Adn” (جَنَّاتِ عَدْنٍۜ) şeklinde (10562) geçiyor.

     Bu “Aden Cenneti”nin, bugünkü Kürdistan topraklarının kalbi durumundaki Diyarbakır (Diyarbekir) ilinde bulunan Hevsel Bahçeleri olduğunu, elinizdeki kitabın daha önceki bölümlerinde dînî – ilmî ve bilimsel – tarihî kanıtlarıyla net biçimde ortaya koymuştuk. Yeryüzündeki insan yaşamı, Diyarbakır’daki Hevsel Bahçeleri’nde başlamıştır. (10563)

     Onları Cennet’e yerleştirmeden önce Allah, onlara bütün kelimeleri, her şeyin ismini öğretmiştir. (10564)

     Allah’ın Âdem’le Havva’ya her şeyin ismini Kürtçe olarak öğrettiğini, Allah’ın onlarla Kürtçe konuştuğunu, Âdem’le Havva’nın konuştuğu dilin Kürtçe olduğunu ve Kürtçe’nin yeryüzünde konuşulan ilk dil olup dünyadaki diğer tüm dillerin Kürtçe’den türediğini dile getirmiş pekçok dîn, dînî metin, görüş ve içtihad da bulunuyor. Bunların önemli bir kısmını da, elinizdeki kitabın daha önceki bölümlerinde sizlerle paylaşmıştık. (10565)

     Allah, ilk insanları yeryüzünün (Diyarbakır’ın) toprağından yarattı ve onlarla Kürtçe konuştu. İlk insanlar Hevsel Bahçeleri’nde hayata başladılar ve birbirleriyle Kürtçe konuşuyorlardı.

     Allah onları Hevsel Bahçeleri (Aden Cenneti)’ne yerleştirirken, onlara, Hevsel Bahçeleri’ndeki bütün ağaçların meyvesinden yiyebileceklerini söyleyip, ama sadece bir tane ağacın meyvesine dokunmamaları gerektiğini tembihledi. (10566)

     Ve ilk insanlar Âdem ile Havva, onlar için özel olarak yaratılan Hevsel Bahçeleri (Aden Cenneti)’nde hayata başlıyorlar, yeryüzündeki insan yaşamını başlatıyorlar.

     Şu anki Hevsel Bahçeleri’nin ve Diyarbakır’ın o zamanki halini düşünün: Henüz hiç insan eli değmemiş, hayvanlardan ve bitkilerden başka hiçbir canlı yok, herşey olduğu gibi doğal…

     Ve iki tane insan, ilk insanlar, oraya yerleştiriliyor ve böylece insan hayatı başlıyor…

     İlk günler herşey güzel gidiyor. Âdem’le Havva diledikleri her çeşit meyveyi ve sebzeyi yiyor, hiçbir sıkıntı ve ihtiyaçları olmadan istedikleri gibi yaşıyorlar.

     Eh tabiî, “Diyarbakır’da aşk başkadır”, Âdem’le Havva oldukça mutludurlar. Nasıl mutlu olmasınlar ki? Elektrik faturası yok, ev kirası yok, işsizlik sorunu yok, devlet zûlmü yok, jandarma baskısı yok, örgüt terörü yok, siyasî partilerin ve derneklerin zımbırtısı yok…

     Ama bu mutluluk uzun sürmüyor. Tâ ki “o gün”e dek. Cennet’e yerleştirilmeden önce, Allah’ın onlara yasaklamış olduğu ağaca yaklaşıp, “yasak meyve”yi yiyene dek.

     Bu “yasak meyve”nin, hangi ağacın meyvesi olduğunu / olabileceğini, elinizdeki kitabın bir önceki bölümünde ele almış ve tartışmış, bu konudaki farklı görüş ve inançları, değişik meyve sebzeleri, siz sevgili okurların sofrasına koymuştuk. (10567)

     Tevrat’a göre, Âdem’le Havva’yı kandırıp onların “yasak meyve”yi yemelerini sağlayan, Cennet’teki bir hayvandır, yılandır. (10568) Kur’ân’a göre ise, bunu yaptıran Şeytan (İblis; Azazil)’dır. (10569) Aynı şekilde, Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı “Mushafa Reş”e göre de, bunu yaptıran Şeytan (İblis; Azazil)’dır. (10570)

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’ta olay şöyle anlatılır:

וְהַנָּחָשׁ֙ הָיָ֣ה עָר֔וּם מִכֹּל֙ חַיַּ֣ת הַשָּׂדֶ֔ה אֲשֶׁ֥ר עָשָׂ֖ה יְהוָ֣ה אֱלֹהִ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ אֶל־הָ֣אִשָּׁ֔ה אַ֚ף כִּֽי־אָמַ֣ר אֱלֹהִ֔ים לֹ֣א תֹֽאכְל֔וּ מִכֹּ֖ל עֵ֥ץ הַגָּֽן׃ וַתֹּ֥אמֶר הָֽאִשָּׁ֖ה אֶל־הַנָּחָ֑שׁ מִפְּרִ֥י עֵֽץ־הַגָּ֖ן נֹאכֵֽל׃ וּמִפְּרִ֣י הָעֵץ֮ אֲשֶׁ֣ר בְּתֹוךְ־הַגָּן֒ אָמַ֣ר אֱלֹהִ֗ים לֹ֤א תֹֽאכְלוּ֙ מִמֶּ֔נּוּ וְלֹ֥א תִגְּע֖וּ בֹּ֑ו פֶּן־תְּמֻתֽוּן׃ וַיֹּ֥אמֶר הַנָּחָ֖שׁ אֶל־הָֽאִשָּׁ֑ה לֹֽא־מֹ֖ות תְּמֻתֽוּן׃ כִּ֚י יֹדֵ֣עַ אֱלֹהִ֔ים כִּ֗י בְּיֹום֙ אֲכָלְכֶ֣ם מִמֶּ֔נּוּ וְנִפְקְח֖וּ עֵֽינֵיכֶ֑ם וִהְיִיתֶם֙ כֵּֽאלֹהִ֔ים יֹדְעֵ֖י טֹ֥וב וָרָֽע׃

וַתֵּ֣רֶא הָֽאִשָּׁ֡ה כִּ֣י טֹוב֩ הָעֵ֨ץ לְמַאֲכָ֜ל וְכִ֧י תַֽאֲוָה־ה֣וּא לָעֵינַ֗יִם וְנֶחְמָ֤ד הָעֵץ֙ לְהַשְׂכִּ֔יל וַתִּקַּ֥ח מִפִּרְיֹ֖ו וַתֹּאכַ֑ל וַתִּתֵּ֧ן גַּם־לְאִישָׁ֛הּ עִמָּ֖הּ וַיֹּאכַֽל׃ וַתִּפָּקַ֙חְנָה֙ עֵינֵ֣י שְׁנֵיהֶ֔ם וַיֵּ֣דְע֔וּ כִּ֥י עֵֽירֻמִּ֖ם הֵ֑ם וַֽיִּתְפְּרוּ֙ עֲלֵ֣ה תְאֵנָ֔ה וַיַּעֲשׂ֥וּ לָהֶ֖ם חֲגֹרֹֽת׃

“Rabb Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.’ Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” (10571)

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’taki bu âyetlere göre, kandıran yılan, kandırılan Havva’dır. Yılan Havva’yı, Havva da kocası Âdem’i kandırıyor. Tevrat açık şekilde böyle anlatıyor.

     Fakat İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş olayı tamamen farklı hatta tam tersi anlatıyorlar. Kur’ân’a ve Mushafa Reş’e göre, kandıran yılan değil Şeytan, kandırılan da Havva değil Âdem’dir.

     İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de olay şöyle anlatılır:

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِࣕ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهٖ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِؕ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

“Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı da bulundukları yerden onları çıkardı. Biz de ‘Birbirinize düşman olmak üzere inin! Bir zamana kadar sizin için yeryüzünde kalacak bir yer ve ihtiyaç maddeleri vardır’ dedik.

Bunun üzerine Âdem Rabb’inden bazı kelimeler aldı; Rabb’i de onun tevbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tevbeleri kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır.” (10572)

فَوَسْوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيْطَـٰنُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُۥرِىَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَـٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ ٱلْخَـٰلِدِينَ ⁎ وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّـٰصِحِينَ

وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّـٰصِحِينَ ⁎ فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍۢ ۚ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۖ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ

“Derken Şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve ‘Rabb’iniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı’ dedi. Onlara, ‘Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim’ diye de yemin etti.

Böylece ikisini de ayartmış oldu. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rabb’leri onlara, ‘Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve Şeytan’ın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?’ diye seslendi. Dediler ki: ‘Ey Rabb’imiz! Biz kendimize zûlmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’(10573)

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍۢ لَّا يَبْلَىٰ

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ

“Derken, Şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: ‘Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?’

Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini Cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.” (10574)

     Kur’ân’daki bu âyetlerde, “kandıran”ın Şeytan (İblis; Azazil) olduğu net biçimde anlaşılıyor. Yılanın veya başka bir hayvanın bahsi dahi geçmiyor.

     Peki, “kandırılan” kim? “Âraf” sûresindeki anlatımda bu tam belli değil; ikisi birden kandırılıyor gibi anlatılmış. Fakat “Baqara” ve “Tâhâ” sûrelerindeki anlatımda, Şeytan tarafından kandırılıp yasak meyveyi yiyen kişinin Âdem olduğu açık şekilde belli olmakta. Özellikle “Tâhâ” sûresinde, Şeytan’ın kandırdığı kişinin Havva değil Âdem olduğu açık ve net bir biçimde anlaşılıyor.

     Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş’te de, Şeytan (İblis; Azazil)’ın kandırdığı kişi Âdem’dir. Kaldı ki, Mushafa Reş’teki anlatımda, Cennet ve ordan kovuluş hikâyesinde Âdem tek insandır, Havva yoktur. Havva, Âdem Cennet’ten kovulduktan sonra yaratılıyor.

     Mushafa Reş’te olay şöyle anlatılır:

     “Azazil, çok sevdiği Allah ile arasına küskünlük girmesine sebep olduğu için, Âdem’e kin tuttu. Âdem’den bunun intikamını almak için fırsat kolluyordu.

     Yüz yıl sonra Azazil, Allah’a dedi ki, ‘Âdem nasıl çoğalacak? Soyu nerede?’ Bunun üzerine Allah, ‘Bu işi sana tevdi ediyorum, seni görevlendiriyorum’ dedi.

     Sonra Azazil Âdem’i kandırmak için Cennet’e geldi ve O’na, ‘Buğdayı yedin mi?’ diye sordu. Âdem, ‘Hayır, çünkü Allah bana buğdayı yememi yasakladı’ cevabını verdi. Bunun üzerine Azazil, ‘Sen buğdayı yersen senin için çok güzel olacak, o zaman sana daha güzel şeyler veilecektir’ dedi. Âdem bu sözlere kanarak buğdayı yedi ve karnı şişti. Azazil de Âdem’i Cennet’ten çıkardı ve yeryüzüne indirdi. Ondan sonra kendisi tekrar göğe yükselip Cennet’e oturdu.” (10575)

     Mushafa Reş’teki bu âyetlerde, “kandıran”ın Şeytan (İblis; Azazil), “kandırılan”ın ise Âdem olduğu net biçimde anlaşılıyor.

     İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş, ilk insanı “yasak meyve”yi yemesi için kandıranın Şeytan olduğunu söylerken, Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’ın bunu bir yılanın yaptığını anlatması, garip bir durumdur. Bunun sebebi ne olabilir?

     Tevrat’ta geçen ifadeleri etimolojisiyle birlikte derinlemesine inceleyen teologlar ve dilbilimciler, kadına (Havva’ya) ilk yaratıldığında “İşah” isminin verildiğini, daha sonra Cennet’teki bahçe hikâyesi tamamlandıktan sonra “Hawwah” (Havva, Eva) isminin verildiğini söylerler. Bu kelime, “Hawwah” kelimesi ise “yaşam” anlamına gelir. Fakat tamamen alakasız bir benzerlik sonucu İbranice’de “hawwah” sözcüğü aynı zamanda “yılan” anlamına da geldiği için, Yahudî dîn bilginleri buradan yola çıkarak bir “yılan hikâyesi” uydurmuşlar ve uydurdukları bu yılan figürünü Âdem’le Havva’nın Cennet’ten kovuluş hadisesine eklemişlerdir. (10576)

     Akademisyenlere ve araştırmacılara göre, Tevrat’ın “Tekvin, 3” bölümündeki bu anlatım, bölümün şiirsel hitapları, hayatın paradokslarını ve sert gerçeklerini sorgulayan spekülatif bir bilgeliğe aittir. Bu karakterizasyon anlatının formatı, ortamı ve olay örgüsüne göre belirlenir. “Tekvin, 3”ün biçimi aynı zamanda çeşitli kelime oyunları ve çift anlamlı kelimelerin kullanıldığı sözcük dağarcığıyla da şekillenmiştir. (10577) Kadın, Tanrı’nın emrine doğrudan karşı çıkan yılanın şartlarına göre diyaloğa çekilir. (10578)

     Âdem’i veya Havva’yı veyahut Âdem’le Havva’yı kandıran Şeytan mı yoksa yılan mı? Bu tartışma insanlık tarihi kadar eskidir. Tevrat’a göre yılandır, Kur’ân’a ve Mushafa Reş’e göre Şeytan’dır. Ama bu tartışmada çok ama çok garip olan birşey var ki, o da Hristiyanlık’ın kutsal kitabı “İncil”de geçen bir ifadedir. İncil’in “Vahiy” kitabında, iki yerde, “İblis ya da Şeytan denen o eski yılan” şeklinde oldukça tuhaf bir ifade vardır:

በሰማይም ጦርነት ተነሳ፦ ሚካኤልና*+ መላእክቱ ከዘንዶው ጋር ተዋጉ፤ ዘንዶውና መላእክቱም ተዋጓቸው፤ ነገር ግን አልቻሏቸውም፤* ከዚያ በኋላም በሰማይ ስፍራ አልተገኘላቸውም። ስለሆነም ታላቁ ዘንዶ+ ይኸውም መላውን ዓለም እያሳሳተ ያለው+ ዲያብሎስና+ ሰይጣን+ ተብሎ የሚጠራው የጥንቱ እባብ+ ወደ ታች ተወረወረ፤ ወደ ምድር ተጣለ፤+ መላእክቱም ከእሱ ጋር ተወረወሩ።

“Gökte savaş oldu. Mikail’le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha – İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan – melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.” (10579)

እኔም የጥልቁን ቁልፍና+ ታላቅ ሰንሰለት በእጁ የያዘ አንድ መልአክ ከሰማይ ሲወርድ አየሁ። እሱም ዘንዶውን+ ያዘውና ለ1,000 ዓመት አሰረው፤ ይህም ዘንዶ ዲያብሎስና+ ሰይጣን+ የሆነው የጥንቱ እባብ+ ነው።

ደግሞም ይህ 1,000 ዓመት እስኪያበቃ ድረስ ከእንግዲህ ሕዝቦችን እንዳያሳስት ወደ ጥልቁ+ ወረወረውና ዘጋበት፤ በማኅተምም አሸገው። ከዚያ በኋላ ለጥቂት ጊዜ ሊፈታ ይገባዋል።

“Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı – İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı – yakalayıp bin yıl için bağladı.

Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye O’nu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.” (10580)

     İncil’deki bu metinde, “İblis ya da Şeytan denen o eski yılan” denilerek, sanki ikisinin aynı şey olduğu anlatılmaktadır. Hakikaten çok garip bir ifade bu.

     Şeytan’ın yılan kılığına girerek insanı kandırdığını ve yasak meyveyi yedirdiğini, yani Cennet’teki o yılanın aslında yılan kılığına girmiş olan Şeytan olduğunu söyleyen apokalip yorumlar da vardır. Burada Havva’yı kandıran bir hayvandan, yılandan sözedilir ve daha çok yorumlarda bu yılanın Şeytan’ın kılık değiştirmiş şekli olduğu kabul edilir. Şeytan, Havva’yı kandırmak için yılan kılığına girmiştir. (10581)

     Yahudî apokrif metinlerinde geçen, Şeytan’ın yılan kılığına girerek Cennet’e girmesi gibi fantastik bir anlatım, İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân’daki Âdem – Havva kıssasında yer almaz. Fakat yine de, çok gariptir ki, bazı Kur’ân tefsirlerinde “İblis’in yılanın karnında Cennet’e girdiği” şeklinde yer almıştır ve bu şaşırtıcı durum, “Müslüman müfessirlerin, Kur’ân kıssasıyla Tevrat’taki kıssayı meczetme çabaları” olarak yorumlanmıştır. (10582) Ancak Yahudî apokrif metinlerde yer alan, Şeytan’ın yılanı kullanmak suretiyle Cennet’e girmiş olduğu anlatısı, İslam âlimlerinin betimlemelerinden çok önce Eski Ahit apokrifasında kullanılmıştır. (10583) Üstelik bu metinde Şeytan’ın yalnızca Havva’yı değil, aynı zamanda Tanrı’yı da kandırması anlatılır:  “… Sonra Şeytan, bir melek sûretinde geldi ve Tanrı’ya melek olarak ilahî okudu.” (10584) Tanrı, Cennet’in dışında olması gereken Şeytan’ın melek sûretinde gelip kendisini kandırmasını farkedemez. 

     Eski Ahit yani Tevrat, Âdem ile Havva yaratıldıktan sonra, bu ilk insan çiftinin Tanrı tarafından Cennet’e konulduğunu, orada her türlü yemişi yemelerinin serbest bırakıldığını ancak sadece bir ağaça dokunmamaları gerektiğinin kendilerine bildirildiğini, lakin bu çiftin bir yılan tarafından kandırılarak o yasak meyveden yediklerini ve böylece Tanrı tarafından cezalandırılan bu ilk insan çiftinin Cennet’ten kovulduğunu, yeryüzündeki insan yaşamının da bu şekilde başladığını anlatır. (10585) Fakat Yeni Ahit yani İncil de ilk başta böyle söylerken (10586), daha sonraki anlatımlarında, “yılan” nitelemesini kullanmakla birlikte, Cennet’te Âdem’le Havva’yı kandıran o yılanı Şeytan olarak değiştirir ve o ilk insan çiftini kandıranın Şeytan olduğunu anlatır. Bunu da hem “yılan” hem “Şeytan” kelimelerini zikrederek ve fakat “yılan” nitelemesini sıfat haline dönüştürerek, “İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan” şeklinde dile getirir. (10587) Dahası, daha sonra gelen Kur’ân da, Tevrat gibi değil İncil gibi, bunun Şeytan olduğunu anlatmaktadır. (19588) Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş de böyle anlatmakta. (10589)

     Hristiyanlar, İncil’in “Vahiy” kitabında Şeytan’ın “o eski yılan” şeklinde (10590) nitelendirilmesi nedeniyle, Cennet Bahçesi’ndeki isimsiz yılanı geleneksel olarak Şeytan olarak yorumlamışlardır. (10591) Bununla birlikte, bu âyet muhtemelen Şeytan’ı, Tevrat’ta Yahova (Tanrı) tarafından yok edileceği kehanet edilen canavarca bir deniz yılanı olan Livyatan ile özdeşleştirmeyi amaçlamaktadır. (10592)

     Hristiyan ilahiyatında, Şeytan’ı Cennet Bahçesi’ndeki yılanla özdeşleştiren ilk kayıtlı kişi, 2. yy’da yaşayan ve Patristik felsefenin ilk döneminin adı anılmaya değer apolojistlerinden biri olan Filistinli dîn bilgini ve filozof Şehîd İustin (100 – 65)’dir. (10593) Bu tanımlamadan bahseden diğer erken dönem kilise babaları arasında, aslen Kürdistanlı olup pagan bir Kürt ailenin çocuğu olan (bunu bizzat kendi yazdığı metinlerden anlıyoruz) ancak kendisi bir Hristiyan rahibi olup Antakya başpiskoposu olarak dönemin modasına uygun şekilde Latince isim kullandığı için Kürt olduğu pek bilinmeyen Antakyalı Teofilos (? – 183) ve Kartacalı (bugünkü Tunus) erken dönem Hristiyan kilise babası yazarlardan ve bir Berberî olan Tertulyan veya Latince tam adıyla Quintus Septimius Florens Tertullianus (155 – 230) yer alır. Bununla birlikte, Erken Hristiyan Kilisesi, “Logos Alēthēs” (Λόγος Ἀληθής) adlı incelemesinde, “En büyük Tanrı’nın, kapasitesini kısıtlayan bir düşmanı olduğunu söylemek, küfürdür” iddiasında bulunan Yunan pagan filozof Kélsos (? – 177) gibi paganların muhalefetiyle karşılaştı. Pagan filozof Kélsos, “Hristiyanlar’ın Tanrı’nın krallığını dinsizce böldüklerini, sanki Tanrı’ya düşman olanlar da dahil olmak üzere ilahî içinde karşıt gruplar varmış gibi, içinde bir isyan yaratarak” diyordu. (10594)

     Ancak “kandıranın” kim (Şeytan mı yılan mı) olduğundan ziyade, “kandırılanın” kim (Havva mı Âdem mi) olduğu bence çok daha önemli bir konu ve daha ciddi bir tartışmadır.

     Evet, “kandırılan” kim? İnsanların bilinçaltına böyle yerleştirildiği için birçoğunun inandığı gibi kadın (Havva) mı gerçekten, yoksa aslında erkek (Âdem) mi?

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’a bakarsak, net olarak Havva’dır. (10595) Fakat İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’e ve Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş’e baktığımızda, görüyoruz ki aslında Âdem’dir. (10596) Bu her üç kutsal kitaptaki konuyu anlatan âyetleri yukarıda sizlere aktarmıştık.

     Tevrat yorumcularından bazılarının görüşüne göre, yılan Âdem’den çok Havva’ya yaklaştı, çünkü Âdem Tanrı’nın sözünü kendi kulaklarıyla duymuştu, oysa Havva’nın elinde yalnızca onun raporu vardı. Âdem, yaratılışından önce Cennet Bahçesi’ni korumak ve muhafazâ etmekle görevlendirilmiştir. Tanrı, Âdem’e yasak meyveyi yememesini emrettiğinde, Havva orada değildir. Her ne kadar O’nun bu emrin farkında olduğu açık olsa da Havva meyvenin tadına baktı ve ölüme mahkum olduğunu hemen anladı; kendi kendine, Âdem’in de ölmesi ve yerine başka bir kadın almaması için O’nu yemesi için kandırmasının daha iyi olduğunu söyledi. Âdem ne yaptığının farkında olmadan meyveyi yedi ve kederle doldu. (10597)

     Nitekim Tevrat’taki anlatıma baktığımızda, Tanrı Âdem’i Cennet’e yerleştirmeden önce, kendisine bir ağacın meyvesini yasakladığında (10598), Havva henüz yoktur, yaratılmamıştır. Âdem Cennet’e yerleştikten sonra orada uyurken, Havva O’nun “kaburga kemiği”nden yaratılıyor. (10599)

     Ancak bu bakış açısının mantıklı hiçbir tarafı yoktur. Çünkü Tevrat’taki anlatımda, yılan Havva’ya yaklaşıp, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sorduğunda, Havva, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz. Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi” diyor. (10600) Yani Havva’nın yasaktan haberi var.

     Tevrat ve “Talmud”un ilk kapsamlı tefsirlerinin müfessiri olan dünyaca ünlü Yahudî dîn âlimi Raşi ya da tam adıyla Rabbi Şlomo ben Yitzak (1040 – 1105)’a göre günâh, Havva’nın ilahî emre ek bir madde eklemesi nedeniyle ortaya çıktı: “Sen de ona dokunmayacaksın.” Havva bunu söyleyerek Tanrı’nın emrini artırdı ve Kutsal Yasa’daki “O’nun sözlerine bir şey eklemeyin” (10601) emri çiğnenmiş oldu. (10602)

     Ancak “The Legends of the Jews” (Yahudîler’in Efsaneleri) adlı eserde anlatıldığına göre, Yahudî efsanelerinde, Tanrı’nın yalnızca meyvenin yenilmesinden bahsetmesine rağmen, Havva’nın ağaca dokunmasını dîndar bir şekilde yasaklayan kişi Âdem’di. (10603)

     “Talmud”daki bir iddiâya göre, Havva meyveyi hayvanlara da yedirmiş ve bu da onların ölümlerine yol açmıştır. (10604)

     Erken dönem haham literatürü, Havva’yı daha az olumlu bir şekilde tasvir eden gelenekleri de içerir. “Bereşit Rabbah”a göre Âdem, Havva’nın kendisiyle sürekli tartışmalara gireceğinin kaderinde olduğunu hemen farkeder. (10605) Havva, ilahî çabalara rağmen “kibirli”, “çapkın”, “kulak misafiri”, “dedikoducu”, “kıskançlığa yatkın”, “hafif parmaklı” ve “geveze” olarak nitelenir. (10606)

     Benzer bir dizi suçlama aynı bölümün başka satırlarında da geçiyor. Buna göre Havva’nın topraktan değil, Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması, O’nu Âdem’den aşağı kılıyor ve hiçbir zaman hiçbir şeyden tatmin olmuyor. Havva’ya atfedilen en büyük kötülükler bu satırlarda karşımıza çıkıyor. Bu bölümde Havva ve O’nun şahsında tüm kadınların hatta kadınlığın nasıl aşağılandığını görüyoruz:

     “Bir kadın neden başı örtülü olarak dışarı çıkarken, bir erkek neden başı açık dışarı çıkar? Yanlış yapan ve insanlardan utanan biri olduğu için; bu nedenle başı örtülü olarak dışarı çıkıyor. Onlar (kadınlar) neden (cenazede) cesedin önünde yürüyorlar? Dünyaya ölüm getirdikleri için, cesedin önünde yürürler. (Kutsal Yasa’da yazıldığı gibi) ‘Çünkü o mezara götürülür… ve ondan önce sayısız insan olduğu gibi, bütün insanlar onun peşinden gider’ (Tevrat, Eyyûb, 21:32). Peki neden ona ‘nidah’ (hayız) emri verildi? Çünkü o, Âdem’in kanını (ölümüne neden olarak) döktü, bu nedenle ona hayız emri verildi. Peki ona neden ‘xalah’ (hamur) emri verildi? Çünkü o, dünyanın hamuru olan Âdem’i yozlaştırdı, dolayısıyla ona verilen, hamur emri oldu. Peki ‘nerot Şabbat’ (Şabbat ışıkları) emri ona neden verildi? Âdem’in rûhunu söndürdüğü için, ona Şabbat ışıklarının emri verildi.” (10607)

     Buna ek olarak, hakikaten inanması güç ve tam anlamıyla mide bulandırıcı ama, erken dönem haham literatüründe Havva’nın çeşitli cinsel ihlallerle suçlandığı çok sayıda örnek de bulunuyor. Tevrat’ın “Tekvin” kitabında “Kocana istek duyacaksın” (10608) denildiği için, Havva hahamlar tarafından aşırı gelişmiş bir cinsel dürtüye sahip olmakla (10609) ve sürekli Âdem’i baştan çıkarmakla (10610) suçlanır. Bununla birlikte, metinsel popülerlik ve yayılma açısından, Havva’nın Cennet’teki o ilkel yılanla çiftleştiğini dahi söyleyecek kadar zıvanadan çıkmışlardır ve hatta bunlar O’nun diğer cinsel ihlallerine göre önceliklidir. Bu anlatım oldukça rahatsız edici ve iğrenç olmasına rağmen “Talmud”un birçok yerinde ve başkaca Yahudî metinlerinde aktarılıyor. (10611)

     Âdem ve Havva’nın hayatına dair anlatımların en önemli olayı, işledikleri o “ilk günâh”tır, şüphesiz. Bu “ilk günâh”, Yahudî apokrif metinlerinden “Apocalypse” ve “Vita”ya göre, Tanrı’yla eşdeğer olma ve açgözlülükten kaynaklanmaktadır. Nitekim yılan (Şeytan) Havva’yı kandırırken, meyveyi yediği takdirde “Tanrılar gibi olacağını” söyleyerek kandırır. (10612) Kendisi de Âdem’e secdeyi reddetmesi sonrasında Tanrı’nın kendisine gazap edecek olmasına aldırmadığını, kendisinin de göğün üzerine taht kurup “En Yüce gibi olacağını” söyler. (10613)

     Metinlere göre Şeytan’ı da insanı da günâha yönlendiren şey aynıdır: Kibir, açgözlülük ve “Tanrı gibi olma” arzusu. Her ne kadar Tevrat’ta da Havva suçlanmakla birlikte, doğrudan kadının suçlanması daha çok apokrif metinlerdedir. Yahudî apokrif metinlerine göre, yeryüzüne günâhı getiren, bir kadındır. (10614)

     Kadının suçlanması ve kötülenmesi, dînî metinlerde saymakla bitmez. Örneğin; M. Ö. 200 – M. Ö. 175 yılları arasında Kudüslü Yahudî kâtib Ben Sirax ya da tam adıyla Şimon ben Yeşua ben Eliezer ben Sirax (? – ?) tarafından kaleme alınan ahlakî bir öğreti kitabı olan “Sirax Bilgeliği” (חוכמת סירח)’ndeki anlatıda, “Günâh bir kadınla başlamıştır; onun yüzünden hepimiz öleceğiz” cümlesi yer alır. (10615)

     Bir başka apokrif metin olan “Pseudo-Philo” (קדמוניות המקרא)’da ise Havva’nın yılan tarafından aldatıldığı ve sonra da ölümün insanlık için takdir edildiği söylenir. (10616)

     Hristiyanlık inancı ve Hristiyan ilahiyatı da tamamen Tevrat ve Eski Ahit üzerine şekillendiğinden, “ilk günâh” kadının (Havva’nın) üzerine yıkılmış, kadın, “günâhı başlatan kişi” yapılmıştır ve suçlanan direk olarak kadın hatta kadınlık olmuştur. Hem de ne suçlama!? Bu inancın / öğretinin gereği olarak kadın, yüzyıllar boyunca Hristiyan dünyasında insan yerine bile konulmamış, “cadı” olarak görülmüş ve yer yer acımasızca yakılmıştır da. Avrupa’daki Reform ve Rönesans hareketlerine dek ve Feminizm’in haklı mücadelesinin belli kazanımlar elde etmesine kadar, Hristiyan dünyasında kadının hiçbir değeri yoktur ve her türlü aşağılanmanın hedefidir.

     Ama ilginçtir ki, Eski Ahit (Tevrat)’in aksine Yeni Ahit (İncil), Cennet’te Şeytan’ın (veya yılanın) kandırdığı ve böylece “yasak meyve”yi yiyip “ilk günâhı işleyen” kişinin Havva değil Âdem olduğunu söyler aslında. Buyurun bu pasajlar İncil’den:

ስለሆነም በአንድ ሰው አማካኝነት ኃጢአት ወደ ዓለም ገባ፤+ በኃጢአትም ምክንያት ሞት መጣ፤ ሁሉም ኃጢአት ስለሠሩም ሞት ለሰው ሁሉ ተዳረሰ።

ሕጉ ከመሰጠቱ በፊት ኃጢአት በዓለም ላይ ነበርና፤ ሆኖም ሕግ በሌለበት ማንም በኃጢአት አይጠየቅም።+ ይሁንና አዳም ትእዛዝ በመተላለፍ የሠራውን ዓይነት ኃጢአት ባልሠሩት ላይም እንኳ ሳይቀር ከአዳም ጀምሮ እስከ ሙሴ ድረስ ሞት በሁሉ ላይ ነገሠ፤ አዳም በኋላ ለሚመጣው አምሳያ ነበር።+ ሆኖም ስጦታው ያስገኘው ነገር በደሉ ካስከተለው ነገር የተለየ ነው። ምክንያቱም በአንድ ሰው በደል ብዙዎች ሞተዋል፤ ይሁንና የአምላክ ጸጋና ነፃ ስጦታው በአንዱ ሰው በኢየሱስ ክርስቶስ ጸጋ+ አማካኝነት ለብዙ ሰዎች ወደር የሌለው* ጥቅም አስገኝቷል!+ በተጨማሪም ነፃ ስጦታው ያስገኘው ውጤት የአንዱ ሰው ኃጢአት+ ካመጣው ውጤት የተለየ ነው። ምክንያቱም አንድን በደል ተከትሎ የመጣው ፍርድ ኩነኔን አስከትሏል፤+ ብዙዎች በደል ከፈጸሙ በኋላ ግን አምላክ ጻድቃን እንዲባሉ የሚያስችል ስጦታ ሰጥቷል።+ በአንድ ሰው በደል የተነሳ ሞት በዚህ ሰው በኩል ከነገሠ+ የአምላክን የተትረፈረፈ ጸጋና የጽድቅን ነፃ ስጦታ የሚቀበሉትማ+ በአንዱ ሰው በኢየሱስ ክርስቶስ አማካኝነት+ ሕይወት አግኝተው ነገሥታት+ ሆነው እንደሚገዙ ይበልጥ የተረጋገጠ ነው!

ስለዚህ አንድ በደል ሁሉም ዓይነት ሰዎች እንዲኮነኑ እንዳደረገ ሁሉ+ አንድ የጽድቅ ድርጊትም* ሁሉም ዓይነት ሰዎች ጻድቃን ናችሁ ተብለው ለሕይወት እንዲበቁ ያስችላል።+ ምክንያቱም በአንዱ ሰው አለመታዘዝ ብዙዎች ኃጢአተኞች እንደሆኑ ሁሉ+ በአንዱ ሰው መታዘዝም ብዙዎች ጻድቃን ይሆናሉ።+

ሕጉ የመጣው ሰዎች ብዙ በደል እንደሚፈጽሙ ለማሳየት ነው።+ ይሁን እንጂ ሰዎች ብዙ ኃጢአት ሲፈጽሙ አምላክ ታላቅ ጸጋ አሳያቸው። ይህ የሆነው ለምንድን ነው? ኃጢአት ከሞት ጋር እንደነገሠ+ ሁሉ በጌታችን ኢየሱስ ክርስቶስ በኩል የዘላለም ሕይወት ይገኝ ዘንድ ጸጋ በጽድቅ አማካኝነት እንዲነግሥ ነው።+

“Günâh bir insan aracılığıyla, ölüm de günâh aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günâh işledi.

Kutsal Yasa’dan önce de dünyada günâh vardı; ama yasa olmayınca günâhın hesabı tutulmaz. Oysa ölüm Âdem’den Musa’ya dek, gelecek Kişi’nin örneği olan Âdem’in suçuna benzer bir günâh işlememiş olanlar üzerinde de egemendi. Ne var ki, Tanrı’nın armağanı Âdem’in suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrı’nın lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesih’in lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı. Tanrı’nın bağışı o tek adamın günâhının sonucu gibi değildir. Tek suçtan sonra verilen yargı mahkûmiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı. Çünkü ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrı’nın bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir.

İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günâhkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır.

Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günâhın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı. Öyle ki, günâh nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Tanrı’nın lütfu da Efendimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam vermek üzere doğrulukla egemenlik sürsün.” (10617)

     İncil’deki bu pasajlarda, “ilk günâhı” işleyenin kadın değil erkek olduğu açıkça anlaşılıyor. Şeytan’ın (veya yılanın) kandırması sonucu “yasak meyve”yi yiyen kişi Havva değil Âdem’dir. İncil’deki bu pasajlarda bu net biçimde okunabilmekte.

     Zaten Hristiyanlık inancına göre, Tanrı “Kendi Oğlu”nu, yani Hz. İsa (as)’yı, insanlığın işlediği o “ilk günâh”ı temizlemek ve böylece kullarını affetmek için dünyaya “kurbanlık kuzu” gibi göndermemiş miydi? Evet, bunun için!

ከዚህም በተጨማሪ የክርስቶስ ኢየሱስ የሆኑት ሥጋን ከመጥፎ ምኞቱና ፍላጎቱ ጋር በእንጨት ላይ ቸንክረውታል።*+ በመንፈስ የምንኖር ከሆነ መንፈስ የሚሰጠንን አመራር በመከተል ምንጊዜም በሥርዓት እንመላለስ።+

“İsa Mesih’e ait olan herkes bedeni ve onunla birlikte tutkularını ve arzularını da çarmıha gerdiler. Eğer Rûh’a göre yaşıyorsak, o zaman biz de Rûh’a uymak isteriz.” (10618)

     “Çarmıha germek” öldürmek anlamına gelmez, daha ziyade Rûh aracılığıyla yüreğin içsel sünneti anlamında kişinin kendisini Rûh’un kararlılığına tabi tutması anlamına gelir. (10619) Bu şekilde sünnet edilen kalp, Aden Cenneti’ni karakterize eden “Tanrı’nın yüceliğine erişmek umudu”na (10620) ve “ölümsüzlüğün lütfu”na (10621) yeniden erişebilir.

     E demek ki o “ilk günâh”ı işleyen erkek yani Âdem’dir ki, Tanrı, “oğlunu” gönderiyor. Yok şayet gerçekten de o “ilk günâh”ı işleyen kişi kadın (Havva) olsaydı, o zaman Tanrı o günâhı temizlemek ve kullarını bağışlamak için “oğlunu” değil “kızını” gönderirdi. “Yasak meyve”yi yiyerek “ilk günâh”ı Âdem (erkek) işlediği için, “Müjde” bize “Tanrı’nın Oğlu” (İsa) tarafından getirilmiştir. Yok şayet, “yasak meyve”yi yiyerek “ilk günâh”ı Havva (kadın) işlemiş olsaydı, bu durumda “Müjde” bize “Tanrı’nın Kızı” tarafından getirildi.

     Hem insan mantığı hem de Hristiyanlık inancının kendi içindeki mantık bize bunu söylüyor, ama buna rağmen, tuhaf bir şekilde, Hristiyan inancı ve teolojisinde o “ilk günâh” Havva’ya atfedilmiş ve bunun üzerinden de kadınlar hatta kadınlık, tüm kötülüklerin kaynağı olarak gösterilmiştir.

     Bunun temel nedeni, yine İncil’de geçen ve havari Pavlus (5 – 65)’a ait şu sözlerdir:

ሆኖም እባቡ ሔዋንን በተንኮሉ እንዳታለላት+ ሁሉ እናንተም አስተሳሰባችሁ ተበላሽቶ ለክርስቶስ ልታሳዩ የሚገባውን ቅንነትና ንጽሕና በሆነ መንገድ እንዳታጡ እፈራለሁ።

“Ne var ki, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum.” (10622)

ሴት ሙሉ በሙሉ በመገዛት+ በጸጥታ* ትማር። ሴት ዝም እንድትል እንጂ እንድታስተምር ወይም በወንድ ላይ ሥልጣን እንዲኖራት አልፈቅድም።+ በመጀመሪያ የተፈጠረው አዳም ነውና፤ ከዚያም ሔዋን ተፈጠረች።+ በተጨማሪም አዳም አልተታለለም፤ ከዚህ ይልቅ ፈጽሞ የተታለለችውና+ ሕግ የተላለፈችው ሴቷ ናት።

“Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.” (10623)

     Havari Pavlus’un İncil’deki bu sözleri, Hristiyanlık inancı ve ilahiyatının adetâ “kadın düşmanı” bir temelde şekillenmesine sebebiyet vermiş, yüzyıllar boyunca Hristiyan dünyasında kadınlar insan yerine bile konulmamış, “cadı” olarak görülmüş ve yer yer acımasızca yakılmıştır da. Az önce de belirttiğimiz üzere, Avrupa’daki Reform ve Rönesans hareketlerine dek ve Feminizm’in haklı mücadelesinin belli kazanımlar elde etmesine kadar, Hristiyan dünyasında kadının hiçbir değeri yoktur ve her türlü aşağılanmanın hedefidir.

     Hristiyan kilisesinin ilk babalarından bazıları, Havva’yı “insanın düşüşü”nden sorumlu tuttu ve sonraki tüm kadınları da “ilk günâh işleyenler” olarak gördüler. Tertulyan, kadın dinleyicilerine “Siz Şeytan’ın kapısısınız” dedi ve İsa’nın ölümünden kadınları sorumlu tuttu: “Sizin çölünüz (yani günâhın cezası, yani ölüm) yüzünden, hatta Tanrı’nın Oğlu’nun bile ölmesi gerekiyordu.” (10624)

     Ancak havari Pavlus ve kilise babası Tertulyan’a rağmen, Numidya doğumlu Hristiyan piskopos ve filozof Aurelius Augustinus Hipponensis (354 – 430), Katolik orijinal günâh doktrini üzerine yaptığı kısa açıklamalarda, günâh için Havva’dan ziyade Âdem’i suçladı. O’nun mantığı şuydu: “Günâh bedende değil rûhta olduğu için ve üreme ilişkisi de dişinin maddî (bedensel) katkısı ve erkeğin manevî (rûhsal) katkısını içerdiği için, o zaman orijinal günâh Havva’ya değil Âdem’e dayanır. O’nun günâhı hem yılan tarafından aldatıldığı için affedilebilirdi, hem de günâhı soyundan gelenlere aktaramadığı için insanlık tarihi açısından sonuçları yoktu. Öte yandan Âdem, günâhının tam bilgisine sahipti ve şehvetten dolayı, Tanrı’yla bir yaşam yerine kadınla birlikte günâh dolu bir yaşamı seçti.” (10625)

     Aurelius Augustinus Hipponensis, günâhın kendisini erkek sperminde bulan fevkalade ilginç bir bakış açısı geliştirmişti: “Âdem ve Havva meyveyi yediklerinde utandılar ve cinsel organlarını kapattılar. Böylece ilk günâhın sonraki nesillere aktarıldığı yeri belirlediler.” (10626) Yalnızca insan menisinden doğmayan İsa Mesih, Âdem’den geçen lekeden arınmıştı. (10627) Aurelius Augustinus Hipponensis’in düşüncesi, erkek sperminin doğmamış bebeğin tamamını içerdiği ve anne rahminin içinde büyüdüğü bir beslenme odasından başka birşey olmadığı şeklindeki Antik Çağ dünyasının biyoloji hakkındaki fikirlerine dayanıyordu. (10628)

     Fakat bütün bu farklı görüş ve içtihatların da varlığına rağmen, hatta İncil’de o “ilk günâhı” Âdem’in işlediği açıkça belirtilmesine rağmen, havari Pavlus’un sözleri ve öğretileri baskın çıktı ve tüm suç Havva’ya, ordan tüm kadınlara hatta kadınlığın kendisine yüklenerek, Hristiyan ilahiyatında ve Ortaçağ Avrupası’nda kadın adetâ “cadı”, “yılan”, “Şeytan” olarak resmedildi ve kötülendi. Bu kötüleme ve aşağılamanın sonucu olarak da kadınlar her zaman erkekler ve kilise tarafından ezilerek, baskıya uğrayarak “ikinci sınıf insan” muamelesine tabi tutuldular, hatta insan yerine dahi konulmadılar.

     Kadınlar, Ortaçağ’ın başlarında Avrupa’da ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyorlardı ve babalarının veya kocalarının malı gibiydiler. Ortaçağ’ın sonlarında daha fazla özerklik kazandılar ve bu süreç boyunca bireysel haklarını tesis etmenin yollarını aradılar. (10629)

     1486 yılında Alman Dominikan kilise babaları Heinrich Kramer (1430 – 1505) ve Jacob Sprenger (1436 – 95), “cadılara” (kadınlara) yönelik zûlmü haklı çıkarmak için “Malleus Maleficarum” (Cadıların Çekici) başlıklı kitaplar kaleme alıp yayınladılar. (10630)

     İslam dîninde ise “ilk günâh” kavramı yoktur, çünkü İslam’a göre Âdem ile Havva zaten Tanrı tarafından affedilmiştir. Dolayısıyla mesele baştan kapanmıştır.

     Yukarıda da aktardığımız üzere, İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân’daki anlatımda, “yasak meyve”yi yiyip o “ilk günâhı” işleyen Havva değil Âdem’dir. Kur’ân-ı Kerîm’de o ilk insanın günâhı Allah tarafından açıkça affedilmektedir ve bu, “Baqara” sûresinde anlatılan Âdem kıssasının hemen sonunda açıkça belirtilir:

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهٖ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِؕ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

“Bunun üzerine Âdem Rabb’inden bazı kelimeler aldı (bunlarla tevbe etti); Rabb’i de onun tevbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tevbeleri kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır.” (10631)

     Kur’ân’daki bu âyetler, Yahudîlik ve Hristiyanlık’taki “ilk günâh” inancıyla zıtlık göstermektedir. İslam peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in sözlerinin de doğruladığı gibi, her insan “boş bir sayfa” ile doğar. (10632) Yani İslam öğretisine göre her insan günâhsız doğuyor.

     İslam inancına göre, Âdem ile Havva “yasak meyve”yi yediler ve her ikisi de suçu eşit olarak paylaştılar. Havva ne Âdem’i ayarttı ne de O’ndan önce “yasak meyve”yi yedi. Havva da doğum sancısından sorumlu değildir, çünkü Tanrı hiçbir zaman bir kişiyi diğerinin günâhlarından dolayı cezalandırmaz.

     Her ne kadar Muhammed’in, Havva’yı kadın ihanetinin örneği olarak gösterdiğini öne süren hadisler var ise de, bunların gerçekliği tartışmalıdır ve sahih değildir. Ebû Hureyre Abdurrahman bin Saxr ed- Dewsî (603 – 78) tarafından rivayet edilen ve “Buharî”de geçen bir hadis şöyledir: “Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir: Peygamber şöyle buyurdu: ‘Ben-i İsrail olmasaydı et çürümezdi; Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi.’” (10633)  

     Aynı fakat daha açık bir versiyon, “Müslim”de geçen şu hadistir: “Ebû Hureyre, Allah Resûlü’nün şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ‘Eğer Havva olmasaydı, kadın kocasına asla sadakatsizlik etmezdi.’” (10634)

     Hadis yorumcuları, bu ifadeyle Havva’nın “ilk günâh”taki rolüne işaret edildiğini ileri sürerler. Meselâ Mısırlı ünlü hadis âlimi ve hâfızı İbn-i Hacer el- Asqalanî ya da tam adıyla Ebû’l- Fazl Şihabeddîn Ahmed bin Nureddîn bin Ali bin Muhammed el- Kinanî el- Asqalanî (1372 – 1449), “Havva, Şeytan’ın kendisine şirin gösterdiği şeyi kabul etmiş ve kendisi de bunu Âdem’e şirin göstermiştir. İşte hadisteki ihanetin anlamı budur” diyor. (10635)

     Hatta aynı hadis, Mısırlı âlim Muhammed el- Ğezzalî es- Saqqa (1917 – 96) tarafından, Havva’dan itibaren bütün kadınların cinsî cazibeleri dolayısıyla kocaları üzerinde dînî ve ahlakî bakımdan olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir etki gücüne sahip oldukları şeklinde de yorumlanmıştır. (10636)

     Tarih, tefsir ve Kısas-ı Enbiyâ kitaplarında Havva ile ilgili çoğu İsrailiyat türünden çeşitli rivayetler yer almıştır. Buna göre; Âdem topraktan yaratıldığı için erkekler yaşlandıkça güzelleşmekte, kadınlar ise etten yaratıldıkları ve et zamanla bozulduğu için yaşlandıkça çirkinleşmektedirler. (10637)

     Aynı kaynaklarda Cennet’te yasak meyveyi yemeleri için Şeytan’ın her ikisini de iğvâya çalıştığı ve yasak meyveyi önce Havva’nın, ardından Âdem’in yediği belirtilir. Medineli meşhur yedi tâbiîn fakihinden biri olan Said bin Müseyyeb (636 – 713)’den nakledilen bir rivayette ise, Âdem’in aklı başında iken “yasak meyve”yi yemediği, bunun üzerine Havva’nın O’na içki içirip sarhoş ettiği, sonra da ağacın yanına götürerek Âdem’in “yasak meyve”den yemesini sağladığı iddiâ edilir. (10638)

     Anlaşılan hayâl ve fantezi gücü konusunda Müslüman rivayetçiler Yahudî rivayetçilerden pek de aşağı değiller. Bütün bu çabaların gayesi ise, suçu kadına yüklemek ve onu “günâhkâr” konumuna soktuktan sonra kendisine istediğini yaptırabilmek.

     Semavî dînlerin devamı olarak kendisini tanımlayan Bahaîlik inancında, Havva’nın hikâyesi “Some Answered Questions” (Bazı Yanıtlanmış Sorular)’da anlatılmaktadır. Bahaîlik dîninin kurucusu ve peygamberi olup İranlı bir Mazenderî olan Bahaullah ya da gerçek adıyla Mirza Hûseyn Ali Mazenderanî Nurî (1817 – 92)’nin en büyük oğlu olan Abdulbaha ya da gerçek adıyla Abbas Efendi (1844 – 1921), Havva’yı rûhun sembolü ve ilahî gizemleri içeren bir kişi olarak tanımlar. (10639)

     Bahaîlik inancı da ilk insanlar olarak Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı kabul etmekle birlikte, kutsal kitaplardaki Âdem – Havva kıssasını sembolik bir anlatım olarak görür ve hikâyenin “ilahi gizemler ve evrensel anlamlar” içerdiğini belirtir. (10640) Buna göre; Âdem “göksel rûh”u, Havva “insan rûhu”nu, bilgelik ağacı “insan dünyası”nı ve yılan da “insanın dünya hayatına bağlılığı”nı sembolize eder. Dolayısıyla “Âdem’in düşüşü”, insanlığın iyilik ve kötülüğün bilincine varma şeklini temsil eder. Başka bir anlamda, Âdem ve Havva, ilahî yaratma eyleminin yedi aşamasından ilk ikisi olan “Tanrı’nın irade ve kararı”nı temsil ederler. (10641)

     Afrika kıtasında, Tanzanya, Kenya, Mozambik, Zenzibar, Komor Adaları, Malawi ve Zaire (Demokratik Kongo)’da yaşayan Swahili kültürüne ait Swahili dînî edebiyatında, Havva, Şeytan tarafından ayartıldıktan sonra “yasak ağaç”tan yemiş ve Cennet’ten kovulmuştur. Bunun üzerine Âdem, Havva’yı yeryüzünde takip etmek ve O’nu korumak için, kendisi de Cennet’ten kovulup yeryüzüne gönderilsin diye bilerek, kahramanca “yasak meyve”yi yer. (10642)

     Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki Protestan İlahiyat Üniversitesi’nden Flaman teolog, tarihçi ve araştırmacılar Johannes Cornelis de Moor (1935 – halen hayatta) ve Marjo Christina Annette Korpel (1958 – halen hayatta), Âdem ve Havva mitinin erken bir versiyonunu içeren ve M. Ö. 13. yy’dan kalma “Ugarit Tabletleri” üzerinde yaptıkları çalışmanın sonuçlarını 2014 yılında yayınladılar. (10643) Tevrat’ın “Tekvin” kitabındaki versiyondan yaklaşık 800 yıl daha eski olan bu çivi yazılı Ugaritik metin, Tanrılar’ın en yükseği olan Yaratıcı Tanrı El ile El’i deviren Horon adlı bir düşman arasındaki mücadeleyi anlatır. “Ölümsüzlük” veren “hayat ağacı”nın da büyüdüğü Cennet gibi bir bahçede yaşarlar. Oradan kovulan Horon, büyük bir yılan kılığına girerek “hayat ağacı”nı zehirleyip onu bir “ölüm ağacı”na çevirerek yeryüzündeki tüm yaşamı tehdit eder. Tanrılar, mürted ile savaşmak için aralarından birini seçerler. Ancak seçilen kişi, Âdem, yılan kılığına giren Horon O’nu ısırdığında başarısız olur ve böylece ölümsüzlüğünü elinden alır. Kalan Tanrılar, Horon’u zehirli ağacı kökünden sökmeye zorlamayı başarır. Ölümsüzlük kaybolur ama hayat devam edebilir. Güneş Tanrıçası, artık ölümlü olan Âdem ile çiftleşecek “iyi bir kadın” yaratır. O ve Âdem, yavrular üreterek “yeni bir ölümsüzlük biçimine” kavuşurlar. (10644)

     Evet… Hikâye böyle.

     Tanrı tarafından yaratılan ilk insanlar “yasak meyve”yi yiyerek “ilk günâh”ı işlemişler ve böylece yeryüzünde “günâh” başlamış.

     Onlar o meyveyi yemeseydi, günâh da olmayacaktı.

     Yani ne iki tane Dünya Savaşı yaşanacaktı, ne Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılacaktı, ne Avrupa’da Yahudî Katliâmı yaşanacaktı, ne bugünkü İsrail – Filistin sorunu olacaktı, ne Kürdistan beş parçaya bölünecekti, ne ırkçı Myanmar rejimi Rohingyalar’a soykırım uygulayacaktı, ne Çin devleti Uygurlar’a bu kötülükleri yapacaktı…

     AKP, CHP, HDP, MHP, İyi Parti, Gelecek, HüdaPar, Yeniden Refah gibi partiler ise zaten hiç olmayacaktı…

     Galatasaray’a her maçta penaltı hediye edilmeyecek, yediği nizamî goller iptal edilmeyecek, hakemler sayesinde maçlar ve şampiyonluklar kazanamayacaktı. Beşiktaş sahada yürüyecek takati olmayan, arkadaşına pas atmayı dahi beceremeyen bu kadar vasat adamları milyon dolarlar verip takıma toplamayacak, taraftarlarını çileden çıkarmayacaktı…

     Okuması olmayanın yazar, yazması olmayanın da gazeteci yapıldığı bir ülkede yaşıyor olmayacaktık…

     En önemlisi de; “zalımın kızı” bana bu kadar acı çektirmeyecekti.

     İşte bütün bunlar, hep o yüzden, ilk insan çiftinin “yasak meyve”yi yiyerek “günâh”ı başlatmalarından ötürü oluyor. Onlar o meyveyi yemeseydi, yeryüzünde bu kötülüklerin hiçbiri de olmayacaktı.

     Bilimsel nitelemenin “akıllı varlık” (homo sapiens) diyerek bahsettiği “akıl” bu işte, sevgili kardeşlerim.

     İnsan denen ucube ve kibirli, kendini beğenmiş, bir o kadar da küstah olan canlı türünün ürettiği masallar bunlar.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(10560): Tevrat, Tekvin, 2:8 – 25 / İncil, Romalılar, 5:15 – 21 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 117 – 121 / Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10561): Tevrat, Tekvin, 2:8 – 17 ve 3:23 – 24; Yeşaya; 51:3; Hezekiel, 28:13 – 14, 31:8 ve 36:35; Yoel, 2:3

(10562): Kur’ân-ı Kerîm, Tewbe, 72; Râd, 23; Nahl, 31; Kehf, 31; Meryem, 61 – 61; Tâhâ, 76; Fatr, 33; Sâd, 50; Mü’mîn, 8; Saff, 12; Beyyine, 8

(10563): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Cennet Nerede?” başlıklı bölümü

(10564): Tevrat, Tekvin, 2:19 – 20 / Kur’ân-ı Kerim, Baqara, 31

(10565): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Dünyada Konuşulan İlk Dil Hangisi?” başlıklı bölümü

(10566): Tevrat, Tekvin, 2:16 – 17 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 120 – 121 / Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10567): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Cennet’teki ‘Yasak Meyve’ Hangisiydi?” başlıklı bölümü

(10568): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10569): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36; Âraf, 20 – 23; Tâhâ, 120 – 121

(10570): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10571): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10572): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36 – 37

(10573): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf, 20 – 23

(10574): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120 – 121

(10575): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10576): James Hastings, Encyclopedia of Religion and Ethics, cilt 10, s. 607, Kessinger Publishing, Edinburgh 2003 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 37 – 38, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10577): David Noel Freedman – Carol Lyons Meyers – Michael Patrick O’Connor, The Word of the Lord Shall Go Forth: Essays in Honor of David Noel Freedman in Celebration of His Sixtieth Birthday, s. 343 – 344, Eisenbrauns Publishing, Winona Lake 1983

(10578): Kenneth A. Matthews, Genesis 1 – 11:26, s. 236, B&H Publishing, Nashville 1996

(10579): İncil, Vahiy, 12:7 – 9

(10580): İncil, Vahiy, 20:1 – 3

(10581): Apocalypse, 16 – 18

(10582): Mustafa Öztürk, Âdem, Cennet ve Düşüş, Milel ve Nihal, sayı 2, s. 167, Haziran 2004

(10583): Apocalypse, 16 – 18

(10584): Apocalypse, 17:1

(10585): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 24

(10586): İncil, II. Korintliler, 11:3

(10587): İncil, Vahiy, 12:9

(10588): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35 – 38; Âraf, 19 – 24

(10589): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10590): İncil, Vahiy, 12:9

(10591): Henry Ansgar Kelly, Satan: A Biography, s. 152, Cambridge University Press, Cambridge 2006 / Encyclopedia of Islam, Juan Eduardo Campo, “Satan” maddesi, s. 603, Infobase Publishing, New York 2009

(10592): Tevrat, Yeşaya, 27:1

(10593): İustin, Dialogus cum Tryphone Judaeo, bölüm 45 ve 79, Nablus 155

(10594): Kélsos, Logos Alēthēs, cilt 6, bölüm 42, 2. yüzyıl, http://www.earlychristianwritings.com/text/origen166.html

(10595): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10596): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36 – 37; Tâhâ, 120 – 121 / Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10597): Howard Schwartz, Tree of Souls: The Mythology of Judaism, s. 434 – 435, Oxford University Press, Oxford 2006

(10598): Tevrat, Tekvin, 2:15 – 17

(10599): Tevrat, Tekvin, 2:21 – 23

(10600): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 5

(10601): Zebur, Süleyman’ın Özdeyişleri, 30:6

(10602): Raşi tefsiri, Tevrat, Tekvin, 3:3

(10603): Louis Ginzberg – Henrietta Szold – Paul Radin – Boaz Cohen, The Legends of the Jews, s. 72, The Jewish Publication Society of America, Philadelphia 1913

(10604): Bereşit Rabbah, 19:5

(10605): Bereşit Rabbah, 18:4

(10606): Bereşit Rabbah, 18:2

(10607): Bereşit Rabbah, 17:8

(10608): Tevrat, Tekvin, 3:16

(10609): Bereşit Rabbah, 20:7

(10610): Bereşit Rabbah, 23:5

(10611): Bereşit Rabbah, 18:6 / Sotah, 9b / Şabbat, 145b – 146a ve 196a / Yevamot, 103b / Avodah Zarah, 22b

(10612): Apocalypse, 18

(10613): Vita, 15

(10614): Apocalypse, 9, 11, 14, 21, 24, 29 ve 32 / Vita, 18, 26, 35 ve 44

(10615): Sirax Bilgeliği, 25:24

(10616): Pseudo-Philo, 13:8 – 10

(10617): İncil, Romalılar, 5:12 – 21

(10618): İncil, Galatyalılar, 5:24 – 25

(10619): İncil, Romalılar, 2:29; Koloseliler, 2:11

(10620): İncil, Romalılar, 5:2

(10621): İncil, I. Korintliler, 15:53 – 57

(10622): İncil, II. Korintliler, 11:3

(10623): İncil, I. Timoteos, 2:11 – 14

(10624): Tertullian, De Cultu Feminarum, cilt 1, bölüm 1, “The Ante-Nicene Fathers”, “Modesty in Apparel Becoming to Women in Memory of the Introduction of Sin Through a Woman”, https://www.tertullian.org/anf/anf04/anf04-06.htm

(10625): Aurelius Augustinus Hipponensis, De Civitate Dei Contra Paganos, cilt 13, Roma 426

(10626): Marcia Bunge, The Child in Christian Thought, Martha Ellen Stortz, “Where or When Was Your Servant Innocent?”, s. 93, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2001

(10627): age, s. 93 – 94

(10628): age, s. 94

(10629): Joshua J. Mark, Ortaçağ’da Kadınlar, World History Encyclopedia, 18 Mart 2019, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1345/orta-cagda-kadnlar/

(10630): Heinrich Kramer – Jacob Sprenger, Malleus Maleficarum, Speyer 1486

(10631): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 37

(10632): Buharî, cilt 3, hadis no 1305 ve cilt 14, hadis no 6491 / Müslim, cilt 22, hadis no 2658

(10633): Buharî, cilt 55, hadis no 611

(10634): Müslim, cilt 8, hadis no 3471

(10635): İbn-i Hacer el- Asqalanî, Feth’ul- Barî fi Şerh’el- Sahih-i Buharî, cilt 6, s. 424, Beyrut 1983

(10636): Muhammed el- Ğezzalî es- Saqqa, Es- Sûnnet’un- Nebewiyye beyne Ehl’il- Fıqh we Ehl’il- Hadis, s. 280 – 281 ve 286, Kahire 1984

(10637): Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 22, Kahire 1955

(10638): İslam Ansiklopedisi, cilt 16, Ömer Faruk Harman, “Havvâ” maddesi, s. 545, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1992

(10639): Jack A. McLean, Revisioning the Sacred: New Perspectives on a Baháʼí Theology: Studies in the Bábí and Baháʼí Religions, cilt 8, s. 215, Kalimát Press, Los Angeles 1997

(10640): Michael Fitzgerald, Earth Circles: Baháʼí Perspectives on Global Issues, s. 77, Kalimát Press, Los Angeles 2003

(10641): Bahá’i Reference Library, ‘Abdu’l-Bahá Bahá’u’lláh, Some Answered Questions, pages 305, 30: Adam and Eve, US Bahá’í Publishing Trust, Bahá’i International Community, https://reference.bahai.org/en/t/ab/SAQ/saq-30.html

(10642): John Renard, Islam and the Heroic Image: Themes in Literature and the Visual Arts, s. 122, Mercer University Press, Macon 1999

(10643): Marjo Christina Annette Korpel – Johannes Cornelis de Moor, Adam, Eve and the Devil: A New Beginning, Phoenix Press, Sheffield 2014

(10644): Adam und Eva: 800 Jahre Älter als die Bibel?, Science-ORF, 19 Mayıs 2014, https://sciencev2.orf.at/stories/1739026/index.html / Oldest Story About Adam and Eve Discovered, Protestantse Theologische Universiteit, Amsterdam & Groningen, 27 Mayıs 2014, https://web.archive.org/web/20160329123921/http://www.otw-site.eu/documenten/PThU-Press-release-OldestVersionAdam-Eve.pdf

     SEDİYANİ HABER

     6 KASIM 2023

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir