Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 89

Parveke / Paylaş / Share

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 89

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

     ■ DÎNLERDE VE KUTSAL METİNLERDE KADIN DÜŞMANLIĞI

     Elinizdeki kitabın bir önceki bölümünde, kutsal kitaplarda anlatılan “Cennet’ten kovulma” hikâyesinde, Tanrı tarafından yaratılan ilk insanlar olan Hz. Âdem (as) ve Hz. Havva (as)’nın “yasak meyve”yi yemesi ve “ilk günâh”ı işlemesi olayının semavî dînlere ait teolojisinde, suçun aslî olarak Havva’ya yüklendiğini, buradan hareketle de kadına hatta bizzat kadınlığa karşı bir nefret ve düşmanlık söyleminin ve inancının teşekkül ettirildiğini görmüştük. (10645)

     Musevîlik’in kutsal kitabı “Tevrat”a göre, Cennet’te bir yılan tarafından kandırılarak “yasak meyveyi” yiyen ve böylece “ilk günâhı” işleyen kişi kadın yani Havva’dır. (10646) Hristiyanlık’ın kutsal kitabı “İncil”, biraz tuhaftır, bir yerinde kandırılan kişinin Havva olduğunu (10647), iki yerinde ise Âdem olduğunu (10648) söyler. Fakat İslam’ın kutsal kitabı “Kur’ân-ı Kerîm”e baktığımızda, görüyoruz ki Şeytan tarafından kandırılıp “yasak meyveyi” yiyen ve böylece “ilk günâhı” işleyen kişi aslında erkek yani Âdem’dir. (10649) Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı “Mushafa Reş”e göre de kandırılan bu kişi Âdem’dir. (10650)

     Ancak kutsal kitaplardaki bütün bu farklı ve “yoruma açık” anlatımlara rağmen, Tevrat’tan açık destek alarak Musevî ilahiyatı, İncil’deki çelişkili hatta zıt anlatımlara rağmen özellikle Hristiyan ilahiyatı ve Kur’ân’a rağmen İslam ilahiyatı, adetâ sözbirliği etmişlercesine suçu kadına hatta bizzat kadınlığa yükleme noktasında sanki ittifak etmişler (bütün bu dînlerin teolojileri erkekler tarafından oluşturulduğu için olsa gerek), kadın nefreti hatta kadın düşmanlığı (mizojini) üzerine şekillenen bir inanç sistemi kurmuşlar, kadını günâhın ve kötülüklerin kaynağı olarak göstermişlerdir.

     Üzülerek söylemem gerekiyor ki; genel olarak dînler yoğun bir şekilde kadın düşmanlığı yapmakta, kutsal metinlerde kadınlar hatta kadınlık alenen ve defaatle aşağılanmaktadır. Ve ikinci kez üzülerek söylemem gerekiyor ki; bu sadece semavî dînlere özgü değil, dünyadaki dînlerin birçoğunda durum böyle.

     Ömrümün büyük bir kısmını dînler üzerine araştırmalar yaparak ve dînleri okuyup yazarak geçirmiş bir insan olarak, şu gerçeği net biçimde ifade etmeliyim: Kadın düşmanlığı, dînlerin mayasında var.

     Bu maya öyle lanet bir mayadır ki, ordan sökülüp atılması da çok zor hatta imkânsıza yakındır. 2021 yılında yayınlanan 3 ciltlik ve 1019 sayfalık “Kadın Peygamberler” adlı eserimle (10651) bu konuda önemli bir adım attığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak gösterdiğim bu çaba ne derece amacına ulaşır bilmiyorum, bunu zaman gösterecek.

     Dünya üzerindeki birkaç dîn hariç, dînlerin nerdeyse tamamında, kadına karşı nefret var. Kutsal metinlerin nerdeyse hepsinde kadın düşmanlığı yapılmakta, istisnasız her buyruk veya öğretilerinde kadınlar hem biyolojik olarak hem de duygu ve akıl olarak aşağılanmaktadır. Fakat bunlar “Dîn” adına, “Tanrı” adına yapıldığı için, ne hazindir ki bizzat dîndar kadınlar da bu argümanları konuyla ilgili sohbetlerde rahatlıkla dile getirebiliyorlar. Kendi kendilerini aşağıladıklarının, kendi kadınlık haysiyetine hakaret ettiklerinin farkında dahi olmadan.

     Şimdi, dînler arasında hiçbir ayrım yapmadan – ve içinde doğduğumuz dîni de kayırmadan –, dînlerdeki ve kutsal metinlerdeki kadın nefreti ve kadın düşmanlığı içeren buyruk ve öğretilere bakalım…

     ■ Musevîlik ve Kadın Düşmanlığı

     Yahudîlik’te kadınların rolü; İbranice Tevrat, sözlü kanunlar, “Talmud” başta olmak üzere haham edebiyatı, geleneksel hukuk ve dînî olmayan kültürel etkiler tarafından belirlenir. Her ne kadar Tevrat ve haham literatürü, kadınların erkeklerle eşit ve hatta belirli hallerde üstün olduğu modeller de dahil olmak üzere çeşitli kadın rol modellerini tanımlasa da (10652), dînî kanunlara göre belirli durumlarda kadınlara temelde erkeklerden farklı davranılmaktadır.

     Tevrat’ta kadın; bazen “peygamber” (kadın peygamberler), “hakim”, “öğretmen” gibi olumlu özelliklerle, bazen “anne”, “eş”, “kızkardeş”, “kız” gibi normal özelliklerle, bazen de “köle”, “hizmetçi”, “fahişe” gibi olumsuz özelliklerle yer alır. Kutsal kitap(lar)daki kadınların çoğunluğu anonimdir ve isimsizdir.

     Eski Yakındoğu toplumları geleneksel olarak ataerkil olarak tanımlanmış ve erkekler tarafından yazılan bir belge olarak Tevrat, kadınlara ilişkin genel görüşleri açısından geleneksel olarak bağımsız çevreler ve akademisyenler tarafından “ataerkil” (erkekegemen) olarak yorumlanmıştır. (10653)

     Son araştırmalar Tevrat’ta ataerkilliğin varlığını kabul ediyor, ancak heterarşinin de mevcut olduğunu gösteriyor. Heterarşi, insanlar arasındaki farklı güç yapılarının aynı anda var olabileceğini, her güç yapısının kendi hiyerarşik düzenlemelerine sahip olduğunu ve kadınların bazı alanlara sahip olduğunu kabul ediyor. Erkeklerden ayrı olarak kendi güçlerine sahiptirler. (10654)

     İbranice Tevrat’ın erkekegemen bir dönem ve zihniyetten kalma ve ağırlıklı olarak ataerkil bir belge olduğu konusunda çok çeşitli bilim insanları arasında yüz yıldan fazla bir süredir önemli bir fikirbirliği vardır. Tevrat ve İncil uzmanları, bu durumun, “kadınların rollerini ve işlevlerini evle sınırlandırdığını” ve şunları ciddi şekilde kısıtladığını söylüyor: 1. miras hakları, 2. ilişki seçimleri, 3. dîn eğitimi alma veya tam anlamıyla dînî eğitim alma yetenekleri ve 4. hareket özgürlükleri. (10655)

     Kadını değersiz ve ikinci sınıf insan gören bakış açısı, Tevrat’ın kapağını açıp henüz ilk okumaya başladığınız anda karşınıza çıkar: Tanrı, kadını (Havva’yı) imtihan için yaratmıyor aslında veya herhangi bir canlıyı yaratma gibi “tanrısal” bir gayeyle yaratmıyor. Ne için yaratıyor? Sırf erkek (Âdem) yalnız kalmasın, yalnızlık çekmesin diye yaratıyor. Yani kadının yaratılış amacı erkeğe hizmettir, erkeğin ruhî ve fizikî ihtiyaçlarının giderilmesidir. Bir nevi, bitkiler ve evcil hayvanlar niye varsa, kadın da onun için var:

וִיהֹוָה אֱלֹהִים אָמַר:‏ ”‏לֹא טוֹב הֱיוֹת הָאָדָם לְבַדּוֹ.‏ אֶעֱשֶׂה לוֹ עֵזֶר כְּנֶגְדּוֹ”‏

וִיהֹוָה אֱלֹהִים יָצַר מִן הָאֲדָמָה אֶת כָּל חַיַּת הַשָּׂדֶה וְאֶת כָּל עוֹף הַשָּׁמַיִם,‏ וְהֵחֵל לַהֲבִיאָם אֶל הָאָדָם לִרְאוֹת אֵיךְ יִקְרָא לְכָל אֶחָד;‏ וּמָה שֶׁהֶחְלִיט הָאָדָם לִקְרֹא לְכָל יְצוּר חַי,‏ זֶה הָיָה שְׁמוֹ.‏ לְפִיכָךְ הָאָדָם נָתַן שֵׁמוֹת לְכָל הַבְּהֵמוֹת וּלְעוֹפוֹת הַשָּׁמַיִם וּלְכָל חַיַּת הַשָּׂדֶה,‏ אַךְ לָאָדָם לֹא הָיָה עֵזֶר כְּנֶגְדּוֹ

לָכֵן יְהֹוָה אֱלֹהִים הִפִּיל תַּרְדֵּמָה עַל הָאָדָם,‏ וּבְעוֹדוֹ יָשֵׁן לָקַח אַחַת מִצַּלְעוֹתָיו וְאָז סָגַר אֶת הַבָּשָׂר בַּמָּקוֹם שֶׁהָיְתָה.‏ וִיהֹוָה אֱלֹהִים בָּנָה מִן הַצֶּלַע אֲשֶׁר לָקַח מִן הָאָדָם אִשָּׁה,‏ וְהֵבִיא אוֹתָהּ אֶל הָאָדָם וְהָאָדָם אָמַר:‏‏”‏סוֹף כָּל סוֹף,‏ עֶצֶם מֵעֲצָמַיוּבָשָׂר מִבְּשָׂרִי.‏זֹאת תִּקָּרֵא אִשָּׁה,‏כִּי מֵאִישׁ נִלְקְחָה הִיא”‏

“Tanrı daha sonra, ‘Âdem’in tek başına olması iyi değildir’ dedi, ‘Ona, kendisini tamamlayacak bir yardımcı yaratacağım.’

Bu arada Tanrı her yaban hayvanını ve göklerde uçan her kanatlıyı topraktan yaratmaya devam ediyor, her birine isim vermesi için onları Âdem’e getiriyordu. Âdem her bir canlıyı nasıl adlandırdıysa, o canlının adı öyle oldu. Böylece Âdem tüm evcil hayvanlara, göklerde uçan kanatlılara ve tüm yaban hayvanlarına isim verdi. Fakat Âdem için kendisini tamamlayacak bir yardımcı yoktu.

Bu nedenle Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi; sonra o uyurken, kaburga kemiklerinden birini aldı ve açılan yeri kapadı. Ve Tanrı, Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yarattı ve Âdem’e getirdi. O zaman Âdem şöyle dedi: ‘İşte sonunda! Kemiği kemiklerimden, eti etimden olan biri. Ona kadın denilecek, çünkü adamdan alındı.’(10656)

     Tevrat’taki bu âyetlerden, açıkça, kadının, sırf erkek için yaratıldığını görüyoruz. Yani Allah yeryüzünde imtihan hayatı için insanı yaratmış, bu imtihanı başarıyla geçsin diye ona akıl vermiş, “eşref-i mahlukat” (yaratılmışların en şereflisi) kılmış, yapmış etmiş kılmış buyurmuş kızmış sevinmiş, dînlerin iddiâsı olan bütün bu olağanüstü anlatının içinde kadının yeri bile yoktur. Bütün bu hikâye, tamamen Allah ile erkekler arasında bir konu. İnsan diye yaratılan sadece biz erkekler, imtihan olan biz erkekler, “eşref-i mahlukat” da sadece bizler. Kadın, bütün bu hikâyenin içinde sadece bir aksesuar (tıpkı bitkiler, hayvanlar, dağlar, nehirler, rüzgârlar gibi), bu imtihan hayatında biz erkeklere hizmet etsin diye yaratılmış mahluklar. (Aslında aynı anlatı ve bakış açısı, sağlıklı bir zihinle ve dikkatli bir şekilde okunduğunda, İslam’da ve Kur’ân’da da var. Onu birazdan anlatacağız.)

     Tevrat’taki anlatıma göre, ilk insanlar Âdem ile Havva henüz yeni yaratılıp Tanrı tarafından Cennet’e konulurken, Tanrı onlara, Cennet’teki bütün ağaçların meyvesinden yiyebileceklerini söyleyip, ama sadece bir tane ağacın meyvesine dokunmamaları gerektiğini tembihliyor. (10657) Fakat daha sonra bir yılan gelip kadını (Havva’yı) kandırıyor ve Havva “yasak meyveyi” yiyor, kocasına (Âdem’e) da yediriyor. “İlk günâh” böylece kadın tarafından işleniyor:

וְהַנָּחָשׁ֙ הָיָ֣ה עָר֔וּם מִכֹּל֙ חַיַּ֣ת הַשָּׂדֶ֔ה אֲשֶׁ֥ר עָשָׂ֖ה יְהוָ֣ה אֱלֹהִ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ אֶל־הָ֣אִשָּׁ֔ה אַ֚ף כִּֽי־אָמַ֣ר אֱלֹהִ֔ים לֹ֣א תֹֽאכְל֔וּ מִכֹּ֖ל עֵ֥ץ הַגָּֽן׃ וַתֹּ֥אמֶר הָֽאִשָּׁ֖ה אֶל־הַנָּחָ֑שׁ מִפְּרִ֥י עֵֽץ־הַגָּ֖ן נֹאכֵֽל׃ וּמִפְּרִ֣י הָעֵץ֮ אֲשֶׁ֣ר בְּתֹוךְ־הַגָּן֒ אָמַ֣ר אֱלֹהִ֗ים לֹ֤א תֹֽאכְלוּ֙ מִמֶּ֔נּוּ וְלֹ֥א תִגְּע֖וּ בֹּ֑ו פֶּן־תְּמֻתֽוּן׃ וַיֹּ֥אמֶר הַנָּחָ֖שׁ אֶל־הָֽאִשָּׁ֑ה לֹֽא־מֹ֖ות תְּמֻתֽוּן׃ כִּ֚י יֹדֵ֣עַ אֱלֹהִ֔ים כִּ֗י בְּיֹום֙ אֲכָלְכֶ֣ם מִמֶּ֔נּוּ וְנִפְקְח֖וּ עֵֽינֵיכֶ֑ם וִהְיִיתֶם֙ כֵּֽאלֹהִ֔ים יֹדְעֵ֖י טֹ֥וב וָרָֽע׃

וַתֵּ֣רֶא הָֽאִשָּׁ֡ה כִּ֣י טֹוב֩ הָעֵ֨ץ לְמַאֲכָ֜ל וְכִ֧י תַֽאֲוָה־ה֣וּא לָעֵינַ֗יִם וְנֶחְמָ֤ד הָעֵץ֙ לְהַשְׂכִּ֔יל וַתִּקַּ֥ח מִפִּרְיֹ֖ו וַתֹּאכַ֑ל וַתִּתֵּ֧ן גַּם־לְאִישָׁ֛הּ עִמָּ֖הּ וַיֹּאכַֽל׃ וַתִּפָּקַ֙חְנָה֙ עֵינֵ֣י שְׁנֵיהֶ֔ם וַיֵּ֣דְע֔וּ כִּ֥י עֵֽירֻמִּ֖ם הֵ֑ם וַֽיִּתְפְּרוּ֙ עֲלֵ֣ה תְאֵנָ֔ה וַיַּעֲשׂ֥וּ לָהֶ֖ם חֲגֹרֹֽת׃

“Rabb Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.’ Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” (10658)

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’taki bu âyetlere göre, kandıran yılan, kandırılan Havva’dır. Yılan Havva’yı, Havva da kocası Âdem’i kandırıyor. Tevrat açık şekilde böyle anlatıyor.

     Tevrat ve “Talmud”un ilk kapsamlı tefsirlerinin müfessiri olan dünyaca ünlü Yahudî dîn âlimi Raşi ya da tam adıyla Rabbi Şlomo ben Yitzak (1040 – 1105)’a göre günâh, Havva’nın ilahî emre ek bir madde eklemesi nedeniyle ortaya çıktı: “Sen de ona dokunmayacaksın.” Havva bunu söyleyerek Tanrı’nın emrini artırdı ve Kutsal Yasa’daki “O’nun sözlerine bir şey eklemeyin” (10659) emri çiğnenmiş oldu. (10660)

     “Talmud”daki bir iddiâya göre, Havva meyveyi hayvanlara da yedirmiş ve bu da onların ölümlerine yol açmıştır. (10661)

     Erken dönem haham literatürü, Havva’yı daha az olumlu bir şekilde tasvir eden gelenekleri de içerir. “Bereşit Rabbah”a göre Âdem, Havva’nın kendisiyle sürekli tartışmalara gireceğinin kaderinde olduğunu hemen farkeder. (10662) Havva, ilahî çabalara rağmen “kibirli”, “çapkın”, “kulak misafiri”, “dedikoducu”, “kıskançlığa yatkın”, “hafif parmaklı” ve “geveze” olarak nitelenir. (10663)

     Benzer bir dizi suçlama aynı bölümün başka satırlarında da geçiyor. Buna göre Havva’nın topraktan değil, Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması, O’nu Âdem’den aşağı kılıyor ve hiçbir zaman hiçbir şeyden tatmin olmuyor. Havva’ya atfedilen en büyük kötülükler bu satırlarda karşımıza çıkıyor. Bu bölümde Havva ve O’nun şahsında tüm kadınların hatta kadınlığın nasıl aşağılandığını görüyoruz:

     “Bir kadın neden başı örtülü olarak dışarı çıkarken, bir erkek neden başı açık dışarı çıkar? Yanlış yapan ve insanlardan utanan biri olduğu için; bu nedenle başı örtülü olarak dışarı çıkıyor. Onlar (kadınlar) neden (cenazede) cesedin önünde yürüyorlar? Dünyaya ölüm getirdikleri için, cesedin önünde yürürler. (Kutsal Yasa’da yazıldığı gibi) ‘Çünkü o mezara götürülür… ve ondan önce sayısız insan olduğu gibi, bütün insanlar onun peşinden gider’ (Tevrat, Eyyûb, 21:32). Peki neden ona ‘nidah’ (hayız) emri verildi? Çünkü o, Âdem’in kanını (ölümüne neden olarak) döktü, bu nedenle ona hayız emri verildi. Peki ona neden ‘xalah’ (hamur) emri verildi? Çünkü o, dünyanın hamuru olan Âdem’i yozlaştırdı, dolayısıyla ona verilen, hamur emri oldu. Peki ‘nerot Şabbat’ (Şabbat ışıkları) emri ona neden verildi? Âdem’in rûhunu söndürdüğü için, ona Şabbat ışıklarının emri verildi.” (10664)

     Buna ek olarak, hakikaten inanması güç ve tam anlamıyla mide bulandırıcı ama, erken dönem haham literatüründe Havva’nın çeşitli cinsel ihlallerle suçlandığı çok sayıda örnek de bulunuyor. Tevrat’ın “Tekvin” kitabında “Kocana istek duyacaksın” (10665) denildiği için, Havva hahamlar tarafından aşırı gelişmiş bir cinsel dürtüye sahip olmakla (10666) ve sürekli Âdem’i baştan çıkarmakla (10667) suçlanır. Bununla birlikte, metinsel popülerlik ve yayılma açısından, Havva’nın Cennet’teki o ilkel yılanla çiftleştiğini dahi söyleyecek kadar zıvanadan çıkmışlardır ve hatta bunlar O’nun diğer cinsel ihlallerine göre önceliklidir. Bu anlatım oldukça rahatsız edici ve iğrenç olmasına rağmen “Talmud”un birçok yerinde ve başkaca Yahudî metinlerinde aktarılıyor. (10668)

     Kadının suçlanması ve kötülenmesi, Yahudî dînî metinlerde saymakla bitmez. Örneğin; M. Ö. 200 – M. Ö. 175 yılları arasında Kudüslü Yahudî kâtib Ben Sirax ya da tam adıyla Şimon ben Yeşua ben Eliezer ben Sirax (? – ?) tarafından kaleme alınan ahlakî bir öğreti kitabı olan “Sirax Bilgeliği” (חוכמת סירח)’nde, “Hiçbir kötülük, kadının kötülüğünün yanına yaklaşamaz” denilir (10669) ve devamında “Günâh bir kadınla başlamıştır; onun yüzünden hepimiz öleceğiz” cümlesi yer alır (10670).

     Bir başka apokrif metin olan “Pseudo-Philo” (קדמוניות המקרא)’da ise Havva’nın yılan tarafından aldatıldığı ve sonra da ölümün insanlık için takdir edildiği söylenir. (10671)

     Tevrat’taki “Cennet’ten kovuluş” hikâyesinde, erkeğin (Âdem’in) günâhı işlemesine kadının (Havva’nın) sebep olduğu anlatılır. Bu yüzden Yahudî ilahiyatı, kadınları “gazap tekneleri” olarak görmek ve onlara karşı kuşkucu ve acımasız bir tavır takınmak zorunda kalmıştır. (10672) Cennet’ten kovulmanın sonucu olarak, kadınlara şu musibetlerin verildiği ileri sürülür: “O, kadınlara dokuz musibet ve ölüm vermiştir; âdet ve bakirelik kanı yükü, hamilelik, çocuk doğurma, çocukları büyütme, (kocası öldüğünde) yas tutan biri olarak başını örtmek, daimî bir köle veya efendisine hizmet eden kız köle gibi kulaklarını delmek, ayrıca şahîd olarak kabul edilmez, hepsinden öte…” (10673)

     Erkeklerin sayısıyla karşılaştırıldığında, Tevrat ve İncil’de çok az kadının isminden bahsedilir. Kutsal Kitap’ta adı geçen ve adı geçmeyen kadınların kesin sayısı, toplamın hesaplanmasındaki bazı zorluklardan dolayı biraz belirsizdir. Örneğin, Kutsal Kitap bazen aynı kadın için farklı isimler kullanır, farklı dillerdeki isimler farklı şekilde tercüme edilebilir ve bazı isimler hem erkekler hem de kadınlar için kullanılabilir. ABD’li dînler profesörü Karla G. Bohmbach (? – halen hayatta), bir çalışmada toplam 3000 – 3100 ismin ortaya çıktığını, bunların 2900’ünün erkek, 170’inin kadın olduğunu söylüyor. Ancak çoğaltma olasılığı, Kutsal Kitap’ta 137’si kadın olmak üzere toplam 1700 farklı kişisel ismin yeniden hesaplanmasına neden oldu. Yalnızca İbranice Tevrat üzerinde yapılan başka bir çalışmada, 1315’i erkeklere ve 111’i kadınlara ait olmak üzere toplam 1426 isim vardı. İncil’de adı geçen ve isimlendirilmeyen kadınların % 70’i İbranice Tevrat’tan gelmektedir. (10674)

     Sıradan bir İbranî kadın, Tevrat’ın sayfalarında “büyük ölçüde görünmez” ve görülen kadınlar, öne çıkan sıradışı kadınlardır. (10675) Bu önde gelen kadınların başında kadın peygamberler Hz. Sara (as) (10676), Hz. Miryam (as) (10677), Hz. Deborah (as) (10678), Hz. Hannah (as) (10679), Hz. Abigail (as) (10680), Hz. Hulda (as) (10681), Hz. Esther (as) (10682) ve Hz. Nadya (as) (10683) gelmektedir. Bu isimlerin birçoğu, o dönemdeki Yahudî kadınların hayatlarına dair sağladıkları içgörüler nedeniyle, bugün feministler tarafından temel ve öncü kabul ediliyor. Ancak dönemin tarihsel belgelerindeki erkek egemenliğini kıran, kadınların dikkate değer örnekleridirler. Bu, çoğu kadının yaşamının yetersiz belgelenmesiyle karşılaştırılıyor. (10684)

     Biraz önce ilk kadın Havva’nın yaratılışını ve yaratılış amacını anlatırken şöyle demiştim: Kadın, sırf erkek için yaratılıyor. Yani Allah yeryüzünde imtihan hayatı için insanı yaratmış, bu imtihanı başarıyla geçsin diye ona akıl vermiş, “eşref-i mahlukat” kılmış, dînlerin iddiâsı olan bütün bu olağanüstü anlatının içinde kadının yeri bile yoktur. Bütün bu hikâye, tamamen Allah ile erkekler arasında bir konu.

     Aynı gerçeği, Allah tarafından Sina (Tûr) Dağı’nda Hz. Musa (as)’ya verilen “On Emir” yani İbranice özgün adıyla “Aseret ha Dibrot” (עשרת הדיברות) kıssasında da görebilmekteyiz.

     İsrailliler Mısır’dan çıktıktan tam 3 ay sonra ve Kızıldeniz’i aştıktan sonra Sina Çölü’ne varıyorlar. Refidim’den yola çıkıp Sina Çölü’ne giriyorlar. Orada, Sina Dağı’nın karşısında konaklıyorlar. (10685)

     Musa, Tanrı’nın huzuruna çıkıyor. Tanrı dağdan kendisine sesleniyor. (10686) Musa gidip halkın ileri gelenlerini çağırıyor ve Tanrı’nın kendisine buyurduğu her şeyi onlara anlatıyor. Bütün halk bir ağızdan, “Rabb’in söylediği her şeyi yapacağız” diye yanıtlıyorlar. Musa halkın yanıtını Tanrı’ya iletiyor. (10687) Sonra Musa dağdan halkın yanına inip onları arındırıyor. Herkes giysilerini yıkıyor. Musa halka, “Üçüncü güne hazır olun” diyor, “Bu süre içinde cinsel ilişkide bulunmayın.” Üçüncü günün sabahı gök gürlüyor, şimşekler çakıyor. Dağın üzerinde koyu bir bulut var. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuluyor. Ordugâhta herkes titremeye başlıyor. Musa Tanrı’yla görüşmek üzere halkın ordugâhtan çıkmasına öncülük ediyor. Dağın eteğinde duruyorlar. Sina Dağı’nın her yanından duman tütüyor. Çünkü Tanrı dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuşuyor ve Tanrı gök gürlemeleriyle O’nu yanıtlıyor. (10688) Tanrı, Sina Dağı’nın üzerine iniyor, Musa’yı dağın tepesine çağırıyor. Musa tepeye çıkıyor. (10689) Musa dağa tekrar çıkıyor ve orada oruçlu olarak 40 gün kalıyor. Bu sürede Tanrı, Musa’ya ibadet eşyası ve İbranice’de “kohen” olarak isimlendirilmiş olup çok önemli bir vazife olan kahinlik / ruhbanlık giysileriyle ilgili kurallar bildiriyor. Ardından Musevîlik inancının en önemli hükümleri olup bir nevî dînin ana yasaları hükmündeki “On Emir”i ihtiva eden taş levhaları veriyor. (10690)

     Bu olay, semavî dînlerde “ilahî yasalar”ın doğum tarihidir, “Şeriât”ın başlangıcıdır. Sadece Musevîlik için değil, Hristiyanlık ve İslam için de bu böyle.

     Ama şurası çok önemli ve lütfen dikkat: Tevrat, erkeklerin ve kadınların orada bulunduğunu belirtir. Ancak sözleşme, erkekleri yükümlü kılacak şekilde ve onlardan hane halkı üyelerinin (kadınların, çocukların ve kölelerin) buna uymalarını sağlamalarını gerektirecek şekilde formüle edilmişti. Yani bütün mesele yine Tanrı ile erkekler arasındadır. Kadınlar, çocuklar ve köleler sadece figürandırlar ve sözleşmenin bir tarafı olan erkeklere ait unsurlar olduklarından bu ilahî sözleşmeye dolaylı olarak tabidirler. Kısacası, “Yasa” erkekleri doğrudan, erkeğin bir parçası olan kadınları ise dolaylı olarak bağlamaktadır. (10691)

     Tevrat’taki kadın karakterler – hatta “baş karakterler” olanlar dahil – hep yaptıkları kötülükler, sebep oldukları sıkıntı ve musibetler, işledikleri günâhlar ve verdikleri zararlar ile anılmakta, bu karakterler üzerinden Tevrat’ta başından sonuna kadar kadınlar kötülenip aşağılanmakta, kadınlara yönelik olumsuz bir imaj oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunları sırayla ve sistematik olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

     * Hz. Havva (as)’nın Cennet’te “yasak meyve”yi yemesi ve “ilk günâh”ı işlemesi, Hz. Âdem (as)’e de bunu yaptırması, böylece insanın Cennet’ten kovulması (10692)

     * Hz. Sara (as) ile Hz. Hacer (as) arasındaki kıskançlık ve iki kadın arasındaki “kadınsı” (!?) çekişmenin Hz. İbrahim (as)’i üzmesi, çocuklara hayatı zehir etmesi (10693), bu sebeple henüz çocukken birbirlerinden kopartılan iki kardeş Hz. İshak (as) ve Hz. İsmail (as)’in ancak 90 yıl sonra, babaları İbrahim’in cenazesinde biraraya gelmesi (10694)

     * Hz. Lût (as)’a isyan eden ve Sodom’un yok edilmesine karşı çıkan karısının tuz direği haline getirilmesi (10695)

     * Kızlarının Lût’u sarhoş ederek O’nunla cinsel ilişkiye girmeleri ve ikisinin de babalarından hamile kalmaları (10696)

     * Rebekka’nın yalan ve hileleriyle kocası İshak’ı aldatması, hile ile küçük oğlu Hz. Yakub (as)’u yönlendirmesi ve böylece Yakub’un ağabeyi Esav’ın yerine Yakub’un hileyle peygamber olması (10697)

     * Raxel’in kızkardeşi Lea’ya karşı kıskançlığı (10698) ve kocası Yakub’u Lea’nın elinden alması (10699)

     * Lea’nın Yakub’dan çocuk sahibi olabilmek için kızkardeşi Raxel’le rekabete girişmesi (10700)

     * Yakub’un karısı Raxel’in babasının ev putunu çalarak hırsızlık yapması (10701)

     * Tamar’ın kayınbabası Yahuda’yla zina yapması (10702)

     * Mısırlı Potifar’ın karısının Hz. Yusuf (as)’a karşı duyduğu şehvet ve iftirası (10703)

     * Kadın peygamber Hz. Miryam (as)’ın kardeşi Hz. Harun (as)’la birlik olup küçük kardeşi erkek peygamber Hz. Musa (as)’yı çekiştirmesi (10704) ve bunun üzerine Allah tarafından cüzzam hastalığıyla cezalandırılması (10705)

     * Erihalı Rahab’ın fahişeliği (10706)

     * Sorek Vadisi’nde yaşayan Delila’nın, gücünü elinden almak için kurduğu tuzak sonunda Şimşon’un gözlerinin oyulması (10707)

     * Efraimli Elkanah’ın ikinci karısı Peninnah’ın, kuması olduğu kadın peygamber Hz. Hannah (as)’ı kısır olduğu için aşağılaması ve yaptıklarıyla O’nu üzmesi (10708)

     * Saul’un kızı Mixal’ın Kral Davud’un dînî coşkusuyla alay etmesi (10709) ve bunun üzerine ömrünün sonuna kadar çocuğunun olmaması (10710)

     * Bat-Şeba’nın, güzelliğine vurulup kendisine tecavüz ederek hamile bırakan (10711) ve sonra da Kürt olan kocası Uriya’yı öldüren (10712) Kral Davud’la evlenmeye razı olması (10713)

     * Hanımlarının Kral Süleyman’ı yoldan çıkartarak putlara hizmet ettirmesi, Süleyman’ın ömrünün son yıllarında putlara tapması ve “kafir” olarak ölmesi (10714)

     * Saydalılar’ın kralı Ethbaal’ın kızı ve Ahab’ın karısı olan İsrail Kraliçesi İzabel’in peygamberleri öldürmesi ve böylece Allah’ın dînini yıkmaya çalışması (10715)

     * Babil Sürgünü sonrasında, kadın peygamber Hz. Nadya (as)’nın, Kudüs (Yeruşalayim)’in yeniden inşâ edilmesi zamanında Nehemya’yla çekişme içinde olması – ve Tevrat’a göre – “fitne çıkarması” (10716) (NOT: Aslında kadın peygamber Nadya haklıdır ve asıl fitneci, Nehemya’nın kendisidir. Fakat Tevrat’ın bu bölümleri bizzat Nehemya tarafından yazıldığı için – zaten bölümün ismi de “Nehemya”dır – oldukça taraflı yazılmış ve baştan sona yalan bilgilerle Nadya’yı kötülemeye çalışmakta, iftiralar etmektedir. (10717))

     * Kürt kadını Zêreş’in, kocası Haman’ı, Mordekay’ı asması için yönlendirmesi (10718)

     * Karısının Hz. Eyyûb (as)’u Allah’a lanet etmeye ve isyana teşvik etmesi (10719)

     * Hoşea’nın karısı Gomer’in zina yapması (10720)

     Gördüğünüz gibi, Tevrat’taki kadın karakterler hep yaptıkları kötülükler, sebep oldukları sıkıntı ve musibetler, işledikleri günâhlar ve verdikleri zararlar ile anılmakta, bu karakterler üzerinden Tevrat’ta başından sonuna kadar kadınlar kötülenip aşağılanmakta, kadınlara yönelik olumsuz bir imaj oluşturulmaya çalışılmaktadır. Kaldı ki biz bunlar arasından sadece en önemli birkaç tanesini aktardık. Tevrat’ta bu örnekler daha pek çoktur.

     Aktardığımız bu ömekler ışığında, kadınların en belirgin özellikleri şunlar: Hilekâr ve kurnaz (10721), düzenbaz (10722), kötülüğün kaynağı (10723), kötülük yapmaya kışkırtıcı (10724), kötülükte yardımcı (10725), kibirli (10726), şehvetine düşkün ve zinakâr (10727), kavgacı (10728), kaygısız (10729), korkak (10730), putperestlerin adetlerine eğilimli, putçuluğun ve bâtıl inançların yayılmasına yardımcı olmaları (10731) gibi.

     Tevrat sadece bazı karakterler ve yaptıkları üzerinden kadınları aşağılamakla yetinmez. Daha “cesur” davranarak direk olarak kadınlığı aşağılar. Aşağıdaki âyetler, Tanrı’dan geldiğine inanılan bir kutsal kitaptan, Tevrat’tan:

לָכֵן כֵּיצַד יָכוֹל בֶּן תְּמוּתָה לִהְיוֹת צַדִּיק לִפְנֵי אֱלֹהִים, וְכֵיצַד יָכוֹל יְלוּד אִשָּׁה לִהְיוֹת זַךְ?‏ ‏

“Böyleyken, ölümlü insan Tanrı önünde nasıl haklı çıkar? Kadından doğan nasıl temiz olur?” (10732)

הֵן בְּעָווֹן נוֹלַדְתִ. ‏וּבְחֵטְא הָרְתָה אוֹתִי אִמִּי

“Çünkü ben doğum sancılarıyla, suç içinde dünyaya geldim. Annem bana gebe kaldığından beri günâh içindeyim.” (10733)

וְאָז אֶת זֹאת גִּלִּיתִי:‏ מָרָה מִמָּוֶת הִיא הָאִשָּׁה אֲשֶׁר הִיא כְּרִשְׁתּוֹ שֶׁל צַיָּד,‏ אֲשֶׁר לִבָּהּ כְּרִשְׁתוֹת דַּיִג וַאֲשֶׁר יָדֶיהָ כְּכַבְלֵי מַאֲסָר.‏ הָאִישׁ הַטּוֹב בְּעֵינֵי הָאֱלֹהִים יִמָּלֵט מִמֶּנָּה,‏ אַךְ הַחוֹטֵא נִלְכָּד עַל־יָדֶיהָ.‏ ‏”‏רְאֵה,‏ אֶת זֶה מָצָאתִי”‏,‏ אוֹמֵר קֹהֶלֶת.‏ ”‏חָקַרְתִּי דָּבָר אַחַר דָּבָר כְּדֵי לְהַגִּיעַ לְמַסְקְנָתִי,‏ אַךְ אֶת אֲשֶׁר הוֹסַפְתִּי לְחַפֵּשׂ לֹא מָצָאתִי.‏ אָדָם אֶחָד מֵאֶלֶף מָצָאתִי,‏ אַךְ אִשָּׁה בְּקִרְבָּם לֹא מָצָאתִי.‏ אֶת זֹאת בִּלְבַד מָצָאתִי:‏ הָאֱלֹהִים עָשָׂה אֶת הָאָדָם יָשָׁר,‏ אַךְ הֵם חִפְּשׂוּ מְזִמּוֹת רַבּוֹת”‏.‏

“Ve şunu öğrendim: Öyle kadın var ki ölümden de acıdır; bir avcı tuzağıdır, yüreği bir ağ ve elleri prangadır. Ondan kaçandan Tanrı hoşnut olur, ona kapılansa günâh işler. ‘Bir sonuca varmak için her şeyi birbiri ardına ele aldım’ diyor Vaiz, ‘Ancak şunu anladım ki, sürekli aradığım halde onu bulamadım. Bin erkek içinde bir erkek buldum, fakat bin kadın içinde bir kadın bulamadım. Sadece şunu buldum: Tanrı insanı doğru yarattı, ancak onlar farklı yollara yöneldiler.’(10734)

     Bir dîn düşünün ki, âdet ve hayız hali var diye, hamile kalıyor ve doğum yapıyor diye kadını “kirli” görüyor. Artı, erkek çocuğu doğurunca “daha az kirli”, kız çocuğu doğurunca “daha çok kirli” kabul ediyor. Buyurun bu âyetler Tevrat’tan:

וִיהֹוָה הוֹסִיף וְאָמַר אֶל מֹשֶׁה:‏

‏”‏אֱמֹר לִבְנֵי יִשְׂרָאֵל,‏ ’‏אִם אִשָּׁה תַּהֲרֶה וְתֵלֵד זָכָר,‏ תִּהְיֶה הִיא טְמֵאָה שִׁבְעָה יָמִים,‏ כְּפִי שֶׁהִיא טְמֵאָה בִּימֵי הַוֶּסֶת שֶׁלָּהּ.‏ בַּיּוֹם הַשְּׁמִינִי יִמּוֹל בְּשַׂר עָרְלָתוֹ.‏ הִיא תַּמְשִׁיךְ לְהִטַּהֵר מִן הַדָּם בְּמֶשֶׁךְ שְׁלוֹשִׁים וּשְׁלוֹשָׁה הַיָּמִים הַבָּאִים.‏ אַל לָהּ לָגַעַת בְּכָל דָּבָר קָדוֹשׁ,‏ וְאַל לָהּ לְהִכָּנֵס אֶל הַמָּקוֹם הַקָּדוֹשׁ עַד אֲשֶׁר תַּשְׁלִים אֶת יְמֵי הִטַּהֲרוּתָהּ.‏

”‏’‏וְאִם תֵּלֵד הִיא נְקֵבָה,‏ תִּהְיֶה טְמֵאָה שְׁבוּעַיִם,‏ כְּבִימֵי הַוֶּסֶת שֶׁלָּהּ.‏ הִיא תַּמְשִׁיךְ לְהִטַּהֵר מִן הַדָּם בְּמֶשֶׁךְ שִׁשִּׁים וְשִׁשָּׁה הַיָּמִים הַבָּאִים.‏

“Tanrı Musa’ya şunları söyledi:

‘İsrailoğulları’yla konuş; onlara de ki: ‘Bir kadın gebe kalıp bir erkek çocuk doğurursa, yedi gün kirli sayılacak; âdet hali günlerinde olduğu gibi kirli sayılacaktır. Çocuk sekizinci gün sünnet edilecek. Kadın kandan arınmak için otuzüç gün daha evde kalacak. Kutsal hiçbir şeye dokunmayacak ve arınma günlerini doldurmadan kutsal yere girmeyecek.

Eğer kadın bir kız çocuğu doğurursa, ondört gün, âdet halindeyken olduğu gibi kirli sayılacak. Kandan arınmak için altmışaltı gün daha evde kalacak.’(10735)

‏‏אִם תִּהְיֶה לְאִשָּׁה הַפְרָשַׁת דָּם מִגּוּפָהּ,‏ תִּמָּשֵׁךְ טֻמְאַת הַוֶּסֶת שֶׁלָּהּ שִׁבְעָה יָמִים.‏ כָּל הַנּוֹגֵעַ בָּהּ יִהְיֶה טָמֵא עַד הָעֶרֶב.‏ כָּל מָה שֶׁהִיא תִּשְׁכַּב עָלָיו בִּימֵי טֻמְאַת הַוֶּסֶת שֶׁלָּהּ יִטָּמֵא,‏ וְכָל מָה שֶׁתֵּשֵׁב עָלָיו יִטָּמֵא.‏ כָּל הַנּוֹגֵעַ בְּמִטָּתָהּ יְכַבֵּס אֶת בְּגָדָיו,‏ יִרְחַץ בְּמַיִם וְיִהְיֶה טָמֵא עַד הָעֶרֶב.‏ כָּל הַנּוֹגֵעַ בְּכָל כְּלִי אֲשֶׁר יָשְׁבָה עָלָיו יְכַבֵּס אֶת בְּגָדָיו,‏ יִרְחַץ בְּמַיִם וְיִהְיֶה טָמֵא עַד הָעֶרֶב.‏ אִם יָשְׁבָה עַל הַמִּטָּה אוֹ עַל כְּלִי אַחֵר,‏ נְגִיעָתוֹ בָּהֶם תִּגְרֹם לוֹ לִהְיוֹת טָמֵא עַד הָעֶרֶב.‏ וְאִם יִשְׁכַּב אִתָּהּ אִישׁ וְתָבוֹא עָלָיו טֻמְאַת הַוֶּסֶת שֶׁלָּהּ,‏ יִהְיֶה הוּא טָמֵא שִׁבְעָה יָמִים,‏ וְכָל מִטָּה אֲשֶׁר יִשְׁכַּב עָלֶיהָ תִּטָּמֵא.‏

“Âdet gördüğü için kan kaybeden kadın yedi gün kirli sayılacak. Ona dokunan da akşama kadar kirli sayılacak. Âdet gördüğü günlerde kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim kadının yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, o da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kadının yatağındaki veya oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes akşama kadar kirli sayılacaktır. Bir adam onunla birlikte olur ve kadının âdet kanıyla kirlenirse yedi gün kirli sayılacak, yattığı yatak da kirli sayılacak.” (10736)

     İnanın bu pasajları aktarırken ve siz sevgili okurlara okuturken bile utanıyorum. Fakat bunlar herhangi bir yazarın oturup kaleme aldığı satırlar değil, bu muazzam kâinatın tamamını ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Yaratıcı’dan geldiğine inanılan kutsal kitaptan âyetler.

     Kadının doğum yaptı diye övülmesi gerekirken, dünyaya yeni bir can getirdiği için “mübarek insan” sayılıp yüceltilmesi, övülüp “herkesten daha temiz” kabul edilmesi gerekirken, tam tersine “kirli” kabul ediliyor. Bu nasıl bir anlayış, nasıl bir öğretidir? Kaldı ki, bununla da kalmıyor. Doğum yaptı diye kadın “kirli” sayılırken, ayrıca, erkek çocuğu doğurunca “daha az kirli”, kız çocuğu doğurunca “daha çok kirli” sayılıyor. Doğum yapan kadın, erkek çocuğu doğurursa 7 gün “kirli” sayılıyor ve temizlenmesi için 33 gün evde kalması gerek. Ve fakat kız çocuğu doğurursa, 14 gün “kirli” sayılıyor ve temizlenmesi için 66 gün evde kalması gerek.

     Neden? Kız çocuğu lanetli mi veya kızlar erkeklerden daha mı değersiz?

     Evreni ve içindeki her şeyi yaratmış olan Yüce Tanrı, böyle şeyler söylemiş olabilir mi gerçekten? Düşünün ki, Yüce Yaratıcı, en temel vasfı olan “yaratma” fiilini bile kadın bedeni üzerinden icra ediyor. Doğumu yapan kadındır. Doğum, Allah’ın “yaratma” fiilinin gerçekleşmesidir ve bu olay kadın bedeni üzerinden vukua geliyor. Normalde doğuma bir kutsiyet atfedilmesi ve haliyle doğum yapan kadına da bir kutsallık payesi verilmesi gerekirken, tam tersi yapılıyor. Sanki doğum yapmak, lanetli birşeymiş gibi.

     Bu kutsal kitapları gönderen Tanrı’ya şunu sormak gerekmez mi: Senin o “kendi sûretinde” yarattığın, “eşref-i mahlukat” kıldığın, her ihtiyacına koştuğun (buna cinsel ihtiyaç dahil hatta en başta o), bu kadar değer verip her şeyden üstün tuttuğun erkekleri doğuran da kadınlar değil mi? Sen “doğmamış ve doğurmamış” iken, Sen’in için erillik – dişilik sözkonusu değilken, kadınlara karşı bu bitmeyen garezin nedir? Madem ki kadınları bu kadar değersiz görüyorsun, yaratmasaydın o zaman?! Sadece erkekleri yaratsaydın ve şu koca yeryüzünde hepsi Lût kavmi gibi yaşayıp gitseydiler?! Bu soruları elbette kendisine sorma imkânımız yok, çünkü bizimle konuşmuyor. Aramızdan birilerini seçip sadece onlarla konuşuyor ve onu bile bırakmış artık. Ama öldükten sonra öbür tarafa gittiğimde, bunları sorarım herhalde…

     Kadın doğum yeteneği sayesinde övülmek yerine, doğum yaptığında kirli sayılarak dînî vecibelerden uzaklaştırılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi kadın bu “kirli” günler geçince de “paklanmıyor”. Elbette Havva’nın baştan çıkması ve çıkarması yüzünden süregelen bir “pis kadın” algısı var ama burada kastedilen farklı ve “fazladan” bir kirlilik. Kadın bu günler geçince, kurban olarak bir yaşında bir kuzu, günâh kefareti olarak da bir güvercin veya kumru kurban etmesi gerekiyor. Tanrı’nın kan açlığı ve kurban isteği burada da açıkça görülmekte.

     Tevrat’ta, hamile kadın erkek çocuğu doğurursa, “murdarlığının” 7 gün, kız çocuğu doğurursa 2 hafta olacağı yazılıdır. Yani, kız çocuğunun erkek çocuğundan iki kat daha fazla kirlilik sebebi olacağı belirtilir. (10737) “Sirax Bilgeliği”nde, kız çocuğunun doğumu bir kayıp olarak nitelenirken, erkek çocuğunu eğiten adama düşmanlarının bile gıpta edeceği belirtilir. (10738)

     “Talmud”a göre; “Kadınlar, Tevrat’ın çalışma konusunun dışındadır.” Bu geleneğin bazı bilginlerine göre, “Tevrat’ın sözleri kadınlara söylenmektense, ateşte yansın” ve “Her kim, kendi kızına Tevrat’ı öğretirse, ona müstehcenlik öğretmiş gibi olur”  demektedirler. (10739)

     Tevrat, âdet gören kadını, bulaşıcı bir murdarlık içinde telâkki eder. Bu kadının dokunduğu her şahıs, her eşya, bir gün boyunca kirli kalır. (10740) Kadın, âdetli olduğu günler boyunca “murdarlık evi” olarak isimlendirilen özel evlere kapatılırdı. (10741) Dahası, eğer kadının ayaklarının tozundan da olsa murdar olmuşsa, kocası sinagoga girmekten men edilirdi. Hânımı, kızı veya annesi âdet gören bir haham, sinagogda haham dûâsını yapamaz. (10742)

     Yahudî geleneklerine göre kadının şahsî bir malvarlığı olamaz. Kadın zaten önce babasının, sonra da kocasının malvarlığıdır. Yahudî bir kadın evlenir evlenmez tüm malvarlığı ve kazançları üzerindeki haklarını yitirir, herşey kocasının kontrolü altına girer. Kadınlar ekonomik olarak erkeklere bağımlıydı. Oğul doğurmayan bir babadan toprak miras alınması gibi nadir durumlar dışında, kadınlar genellikle mülk sahibi değildi. Hatta böyle durumlarda, kabilenin topraklarını azaltmamak için kadınların kabile içinde yeniden evlenmeleri gerekiyordu. (10743)

     Yahudî hahamları, kocanın karısının malvarlığına el koymasını, onu mülk edinmesinin doğal bir sonucu olduğunu görürler. “Bir erkek, kadını mülkiyeti olarak aldığı zaman bu onun diğer malvarlığını da sahipleneceği mânâsına gelmez mi?” ve “Acaba bir erkek kadını elde ettiğinde onun malını da elde etmiş olmaz mı?” düşünceleri hakimdir. Zaten Musevîlik’te evliliğe verilen ilk isim olan “kinya” kelimesi, “sahip olma” anlamına gelir. Esasında Yahudî bir kadının malvarlığı, kendi taliplerini cezbetmek içindir. Yahudî aileleri, kızlarını babalarının bir malı gibi görüp bu mülkleri evlenirken bazen “çeyiz” niyetine öne sürerler. Zaten Yahudî kızlarını aile içinde değersiz kılan etkenlerden biri de budur. Baba kızına yıllarca bakmakla yükümlüdür, sonra da büyük miktarlarda paralar vererek onu evliliğe hazırlamak zorundadır. Böyle olunca da Yahudî ailesinde bir kız çocuğu yük ve baş belası konumuna itilmektedir.

     “Talmud” şöyle der: “Kendine ait olan eşya kocasınınsa, nasıl bir kadın mal edinebilir? Kocanın malı kocanın, kadının malı da kocanındır. Kadının tasarrufları ve sokakta bulduğu şeyler de kocasınındır. Ev eşyaları, masanın üzerindeki ekmek kırıntıları bile kocanındır. Eğer kadın eve bir misafir davet eder ve onu doyurursa, kocasının malından çalmış olur.” (10744)

     Tevrat’taki “evlilik” ve “miras” yasaları erkeklerin lehinedir ve kadınlar, cinsel davranış konusunda erkeklerden çok daha katı yasalara tabidir. Tevrat’ın eski zamanlarında bir kadın her zaman hem ritüel hem de ahlakî açıdan katı saflık yasalarına tabiydi.

     Tevrat dönemlerinde “evlilik ve aile hukuku”, erkekleri kadınlara üstün tutuyordu. Örneğin bir erkek, isterse karısından boşanabilir, ancak bir kadın, kocasını onun rızası olmadan boşayamaz. “Levirat evlilik” uygulaması çocuksuz ölen kocaların dul eşleri için geçerlidir, çocuksuz ölen eşlerin dulları için geçerli değildir; ancak, eğer kişi evliliğe rıza göstermemişse, bunun yerine “xalitza” adı verilen farklı bir tören yapılır. Bu tören, temelde dul kadının, kayınbiraderinin ayakkabısını çıkarması, onun önüne tükürmesi ve “İşte bu, kardeşinin evini yapmayacak olanın başına gelir!” demesini içerir. (10745) Kadın bekâretinin kaybına ilişkin yasaların erkeklerde karşılığı yoktur. Levirat evliliği gibi bu yasaların çoğu artık Yahudîlik’te uygulanmamaktadır (Levirat evliliği yerine xalitzah uygulanmaktadır). Tevrat’ta bulunan bu ve diğer cinsiyet farklılıkları, Tevrat toplumunun sürekliliği, mülkiyeti ve aile birliğini en önemli şey olarak gördüğünü gösteriyor; ancak aynı zamanda kadınların erkeklere tabi olduğunu da. (10746) Erkeklerin eşleri için bazı özel yükümlülükleri yerine getirmeleri gerekiyordu, ancak bunlar çoğu zaman zamanın kültüründeki cinsiyet rollerini güçlendiriyordu. Tevrat aynı zamanda yiyecek, giyecek ve evlilik ilişkisinin sağlanması da dahil olmak üzere erkeklerin eşlerine karşı belirli yükümlülüklerini de belirtmektedir. (10747)

     Yiyecek ve giyecek getiriyormuş… Ne yükümlülük ama! Nazar değmesin…

     Yahudî Şeriâtı’na yani Tevrat’a göre, mülkiyet erkek soyuna aktarılır ve kadınlar, erkek mirasçılar olmadığı sürece miras alamaz. (10748)

     Aile içerisinde kadınların önemli sıkıntılarla karşılaştıkları görülmekte. Yahudî toplumunda kız çocukları daha ergenlik yaşına gelmeden önce evlendirilmişlerdir. (10749) Böylece kız çocukları, henüz oyun yaşındayken, evlilik için bir tercihte bulunamadan ve çoğunlukla da rızaları alınmadan kendilerini koca evinde bulmuşlardı. (10750) Kızlar, evlenme akdinde taraf değil, sadece akdin konusu olmuştu. (10751) Öte yandan, bekârken babasının otoritesi altından olan kız, evlendiğinde kocasının kontrolüne geçmiş (10752) ve böylece sadece sahibi değişmişti (10753).

     Erkekler kadınlarının ibadet hayatlarına da müdahale etmişlerdir. (10754) Zaten erkekler, Tevrat’ın yönlendirmesiyle, kadınların üzerinde her konuda hakim olmuşlardır. (10755) Kocanın karısı üzerindeki hakimiyetinin aynen mal sahibinin malı üzerindeki hakimiyeti gibi olduğu ifade edilmiştir. Meselâ Tevrat’taki bir âyette, kadının köle, cariye, öküz ve eşek ile birlikte kocanın malvarlığı arasında bulunduğu belirtilmiştir. (10756) Bu temel anlayıştan hareketle, kocalar hânımlarının üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunmuşlar. Bu meyanda, erkeğe, yemek pişirirken yemeği yaktı diye karısını boşama hakkı dahi verilmiştir ve erkekler yemeği pişirirken yakan kadını boşamışlardır. (10757)

     Kocanın, karısının zina yaptığından sadece şüphelenmesi bile, onu toplum önünde rencide edici ve bazen sonu ölümle biten bir merasimin düzenlenmesi için yeterli olmuştur (10758) (Sadece şüphe üzerine aynı hakkı Kur’ân da erkeğe vermektedir. İslam’ı biraz sonra konuşacağız.). Zina yapan evli kadınların cezası “öldürülmek” şeklinde tespit edilmiş, ancak zina yapan erkek için sadece para cezası belirlenmiştir. (10759) Kadınlar kocalarının ölmeleri durumunda, başta en büyük kaynı olmak üzere, en yakın akrabalara miras olarak geçmişler ve onlarla evlenmek zorunda kalmışlardır. (10760) Boşanmaları da, genellikle kocalarının arzularına havale edilmiştir. (10761) Kocasından boşanan bir kadının, yaptığı ikinci evliliğin sona ermesi üzerine, tekrar ilk kocasıyla evlenmesine izin verilmemiştir. (10762) Babaları ya da kocaları ölen kadınlar mirastan mahrum edilmişlerdir. (10763)

     Yahudîlik, kocaya boşama hakkı verme konusunda nettir. (10764) Yahudî toplumunda hâlâ boşanamayan kadınlar vardır. Erkekler, boşanmak için, boşanmak isteyen karısından binlerce dolar para istemektedirler. (10765)

     Tevrat’ta dulluk, düşüklüğün sembolü olarak görülür. (10766) Çocuksuz dul kadın, ölen kocasının erkek kardeşiyle evlenmek zorundadır (adam evli olsa bile). Böylece o, ölmüş kardeşin neslini devam ettirir, onun adının silinmesine mani olmuş olur. (10767) Dul kadının bu evliliğe izni gerekmez. Onun vazifesi, kocasının neslini devam ettirmektir. Tevrat’taki bu hüküm, uygulandığı yerlerde halâ devam etmektedir. (10768)

     Kocalarından boşanmak isteyen ancak kocaları onlara “get” denilen boşanma sözleşmesini vermeyi reddeden kadınlara “agunot” denir ve bu ifade İbranice’de “zincirlenmiş kadınlar” anlamına gelir. Bu kelime aynı zamanda kocası kaybolan ve ölmüş ya da ölmemiş bir kadına da âtıfta bulunabilir. (10769) Ortodoks Yahudîlik’te yalnızca bir erkek “get” hizmetinde bulunabilir. Birinci türün ortaya çıkmasını önlemek için, birçok Yahudî çift, kocayı bir anlaşmaya varmaya veya Yahudî mahkemesine rapor vermeye zorlamak için tasarlanmış bir “evlilik-öncesi anlaşma” imzalıyor.

     Kadınları hatta kadınlığı bu kadar aşağılayan, hatta hatta anneliği bile aşağılamaktan imtina etmeyen Yahudîlik’te, çok ilginçtir ki, soy anne üzerinden devam eder ve yeni doğan çocuğa Yahudîlik, annesi üzerinden aktarılır. Yahudî bir babadan olmak kişiyi Yahudî yapmaz; Yahudî olmak için Yahudî bir anneden doğmak gerekmekte.

     Geleneksel Yahudîlik’te, Yahudîlik’e mensubiyet, kadınlardan çocuklarına ancak doğum yoluyla aktarılabilir. Buna göre yalnızca Yahudî kadınların çocukları Yahudî olarak doğar. (10770) Sözlü ve yazılı aktarılan emir ve nehiyleri kapsayan genel bir dînî hukuk kavramı olan, Yahudî yasa sistemini tanımlayan “Halaxa” (הלכה)’ya göre; Yahudî terbiyesi anasoyludur, yani Yahudî bir annenin çocuğu otomatik olarak Yahudî olur, Yahudî olmayan bir annenin çocuğu ise Yahudîlik’e geçmediği sürece Yahudî değildir. (10771)

     Yahudîlik’te anasoyluluğun kökeni tartışmalıdır; ancak birçok modern akademik görüşe göre, bu muhtemelen ya Ezra zamanında (yaklaşık M. Ö. 460) ya da erken Tannaitik dönemde (yaklaşık M. S. 10 – 70) tesis edilmiştir. (10772)

     Peki bu neden böyle? Kadınları hatta kadınlığı bu kadar aşağılayan, hatta hatta anneliği bile aşağılamaktan imtina etmeyen Yahudîlik’te, neden bu menfî bakış açısıyla tamamen zıt bir biçimde, Yahudîlik anasoylu olarak devam eder? Neden bir insanın Yahudî olabilmesi için babasının değil de annesinin Yahudî olması gerekmektedir?

     Benim bu konuda bir bakış açım var. Bunu, 2021 yılında yayınlanan 3 ciltlik “Kadın Peygamberler” adlı kitabımda anlatmıştım. Sanırım bunun sebebi, İbrahim’in, sadece Sara’yla yani İshak üzerinden devam eden soyunu Yahudî kabul etmek. Şayet Yahudîlik’te Yahudîlik baba üzerinden devam etseydi, o zaman, İbrahim’in diğer hanımları Hacer ve Ketura üzerinden devam eden soyunu da Yahudî kabul etmeleri gerekirdi. Yani bugünkü Araplar’ı ve başka da pekçok topluluğu Yahudî saymaları gerekiyordu. Bunun önüne geçebilmek için, sadece Sara üzerinden devam eden soyu Yahudî kabul etmek için, mensubiyette anasoyluluk kabul edilmiştir diye düşünüyorum. (10773)

     Musevîlik’te, tıpkı İslam’da olduğu gibi “cariyelik” de var. “Cariye”, savaşta esir edilmiş veya başka bir şekilde köle konumuna düşmüş, her konuda efendisinin isteklerine bağlı bulunan kadınları ifade eder. Kadının evli ya da bekâr olması farketmez ve onunla cinsel ilişki için rızası gerekmez. Bir nevî “seks kölesi”dir.

     İnsanlık için yüzkızartıcı bir uygulama olan cariyelik, semavî dînlerin getirdiği bir uygulama değildir. Tarihin çok eski devirlerinden beri varolagelmiş, ancak semavî dînler tarafından ortadan kaldırılmayıp, bilakis daha sistematik bir şekilde devam ettirilmiştir. Cariyelik uygulamasına hem Tevrat’ta hem Kur’ân’da cevaz vardır, ne yazık ki.

     Tevrat şöyle der:

כִּֽי־תִקְרַ֣ב אֶל־עִ֔יר לְהִלָּחֵ֖ם עָלֶ֑יהָ וְקָרָ֥אתָ אֵלֶ֖יהָ לְשָׁלֹֽום׃ וְהָיָה֙ אִם־שָׁלֹ֣ום תַּֽעַנְךָ֔ וּפָתְחָ֖ה לָ֑ךְ וְהָיָ֞ה כָּל־הָעָ֣ם הַנִּמְצָא־בָ֗הּ יִהְי֥וּ לְךָ֛ לָמַ֖ס וַעֲבָדֽוּךָ׃ וְאִם־לֹ֤א תַשְׁלִים֙ עִמָּ֔ךְ וְעָשְׂתָ֥ה עִמְּךָ֖ מִלְחָמָ֑ה וְצַרְתָּ֖ עָלֶֽיהָ׃ וּנְתָנָ֛הּ יְהוָ֥ה אֱלֹהֶ֖יךָ בְּיָדֶ֑ךָ וְהִכִּיתָ֥ אֶת־כָּל־זְכוּרָ֖הּ לְפִי־חָֽרֶב׃ רַ֣ק הַ֠נָּשִׁים וְהַטַּ֨ף וְהַבְּהֵמָ֜ה וְכֹל֩ אֲשֶׁ֨ר יִהְיֶ֥ה בָעִ֛יר כָּל־שְׁלָלָ֖הּ תָּבֹ֣ז לָ֑ךְ וְאָֽכַלְתָּ֙ אֶת־שְׁלַ֣ל אֹיְבֶ֔יךָ אֲשֶׁ֥ר נָתַ֛ן יְהוָ֥ה אֱלֹהֶ֖יךָ לָֽךְ׃ כֵּ֤ן תַּעֲשֶׂה֙ לְכָל־הֶ֣עָרִ֔ים הָרְחֹקֹ֥ת מִמְּךָ֖ מְאֹ֑ד אֲשֶׁ֛ר לֹא־מֵעָרֵ֥י הַגֹּֽויִם־הָאֵ֖לֶּה הֵֽנָּה׃

“Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız Rabb kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız Rabb’in size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.” (10774)

     Tevrat’ın bu âyetlerinde tüm erkekleri öldürmeyi emreden Tanrı, malların, kadınların, çocukların ve hayvanların yağmalanmasına izin veriyor. “Yağmalama” nasıl olur? Malların yağmalanması, bildiğimiz şekilde. Hayvanların yağmalanması, ya etinden sütünden yararlanmak ya da hayvanı alıp kendi sürüsüne katmaktır. Çocukların yağmalanması, en iyi senaryoda, köle olarak alınıp, Yahudî inancına uygun şekilde “yetiştirilmesi”dir. Kadınların yağmalanması ise hem köle olarak hem de cinsel açlık için kullanılmalarıdır. Kadını yağmalanabilecek bir mal olarak görmeleri, bu âyette de açıkça gözler önündedir.

     Tevrat, kadınları “galipler” kadar “kurbanlar” olarak da tasvir eder. (10775) Örneğin Tevrat’taki anlatımların birinde, İsrailoğulları, savaş ganimeti olarak tutulan 32.000 bakire kadın dışında Medyen halkını katletmektedir. (10776)

     İlk Yahudî toplumunda kadınların şahîdlik yapmasına izin verilmez (10777), “yasak meyve”yi yiyerek insanın Cennet’ten kovulmasına sebep oldular diye kadının şahîdlik yapamaması, ona verilen dokuz cezadan biri kabul edilirdi (10778). İddiâlara göre, günümüzde İsrail’de kadınlar, dînî mahkemelerde şahîdlik yapma hakkına halen sahip değildirler. (10779)

     Tevrat’ta yer alan âyetlerde kadınlar aleyhine ortaya çıkan olumsuz tablo, daha sonraki dönemlerde Yahudî dîn bilginlerini fazlasıyla meşgul etmiştir. Rabbinik literatürde kadınların zekâ seviyesi sorgulanmış ve bu konuda fazlasıyla spekülasyon üretilmiştir. Rabbilerin bu husustaki genel eğilimleri, kadınların akıllarının eksik olduğu yönündedir. (10780) Bu nedenle, örneğin “Talmud”da, kadınların yün eğirmek gibi, el becerileriyle ortaya koydukları faaliyetler dışında herhangi bir bilgeliklerinin bulunmadığı (10781), aslında kendilerine verilen yeteneklerin de sadece bunlarla sınırlı olduğu söylenmektedir. Yine “Talmud”da, kadınların zekâ seviyesi olarak erkeklerden aşağıda oldukları ve bu nedenle de daha kolay aldandıkları yazılmaktadır. (10782)

     Yahudîlik’te kadınların akıllarının eksik olduğu yönündeki bu anlayışın yankılarını ve izlerini halen pekçok alanda görmek mümkün. Örneğin, kadınların mahkemelerde şahîdliklerinin kabul edilmeyişinin arkasında bu neden yatmaktadır. Kadınların mahkemelerde şahîd olarak kabul edilmemelerinin en önemli sebebi; onların zekâ seviyeleri ile ilgili ortaya konulan olumsuz tavır ve görüşlerdir. Kadınların şahîdlik konusunda ehliyetlerinin yeterli olmadığı belirtilirken, kıyas yapılan kişiler de zaten bu husustaki anlayışı ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Zirâ onların şahîdlik konusunda emsal tutuldukları kimseler; sağırlar, dilsizler, körler, deliler, kumar oynayanlar ve uyuşturucu kullananlardır. (10783) Kadınların şahîdlik ehliyetine haiz olmadıkları hükmünü veren dîn adamları, referans olarak bu kişileri almışlar (10784), bu “zekâ dolu” (!) kıyas ve içtihadlar sonucunda da, “Kadınların, 100 kişi olsalar bile şahîdliklerinin 1 kişi hükmünde olduğu” (10785) kuralını getirmişlerdir.

     Yahudî dîn bilginleri, akıllarının eksik, zayıf karakterli, fitne unsuru vb. özellikleri olduğuna inandıkları ve daha önce atalarını büyük sıkıntılara soktukları Tevrat’ta da tescil edilmiş bulunan kadınları erkeklerden uzak tutabilmek için pekçok engeller getirmişler ve bu meyanda da bazı düzenlemeler yaparak kutsal metinlere kaydetmişlerdir. Bu çerçevede, erkek – kadın birlikteliğinin önüne geçebilmek için getirilen engellemelerde, öncelikle erkeklere kadınlarla fazla konuşmanın tehlikeli olduğu bildirilmiştir. (10786) Buna göre, erkekler ve kadınlar şayet konuşmak durumunda kalacak olurlarsa, gayet resmî ve ancak ihtiyaç miktarı kadar konuşacaklardır. Diğer taraftan, bir erkeğin bir kadına ilgi duyması halinde, onunla, bir çit arkasından bile olsa konuşması kesin olarak yasaklanmıştır. (10787) Yine bu bağlamda, özellikle ilim adamlarının sokaklarda kadınlarla konuşmaları men edilmiştir. Hatta bu yasak kapsamına onların kendi hânımları ve kızları da dahil edilmiştir. (10788)

     Aynı şekilde, erkeklerin sokaklarda kadınların arkalarından yürümeleri de yasaklanmıştır. (10789) Bunu temin edebilmek için, “bir kadının arkasından gitmektense bir aslanın arkasından gitmenin daha iyi olduğu” ifade edilmiştir. (10790) Kezâ kadınların arkasından yürüyenlerin âhirette bir nasiplerinin olmayacağı belirtilmiştir. (10791) Öte yandan, kocaların yolda kendi hânımlarının arkalarından yürümeleri de engellenmiştir. (10792) Kocalar önde, hânımlar ise arkalarında yürümüşlerdir. (10793) “Talmud”da, iki kadın birarada da olsalar, bir erkeğin yine de onlarla yalnız kalmasının uygun olmadığı bildirilmiştir. (10794)

     Kadınlarla erkekler arasına engel koyma çabalarından biri de ticaret alanındaki kurallardır. Şayet kadınlar çarşıda alışveriş yapıyorlarsa, esnafın doğrudan onların ellerinden para almaları yasaklanmıştır. Esnaf, kadınların ellerinden değil, onların bıraktıkları bir yerden parayı almaya zorlanmıştır. Bu anlayışın gerekçesinde, kadının elinden para almada Şeytan’ın da bir hissesinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Dolayısıyla para alıp verme sırasında kadın ve erkeğin ellerinin birbirine temas edebileceği, bunun ise çok sakıncalı bir durum olacağı söylenmiştir. Böyle bir riski bertaraf edebilmek için, bir kadının elinden doğrudan para alan kişinin Cehennem azabından kurtulamayacağı bildirilmiştir. (10795)

     Kadınların sadece alışveriş sırasında değil, başka durumlarda da erkeklerle fizikî temasları önlenmeye çalışılmıştır. Çünkü kadın ve erkeğin hangi gerekçe ile olursa olsun, fizikî temasları son derece tehlikeli addedilmiştir. Kocası sokakta dayak yiyen bir kadının, eşine yardım edebilmek için bile olsa, karşıdaki adamlara dokunması yasaklanmıştır. Böyle bir durumun olması ve kocasını kurtarmak isterken, kazayla karşıdaki erkeğin mahrem yerine dokunması halinde kadının elinin kesilmesi emredilmiştir:

כִּֽי־יִנָּצ֨וּ אֲנָשִׁ֤ים יַחְדָּו֙ אִ֣ישׁ וְאָחִ֔יו וְקָֽרְבָה֙ אֵ֣שֶׁת הָֽאֶחָ֔ד לְהַצִּ֥יל אֶת־אִישָּׁ֖הּ מִיַּ֣ד מַכֵּ֑הוּ וְשָׁלְחָ֣ה יָדָ֔הּ וְהֶחֱזִ֖יקָה בִּמְבֻשָֽׁיו׃ וְקַצֹּתָ֖ה אֶת־כַּפָּ֑הּ לֹ֥א תָחֹ֖וס עֵינֶֽךָ׃

“Eğer iki adam kavgaya tutuşur da birinin karısı kocasını dövenin elinden kurtarmak için gelip elini uzatır, öbür adamın erkeklik organını tutarsa, kadının elini keseceksiniz; ona acımayacaksınız.” (10796)

     Kadınları erkeklerden uzak tutma gayretleri, ibadet hayatlarında da belirgin biçimde göze çarpmakta. İbadetler esnasında kadın ve erkeğin biraraya gelmelerini engellemek için gayret sarfedilmiştir. Toplu ibadetlerin yapıldığı sinegoglarda kadınların erkeklerden ayrılmalarını sağlamak için özel bölümler ya da balkonlar yapılmış ve kadınlar buralara alınmıştır. Böylece erkeklerin kadınlara bakmalarının önüne geçilmeye çalışılmış. Esasında kadınların toplu ibadetlere katılmaları da uygun görülmemiş ve onların yalnız ibadet etmeleri istenmiştir. Bu konudaki bir kurala göre, toplu ibadet için gerekli cemaat sayısı 10 kişi olarak belirlenmiş, kadınların ibadete katılmak istemeleri durumunda bu sayıya dahil edilmeyecekleri bildirilmiştir. Yani 8 erkek ve 2 kadından oluşan cemaat yine 8 kişi olarak değerlendirilmiş, böylece toplu ibadet şartı olan 10 sayısına ulaşılamadığı için cemaatle ibadet yapılamamıştır. (10797) Kadınları toplu ibadetten men etme gayretlerinin yanısıra, ferdî yapılacak ibadetlerde de sınırlamalar getirilmiştir. Bu bağlamda bir kısım günlük ibadetler erkeklere has kılınmış ve bunları kadınların yapmalarına izin verilmemiştir. (10798) Yine kadınların zamana bağlı olmayan bazı ibadetleri yapmaları da men edilmiştir. (10799)

     “Talmud” çalışmaları için bir “yeşiva” veya “okul”, bu çalışmalarda kadınların bulunmaması nedeniyle “münhasıran erkeksi bir ortam”dır. (10800)

     Yahudî kadınların sınırlı bir eğitimi vardı. Onlara okuma, yazma ve ev idaresi öğretildi. Ayrıca “kaşer” tutmak gibi günlük yaşamları için gerekli olan dînî hukuk konusunda da eğitim verildi. (10801) Hem Hristiyan hem de Yahudî kızlar evde eğitim görüyordu. Hristiyan kızların erkek veya kadın öğretmenleri olsa da, Yahudî kızların çoğunun kadın öğretmeni vardı. (10802) Yükseköğrenim kadınlar için alışılmadık bir durumdu. (10803) İslam’ın egemen olduğu topraklarda yahut Müslümanlar’ın hakimiyetindeki ülkelerde yaşayan Yahudî kadınlar için çok daha fazla eğitim kaynağı vardı. İslam’ın egemenliğindeki topraklarda yaşayan Yahudîler arasında çok sayıda kadın okur – yazar bulunuyordu. (10804)

     Pekçok kadın, kocalarının iş hayatında yardımcı olmalarına ve hatta kendi işlerini yürütmelerine yetecek kadar eğitim aldı. Yahudî kadınların Avrupa’nın her yerinde Hristiyan kadınlara borç verdikleri görülüyor. (10805) Kadınlar aynı zamanda kopyacı, ebe, iplikçi ve dokumacıydı. (10806)

     “Talmud”da, kızına ilim öğretenin ona ahlâksızlık öğretmiş gibi değerlendirileceği ifade edilmiştir. (10807) Zirâ eğitimin kızları ahlâksızlığa düşüreceğinden endişe edilmiştir. (10808) Çok ama çok garip ve bir o kadar da düşündürücüdür ki, dînî konularda bilgisi artan bir kızın, dînin emirlerine karşı lakayt davranmaya ve daha cesaretle günâh işlemeye başlayacağından korkulmuştur. (10809) (Yahudî bilginler oldukça zekiymiş! Zirâ bu “endişe” son derece doğru ve haklı bir endişedir. Dîn, en büyük gücünü cehaletten alır ve güçlenmesi, her devirde güçlü ve etkili olması, bilinmemesinden kaynaklanır. Dîndar insanların dîne bağlılıklarının temelinde de, bağlı bulundukları dîni bilmemeleri ve inandıkları kutsal kitabı okumamaları bulunmaktadır.)

     Erkeklerle kadınların biraraya gelmelerini engellemeye yönelik tedbirler arasında tesettürün (örtünme; hicab) ise ayrı bir yeri bulunmakta. Kadınların kendilerini kontrol edemeyeceklerine inanan bazı Yahudî dîn bilginleri, bir ileri merhale olarak, aslında onların mümkünse evlerinde kalmalarının sağlanmasını istemişlerdir. Böylece, peçe vasıtasıyla erkekler tarafindan görülmeleri engellenen ve garantiye alınan kadınların, bu sefer de erkekleri görmemeleri temin edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede kadınların sokaklarda dolaşmalarının ve sıklıkla evden dışarı çıkmalarının utanç duyulacak birşey olduğu, dolayısıyla kocaların onların bu şekilde davranmalarının önüne geçmeleri gerektiği bildirilmiştir. (10810) Neticede, kadının ihtiyacına göre – aile, hasta ziyareti, cenaze evine gitme vb. durumlarda – ayda bir ya da en fazla iki kere dışarı çıkmasına izin verilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir. (10811)

     Yahudîlik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד)’da, kadınlar hatta kadınlık ile ilgili şu aşağılayıcı ifadeler vardır:

     “Kadın içi bok dolu bir çuvaldır. Ağzı kanla dolu ama yine de erkekler caydırılamaz, hepsi de onun peşinden koşarlar.” (10812)

     “Çocukları erkek olana ne mutlu, çocukları kız olana ne yazık!” (10813)

     “Dünyaya on birim konuşma verildi, bunlardan dokuzunu kadınlar aldı.” (10814)

     “Kadınların ve köpeklerin iki adam arasından geçmesi ya da bir adamın kadın ve köpeklerin arasından geçmesi yasaktır.” (10815)

     “Yahudî bir erkek her gün şu dûâyı etmeli: ‘Tanrım, beni gayr-i Yahudî yapmadığın için, bir kadın ve bir köle yapmadığın için sana şükürler olsun!’

     Yahudî bir kadın da her gün şu dûâyı etmeli: ‘Tanrım, beni gayr-i Yahudî yapmadığın için ve bildiğin gibi yaptığın için sana şükürler olsun!’” (10816)

     Evet… İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor.

     Ben bunları burada aktarırken ve siz sevgili okurlarımla paylaşırken bile utanıyorum. Ama aktardığım bu sözler, direk olarak, Yahudîlik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud”dandır. Yani kutsal kitap Tevrat’tan sonraki en önemli dînî kaynak.

     ■ Hristiyanlık ve Kadın Düşmanlığı

     Hristiyanlık inancı ve Hristiyan ilahiyatı da tamamen Tevrat ve Eski Ahit üzerine şekillendiğinden, “ilk günâh” kadının (Havva’nın) üzerine yıkılmış, kadın, “günâhı başlatan kişi” yapılmıştır ve suçlanan direk olarak kadın hatta kadınlık olmuştur. Hem de ne suçlama!? Bu inancın / öğretinin gereği olarak kadın, yüzyıllar boyunca Hristiyan dünyasında insan yerine bile konulmamış, “cadı” olarak görülmüş ve yer yer acımasızca yakılmıştır da. Avrupa’daki Reform ve Rönesans hareketlerine dek ve Feminizm’in haklı mücadelesinin belli kazanımlar elde etmesine kadar, Hristiyan dünyasında kadının hiçbir değeri yoktur ve her türlü aşağılanmanın hedefidir. (10817)

     Hristiyan inancı ve teolojisinde o “ilk günâh” Havva’ya atfedilmiş ve bunun üzerinden de kadınlar hatta kadınlık, tüm kötülüklerin kaynağı olarak gösterilmiştir.

     Bunun temel nedeni, yine İncil’de geçen ve havari Pavlus (5 – 65)’a ait şu sözlerdir:

ሆኖም እባቡ ሔዋንን በተንኮሉ እንዳታለላት+ ሁሉ እናንተም አስተሳሰባችሁ ተበላሽቶ ለክርስቶስ ልታሳዩ የሚገባውን ቅንነትና ንጽሕና በሆነ መንገድ እንዳታጡ እፈራለሁ።

“Ne var ki, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum.” (10818)

ሴት ሙሉ በሙሉ በመገዛት+ በጸጥታ* ትማር። ሴት ዝም እንድትል እንጂ እንድታስተምር ወይም በወንድ ላይ ሥልጣን እንዲኖራት አልፈቅድም።+ በመጀመሪያ የተፈጠረው አዳም ነውና፤ ከዚያም ሔዋን ተፈጠረች።+ በተጨማሪም አዳም አልተታለለም፤ ከዚህ ይልቅ ፈጽሞ የተታለለችውና+ ሕግ የተላለፈችው ሴቷ ናት።

“Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.” (10819)

     Havari Pavlus’un İncil’deki bu sözleri, Hristiyanlık inancı ve ilahiyatının adetâ “kadın düşmanı” bir temelde şekillenmesine sebebiyet vermiş, yüzyıllar boyunca Hristiyan dünyasında kadınlar insan yerine bile konulmamış, “cadı” olarak görülmüş ve yer yer acımasızca yakılmıştır da. Az önce de belirttiğimiz üzere, Avrupa’daki Reform ve Rönesans hareketlerine dek ve Feminizm’in haklı mücadelesinin belli kazanımlar elde etmesine kadar, Hristiyan dünyasında kadının hiçbir değeri yoktur ve her türlü aşağılanmanın hedefidir.

     Hristiyan kilisesinin ilk babalarından bazıları, Havva’yı “insanın düşüşü”nden sorumlu tuttu ve sonraki tüm kadınları da “ilk günâh işleyenler” olarak gördüler. Kartacalı (bugünkü Tunus) erken dönem Hristiyan kilise babası yazarlardan ve bir Berberî olan Tertulyan veya Latince tam adıyla Quintus Septimius Florens Tertullianus (155 – 230), kadın dinleyicilerine “Siz Şeytan’ın kapısısınız” dedi ve Hz. İsa (as)’nın ölümünden kadınları sorumlu tuttu: “Sizin çölünüz (yani günâhın cezası, yani ölüm) yüzünden, hatta Tanrı’nın Oğlu’nun bile ölmesi gerekiyordu.” (10820)

     Kutsal kitap Tevrat’ta kadını aşağılayan ifadelerin aynısını kutsal kitap İncil’de de görmekteyiz. Şu âyetler İncil’den:

የሴትም ራስ ወንድ፣+ የክርስቶስ ራስ ደግሞ አምላክ እንደሆነ እንድታውቁ እወዳለሁ። ራሱን ሸፍኖ የሚጸልይ ወይም ትንቢት የሚናገር ወንድ ሁሉ የእሱን ራስ ያዋርዳል፤ ራሷን ሳትሸፍን የምትጸልይ ወይም ትንቢት የምትናገር+ ሴት ሁሉ ደግሞ የእሷን ራስ ታዋርዳለች፤ እንዲህ የምታደርግ ሴት ራሷን እንደተላጨች ሴት ትቆጠራለች። አንዲት ሴት ራሷን የማትሸፍን ከሆነ ፀጉሯን ትቆረጥ፤ ፀጉሯን መቆረጧ ወይም መላጨቷ የሚያሳፍራት ከሆነ ግን ትሸፈን።

ወንድ የአምላክ አምሳልና+ ክብር ስለሆነ ራሱን መሸፈን የለበትም፤ ሴት ግን የወንድ ክብር ናት። ሴት ከወንድ ተገኘች እንጂ ወንድ ከሴት አልተገኘምና። ከዚህም በተጨማሪ ሴት ለወንድ ተፈጠረች እንጂ ወንድ ለሴት አልተፈጠረም። ከዚህ የተነሳም ሆነ ለመላእክት ሲባል ሴት በሥልጣን ሥር መሆኗን የሚያሳይ ምልክት በራሷ ላይ ታድርግ።

“Her kadının başı erkek, erkeğin başı Mesih, Mesih’in başı da Tanrı’dır. Başına birşey takıp dûâ ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başı açık dûâ ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı traş edilmiş bir kadından farkı yoktur. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, başını örtsün.

Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı’nın benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.” (10821)

ሴቶች በጉባኤ ውስጥ እንዲናገሩ ስላልተፈቀደላቸው ዝም ይበሉ። ከዚህ ይልቅ ሕጉም እንደሚለው ይገዙ። ያልገባቸው ነገር ካለ በቤታቸው ባሎቻቸውን ይጠይቁ፤ ምክንያቱም ሴት በጉባኤ መካከል ብትናገር የሚያሳፍር ነው።

“Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri birşey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.” (10822)

     İlk Hristiyanlar ve genel olarak farklı zaman ve mekânlarda Hristiyanlar, kadınların hakları, sorumlulukları ve rolleri konusunda çok farklı görüşlere sahiptiler. Pekçok Hristiyan bilgini, kadın ve erkeklerin rûhsal açıdan eşit olduğuna ve bu eşitliğin kilise yaşamında ifade edilmesi gerektiğine inanıyordu. Dîn içindeki bazı bakış açıları cinsiyetler arasındaki eşitliği savunurken, kökleri daha çok ataerkil kültüre dayanan diğerleri, kadınlara baskı yapmak için kültürel ilkeleri dînî ilkelerle eşitliyordu. Daha ataerkil bir Hristiyanlık, kadınların kiliseye bağlı kalmaları için bir kalıp oluşturuyor ve onların kilisedeki özgürlüklerini sınırlıyordu. İncil’in bu tür yorumlarına göre, eşlerin birçok yönden itaatkâr olması bekleniyordu. Onlardan kocalarına, kiliseye, topluluklarına ve Tanrı’ya itaatkâr olmaları isteniyordu. (10823) Fakat bütün bu farklı görüş ve içtihatların da varlığına rağmen, havari Pavlus’un sözleri ve öğretileri baskın çıktı ve Hristiyan ilahiyatında, özellikle Ortaçağ Avrupası’nda kadın adetâ “cadı”, “yılan”, “Şeytan” olarak resmedildi ve kötülendi. Bu kötüleme ve aşağılamanın sonucu olarak da kadınlar her zaman erkekler ve kilise tarafından ezilerek, baskıya uğrayarak “ikinci sınıf insan” muamelesine tabi tutuldular, hatta insan yerine dahi konulmadılar.

     Hristiyanlık’ta kadın düşmanlığı, Yahudîlik’ten geçmedir ve özellikle Pavlus eliyle Hristiyan metinlerine de sokulmuştur. Tertulyan, “Kadın, Şeytan’ın insan nefsine giriş kapısıdır. Allah’ın yasalarını iptal eden, erkeğin çehresini bozan iğrenç bir yaratıktır” demiştir. (10824) Hatta Hristiyanlık’ta daha sonraları Hz. Meryem (as) dışında kalan tüm kadınların Cehennem azabından kurtarıcı Rûh’tan yoksun oldukları kararına varılmıştır. (10825)

     Hatta, Hristiyanlık’taki “ilk günâh” inancına göre, Havva’nın işlediği ve Âdem’e de işlettiği iddiâ olunan günâh, irsî olarak bütün insanlığa geçmektedir ve bütün insanlar, bu günâhla dünyaya gelmektedir. İsa Mesih, bu günâhı temizlemek için kendini kurban ettiği için, Havva, yani kadın, dolayısıyla İsa’nın kanından da sorumlu tutulmuştur. (10826)

     İngiliz dînbilimci ve dînler uzmanı Karen Armstrong (1944 – halen hayatta), ilk dönem ve daha sonraki bazı Hristiyan azîzlerin şu görüşlerini nakleder:

     “Bilmiyor musunuz ki, her biriniz bir Havva’sınız? Tanrı’nın size olan cezası bu çağda da devam ediyor. Siz, Şeytan’ın kapısısınız, ‘yasak ağacın’ mührünü açansınız, ilahî kanunu ilk terkedensiniz. Sizler, Şeytan’ın saldırmayı göze alamadığı adamı razı edensiniz, Tanrı’nın sûreti olan insanı yok edensiniz. Sizin hakkettiğiniz cezadan dolayı Tanrı’nın oğlu ölmek zorunda kaldı.” (St. Tertullian)

     “Eş veya anne olmuş ne farkeder? O halâ erkeği baştan çıkaran Havva’dır. Bütün kadınlardan kaçınmalıyız. Onun, çocuk doğurmasının dışında, erkeğin ne işine yaradığını anlayamadım.” (St. Augustine)

     “Fert olarak kadın kusurlu ve yararsızdır. Çünkü erkek hücredeki aktif güç, erkek cinsiyetinde mükemmel bir benzerliği meydana getirirken, kadın, aktif güçteki kusurdan veya maddî bir hatadan, hatta haricî tesirlerden meydana gelir.” (Thomas Aquinas)

     “Kadınların dünyaya mümkün olduğu kadar çok çocuk getirmenin dışında bir faydası yoktur. Onlar yorulsa, hatta ölseler bile problem değil. Bırakın onlar, çocuk doğururken ölsünler. Çünkü onlar, bunun için bu dünyadalar.” (Martin Luther) (10827)

     İlk dönem ünlü Hristiyan düşünürlerden biri olan ve İskenderiyeli Clemens adıyla bilinen Titus Flavius Clemens (150 – 215), “Kadın, kadın olmaktan ötürü utanmalıdır” diyerek kadını aşağılamış, adetâ hiçleştirmiştir. (10828) Hristiyanlık’ın baskın olduğu zamanlarda Avrupalı filozoflar, “Kadının bir rûhu var mıdır, yoksa o rûhsuz bir yaratık mıdır? Eğer rûhu varsa, acaba insan rûhu mu, hayvan rûhu mudur?” diye soruyorlardı. Tartıştıkları başka bir konu da şuydu: “Kadının insan rûhuna sahip olduğu farzedilse bile, erkeğe nispetle, içtimaî durumu kölenin durumu gibi midir, yoksa biraz daha yüksek bir yaratık mıdır?” (10829)

     Alman filozof ve eğitmen Arthur Schopenhauer (1788 – 1860), bir kadınla bir erkeğin birleşmesinin çok iğrenç birşey olduğunu, İsa’nın böylesine iğrenç bir ilişkinin ürünü olmamak için babasız doğduğunu ileri sürmüştür. (10830)

     Hristiyanlık’ın kutsal kitabı İncil, net bir şekilde, evlilik hayatının sona eremeyeceğini söyler. Hz. İsa, İncil’de şöyle der: “Fakat ben size derim ki; zinadan başka bir sebeple karısını boşayan kimse onu zaniye yapmış olur. Ve kim boşanmış kadınla evlenirse zina eder.” (10831)

     Cinsellik (özellikle kadın cinselliği), Hristiyanlık’ın dünyadaki yeri konusundaki ilk çatışmanın merkezinde yer alıyordu. İlk kilisede cinsellik üzerine görüşler çok çeşitliydi ve çeşitli topluluklarda hararetli tartışmalar yaşanıyordu. Bu doktrinsel tartışmalar, Pavlus’un mektuplarındaki fikirlerin sınırları dahilinde ve kendisini etrafındaki dünyaya göre tanımlamaya çalışan, sıklıkla zûlüm gören bir azınlığın bağlamında gerçekleşti. Pavlus mektuplarında sık sık, “Müjde”yi kendilerini tüm ahlakî sınırlardan kurtaran bir şey olarak görenler ile tam bir bekârlık pozisyonunu benimseyenler arasında bir orta yol bulmaya çalıştı. (10832)

     Tarih boyunca Hristiyan öncüleri ve rûhanî önderleri ataerkil olmuşlar ve kilisede “kadının liderliği”ni küçümseyen ünvânlar ve sıfatlar almışlardır. “Baba”, “başrahip” veya “abba” (“baba” anlamına gelir) ve “papa” gibi. İngiliz dîn sosyologu Linda Jane Pauline Woodhead (1964 – halen hayatta), böyle bir dilin kadınları bu tür rollerden dışladığını belirtiyor. (10833) Aynı zamanda, İncil’in “I. Korintliler” bölümünde, tüm Hristiyanlık modellerini örnekleyen bir düşünceye de dikkat çekiyor: Burada Pavlus, kadınların kilisede erkeklere teslim olduklarını belirtmek için örtünmeleri gerektiğini söyler, çünkü her erkeğin başı İsa Mesih ve her kadının başı da erkektir. (10834) Bu yüzden kadınların kiliselerde sessiz kalması gerekiyor. Yasaya tabi olmaları, konuşmalarına izin verilmemesi gerekiyor. (10835)

     Geleneksel olarak Hristiyan dîn otoritelerinin erkek olması gerektiği savunulmuştur. Bunun nedeni, “Tanrı’nın Oğlu” olan ve erkek insan olarak enkarne olan İsa Mesih’i temsil etme ihtiyacıdır. (10836) Erken ataerkillik çağından itibaren, Doğu ve Batı’daki kiliselerin çoğunda öğretmenlik ve kutsal papazlık makamları erkeklere ayrılmıştı. Katolik Kilisesi’nde ve Doğu Ortodoks Kilisesi’nde “piskopos”, “patrik”, “papa” gibi rahiplik ve ona bağlı makamlar erkeklerle sınırlıydı. (10837) 441 yılındaki İlk Orange Konseyi, kadınların diakonluğa atanmasını yasakladı. (10838) Batı Avrupa, Klasik Çağ’dan Ortaçağ’a geçerken, zirvesinde Papa’nın bulunduğu erkek hiyerarşisi Avrupa siyasetinde merkezî bir oyuncu haline geldi. Mistisizm gelişti ve manastırlar ile Katolik kadın toplulukları Avrupa’da kurumlar haline geldi. Reformasyon hareketinin Reform bölgelerindeki etkilerinden biri, Roma Katolikliği içinde var olan ve Reformcular’ın esaret olarak gördüğü ve uzun süredir devam eden kadın manastırları geleneğine son vermekti. (10839) Protestanlık, hareket içindeki kadın manastırlarını kapatarak, Protestan kadınlar için tam zamanlı bir dînî rol seçeneğinin yanısıra bazı kadınlara akademik çalışma hayatı sağlayan seçeneği de fiilen kapattı. (10840)

     Kadınlar, Ortaçağ’ın başlarında Avrupa’da ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyorlardı ve babalarının veya kocalarının malı gibiydiler. Ortaçağ’ın sonlarında daha fazla özerklik kazandılar ve bu süreç boyunca bireysel haklarını tesis etmenin yollarını aradılar. (10841)

     1486 yılında Alman Dominikan kilise babaları Heinrich Kramer (1430 – 1505) ve Jacob Sprenger (1436 – 95), “cadılara” (kadınlara) yönelik zûlmü haklı çıkarmak için “Malleus Maleficarum” (Cadıların Çekici) başlıklı kitaplar kaleme alıp yayınladılar. (10842)

     Kalvinizm mezhebinin kurucusu olup, 16. yy’da Avrupa’da gelişen Reform hareketinin en önemli liderlerinden biri olan Fransız dîn reformcusu Jean Calvin (1509 – 64), “Kadının yeri evidir” diyordu. (10843) Protestan kiliselerinin çoğunluğu geleneksel konumu desteklediler (10844) ve kilise içindeki yönetim ve vaaz etme rollerini 20. yy’a kadar erkeklerle sınırladılar. Quakerlar gibi bazı gruplar ve bazı Pentekostal kutsallık hareketleri içindeki istisnalar dışında. (10845)

     Sanayi Devrimi’nden sonra 17. – 19. yy’larda Avrupa’da Hristiyan kadınlar modern dünyanın birçok eğitim ve sağlık sisteminin geliştirilmesinde ve işletilmesinde rol oynadılar. Ancak 19. yy’ın sonlarına kadar kadınlar misyonerlik faaliyetleri için “yine de bir erkeğin nominal kontrolü altında çalışmak zorunda” idi. Bu pozisyonların dışında, kadınlar kiliselerden diğer etkili kamusal rollerden mahrum bırakıldı. (10846)

     Hristiyan dünyada yerleşen Laiklik ve gelişen sekülerleşme ile beraber, kadın – erkek eşitliği noktasında bugün için önemli mesafe katedilmiştir.

     ■ İslam ve Kadın Düşmanlığı

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(10645): Bkz. Elinizdeki kitabın “İlk Günâhı Kadın mı İşledi Erkek mi?” başlıklı bölümü

(10646): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10647): İncil, Romalılar, 5:12 – 21

(10648): İncil, II. Korintliler, 11:3; I. Timoteos, 2:11 – 14

(10649): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36 – 37; Tâhâ, 120 – 121

(10650): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(10651): İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021, https://www.sediyani.com/?p=37683

(10652): Herbert Lockyer, All the Women of the Bible, Zondervan Publishing, Grand Rapids 1967 / John Baldock, Women in the Bible, Arcturus Publishing, Londra 2006 / John Trigilio Jr. – Kenneth Brighenti, Women in the Bible For Dummies, John Wiley & Sons Publishing, Indianapolis 2011

(10653): Carol Ann Newsom – Sharon H. Ringe, The Women’s Bible Commentary, Tykva Frymer-Kensky, “Deuteronomy”, s. 591, Westminster John Knox Publishing, Louisville 1998 / Bonnie MacLachlan, Women in Ancient Greece: A Sourcebook, Continuum International Publishing Group, New York 2012 / Carol L. Meyers, Was Ancient Israel a Patriarchal Society?, Journal of Biblical Literature, sayı 133, s. 9, Nisan 2014, https://www.jstor.org/stable/10.15699/jbibllite.133.1.8

(10654): Carol L. Meyers, agm, s. 27

(10655): Scot McKnight, I. Peter: The NIV Application Commentary, Zondervan Publishing, Grand Rapids 1996

(10656): Tevrat, Tekvin, 2:18 – 23

(10657): Tevrat, Tekvin, 2:16 – 17

(10658): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10659): Zebur, Süleyman’ın Özdeyişleri, 30:6

(10660): Raşi tefsiri, Tevrat, Tekvin, 3:3

(10661): Bereşit Rabbah, 19:5

(10662): Bereşit Rabbah, 18:4

(10663): Bereşit Rabbah, 18:2

(10664): Bereşit Rabbah, 17:8

(10665): Tevrat, Tekvin, 3:16

(10666): Bereşit Rabbah, 20:7

(10667): Bereşit Rabbah, 23:5

(10668): Bereşit Rabbah, 18:6 / Sotah, 9b / Şabbat, 145b – 146a ve 196a / Yevamot, 103b / Avodah Zarah, 22b

(10669): Sirax Bilgeliği, 25:19

(10670): Sirax Bilgeliği, 25:24

(10671): Pseudo-Philo, 13:8 – 10

(10672): Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 97, İnsan Yayınları, İstanbul 1992

(10673): Leonard Swidler, Women in Judaism: The Status of Women in Formative Judaism, s. 115, Scarecrow Press, Metuchen 1976

(10674): Carol L. Myers – Toni Craven – Ross Kraemer, Women in Scripture: A Dictionary of Named and Unnamed Women in the Hebrew Bible, the Apocryphal/Deuterocanonical Books and New Testament, s. 33 – 34, Houghton Mifflin Harcourt Publishing, New York 2000

(10675): Carol L. Myers, Discovering Eve: Ancient Israelite Women in Context, s. 5, Oxford University Press, Oxford & New York 1998

(10676): İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Sara (as)” bölümü, s. 43 – 117, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10677): age, cilt 2, “Hz. Miryam (as)” bölümü, s. 341 – 435

(10678): age, cilt 2, “Hz. Deborah (as)” bölümü, s. 437 – 456

(10679): age, cilt 2, “Hz. Hannah (as)” bölümü, s. 457 – 472

(10680): age, cilt 2, “Hz. Abigail (as)” bölümü, s. 473 – 534

(10681): age, cilt 2, “Hz. Hulda (as)” bölümü, s. 535 – 546

(10682): age, cilt 2, “Hz. Esther (as)” bölümü, s. 547 – 621

(10683): age, cilt 2, “Hz. Nadya (as)” bölümü, s. 623 – 654

(10684): Susanne Scholz, Introducing the Women’s Hebrew Bible: Feminism, Gender Justice and the Study of the Old Testament, T&T Clark & Bloomsbury Publishing, Londra 2017

(10685): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:1 – 2

(10686): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:3 – 6

(10687): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:7 – 13

(10688): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:14 – 19

(10689): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19:20 – 25

(10690): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 19. – 25. bölümler

(10691): David L. Lieber – Jules Harlow, Etz Hayim: Torah and Commentary, Judith Rebecca Hauptman, “Women”, s. 1356 – 1359, The Jewish Publication Society, Philadelphia 2001

(10692): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(10693): Tevrat, Tekvin, 21:9 – 21 / geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Sara (as)” ve “Hz. Hacer (as)” bölümleri, s. 43 – 179, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10694): Tevrat, Tekvin, 25:7 – 10 / geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Sara (as)” ve “Hz. Hacer (as)” bölümleri, s. 43 – 179, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10695): Tevrat, Tekvin, 19:12 – 26

(10696): Tevrat, Tekvin, 19:31 – 38

(10697): Tevrat, Tekvin, 27:1 – 46

(10698): Tevrat, Tekvin, 30:1

(10699): Tevrat, Tekvin, 30:15

(10700): Tevrat, Tekvin, 30:9 – 18

(10701): Tevrat, Tekvin, 31:19 – 35

(10702): Tevrat, Tekvin, 38:12 – 19

(10703): Tevrat, Tekvin, 39:7 – 20

(10704): Tevrat, Çölde Sayım, 12:2

(10705): Tevrat, Çölde Sayım, 12:9 – 13 / geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, “Hz. Miryam (as)” bölümü, s. 341 – 435, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10706): Tevrat, Yeşu, 2:1

(10707): Tevrat, Hakimler, 16:4 – 21

(10708): Tevrat, I. Samuel, 1:4 – 8 / geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, “Hz. Hannah (as)” bölümü, s. 457 – 472, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10709): Tevrat, II. Samuel, 6:14 – 16

(10710): Tevrat, II. Samuel, 6:20 – 23

(10711): Tevrat, II. Samuel, 11:2 – 5

(10712): Tevrat, II. Samuel, 11:14 – 17

(10713): Tevrat, II. Samuel, 11:26 – 27

(10714): Tevrat, I. Krallar, 11:1 – 43; Nehemya, 13:26

(10715): Tevrat, I. Krallar, 18:4 ve 18:13; ayrıca İzabel’in karıştığı diğer olaylar için bkz. Tevrat, I. Krallar, 19:2, 21:1 – 16, 21:25; II. Krallar, 9:30 – 37

(10716): Tevrat, Nehemya, bölümün tamamı

(10717): Bu konuda geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, “Hz. Nadya (as)” bölümü, s. 623 – 654, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10718): Tevrat, Esther, 5:14 / geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2, “Hz. Esther (as)” bölümü, s. 547 – 621, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10719): Tevrat, Eyyûb, 2:9

(10720): Tevrat, Hoşea, 1:2 – 3 ve 3:1

(10721): Tevrat, Süleyman’ın Özdeyişleri, 6:25 – 26, 7:6 – 27; Vaiz, 7:26

(10722): Tevrat, I. Krallar, 21:8

(10723): Tevrat, II. Krallar, 9:30 – 37, 23:7; Yeremya, 44:15 – 19, 44:25; Hezekiel, 8:14

(10724): Tevrat, Çölde Sayım, 31:15 – 16; I. Krallar, 21:25; Nehemya, 13:26

(10725): Tevrat, Yeremya, 7:18

(10726): Tevrat, İşaya, 3:16

(10727): Tevrat, II. Krallar, 23:7; Hoşea, 4:13 – 14

(10728): Tevrat, Süleyman’ın Özdeyişleri, 27:15 – 16

(10729): Tevrat, İşaya, 32:9 – 11

(10730): Tevrat, İşaya, 19:16; Yeremya, 50:53, 51:30; Naxum, 3:13

(10731): Tevrat, Yeremya, 7:18; Hezekiel, 13:17, 13:23

(10732): Tevrat, Eyyûb, 25:4

(10733): Zebur, Mezmurlar, 51:5

(10734): Tevrat, Vaiz, 7:26 – 29

(10735): Tevrat, Levililer, 12:1 – 5

(10736): Tevrat, Levililer, 15:19 – 24

(10737): Tevrat, Levililer, 12:2 – 5

(10738): Sirax Bilgeliği, 22:3 ve 30:3

(10739): Arvind Sharma, Women in World Religions, Denise L. Carmody, “Judaism”, s. 197, State University of New York Press, New York 1987

(10740): Tevrat, Levililer, 15:19 – 23

(10741): Leonard Swidler, Women in Judaism: The Status of Women in Formative Judaism, s. 140, Scarecrow Press, Metuchen 1976

(10742): age, s. 138

(10743): David L. Lieber – Jules Harlow, Etz Hayim: Torah and Commentary, Judith Rebecca Hauptman, “Women”, s. 1356 – 1359, The Jewish Publication Society, Philadelphia 2001

(10744): Talmud, Sanhedrin, 71a

(10745): David L. Lieber – Jules Harlow, Etz Hayim: Torah and Commentary, Judith Rebecca Hauptman, “Women”, s. 1356 – 1359, The Jewish Publication Society, Philadelphia 2001

(10746): age

(10747): Joseph Telushkin, Biblical Literacy: The Most Important People, Events and Ideas of the Hebrew Bible, s. 403, William Morrow and Company Publishing, New York 1997

(10748): Tevrat, Çölde Sayım, 27:1 – 11 ve 36:1 – 12

(10749): Talmud, Pesaxim, 113a

(10750): Bu konuda Tevrat’ta bulunan değişik örnekler için bkz. Tekvin, 24:3 – 4, 29:19, 29:23, 29:27 – 28, 34:6, 34:14 – 17; Mısır’dan Çıkış, 22:17; Yeşu, 3:16 – 17; I. Samuel, 17:25; 18:17 – 27

(10751): Tevrat, Tekvin, 4:19; 6:2; 11:29; 29:28; 34:8; Hakimler, 1:12 – 13

(10752): Tevrat, Çölde Sayım, 30:7 – 16

(10753): Tevrat, Tekvin, 3:16

(10754): Tevrat, Çölde Sayım, 30:3 – 16

(10755): Tevrat, Tekvin, 3:16

(10756): Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 20:17

(10757): Blu Greenberg, On Women and Judaism: A View from Tradition, s. 127, The Jewish Publication Society of America Publishing, Philadelphia 1996

(10758): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 22:20 – 21

(10759): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 22:28 – 29

(10760): “Levirate” denilen bu evlilik için bkz. Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 25:5; 38:8 – 10

(10761): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 24:1; İşaya, 3:8 / Talmud, Yevamoth, 23b

(10762): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 24:4

(10763): Tevrat, Çölde Sayım, 27:1 – 11, 27:36; Yasa’nın Tekrarı, 21:17; Yeşu, 17:3 – 6; Eyyûb, 42:15 / Talmud, Baba Bathra, 139b

(10764): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 24:1 – 4

(10765): The Toronto Star, 8 Nisan 1995

(10766): Tevrat, Yeşaya, 54:4

(10767): Tevrat, Tekvin, 38:8

(10768): Lesley Hazleton, Israeli Women: The Reality Behind the Myths, s. 45 – 46, Simon and Schuster Publishing, New York 1977

(10769): Tali Farkash, Jewish World – Poll: 1 in 3 Women Extorted by Ex-Husband, Ynet News, 7 Temmuz 2013, https://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-4400770,00.html

(10770): Annette M. Boeckler, Das Mutterprinzip, Jüdische Allgemeine, 29 Nisan 2013, https://www.juedische-allgemeine.de/religion/das-mutterprinzip/

(10771): Mişna, Kiduşin, 3:12 / Şulxan Arux, Even ha-Ezer, 8:5

(10772): Ed Parish Sanders – Benjamin Franklin Meyer – Albert I. Baumgarten – Alan Mendelson, Jewish and Christian Self-Definition, cilt 2, Lawrence H. Schiffman, “At the Crossroads: Tannaitic Perspectives on the Jewish-Christian Schism”, s. 121, SCM Press, Londra 1981; Fortress Press, Philadelphia 1981 / Louis Jacobs, There is no Problem of Descent, Judaism, sayı 34, s. 55 – 59, Kış 1985 / Shaye J. D. Cohen, The Origins of the Matrilineal Principle in Rabbinic Law, AJS Review, sayı 5, s. 19 – 53, 1985

(10773): Bu konuda geniş okuma için bkz. İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, “Hz. Sara (as)” bölümü, s. 43 – 117, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(10774): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 20:10 – 15

(10775): Tikva Frymer-Kensky, Studies in Bible and Feminist Criticism, s. 166 – 167, The Jewish Publication Society of America Publishing, Philadelphia 2006

(10776): Tevrat, Çölde Sayım, 31:1 – 54

(10777): Leonard Swidler, Women in Judaism: The Status of Women in Formative Judaism, s. 115, Scarecrow Press, Metuchen 1976

(10778): Louis M. Epstein, The Jewish Marriage Contract: A Study in the Status of the Women in Jewish Law, s. 149, The Lawbook Exchange Publishing, Clark 2004

(10779): Lesley Hazleton, Israeli Women: The Reality Behind the Myths, s. 41, Simon and Schuster Publishing, New York 1977

(10780): Eliezer Berkovits, Jewish Women in Time and Torah, s. 13 – 15, Ktav Publishing House, Hoboken 1990

(10781): Talmud, Yoma, 66b

(10782): Talmud, Kidduşin, 80b; Şabbat, 33b

(10783): Talmud, Şevuoth, 42a; Baba Kama, 106b; Baba Bathra, 155a

(10784): Moshe Meiselman, Jewish Woman in Jewislı Law, s. 73 – 80, Yeshiva University Press, New York 1978

(10785): Talmud, Yevamoth, 88b

(10786): Mişna, Avoth, 1:5

(10787): Talmud, Sanhedrin, 75a

(10788): Talmud, Beraxoth, 43b

(10789): Talmud, Beraxoth, 61a

(10790): Talmud, Beraxoth, 61a

(10791): Talmud, Beraxoth, 61a

(10792): Talmud, Beraxoth, 61a

(10793): Talmud, Beraxoth, 61a

(10794): Talmud, Kidduşin, 80b

(10795): Talmud, Beraxoth, 61a

(10796): Tevrat, Yasa’nın Tekrarı, 25:11 – 12

(10797): Lisa Aiken, To Be A Jewislı Woman, s. 67 – 120, Jason Aranson Publishing, New Jersey 1993 / Moshe Meiselman, Jewish Woman in Jewislı Law, s. 130 – 134, Yeshiva University Press, New York 1978

(10798): Talmud, Beraxoth, 20a ve 20b; Kidduşin, 29a; Eurivin, 96b; Menaxoth, 43a

(10799): Talmud, Eurivin, 96b; Sukkah, 53a; Kidduşin, 34a; Megillah, 23a ve 47b

(10800): John Westerdale Bowker, World Religions: The Great Faiths Explored & Explained, s. 123, Dorling Kindersley Publishing, Londra 1997

(10801): Judith R. Baskin, Some Parallels in the Education of Medieval Jewish and Christian Women, Jewish History, sayı 5, s. 41 – 51, Mart 1991, https://www.jstor.org/stable/20101094

(10802): agm, s. 43

(10803): agm, s. 46

(10804): Frederick E. Greenspahn, Women and Judaism: New Insights and Scholarship, Renee Levine Melammed, “Women in Medieval Jewish Societies”, s. 91 – 100, New York University Press, New York 2009

(10805): Ivan G. Marcus, Mothers, Martyrs and Moneymakers: Some Jewish Women in Medieval Europe, Conservative Judaism, sayı 38 , s. 38, 1986, https://www.academia.edu/36873920/Ivan_G_Marcus_Mothers_Martyrs_and_Moneylenders_Some_Jewish_Women_in_Medieval_Europe_Conservative_Judaism_vol_38_no_3_Spring_1986_34_45

(10806): Theodore L. Steinberg, Jews and Judaism in the Middle Ages, Praeger Publishers, Westport 2008 / Ivan G. Marcus, agm, s. 39

(10807): Talmud, Şotah, 20a / Mişna, Şotah, 3:4

(10808): Talmud, Şotah, 20a

(10809): Talmud, Şotah, 20a, dipnot 7

(10810): Talmud, Eurivin, 100b

(10811): Eliezer Berkovits, Jewish Women in Time and Torah, s. 16, Ktav Publishing House, Hoboken 1990

(10812): Talmud, Şabbat, 152a

(10813): Talmud, Baba Bathra, 16b

(10814): Talmud, Kidduşin, 49b

(10815): Talmud, Pesahim, 111a

(10816): Talmud, Menaxot 43b – 44a

(10817): Bkz. Elinizdeki kitabın “İlk Günâhı Kadın mı İşledi Erkek mi?” başlıklı bölümü

(10818): İncil, II. Korintliler, 11:3

(10819): İncil, I. Timoteos, 2:11 – 14

(10820): Tertullian, De Cultu Feminarum, cilt 1, bölüm 1, “The Ante-Nicene Fathers”, “Modesty in Apparel Becoming to Women in Memory of the Introduction of Sin Through a Woman”, https://www.tertullian.org/anf/anf04/anf04-06.htm

(10821): İncil, I. Korintliler, 11:3 – 10

(10822): İncil, I. Korintliler, 14:34 – 35

(10823): Virtuous Women, Open Bible, https://www.openbible.info/topics/virtuous_woman

(10824): Mustafa Sıbai, Kadının Yeri, s. 50, Akabe Yayınları, İstanbul 1988

(10825): Ali Osman Ateş, Hadis Temelli Kalıp Yargılarda Kadın, s. 222, Beyan Yayınları, İstanbul 2021

(10826): Arvind Sharma, Women in World Religions, Rosemary R. Ruether, “Christianity”, s. 209, State University of New York Press, New York 1987

(10827): Karen Armstrong, The Gospel According to Woman: Christianity’s Creation of the Sex War in the West, s. 52 – 62, Pan Books, Londra 1986 / ayrıca bkz. Nancy van Vuuren, The Subversion of Women as Practiced by Churches, Witch-hunters and Other Sexists, s. 28 – 30, Westminster Press, Philadelphia 1973

(10828): Titus Flavius Clemens, Paidagosós, cilt 2, 33.2, Atina 198

(10829): Muhammed Kutub, İslam’ın Etrafındaki Şüpheler, s. 150, Cağaloğlu Yayınevi, İstanbul 1969

(10830): Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi, s. 279, Remzi Kitabevi, İstanbul 2019

(10831): İncil, Matta, 5:32

(10832): Kyle Harper, From Shame to Sin: The Christian Transformation of Sexual Morality in Late Antiquity, s. 1 – 14, 84 – 86 ve 88, Harvard University Press, Cambridge 2013

(10833): Linda Jane Pauline Woodhead, Christianity: A Very Short Introduction, Oxford University Press, Oxford 2004

(10834): İncil, I. Korintliler, 11:3

(10835): İncil, I. Korintliler, 14:34 – 35

(10836): Clive Staples Lewis, God in the Dock, “Priestesses in the Church” başlıklı bölüm, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1970 / James Innell Packer, Let’s Stop Making Women Presbyters, Christianity Today, sayı 35, Şubat 1991

(10837): John Stephen Piper – Wayne A. Grudem, Recovering Biblical Manhood and Womanhood: A Response to Evangelical Feminism, William Weinrich, “Women in the History of the Church”, Crossway Books, Wheaton 1991

(10838): age

(10839): Henry J. Cohn, The Impact of the Reformation on Women in Germany, University of Warwick, 2000, https://web.archive.org/web/20090218001117/http://warwick.ac.uk/fac/arts/History/teaching/protref/women/WRcore.htm

(10840): Charlotte Allen, The Holy Feminine, First Things, Aralık 1999, https://www.firstthings.com/article/1999/12/the-holy-feminine

(10841): Joshua J. Mark, Ortaçağ’da Kadınlar, World History Encyclopedia, 18 Mart 2019, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1345/orta-cagda-kadnlar/

(10842): Heinrich Kramer – Jacob Sprenger, Malleus Maleficarum, Speyer 1486

(10843): Jean Calvin, A Sermon of M. Iohn Caluine vpon the Epistle of Saint Paul, to Titus, Londra 1579, https://web.archive.org/web/20090707020643/http://www.covenanter.org/JCalvin/titussermons/srmtts11.htm

(10844): The Homilies of S. John Chrysostom, Archbishop of Constantinople, on the First Epistle of St. Paul the Apostle to the Corinthians by John Chrysostom, Saint, d. 407, cilt 4, Rivington Publishing, Londra 1839

(10845): Ronald W. Pierce – Rebecca Merrill Groothuis – Gordon D. Fee, Discovering Biblical Equality: Complementarity Without Hierarchy, s. 36 – 52, InterVarsity Press, Downers Grove 2005

(10846): Linda Jane Pauline Woodhead, Christianity: A Very Short Introduction, Oxford University Press, Oxford 2004

     SEDİYANİ HABER

     5 ARALIK 2023

 


Parveke / Paylaş / Share

2 Replies to “Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 89”

  1. Sayin Sediyani, bu hüuel araştirmalariniz icin, Size teşekkür eder, saglik ve başarilar dilerim.
    Cennet de Adem’in yedigi elma degil bugdaydir. Elma sonradan Kaxistan dan geldi.
    Yahudilikten, Hiristiyanlik, ondan da Islam yaratildi.
    Bunlarin 3’üde Kafinlara düşmandirlar. Çünkü kadin erkeklerden, hemi daha dayanikli, daha dik duruşlu ve daha akillidir. Her yönü ile kadin erkekden üstündür.
    Ama kendilerine peygamber diyfnlerin hepsi erkek olduklari icin, hepsi kadin düşmanligi yapmişlardir.
    Kadinlara en güzel yakiştirma Küryce de vardir. Jîyan = yaşam, jin = yaşamdir.

  2. Berî her kesî û berî her saziyê divê jin li hember vê zilma zilam û rûreşiya wî dest bi xebateke dûr û dirêj bikin. Heya wekî mirov û însan neyên hesibandin, heya kerameta xwe, rûmet û heysiyeta xwe ji nû ve bi dest nexin divê xewê li xwe heram bikin, xemilandinê li xwe heram bikin. Heya di bin zilm û zulmeta zilam de bin, divê tiştên wekî xemilandinê ji xwe re wekî lûksê bibînin û jê şerm bikin. Mixabin jin di xeweke pir kûr de ne. Bi her tiştê xwe ve tên hedef girtin, tên tehqîrkirin, tên perçiqandin û tên êşandin lê dîsa jî şîyar nabin, bi ya tê serê xwe nahesin; da ku bibin bersiv. Jin nîvê civakê ne; tenê kafî ye ku bi xwe bihesin û fêmbikin çi hatiye û tê serê wan, da ku bibin bersiveke aksiyoner û rê li ber rûpeleke zêrîn vebikin. Bila ji bîr nekin, “Kurmê darê ne ji darê be, dar hişk nabe”. Kurm heke darê ji hindur ve rizî û pûç neke, ba û babelîsk bi darê nikare.
    Hezar û yek silaw ji dayikên kurd re; ên ku hezar û yek karî dikin lê rûyê xwe tirş nakin, bihnfireh û bisemax in, bi maneya heqîhî ya peyvê mirovên mînak in û bihêz in.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir