Learn to walk before you run.
(Koşmadan önce yürümeyi öğrenin.)
İngiliz atasözü
İngiltere’nin Yorkshire ve Humber (İng. Yorkshire and the Humber) bölgesinin York şehrindeki ilk gün gezimiz oldukça güzel geçiyordu.
Nevzat Töre kardeşimle beraber, halk arasında York Katedrali (İng. York Minster) olarak isimlendirilen Azîz Peter Katedrali ve Metropolitan Kilisesi (İng. The Cathedral and Metropolitical Church of Saint Peter)’ni de gördükten sonra, gezmeye devam ediyoruz…
Katedralin önündeki “Precentor’s Court” (Öncü Mahkemesi) adlı sokaktan başlayarak, tekrar şehir merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Ordan “High Petergate” (Yüksek Peter Geçidi), ordan da “Low Petergate” (Düşük Peter Geçidi) adlı caddeye iniyoruz. “King’s Square” (Kral Meydanı) adlı caddeye vardığımızda, ara yollardan yürüyerek “Pavement” (Kaldırım) adlı caddeye, onun üzerinde de birkaç adım yürüyünce “Coppergate” (Bakır Kapı) adlı sokağa iniyoruz.
– Aaaaa, şemsiyelere baaak!…, diyerek sevinç ve heyecanla haykırıyorum ben.
– Evet abi, diyor Nevzat, dün akşam sen Almanya’dan gelince baktım üstünde başında birşey yok, acıdım, bugün gezerken ıslanmayasın diye sabah erkenden kalkıp caddelerin üstünü şemsiyelerle kapladım. 🙂
– 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂
Espiri yapıyor aklısıra. Ama ben geri durur muyum:
– Eee, aynı tişörtle 36 ülkeyi gezmek her yiğidin harcı değil. 🙂
– Zaten senin seyyahlığında en çok hayran olduğum yön o, Sediyani abi. Bütün gezilerinde değişen tek şey, giydiğin tişörtün rengi. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Gezdiğin ülkelerin yıllar sonra sınırları değişiyor, devrim oluyor rejim değişiyor, ama senin üzerinde aynı tişört. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Arap Baharı başlıyor, Ortadoğu’da diktatörler devriliyor, ama Sediyani’nin üzerinde aynı tişört. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Türkiye’de “Barış Süreci” başlıyor, “Demokratik Açılım” yapılıyor, ama Sediyani’nin üzerinde aynı tişört. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Sonra 15 Temmuz Darbe Girişimi oluyor, Meclis bombalanıyor, tanklar sokaklara çıkıyor, ama Sediyani’nin üzerinde aynı tişört. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Kürdistan’da “Bağımsızlık Referandumu” oluyor, Irak ordusu Kerkük’e saldırıyor, Kürtler Kerkük’ü kaybediyor, ama Sediyani’nin üzerinde aynı tişört. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Küresel pandemi başlıyor, koronavirüs yüzünden herkes eve kapanıyor, tüm dünyada hayat duruyor, Sediyani evinde aynı tişörtle oturuyor. 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂
– Dünya Kupası oynanıyor, Arjantin dünya şampiyonu oluyor, …
– Orda dur! Arjantin Dünya Kupası’nı kazanırken üzerimde Arjantin forması vardı. 🙂
– 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂
– 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂
York şehrindeki bu “Coppergate” adlı sokak, şehrin en ilginç (ve en meşhur) sokaklarından biridir. Halk arasında “Umbrella Street” (Şemsiye Caddesi) olarak da biliniyor.
Bunun sebebi, sokağın üzerinin havada asılı duran şemsiyelerle kaplatılmış olması. Bu o kadar güzel bir görüntü oluşturuyor ki, hem fütürist hem romantik bir hava katıyor sokağa.
Aslında bu özelliğiyle dünya çapında bir şöhreti de var. Türkiye’de de bazı web sitelerinde fotoğrafları yayınlanıyor, sosyal medya kullanıcıları tarafından “Facebook”, “Twitter”, “İnstagram” gibi platformlarda paylaşılıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki siz sevgili kardeşlerimizin de tanıyor olması lazım.
Şemsiyeler renk renk ve her biri birbirinden güzel. Sokak da tertemiz ve insanlarıyla cıvıl cıvıl olunca, yürümek bile ayrı bir keyif veriyor ve günün tüm yorgunluğunu üzerinizden alıyor.
Sokağın bulunduğu yer, Roma dönemindeki York (o zamanki ismi Eboracum) şehir surlarının dışında yer alıyordu ve bir cam üretim bölgesiydi. Roma döneminden sonra terkedilmiş ve 9. yy’da Viking dönemindeki York’ta (o zamanki ismi Jórvík) yeniden iskân edilmiştir. Arkeolojik bulgular, 11. yy’da sokakta evler bulunduğunu ortaya koymuştur.
1120 – 35 yılları arasında ilk kez bakırcıların merkezi olarak kayıtlara geçmiş ve adını da buradan almıştır. O yüzden sokağın ismi “Coppergate” (Bakır Kapı) olarak kalmıştır. Zamanla “Pavement Market” (Kaldırım Pazarı) caddeye yayıldı. Caddenin güneybatı ucu 1900 yılında genişletilerek Ortaçağ binalarının çoğunun değiştirilmesine yol açmıştır.
All Saints Kilisesi’nin arka tarafı olan Kaldırım Pazarı, sokağın kuzey tarafında yer alır ve ardından ana girişleri “High Ousegate” (Yüksek Ouse Geçidi)’te olan bir dizi dükkân gelir.
Güney tarafında “Galtres Chambers” ve 16. yy’dan kalma “Three Tuns Pub”ın yanısıra 15. yy’dan kalma iki yapı da koruma altındaki binalardır.
1976 yılında sokağın hemen güneyinde büyük Viking kalıntıları bulundu ve bu önemli arkeolojik çalışmalar için bir sinema binası ile “Cravens Şekerleme Fabrikası” yıkıldı. Daha sonra yıkılan binaların üzerinde 1984 yılında “Coppergate Alışveriş Merkezi” (İng. Coppergate Shopping Centre) açıldı. 20. yy’ın sonlarında ise sokakta “Habitat” adlı ev mobilyası mağazası kuruldu.
“Coppergate”in üzerini havada asılı şemsiyelerle kaplatmak fikri ve sokak boyunca uzanan şemsiye kurulumu, ilk olarak Eylül 2017’de ziyaretçileri aşağı çekmek için tasarlanmıştı, ancak o kadar popüler oldu ki, 2018 için iki temalı “brollywalk” (şakalı yürüyüş etabı) oluşturuldu. Mayıs 2018’de Büyük Britanya Prensi Harry ya da tam adıyla Henry Charles Albert David (1984 – halen hayatta) ve eşi Rachel Meghan Markle (1981 – halen hayatta)’in kraliyet düğünü için gökyüzü, çiçeklerle doluydu. Şemsiyeler sadece yukarıda güzel bir manzara yaratmakla kalmadı, aynı zamanda aşağıdaki kaldırımda da gölgeler oluşturdu. Ziyaretçiler “Coppergate” sokağındaki büyük ekrânda düğün kutlamalarının başlangıcını izlerken, sokağın alt tarafları düzinelerce siluetli Birleşik Krallık sembolüyle kaplandı.
Bunu takip etmek gerekiyordu! Şehrin her yerindeki festivalin ardından “vatansever” şemsiyelerin yerini canlı, parlak renklerde dev çiçekli şemsiyeler aldı. Başlangıçta sadece bir ay ayakta kalması planlanmıştı, neredeyse üç ay boyunca yerinde kaldılar ve kaldırıldıktan sonra bile “Coppergate” ziyaretçileri hâlâ “Şemsiye Sokağı”nı nerede görebileceklerini soruyorlardı.
Coppergate’in farkındalığını artırmaya yönelik projenin etkisi gözardı edilemezdi. Tesislere ait yüzlerce fotoğraf sosyal medyada paylaşıldı ve istatistikî veriler, şemsiyeler yerleştirildiğinde ziyaretçi sayısında artış olduğunu gösteriyordu. Böylece şemsiyeler orada kalıcı olarak asılı kaldı ve halen asılı duruyorlar. O güzel şemsiyelerin sayesinde ise – Nevzat’ın belirttiği gibi – bu fakir seyyah ıslanmıyor.
Şemsiye seveniniz var mı? Eminim ki birçoğunuz seviyorsunuzdur.
Hazır şemsiyelerin altında yürüyoruz, siz sevgili okurlarla kısa bir “etimoloji sohbeti” yapayım:
Etimolojiye meraklıyım. Bunun sebebi, faydasına çok inanmam ve gücüne hakikaten güvenmemdir.
Örneğin, dünyadan hiç haberiniz olmasa bile, bir toplumun, kavmin nerede, dünyanın hangi kıtasında, hangi köşesinde yaşadığını hiç bilmeseniz bile, o toplumun karakteristik özellikleri, kültür ve yaşayış tarzları hakkında hiçbir bilginiz olmasa bile, sadece o toplumun konuştuğu dildeki sözcüklere bakarak, o dildeki sözcüklerin etimolojik kökenlerini inceleyerek, belli bir bilgiye ulaşabilir, bir fikir sahibi olabilirsiniz.
Böyle birşey sahiden mümkün müdür yoksa sallıyor muyum? Hayır, sallamıyorum. Mümkündür.
Bir dildeki “sözcükler, kelimeler”, yani “isimler”, o dili konuşan toplumun karakterini ortaya çıkarır. Bu gücü yabana atmayın.
Şemsiyeden örnek vereyim:
Şemsiyenin ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz… Diyelim ki, benim dünyadan hiç haberim yok; elime bir şemsiye veriyorsunuz ve bu eşyanın iki farklı dildeki isimlerini bana söyleyip, bu iki kelimenin kökenlerine bakarak, yani tamamen etimoloji yoluyla, o dilleri konuşan kavimler hakkında bir yargıya varmamı istiyorsunuz.
Örneğin bu diller, Arapça ve Almanca olsun.
Tabiî dediğim gibi, benim dünyadan haberim yok; Araplar ve Almanlar kimdir, dünyanın hangi köşesinde yaşıyorlar, memleketleri hangi kıtadadır, hangi coğrafyanın insanıdırlar, yaşadıkları topraklar nasıl bir iklime ve bitki örtüsüne sahip, bunların hiçbirini bilmiyorum.
Sadece ve sadece şemsiyenin Arapça ve Almanca isimlerini inceleyerek, bir yargıya ulaşmaya çalışacağım.
“Şemsiye”, zaten Arapça. Almanca ismi ise, “Regenschirm”.
Önce Arapça ismini inceliyorum: “Şems”, Arapça’da “Güneş” demek. “Şemsiye” de “Güneşlik” anlamına geliyor.
Bunu tespit ettikten sonra kalkar size şunu söylerim: “Hmmm, bu duruma göre, Araplar bu eşyayı Güneş’ten korunmak amacıyla kullanıyorlar. Öyleyse bunların memleketi çok sıcak bir yer. Baksanıza, kendilerine ‘gölgelik’ olsun diye ellerinde böyle bir eşya tutuyor ve bununla dolaşıyorlarsa, demek ki kavurucu Güneş’in altında yaşayan bir halktır Araplar. O halde bunlar, büyük bir ihtimalle Ortadoğu’da yaşayan bir millet olmalı.”
Sonra da aynı eşyanın Almanca ismi olan “Regenschirm” kelimesini inceliyorum: “Regen”, Almanca’da “Yağmur” demek; “Schirm” ise “Siper”dir. “Regenschirm” de “Yağmura siper olan, yağmurdan koruyan” anlamına geliyor.
Bunu tespit ettikten sonra kalkar size şunu söylerim: “Hmmm, bu duruma göre, Almanlar bu eşyayı yağmurdan korunmak amacıyla kullanıyorlar. Öyleyse bunların memleketi çok yağışlı bir yer. Baksanıza, ıslanmasınlar diye ellerinde böyle bir eşya tutuyor ve bununla dolaşıyorlarsa, demek ki kapalı bulutların altında yaşayan bir halktır Almanlar. O halde bunlar, büyük bir ihtimalle Avrupa’nın ortasında yaşayan bir millet olmalı.”
Gördünüz mü? Sadece o eşyaya verdikleri isme bakarak, yani o eşyayı ne amaçla kullandıklarını belirleyerek, bu iki milletin dünyanın hangi bölgesinde, hangi coğrafyasında yaşadıklarını ve ülkelerinin nasıl bir iklime sahip olduğunu tespit ettim.
Aynı eşyaya Araplar “Gölgelik” (Şemsiye), Almanlar “Yağmurluk” (Regenschirm) diyor. Sadece buna bakarak iklimi, coğrafyayı, her şeyi tespit ettim.
İşte etimolojinin gücü, kardeşlerim.
Yürümeye devam ediyoruz…
Aynı sokak üzerinde, birkaç adım daha atınca, sağ tarafımızda, York şehrinde en çok görmek istediğim yer çıkıyor karşımıza: “Jórvík Viking Centre” (Jórvík Viking Merkezi).
York şehrindeki bu muhteşem Viking müzesi, İngiltere’ye gelmeden önce en çok düşündüğüm, görüp içini gezmek istediğim yer.
Fakat, “Şimdi Viking müzesini gezeceğiz” diye sevinirken, müzenin önünde kötü bir sürpriz bekliyor bizi: Müzenin girişinin önünde, metrelerce uzanan bir insan kuyruğu var. İnsanlar müzenin içine girip gezmek için upuzun bir kuyruk oluşturmuşlar.
– Abooo…. Abi bu kuyruk ne yaaa?…, diyor Nevzat.
– Oh my Odin, diyorum ben.
– İbrahim abi biz bugün giremeyiz buraya…
– Abican olmaz ki böyle yaa. Ne yapacaz şimdi?
– Abi saat 4. Kuyruğa girersek iki saatte anca içeri girebiliriz. 6’da pazara gidip tezgâhımızı toplamamız lazım. Sen bugün Viking müzesini unut!
– Kötü oldu yaa, Valhalla aşkına…
– Abi daha bir hafta burdasın, merak etme, başka gün geliriz. En azından bir şeyi öğrenmiş olduk: Erkenden gelmemiz lazım, müzeyi gezebilmek için.
– Geleceğiz ama, değil mi? Bak bu müzeyi gezmeden dönemem Almanya’ya.
– Abi söz, gezeceksin Viking müzesini.
– Tamam abican. Odin senden razı olsun. 🙂
– 🙂
– 🙂
Yürümeye devam ediyoruz…
“Coppergate Walk” sokağının bittiği yerde “Castlegate” (Kale Geçidi) adlı caddeye çıkıyoruz. Bu yolun bittiği yerde de sağa dönüp “Tower Street” (Kule Caddesi) adlı caddeye geçiyoruz.
“Tower Street” üzerinde 200 m kadar yürüdükten sonra, nihayet sol tarafımızda, şehrin en önemli tarihî sembollerinden biri durumundaki ve York Kalesi (İng. York Castle)’nin en müstesnâ parçası olan Clifford Kulesi (İng. Clifford’s Tower).
Şimdi Clifford Kulesi’ni gezeceğiz, Nevzat kardeşimle beraber.
Clifford Kulesi’nin güzel, hoş bir görüntüsü var ama daha önemlisi, acılı, hüzünlü bir tarihi var.
Avrupa’da bir zamanlar Yahudîler’e her türlü zûlüm, baskı ve katliâmlar yapılırken, Britanya’daki en korkunç Yahudî Katliâmı’nın yaşandığı yer burası.
Şimdi size hem kuleyi gezip tanıtacağız, hem de Yahudîler’in York’taki bu sancılı tarihini anlatacağız.
sediyani@gmail.com
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 15
FOTOĞRAFLAR:
York şehrindeki bu “Coppergate” adlı sokak, şehrin en ilginç (ve en meşhur) sokaklarından biridir. Halk arasında “Umbrella Street” (Şemsiye Caddesi) olarak da biliniyor.
Bunun sebebi, sokağın üzerinin havada asılı duran şemsiyelerle kaplatılmış olması. Bu o kadar güzel bir görüntü oluşturuyor ki, hem fütürsit hem romantik bir hava katıyor sokağa. (İNGİLTERE)
Aynı sokak üzerinde, birkaç adım daha atınca, sağ tarafımızda, York şehrinde en çok görmek istediğim yer çıkıyor karşımıza: “Jórvík Viking Centre” (Jórvík Viking Merkezi). (İNGİLTERE)
York şehrindeki bu muhteşem Viking müzesi, İngiltere’ye gelmeden önce en çok düşündüğüm, görüp içini gezmek istediğim yer. (İNGİLTERE)
Fakat, “Şimdi Viking müzesini gezeceğiz” diye sevinirken, müzenin önünde kötü bir sürpriz bekliyor bizi: Müzenin girişinin önünde, metrelerce uzanan bir insan kuyruğu var. İnsanlar müzenin içine girip gezmek için upuzun bir kuyruk oluşturmuşlar. (İNGİLTERE)
“Şemsiye Sokağı”, York, 5 Ağustos 2023