Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi
Kürdistanlı Peygamberler – 91
■ İbrahim Sediyani
– geçen bölümden devam –
■ Hinduizm ve Kadın Düşmanlığı
Hinduizm, çok eski tarihlerden beri Hindistan’da yaşanmakta olan ve “Vedalar” adlı çok hacimli bir kutsal kitap koleksiyonu olan politeist (çoktanrılı) bir dîndir. Çoktanrılı bir dîn olmasına karşın Vişnu (Koruyan), Brahma (Yaratan) ve Şiva (Yokeden) isimli üç Tanrı (Trimurti), genellikle önplandadır. Yaratılış sözkonusu olunca Tanrı Brahma’nın adı önplana çıkmakta. Brahma, uyuyan Vişnu’nun karnından çıkan nilüferde ortaya çıkıyor. Brahma daha sonra 4, 32 milyar yılda evreni yaratıyor. Bu zamana “Mahayuga” (महायुग) denir. Şiva evreni yok edecek ve döngü böyle devam edecek. (10944)
Hinduizm, antik çağlardan günümüze kadar büyük dünya dînleri arasında “ilahî dişiliğin” en güçlü varlığına sahiptir. (10945) Tanrıçalar Şakti ve Saiva, Hindu geleneklerinde merkezî bir konumda görülüyor. (10946) Örneğin Kali Ma (Karanlık Anne), Hinduizm’de Yaratılış, Koruma ve Yıkım Tanrıçası’dır. O’nun gücü, tüm yaratılışın, yaşamının başlangıcını ve aynı zamanda sonunu da içeriyordu. (10947) Yaşam ve ölüm üzerindeki kontrolü nedeniyle Kali, hem korkulması hem de sevilmesi gereken bir Tanrıça olarak görülüyordu. Bir diğer önemli Tanrıça figürü, evrenin enerjisini bünyesinde barındıran, çoğunlukla şeytanî güçleri yokeden ve dengeyi yeniden sağlayan bir Tanrıça olan ilahî dişil Şakti veya Adişakti veya Adiparaşakti’dir. (10948)
Hindu metinleri, kadınların konumu hakkında en yüksek Tanrıça olarak kadınsı liderlikten sınırlayıcı cinsiyet rollerine kadar çeşitli görüşler sunar. Hinduizm’in bir kutsal kitabı olan “Rigveda”nın “Devi Sukta” ilahîsi, dişil enerjiyi evrenin özü, tüm maddeyi ve bilinci yaratan, ebedî ve sonsuz, metafizik ve ampirik gerçeklik olarak tanımlar. (10949) Bazı Hindu “Upanişad”larında, “Sastra”larında ve “Purana”larında, özellikle “Devi Upanişadları”nda, “Devi-Mahatmya Puranaları” ve “Devi-Bhagavata Puranaları”nda kadın en güçlü ve güçlendirici güç olarak kutsanır. (10950)
Hint kozmolojisi birçok yaratılış miti içeriyor ve yüzyıllar boyunca asıl oyuncular sürekli değişiyor. En eski metinler, Pruşa adında bin kafalı, gözlü ve ayaklı bir devi anlatıyor. Pruşa parmaklarıyla dünyayı sarıyor. Tanrılar Pruşa’yı kurban edince vücûdu yağ üretiyor. Bu yağdan hayvanlar doğuyor. Vücûdunun parçaları dünyanın elementlerine ve Agni, Vayu ve İndra tanrıçalarına dönüşüyor. Aynı zamanda Hindu toplumunun dört kastı Pruşa’nın bedeninden var oluyor: Rahipler, savaşçılar, halk ve hizmetkârlar. (10951)
Çoktanrılı bir dîn olan Hinduizm’de her ne kadar hem Tanrılar hem Tanrıçalar bulunsa da ve “ilahî dişilik”ten bahsetse de, Hindu kutsal metinleri kadını alenen aşağılayan metinlerdir. Hinduizm’de kadın, daha yaratılır yaratılmaz tecavüz edilecek bir varlıktır. İnanması belki biraz güç ama, Tanrı ilk kadını yaratınca ondan çok hoşlanmış, sonra da Tanrı bizzat kendi yarattığı kadına tecavüz etmiştir.
Evet, yanlış duymadınız. Şaka gibi gerçekten ama, Hinduizm’in kutsal kitaplarında “insanın yaratılışı” bu şekilde anlatılır. Dikkatle takip edelim lütfen:
Hinduizm inancına göre Tanrı (Brahma) tarafından yaratılan ilk insanın adı Manu (मनुः)’dur. (10952)
İlk insan olan “Manu”nun ismi, Sanskritçe’de “İnsan” anlamına gelir. Bu kelime de Sanskritçe’de “düşünmek” anlamına gelen “man” sözcüğünden türemiştir. (10953) Dolayısıyla “Manu”, tam olarak “düşünen varlık” demek. Bu da bugün kullandığımız “Homo sapiens” ifadesine tekabül etmekte. Bir de ilginç bir bilgi: Bugün Batı dillerinde “insan” veya “adam” anlamına gelen “man” kelimesi işte buradan, Hinduizm’deki ilk insan olan Manu’dan gelir.
İlk insanın yaratılması, Hinduizm’in kutsal kitaplarından “Matsya Purana” (मत्स्य पुराण)’da anlatılır. “Matsya Purana”, anlam olarak “Purana Balığı” demektir. “Matsy” sözcüğü Sanskritçe’de “balık” anlamına gelir. (10954) İlginçtir ki Kürtçe’de de öyledir, “masi” şeklindedir. Kutsal kitabın “Matsya Purana” olan ismini Kürtçe’ye çevirdiğinizde “Masiya Purana” oluyor, yani ismi pek değişmiyor. Kutsal kitabın “Matsya Purana” (Purana Balığı) ismini taşımasının sebebi, burada bizdeki Nûh Tufanı’na benzer (veya belki de Nûh Tufanı’nın tâ kendisi) bir tufan hadisesinden bahsedilmesidir. Matsya, yarı insan yarı balık bir avatardır ve koruyucu Tanrı (Vişnu) tarafından ileride meydana gelecek olan büyük bir sel ve tufan nedeniyle uyarılır. Bunun üzerine Manu, Matsya’nın yardımıyla ailesini ve 7 bilgeyi tufanda güvenli bir bölgeye taşıyacak bir gemi inşâ eder. (10955)
Batılı araştırmacılar, Hinduizm’deki yaratılan ilk insan olan “Manu” isminin, Zerdüştîlik dîninin kutsal kitabı “Avesta”da geçen bir erkek ismi olan “Manus-čiθra”dan türemiş olduğunu söylüyorlar. (10956) Nitekim Hinduizm inancının Sanskrit literatüründe “Soylu Yol” anlamına gelen “Arya Dharma” (आर्य धर्म) veya “Ezelî – Ebedî Dîn” anlamına gelen “Sanatana Dharma” (सनातन धर्म) isimleriyle geçtiğini, “Arya Dharma” ibaresinin Hinduizm’in etnik hüviyetini de ifade ettiğini, Arya Dharma’nın milâttan önce ikinci binin ortalarından itibaren Hindistan’a göç eden Aryanlar’ın (Ârîler) dîni olduğunu dikkate aldığımızda (10957), bu düşünce pek de yabana atılır cinsten görünmüyor.
Bazı okurlarımız etimolojiye gereğinden fazla anlam yüklediğimizi ve kelimeleri çokça kurcaladığımızı düşünebilir. Fakat az bile incelediğimizi düşünüyorum. Kelimeler, isimler önemlidir. Hatırlatırım ki, sadece “İbrahim” (Abraham) ismiyle “Brahma” ismi arasındaki benzerlik konusunda bile kaleme alınmış onlarca kitap ve akademik makale bulunuyor.
Hindu dîninde yaratılan ilk erkek Manu iken, yaratılan ilk kadın da Şatarupa’dır. Hinduizm’in kutsal kitaplarından “Vişnu Purana”da Şatarupa’nın yaratılan ilk kadın olduğu şöyle anlatılır:
सृष्टि को जारी रखने के लिए, ब्रह्मा ने एक पुरुष और एक महिला को रूप दिया। पुरुष का नाम स्वायंभु मनु और स्त्री का नाम शतरूपा था। मनुष्य मनु के वंशज हैं, यही कारण है कि उन्हें मनु के नाम से जाना जाता है।
“Yaratılış devam etsin diye, Brahma bir erkek ve bir kadın yarattı. Erkek Manu’ydu ve kadın da Şatarupa olarak adlandırıldı. İnsanların ‘Manusya’ olarak bilinmelerinin nedeni budur.” (10958)
Çoktanrılı bir dîn olan ve nerdeyse tanrıların sayısı kadar da çok kutsal kitabı bulunan Hinduizm’de, ilk erkek Manu ile ilk kadın Şatarupa’nın hikâyesi farklı farklı anlatılır. Aynı dînin bir kutsal kitabında bunlar karı – koca iken, başka bir kutsal kitabında Manu Şatarupa’nın babası, başka birinde de Şatarupa Manu’nun annesidir. Hele bazılarındaki anlatımları okuyunca, insan hakikaten hayret etmektedir. Meselâ “Brahma Purana”da, Tanrı’nın ilk kadın Şatarupa’yı yarattıktan sonra O’nunla spor yaptığı anlatılmaktadır. (10959)
Hele hele “Matsya Purana”da bir anlatım var ki, insan okuyunca dehşete düşmektedir. Kutsal kitap “Matsya Purana”da anlatıldığına göre, Tanrı (Brahma), ilk kadın Şatarupa’yı yarattıktan sonra kendisine âşık olmuş. Tanrı kadını o kadar güzel yaratmış ki, yarattıktan sonra bu kulunu cinsel olarak arzulamış! Şatarupa’yı yarattıktan sonra Tanrı (Brahma) hemen deliye döndü ve gittiği her yerde O’nu takip etti. Şatarupa Brahma’nın bakışlarından kaçmak için çeşitli yönlere kaçtı ama nereye giderse gitsin, Brahma her dört yön için bir kafa yaratıp oraya yerleştirdi. Çaresiz kalan Şatarupa, ne yapsa Brahma’nın tacizinden kaçamıyordu. Sonra ne mi oluyor? Şaka gibi ama, Tanrı yarattığı kadına zorla sahip oluyor, yani O’na tecavüz ediyor. (10960)
Durun, bitmedi. Devamı da var. Eh, ne de olsa “Hint filmi”, öyle hemen biter mi? Devamını isterseniz kutsal kitap “Matsya Purana”dan birlikte okuyalım:
ब्रह्मा ने अपनी कंपनी में जुनून के साथ, सतरूपा से शादी की और कमल के अंदर भोग में अपने दिन गुजारने लगे। उन्होंने सौ वर्षों तक सावित्री की संगति का आनंद लिया और लंबे समय के बाद उनके लिए मनु का जन्म हुआ।
“Brahma evreni yarattıktan sonra (yarattığı ilk kadın olan) Şatarupa ile evlendi ve günlerini nilüfer çiçeğinin içinde keyifle geçirdi. Uzun bir süre sonra Manu doğdu.” (10961)
“Tanrı mesut etsin” diyeceğim ama, evlenen zaten Tanrı’nın kendisi…
Düşünün: Tanrı ilk kadını yaratıyor ve sonra O’na âşık oluyor. Kadın istemiyor ama. Tanrı taciz ediyor, kadın kaçıyor, Tanrı taciz ediyor, kadın kaçıyor. En sonunda, bütün bu kâinatı ve içindeki her şeyi yaratmış olan Tanrı, kendi yarattığı kuluna tecavüz ediyor! Kadın da mecburen O’nunla evlenmek zorunda kalıyor…
Bitmedi ama daha… Dedik ya, “Hint filmi”, öyle hemen biter mi?
Manu daha sonra annesi Şatarupa ile evleniyor. Bu ensest ilişkiden Priyavrata ve Uttanapada adlarında iki oğlu, Akuti, Devahuti ve Prasuti adlarında üç kızı oluyor. Biz insanlar bunların soyundanız. (10962)
Sakın bu yazılanlara kızmayın ve eleştirmeyin ama, yoksa dînden çıkarsınız ve Cehennem’e gidersiniz. Çünkü kutsal metinlerin dediğine göre, “Kendi kızından zevk alma eğilimi gösterse de aşkın değeri küçültülmemelidir. Brahma (Tanrı)’nın böyle bir eğilim sergilemesinin bir amacı ve hikmeti var ve Yüce Yaratan sıradan bir canlı varlık gibi kınanmamalıdır.” (10963)
Nokta. Bunu söyledikleri zaman mesele kapanıyor zaten ve bundan sonra söyleyeceğiniz her söz mahkeme-i kübrada aleyhinize delil olarak kullanılacaktır. Orda derdinizi Kübra Hanım’a anlatırsınız artık…
Ayrıca Şatarupa’nın iki oğlu Priyavrata ve Uttanapada da kendi kızkardeşlerine ilgi duymuşlar ve Tanrı (Brahma) bunda hiçbir sorun görmeyip “Size helâldir” buyurmuş. (10964)
Kutsal kitaplardaki bu “dehşet verici” anlatım, kadına tecavüzü normalleştirmekte, daha ötesi marifetleştirmekte, kutsallaştırmaktadır. Bu anlatım, tecavüze ilahî bir değer katmaktadır. Böyle bir dînî inançla harmanlanan bir toplumda kadına taciz ve tecavüz, kınanması gereken ayıp bir davranış olması bir yana, suç teşkil etmesi bir yana, bilakis mukaddes bir eylem olarak içselleştirilir.
Esasında yaşanan da tam olarak bu değil midir? Hindistan’da bu kadar çok taciz ve tecavüz vakalarının yaşanıyor olması, sizce tesadüf müdür? Çok açıktır ki, böyle kutsal metinlerle harmanlanan toplumlarda, erkekler kadınları taciz ettiklerinde veya bir erkek bir kadına tecavüz ettiğinde, erkek bundan hicap duymak bir yana, aksine kutsal bir eylemi yerine getirdiğini düşünür. Tanrı bile yarattığı kadına tecavüz etmiş, erkek yapsa niye garipsensin ki? Bilakis bunu yapan erkek, “tanrısal” bir eylemi ifa etmiş olur.
Hindistan, dünyada taciz ve tecavüz vakalarının en çok yaşandığı ülkeler arasında. Oraya gezmeye veya tatile giden kadın turistler sıklıkla taciz ve tecavüze uğruyorlar. Kadınlar için en tehlikeli ülkelerin başında geliyor, Hindistan. Hindistan üç yönden kadınlar için çok tehlikeli bir ülke olarak görülüyor. Ülkedeki kadınların cinsel şiddet ve istismara maruz kalma oranın çok yüksek olması, geleneksel ve kültürel uygulamalar, seks köleliği ve kadının eve hapsedilmesi. (10965)
Hint alt kıtasında yerleşik bir tecavüz kültürünün bulunduğu biliniyor. Her 20 dakikada bir yeni tecavüz vakasının raporlandığı, toplu tecavüz vakalarının gözlemlendiği, Hint erkeklerinin % 24’ünün hayatının bir döneminde cinsel suç işlediğinin ve % 20’sinin eşini ya da partnerini sekse zorladığının belirtildiği Hindistan’da kadına yönelik en yaygın suçlardan biri tecavüz. Burada tecavüz, Hindu dînî ritüelinin bir gereği. İbadet ve kültür gereği tecavüz ediyorlar. (10966) Hint kültüründe kadın bedenleri, erkeklerin sosyal güç ve egemenliklerini pekiştirdikleri nesneler olarak algılanmakta. Bu da tecavüz yoluyla erkeklik kurumunu güçlendirmek gibi sapkın sayılabilecek bir zihniyet yapısına ortam hazırlıyor. Tecavüz kesinlikle toplumsal cinsiyet adaleti açısından düşünülmesi gereken bir olay. Toplumsal cinsiyet adaletsizliği patriark gücün egemen olduğu yapılarda kadınlara karşı cinsel suçları teşvik ediyor. (10967) 1953 yılından 2011’e kadar olan süreçte Hindistan’da tecavüz vakaları % 873 oranında arttı. 2007 – 11 arasındaki artış ise % 9,7 gibi hiç de azımsanmayacak bir oranda. G-20 ulusları içerisinde kadınlar için Hindistan “yaşanacak en kötü ülke” olarak kabul ediliyor. 1, 2 milyar nüfûslu Hindistan’da tecavüz gerçeği siyasetçiler tarafından bir toplumsal sorun olarak görülmemekte, aksine kurbanların kişisel trajedileri olarak algılanmakta. (10968)
Peki bu dehşet boyuttaki kötü ve kötücül durumun dînden ve Hindu kutsal metinlerinden bağımsız olduğu düşünülebilir mi? Elbette hayır. Bir dîn ve kutsal kitap düşünün ki, Tanrı’nın yarattığı ilk kadının güzelliğine vurulduğunu ve sonra ona tecavüz ettiğini vaazediyor. Böyle bir dînî inançla büyüyen bir toplumda tevavüz “suç” değil, “kutsal bir ibabet” hatta “Tanrısal bir eylem” olur.
Hinduizm’in öğretileri ve Hindu kutsal metinlerinin anlatımları, tıpkı Hint toplumunun karakteristik ve sosyolojik özellikleri gibi karmakarışıktır. Anlamak cidden büyük çaba ister. Hinduizm’in bazı öğütleri kadını överken hatta göklere yükseltirken, bazı öğütleri kadını aşağılar hatta onu iğrenç bir varlık konumuna sokar.
Âlimler, Hinduizm’in kutsal kitaplarından “Manusmriti” (मनुस्मृति)’deki 2685 âyetin yarısından azının, yani sadece 1214’ünün sahih olabileceğini belirtiyorlar. (10969) Dahası, âyetler kendi içinde tutarsızdır. (10970) Örneğin “Manusmriti”nin bazı âyetleri kadınların konumunu yüceltirken (10971), bazı âyetler bunun tersini yapıyor (10972). Hindistan millî lideri Mahatma Gandhi ya da tam adıyla Mahatma Mühendes Keremçand Gandhi (1869 – 1948), Hindu kutsal kitabı “Manusmriti” hakkındaki görüşü sorulduğunda şöyle demişti: “Basılı ciltte o kadar çok çelişki var ki, eğer bir kısmını kabul ederseniz, onunla tamamen tutarsız olan kısımları reddetmek zorunda kalırsınız. (…) Hiç kimse [Manusmriti’nin] orijinal metnine sahip değil.” (10973)
Ortaçağ Hindu toplumunda kadınların konumu hakkında en çok çalışılanlardan biri, “Manusmriti”nin Kalküta’da muhafazâ edilen tartışmalı bir el yazması olmuştur. Metin, bazı âyetlerinde dul kadınlara iffeti vaaz ediyor. (10974) Bazı âyetlerde “Manusmriti”, bir kız olarak babasına, genç bir kadın olarak kocasına, dul bir kadın olarak oğluna saygı duyması ve koruma istemesi gerektiğini ve aynı saygıyı kendisinden alması gerektiğini öğütler. (10975) Diğer âyetlerde “Manusmriti” kadın haklarına saygı duyuyor ve onları koruyor. Örneğin bazı âyetlerinde, “kadınların onurlandırılması ve süslenmesi gerektiğini” belirtir ve “Kadınlara saygı duyulduğu yerde Tanrılar sevinir; ancak onların olmadığı yerde hiçbir kutsal âyin meyve vermez” der. (10976) Ama başka bir yerinde, “Bir kadın asla bağımsız yaşamaya çalışmamalı” diye buyurur. (10977)
Hindu mitolojisi, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu fikri olan ataerkilliğin icad edildiğini ortaya koymaktadır. (10978) Erkekler ve kadınlar arasında, bazen kadının ikincil konumda olduğu noktaya kadar toplumsal bir güç değişimi meydana geldiği görülmektedir. (10979) Öte yandan, Sanskrit geleneklerinde ve Şakti’ye tapınmayla ilgili köylü (kırsal) Hinduizm’de anaerkil teoloji oldukça yaygındır ve anaerkil olan çok sayıda Hindu topluluğu vardır. (10980) Toplumsal eşitsizliğin olduğu yerlerde reformcular ve feministler, kadınların sosyal statüsünü onlara eşit fırsatlar sağlayacak şekilde yeniden yönlendirmek için Hinduizm metinlerinden yararlandılar ve modern Hindu toplumu, birçok çağdaş kurumda kadınların liderlik rollerini üstlenmesinde bir artışa tanık oldu. (10981)
Bu yönü de olmasına rağmen, Hindu kutsal metinleri kadını hatta kadınlığı alenen aşağılayan ifadelerle doludur. Hinduizm, pekçok öğretisinde açıkça kadın düşmanlığı yapar.
Örneğin Hinduizm’in en önemli kutsal kitaplarından biri olan “Mahabharata” (महाभारतम्)’da açıkça şöyle denilir:
ऐसा कहा जाता है कि महिलाएं सभी बुराइयों की जड़ होती हैं। महिलाओं को बेहद कमजोर प्राणी के रूप में देखा जाता है।
“Kadınların tüm kötülüklerin kaynağı olduğu söylenir. Kadınlara son derece zayıf varlıklar gözüyle bakılır.” (10982)
स्त्रियों से बढ़कर पापी कोई प्राणी नहीं है। नारी एक जलती आग है. नारी चाकू का तेज़ चेहरा है. नारी माया है, विष है, अग्नि है, सर्प है।
“Kadınlardan daha günahkâr başka bir yaratık yoktur. Kadın, yakan bir ateştir. Kadın, bıçağın keskin yüzüdür. Kadın bir illüzyondur, bir zehirdir, bir ateştir, bir yılandır.” (10983)
Burada kadının hatta kadınlığın aleni bir şekilde ve çok hâyâsızca aşağılandığını görmekteyiz.
Hinduizm’in bir diğer kutsal kitabı olan “Rig Veda” (ऋग्वेद)’da açıkça şöyle denilir:
स्त्री का मन उच्च अनुशासन नहीं संभाल सकता। औरत का दिमाग कमजोर होता है.
“Bir kadının aklı, yüksek disiplini kaldıramaz. Kadının aklı zayıftır.” (10984)
Yine Hinduizm’in kutsal metinlerinden olan “Şatapatha-Brāhmana” (शतपथ ब्राह्मण)’da şu cümleler yer almaktadır:
शूद्र के संपर्क में न रहना पूर्णता, धार्मिकता और प्रकाश है। लेकिन एक शूद्र, एक कुत्ता, एक काला कौआ और एक औरत गलत हैं; इन पर नजर नहीं डालनी चाहिए.
“Bir sudra ile temas halinde olmamak, mükemmeliyet, doğruluk ve ışıktır. Fakat bir sudra, bir köpek, siyah bir karga ve kadın ise yanlışlıktır; bunlara bakılmamalıdır.” (10985)
Konunun başında da belirttiğimiz üzere, Hinduizm, çok eski tarihlerden beri Hindistan’da yaşanmakta olan ve “Vedalar” adlı çok hacimli bir kutsal kitap koleksiyonu olan politeist (çoktanrılı) bir dîndir. “Vedalar”ın en önemli bölümlerinden biri, “Yajurveda” (यजुर्वेद)’dır. M. Ö. 1200 – M. Ö. 800 yılları arasında yazıldığı (10986) tahmin edilen “Yajurveda”, isim olarak, Sanskritçe’de “ibadet” anlamına gelen “yajus” (यजुस्) ve “bilgi” anlamına gelen “veda” (वेद) sözüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş bir kelimedir (10987) ve esas olarak ibadet ritüelleri için düzyazı mantralardan oluşur (10988).
“Yajurveda” genel olarak iki gruba ayrılır: “Krişna” (Siyah) ve “Şukla” (Beyaz). “Siyah Yajurveda” dört versiyonda günümüze kadar ulaşmışken, “Beyaz Yajurveda”nın iki versiyonu modern zamanlara kadar gelmiştir. (10989) Bunlardan “Siyah Yajurveda”da kadınlar ile ilgili şöyle negatif vaazlarda bulunulur:
महिलाएं शक्तिहीन होती हैं, उन्हें विरासत पाने का कोई अधिकार नहीं होता और वे बुरे आदमी की तुलना में अधिक विनम्रता से बोलती हैं।
“Kadın güçsüzdür, miras hakkı yoktur ve kötü bir adamdan bile daha alçakgönüllü konuşurlar.” (10990)
Hinduizm’in “Asvalayana Grhyasutra” (आश्वलायन-गृह्य-सूत्र) metni, 8 farklı evlilik biçimini tanımlar:
1 – Brahma evliliği: Dînî açıdan en uygun evlilik olarak kabul edilen, babanın eğitimli bir erkek bulması ve kızının kendisine evlenme teklif etmesidir. Damat, gelin ve aileler bu teklife memnuniyetle katılırlar. İki aile ve akraba buluşur, kız törenle süslenir, baba kızını nişanla hediye eder ve Vedik bir evlilik töreni yapılır. Bu tür düğünler artık modern Hindistan’daki Hindular arasında en yaygın olanıdır.
2 – Daiva evliliği: Bu evlilik türünde baba, kızını süs eşyalarıyla birlikte bir rahibe verir.
3 – Arşa evliliği: Bu evlilik türünde damat gelinin babasına bir inek ve bir boğa verir ve baba kızını evlendirir. Damat, geline ve aile hayatına (Grihasthashram) karşı yükümlülüklerini yerine getireceğine yemin eder.
4 – Prajapatya evliliği: Bu tür evlilikte, bir çift bazı Sanskritçe mantraları (birbirlerine yemin ederek) değiştirerek evlenmeyi kabul eder. Bu evlilik şekli resmî törene benzer.
5 – Gandharva evliliği: Bu tür evlilikte çift, sevgiden dolayı, karşılıklı rızayla ilişkilerini tamamlayarak birlikte yaşar. Bu evlilik dînî törenler olmadan yapılıyor ve günümüzdeki Batı toplumlarında var olan nikâhsız evlilik olayına benziyor.
6 – Asura evliliği: Bu evlilik türünde damat, geline ve gelinin babasına çeyiz teklifinde bulunur, ikisi de çeyizi özgür iradesiyle kabul eder ve karşılığında gelini alırlar. Bu, bir kızı “başlık parası” karşılığında evlendirmeye benziyor.
7 – Rakşasa evliliği: Damadın, kızı kendisinin ve ailesinin isteği dışında zorla kaçırması. “Rakşasa” kelimesi “Şeytan” anlamına gelir. Yani buna “Şeytan evliliği” deniyor.
8 – Paişaça evliliği: Erkeğin bir kadına karşı duygusuz, yani uyuşturulmuş, sarhoş veya bilinci kapalıyken kendisine baskı yapması ve bu baskı sonucunda kızı zorla alması. (10991)
Hindu toplumundaki en ilginç uygulamalardan biri de, “sati” adıyla anılan bir gelenektir. Sati, dul bir kadının kendisini kocasının ateşinde yaktığı veya kocasının ölümünden kısa bir süre sonra başka bir şekilde intihar ettiği eski bir Hint cenaze geleneği.
Ancak bazı araştırmacılar, örneğin Alman asıllı ABD’li Hintbilimci, filologist ve mitolojist Michael Witzel (1943 – halen hayatta), Vedik dönemdeki eski Hint edebiyatında sati uygulamasına dair hiçbir kanıt bulunmadığını söylüyor. (10992) ABD’li yazar David Brick (? – halen hayatta) ise, 2010 yılında eski Hint edebiyatına ilişkin incelemesinde şöyle diyor: “Ne Vedik literatürde, ne de ilk dönem ‘Dharmasutra’larda veya ‘Sahagamana’da hiçbir şekilde satiden sözedilmez.” (10993)
Satinin doğru mu yanlış mı olduğuna dair ilk bilimsel tartışma, 10. – 12. yy’a tarihlenen Sanskrit literatüründe bulunur. (10994) “Manusmriti”nin en eski ve en ünlü yorumcularından biri olan Keşmirli Medhātithi (? – ?)’nin sati hakkında bilinen en eski yorumu, satinin Vedik gelenek tarafından yasaklanan bir intihar biçimi olduğunu savunur. (10995) 12. yy Xalukya sarayından ve 13. yy Mazvaçarya’sından Hint filozof ve ilahiyatçı Vijñāneśvara (1199 – 1278), satinin intihar olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor, aksi takdirde kutsal yazılarda çeşitli şekillerde yasaklanır veya cesareti kırılırdı. (10996)
Hinduizm’de kadınlar arasında gözlemlenen bir başka tarihsel uygulama da, kadınların özellikle savaş sırasında düşman askerlerinin tecavüzlerine uğramamak için toplu olarak intihar ettikleri ve “jauhar” veya “jowhar” ya da “juhar” denilen eylemlerdir. Özellikle Rajput savaşçıları ve eşleri tarafından birkaç kez kaydedilen, savaşla ilgili toplu intiharı ifade eden bir vakadır. (10997) Tarihteki bu trajik hadiseler bilhassa Rajasthan ve Mazya Pradeş eyaletlerinde yoğun biçimde yaşanmıştır. Onlar, savaşta galip gelen Müslüman askerler tarafından canlı yakalanıp tecavüze uğramamak içini, namuslarının ve şereflerinin lekelenmesindense ölümü tercih ettiler. (10998)
“Jauhar” kelimesi Sanskritçe “jatugr̥ha” ile bağlantılıdır; Sanskritçe’de “hayat” anlamına gelen “jiv” ve “yenilgi” anlamına gelen “har” sözcüklerinden türetilmiş olup, “insanları diri diri yakmak için lak ve diğer yanıcı maddelerle sıvalı ev” anlamına gelir. (10999) Ayrıca Farsça’daki “cevher” ve Arapça’daki “mücevher” kelimelerinden türetildiği şeklinde yanlış da yorumlanmıştır. Almanca’da da “juwel” kelimesi “mücevher” anlamındadır. Bu karışıklık, sözcüklerin aynı harflerle aynı şekilde yazılmasından kaynaklanıyordu. Böylece “cevher” aynı zamanda “jauhar”ın anlamı ile yanlış bir şekilde ilişkilendirilmeye başlandı. (11000)
Jauhar, Hint alt kıtasında, bir savaş sırasında kesin bir yenilgiyle karşı karşıya kalındığında (11001) kadınlar tarafından yakalanmaktan, köleleştirilmekten (11002) ve tecavüzden kaçınmak (11003) için gerçekleştirilen, kitlesel olarak kendini ateş verme uygulamasıdır (11004). Jauhar hakkındaki bazı raporlarda, çocuklarıyla birlikte kendini kurban eden kadınlardan bahsedilir. (11005)
Rajputlar bugün hâlâ Hindistan’da gururları ve mücadele rûhlarıyla ünlüdür. Ancak yenilgi açıkça ortaya çıktığında – Rajasthan’ın dağ kalelerinin kuşatılmasında olduğu gibi – kendini, kadınları ve çocukları düşmana ve nihayetinde yaklaşan köleliğin utancına maruz bırakmaktansa ölmek daha onurlu görülüyordu. Tarihsel belgelere göre, Türk ve Fars İslam işgalcileri tarafından (11006) bir savaş sırasında kesin bir yenilgiyle karşı karşıya kaldıklarında, Hindu kadınlar, savaş esiri kadınları “ganimet” yani “cariye” (seks kölesi) olarak gören Müslüman Türkler’in ve Farslar’ın tecavüzlerine uğramamak için kitlesel halde kendilerini ateşe atıp yakarlardı (11007).
Bu uygulama tarihsel olarak Hindistan’ın kuzeybatı bölgelerinde gözlemlendi ve kayıtlı tarihteki en ünlü jauhar uygulaması Rajasthan’daki Hindu Rajput krallıkları ile düşman Türk ve Fars Müslüman orduları arasındaki savaşlar sırasında meydana geldi. (11008) Jauhar, savaş sırasında, genellikle zafer şansının olmadığı durumlarda yapılır. Uygulamaya tüm erkeklerin teslim olmak yerine savaş alanında savaşırken öleceği son direniş eşlik ediyordu.
Bu utanç verici dramatik ve vicdan sızlatan olay, Hindu tarihçilerin Müslüman ordulara yahut Müslümanlar’a attığı bir iftira değildir. Hindu krallıklarında gerçekleştirilen jauhar eylemleri, Hindu kadınların Müslüman Türk ve Fars askerlerinin tecavüzlerine uğramamak için toplu şekilde ateşe atlayarak intihar etmesi olayları, Delhi Sultanlığı (1206 – 1526) ve Babür İmparatorluğu (1526 – 1857)’nun Müslüman tarihçileri tarafından da belgelenmiştir. (11009) En bilinen jauhar örneklerinden biri, 1303 yılında Rajasthan’daki Çittor Kalesi’nin kadınları tarafından Delhi Sultanlığı’nın Xalcî Hanedanı (1290 – 1320)’nın işgalci ordusuyla karşı karşıya kalındığında gerçekleştirilmiştir. (11010) Jauhar fenomeni, 1327 yılında Delhi Sultanlığı ordularına yenik düşüldüğünde, Karnataka’daki Kampili Krallığı (14. yy) gibi Hindistan’ın diğer bölgelerinde de gözlendi. (11011) Bugün hâlâ o bölgelerde, yerel halkın atalarını andığı Çittorgarh’ta “Jauhar Mela” adı verilen yıllık bir kahramanlık kutlaması yapılır. (11012)
Jauhar uygulaması, 14. – 15. yy’da Kuzeybatı Hindistan’daki Hindu – Müslüman Savaşları’yla gelişti. Hindu kadınları, yakalandıklarında karşılaşacakları kölelik veya tecavüz yerine ölümü tercih ediyordu. (11013) Hindu kadınları arasındaki sati tarzı jauhar geleneği yalnızca Ortaçağ Hindistanı’ndaki Hindu – Müslüman Savaşları sırasında gözlemlendi, ancak Rajputlar’ın kendi aralarındaki yıkıcı Hindu – Hindu Savaşları sırasında görülmedi. (11014)
Jauhar uygulamasının kültürel olarak sati ile ilgisi olmadığı, her ikisinin de kadınların kendini yakma yoluyla intihar etme biçimi olduğu iddiâ edildi. Bununla birlikte, ikisi yalnızca yüzeysel olarak benzerdir ve her ikisinin de önemli ölçüde farklı olmasının altında yatan neden vardır. Sati, kocasının cenaze ateşinin üzerine oturarak intihar eden dul bir kadının geleneğiydi. Jauhar ise, yenilgi yaklaşırken işgalciler tarafından yakalanıp köleliğe zorlanmaktan veya tecavüze uğramaktan kurtulmak için kadınlar tarafından kolektif olarak kendini yakma eylemiydi. Kendini yakma, basit intihara tercih ediliyordu çünkü bu, kocalarının, çocuklarının ve/veya klan üyelerinin izlemek zorunda kalabileceği cesetlerin kirlenmesi olasılığını ortadan kaldırıyordu.
Sati uygulamasının Hindu toplumundaki savaşçı aristokrasisinden kaynaklandığı, 10. yy’dan itibaren giderek popülerlik kazandığı ve 12. yy’dan 18. yy’a kadar diğer gruplara yayıldığı düşünülmektedir. (11015)
■ Jainizm ve Kadın Düşmanlığı
Jainizm veya Caynizm, geleneksel anlamda “Jain Dharma” (जैन धर्म) olarak bilinen Güney Asya kökenli bir dîn ve felsefedir. M. Ö. 6. yy’da kurulmuş eski bir Hint dînidir. (11016) Jainizm, oraya göç eden Jain yerleşimcileri (özellikle Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Batı Avrupa ve bazı Afrika ülkeleri) nedeniyle şu anda birçok ülkede uygulanan, tanrısal olmayan bir dîn. Jainizm kadınları da kapsamaktadır. Bugün modern Hindistan’da azınlık olmakla beraber ABD, Batı Avrupa ve Afrika’da büyüyen topluluklar halinde varlığını sürdürmektedir. 2001 – 02 yıllarında dünyada yaklaşık 4, 4 milyon inanan Jainizm’e mensuptu ve bunların yaklaşık 4, 2 milyonu Hindistan’daydı. (11017)
Dînin temel taşlarından biri, keşişler, rahibeler, sıradan erkekler ve sıradan kadınlardan oluşan Jainizm topluluğunu tanımlayan “dörtlü sangha”dır. Jainistler hâlâ antik “Şraman” (श्रमण)’ı – bir tür sofu (çileci) gelenek – devam ettirmektedirler. Ruhanî özgürlük ve kurtuluş kavramı temelinde kurulmuş olan Jainizm, teoride tüm canlıların eşit olduğunu ve özellikle şiddet karşıtlığını savunur. “Özdenetim” (vrata), Jainlerin “mokşa”, “Keval Gnan” veya “rûhun gerçek doğasının anlaşılmasına” giden yoldur. (11018)
Jainizm, bugün hâlâ uygulanan dînlerden biri. Çileci uygulamalar, cinsiyet ve kanonik olarak kabul edilen metinler hakkında farklı görüşlere sahip olan “Digambaras” ve “Śvētāmbaras” adında iki büyük antik alt geleneği var. Her iki alt gelenekte de sıradan kişiler (śrāvakas ve śrāvikas) tarafından desteklenen dilenciler bulunuyor. Śvētāmbara geleneğinin de üç alt geleneği mevcut: “Mandirvāsī”, “Deravasi” ve “Sthānakavasī”. (11019)
Jainler, yukarıda da vurguladığımız üzere, genel olarak iki ana gruba ayrılır. Bunlar arasında, giysilerinde ana yönlerin sembollerini taşıyan Digambara ve beyaz giysiler giyen Śvētāmbara yer alır. Her iki grup da ideolojileri açısından benzer ancak bazı yönlerden farklılık gösteriyor. Kadınların dînî statüsü dîn tarihinin çok önemli bir yönüdür ve bu dînin en eski mezhepleri olan Digambara ve Śvētāmbara arasındaki en kritik konulardan biridir de. Bu iki akım arasındaki en önemli ayrım, kadının toplumdaki konumudur. Digambar Jainleri, erkeğin aydınlanmaya ulaşmak için kıyafetler de dahil olmak üzere tüm maddî malvarlığını bırakabileceği, kadının ise sosyal normlar nedeniyle bunu yapamayacağı inancı nedeniyle kadınların aydınlanma yeteneğine sahip olmadığına inanıyor. Śvētāmbara Jainleri ise zıt inançlara sahipken, kadınların ferağat edebildiğine, aydınlanma yeteneğine sahip olduğuna ve dînî rol model olabileceğine inanıyorlar. Kadınların, özellikle Śvētāmbara Jainleri arasında, aldatıcı olduğuna ve bir kadın olarak yeniden doğuşun önceki yaşamda aldatıcı olmanın bir sonucu olduğu ölçüde, bu özelliğin onların karakterlerinin temeli olduğuna inanılıyor. (11020)
Digambara’nın, iç barışı sağlamak için parayı, kişisel mülkiyeti ve diğer dünyevî şeyleri terketmeyi vurgulayan katı bir münzevî disiplini vardır. Śvētāmbara ise beyaz bir elbise giyenlerdir. Bu gruplar uzun zaman önce kuruldu. Śvētāmbara grubu da bu koşullar nedeniyle o ortak gruptan oluştu. Doğal olarak her iki cinsiyet de çeşitli yönlerden birbirinden farklıdır. “Jain dharam”da farklı cinsiyetler için farklı roller vardır. Dişiler vücût fizyolojisi ve anatomisi nedeniyle bir dereceye kadar birbirine bağlıdır. Zihnini kontrol etmek isteyen ve iç huzuru isteyen kişinin cinsel duygularını da kontrol etmesi gerekir. Pekçok kişi, kadınlara yönelik fırsatlardaki farkın erkeklere göre daha az olduğunu düşünüyor. İşte bu nedenlerden dolayı Jainizm dînine yöneltilen en büyük eleştirilerden biri de kadınlara yönelik muameledir. Jainizm’de genellikle kadınların erkeklerden daha aşağı bir tür olduğuna ve bozulmaya daha yatkın olduğuna inanılır. Śvetāmbara ve Digambara Jainleri arasındaki en temel ayrımlardan biri, kadınların dilenci veya rahibe olarak çıplaklık konusundaki tartışmalarından kaynaklanan görüşleridir. İki mezhep arasındaki genel fikir birliği, dînin kurucusu Mahāvīra (? – ?)’nın çıplak çilecilik uyguladığı yönündedir. Digambara Jainleri, tüm dilencilerin feragat işlemlerini kıyafetsiz yapmalarının gerekli olduğunu iddiâ ediyor. Onlar için bu, bir dilencinin giyim de dahil olmak üzere tüm mal ve mülklerinden vazgeçtiği idealleştirilmiş “aparigraha” uygulamasını temsil ediyor. Ancak Śvetāmbara Jainleri, kozmik çağın bu döneminde örnek bir çilecilik tarzı olarak çıplaklığın imkânsız olduğunu ve bu nedenle “uygunsuz görüldüğünü” belirtiyor. (11021) Śvetāmbaralar için, genellikle onlarla ilişkilendirilen beyaz elbiseler, yalnızca dînî yaşamı zenginleştiren araçlar olarak yorumlanıyor. (11022)
Śvetāmbara mezhebi çeşitli Jain sutralarını kabul ederken, Digambara mezhebi çoğu Jain metninin kaybolduğunu savunur. Jain kutsal metninin en önde gelen ve en eskisi olan (11023), onlara göre eldeki en önemli derleme durumundaki “Şatxandagama” (षट्खण्डागम) adlı agamada kadınlar hakkında şu aşağılayıcı ifadeler vardır:
“Kadınlar doğuştan kirlidir, zararlıdır, erkekten aşağıdır ve kadın bedeninde aydınlanmaları imkânsızdır. Kadınların aydınlanmasının tek yolu, erkek bedeninde bir daha doğmaktır.” (11024)
Kutsal metinlerinden biri ise şöyle diyor:
“Aldatmanın tezahürü sonucunda bu dünyada erkek kadın olur. Kadının kalbi temiz olursa bu dünyada erkek olur.” (11025)
Kadınlar için bundan daha aşağılayıcı ifadeler olabilir mi? Kadın hatta kadınlık, bundan daha kötü bir biçimde hiçleştirilebilir mi?
Jain sosyal yapısı ataerkildir ve erkekler toplumda birincil liderlik rollerine sahiptir. Modern zamanlar dışında, Jain kadınları kendileri adına konuşamıyor veya sorunlarını, hikâyelerini anlatamıyorlardı. Jain kadınlarının rolleri ve deneyimleriyle ilgili metinlerin neredeyse tamamı erkek olan keşişler tarafından yazılmıştır. Kadınların “zayıf fikirli”, “aldatıcı”, “kararsız”, “hain” ve “saf olmayan” olduğuna dair Pan-Hint inancı, Jainizm’de yaygın olan inançlardır ve onların kutsal ve daha sonraki metinlerinde çeşitli zamanlarda bahsedilmiştir. (11026)
Jainizm’de kadınlar – ister sıradan kadınlar ister rahibeler olsun – potansiyel olarak “kötü hedefleri olan cinsel ajanlar” olarak görülüyor. Aslında Jain rahiplerinin cinsel arzularını münzevî uygulamaları yoluyla kontrol etmeleri amaçlanırken, kutsal agama metinlerinden biri olan “Sūtṛakrtāṅga-sūtra” (सूत्रकृताङ्ग), “baştan çıkarıcı yollarla bir kadının bir keşişi rahat bir kanepeye veya yatağa nasıl ayartacağını” ayrıntılarıyla anlatır. (11027) Kadınlar, Jain rahiplerinin yüce ruhanî hedeflerine ulaşmasını engelleyen kedi benzeri yırtıcılar olarak görülüyor. (11028) Bununla birlikte, bir Jain rahibesinin “hem kendi iffetini potansiyel tacizcilerden ve tecavüzcülerden, hem de kendi benliğinden koruması gerektiğinden”, rahibeler bile “tehlikeli cinsel ajanlar” olarak nitelendirilmekten muaf değildir. (11029)
■ Budizm ve Kadın Düşmanlığı
Aslında yine M. Ö. 6. yy’da Hindistan topraklarında doğmuş bir dîn olan ve fakat bugün daha çok daha doğudaki ülkelerde, Çin, Moğolistan, Tayland, Myanmar (Burma), Kamboçya, Laos, Vietnam, Bhutan, Tayvan, Kore, Singapur gibi ülkelerde yaygın olan Budacılık (Budizm) dîninde insanın yaratılışıyla ilgili herhangi bir öğreti yoktur. Esasında Budizm’de âhiret hayatı hatta Tanrı ile ilgili bir vurgu da yoktur. Ancak Buda’nın Tanrı’yı inkâr ettiğine dair bir söz de nakledilmemiştir. Hindu dîn adamları (Brahmanlar) bu yüzden Budizm’i “küfür” olarak saymışlardır. Budizm’in “dîn” mi yoksa “felsefe” mi olarak görüleceği konusu bile teolog ve düşünürler arasında tartışma konusu olmuştur. (11030)
Budizm’in kurucusu Gautama Buda (M. Ö. 563 – M. Ö 483), herhangi bir kitap bırakmamıştır. Budizm’de, “Pali” metninde geçen ve “tri-ratna” (üç cevher) denilen imân ikrarı, “Buda’ya sığınırım”, “Dhammaya (doktrin) sığınırım”, “Sangha’ya sığınırım” şeklinde ifade edilir. “Suttalar”dan birinde, Buda’nın, “Kim ki sımsıkı üç cevherin faziletlerine güvenirse o karşıya geçmek üzere nehre girer (sotapanna), yani aydınlanmaya kavuşma ve Nirvana’ya ulaşmaya namzet olur” dediği anlatılır. Bu üç esastan birini kabul etmeyen Budist olamaz. (11031)
Bir de ilginç bir “genel kültür bilgisi” sunalım; gene etimoloji: İslamî kaynaklarda Buda’dan bahsedilirken “Budd”, Budistler’den bahsedilirken “Budasef” denilerek bahsedilmiştir. Bugün kullandığımız “put” kelimesi buradan gelmektedir. (11032) Mâlumunuz olduğu üzere, Arapça’da “p” harfi yoktur ve “bud” şeklindedir.
Bugün özellikle gelişmiş Avrupa toplumlarında, medya, sinema ve akademisyenler tarafından, Budizm’in çok barışçıl ve hoşgörülü bir dîn olduğu yönünde bir imaj oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunu neden yaptıklarını bilmiyorum, çünkü bunu yapanların dînî bir hayatları hatta kaygıları hiç yok, o yüzden anlam vermek zor, fakat Avrupa toplumlarının büyük bir kısmını buna inandırmayı başarmışlardır. Fakat ben Budizm’in nasıl bir “barış ve hoşgörü dîni” olduğunu ve Budistler’in de nasıl birer “sevgi pıtırcıkları” olduklarını Arakan (Rohingya) topraklarında bizzat kendi gözlerimle gördüğüm için (11033), beni bu propagandalarla kandıramıyorlar.
Budizm’deki çeşitli okullar ve gelenekler, kadınların manevî kazanımlarının olanakları konusunda farklı görüşlere sahiptir. (11034) Önemli bir kısım, manevî kazanım açısından, kadın ve erkeklerin eşit manevî yeteneklere sahip olduğunu ve kadınların manevî özgürlüğe yalnızca ulaşabildiğini değil, aynı zamanda birçok durumda ulaştığını da vurgulamaktadır. Böyle bir bakış açısına, Theravāda geleneğindeki erken Budist edebiyatı, “Mahāyāna” sutraları ve tantrik yazılar dahil olmak üzere farklı dönemlere ait birçok kaynakta rastlanır. Buda’nın zamanında aydınlanmaya ulaşan kadınların ve hatta çocukların hikâyeleri vardır. Dahası, kimi Budist doktrinler, cinsiyet, statü veya yaştan bağımsız olarak herkesin yaşlılığa, yaralanmaya, hastalığa ve ölüme maruz kalması nedeniyle kadın ve erkek arasında ayrım yapmaz; dolayısıyla koşullu varoluşa işaret eden acı ve geçicilik herkes için geçerlidir. (11035)
Budizm’in kurucusu Gautama Buda, belirli hükümler veya “garudhammas” olmasına rağmen kadınların manastır topluluğuna katılmasına ve tamamen katılmasına izin vermişti. Rahibenin “sangha”sı kendi zamanına göre radikal bir deneydi. (11036) Bu açıdan bakıldığında, kadınların rolü açısından Budizm’in eski Hindistan’ın sosyal ve politik alanlarında devrimci olduğu düşünülebilir. Hindistan’da manastır topluluklarının erkeklerin hakimiyetinde olduğu bir dönemde Buda’nın kadınları manastır düzenine kabul etmesi nedeniyle Budizm – o dönemin şartlarında – ilerici olarak nitelendirilebilir. (11037) Ek olarak, Budizm’in erken gelişiminden kaynaklanan ana gelenek okullarından biri olan Theravāda Budizmi, “kastları, kökenleri veya statüleri ne olursa olsun tüm erkek ve kadınların eşit manevî değere sahip olduğu” inancını kabul eder. (11038) Ancak bu süslü püslü sözlere rağmen kadınlar toplumda da manastır düzeninde de erkeklerin otoritesinin üzerinde ruhanî liderler olarak kabul edilmiyorlardı. Kim buna meydan okumaya çalışırsa Budist topluluğunun tepkisiyle karşı karşıya kalıyordu. (11039)
Erken Budizm’de kadınların aşağılık varlıklar olduğu yönünde geleneksel görüş mevcuttur. Erken dönem Hint Budizmi’nde kadın düşmanı öğretiler epey bir yekün tutuyor. (11040) Budist kutsal yazılarında, kadınları erkeklerin ruhanî ilerlemesinin engelleyicileri olarak tasvir etmek veya kadın olarak doğmanın kişiyi manevî ilerleme için daha az fırsatla bıraktığı fikri gibi kadın düşmanı ifadeler bolca vardır. Erkeklerin her zaman otorite olduğu ve daha geniş seçeneklere sahip olduğu toplumlarda, kadınlara yönelik olumsuz bakış açısı, basitçe ampirik siyasî gerçekliğin bir yansıması olarak görülebilir. Ayrıca dînî literatürün erkeklere yönelik olması daha olasıdır. Bu nedenle, Budistler’in şehvetli arzulardan ferağat etme vurgusunun, erkeğin kadınlara bağlılığı açısından ifade edildiğini, bunun tersini bulduğumuzdan daha sık görüyoruz. (11041) Kadınlığa yönelik olumlu tutumlarla açıkça olumsuz duyguların karışımı, birçok araştırmacının Erken Budizm’in kadınlara yönelik tutumunu son derece kararsız olarak nitelendirmesine yol açmıştır. (11042)
Ancak Budist geleneklerinde hâlâ cinsiyet rolleriyle ilgili temel sorunların olduğu ileri sürülüyor. Budizm’e hoşgörülü bakmak için kendini zorlayan kimi araştırmacılar, Budist ideolojiyi kadınların statüsünde ileriye doğru atılmış devrimci bir adım olarak değerlendirirken, pekçok araştırmacı hâlâ geleneğin, yetiştirilme sırasında ve hatta bugüne kadar toplumsal cinsiyet meselelerini baltalayan sosyal ve politik bağlama tabi olduğunu düşünüyor. Cinsiyet meselelerinin, özellikle de cinsiyet ve otorite arasındaki ilerleme, Budist düzeninin yaklaşık 20 farklı okula bölünerek büyük reformlar geçirdiği Hinayana Budizmi döneminde görülebilir. Bu süre zarfında Budist anlatıları ve inançları, kadınların aydınlanmaya veya Budalık’a ulaşamayacaklarını ileri sürerek Budist topluluklar içindeki kadınların rollerinin statüsünü sınırladı. (11043) Bu aynı zamanda kadınların “iyi karma kazanmadıkça” ve “önceden erkek olarak yeniden doğmadıkça” aydınlanmaya ulaşamayacakları için liderlik pozisyonlarına ulaşamayacakları anlamına da geliyordu. (11044)
Budizm’de, mâlumunuz olduğu üzere, “reenkarnasyon” inancı vardır. “Yeniden doğuş” veya “göç” olarak da bilinen reenkarnasyon, bir canlının fiziksel olmayan özünün, biyolojik ölümünden sonra farklı bir fiziksel form veya bedende yeni bir hayata başlamasını ifade eden felsefî veya dînî kavramdır. (11045) Reenkarnasyonu içeren inançların çoğunda, bir insanın rûhu ölümsüzdür ve fiziksel beden yok olduktan sonra dağılmaz. Ölümün ardından rûh, ölümsüzlüğünü sürdürmek için yeni doğmuş bir bebekte yeniden hayata başlar. “Göç” terimi, ölümden sonra rûhun bir bedenden başka bir bedene geçmesi anlamına gelir.
Batılı kimi araştırmacılar Budizm’i bir “sevgi pıtırcığı” olarak yansıtatursun, Budizm’in kutsal metinleri kadın düşmanlığı içeren, kadını hatta kadınlığı alenen aşağılayan nefret söylemleri ile doludur.
İşte Budizm’in kutsal metinlerinde kadını hatta kadınlığı alenen aşağılayan utanç verici ifadeler:
असफल पुरुष आफ्नो अर्को जीवनमा महिला बन्छन्।
“Başarısız erkekler, bir sonraki hayatlarında kadın olurlar.” (11046)
Bir kadın hatta kadın olmak, kadınlık, bundan daha kötü nasıl aşağılanabilir? Dünyada bundan daha iğrenç bir nefret söylemi olabilir mi?
İslam’da – mâlumunuz – kadın, Cennet’te mü’mînlere verilen ödül (“huri”). Bunu bir önceki bölümde anlatmıştık. Onlar bizi de aşmış! Kadın “ödül” değil “ceza”; daha doğrusu kadın olmak bir “ceza”. Başarısız olan erkekler, ceza olarak, bir sonraki hayatlarında kadın olacaklarmış! İnsan gerçekten bazen ne diyeceğini bilemiyor…
नारी कृतघ्न, कमजोर प्राणी हुन्… नारीहरू दुष्ट हृदयका, कदर नगर्ने, देशद्रोही हुन्… पुरै नारी राष्ट्र बदनाम भएको छ, यिनीहरूको निर्लज्जताको कुनै सीमा छैन।
“Kadınlar nankör, değer bilmez zayıf varlıklardır… Kadınlar kötü kalplidir, kıymet bilmez, haindirler… Bütün kadın milleti rezildir, utanmazlıklarında sınır yoktur.” (11047)
गुरु गोतमा, किन महिलालाई महत्त्वपूर्ण काममा खटाइएन?
किनभने, प्रिय आनन्द, नारीहरू घृणित, ईर्ष्यालु, मूर्ख र मूर्ख हुन्छन्।
“Efendi Gotama, neden kadınlar önemli işlerde rol almıyor, neden önemli işler için görevlendirilmiyorlar?
Çünkü sevgili Ananda, kadınlar nefret doludur, kıskançtır, irfan sahibi değillerdir ve aptaldırlar.” (11048)
हे भिक्षुहरु ! कालो विषालु सर्पमा ५ गुण हुन्छ । यी के हुन्? तिनीहरू फोहोर छन्, क्रोध र घृणाले भरिएका छन्, विषालु र मित्रतामा बाधा पुर्याउँछन्। त्यसैगरी महिलामा ५ वटा विष हुन्छ । नारीहरू फोहोर, आक्रोशले भरिएका, घृणाले भरिएका, विषालु र मित्रतामा बाधा पुर्याउने हुन्छन्।
“Ey keşişler! Zehirli kara yılanların 5 özelliği vardır. Nedir bunlar? Kirlidirler, hınç ve nefretle doludurlar, zehirlidirler ve dostlukları engellerler. Aynı şekilde kadınların da 5 özelliği vardır. Kadınlar kirlidir, hınçla doludur, nefretle doludur, zehirlidirler ve dostlukları engellerler.” (11049)
धैर्य गर्नुहोस्, भिक्षु कासापा! महिलाहरु मुर्ख छन्।
“Sabırlı olun keşiş Kassapa! Kadınlar aptaldır.” (11050)
सर यहाँ गोपिका नामकी एक शाक्य नारी बस्थे उनको बुद्ध, धम्म र शाङ्गमा पूर्ण आस्था थियो । यी महिलाले आफ्नो नारीत्व स्वीकार गरेनन्, उनले यसलाई अस्वीकार गरिन् र पुरुष बन्ने विचारको विकास गरिन् र उनको मृत्यु पछि स्वर्ग गएकी थिइन्। त्यसपछि उनी देवताका छोराहरूमध्ये एक गोपाक भए।
“Efendim, burada Göpika isimli Sakyalı bir kadın yaşardı, Buda’ya, Dhamma’ya, Şanga’ya inancı tamdı. Bu kadın, kadınlığını kabul etmedi, reddetti ve içinde erkek olma düşüncesi geliştirdi ve öldükten sonra cennetlere gitti. Sonra da Devalar’ın oğullarından biri olan Gopaka oldu.” (11051)
राजा ड्र्यागनकी छोरीले छोटो समयमा नै बुद्धत्व प्राप्त गरिन् । सारिपुत्रले यो कुरा पत्याउनै सकेनन् र भने– ‘यति छोटो समयमा तिमी ज्ञानी बनेका छौ भनेर पत्याउनै गाह्रो छ । नारीको शरीर फोहोर र दोषपूर्ण भएकाले धर्मको लागि उपयुक्त हुँदैन।’ केटीले भनिन्, ‘देखाऊँ,’ अनि एक्कासी उनी सबै सिद्धान्त पालन गर्ने पुरुषमा परिणत भइन्।
यदि यो अध्याय पढ्ने महिला छिन्, यदि उनले यो शिक्षालाई स्वीकार गरे भने, यो शरीर उनको अन्तिम नारी शरीर हुनेछ र उनी फेरि कहिल्यै नारी स्वरूपमा जन्मिने छैनन्।
“Ejderha Kral’ın kızı çok kısa zamanda aydınlanmaya ulaştı. Sariputra ise buna inanamadı ve şöyle dedi: ‘Bu kadar kısa zamanda aydınlandığına inanmak çok güç. Çünkü bir kadının bedeni kirli ve kusurludur, Dharma için uygun değildir.’ Kız ise ‘Göstereyim’ dedi ve bir anda bütün ilkeleri uygulayan bir adama dönüştü.
Bu bölümü okuyan bir kadın varsa, eğer bu öğretiyi kabul ederse, bu beden onun son kadın bedeni olacaktır ve bir daha kadın formunda doğmayacaktır.” (11052)
Batılı kimi yazarlar ve araştırmacılar Budizm’i Batı toplumlarına bir “sevgi pıtırcığı” olarak lanse ededursun, kimi Budist rahipler ve misyonerler de bu yönde propagandalarını yapadursunlar, Budist kutsal metinleri kadınları hatta kadınlığı böylesine aşağılayan utanç verici ve yüz kızartıcı söylemlerle doludur.
Ancak gerçeği dile getirmiş olan namuslu araştırmacılar da bulunuyor. Örneğin Fransız asıllı ABD’li Asya dînleri uzmanı ve yazar Bernard Faure (1948 – halen hayatta), “Dînî söylemlerin çoğu gibi, Budizm de gerçekten acımasızca kadın düşmanıdır. Ancak kadın düşmanı söylemler sözkonusu olduğunda, en esnek ve çoğulculuğa ve çelişkiye açık olanlardan biridir” demektedir. (11053) Faure, eski ve Ortaçağ Budist metinleri ve geleneklerinin, diğer dînler gibi, Sekiz Katlı Yüce Yol’u takip etme, Budalık’a ve Nirvana’ya ulaşma yetenekleri açısından neredeyse her zaman kadınlara karşı olumsuz veya ayrımcı olduğunu belirtir. (11054)
Budizm’in “Beş Engel” teorisine göre, bir kadının Sekiz Katlı Yol’u yeterince takip edebilmesi ve mükemmel Budalık’a ulaşabilmesi için önce bir erkek olarak yeniden doğması gerekir. En eski ve en önemli “Mahayana” metinlerinden biri olan ve tahminen M. Ö. 100 – M. S. 100 yılları arasında Keşmir’de yazılmış olup 255 – 601 yılları arasında Çince’ye 6 defa çevrilen “Lotus Sutra” da benzer şekilde, mükemmel aydınlanmaya ulaşmayı arzulayan Ejderha Kral’ın kızının hikâyesini sunar. “Lotus Sutra” şöyle der: “Onun dişi organları yok oldu, erkek organları görünür hale geldi, sonra o bir bodhisattva olarak ortaya çıktı.” (11055) Çin ve Japon Budist topluluklarında, 19. yy’dan bu yana, bu Beş Engel’e ek olarak, kadınların üç tabiiyete sahip olduğu kabul edilmiştir: Kadınların gençlikte ebeveynlerine, orta yaşta kocalarına itaat etme ihtiyacı, ve yaşlılıktaki en büyük oğulları. (11056)
Güney Kore asılı ABD’li Asya dînleri profesörü Kenneth Doo Young Lee (? – halen hayatta) gibi bazı bilim insanları, “Lotus Sutra”yı, ya ilk kez erkeğe dönüştükten sonra ya da Yol’u takip ettikten sonra “Saf Ülke âlemi”nde yeniden doğduktan sonra “kadınların kurtuluşu elde etme yeteneğine sahip olduklarını” imâ edecek şekilde yorumluyorlar. (11057) “Mahayana” metinleri arasında, bir kişinin nasıl kadın olarak doğabileceği kavramına adanmış bir sutra vardır. Geleneksel iddiâ, kadınların açgözlülük, nefret ve yanılgı duygularını barındırmaya erkeklerden daha yatkın olduğu yönündedir. Buda bu varsayıma, “bir kadının erkek olarak yeniden doğuşunu başarabileceği (?) ahlakî gelişim yöntemini” öğreterek yanıt verir. (11058)
Budizm’in kutsal metinlerinden “Anguttara Nikaya”da, dînin kurucusu Buda, evlenecek olan kızlara, müstakbel kocalarına itaat etmelerini, onları memnun etmelerini ve kendi arzularıyla onları kızdırmamaları gerektiğini söyler. (11059) ABD’li kadın yazar Diana Y. Paul (? – halen hayatta)’a göre Budizm, kadınlara ilişkin bir görüşü miras almıştır; bu görüşe göre, eğer anne olarak temsil edilmiyorlarsa, o zaman ya şehvetli baştan çıkarıcılar ya da Şeytan’ın vücûd bulmuş hali olarak tasvir edilirler. (11060)
Tibet’in Budist dînî lideri ve 14. “Ta La’i Bla Ma” (Dalay Lama / Okyanusa Eşit Öğretmen) olarak kabul edilen Lha Mo Don Ğrub Citsun Cemfil Ngawang Lobsang Yeşê Tenzin Gyatso (1935 – halen hayatta), Temmuz 2007 tarihinde Almanya’daki Hamburg Üniversitesi’nde “Budizm’de Kadın” konulu bir konferansta şunları söylemişti: “Saldırgan davranışlar için fiziksel olarak daha donanımlı göründükleri için, savaş geleneksel olarak öncelikle erkekler tarafından yürütülür. Öte yandan kadınlar başkalarının rahatsızlıklarına ve acılarına karşı daha duyarlı olma eğilimindedir. Her ne kadar erkekler ve kadınlar saldırganlık ve sıcakkanlılık konusunda aynı potansiyele sahip olsalar da, hangisinin daha kolay ortaya çıktığı konusunda farklılık gösterirler. Dolayısıyla dünya liderlerinin çoğunluğu kadın olsaydı, belki de daha az savaş tehlikesi ve küresel kaygı temelinde daha fazla işbirliği olurdu. Feministlere sempati duyuyorum ama sadece bağırmamalılar. Topluma olumlu katkılar sağlamak için çaba sarfetmelidirler.” (11061)
Bu konferanstan beş ay sonra, 7 Aralık 2007’deki bir açıklamasında ise, bir sonraki Ta La’i Bla Ma (Dalay Lama)’nın muhtemelen bir kadın olabileceğini söyleyerek, “Eğer bir kadın kendini daha yararlı olarak ortaya koyarsa, lama pekâlâ bu biçimde reenkarne olabilir” dedi. (11062)
23 Eylül 2009’da ABD’nin Tennessee eyaletinin Memphis şehrindeki Ulusal Sivil Haklar Müzesi’nde ise aynen şunları söyledi, Dalay Lama yani Tenzin Gyatso: “Kendimi feminist olarak adlandırıyorum. Kadın hakları için mücadele eden birine siz de böyle hitap etmiyor musunuz?” (11063) Ayrıca kadınların doğası gereği, biyolojileri, çocuk yetiştirme ve doğurma yetenekleri nedeniyle daha şefkatli olduklarını söyledi. Hemşirelerin ve annelerin iyi çalışmalarına âtıfta bulunarak, kadınları daha şefkatli bir dünyaya öncülük etmeye ve yaratmaya çağırdı. (11064)
Dürüst konuşmak gerekirse, 14. Dalay Lama Tenzin Gyatso’nun bütün bunları samimiyet içinde söylediğine inanıyorum. Kendisi dürüst ve erdemli bir insan. Nitekim Budizm’in günümüzdeki en yüksek mercii olan Dalay Lama (Tenzin Gyatso), ırkçı ve faşist Myanmar Budist rejiminin Arakanlı Rohingya Müslümanlar’a yönelik uyguladığı saldırı ve katliâmlara da sert tepki göstermişti. Hatta 11 Eylül 2017 günü yaptığı açıklamada Dalay Lama, “Buda yaşasaydı Rohingyalar’a yardım ederdi” demişti. Tibet Budizmi’nin dînî lideri, ırkçı, faşist, işgalci ve soykırımcı Myanmar rejimine yaptığı çağrıda, mazlum Müslüman Rohingya halkının onlarca yıldır devam eden zûlümle mücadele ettiği krizi çözmeye çalışmak için “toplumun her kesimine ulaşmaya” davet etti. Mektubunda, “Bana yöneltilen sorular, birçok insanın Budist bir ülke olarak anılan Myanmar’da Müslümanlar’a yaşatılanların çözümü konusundaki zorlukları gösteriyor” diyen 14. Ta La’i Bla Ma, “Size ve liderlerinize barış ve uzlaşma rûhuyla halk arasında dostça ilişkiler kurmaya çalışmanız için toplumun tüm kesimlerine ulaşmanız için çağrıda bulunuyorum” ifadelerini kullandı. (11065)
Ta La’i Bla Ma yani Dalay Lama (Tenzin Gyatso)’nın Rohingya meselesinde ırkçı Budist Myanmar rejimine karşı duruşunu ve erdemli tavrını bildiğimden, O’nun kadınlar ve kadın hakları bağlamında söylediklerine de inanıyorum hatta “Ben de feministim” demesini bile inandırıcı bulabilirim. Böyle vicdanlı ve erdemli dînî otoriteler, ilahiyatçılar ve dîn âlimleri hemen her dînde var. “Kadın – erkek eşitliğini savunan, demokrat ve aydın fikirli Müslüman ilahiyatçılar ve âlimler”, “Kadın – erkek eşitliğini savunan, demokrat ve aydın fikirli Hristiyan ilahiyatçılar ve âlimler”, “Kadın – erkek eşitliğini savunan, demokrat ve aydın fikirli Yahudî ilahiyatçılar ve âlimler”, “Kadın – erkek eşitliğini savunan, demokrat ve aydın fikirli Hindu ilahiyatçılar ve âlimler”, “Kadın – erkek eşitliğini savunan, demokrat ve aydın fikirli Budist ilahiyatçılar ve âlimler”, birçoğumuzun şahîd olduğu karakterler olarak çeşitli platformlarda karşımıza çıkıyorlar.
Fakat şunu sormadan edemiyeceğim: Bunlar, mensubu oldukları dînle ve inandıkları kutsal kitapla ne derece müsemma insanlar? Bence bu önemli bir soru. Zirâ çok açıktır ki, sahip oldukları bu yüksek ahlâk ve erdemli çizgi, onlara dînleri ve kutsal kitapları tarafından empoze edilmiyor. Onlar, bu çağın insanları olarak, bu çağın yüksek değerlerini özümsemiş kişilerdir. Mensubu oldukları dîn ve inandıkları kutsal kitap eşitliğe inanmaz, kadınları aşağılar, nefret tohumları eker, her türlü vahşet ve barbarlığa kapı aralar, ama onlar kendileri böyle insanlar olmadıkları için, sahip oldukları yüksek ahlâk ve erdemli çizgiyi, mensubu oldukları dîne ve inandıkları kutsal kitaba yamamaya çalışıyorlar. Çünkü o dînin temsilcileridirler ve o dîn adına konuşuyorlar. Ama onlarda gördüğünüz güzellikler, onların kendilerine özgüdür, inandıkları dîne ve kutsal kitaba özgü değil. Onlar vicdanlı ve erdemli insanlar oldukları için, ama aynı zamanda tebliğci / misyoner olduklarından, taşıdıkları inancı ve sahip oldukları düşünceleri “Dînimiz böyle buyuruyor” diyerek anlatıyorlar. Halbuki bu bir kandırmacadır, yalandır. Çünkü o onların içindeki güzelliklerdir, dînlerinin güzelliği değil.
Bu tür insanlarda, yani böyle olan Müslüman ilahiyatçılarda, Hristiyan ilahiyatçılarda, Yahudî ilahiyatçılarda, Hindu ilahiyatçılarda, Budist ilahiyatçılarda, benim anlamadığım şey şu: Bunu neden yapıyorlar? Neden?
E be güzel kardeşim; madem ki senin ahlâkın mensubu olduğun dînden daha yüksek ve madem ki senin düşünsel aydınlığın inandığın dînden daha ileride, o halde sen niye o dîne tabi olmuşsun ki? Bırak o dîn sana tabi olsun!
Öyle değil mi?
Eğer sen ondan daha ahlâklıysan, senin ona değil, onun sana tabi olması gerekir.
■ Taoizm ve Kadın Düşmanlığı
– devam edecek –
DİPNOTLAR:
(10944): Surya Siddhanta, 1:10 – 21; Manusmriti, 1:64 – 80; Mahabharata, 12:231:12 – 31
(10945): Edwin Francis Bryant, Krishna: A Sourcebook, s. 441, Oxford University Press, Oxford 2007
(10946): Gavin Flood, The Blackwell Companion to Hinduism, s. 200 – 203, Blackwell Publishing, Malden 2003 / David Kinsley, Hindu Goddesses: Vision of the Divine Feminine in the Hindu Religious Traditions, s. 6 – 17, University of California Press, Berkeley 2005
(10947): Kali Ma: Hindu Goddess, The Mystica, https://www.themystica.com/kali-ma/
(10948): Shakti: A Universal Force, The Chopra Center, https://chopra.com/article/shakti-universal-force
(10949): C. MacKenzie Brown, The Devī Gītă: The Song of the Goddess: A Translation, Annotation and Commentary, s. 26, State University of New York Press, Albany 1998 / June McDaniel, Offering Flowers, Feeding Skulls: Popular Goddess Worship in West Bengal, 90, Oxford University Press, Oxford & Madrid & Istanbul & Toronto & New York & Ciudad de México & São Paulo & Buenos Aires & Auckland & Melbourne & Kuala Lumpur & Tokyo & Şanghay & Taipei & Chennai & Hong Kong & Bangkok & Yeni Delhi & Kalküta & Bombay & Karaçi & Kap & Dar’us- Selam & Nairobi 2004
(10950): C. Mackenzie Brown, The Triumph of the Goddess, s. 77, State University of New York Press, Albany 1990 / Thomas B. Coburn, Devī Māhātmya: The Crystallization of the Goddess Tradition, s. 138 ve 303 – 309, Motilal Banarsidass Publishing, Yeni Delhi 2002 / June McDaniel, age, s. 90 – 92
(10951): Rig Veda, 10:90
(10952): Matsya Purana
(10953): John Dowson, A Classical Dictionary of Hindu Mythology and Religion, Geography, History and Literature, cilt 6, “Manu” maddesi, s. 199, Trübner & Co. Publishing, Londra 1879
(10954): Rosen Dalal, Hinduism: An Alphabetical Guide, s. 250, Penguin Books, Londra 2014 / Ellen Goldberg, The Lord who is Half Woman: Ardhanārīśvara in Indian and Feminist Perspective, s. 20, State University of New York Press, Albany 2002
(10955): Matsya Purana, 1:1 – 19 / Mahabharata
(10956): James Patrick Mallory – Douglas Quentin Adams, Encyclopedia of Indo-European Culture, s. 367, Fitzroy Dearborn Publishing, Londra 1997
(10957): İslam Ansiklopedisi, “Hinduizm” maddesi, cilt 18, s. 113, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988
(10958): Şiva Purana, Vayaviyasamhita, 7:1:17:1 – 14
(10959): Brahma Purana, 1:2:9:32 – 38
(10960): Matsya Purana, 3:1 – 42
(10961): Matsya Purana, 3:43 – 44
(10962): Devi Bhagvatam, 3:13:15 – 16 / Srimad Bhagvatam, 4:1:1
(10963): Swami Prabhupada, 3:12:48
(10964): Kausitaki Brahmana, 6:1:1 – 12
(10965): Zehra Yıldız, Kadınlar İçin Dünyanın En Tehlikeli Ülkeleri Listesi, Euronews, 26 Haziran 2018, https://tr.euronews.com/2018/06/26/kadinlar-icin-dunyanin-en-tehlikeli-ulkeleri-listesinde-abd-de-var / Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke, BBC News, 27 Haziran 2018, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44608916 / BM Kadınlar İçin En Tehlikeli Ülkeleri Belirledi, Habertürk, 27 Haziran 2018, https://tv.haberturk.com/tv/dunya-hali/video/birlesmis-milletler-kadinlar-icin-en-tehlikeli-ulkeleri-belirledi-abd-suriye-ile-ayni-sirada/504073 / Ayşecan Gören, Kadınlar İçin Dünyanın En Tehlikeli Ülkeleri Açıklandı: Hindistan Listebaşı, ABD İlk 10’da, Medyascope, 27 Haziran 2018, https://medyascope.tv/2018/06/27/kadinlar-icin-dunyanin-en-tehlikeli-ulkeleri-aciklandi-hindistan-liste-basi-abd-ilk-10da/ / Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke, Sputnik News, 28 Haziran 2018, https://sputniknews.com.tr/20180628/kadinlar-siddet-saglik-savas-tecavuz-en-tehlikeli-ulke-1034046709.html / Ela Bilhan, Die Gefährlichsten Länder für Frauen, Gaia Dergi, 7 Ağustos 2018, https://gaiadergi.com/kadinlar-icin-en-tehlikeli-ulkeler/ / Kadınlar İçin En Tehlikeli Ülkeler, Medium, 17 Eylül 2018, https://medium.com/dogruveri/kad%C4%B1nlar-i%C3%A7in-en-tehlikeli-%C3%BClkeler-52a02e0875c5 / Thomson Reuters Vakfı, Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülkeyi Açıkladı, Birgün Gazetesi, 26 Aralık 2019, https://www.birgun.net/haber/thomson-reuters-vakfi-kadinlar-icin-en-tehlikeli-10-ulkeyi-acikladi-281628 / Kadınlar İçin En Tehlikeli Ülkeler!, Yurt Gazetesi, 26 Aralık 2019, https://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/kadinlar-icin-en-tehlikeli-ulkeler-h147918.html / Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke Açıklandı, Tunceli Emek Gazetesi, 27 Aralık 2019, https://www.tunceliemek.com.tr/haber/18855365/kadinlar-icin-en-tehlikeli-10-ulke-aciklandi / Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke, Milliyet Gazetesi, 1 Şubat 2021, https://www.milliyet.com.tr/galeri/kadinlar-icin-en-tehlikeli-10-ulke-6071446/1
(10966): Hindistan’da Bin Yıldır Tecavüz Festivalinin Düzenlendiği İddiası, Malumatfuruş, 17 Haziran 2022, https://www.malumatfurus.org/tecavuz-festivali/#google_vignette
(10967): Yasemin Giritli İnceoğlu, Tecavüzler Diyarı: Hindistan, Bianet, 15 Mart 2014, https://bianet.org/yazi/tecavuzler-diyari-hindistan-154174
(10968): agm
(10969): Jai Ballabha Prasad Sinha, Psycho-Social Analysis of the Indian Mindset, s. 5, Springer Academic Press, Yeni Delhi 2014
(10970): Arun R. Kumbhare, Women of India: Their Status Since the Vedic Times, s. 56, iUniverse Books, New York & Bloomington 2009
(10971): Manusmriti, 3.55 – 3.62
(10972): Manusmriti, 9.3 ve 9.17
(10973): Mahatma Gandhi, Hinduism According to Gandhi, s. 129, Orient Paperbacks Publishing, Yeni Delhi 2013
(10974): Manusmriti, 5.158 – 5.160
(10975): Manusmriti, 2.67 – 2.69 ve 5.148 – 5.155
(10976): Manusmriti, 3.55 – 3.56
(10977): Manusmriti, 5.147 – 5.148
(10978): Devdutt Pattanaik, Here is What They Don’t Tell You About Feminism and Sexuality in Hindu Mythology, Quartz India, 27 Kasım 2014, https://qz.com/india/300432/here-is-what-they-dont-tell-you-about-feminism-and-sexuality-in-hindu-mythology
(10979): Tahira Basharat, The Contemporary Hindu Women of India: An Overview. A Research Journal of South Asian Studies, sayı 24, s. 244, Temmuz – Aralık 2009, https://docplayer.net/22259915-The-contemporary-hindu-women-of-india-an-overview.html
(10980): Cheris Kramarae – Dale Spender, Routledge International Encyclopedia of Women: Global Women’s Issues and Knowledge, s. 1059, Routledge Publishing, Londra & New York 2000
(10981): age, s. 999 – 1000
(10982): Mahabharata, 13:38
(10983): Mahabharata, 13:40
(10984): Rig Veda, 8.33.17
(10985): Şatapatha-Brāhmana, 14.1.1.31
(10986): Michael Witzel, Autochthonous Aryans? The Evidence from Old Indian and Iranian Texts, Electronic Journal of Vedic Studies, sayı 7, s. 1 – 115, 2001, https://www.researchgate.net/publication/267224370_Autochthonous_Aryans_The_Evidence_from_Old_Indian_and_Iranian_Texts
(10987): Jean Holm – John Bowker, Worship, s. 88, A&C Black Publishing, Londra 1994
(10988): Gavin Flood, The Blackwell Companion to Hinduism, Michael Witzel, “Vedas and Upaniṣads”, s. 76 – 77, Blackwell Publishing, Oxford 2003
(10989): C. L. Prabhakar, The Recensions of the Sukla Yajurveda, Archiv Orientální, sayı 40, s. 347 – 353, Ocak 1972, https://www.proquest.com/openview/53f9aabbe1be26cb62384bf6116c096f/1?pq-origsite=gscholar&cbl=1817606
(10990): Krişna Yajurveda, 6.5.8.1
(10991): Asvalayana Grhyasutra
(10992): Michael Witzel, Little Dowry, No Sati: The Lot of Women in the Vedic Period, Journal of South Asia Women Studies, sayı 2, Aralık 1996, http://asiatica.org/jsaws/vol2_no4/little-dowry-no-sati-the-lot-women-in-the-vedic-period/
(10993): David Brick, The Dharmasastric Debate on Widow Burning, Journal of the American Oriental Society, sayı 130, s. 203 – 223, Nisan – Haziran 2010, https://www.researchgate.net/publication/259905788_The_Dharmasastric_Debate_on_Widow-Burning
(10994): agm, s. 206 – 211
(10995): agm, s. 203 – 223,
(10996): Arvind Sharma, Sati: Historical and Phenomenological Essays, s. 103, dipnot 206, Motilal Banarsidass Publishing, Yeni Delhi 1988
(10997): Richard M. Eaton, The Rise of Islam and the Bengal Frontier (1204 – 1760), s. 166, University of California Press, Londra & Berkeley & Los Angeles 1996 / Margaret Pabst Battin, The Ethics of Suicide: Historical Sources, s. 285, Oxford University Press, Karaçi & Yeni Delhi & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Kuala Lumpur & Auckland & Melbourne & Ciudad de México & New York & Toronto & Oxford & Madrid & Dar’us- Selam & Nairobi 2015
(10998): Arvind Sharma, Sati: Historical and Phenomenological Essays, bölüm 11, s. 86, Motilal Banarsidass Publishing, Yeni Delhi 1988
(10999): A Comparative Dictionary of the Indo-Aryan Languages, http://dsalsrv02.uchicago.edu/cgi-bin/philologic/getobject.pl?c.1:1:1287.soas
(11000): John Stratton Hawley, Sati, the Blessing and the Curse: The Burning of Wives in India, s. 164, Oxford University Press, Oxford & New York 1994
(11001): Lindsey Harlan, Religion and Rajput Women: The Ethic of Protection in Contemporary Narratives, s. 160, dipnot 8, University of California Press, Berkeley & Los Angeles & Oxford 1992 / John Stratton Hawley, age, s. 189 / Arvind Sharma, age
(11002): Scott C. Levi, Hindus beyond the Hindu Kush: Indians in the Central Asian Slave Trade, Journal of the Royal Asiatic Society, sayı 12, s. 277 – 288, Kasım 2002, https://zenodo.org/records/3960723
(11003): Richard Maxwell Eaton, India in the Persiante Age (1000 – 1765), s. 219. Allen Lane Publishing & Penguin Books, Londra 2019
(11004): Kumari Jayawardena – Malathi de Alwis, Embodied Violence: Communalising Female Sexuality in South Asia, s. 120, Zed Books, Londra & New Jersey 1996
(11005): Mary Storm, Head and Heart: Valour and Self-Sacrifice in the Art of India, Routledge Publishing, Londra & New York 2015 / Margaret Pabst Battin, The Ethics of Suicide: Historical Sources, s. 285, Oxford University Press, Karaçi & Yeni Delhi & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Kuala Lumpur & Auckland & Melbourne & Ciudad de México & New York & Toronto & Oxford & Madrid & Dar’us- Selam & Nairobi 2015 / Richard Maxwell Eaton, India in the Persiante Age (1000 – 1765), s. 219. Allen Lane Publishing & Penguin Books, Londra 2019
(11006): Kumari Jayawardena – Malathi de Alwis, Embodied Violence: Communalising Female Sexuality in South Asia, s. 120, Zed Books, Londra & New Jersey 1996
(11007): Arvind Sharma, Sati: Historical and Phenomenological Essays, bölüm 11, s. 86, Motilal Banarsidass Publishing, Yeni Delhi 1988 / Lindsey Harlan, Religion and Rajput Women: The Ethic of Protection in Contemporary Narratives, s. 160, dipnot 8, University of California Press, Berkeley & Los Angeles & Oxford 1992 / John Stratton Hawley, Sati, the Blessing and the Curse: The Burning of Wives in India, s. 189, Oxford University Press, Oxford & New York 1994
(11008): Lindsey Harlan, Religion and Rajput Women: The Ethic of Protection in Contemporary Narratives, s. 160, dipnot 8, University of California Press, Berkeley & Los Angeles & Oxford 1992 / John Stratton Hawley, Sati, the Blessing and the Curse: The Burning of Wives in India, s. 165 – 166, Oxford University Press, Oxford & New York 1994 / Pratibha Jain – Saṅgītā Śarmā, Honour, Status & Polity, Rawat Publishing, Jaipur 2004 / Malise Ruthven, Fundamentalism: A Very Short Introduction, s. 63, Oxford University Press, Oxford 2007 / Mandakranta Bose, Faces of the Feminine in Ancient, Medieval and Modern India, s. 26, Oxford University Press, Oxford 2014
(11009): Dirk Herbert Arnold Kolff, Naukar, Rajput and Sepoy: The Ethnohistory of the Military Labour Market in Hindustan (1450 – 1850), s. 87, 100 – 101 ve 109, Cambridge University Press, Cambridge & New York & Port Chester & Melbourne & Sydney 2002 / Claude Markovits, A History of Modern India (1480 – 1950), s. 57 – 58, Anthem Press, Londra & New York 2004 / Mary Storm, Head and Heart: Valour and Self-Sacrifice in the Art of India, s. 311, Routledge Publishing, Londra & New York 2015
(11010): Clifton D. Bryant – Dennis L. Peck, Encyclopedia of Death and the Human Experience, cilt 1, s. 696, SAGE Publishing, Los Angeles & Washington D. C. & Londra & Yeni Delhi & Singapur 2009 / Gavin Thomas, The Rough Guide to Rajasthan, Delhi & Agra, s. 341 – 343, Penguin Books, Londra 2010
(11011): Mary Storm, Head and Heart: Valour and Self-Sacrifice in the Art of India, s. 311, Routledge Publishing, Londra & New York 2015
(11012): Bakhshish Singh Nijjar, Origins and History of Jats and Other Allied Nomadic Tribes of India (900 B. C. – 1947 A. D.), s. 306 ve devamı, Atlantic Publishing, Yeni Delhi 2008
(11013): Malise Ruthven, Fundamentalism: A Very Short Introduction, s. 63, Oxford University Press, Oxford 2007 / Mandakranta Bose, Faces of the Feminine in Ancient, Medieval and Modern India, s. 26, Oxford University Press, Oxford 2014
(11014): Kaushik Roy, Hinduism and the Ethics of Warfare in South Asia: From Antiquity to the Present, s. 182 – 184, Cambridge University Press, Cambridge 2012
(11015): John Stratton Hawley, Sati, the Blessing and the Curse: The Burning of Wives in India, s. 51 – 53, Oxford University Press, Oxford & New York 1994
(11016): Heinrich Robert Zimmer, Philosophies of India, s. 182, Princeton University Press, Princeton 1969 / Arvind Sharma, Religion and Women, State University of New York Press, Albany 1994 / Jan E. M. Houben – Karel Rijk van Kooij, Violence Denied: Violence, Non-Violence and the Rationalization of Violence in South Asian Cultural History, Robert Zydenbos, “Jainism as the Religion of Non-Violence”, s. 200, Brill Publishing, Leiden 1999 / John J. Shepherd, Ninian Smart on World Religions, cilt 1, “Religious Experience and Philosophical Analysis”, s. 107, Ashgate Publisjing, Farnham 2009
(11017): Encyclopedia Britannica-Online, Worldwide Adherents of All Religions by Six Continental Areas, Mid-2002, https://www.britannica.com/eb/article-9394911/Worldwide-Adherents-of-All-Religions-by-Six-Continental-Areas-Mid-2002
(11018): Encyclopedia Britannica-Online, Jainism, https://www.britannica.com/topic/Jainism
(11019): Jeffery D. Long, Jainism: An Introduction, s. 20 – 22, I. B. Tauris Publishing, Londra 2009
(11020): Wesley De Sena, Jain Syllogisms for and against Liberation for Women, Harvard Divinity School, 2023, https://dash.harvard.edu/handle/1/37375286
(11021): Padmanabh Jaini, Collected Papers on Jaina Studies, s. 165, Motilal Banarsidass Publishers, Yeni Delhi 2000
(11022): Paul Dundas, The Jains, s. 50, Routledge Publishing, Londra & New York 2002
(11023): Nagendra Kr Singh, Encyclopaedia Of Jainism, s. 8330, Anmol Publications, Yeni Delhi 2001
(11024): Şatxandagama; aktaran: Roy Sydney Porter – Mikuláš Teich,
(11025): Arvind Sharma, Women in Indian Religions, Oxford University Press, Yeni Delhi 2002
(11026): age
(11027): Hermann Jacobi, Jaina Sutras, cilt 1, s. 436, Forgotten Books, Londra 2008
(11028): Manisha Sethi, Escaping the World: Women Renouncers among Jains, s. 62, Routledge Publishing, Londra 2012
(11029): age, s. 66
(11030): İslam Ansiklopedisi, “Budizm” maddesi, cilt 6, s. 352, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988
(11031): age, s. 356
(11032): İbn-i Nedim, El- Fihrist, s. 485 – 487, Dar’ul- Maarife Neşriyat, Beyrut 1978
(11033): İbrahim Sediyani, İslam Dünyasına ACİL Çağrı, Ufkumuz, 27 Ekim 2012, http://www.ufkumuz.com/islam-dunyasina-acil-cagri-5444yy.htm / İbrahim Sediyani, Dünyanın En Mazlum Milleti: Rohingyalar, Bilge Adamlar Dergisi, Yıl: 12 – Sayı: 35, Nisan 2014, https://www.sediyani.com/?p=7657 / İbrahim Sediyani ile Ropörtaj, 6 Soruda Arakan Tarihi, Etnik ve Dînî Kıyımın Dünü, Bugünü, Miray Tamer, T 24, 30 Ağustos 2017, https://t24.com.tr/haber/6-soruda-arakan-tarihi-etnik-ve-dini-kiyimin-dunu-bugunu,429735 / Sediyani Rusya’nın Sesi’ne Konuk Oldu, Arakan’ın Bilinmeyenlerini Anlattı, Yavuz Oğhan, Rusya’nın Sesi (RS FM), 6 Eylül 2017, https://www.youtube.com/watch?v=tD1YTqm5qKo&t=3221s
(11034): Heng-Ching Shih, Women in Zen Buddhism: Chinese Bhiksunis in the Ch’an Tradition, Geocities, https://web.archive.org/web/20091027135930/http://www.geocities.com/zennun12_8/chanwomen.html
(11035): Linda Woodhead – Christopher H. Partridge – Hiroko Kawanami, Religions in the Modern World: Traditions and Transformations, Abingdon Publishing, Oxon & New York 2016
(11036): Susan Murcott, The First Buddhist Women: Translations and Commentaries on the Therigatha, s. 4, Parallax Press, Berkeley 1991
(11037): Chand R. Sirimanne, Buddhism and Women – The Dhamma Has No Gender, Journal of International Women’s Studies, sayı 18, s. 273 – 292, Kasım 2016, https://vc.bridgew.edu/jiws/vol18/iss1/17/
(11038): Georgios Halkias – Steven Emmanuel, A Companion to Buddhist Philosophy, s. 494, John Wiley & Sons Publishing, Londra 2013
(11039): Gwendolyn Gillson, Bloomsbury Religion in North America, Gurmeet Kaur, “Buddhism and Women”, Bloomsbury Publishing, Londra 2021
(11040): Diana Y. Paul – Frances Wilson, Women in Buddhism: Images of the Feminine in Mahāyāna Tradition, “Traditional Views of Women” bölümü, University of California Press, Berkeley 1985 / Rita M. Gross, Buddhism After Patriarchy: A Feminist History, Analysis and Reconstruction of Buddhism, s. 43, State University of New York Press, Albany 1992
(11041): Linda Woodhead – Christopher H. Partridge – Hiroko Kawanami, Religions in the Modern World: Traditions and Transformations, Abingdon Publishing, Oxon & New York 2016
(11042): José Ignacio Cabezón, Buddhism, Sexuality and Gender, s. 3, State University of New York Press, Albany 1992
(11043): Kajiyama Yuichi, Women in Buddhism, The Eastern Buddhist, sayı 15, s. 54, 1982, https://www.jstor.org/stable/44361658
(11044): Amy Holmes-Tagchungdarpa, Can Women Become Leaders in the Buddhist Tradition?, Berkley Center, 18 Şubat 2015, https://berkleycenter.georgetown.edu/forum/can-women-become-leaders-in-the-buddhist-tradition
(11045): Norman C. McClelland, Encyclopedia of Reincarnation and Karma, s. 25 – 29 ve 171, McFarland & Company Publishing, Londra & Jefferson 2010 / Mark Juergensmeyer – Wade Clark Roof, Encyclopedia of Global Religion, s. 271 – 272, SAGE Publications, Los Angeles & Washington D. C. & Londra & Yeni Delhi & Singapur 2011
(11046): Viyana Yazmaları
(11047): Tipitaka, Khuddaka Nikaya, Kunala Jataka
(11048): Tipitaka, Anguttara Nikaya, 2.8.10
(11049): Tipitaka, Anguttara Nikaya, 3.23.9 – 10
(11050): Tipitaka, Samyutta Nikaya, 15; Kassapa Vagga, 12
(11051): Tipitaka, Digha Nikaya, Şakkapanha Sutta, 1.11
(11052): Lotus Sutra, bölüm 11
(11053): Bernard Faure, The Power of Denial: Buddhism, Purity and Gender, “Introduction” (Giriş) bölümü, s. 3, Princeton University Press, Princeton & Oxford 2003
(11054): age, s. 53 – 54, 67 – 70, 78 – 81 ve 99 – 106
(11055): age, s. 99 – 100
(11056): Kajiyama Yuichi, Women in Buddhism, The Eastern Buddhist, sayı 15, s. 56, 1982, https://www.jstor.org/stable/44361658
(11057): Kenneth Doo Young Lee, The Prince and the Monk: Shōtoku Worship in Shinran’s Buddhism, s. 93 – 94, State University of New York Press, Albany 2012
(11058): Peter Harvey, An Introduction to Buddhist Ethics: Foundations, Values and Issues, s. 371 – 372, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Kap & New York & Melbourne 2000
(11059): Anguttara Nikaya, 5:33
(11060): Diana Y. Paul – Frances Wilson, Women in Buddhism: Images of the Feminine in Mahāyāna Tradition, “Traditional Views of Women” bölümü, University of California Press, Berkeley 1985
(11061): Alexander Berzin, Summary of Speeches at the Bhikshuni Congress: Day 3, Study Buddhism, Temmuz 2007, https://studybuddhism.com/en/advanced-studies/prayers-rituals/vows/conference-report-on-bhikshuni-ordination-lineages/summary-of-speeches-at-the-bhikshuni-congress-day-3#n063b0e55a12ff6f34
(11062): Richard Spencer, Dalai Lama Says Successor Could Be a Woman, The Telegraph, 7 Aralık 2007, https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/1571850/Dalai-Lama-says-successor-could-be-a-woman.html
(11063): Tamara Conniff, The Dalai Lama Proclaims Himself a Feminist: Day Two of Peace and Music in Memphis, Huffington Post, 23 Eylül 2009, https://www.huffpost.com/entry/the-dalai-lama-proclaims_b_297285
(11064): agh
(11065): Ta La’i Bla Ma: “Buddha Yaşasaydı Rohingyalar’a Yardım Ederdi”, Sediyani Haber, 11 Eylül 2017, https://www.sediyani.com/?p=18231
SEDİYANİ HABER
25 MART 2024