“Konuş, Sen Nerelisin?”

Parveke / Paylaş / Share

“Konuş, Sen Nerelisin?”

İbrahim Sediyani

 

     “Konuş, sen nerelisin?”

     En çok korktukları sorudur bu. Ve cevap veremez, utanırlar.

     31 Mart Yerel Seçimleri’nde, iktidar partisi tarafından “taşımalı yöntemle” Ağrı (Agırî) ve Şırnak (Şehr-i Nûh) illerine onbinlerce insan “seçmen” diye götürülüp oy kullandırtıldı. Onbinlerce asker, polis, memur, kayıtlı olmadıkları ve hiçbir alakalarının olmadığı ilçe ve beldelere oy kullanmaları için götürüldü.

     Şırnak’ta, oy vermek için bir okulun önünde metrelerce kuyruk oluşturmuş bu “taşımalı seçmenlerin” arasına dalan Şırnaklı bir babayiğit amca, onlara cesurca tek tek parmak sallayarak şöyle sordu: “Konuş, sen nerelisin?”

     Ve o yürekli amcanın bu sözü, seçime damga vuran söylem oldu.

     * * *

     “Konuş, sen nerelisin?”

     En çok korktukları sorudur bu. Ve cevap veremez, utanırlar.

     Ama bu soruyu sadece seçim günlerinde değil, her gün sormak lazım.

     Ve sadece Şırnak’ta, Ağrı’da değil, Yozgat’ta, Kırşehir’de, Mersin’de, Muğla’da, İzmir’de, Manisa’da, Balıkesir’de, Edirne’de, Samsun’da, Giresun’da, Trabzon’da…

     Her gün ve her birine sorun: “Konuş, sen nerelisin?”

     Çünkü buralı değildirler, bu toprakların insanı değildirler. Kürtler’e düşmanlık eden, resmî ideolojiyi en şovenist tonda seslendiren ve en ilkel tavırlarla bize dayatan bu barbar gürûhun tamamı göçmendir.

     “Türklük”, “Türk milliyetçiliği” perdesi altında ve aynı ideolojik yapı üzerine kurulmuş devlet gücünden destek alarak Kürtler’e, Lazlar’a, Alevîler’e yönelik her türlü barbarlığı cesurca yapan bu talancıların kimi Moğol steplerinden gelmiştir, kimi Dağıstan’dan, kimi Balkanlar’dan, kimi de Arap çöllerinden.

     Öyleyse her birine her fırsatta sormak lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Bunlar buralı değiller çünkü. Hiçbir biçimde bu vatanın evlatları değiller. Bu kadim toprakların çocukları değiller.

     İthaldırlar, bu topraklara yabancıdırlar. Bu cennet vatanın muhteşem kültürüyle ve şanlı tarihiyle hiçbir alakaları yoktur.

     İşte bunun içindir ki, sevgili kardeşlerim, okullarda çocuklarımıza “bizim tarihimiz” diye Orta Asya’da kurulan Moğol devletlerini anlatırlar, ama bizzat bu topraklarda ve bizzat ana/atalarımız tarafından kurulan Hurri devletini, Mittani devletini anlatmazlar, Eyyubî devletini, Mervanî devletini anlatmazlar.

     Bunun içindir ki, kurdukları devletin en üst mercii olan Cumhurbaşkanlığı’nın forsunda Orta Asya’da kurulmuş Moğol, Uygur, Avar devletlerinin sembolü vardır, ama bizzat bu topraklarda ve bizzat ana/atalarımız tarafından kurulan Kürt devletlerinin sembolü yoktur. Cumhurbaşkanlığı forsunda, bizzat bu topraklarda ve bizzat ana/atalarımız tarafından kurulan Hurriler yoktur meselâ, Mittaniler yoktur, Hititler (Hatti) yoktur, Lololar yoktur, Gutiler yoktur, Medler yoktur, Kadueneler yoktur, Kardular yoktur, Kassitler yoktur, Amazonlar (Amojin) yoktur, Kommagenêler (Koma Jınê) yoktur, Sophaneler yoktur, Adiabeneler yoktur, Mihranîler yoktur, Deysemîler yoktur, Şeddadîler yoktur, Revadiyeler yoktur, Eyyubîler yoktur, Mervanîler yoktur.

     Bunların hepsi bu topraklarda kurulan ve şu anda da bu topraklarda yaşayanların ana/ataları tarafından kurulan devletler, ama buna rağmen hiçbirini temsil eden bir yıldız yoktur Cumhurbaşkanlığı forsunda. Bunun yerine, bu cennet topraklara binlerce kilometre uzaklardaki ve bu güzel vatanın kadim tarihiyle hiçbir alakası olmayan Orta Asya steplerindeki ve Moğol çöllerindeki devletleri temsil eden yıldızlar vardır.

     Onun için, onlar karşımızda her diklendiklerinde ve bizi tehdit ettiklerinde, yüzlerine karşı parmak sallayıp gözlerinin içine bakarak sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Nüfûsu 85 milyon olan bu ülkenin milyonlarca Kürt, Laz, Çerkes, Süryanî vatandaşı vardır. Ama buna rağmen, okullarda çocuklarımıza “bizim tarihimiz” diye asla ve asla Kürt tarihini okutmazlar, Laz tarihini okutmazlar, Çerkes tarihini okutmazlar. Geçmişte kurulmuş Kürt, Laz ve Çerkes devletlerini anlatmazlar. Onun yerine, çocuklarımıza “bizim tarihimiz” diye binlerce kilometre uzaklıktaki ve bizimle, bu cennet ülkeyle hiçbir alakası olmayan Moğol çöllerinden bahsederler.

     Çünkü bu devlet bizim değil. Bizim olsaydı, bize bizden bahsederlerdi, barbar Moğol steplerinden değil.

     Devlet bizim değil ama ülke de onların değil. Bu ülke bizim, bu devlet ise onların.

     O yüzden sormak lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     * * *

     Sağdan soldan, bizden ve başkalarından çaldıkları kelimelerle kendilerine bir “yapay konuşma şekli” oluşturmuş ve kurdukları bu turşuya da “dil” adını verenler, bizden ve başkalarından çaldıkları kültürel öğelerle kendilerine “çalıntı bir kültür” oluşturmuş ve buna da “kendi kültürleri” diyenler, bizden ve başkalarından çaldıkları yemeklerle kendilerine “toplama bir mutfak” oluşturmuş ve bunun da “kendi yemekleri” olduğunu iddiâ edenler, bizden ve başkalarından çaldıkları tarihle kendilerine “uyduruk bir resmî tarih” oluşturmuş ve bunun da kendi “şanlı tarihleri” olduğunu ileri sürenler, başta Kürt ve Kürtçe olmak üzere bize ait dilimizi, kültürümüzü, mutfağımızı, coğrafyamızı, tarihimizi inkâr ediyor, yok sayıyor, inkâr edemediği durumlarda ise sürekli biçimde aşağılıyor, hor ve hakir görüyor.

     Yüz yıla yakın “Kürtçe diye bir dil yoktur” deyip dilimizi inkâr ettiler, yok saydılar; bilimde, sanatta, edebiyatta karşılarına çıkınca da “Kürtçe medeniyet dili değildir” deyip hor ve hakir gördüler, meclis kürsüsünden duyduklarında ise “Bilinmeyen bir dil” diye kayda geçirerek aşağıladılar. En sözümona “vicdanlı” veya “demokrat” olanları bile, “Evde ve sokakta Kürtçe konuşulmasına kimse karışamaz; ama eğitim dili Türkçe’dir, resmî dil Türkçe’dir ve sadece Türkçe’dir” demektedirler.

     Peki niçin yapıyorlar bunu? Neden böyle davranıyorlar?

     Çünkü kendilerinin bir dili yoktur. “Allah’ın âyeti” olan doğal bir dili değil, “insan daha doğrusu devlet ürünü” olan yapay bir dil konuşuyorlar.

     Sahip olduğu ne varsa, dil, kültür, mutfak, tarih adına neyi varsa, hepsini senden ondan şundan çalmış. Senden ondan şundan çaldıklarıyla kendisine bir “ontoloji” oluşturmuş.

     Seni inkâr etmek zorunda. Buna mecbur. Çünkü varlığını, senin yokluğun üzerine bina etmiş. Senin varlığını kabul ederse, kendi varlığı tehlikeye girer.

     Bundan yüz yıl önce imparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinde, Batılı eğitim sürecinden geçmiş ve Batıcı bir zihniyete sahip İttihat – Terakki kadroları eliyle “yapay bir ulus” oluşturuldu. Adına da “Türk ulusu” dendi. Kürt, Laz, Çerkes, Gürcü, Arap, Türkmen, Arnavut, Makedon, Pomak, bütün bu kimlikler elemine edilerek bunlardan oluşma topluma “Türk toplumu” isimlendirmesi yapıldı.

     Aralarında Kürtçe’nin de bulunduğu dillerden, bizden onlardan şunlardan arakladıkları kelimelerle kendilerine “toplama bir dil” oluşturdular ve adına da “Türkçe” dediler.

     Bizim mutfağımızdan, doğudaki güneydeki kuzeydeki batıdaki komşu halkların mutfaklarından çaldıkları yemeklerle kendilerine “çalıntı bir mutfak” kurdular ve adına da “Türk mutfağı” dediler.

     Tarihimizi ve kültürümüzü çalarak kendilerine “uyduruk bir tarih” yazdılar ve yalanlarla dolu bu tarihi okullarda “resmî Türk tarihi” diye okuttular.

     Bu bir talan kültürüdür. Yağma üzerine eksistansiyalize edilmiş bir ontolojidir.

     Her şeyi senden çaldığı için, dil, kültür, mutfak, tarih, her şeyi senden ondan şundan araklayarak oluşturduğu için, seni inkâr etmek zorunda. Buna mecbur. Çünkü varlığını, senin yokluğun üzerine bina etmiş. Senin varlığını kabul ederse, kendi varlığı tehlikeye girer.

     Sormak lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     * * *

     Neden “Kürt diye bir millet yoktur” diyor? Kürtler’in varlığını niye inkâr ediyor?

     Çünkü kendisinin ne olduğu belli değil de ondan. Sahip olduğu “Türk” kimliği uydurma, devlet üretimi, ideolojik bir kimlik de ondan. Kendi yaraları olduğu için! Kendisi nereden yaralıysa, bizi de oradan vurmaya çalışıyor çünkü. Elbisesindeki lekeyi, bizim üzerimize sıçratmaya çalışıyor.

     Kendi kimliği gerçek olan, başkasının kimliğini inkâr eder mi? Etmez. Kendi kimliği uydurma olmasaydı, bizim kimliğimizi asla inkâr etmezdi, buna ihtiyaç dahi duymazdı.

     Neden “Kürtler’in bir tarihi yoktur” diyor, “Tarihte kurulmuş hiçbir Kürt devleti yoktur” diyor?

     Çünkü kendisi soysuzun teki de ondan. Üç nesil öncesi belli değil, bilmiyor. Böyle olduğu için, onbinlerce yıldır bu topraklarda yaşayan, geçmişi ortada ve soyu belli olan, her bir ailenin 70 göbek öncesini bildiği asil Kürtler’e karşı bu aşağılık sözleri sarfediyor. Kendi yaraları olduğu için! Kendisi nereden yaralıysa, bizi de oradan vurmaya çalışıyor çünkü. Elbisesindeki lekeyi, bizim üzerimize sıçratmaya çalışıyor.

     Bir tarihi olan, başkasının tarihini inkâr eder mi? Etmez. Kendi tarihi uydurma, dahası çalıntı olduğu için, bizim tarihimizi inkâr ediyor.

     Binlerce yıllık kadim coğrafya isimleri olan “Kürdistan” ve “Lazistan” neden yasak? Bu isimleri niçin yasakladı, niçin haritadan sildi? Neden bu isimleri söylediğinizde hapse atılıyorsunuz ve hayatınız mahvediliyor?

     Çünkü kendisi vatansız da ondan. Bir yurdu, anavatanı yok. Sadece ordan oraya gitmiş ve gittiği her yerde işgalle, talanla, tecavüzle ayakta kalmaya çalışmış, egemenlik kurmaya çalışmış. Kendi yaraları olduğu için! Kendisi nereden yaralıysa, bizi de oradan vurmaya çalışıyor çünkü. Elbisesindeki lekeyi, bizim üzerimize sıçratmaya çalışıyor.

     Bir vatanı olan, kadim vatan isimlerini yasaklayıp haritadan siler mi? Bilakis saygı duyar hatta o isimleri yaşatmaya çalışır. Kendisinin bir vatanı olmadığı için ve gittiği her yerde talanla ayakta kaldığı için, haritadaki kadim coğrafya isimlerine düşmandır, silmeye ve yok etmeye çalışır.

     Üzerinde yaşadığımız bu “yeryüzü cenneti” topraklardaki, Mezopotamya, Anadolu ve Trakya’daki onbinlerce yerleşim biriminin ismini niçin haritadan silip onlara masa başında uyduruk isimler verdi? Cumhuriyet tarihi boyunca 12.211’i köy ismi olmak üzere 28.000 yer ismi neden zorla, zorbaca, halkın rızası alınmadan değiştirildi?

     Çünkü hiçbiri onun konuştuğu yapay dilde değildi de ondan. Ülkenin 7 bölgesinde de, Marmara’da, Ege’de, Karadeniz’de, Akdeniz’de, İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da bulunan hiçbir şehir ve hiçbir köy, onun konuştuğu dilde kurulmadı. Hepsi de bizim konuştuğumuz ve onların yasakladığı dillerde kuruldular. Çünkü bizim ana/atalarımız tarafından kuruldular. Onlar ise o tarihlerde burda bile değildiler. Kendi yaraları olduğu için!

     Kürtler aleyhindeki tüm söylemleri, Kürtler’e karşı söyledikleri tüm kötü sözler, aslında kendi yaraları olduğu için.

     “Kürt diye bir millet yoktur” derler; çünkü kendileri yapay bir millet. Ne oldukları belli değil.

     “Kürtler’in bir tarihi yoktur” derler; çünkü kendilerinin üç nesil öncesi bile belli değil. “Kendi tarihleri” diye inandıkları ve bize okuttukları ise, başkalarından çaldıkları yalan bir tarih.

     “Tarihte kurulmuş hiçbir Kürt devleti yoktur” derler; çünkü kendilerinin tarihte bir varlıkları yok aslında. Eski Moğol devletlerini bize “Türk devletleri” diye anlatıyorlar. Hatta o çok övündükleri Selçuklu ve Osmanlı bile “Türk” değil ve bu artık bilimsel kanıtlarla sabit. Kendi tarihçileri bile bunu hem de televizyon ekrânlarında söylemeye başladılar. Hatta onları da geçtim, şu anda mevcut olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar bile “Türk” değil.

     “Kürtler geçmişte bir çadır bile kurmamışlardır” diyorlar. Neden böyle diyorlar? Çünkü Kürtler bu topraklarda muhteşem Hurri uygarlığını, Mittani uygarlığını, Hitit uygarlığını, Urartu uygarlığını, Med uygarlığını kurduklarında, onlar Orta Asya’da çadırda yaşıyorlardı da ondan. Hakaret değil, gerçek. Moğol steplerindeki bu çadırlarına “yiv” diyorlardı ve Moğolca bir kelimedir. Bugün kullandıkları “ev” sözcüğü buradan gelir.

     O yüzden, karşımıza her çıktıklarında, inandıkları yalanları bize her söylediklerinde, parmak gösterip sormak lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     * * *

     İşte bu sebepten dolayı, sevgili kardeşlerim:

     Halkın oylarıyla, hakkımızla kazandığımız belediyelere kayyım atadıklarında, şehrimize gelen kayyıma parmak gösterip sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Meclis kürsüsünde birkaç cümle Kürtçe konuşan milletvekillerimizi her susturduklarında, onları susturmaya çalışanlara, tutanağa “Bilinmeyen bir dil” diye geçirenlere parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Deplasmana giden futbol takımlarımız saldırıya uğradığında, futbolcularımıza ve taraftarlarımıza saldıran o kulüplerin yöneticilerine ve taraftarlarına parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Mevsimlik işçilerimiz saldırıya uğradığında, linç edilmeye çalışıldığında, baba – oğul otobüste Kürtçe konuştukları için saldırıya uğradığında, bunu yapan barbarlara parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Hiçbir vasfı ve niteliği olmayan yakınlarını ve yandaşlarını devletin en kıdemli kadrolarına yerleştirip onları üç – dört ayrı yerden maaşa bağlarken, ülkenin tüm okumuş, entelektüel ve birikimli insanlarını ya cezaevlerine doldurtan ya da yurtdışına kaçırtan bu çeteleşmiş yapıya parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Bir “yeryüzü cenneti” olan bu bereketli topraklarda yeşil alan bırakmayan, her yeri beton yığınına dönüştüren, ülkenin bütün deniz sahillerini, koylarını Arap şeyhlerine satan bu ülke düşmanlarına, vatan hainlerine parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Ülkemizin çilekeş ve gariban insanları fakirlik ve sefalet içinde yaşarken, millet sofrasına yiyecek bile alamazken, marketlerde meyve ve sebzeler tane ile satılırken, üç tarafı denizlerle çevrili olduğu halde sofrasında balık olmayan halkımız şimdi de etin tadını dahi unuturken, saraylarda ve yalılarda lüks ve şatafat içinde yaşayan, hiç çalışmadıkları halde milyonluk servet sahibi olan bu haramzadelere parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Bunca zûlüm, baskı, haksızlık ve adaletsizlik yaşanırken sesini çıkarmayan, her gün kadınlar sokak ortasında dövülüp öldürülürken gıkını çıkarmayan, kurs ve vakıflarda küçük çocuklar taciz ve tecavüze uğrarken tek kelime etmeyen, her kurumdan daha fazla bütçesi olduğu halde eften püften konularla meşgul olan ve Mercedes’ten de inmeyen Diyanet’e parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Ülke futbolunun en zirve maçı olan Süper Kupa müsabakasını bu ülkedeki 81 vilayetin birinde değil, götürüp taa Suudî Arabistan’da oynatmaya çalışan Futbol Federasyonu’na parmak kaldırıp sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Bu ülkenin insanlarını bu ülkeden kaçırtıp, gençlerimizi ülkeden kaçmaya bilerek ve isteyerek zorlayıp, bu ülkenin insanları olmayan milyonlarca kişiyi bu ülkeye dolduranlara gerçekten ama gerçekten sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     Devletin resmî kurumları olarak bayramlarda ve özel günlerde yayınladıkları kutlama mesajlarında bu ülkenin dilleri olmayan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça’ya yer veren, ama bu ülkenin öz dilleri olan Kürtçe ve Lazca’ya yer vermeyen yetkililere cidden ama cidden ama cidden sormamız lazım: “Konuş, sen nerelisin?”

     İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerin her tarafında işyerlerinin Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça tabelaları varken ve bunlara birşey demezken, Kürtçe tabelalara izin vermeyen bu zihniyete sorulması gereken soru tam olarak budur: “Konuş, sen nerelisin?”

     Bunlara başka sorular sormak enerji israfıdır, başka şeyler söylemek zaman kaybıdır.

     Bunlara insanlığı hatırlatmak, hak hukuk çağrısı yapmak, bunları dîne imâna çağırmak, âyetler okuyarak olmayan vicdanlarını uyandırmaya çalışmak, beyhude bir çabadır.

     Bunlara söylenmesi gereken tek bir söz vardır ve o da bu soruyu sormaktır: “Konuş, sen nerelisin?”

     Her gün ve her birine sormak lazım.

     En çok korktukları sorudur bu. Ve cevap veremez, utanırlar.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     5 NİSAN 2024

 


Parveke / Paylaş / Share

One Reply to ““Konuş, Sen Nerelisin?””

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir