Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 22

Parveke / Paylaş / Share

 

     Avrupa’nın güneybatısında, bugünkü İspanya, Portekiz ve Andorra’nın tamamını, Fransa’nın ise güneybatı kesimini kapsayan İberya Yarımadası’nda, bir zamanlar Endülüs diye bir uygarlık vardı. Bu bir İslam medeniyetiydi.

     707 yılından başlayarak İslam orduları bu topraklarda egemenlik kurmaya çalışmışlardı. 711 yılında ünlü İslam kumandanı Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720), toplam 7000 mücahid ile Cebelitarık (Cebel-i Tariq)’a çıktı ve aynı yıl Vizigot Kralı Rodrigo (688 – 712)’yu Guadelate’de yendi. Vizigot Devleti çöktü ve 712’de İfrikîye Valisi Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716)’in 18.000 Müslüman’la gelmesi, İslam fethini hızlandırdı.

     716 yılında Müslümanlar, bütün İspanya’yı ele geçirdiler. 750 yılına kadar Endülüs, Emevîler’in gönderdiği valiler tarafından yönetildi.

     Müslümanlar’ın “Ceziret’ul- Endülüs(Endülüs Yarımadası) adını verdikleri Andalusya’da, 929 yılında III. Abdurrahman bin Muhammed (889 – 961) halifeliğini ilan ederek, Doğu ve Güney’le, yani asıl İslam topraklarıyla bütün manevî bağlarını kopardı. Böylece Endülüs İslam Devleti, asıl İslam topraklarından tamamen bağımsız bir “İslamî Avrupa Devleti” olmuştu. O sıralarda Kurtuba (bugünkü Córdoba) halifeliği, Avrupa’nın en güçlü devletiydi ve Endülüs İslam Medeniyeti de, birçok etkin kentiyle, yoğun ticareti ve el sanatlarıyla dönemin en gelişmiş uygarlığıydı.

     756 – 1031 yılları arasındaki dönem, Endülüs’ün en parlak dönemi oldu. Endülüs’ün başkenti Kurtuba (Córdoba), Bağdad ve Kahire’den sonra İslam dünyasının üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi.

     Avrupa İslam Devleti olan Endülüs’te sırasıyla Valiler Dönemi (714 – 756), Emevîler Dönemi (756 – 1031), Tawaif’ul- Mûlk (Beylikler) Dönemi (1031 – 1090), Murabıtlar Dönemi (1090 – 1147), Muvahhîdler Dönemi (1146 – 1248), Ğrnata (Grenada) Sultanlığı (1232 – 1492) ve Mûdeccenler ve Moriskolar (1492 – 1610) devirleri yaşandı.

     1492’de Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışı ile İspanya’daki 781 yıllık İslam egemenliği sona erdi. Bu tarihten sonra coğrafî keşifler başladı.

     Yaklaşık sekiz yüzyıl boyunca Avrupa kıtasındaki Müslüman Endülüs Uygarlığı’nın ilmî, kültürel, sanatsal yönlerden İspanya’ya, bununla birlikte Batı dünyasına hatta Latin Amerika’ya kadar birçok yönden kalıcı etkileri oldu. Endülüs yüzyıllar boyunca çok sayıda kültür ve medeniyetin etkileşim sağladığı ve bu münasebetin korunduğu bir medeniyet oldu.

     Bağımsız tarihçilerin de kaydettiği üzere, Ortaçağ Haçlı Avrupası, Hristiyanlık’a aykırı olduğu zannıyla aklî ilimlerden uzak ve karanlık bir çağ yaşarken, ilk başlarda Müslümanlar’ın kaydettikleri başarıların farkında değillerdi. Ancak 11. yy’da gerçekleştirdikleri Haçlı Seferleri (1096 – 1291) sırasında Avrupalılar, İslam dünyasını yakından tanıma imkânı buldular.

     İslam medeniyetinin birikimlerinin Batı’ya aktarılması aslen 10. yy’da başlamış olmakla beraber, sistemli ve yoğun bir mahiyet kazanması 12. yy’ın başlarına rastlamakta. Ortaçağ Avrupası bu faaliyetler sonucunda Eski Yunan Felsefesi’ni ilk defa duyma imkânına kavuşmuştur. Müslüman filozofların dîn ve aklı uzlaştırma yönündeki fikirleri büyük yankı uyandırmış ve Avrupa’da bir süre sonra gerçekleşecek olan düşünce devriminin zeminini hazırlamıştır. Rönesans’ın ve Reform hareketinin ortaya çıkmasında Endülüs medeniyetinin hazırlayıcı bir etkisi olmuştur.

     Endülüs Müslümanları ilim ve kültür alanında büyük bir aşama kaydetmişlerdi. Hem dînî hem beşerî ilimlerde oldukça ileri seviyedeydiler. Eğitime büyük önem verildiğinden, okuma – yazma bilmeyen çok azdı. Eğitim cami, medrese ve küttaplarda yapılıyordu. İlmin her dalında derinlikli kişiler yetişmişti. Endülüs’te felsefe ve mantık alanlarında da önemli çalışmalar yapılmıştır.

     Endülüs, tarım ve mimaride de Avrupa’yı önemli ölçüde etkilemiştir. Avrupa’yı kağıtla tanıştıran, palamut ve hurma ağaçlarından katran elde edilmesini öğretenler de yine Endülüslüler olmuştur.

     Günümüzde dahi gözle görülür etkileri sürmekte olan Endülüs Medeniyeti, hem İslam tarihinde, hem Avrupa tarihinde, hem de dünya tarihinde oldukça önemli bir iz bırakmıştır.

     Böylesine üstün bir uygarlık olan Endülüs hakkında bugüne dek sayısız kitap ve makale yazılmış, sınırsız çalışmalar ve araştırmalar yayınlanmıştır. Doğrusu, Endülüs bu muazzam ilgiyi fazlasıyla hakkediyor da. Nitekim taraflı – tarafsız her araştırmacı, onun üstün bir uygarlık olduğu noktasında hemfikirdir.

     Biz de bu çalışmamızda bütün yönleriyle Avrupa’daki Endülüs İslam Medeniyeti’ni inceleyeceğiz.

     Kimbilir; belki de hakkında bu kadar şey yazılmasına rağmen, yine de yazılmayan, hatta yazılmak istenmeyen bazı şeyler vardır ve belki de onları biz bulup ortaya çıkartırız.

     ► Kimlik ve Tarihsel Köken

     ■ “ENDÜLÜS” İSMİNİN ETİMOLOJİSİ

     Asıl adı Arapça’da “Tarık Dağı” anlamına gelen “Cebel-i Tariq” (جبل طارق) olan Cebelitarık’a Avrupalılar “Gibraltar” der. Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’nın egemenliği altındadır. Avrupa ile Afrika’yı, aynı şekilde Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nu biribirinden ayıran boğazın adı “Cebel-i Tariq” (Cebelitarık) Boğazı” olup, ismini İslam dînini İspanya üzerinden Avrupa kıtasına ilk taşıyan İslam kumandanı olan Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720)’nin isminden alır. (1)

     İslam bayrağı Avrupa kıtasında ilk dalgalanmaya başlayınca, yani Endülüs İslam Devleti’nde, burada, Afrika’dan gelen siyahî bir Müslüman halk olan İfrikîye kavmi, “İfrikîye” adında bir şehir kurdular. İfrikîyeliler, Avrupalılar’ın gördüğü ilk Afrikalı siyah topluluktur. Avrupalılar, siyahları ve Afrikalılar’ı bu İfrikîye halkı üzerinden tanıdı. Ancak Avrupalılar ondan sonra karşılaştıkları bütün siyah insanları bu isimle, “İfrikî” ismiyle andılar. Bugünkü “Afrika” adı buradan doğdu. (2)

     Endülüs, İberya Yarımadası’nın 711 – 1492 yılları arasında Müslümanlar’ın hakim olduğu kısımlarının Arapça adıdır. (3) Müslümanlar’ın bu topraklara verdiği bir isim olan “El- Endûlûs” (الأندلس), ismini buranın çok köklü bir kavmi olan Vandallar’dan alır. (4) Endülüs, adını, 411 yılında burayı işgal eden Silingae Vandalları’ndan alıyor. Ülkeye “Vandalusya” adını veren Vandallar, 429 yılına girildiğinde de Afrika’ya uzandılar. 458’den sonra Vandalusya (Endülüs), yavaş yavaş Vizigotlar’ın denetimine girdi. (5)

     “Endülüs” kelimesinin etimolojisi aslında tartışmalıdır. İberya Yarımadası’nın veya Müslümanlar’ın çoğunlukta olduğu kısmının adı olan bu kelime, ilk kez 716 yılında İberya’nın yeni Müslüman hükûmeti tarafından basılan paralar üzerindeki yazıtlarda kanıtlanmıştır. (6) “Dinar” adı verilen bu paraların üzerinde hem Latince hem de Arapça yazılıydı. (7)

     “El- Endülüs” isminin etimolojisi geleneksel olarak Vandallar’ın isminden türetilmiştir. (8) Geleneksel teorinin savunucularına göre, adını 409 yılından 429’a kadar İberya’da kısa ömürlü bir imparatorluk kuran Cermen kabilesi Vandallar’ın adından alıyor. Ancak buna dair herhangi bir kaynak delil bulunmadığı gibi, 711 yılında Müslümanlar’ın gelişine kadar neredeyse üç yüzyıl boyunca ismin korunduğunun söylenmesi de inandırıcı görünmemektedir. Bu hipotezin savunucuları, teorinin zayıflıklarını da farketmişlerdir. (9) Her ne kadar “Endülüs”ün Vandallar’dan türediğini varsaymışlarsa da, bu ismin coğrafî olarak yalnızca Vandallar’ın Afrika’ya gitmek üzere İberya’yı terkettiği – bilinmeyen – limana âtıfta bulunduğuna inanılıyordu. (10)

     Alman İslambilimci Heinz Halm (1942 – halen hayatta) da ismin Cermen kökenli olduğundan şüpheleniyordu. O’na göre “Endülüs”, eski “Gothica Sors” (Latince’de “Gotlar’ın Payı”) ifadesidir. (11) Bundan yola çıkarak, “el-” analogoyla, yani Alexandria (el-İskenderiye), Lombardiya (el-Ankuberdiye), Alicante (Latince Leucante, Arapça el-Laqant veya Medinet Laqant) vb. ile benzer olan Gotik bir “landa-hlaut” oluşturur ve yazının bir parçası olarak Araplar tarafından yanlış yorumlanmıştır.

     Alman Romanist ve dilbilimci Volker Noll (1958 – halen hayatta), Heinz Halm’ın tezine karşı çıkar ve Vandal hipotezine geri dönen değerlendirmelerde bulunur. (12)

     Bir diğer Alman Romanist ve dilbilimci Georg Bossong (1948 – halen hayatta) da Halm’a toponimiye, tarihe ve dil yapısına dayalı argümanlarla yanıt verdi: “Adın tarihi Roma öncesi dönemlere kadar uzanıyor, çünkü Andaluz adı Kastilya’nın dağlık kesimlerindeki birçok yer için mevcut. Ayrıca, ‘and-’ morfemi İspanyolca yer adlarında nadir değildir ve ‘-luz’ da İspanya’nın her yerinde birkaç kez görülür.” (13) Bossong ayrıca ismin aslında Tarifa şehrinin kıyısındaki bir adaya ait olduğundan şüpheleniyor. İleri bir grubun Temmuz 710’da bugünkü İspanyol topraklarına ayak bastığı yer ve aynı zamanda İberya Yarımadası’nın en güney noktası. Bu isim Baetica bölgesine ve ardından bir bütün olarak Mağribî İspanya’ya taşınacaktı. (14)

     Ancak Bossong’un tezi, adında “Andaluz” kelimesi bulunan yer adlarının da Ortaçağ’dan geldiği ve “Endülüs”ten türetilmiş olabileceği gerçeğiyle çelişiyor. “Repoblación” sırasında Hristiyan Endülüslüler’in sınır bölgelerine yerleşmeleri alışılmadık bir durum değildi.

     1980’lerden bu yana çeşitli alternatif etimolojiler bu geleneğe meydan okudu. (15) 1986 yılında İspanyol tarihçi ve yazar Joaquín Vallvé Bermejo (1929 – 2011), Endülüs’ün “Atlantis” isminin bozulmuş hali olduğunu öne sürdü. (16) Hatta bazı araştırmacılar, örneğin Lübnanlı Marunî Hristiyan rahip ve teolog Mixail el- Ğezirî (1710 – 91), ismin Antik Yunan mitolojisinde Güneş’in battığı yerin perileri olan “Esperídes” (Εσπερίδες)’ten geldiğini dahi ileri sürdü. (17)

     Endülüs’ün Murabıtlar tarafından fethinden sonra, ilahî kökenleri olan “İslam Cenneti”ne asimile edilen kayıp topraklardan oluşan bir İslam mitolojisi gelişti. (18) Bununla paralel olarak, örneğin dünyaca ünlü Kürt tarihçi, fakih, edebiyatçı ve şair İbn-i Xallikan ya da tam adıyla Şemseddîn ebû Abbas Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İbrahim ibn-i Ebûbekir ibn-i Xallikan el- Bermekî el- Erbilî (1211 – 82) şunları yazmıştır: “Hz. Nûh (as)’un üç oğlundan biri olan Yafes’in oğullarına Endülüs deniyordu ve bu, Müslümanlar tarafından İspanya’ya verilen Endülüs isminin kökeniydi. Çünkü onlar, Tufan’dan sonra bölgeye yerleşen ilk insanlar olacaktı.” (19)

     Kürt tarihçi İbn-i Xallikan’ın bu iddiâsı son derece enterasandır. O’na göre, Hz. Nuh (as) Peygamber’in üç oğlundan biri olan Yafes’in oğullarına Endülüs deniyordu ve bunlar bildiğimiz Endülüs (bugünkü İspanya) topraklarına ilk ayak basan insanlar oldukları için, coğrafyanın ismi Endülüs olmuştur. Fakat açıktır ki bu, yalnızca dînî bir alegoridir; bunun tarihsel bir gerçek olma ihtimali nerdeyse hiç yoktur.

     Müslümanlar başlangıçta “Endülüs” ismini, bir süre ellerinde tuttukları Fransa’nın güneyindeki Septimania bölgesi dahil İspanya’da yönetimleri altına aldıkları toprakların tamamı için kullandılar. Ancak Hristiyanlar tarafından 718’de başlatılan ve yaklaşık sekiz asır devam eden “Reconquista” (Endülüs’ü Müslümanlar’dan Geri Alma) hareketinin gelişme seyri içerisinde, özellikle 11. yy’dan itibaren İslam hakimiyeti alanının gittikçe küçülmesine paralel olarak bu ismin başlangıçtaki geniş kapsamlı anlamı daralmaya başladı ve sonunda “Endülüs” adı sadece küçük Ben-i Ahmer (Nasrî) Emirliği’nin idaresindeki topraklara münhasır kaldı. “Andalucia” ismi bugün İspanya’da hâlâ kullanılmakta ve Almeria (Meriye), Granada (Ğırnata), Jaén (Ceyyan), Córdoba (Kurtuba), Sevilla (İşbiliye), Huelva (Welbe), Malaga (Maleka) ve Cádiz (Qadis) vilayetlerini içine alan bölgeyi ifade etmektedir. (20)

     Endülüs, İberya Yarımadası’nın Müslüman yönetimindeki bölgesiydi. Bu terim, modern tarihçiler tarafından günümüz Cebelitarık, Portekiz, İspanya ve Güney Fransa’daki eski İslam devletleri için kullanılmaktadır. İsim, 711 – 1492 yılları arasında çeşitli zamanlarda bu bölgeleri kontrol eden farklı Müslüman devletlerini tanımlamaktadır. (21) En büyük coğrafî boyutuyla yarımadanın çoğu Müslümanlar’ın egemenliği altında olmuştur. (22) Bu sınırlar, Batı tarih yazımının geleneksel olarak “Reconquista” olarak nitelendirdiği bir dizi Haçlı işgali yoluyla sürekli değişti. Sonunda güneye ve sonunda Granada (Ğırnata) Emirliği’ne doğru küçüldü. (23)

     ■ NEDEN ENDÜLÜS? MÜSLÜMANLAR’I BU TOPRAKLARA YÖNELTEN SAİKLER NELERDİ?

     İslam peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in vefatından (miladî 632) sonra, halefleri geniş kapsamlı ve hızlı bir askerî genişlemeye başladı. Müslüman ordular 651 yılında doğuda İran Sasanî İmparatorluğu’nu ele geçirdi, kuzeyde Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na karşı savaştı ve batıda Kuzey Afrika’ya doğru ilerledi. Orada Berberî (Amaziğ) kabilelerinin boyun eğdirilmesinde daha büyük bir direnişle karşılaştılar. Kuzey Afrika’nın tümden işgali, Emevî Halifesi Ebû Welîd Abdulmelik ibn-i Merwan ibn-i Hakem (646 – 705)’in hükümdarlığı döneminde (685 – 705) gerçekleşti. Mağrîb’in fethi ile Araplar, Güney Akdeniz’de hakimiyetlerini sağlam bir şekilde kurmuşlardı. (24)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923), Konstantinopolis (bugünkü İstanbul)’e giden yolun İberya’dan geçtiğini belirten ve 3. Halife Osman bin Affan (576 – 656)’a atfedilen bir rivayeti aktarmaktadır: “Konstantinopolis yalnızca İberya üzerinden fethedilebilir. Eğer İberya’yı fethederseniz, Konstantinopolis’i fethedenlerle aynı ödülü paylaşacaksınız.” (25)

     İberya’nın fethi, Mağrîb’in fethi sonrasında geldi. ABD’li tarihçi ve Bizans tarihi uzmanı Walter Emil Kaegi (1937 – 2022), Taberî’nin aktarımının şüpheli olduğunu ve Akdeniz’in uzakbatı kesimlerinin fethindeki motivasyonun askerî, siyasî ve elbette dînî fırsatlar olduğunu düşünmektedir. Kaegi bunun, Müslümanlar’ın 678 yılında Konstantinopolis’i fethetmemesi nedeniyle bir yön değişikliği olmadığını düşünüyor. (26)

     ABD’li Ortaçağ tarihçisi Jessica Ann Coope (1958 – halen hayatta)’ye göre, modern-öncesi Müslüman fetihleri, Hristiyanlaştırma çabaları gibi değildi. Çünkü: “Hristiyanlaştırma anlaşmalı teslimiyetin bir parçası olarak herkesin üstüne empoze ediliyordu ve bu yüzden modern dînî inanışlardaki kişisel inanç öğesine sahip değildi. Buna karşın ‘dar’ul- harb’ tüm nüfûsu İslam’a dönüştürme hedefi ile değil, herkesin İslamî yönetim altında daha iyi yaşayacağı inancıyla motive oluyordu.” (27)

     Doğrusunu söylemek gerekirse, 8. yy’ın başlarında İberya’da tam olarak ne olduğu belirsizdir. Dönemin bir Hristiyan kaynağı olan “754 Vakayinamesi” (“Mozarabic Chronicle” veya “Continuatio Hispana”), güvenilir ama genellikle muğlak olarak kabul edilir. (28) Dönemin bir Müslüman anlatısı yoktur ve 17. yy’daki Cezayirli tarihçi ve biyograf Şihabeddîn ebû Abbas Ahmed bin Muhammed bin Ahmed bin Yahya el- Maqqarî el- Tilmisanî (1577 – 1632)’nin derlemeleri gibi Müslüman eserleri de taraflı yazılmışlardır ve ideolojik etkiyi yansıtmaktadırlar. (29) Erken kaynakların azlığı, ayrıntılı spesifik iddiâların dikkatle ele alınması gerektiği anlamına gelir. (30)

     Emeviler, Hispania’nın kontrolünü yaklaşık 300 yıl boyunca hüküm süren Vizigotlar’dan aldı. (31) Fetih sırasında, Vizigot üst sınıfı parçalanmaya başlıyordu ve veraset ile gücün sürdürülmesi konusunda birçok sorun yaşıyordu. Bunun nedeni kısmen Vizigotlar’ın nüfûsun yalnızca % 1 – % 2’sini oluşturmasıydı. (32) Bu da isyankâr bir nüfûs üzerinde kontrolü sürdürmeyi zorlaştırıyordu.

     Vizigotlar’ın o zamanki hükümdarı Kral Rodrigo (? – 711) idi (33), ama O’nun tahta çıkış şekli belirsizdir. Selefi Wittiza (687 – 710)’nın oğlu II. Aguila (? – 714) ile bir anlaşmazlık olduğuna dair anlatılar var. Aguila’yı zikreden ancak Rodrigo’nun isminin bulunmadığı krallık listeleri, dönemin iç savaş anlatılarıyla tutarlıdır. (34) Nümismatik kanıtlar, birkaç farklı para biriminin darbedilmesiyle, II. Aguila’nın yaşlaşık 713 yılına kadar “Tarraconsense ve Septimanya Kralı” olarak kalmasıyla, saltanat otoritesinin bölündüğünü göstermekte. (35) Neredeyse dönemin çağdaşı olan “754 Vakayinamesi”, Rodrigo’yu tahtı gaspetmiş ve aldatma ile diğer Gotlar’ın ittifakını kazanmış biri olarak tasvir ediyorken, daha az güvenilir olan geç 9. yy “III. Alfonso Vakayinamesi”, Sevilla psikoposu ve muhtemelen Wittiza’nın kardeşi olan Oppa (? – ?)’ya karşı net bir düşmanlık gösteriyor ve Pelagius (? – ?)’la alışılmadık kahramanca bir diyalog içeriyor. (36)

     Ayrıca karısı veya kızı Rodrigo tarafından tecavüze uğrayan ve Fas’taki Tangier’den yardım isteyen Septe Kontu Julian (? – ?)’ın da hikâyesi var. (37) Ancak bu hikâyeler fethin ilk kayıtlarında yer almamaktadır. (38)

     İberya Yarımadası’nın Araplar tarafından işgal edilmesinin spesifik nedeni, birkaç yıl süren fethin kesin seyri gibi, kaynakların yetersizliği nedeniyle belirsizdir. Esasen Hristiyan ve Müslüman tarih yazımına ilişkin yalnızca geç dönem ve taraflı kaynaklar mevcuttur. Bu “fetih hareketlerinin” başlangıçta sadece yağma baskınları olması muhtemeldir ve ancak Pireneler Yarımadası’na ilerlemenin başlangıçta nispeten kolay olduğu ortaya çıktığında, Müslüman komutanlar burayı kalıcı olarak fethetmeye karar vermiş ve ardından bir devlet kurmuş olabilirler. (39)

     Her hal û kârda, çeşitli kraliyet klanları ve hiziplere bölünmüş aristokrasi arasındaki iç güç mücadeleleri nedeniyle Vizigotlar’ın zayıflaması, işgalcilerin imparatorluklarını parçalamasını kolaylaştırdı. 710’da iktidara gelen Vizigot Kralı Rodrigo ile taht haklarına itiraz eden selefi Wittiza’nın ailesi arasındaki çatışmalar, Emevî Devleti’nin Kuzey Afrika’daki valisi olan ve Mağrîb’de başarılı bir şekilde faaliyet gösteren Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716) tarafından biliniyor olabilir. Daha sonraki inanılmaz kaynaklar tarafından, Müslümanlar’ın, Septe’nin Bizanslı Kontu Julian tarafından veya mağlup Wittiza ailesinin destekçileri tarafından ülkeye çağrıldığı bile söyleniyor. (40)

     Emevî Devleti’nin Kuzey Afrika’daki valisi olan Musa bin Nuseyr’in Hispania’ya yaptığı ilk keşif misyonları “büyük ihtişam ve güzellik” raporlarıyla geri döndü ve bu da Müslümanlar’ın Hispania’yı işgal etme arzusunu arttırdı. 710’daki çok sayıdaki baskınlardan birini örneğin Cezayirli tarihçi ve biyograf Ahmed el- Maqqarî şöyle anlatıyor: “Müslümanlar anakaraya doğru birçok akın yaptılar, bu da zengin bir ganimet ve çok sayıda kölenin elde edilmesini sağladı. Bu köleler o kadar yakışıklıydı ki, Musa bin Nuseyr ve arkadaşları daha önce hiç böylesini görmemişlerdi.” (41)

     Bizanslılar’ın Araplar’ı “barbar” olarak görmesi ve onların istilâsından korkması gibi, Hispania yerlileri de Berberîler’i aynı şekilde görüyordu. Ahmed el- Maqqarî bu durumu şöyle anlatır: “Afrika’nın kuzey kıyılarında yaşayan dağınık Berberî kabilelerinden bazıları deniz kıyısına yaklaştığında, İberyalılar’ın korkuları ve şaşkınlığı artıyor, tehdit altındaki istilâ korkusuyla her yöne uçuyorlar ve onların Berberîler’e duydukları korku o kadar arttı ki, bu onların doğalarına aşılandı ve daha sonra karakterlerinde belirgin bir özellik haline geldi. Öte yandan İberya halkının kendilerine karşı bu kötü niyetini ve nefretini öğrenen Berberîler, onlardan daha çok nefret ediyor ve kıskanıyorlardı. Bir İberyalı’dan en samimî biçimde nefret etmeyen pek kimse bulunmaz.” (42)

     711 yılında Tariq bin Ziyad gemilerle İberya’ya çıkmadan önce, Akdeniz’in kuzeybatı ve güneybatı topraklarında dînî, siyasî ve içtimaî durum bu şekildeydi.

     ■ ENDÜLÜS’ÜN ÜÇÜNCÜ HALİFE OSMAN ZAMANINDA FETHEDİLDİĞİNE DAİR İDDİÂLAR DOĞRU MU?

     Endülüs’ün Müslümanlar tarafından fethi ile ilgili en ilginç ve hayretâmiz tarihsel iddiâlardan biri, Endülüs’ün aslında 711 yılında değil, ondan çok önce, 3. Halife Osman bin Affan (576 – 656) zamanında, hicrî 27 yılında (miladî 647 – 48) fethedildiğine dair kimi İslamî kaynaklarda yer alan anlatılardır.

     Fakat bunlar ne kadar doğrudur ve böyle birşey nasıl mümkün olabilir?

     Garip olan şu ki, bu “iddiâ” veya doğruysa “bilgi”, pekçok sağlam İslamî tarih kaynaklarında yer alıyor. İlk dönem İslam âlimlerinin ve tarihçilerin bir kısmı, hakikaten de bu yönde anlatımlarda bulunmuşlardır.

     Şimdi o kaynakları siz sevgili okurlarımıza aktarmak istiyorum…

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923), ölümsüz eseri “Tarih”te şunları anlatır:

     “Es- Serî bana yazılı olarak Şuayb’dan, o Seyf’ten, o da Muhammed ve Talha’dan iletti.

     O ikisi şöyle dedi: ‘Osman halife olduğunda… İki Abdullah’ın (her ikisi de Fihr kabilesinden olan Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays ile Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn) ordunun başına getirilmesini emretti ve ikisini erlerle birlikte yola çıkardı ve Endülüs’e gönderdi. İkisine ve Abdullah bin Saad bin ebû Serh’e en kısa zamanda biraraya gelmelerini emretti… Osman, Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn ile Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays’ı peşisıra İfrikîye’den Endülüs’e gönderdi. Onlar deniz yoluyla oraya ulaştılar. Osman Endülüs halkından yetkili kişilere şöyle bir mektup yazdı: ‘Emmâ ba’d, biliniz ki Konstantinopolis ancak Endülüs yönünden fethedilecektir. Şayet siz orayı (Endülüs’ü) fethederseniz, diğer yeri (Konstantinopolis’i) fethedenlerle mükâfatta ortak olacaksınız, vesselam.’

     Kaab el-Ahbar ise şöyle dedi: ‘Endülüs’ü denizi aşarak oraya varan halklar fethedecektir. Kıyamet gününde onlar nûrlarıyla tanınacaklardır.’

     Onlar, Berberîler’le birlikte sefere çıktılar. Karadan ve denizden oraya geldiler. Allah Müslümanlar’a oranın (İspanya’nın) ve İfrence’nin fethini bahşetti. Müslümanlar’ın hâkimiyeti İfrikîye’deki gibi gelişti.

     Osman, Abdullah bin Saad bin ebû Serh’i azledince, onun yerine (İfrikîye ve Endülüs’e) Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays’ı tayin etti. Abdullah bin Nafiî orada iken Abdullah bin Saad Mısır’a döndü.

     Endülüs’ün durumu, Hişam zamanına kadar İfrikîye’deki gibi devam etti. Berberîler ise kendi topraklarını savundu. Endülüs’te kalanlar, kendi hallerinde yaşamaya devam ettiler.” (43)

     İslamî ilimlerin hemen her dalındaki çalışmalarıyla tanınan Hanbelî âlimi Arap fakih, muhaddis, hekim, coğrafyacı, dilbilimci ve edebiyatçı İbn-i Cewzî ya da tam adıyla Ebû Ferec Cemaluddîn Abdurrahman bin Ali bin Muhammed el- Bağdadî (1116 – 1201) de “El- Muntazam fî Tarih’il- Mûlûk we’l- Umem” adlı eserinde, uzunca bir rivayet zincirinin ardından Taberî’deki Es- Serî bin Yahya kanalıyla gelen habere yer vermiştir. (44)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri kabul edilen Kürt tarihçi, edebiyatçı ve muhaddis İbn-i Esir ya da tam adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali kurê Muhammed kurê Muhammed kurê Abdulkerîm kurê Abdulwahîd eş- Şeybanî el- Cezerî (1160 – 1233) ise, ünlü eseri “El- Kâmil fi’t- Tarih”te şunları anlatıyor:

     “İfrikîye fethedilince Osman bu kez Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn ve Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays’a Endülüs’e doğru gitmelerini emretti. Onlar da deniz tarafından oraya vardılar. Osman onlarla birlikte olan yetkili kimselere şöyle yazdı: ‘Emmâ ba’d, biliniz ki Konstantinopolis ancak Endülüs yönünden fethedilecektir. Şayet siz orayı (Endülüs’ü) fethederseniz, orayı (Konstantinopolis’i) fethedenlerle mükâfatta ortak olacaksınız, vesselam.’

     Berberîler’le birlikte sefere çıktılar. Karadan ve denizden oraya ulaştılar. Allah Müslümanlar’a fethi bahşetti. Müslümanlar’ın oradaki hâkimiyeti İfrikîye’deki gibi genişledi.

     Osman, Abdullah bin Saad’ı İfrikîye’den azledince, onun yerine Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays’ı getirdi. Abdullah bin Nafiî orada iken Abdullah bin Saad Mısır’a döndü.” (45)

     Türk tarihçi ve vaiz Sıbt ibn-i Cewzî ya da tam adıyla Ebû Muzaffer Şemseddîn Yusuf bin Kızoğlu et- Turkî el- Awnî el- Bağdadî (1186 – 1256)’nin “Mirat’uz- Zaman fî Tarih’il- Âyân” adlı eserinde ise, haber, rivayet zinciri hafzedilip sadece Seyf bin Ömer’e âtıfla olduğu gibi alıntılanmıştır. (46)

     Rojavalı büyük bir İslam âlimi olan Kürt tarihçi, coğrafyacı ve filozof, ayrıca 1320 – 31 yılları arasında Eyyubî Kürt Devleti’nin Hama emirliğini yapmış olan İsmail Ebû’l- Fidâ bin Ali bin Mahmud Melik Mueyyîd İmadeddîn (1273 – 1331) de bu olayla ilgili olarak “Tarih” adlı eserinde şunları nakletmiştir:

     “Osman zamanında İfrikîye fethedildi. Bu işi üstlenen kişi ise adı geçen Abdullah bin Saad bin ebû Serh idi. Osman’a humusu (gelirin beşte birini) gönderdi. Mervan bin Hakem de onu 500.000 dinara satın aldı. Osman Mervan için ödeyeceği miktarı düşürdü. Bu onun yerilmesine sebep olan şeylerdendi.

     İfrikîye fethedilince Osman bu kez Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn’e Endülüs tarafına yönelmesini emretti. O da bu tarafta savaştı. Sonra Abdullah bin Nafiî İfrikîye’ye döndü ve Osman tarafından orada ikamet ettirildi. Abdullah bin Saad ise Mısır’a döndü.” (47)

     Türkmen tarihçi, muhaddis ve kıraat âlimi Zehebî ya da tam adıyla Ebû Abdullah Şemseddîn Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Qaymaz bin Abdullah ez- Zehebî et- Turkmenî el- Fariqî ed- Dimeşkî (1274 – 1348) ise “Tarih’ul- İslam el- Kebir” adlı eserinde bu olayla ilgili şunları anlatıyor:

     “Seyf bin Ömer hocalarından rivayet etti ki, Osman derhal Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn ile Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays el- Fihrî’yi Endülüs’e gönderdi. Onlar oraya deniz yoluyla geldiler. Osman Endülüs’e gidenlere şöyle bir mektup yazdı: ‘Emmâ ba’d, biliniz ki Konstantinopolis ancak Endülüs yönünden fethedilecektir. Şayet siz orayı (Endülüs’ü) fethederseniz, diğer yeri (Konstantinopolis’i) fethedenlerle mükâfatta ortak olacaksınız, vesselam.’

     Kaab el-Ahbar’dan gelen rivayette ise şöyle dedi: ‘Endülüs’ü denizi aşarak oraya varan halklar fethedecektir. Kıyamet gününde onlar nûrlarıyla tanınacaklardır.’ Dedi ki: ‘Bunun üzerine oraya karadan ve denizden geldiler. Allah Müslümanlar’a oranın fethini bahşetti. Müslümanlar’ın hâkimiyeti İfrikîye’deki gibi gelişti.’

     Endülüs’ün durumu, Hişam zamanına kadar İfrikîye’deki gibi devam etti. Berberîler ise kendi topraklarını savundu.” (48)

     İslam tarihinin en büyük tarihçileri arasında gösterilen Arap tarihçi İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73) de başyapıtı durumundaki “El- Bidâye we’n- Nihaye” adlı eserinde hadiseyle alakalı olarak şunları kaleme almıştır:

     “İfrikîye fethedilince Osman, her ikisi de Fihr kabilesinden olan Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays ile Abdullah bin Nafiî bin Hûseyn’i Endülüs’e doğru gönderdi. Onlar da deniz tarafından oraya geldiler. Osman oraya sefere çıkanlara hitaben şöyle yazdı: ‘Biliniz ki Konstantinopolis ancak deniz yoluyla fethedilebilir. Şayet sizler Endülüs’ü fethederseniz, Konstantinopolis’i fethedenlerle son ana kadar mükâfatta ortak olacaksınız, vesselam.’

     Dedi ki: ‘Oraya doğru ilerlediler ve orayı fethettiler. Allah’a hamd ve minnet olsun.’” (49)

     İngiliz tarihçi ve siyasetçi Edward Gibbon (1737 – 94) ise “The History of the Decline and Fall of the Roman Empire” adlı kitabında, bu gelişmeyi Rojavalı Kürt tarihçi Ebû’l- Fidâ’dan naklederek vermiş, ancak “fetih” ifadesi yerine, Müslümanlar’ın Endülüs’te kalmadıkları anlamına gelen “saldırı” kelimesini kullanmıştır. (50)

     Yaşadığı dönemde Mekke müftüsü olan Arap tarihçi ve Eşarî kelamcısı Ahmed Zeynî Dahlan el- Mekkî (1816 – 86) de “El- Futuhat’ul- İslamiyye bade Mudiyy’il- Futûhat’in- Nebewiyye” adlı eserinde bu gelişmeyi klasik kaynaklara dayanarak zikretmiştir. (51)

     İçinde bulunduğumuz zaman diliminde bu iddiâyı en güçlü bir şekilde dile getiren kişi ise, Hindistanlı ünlü İslam tarihçisi, fakih ve dîn bilgini Muhammed Hamidullah (1908 – 2002)’tır. Hamidullah, 1978 yılında yayınlanan “Feth’ul- Endelus (İsbanya) fî Hilafeti Seyyîdinâ Usmân Sene 27 li’l- Hicre” (Endülüs’ün (İspanya) Osman’ın Halifeliği Sırasında Hicrî 27 Yılında Fethi) adlı makalesinde, Endülüs’e Müslümanlar’ın 711 tarihinden çok önce, Halife Osman zamanında hicrî 27 (miladî 647 – 48) yılında girdikleri ve bu Müslümanlar’ın, Emevîler zamanında gerçekleşen nihaî fethe kadar Endülüs’te kaldıklarını anlatmaktadır. Makalede, önce peygamber Hz. Muhammed (sav) ve halifeler Ebû Bekir es- Sıddıq (573 – 634) ve Ömer ibn-i Xattab (583 – 644) zamanında Bizanslılar’la Müslümanlar arasındaki münasebetlerden bahsedilmekte, sonraki halife Osman bin Affan devrine gelinmekte ve özetle şu bilgiler verilmektedir: “Halife Osman’ın İran İmparatorluğu’nun kısa zamanda Müslümanlar’a boyun eğmesine karşılık, Bizans İmparatorluğu’nun uğradığı çeşitli askerî – siyasî bozgunlara rağmen direnmesi ve Müslümanlar için devamlı bir problem olması karşısında bir taraftan Suriye valisini Anadolu üzerinden, diğer taraftan Afrika valisini Endülüs üzerinden Bizans’ı sıkıştırmakla vazifelendirdi. Bununla Halife Osman, Bizans Devleti’nin başkenti Konstantinopolis’in hem doğudan hem batıdan sıkıştırılarak düşürülmesini ve böylece Müslümanlar’ın bu daimî Bizans gailesinden kurtulmalarını arzu etmişti. İşte Endülüs’ün bu ilk fetih teşebbüsü üzerine Müslüman orduları, Emevîler’den çok önce hicrî 27 yılında Endülüs’e girmişlerdir. Klasik devirden gelen tarihî kaynaklar, sonraları her nedense unutulan bu fetih konusu üzerinde açıkça durmuşlardı.” (52)

     Gördüğünüz gibi, İslam tarihinin en önemli Müslüman tarihçileri bu olayı nakletmişler, Müslümanlar’ın Endülüs’ü ilk olarak – bizim bildiğimiz şekliyle – 711 yılında Tariq bin Ziyad tarafından değil, ondan tam 64 yıl önce, 3. Halife Osman bin Affan zamanında fethettiğini kaleme almışlardır. Bunların hepsi de ağırlığı ve ciddiyeti olan Müslüman tarihçilerdir. Sırasıyla; Mazenderî tarihçi Taberî, Arap tarihçi İbn-i Cewzî, Kürt tarihçi İbn-i Esir, Türk tarihçi Sıbt ibn-i Cewzî, Kürt tarihçi Ebû’l- Fidâ, Türkmen tarihçi Zehebî, Arap tarihçi İbn-i Kesir ve Arap tarihçi Ahmed Zeynî Dahlan, bu hadiseyi mutlak yaşanmış bir gerçek olarak ve içlerinde hiçbir şüphe taşımadan kaleme alarak anlatmışlardır.

     Peki ama, bu cidden gerçek olabilir mi?

     Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, burada isimleri zikredilen Müslüman tarihçilerin hepsi de son derece kıymetli âlimler olup, hepsine de büyük sevgim ve saygım vardır. Ancak yine de, Müslümanlar’ın Endülüs’ü 3. Halife Osman zamanında fethettiğine dair bu anlatımlar bana pek inandırıcı gelmiyor. Öyle olsaydı, bu bilgiler dünya ve Avrupa genelinde pekçok tarihçi tarafından da kaleme alınır, genel tarih kitaplarında da yer alırdı. Elbette herşeyin doğrusunu bilen Allah’tır ve mutlak hakikat O’nun katındadır; ancak kişisel kanaatim odur ki, bunun gerçek olma olasılığı yoktur, olamaz.

     Endülüs hakkında değerli çalışmalar ortaya koymuş, ülkemizdeki kıymetli araştırmacılardan biri olan Tokatlı tarihçi ve ilahiyatçı Mehmet Özdemir (1957 – halen hayatta) de bunun doğruluğuna ihtimal vermemektedir. Özdemir, bu sansasyonel iddiâyla ilgili olarak şunları söylemektedir:

     “İspanya’nın fethinin Hz. Osman zamanında, miladî 647 – 48 (hicrî 27) yılında başladığını, hatta tamamlandığını ifade eden bazı rivayetlerin varlığına işaret etmeden geçmemek gerekir. Dahası, bazı günümüz çalışmalarında, bu rivayetler esas alınarak İspanya’nın fethinin genelde kabul gören 711 (hicrî 92) senesi yerine, bu tarihten tam 64 yıl önce başladığı görüşü vurgulu bir şekilde dile getirilmektedir.

     Bu rivayetlerin yer aldığı ilk ve en eski kaynak, Taberî (ö. 922)’nin ‘Tarih’idir. Daha sonraki tarihçilerden İbn-i Esir (ö. 1232), Ebû’l-Fidâ (ö. 1332), İbn-i İzarî (13. yy), İbn-i Kesir (ö. 1372); coğrafyacılardan el- Himyerî (ö. 1461), Taberî’deki rivayetleri aynen ya da kısmen aktarmışlardır. Dolayısıyla sözkonusu rivayetleri ‘Taberî rivayetleri’ olarak adlandırmak yanlış olmaz. Günümüz araştırmacılarının Taberî rivayetlerini gerçek sayarken yaslandıkları tek dayanak, bunların Taberî ve isimleri zikredilen sonraki tarihçiler tarafından naklediliyor olmalarıdır.

     Doğrusu biraz dikkatlice yaklaşıldığında, sözkonusu rivayetlerin sorunlu, dolayısıyla da sıhhat açısından son derece zayıf olduklarını farketmek zor değildir. Her şeyden önce, böyle önemli bir haberin, Taberî’nin ‘Tarih’inden evvel yazılmış olup ilk İslam fetihleri hakkındaki haberleri içeren El- Belazurî (ö. 279 / 892)’nin ‘Fütûh’ul- Buldan’ı; Mısır, Mağrib ve Endülüs’ün fethini konu edinen İbn-i Abdulhakem (ö. 257 / 870)’in ‘Fütûh-u İfrikîye we’l- Endelus’ü, çok daha önemlisi, Endülüs’ün fethine dair pekçok haberi toplayan, üstelik bu ülkenin bir evlâdı olan ünlü fakih ve tarihçi Abdulmelik bin Habib (ö. 238 / 852)’in ‘Kitab’ut- Tarih’i gibi eserlerde imâ yoluyla bile olsa yer almamış olması, yukarıdaki rivayetlerin sıhhatini şüpheli hale getiren önemli bir veridir. Endülüs gerçekten Hz. Osman zamanında fethedilseydi, bunun o zamanın şartlarında büyük bir yankı meydana getireceği muhakkaktı. Bu durumda hususî olarak fetihleri inceleyen El- Belazurî, İbn-i Abdulhakem ve Abdulmelik bin Habib gibi meşhur tarihçilerin ya da onların haber kaynaklarının, bir şekilde bundan haberdar olmaları ve rivayetlerine yahut eserlerine yansıtmaları gerekirdi.

     Diğer yandan Taberî rivayetlerinde, yukarıda da ifade edildiği gibi, Hz. Osman zamanında Endülüs’ü fetheden Müslümanlar’ın kalıcı bir şekilde buraya yerleştikleri dile getirilmektedir. Buna mukabil Taberî’den önceki ve sonraki istisnasız bütün İslam kaynaklarında Endülüs’ün fethinin miladî 711 (hicrî 92) yılında Kuzey Afrika valisi Musa bin Nuseyr’in görevlendirdiği Tariq bin Ziyad tarafından başlatıldığı kaydedilmektedir. Bir anlığına bu rivayetlerin hepsini doğru sayıp, biri Hz. Osman zamanında diğeri de 711 senesinde olmak üzere iki ayrı fethin varlığını kabul edelim: Bu durumda ilk fetihten sonra Müslümanlar’ın kalıcı olarak Endülüs’e yerleştikleri ifade edildiğine göre, miladî 711 yılında başlayan ikinci fetih sırasında Tariq bin Ziyad’ın ve Musa bin Nuseyr’in İspanya’da bu insanlara ve onların eserlerine rastlamaları gerekirdi. Tam aksine 711’de başlayan fethi anlatan rivayetlerin hiçbirinde Hz. Osman zamanında gerçekleştiği iddiâ edilen fethe en ufak bir imâda bulunulmadığı gibi, Tariq ve Musa’nın fetih harekâtını yürütürken İspanya’da canlı veya cansız herhangi bir İslamî ize ve kalıntıya rastladıklarına dair bir bilgi de verilmemektedir.

     Hakkında bilgi olmayan bir başka husus ise, Hz. Osman’ın Endülüs’ü fethetmekle görevlendirdiği iddiâ edilen Abdullah bin Nafiî bin Huseyn ve Abdullah bin Nafiî bin Abdulqays adlı komutanların kimliğidir. Bu komutanların adları sadece Taberî’nin ilgili rivayetinde geçmekte, fakat başka kaynaklarda tesadüf edilmemektedir.

     Taberî rivayetleri konusunda, bunların asıl kaynağının Seyf bin Ömer olduğu bilgisini bilhassa eklemek gerekir. Seyf’in fetihlere dair rivayetlerde pekçok kere başka kaynaklarca teyit edilmeyen bilgiler aktardığı, fetihlerin tarihlendirilmesinde yanlışlıklar yaptığı, rivayetlerin isnadlarında bilinmeyen isimler kullandığı ortaya konmuş bulunmaktadır. Endülüs’ün fethine dair yukarıdaki rivayetleri de bu kapsamda görmek yanlış olmaz.” (53)

     Bütün bu nedenlerle Endülüs’ün 3. Halife Osman zamanında fethedildiğine dair Taberî rivayetlerini doğru kabul etmek, dolayısıyla da İspanya’nın fethinin Osman zamanında gerçekleştiği görüşünü benimsemek mümkün görünmüyor. Aslında benzer bir kanaat, bundan tam dört asır önce, Endülüs kültür ve medeniyetine dair “Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib” adlı ansiklopedik eserin müellifi Cezayirli tarihçi ve biyograf Şihabeddîn ebû Abbas Ahmed bin Muhammed bin Ahmed bin Yahya el- Maqqarî el- Tilmisanî (1577 – 1632) tarafından da dile getirilmiştir. Cezayirli tarihçi El- Maqqarî, Endülüs’ün Halife Osman zamanında fethedildiğine dair rivayetleri özetledikten sonra şu isabetli değerlendirmeyi yapar: “İbn-i Beşkuval ve başkaları bunları nakletmiş iseler de, benim nazarımda bunların tarihsel gerçekliği yoktur. Osman ne zaman Endülüs’e ordu göndermiş?! Bu ülkenin fethi ittifakla Welid zamanında gerçekleşmiştir.” (54)

     Görüldüğü üzere, Endülüs’ün Halife Osman zamanında fethedildiğine dair rivayetler ve anlatımlar gerçeği yansıtmamaktadır.

     Endülüs, 711 yılında Tariq bin Ziyad tarafından fethedilmiştir.

     – – – – –

     (*) “Endülüs Dosyası”na seyahatnamenin bir sonraki bölümünde devam edeceğiz.

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

(1): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 37, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Die Verlorenen Länder Europas, s. 31, Koschi Verlag, Elbingerode 2022

(2): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 37 – 38, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(3): John Louis Esposito, Oxford Dictionary of Islam, “Al-Andalus” maddesi, Oxford University Press, Oxford & Madrid & İstanbul & Toronto & New York & Ciudad de México & São Paulo & Buenos Aires & Kap & Nairobi & Dar’us- Selam & Karaçi & Yeni Delhi & Kalküta & Bombay & Bangkok & Chennai & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Tokyo & Kuala Lumpur & Auckland & Melbourne 2003

(4): İbrahim Sediyani, Die Verlorenen Länder Europas, s. 27, Koschi Verlag, Elbingerode 2022

(5): İbrahim Sediyani, Wikinger: Horden aus dem Norden, s. 181, Koschi Verlag, Elbingerode 2023

(6): Sabine Panzram – Laurent Callegarin, Entre Civitas y Madina: El Mundo de las Ciudades en la Península Ibérica y en el Norte de África (Siglos IV-IX), s. 145, Editorial Casa de Velázquez, Madrid 2018

(7): Jerrilynn D. Dodds, Al-Andalus: The Art of Islamic Spain, Michael L. Bates, “The Islamic Coinage of Spain”, s. 384, The Metropolitan Museum of Art, New York 1992 / Thomas F. Glick, Islamic And Christian Spain in the Early Middle Ages, cilt 27, s. 21, Brill Publishing, Leiden & Boston 2005

(8): İbrahim Sediyani, Die Verlorenen Länder Europas, s. 27, Koschi Verlag, Elbingerode 2022 / İbrahim Sediyani, Wikinger: Horden aus dem Norden, s. 181, Koschi Verlag, Elbingerode 2023

(9): Reinhart Pieter Anne Dozy, Recherches Sur l’Histoire et la Littérature des Arabes d’Espagne Pendant le Moyen-Age, cilt 1, Éditions Brill, Leyde 1881

(10): Heinz Halm, Al-Andalus und Gothica Sors, Der Islam, sayı 66, s. 252 – 263, 1989, https://www.degruyter.com/document/doi/10.1515/islm.1989.66.2.252/html

(11): agm

(12): Günter Holtus – Johannes Kramer – Wolfgang Schweickard, Italica et Romanica, Volker Noll, “Anmerkungen zur Spanischen Toponymie”, s. 199 – 210, Niemeyer Verlag, Tübingen 1997

(13): David Restle – Dietmar Zaefferer, Sounds and Systems: Studies in Structure and Change, Georg Bossong, “Der Name Al-Andalus: Neue Überlegungen zu Einem Alten Problem”, s. 149 – 164, De Gruyter Verlag, Berlin 2002

(14): age

(15): Pablo Cantó, De Dónde Vienen los Nombres de las Comunidades Autónomas Españolas, El País, 25 Eylül 2016, https://verne.elpais.com/verne/2016/09/09/articulo/1473434604_706233.html

(16): Joaquín Vallvé Bermejo, La División Territorial de la España Musulmana, Editorial Consejo Superior de Investigaciones Científicas, Instituto de Filogogía, Departamento de Estudios Arabes, s. 55 – 59, Madrid 1986

(17): Miguel Casiri, Bibliotheca Arabico-Hispana Escurialensis Sive Librorum Omnium Mss Quos Arabicč Ab Auctoribus Magnam Partem Arabo-Hispanis Compositos Bibliotheca Coe, cilt 2, s. 327, Editorial BiblioBazaar, Madrid 2011

(18): Manuela Marin, Al-Andalus-España: Historiografías en Contraste, Pascal Buresi, “Al-Andalus entre Orient et Occident: L’Invention des Origines”, s. 119 – 129, Collection de la Casa de Velázquez, Madrid 2009

(19): İbn-i Xallikan, Wefeyat’ul- Âyân we Enbâ-u Ebnâ’iz- Zaman Mimmâ Şebete bi’n- Naql ewi’s- Semâ ew Eşbeteh’ul- Âyân, Neşriyat’el- Neccar, Kahire 1299

(20): İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs”, s. 211, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995

(21): José Ángel García de Cortázar y Ruiz de Aguirre, V Semana de Estudios Medievales: Nájera, s. 52, Gobierno de La Rioja, Instituto de Estudios Riojanos, Madrid 1995 / Eloy Benito Ruano, Tópicos y Realidades de la Edad Media, cilt 2, s. 79, Real Academia de la Historia, Madrid 2002

(22): Dale T. Irvin – Scott W. Sunquist, History of the World Christian Movement, cilt 1: “Earliest Christianity To 1453”, s. 30, A&C Black Publishing, Edinburg 2002 / Natalie Fryde – Dirk Reitz, Walls, Ramparts and Lines of Demarcation: Selected Studies from Antiquity to Modern Times, Fernando Luis Corral, “The Christian Frontier Against al-Andalus (Muslim Spain): Concept and Politics During the Reigns of King Fernando I of Castile and Leon and his Successors Until 1230”, s. 67, LIT Publishing, Münster 2009 / Clifford J. Rogers – William Caferro – Shelley Reid, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, cilt 1, Francisco García Fitz, s. 325 – 326, Oxford University Press, Oxford 2010

(23): José Ángel García de Cortázar y Ruiz de Aguirre, V Semana de Estudios Medievales: Nájera, s. 52, Gobierno de La Rioja, Instituto de Estudios Riojanos, Madrid 1995 / Eloy Benito Ruano, Tópicos y Realidades de la Edad Media, cilt 2, s. 79, Real Academia de la Historia, Madrid 2002 / John Louis Esposito, Oxford Dictionary of Islam, “Al-Andalus” maddesi, Oxford University Press, Oxford & Madrid & İstanbul & Toronto & New York & Ciudad de México & São Paulo & Buenos Aires & Kap & Nairobi & Dar’us- Selam & Karaçi & Yeni Delhi & Kalküta & Bombay & Bangkok & Chennai & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Tokyo & Kuala Lumpur & Auckland & Melbourne 2003 / Ríos Saloma – Martín Federico, La Reconquista: Una Construcción Historiográfica (siglos XVI-XIX), Universidad Nacional Autónoma de México, Ciudad de México & Madrid 2011 / Alejandro García Sanjuán, Weaponizing Historical Knowledge: The Notion of Reconquista in Spanish Nationalism, Imago Temporis: Medium Aevum, sayı 14, s. 133 – 162, 2020, https://repositori.udl.cat/items/95c719b0-7219-4ddc-ad7e-f439ab9a10b8

(24): Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 74 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006

(25): Taberî, Tarih, cilt 1, s. 2817, Kahire tarihsiz / İbn-i Kesir, El- Bidâye we’n- Nihaye, cilt 7, s. 144, Kahire 1939 / İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 3, s. 93, Beyrut 1987

(26): Walter Emil Kaegi, Muslim Expansion and Byzantine Collapse in North Africa, s. 260, Cambridge University Press, Cambridge 2010

(27): Jessica Ann Coope, The Most Noble of People: Religious, Ethnic and Gender Identity in Muslim Spain, s. 32, University of Michigan Press, Ann Arbor 2017

(28): Roger Collins, The Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 28, Blackwell Publishing, Oxford & Cambridge 1989

(29): age, s. 31

(30): age, s. 25 – 26

(31): Hugh Kennedy, Muslim Spain and Portugal: A Political History of Al-Andalus, Longman Publishing, Londra 1996

(32): Brian A. Catlos, Kingdoms of Faith: A New History of Islamic Spain, Basic Books, New York 2018

(33): Roger Collins, Early Medieval Spain, s. 151, St. Martin’s Press, New York 1983

(34): Roger Collins, The Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 33, Blackwell Publishing, Oxford & Cambridge 1989

(35): age, s. 32 – 33

(36): age, s. 17 ve 32 – 33

(37): age, s. 31 – 32

(38): Adèle Rucquoi, Histoire Médiéval de la Péninsule Ibérique, s. 71, Éditions du Seuil, Paris 1993

(39): Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung, s. 890, Beck Verlag, Münih 2019

(40): Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 77 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006

(41): Ahmad ibn Muhammad Maqqarī – Ibn al-Khatīb, The History of the Mohammedan Dynasties in Spain: Extracted from the Nafhu-t-Tíb min Ghosni-l-Andalusi-r-Rattíb wa Táríkh Lisánu-d-Dín, cilt 1, Oriental Translation Fund Publishing, Londra 1840

(42): age, s. 259

(43): Taberî, Tarih, cilt 5, s. 2814 – 2817, Leiden 1893

(44): İbn-i Cewzî, El- Muntazam fî Tarih’il- Mûlûk we’l- Umem, cilt 4, s. 362, Beyrut 1992

(45): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 3, s. 93, Beyrut 1987

(46): Sıbt İbn-i Cewzî, Mirat’uz- Zaman fî Tarih’il- Âyân, cilt 5, s. 449, Şam 2013

(47): Ebû’l- Fidâ Melik Mueyyîd İmadeddîn, Tarih, cilt 1, s. 262, Beyrut 1997

(48): Zehebî, Tarih’ul- İslam el- Kebir, cilt 2, s. 80, Kahire 1367

(49): İbn-i Kesir, El- Bidâye we’n- Nihaye, cilt 7, s. 144, Kahire 1939

(50): Edward Gibbon, The History of the Decline and Fall of the Roman Empire, cilt 5, s. 555, Strahan & Cadell Publishing, Londra 1789

(51): Ahmed Zeynî Dahlan, El- Futuhat’ul- İslamiyye bade Mudiyy’il- Futûhat’in- Nebewiyye, cilt 1, s. 100, Kahire 1968

(52): Muhammed Hamidullah, Feth’ul- Endelus (İsbanya) fî Hilafeti Seyyîdinâ Usmân Sene 27 li’l- Hicre, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, sayı 7, s. 221 – 226, İstanbul 1978

(53): Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları (Siyasî Tarih), s. 44 – 46, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2012

(54): Ahmed el- Maqqarî, Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib, cilt 1, s. 204 – 205, Kahire 1885

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 13

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir