İngiltere’nin Yorkshire ve Humber (İng. Yorkshire and the Humber) bölgesinin York şehrine Ağustos 2023’te yaptığım gezide, kıymetli dostum, işadamı Nevzat Töre ile beraber, şehrin en önemli tarihî sembollerinden biri durumundaki York Kalesi (İng. York Castle)’nin en müstesnâ parçası olan Clifford Kulesi (İng. Clifford’s Tower)’nin önüne gidip, kuleyi ziyaret ettik. Burada oldukça duygusal ve hüzünlü anlar yaşadık.
Ortaçağ’dan kalma Norman kalesinin artık harap olmuş kalesine genellikle Clifford Kulesi deniyor. Başlangıçta eski Viking şehri Jórvík’e hâkim olmak için, kendisi de Norman kökenli olup “İngiltere’nin ilk Norman kökenli kralı” olan ve “Piç William” olarak da anılan I. William (1028 – 87)’ın emriyle inşâ edilen kale, kapsamlı su savunmalarıyla büyük bir tahkimat haline gelmeden önce çalkantılı bir erken tarihe sahipti.
Clifford Kulesi’nin güzel, hoş bir görüntüsü var ama daha önemlisi, acılı, hüzünlü bir tarihi var. Avrupa’da bir zamanlar Yahudîler’e her türlü zûlüm, baskı ve katliâmlar yapılırken, Britanya’daki en korkunç Yahudî Katliâmı’nın yaşandığı yer burası. 1190 yılında York Kalesi’nde 150 yerel Yahudî’nin öldürüldüğü bir korkunç pogrom yaşandı. Birçok Yahudî, Hristiyan çetelerin eline düşmemek için intihar ederek öldü.
Yahudîler’in Ortaçağ’da, hatta yüz yıl öncesine kadar Avrupa kıtasında yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları zûlümler ve katliâmlar, hakikaten kelimelerle anlatılacak gibi değil. Korkunç zûlümler gördüler, sürüldüler, öldürüldüler, diri diri yakıldılar.
Yahudîler, özellikle Kıta Avrupası’nda yaşadıkları kötülüklerin benzerini Ada’da, Britanya’da da yaşadılar. Ve dünyanın büyük çoğunluğu bu sancılı tarihi unutmuş görünse de, onlar için bütün bu acılar hâlâ taze.
Çünkü; “ateş, düştüğü yeri yakar.”
Ancak bu “ateş”in acısını, en azından ısısını hissedebilmek için empati şart. Bunun için de, bu sancılı tarihi bilmek, yaşanan acılardan haberdar olmak gerekiyor.
“Semavî dînler” veya “İbrahimî dînler” olarak (Musevîlik, Hristiyanlık ve İslam) bilinen Tek Tanrı inancının bir bakıma başlatıcıları, tam öyle olmasa bile en azından taşıyıcıları olan, peygamberlerin onlar arasında çıktığı bu ulusa karşı tarih boyunca birçok kötülük yapılmıştır ve dünyanın her yerinde korkunç bir nefret politikasının hedefi olmuşlardır.
Peki ama neden? Bunun sebepleri üzerinde derinlikli analizlerin yapılması zorunluluğu var ve bu konuda farklı ama tartışmalı görüşler ileri sürülebilir.
Fakat ortada bir gerçek var ki, o da, geçmişte Hristiyanlar arasında, günümüzde ise Müslümanlar arasında yoğun bir Yahudî düşmanlığının pompalandığıdır. Tıpkı Ortaçağ boyunca ve yüz yıl öncesine kadar Hristiyan Avrupa’da olduğu gibi, son yüz yıldır ve halen günümüzde dahi İslam dünyasında da aşılanan bu Yahudî düşmanlığı (Anti-Semitizm), dînî maskeli ama gerçekte siyasîdir.
Biz bu çalışmamızda, özel olarak bunun İngiltere’deki boyutunu inceleyeceğiz. Yahudîler’in Britanya’daki sancılı tarihini ortaya koymaya çalışacağız.
Aynı acıların bir daha asla yaşanmamasını temenni ederek.
■ YAHUDÎLER’İN KITA AVRUPASI’NDAN BRİTANYA’YA GETİRİLİŞİ
Yahudîler’in genel olarak Kıta Avrupası’ndaki tarihi ve hikâyeleri ile, özel olarak Britanya Adası’ndaki tarihi ve hikâyeleri birçok yönden benzeşim gösterse de, bazı yönlerden farklılık arzeder.
Kıta Avrupası ile mukayese edildiğinde, Yahudîler İngiltere’ye çok daha geç bir tarihte getirildiler. İngiltere’nin 1066 yılında Fatih I. William (1028 – 87) liderliğindeki Normanlar tarafından fethinden sonra bu ülkeye ilk Yahudîler geldiler. (1) İngiltere’deki Yahudî yerleşimine ilişkin ilk yazılı kayıt 1070’ten kalmadır. 1066’daki Norman fethinden önce İngiltere’de Yahudîler’in olduğuna dair hiçbir kayıt yok. (2) Roma Katolik Kilisesi’nin Anglo-Sakson yasalarında Yahudîler’e yapılan az sayıda atıf, Yahudîler’in Paskalya ile alakalı uygulamalarıyla ilgilidir. (3)
İlk Yahudî topluluklarının İngiltere’de, 1066’daki Norman fethinden bir süre sonra, I. William’ın Kuzey Fransa’daki kasabalarından taşındıkları kaydedilmiştir. (4) Fransa’nın kuzeybatısında, Manş Denizi kıyısındaki (İngiltere’nin karşısı) Normandiya Düklüğü’nün önemli bir şehri olan Rouen, o dönemde hatırı sayılır bir Yahudî nüfûsu barındırıyordu. (5) 1066’da İngiltere’nin I. William tarafından fethedilmesinden sonra, Rouen’den Britanya’ya çok sayıda Yahudî’nin geldiği hususunda, başta Malmesburyli William (1095 – 1143) olmak üzere dönemin tarihçilerinin kronikleri hemfikirdir. (6)
William bu daveti yüksek ihtimalle feodal vergi ödemelerinin mal üzerinden değil de kraliyet hazinesindeki paralarla ödenmesini istediği için yürürlüğe koydu ve bu amacına ulaşmak için de tüm ülke boyunca kraliyet sikkesinin kullanımını arzedecek bir insan topluluğuna ihtiyaç vardı. (7) Ancak Yahudîler’in toprak sahibi olmasına veya ticarete katılmasına (tıp hariç) izin verilmiyordu. Bunlar öncelikle borç vermeyle sınırlıydı. Katolik doktrini, faiz karşılığında borç vermenin “tefecilik günâhı” olduğunu savunduğundan, bu faaliyete Yahudîler hakim oldu. (8)
Yahudîler, kralın doğrudan yargı yetkisi ve mülkiyeti altında görülüyordu (9); onları kralın kaprislerine tabi kılıyordu; kral, başka kimseye âtıfta bulunmaksızın onları istediği gibi vergilendirebilir veya hapsedebilirdi (10). Yahudîler’in faizle borç vermesine izin verildiği için çok az sayıda Yahudî zengindi. Kilise ise Hristiyanlar’ın bunu yapmasını yasakladı. Çünkü bu, “tefecilik günâhı” olarak görülüyordu. (11) Sermaye yetersizdi ve kalkınma için gerekliydi; manastır inşâsına yatırım yapmak ve aristokratların krallığa ağır vergiler ödemesini kolaylaştırmak da dahil, bu nedenle Yahudî kredileri önemli bir ekonomik rol oynadı. (12) Her ne kadar aynı zamanda tüketimi finanse etmek için de kullanılsa da, özellikle de toprak sahibi şövalyeler arasında böyleydi. (13)
Ancak Yahudîler’in buraya 1066’daki fetihten hemen sonra mı, yoksa I. Haçlı Seferi (1096 – 99) sırasında mı daha fazla geldikleri konusu net değildir. Bununla ilgili I. William’ın fetih için Yahudîler’den borç aldığı ve bunun karşılığında fetih sonrasında onları buraya yerleştirdiği iddiâları vardır. Bu varsayımları daha da ileri götürerek, William’ın babası I. Muhteşem Robert (1000 – 35) tarafından tecavüze uğrayan annesi Herleva (1003 – 50)’nın, Normandiya’nın Falaise şehrinden bir Yahudî olduğu ileri sürülmüş ve bundan dolayı O’nun Yahudîler’e özel ilgisinin olduğu iddiâları dile getirilmiştir. (14) I. Haçlı Seferi’nin hazırlıkları sürerken, Rouen başta olmak üzere Normandiya ve tüm Avrupa’daki Yahudîler’e yoğun saldırılar olduğu ve onların “Hristiyanlaştırılmaya” çalışılmasıyla birlikte, katliâmlar yaşandığı da kayıtlarda yer almaktadır. (15) Sözkonusu katliâmlardan kaçmayı başaranlar, doğal olarak, henüz Haçlı düşüncesinin etkin olmadığı ve düklerin hâkimiyetindeki İngiltere’ye sığınmışlardır. (16) Bu bilgilere dayanarak hem 1066’da hem de 1096’da Britanya’ya yönelik Yahudî hareketliliğinin olduğu söylenebilir. Fakat birinci göç dalgası barışçıl sebeplere dayanmaktayken, ikincisi zorunlu olmuştur.
Britanya’daki ilk göçmen Yahudîler, Normandiya lehçesine dayanan İbranice-Fransızca karışımı bir dil konuşuyorlardı. (17)
Normanlar, İngiltere’ye ilk Yahudî topluluklarını getirmişti. Burada bazıları tefeci olarak özel bir ekonomik rol üstlenmişti. Bu önemli ama diğer açılardan yasaklanmış bir faaliyetti. İngiltere Yahudîleri önemli ölçüde dînî önyargılara maruz kalıyorlardı ve çoğunlukla Hristiyan nüfûsun çoğunluğunun saldırıları durumunda kendilerine koruma sağlayabilecek yerel bir kraliyet kalesinin bulunduğu kasaba ve şehirlerde çalışıyorlardı. Norman ve Angevin kralları, Yahudî mülklerinin ve Yahudîler’e borçlu olunan meblağların sonuçta krallığa ait olduğunu ve bir Yahudî’nin ölümü üzerine krala geri döneceğini belirledikleri için, Yahudîler’e kraliyet koruması genellikle veriliyordu. (18)
■ İNGİLTERE’DEKİ İLK YAHUDÎ TOPLUMUNUN SOSYAL VE EKONOMİK KONUMLARI
Norman fethi ile beraber İngiltere Kralı Fatih I. William (1028 – 87) ülkede feodal bir sistem kurdu. Bu sayede ülkedeki tüm varlıklar resmî olarak kraliyete ait kılındı. Sonrasında kral bu geniş arazilerin başına lordlar koydu, ki bu lordlar krala karşı askerî ve ekonomik sorumluluklara ve yükümlülüklere tabiydi. Lordların altında, onlara ve yükümlülüklerine bağlı olan serfler gibi başka tebaalar da vardı. Tüccarlar, Yahudîler gibi sistemde özel bir statüye sahipti. Yahudîler, nüfûsun geri kalanının aksine, doğrudan kralın tebaası olarak ilan edildi. (19) Bu, Yahudî nüfûsu için ikircikli bir yasal konumdu, çünkü onlar belirli bir lorda bağlı değillerdi, ancak kralın kaprislerine tabiydiler ve bu ya avantajlı ya da dezavantajlı olabilirdi. Ardından gelen her kral, Yahudîler’e İngiltere’de kalma hakkı veren bir kraliyet tüzüğünü resmen gözden geçirdi.
Başlangıçta Yahudîler’in statüsü kesin olarak belirlenmemişti. Tüm Yahudîler’in kralın malı olduğu şeklindeki kıta ilkesini uygulamaya koymak için bir girişimde bulunuldu ve Kral I. Henry Beauclerc (1068 – 1135)’in emriyle “Leges Edwardi Confessoris” (Günâh Çıkarıcı Edward Kanunları) olarak adlandırılan bazı el yazmalarına bu yönde bir madde eklendi. (20) Ancak I. Henry’nin hükümdarlığı sırasında (1100 – 35), Londra (İng. London)’nın başhahamı Joseph (? – ?) ve tüm takipçilerine bir kraliyet imtiyazı verildi. Bu tüzük uyarınca, Yahudîler’in ücret ödemeden ülke içinde dolaşmasına, mal ve mülk alıp satmasına, rehin mülklerini bir yıl bir gün tuttuktan sonra satmasına, akranları tarafından yargılanmasına, mahkemede yemin etmesine ve “İncil” yerine “Tevrat”a ağırlık vermelerine izin veriliyordu. Bir Yahudî’nin yemininin, 12 Hristiyan’ın yeminine karşı geçerli olması hasebiyle, malî konularda İngiltere Kralı’nı temsil etmeleri nedeniyle özel bir ağırlık atfedildi. Şartın 6. maddesi özellikle önemliydi: Yahudîler’e, sanki kralın kendi mülküymüş gibi, krallık içinde hareket etme hakkı veriyordu (“sicut res propriæ nostræ”). (21) I. Henry Beauclere dönemine kadar Yahudîler’in hukukî konumlarıyla ilgili bir çalışma yapılmamıştır. O, çıkardığı ilk tüzük ile birlikte onlara hukukî bir zemin sunmuştur. Yahudîler’le ilgili yapılan sonraki düzenlemelerde bu tüzük dikkate alınmış ve Ortaçağ İngiltere Yahudîliği’nin temel özgürlüklerini dile getiren bir belge olarak kalmıştır. Günümüze ulaşmamış olan I. Henry’nin tüzüğü Yahudîler’e çok sayıda haklar sunmuştur. Yerleşim hakkı, ülke çapında serbest dolaşım hakkı, babalarından kalan mülke sahip olabilmeleri, normal geçiş ücretlerinden muaf tutulmaları, devlet memurlarının görevi kötüye kullanmalarından korunmaları, kralın mahkemesine ücretsiz başvurabilmeleri, kilise araçları ve kanlı giysiler dışında herşeyi rehin kabul edebilmeleri, teminat olarak alınan arazileri elde tutulabilmeleri, bir yıl ve bir gün boyunca itfa edilmeyen rehin malları satabilmeleri, mallarını serbestçe yanlarında götürebilmeleri bunların başında yer almaktadır. Ayrıca Yahudîler’e sadece kralın mahkemesinde ve içinde ikamet ettikleri kalelerin bekçileri tarafından düzenlenen mahkemelerde dâvâ açılabilmesi kararı alınmıştır. Yahudîler ve Hristiyanlar arasındaki dâvâlarda, her iki dîne mensup kişilerin şahîdliği ve Yahudî usûlüne göre yemin edilmesi hususunda hükümler konulmuştur. (22) Bazı tarihçiler, I. Henry’nin Yahudîler için bir tüzük çıkartmadığını ileri sürmüşlerdir. Ancak İngiltere’deki mahkeme kararları, I. Henry tarafından çıkarıldığı düşünülen tüzüğe âtıf yapmaktadır. (23)
İngiltere’deki Yahudîler, 1135 yılından önce Londra dışına yerleşmediler. (24)
Ekonomik olarak Yahudîler, ülkede kilit bir rol oynuyordu. O sıralar kilise, borç para vererek kâr sağlama uygulamasını kesin bir şekilde yasaklamıştı, Avrupa ekonomisindeki bu boşluğu da başka ekonomik sahalardan, sözgelimi Hristiyan loncalarının tekelinde olan her türlü sanat ve zanaat işlerinden menedildikleri için, Yahudîler dolduruyordu. (25) Çünkü kilise hukuku Yahudîler’e uygulanamazdı ve Musevîlik dîninin de Yahudîler ve Yahudî olmayanlar arasındaki borç para verme meselesine dair bir yasağı yoktu. Doğrudan tebaası olarak onların benzersiz statüsünden yararlanan kral ise Yahudî varlıklarını vergilendirme biçiminde ele geçirebilirdi. Parlamentoyu çağırmak zorunda kalmadan, istediği zaman Yahudîler’e ağır vergiler koyma hakkını da elinde bulunduruyordu. (26)
■ İNGİLTERE’DEKİ HRİSTİYAN – YAHUDÎ İLİŞKİLERİ NASIL BOZULMAYA BAŞLADI?
İngiltere’deki Hristiyan – Yahudî ilişkileri, 1144 tarihinden itibaren bozulmaya başladı. İngiltere Kralı Bloisli Stephen (1092 – 1154)’in Oxford’daki bir Yahudî adamın evini (bazı kayıtlara göre evsahibinin de içinde olduğu söyleniyor), kralın masraflarına katkı ödemeyi reddettiği için yakması döneminde. Yahudîler’e karşı kaydedilen ilk “kan iftirası” da bu sıralarda, 22 Mart 1144’te öldürülen Norwichli William (? – 1144) dâvâsında ortaya çıktı. (27) Almanya’da fanatik Hristiyanlar Yahudîler’e saldırırken, Yahudî tarihçilere göre İngiltere’de aynı korkunç sürecin yaşanması Kral Bloisli Stephen tarafından engellendi. (28)
Yahudîler’in şantajcı tefeciler olarak ün kazanması, onları hem kilise hem de genel halk arasında son derece sevilmeyen insanlar haline getirdi. Avrupa’da Yahudî karşıtı bir tutum yaygınken, Ortaçağ İngilteresi özellikle Yahudî karşıtıydı. (29) Yahudî’nin “Hz. İsa’dan nefret eden Şeytanî bir figür” olarak imajı yaygınlaşmaya başladı ve gezgin Yahudi hikâyeleri ve ritüel cinayet iddiâları gibi mitler, İngiltere’nin yanısıra İskoçya ve Galler’de de ortaya çıktı ve yayıldı. (30)
Bununla birlikte, I. Henry’den sonra Bloisli Stephen ile İmparatoriçe Matilda (1102 – 67) arasındaki iç savaş döneminin Yahudîler açısından zor geçtiği söylenebilir. Yahudîler her ne kadar İngiltere İç Anarşisi (1135 – 53)’nde tarafsız kalmaya çalıştılarsa da, bunun olumsuz etkilerinden kurtulamadılar. Örneğin 1141’de Matilda, Oxford’u ele geçirince Yahudîler’e yeni bir vergi koymuştur. Sonrasında bu şehir Stephen’in eline geçince bu kez O, Yahudîler’in Matilda’ya direnmemesinden dolayı aynı vergiyi üçbuçuk kat artırmıştır. Dahası, bu vergiye itiraz eden Yahudîler’in evleri ateşe verilmiştir. (31) Bunlardan daha kötüsü ise, Yahudilerin “ritüel cinayetleri” diye anılan bir dizi suçlamanın muhatabı olmaya başlamalarıdır. 1144’teki Paskalya arifesinde, 22 Mart 1144’te William adında genç bir derici çırağının cesedi Norwich yakınlarındaki bir ormanda bulundu. Monmouthlu Thomas (1149 – 72) adlı Benedikten keşişi, çocuğun Fısıh’ın ikinci gününde Yahudîler tarafından kurban edildiğiyle ilgili söylentiler yaydı. Sonradan kaleme aldığı eserinde, kapalı bir mekânda işkencenin veya ritüelin, sanki kendisi oradaymışçasına nasıl yapıldığıyla ilgili tafsilatlı bilgiler vermekten de geri durmamıştır. (32) Söylentiler daha da artınca, şehirde dînî bir coşku yaşanmaya başlanmış ve akabinde çocuğun gömüldüğü katedralde çeşitli mucizelerin görüldüğü iddiâ edilmiştir. (33) Suçlamalar o kadar zayıftırki, şerif, Yahudîler’in yargılanması talebine karşı çıktı. Akabinde, şerifin direnmesine rağmen Norwich Yahudîleri’nin bir kısmı öldürülürken, kalanları da farklı bölgelere göç etmek zorunda bırakılmıştır. Özellikle onlara borçlu olan soylular bu hareketin öncülüğünü yapmışlardır. (34)
İç savaşın sona ermesinden sonra İngiltere Kralı II. Henry Fitzempress (1133 – 89)’in uzun süren (1154 – 89) saltanatı sırasında, tüm İngiltereliler gibi Yahudîler de barışın tadını çıkardılar. Bu dönemde Londra dışındaki Yahudî yerleşimleri hızla artmış ve bu şehirlerin sayısı 20’yi geçmiştir. (35)
İngiltere Kralı, yürüttükleri ekonomik faaliyetler sırasında Yahudîler’i koruyup onları bir anlamda teşvik ederken, öte yandan onlardan istifade etmekten de geri durmamıştır. Büyükbabasının Yahudîler’i korumaya yönelik tüzüğünü onaylamakla kalmamış, bunu daha da genişleterek, kamu düzenine karşı işlenen suçlar dışında, İngiltere Yahudîleri’ne “Talmud” yasalarına göre iç yargı yetkisi sunmuştur. (36) Öyle ki Newburghlu William (1136 – 98) başta olmak üzere dönem tarihçileri, II. Henry’nin Yahudîler’e yaklaşımını sert bir şekilde tenkit etmişler ve bunların Hristiyanlar’a zarar verdiğini ileri sürmüşlerdir. (37) Ancak aynı dönemde kilise bile onlara hoşgörülü yaklaşmıştır. Nitekim Bury St. Edmunds Manastırı’nın yaptığı gibi Yahudîler’le birlikte çalışmaktan geri durmamışlardır. Bir yandan Yahudîler’den borç alırlarken, öte yandan onların tapularını ve paralarını muhafazâ edip, kargaşa dönemlerinde çocuklarıyla beraber onları korumuşlardır. (38)
Yahudîler açısından bu olumlu ortama rağmen halk nezdinde onlara yönelik şüpheci yaklaşım varlığını devam ettirdi. Gloucester’da Mart 1168’deki Fısıh Bayramı’nda, önde gelen bir Yahudî’nin çocuğunun sünnet düğününde Harold adında bir Hristiyan çocuğun işkenceyle öldürüldüğü, ardından Severn Nehri’ne atıldığı iddiâ edildi. Sonrasında 1181’de Bury St. Edmunds’ta ve 1183’te Bristol’da benzer söylentiler ortaya çıktı. Lakin Yahudîler’in Kraliyet korumasında olmalarından dolayı onlara yönelik Norwichli William olayındaki gibi saldırılar yapılamamıştır. (39)
1168 yılında II. Henry, Alman Kralı ve Kutsal Roma – Cermen İmparatoru I. Friedrich Barbarossa (1122 – 90) ile ittifak kurarken, Yahudîler’in önde gelen temsilcilerini ele geçirdi ve geri kalan 5000 Mark’ı vergilendirerek onları Normandiya’ya gönderdi. (40)
Dediğimiz gibi, II. Henry döneminde düzenin yeniden sağlanmasıyla Yahudîler faaliyetlerini yenilediler. Sonraki beş yıl içinde Londra’nın yanısıra Oxford, Cambridge, Norwich, Thetford, Bungay, Canterbury, Winchester, Newport, Stafford, Windsor ve Reading’de Yahudîler ikamet etmeye başladı. Ancak 1177 yılına kadar ölülerini Londra dışında başka bir yere gömmelerine izin verilmiyordu. Ülke geneline yayılmaları, kralın gerektiğinde onlardan yararlanabilmesini sağladı. (41)
Kısaca Strongbow olarak bilinen Leinster Lordu Richard de Clare (1130 – 76)’nin 1170 yılında İrlanda’yı fethi, Josce (? – ?) adındaki Gloucesterlı bir Yahudî tarafından finanse edildi. Buna göre kral, hoşnutsuzluğu altındaki kişilere borç verdiği için Josce’ye para cezası verdi. Ancak kural olarak II. Henry’nin Yahudîler’in malî faaliyetlerini hiçbir şekilde sınırlandırdığı görülmemektedir. İngiltere Yahudîleri’nin olumlu konumu, diğer şeylerin yanısıra, 1158’de İslam’ın egemenliği altındaki Endülüs’te yaşayan ve Ortaçağ’ın en seçkin Yahudî bilginlerinden biri olan filozof, astronom, hekim, dilbilimci ve şair Abraham ben Meir ibn Ezra (1092 – 1167)’nın ziyareti, 1181’de Ukraynalı Tevrat uzmanı Yahudî bilgin Çernigovlu İzak (? – ?)’ın ziyareti ve Fransa Kralı II. Philip Augustus (1165 – 1223) tarafından Fransa’dan sürgün edilen Yahudîler’in İngiltere’ye başvurması ile gösterildi. 1182 yılında, aralarında muhtemelen Parisli Talmud bilgini Judah ben İzak Messer Leon (1166 – 1224) da vardı. (42)
Bu ilk dalgaların ardından 12. yy’da özellikle Fransa’daki bazı gelişmeler, İngiltere’ye daha fazla Yahudî’nin göç etmesine sebep olmuştur. Örneğin 1171’de Blois’te Yahudî toplumuna yönelik “ritüel cinayet” işledikleriyle ilgili suçlama sırasında İngiltere’ye çok sayıda Yahudî gitmiştir. 9 Nisan 1182’de Fransa Kralı II. Philip Augustus’un Ile de France’ın bazı bölgelerindeki Yahudîler’i sürmesi de bu göçü teşvik etmiştir. Muhtemelen bu sürgün kararının üzerine bir de Normandiya’nın 1206’da Fransızlar’ın eline geçmesi buradaki Yahudîler’i tedirgin etmiş ve onların İngiltere’ye yerleşmelerine sebep olmuştur. (43)
Bu son olay, Ortaçağ’da Kıta Avrupası’ndan Britanya’ya yönelik son büyük göç hareketi olmuştur. Sonraki süreçte Britanya’daki baskıların artması neticesinde az da olsa tersine hareketler yaşanmıştır.
■ HAÇLI SEFERLERİ VE İNGİLTERE’DEKİ YAHUDÎLER
Ancak 1186 yılında, İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komutanı kabul edilen Kürt lider Selahaddîn Eyyubî ya da tam adıyla Melik’un- Nasr Bavê Muzaffer Selahaddîn Yusuf Kurê Necmeddîn Eyyubî el- Şadî el- Kurdî (1138 – 93)’ye karşı yapılan Haçlı Seferi (1187 – 88) için ülkenin geri kalanından vergi ödemesini istediğinde, Yahudî menkul kıymetlerinin dörtte birini talep ettiler. Ondalık 70.000 Sterlin (£), çeyrek ise 60.000 Sterlin (£) olarak hesaplandı. Bununla birlikte tüm tutarın bir kerede ödenmesi pek olası değildi, çünkü yıllar boyunca Yahudîler’den gecikme faizi borçlarının ödenmesi talep edilmiştir. (44)
Şüphesiz kralın Yahudîler’i koruması boşuna değildi ve ekonomik açıdan onlardan sonuna kadar istifade etmekteydi. Bunlardan en dikkat çekeni, Lincolnlü Yahudî finansçı Aaron (1125 – 86)’un 1186’da ölümünden sonra, kralın O’nun tüm mülküne el koymasıdır. Aslında Yahudîler’in kralın mülkü oldukları anlayışından dolayı bu karar yasal olmakla birlikte pek tatbik edilmemekteydi. Fakat Fransa Kralı II. Philip Augustus (1165 – 1223)’a karşı yürüttüğü savaşta kaynağa ihtiyaç duyan İngiltere Kralı II. Henry Fitzempress (1133 – 89), o dönem belki de İngiltere’nin en zengini (45) olan Lincolnlü Aaron’un mülküne el koyarak bunu çözmek istemiştir. Aaron’un ölümü üzerine, ister Yahudî ister Hristiyan olsun, tefecilikle elde edilen tüm mallar kralın eline geçti. Mülk, İngiliz ilçelerine dağılmış yaklaşık 430 borçlunun 15.000 £ borcunu içeriyordu. Bu borçların takibi ve tahsili için 1187’de Kraliyet Maliyesi’nde “Scaccarium Aaronis” (Aaron’un Maliyesi) olarak bilinen özel bir bölüm oluşturuldu. (46) İlginçtir ki Aaron’un menkul varlıklarını Fransa’ya taşıyan gemi, Şubat 1187’de Manş Denizi’nde batmıştır. Kralın eline geçmiş olan bu nakit hazinesi de gemi kazasında kaybolmuştur. (47)
İngiltere Kralı II. Henry, Yahudîler’i sömürme konusunda her fırsatı değerlendirmiştir. 1188’de hazırlanacak olan III. Haçlı Seferi’ni finanse etmek için, kendisine karşı savaşacağı büyük Kürt sultan Selahaddîn Eyyubî’nin adını taşıyan meşhur “Selahaddin Ondalığı” isimli bir vergi talep etmiştir. Fakat Hristiyanlar’dan onda bir oranında istenilen vergi, Yahudîler’den dörtte bir oranında tahsil edilmiştir. (48)
Bu dönemde Yahudîler, dîn adamları dahil olmak üzere, Yahudî olmayan komşularıyla iyi ilişkiler içinde yaşıyorlardı. Kiliselere serbestçe giriyorlardı ve kargaşa zamanlarında manastırlara sığınıyorlardı. Bazı Yahudîler gösterişli evlerde yaşadılar ve çok sayıda katedral ve manastırın inşâsına yardım ettiler. Ancak II. Henry’nin saltanatının sonuna gelindiğinde, üst sınıfların kötü niyetine maruz kalmışlardı ve Haçlı Seferleri’nin de etkisiyle Yahudî karşıtı duygular ülke çapında daha da yayıldı. (49)
Bazı olumsuzluklara rağmen, II. Henry döneminin, Ortaçağ İngiltere Yahudîleri’nin en rahat oldukları dönem olduğu söylenebilir. Bununla birlikte haçı eline alan II. Henry’nin son dönemlerinden itibaren III. Haçlı Seferi’nin hazırlıkları sırasında dînî fanatizmin arttığı ortam, Yahudî karşıtlığına zemin hazırladı.
İngiltere ilk iki Haçlı Seferi’ne kısmen dahil olmuşken, III. Haçlı Seferi’nin baş aktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. (50) II. Henry, Haçlı Seferi sözünü yerine getiremeden ölünce, aynı misyonu sürdürmekte kararlı olan halefi Aslan Yürekli I. Richard (1157 – 99) döneminde bu ortam daha da artmıştır. (51) Öyle ki daha Aslan Yürekli Richard’ın tahta çıkışı sırasında olumsuzluklar kendisini göstermiştir. 3 Eylül 1189’da Westminster’deki taç giyme merasiminde “uğursuzluk getirecekleri” düşüncesiyle kadınların ve Yahudîler’in törene katılması yasaklandı. Fakat bir grup Yahudî, I. Henry’nin uygulamaya koyduğu ve II. Henry’nin de tasdik ettiği tüzüğün yeni kral tarafından tanınması umuduyla hediyelerle birlikte salonun kapısına geldiler. İçeri alınmamaları üzerine yaşanan kargaşada, görevliler bazı Yahudîler’i darp edince olaylar büyüdü ve bütün Londra’da huzursuzluklar başgösterdi. Devamında kralın “Yahudîler’in yok edilmesi hususunda talimat verdiği” şeklinde söylentiler yayılmıştır. Bir süre sonra Yahudîler’in evleri yakıldı ve bazıları katledildi. Bir kısmı Londra Kulesi’ne, bir kısmı da kendilerine yakın duran Hristiyan komşularına sığınarak bu saldırılardan kurtulabilmişlerdir. (52)
Dönemin İngiliz kronik yazarı Richard of Devizes (1150 – 1200), yaşanan vahşetten keyif aldığını saklamayan bir üslûpla olayı şu şekilde nakletmiştir: “Taç giyme töreninin olduğu gün Londra’da Yahudîler, Şeytan olan babaları (atalarının günâhı) için kurban edilmeye başlandı. Bu o kadar uzun sürdü ki, neredeyse sonraki gün de devam edecekti. Krallığın diğer şehirleri de Londra’nın inancını sadakatle taklit ettiler ve ‘kan emicilerini’ Cehennem’e gönderdiler.” Devamında da, Winchester’da Yahudîler’e karşı yeterince sert davranılmamasını “…yumuşak davrandılar ve parazitlerini bağışladılar” diyerek tenkit etmiştir. (53)
Dönemin kronik yazarlarından olan İngiliz rahip Roger of Wendover (? – 1236)’in bildirdiğine göre, gelişmeleri duyan İngiltere Kralı I. Richard, Yahudîler’e yapılan saldırıları kendisine yapılmış bir hakaret olarak addetmiş ve bir tahkikat yaptırmıştır. Lakin anlaşıldığı kadarıyla kayda değer bir sonuç çıkmamıştır. Çünkü yağmacıların önde gidenlerinden üçü asılmış, ancak onlardan biri olaylar sırasında Hristiyanlar’a saldırmış olmasından, diğer ikisi ise çıkardıkları yangınların Hristiyanlar’ın evlerini yakmasından dolayı cezalandırılmışlardır. Bunun dışında kral, ülke genelinde Yahudîler’in rahat bırakılmasını emretmekten başka birşey yapmamıştır. (54)
Aralık 1189’da İngiltere Kralı I. Richard, Kıta Avrupası’na geçip Haçlı Seferi hazırlıklarına devam ederken, İngiltere genelinde, “paynim” dedikleri Hristiyan-dışı halka yönelik öfke ve nefret artmaktaydı. Hristiyanlar dışarıda “Müslüman kâfirlere” karşı sefere hazırlanırken, içeride de “Yahudî kâfirler”in taştan yapılma lüks evlerinde haksız şekilde kazandıkları zenginliklerinin keyfini huzurla sürdüklerini iddiâ etmekteydiler. Hz. İsa (as)’nın çarmıha gerilmesinin intikamının alınmasının gerekliliğine inanılmakta ve tek bir “paynim”in öldürülmesinin bile en katı günahkâr için dahi Cennet’in kazanılmasına yeteceğine dair yaygın bir inanç oluşmaktaydı. (55)
Bu tablo Birinci ve İkinci Haçlı Seferi’nde Kıta Avrupası’nda da çok görülmüştür. Fransa’dan Macaristan’a kadar tüm Orta Avrupa’da, “kutsal topraklara” gitmek için biraraya gelen Hristiyan çeteler Yahudîler’e saldırmış, onlara ya vaftiz olmalarını veya ölmelerini teklif etmişlerdir. (56)
Haçlılar açısından Yahudîler ile Müslümanlar arasında pek bir fark yoktur. Bu yüzden “Tanrı’nın yurtdışındaki düşmanlarıyla” savaşmak amacıyla evlerinden ve mülklerinden ayrılmadan önce, “yakınlarındaki düşmanları” öldürmeleri veya dönüştürmeleri daha kolaylarına gelmekteydi.
■ YORK 1190: İNGİLTERE TARİHİNİN EN KORKUNÇ YAHUDÎ KATLİÂMI
Dünyadaki ve İngiltere topraklarındaki bu sancılı süreç ve gergin ortam dînsel fanatizmi doğurmuş, dînsel fanatizm de bir dizi şiddet olaylarına yol açmıştır.
Şubat 1190’da Norfolk’taki Lynn Limanı’nda Musevîlik’ten Hristiyanlık’a geçmiş bir kişi, eski dîndaşlarının saldırısı üzerine bir kiliseye sığınmıştır. Yahudîler’in onu takip etmesi üzerine olaylar büyüyünce halk Yahudîler’e saldırmış ve evlerini yağmalamıştır. Bu süreçte denizaşırı ülkelerden gelen genç denizciler ve tüccarlar, öldürme ve yağmalamada daha gayretliyken, yerel halk “kral korkusuyla” biraz daha temkinli davranıyordu. (57)
Birkaç gün sonra haberler, doğudaki en önemli şehirlerden Norwich’e ulaştı. Haçlı Seferi’ne çıkmak için tedarikte zorlanan Hristiyanlar, “Hz. İsa’yı çarmıha germiş olan Yahudîler’in” zenginliklerine karşı öfke duymaktaydılar. 7 Mart 1190’da doruğa ulaşan kargaşa sırasında bir kaleye sığınan çok sayıda Yahudî katledilmiş, evleri yağmalanmış ve mülklerine el konulmuştur 7 Mart 1190’daki Stamford Fuarı’nda pekçok Yahudî katledildi ve 18 Mart’ta da Bury St. Edmunds’ta 57 Yahudî öldürüldü. Lincoln Yahudîleri ancak kaleye sığınarak kendilerini kurtarabildiler. (58)
Sık görülen “kan iftirası” vak’alarında, Yahudîler’in çocukları avlayarak kanlarını aldığını ve çocukların kanlarını Fısıh Bayramı’ndan önce “mayasız matsa” yapmak için kullandıkları söylenirdi. (59) Haçlılar Üçüncü Haçlı Seferi için ayrılmaya hazırlanırken, dînsel fanatizm birçok anti-Hristiyan olayıyla sonuçlandı. Yahudî cemaatinin lideri Yorklu Josce (? – 1190), yerel Yahudî ailelerini kraliyet kalesine götürdü ve burada York şehrindeki ahşap kaleye sığındılar. Kalabalık kaleyi kuşattı ve polis memuru durumu tartışmak için kaleyi terkettiğinde, Yahudîler kalabalığın girmesinden ya da şerife teslim edilmekten korktukları için O’nun tekrar içeri girmesine izin vermediler. Polis memuru şerife başvurdu, kendi adamlarını çağırdı ve kaleyi kuşattı. Kuşatma, Yahudîler’in konumunun savunulamaz hale geldiği 16 Mart’a kadar devam etti. (60)
Saldırıların belki de en kötüsü York şehrinde yaşandı. Güneydeki salgın haberlerini duyan Richard Malebysse (1155 – 1209) adlı hukukçu başta olmak üzere, Yahudîler’e borcu olan yerel baronların yönlendirmesiyle Yahudî toplumu hedef alındı. (61) Olaylarda çok sayıda Yahudî’nin evi yakılmış ve malları yağmalanmıştır. O geceki saldırılardan kurtulan Yahudîler, sabahleyin değerli eşyalarıyla birlikte yakınlarındaki Clifford Kulesi’ne sığınmışlar ve kale muhâfızı da onları korumak için elinden geleni yapmıştır. York’taki Yahudîler’in lideri Yorklu Josce, York Kalesi müdüründen, onları eşleri ve çocuklarıyla birlikte kabul etmesini istedi ve Clifford Kulesi’ne kabul edildiler. Ancak bu sırada kalenin dışında toplanan halk, Yahudîler’e Hristiyan olup vaftiz olmalarını, aksi takdirde öldürüleceklerini bildirmiştir. Clifford Kulesi, Hristiyan çeteler tarafından kuşatıldı. Kalede mahsur kalan Yahudîler’e, dînî liderleri Haham Rabbi Yom Tov ((? – 1190) tarafından dîn değiştirmek yerine kendilerini öldürmeleri tavsiye edildi. Haham Rabbi Yom Tov, çeteler tarafından öldürülmemek için toplu bir intihar eylemi önerdi ve ölümlerinden sonra vücûtlarının parçalanmasını önlemek için kale ateşe verildi. Birkaç Yahudî alevler arasında can verdi ama çoğunluk kalabalığa teslim olmak yerine kendi canına kıydı. Ancak bir avuç Yahudî, Hristiyanlık’a geçme sözü vererek teslim oldu, ancak onlar da öfkeli kalabalık tarafından öldürüldüler. (62) Yorklu Josce, karısı Anna (? – 1190)’yı ve iki çocuğunu öldürerek işe başladı ve ardından Haham Yom Tov tarafından öldürüldü. Yom Tov ve Josce ahşap kaleyi ateşe verip kendilerini öldürmeden önce her ailenin babası, karısını ve çocuklarını öldürdü. Kendini öldürmeyen bir avuç Yahudî yangında öldü ya da isyancılar tarafından öldürüldü. (63) Katliâm bittikten sonra saldırganlar, Yahudîler’in tahvillerinin saklandığı katedrale gitmişler ve oradaki bütün evrakları yakarak asıl maksatlarına ulaşmışlardır. (64)
Katliâmda toplamda 150 civarında Yahudî öldü. Kale, 207 Sterlin (£) maliyetle yüksekliği 4 m yükseltilen kalenin üzerine yine ahşap olarak yeniden inşâ edildi. (65)
O sırada Haçlı Seferi hazırlıklarını Fransa’da tamamlamakta olan İngiltere Kralı Aslan Yürekli I. Richard (1157 – 99) yaşananları duymuş ve hem kendi tesis ettiği barışın bozulmasına hem de Yahudîler’in mülküne el konulmasına öfkelenmiştir. Çünkü Yahudîler’in mülkü kralın koruması altında ve bir Yahudî öldüğünde mülkünün üçte biri krala kalmaktaydı. Bu durumda dolaylı olarak kralın müstakbel mülkü yağmalanmış olmaktaydı ki bu kabul edilebilir birşey değildi. Nitekim Kral I. Richard, Ely Piskoposu William de Longchamp (? – 1197)’ı olayları soruşturması için görevlendirmiştir. Tahkikat sırasında Yorklular sorumluluklarını reddederken, olayın elebaşı durumundaki baronlar ise çoktan İskoçya’ya kaçmışlardır. Tespit edilen sorumlulara para cezası kesilmiş ve bölge şerifi görevden alınmıştır. Bu arada en çok cezanın William de Longchamp’ın rakiplerine verilmesi dikkati çekmiştir. (66) İngiltere Kralı Aslan Yürekli I. Richard ile arasında sorunlar bulunan Alman Kralı ve Kutsal Roma – Cermen İmparatoru VI. Heinrich (1165 – 97), III. Haçlı Seferi sonrasında O’nu yolda alıkoymuş ve kurtulması için İngilizler’den 100.000 £ fidye talep etmiştir. Bu ağır ödemenin yapılabilmesi uğruna her yolu deneyen İngilizler, faturanın fazlasını yine Yahudîler’e kesmişler ve onlardan 5000 Mark istemişlerdir. Bu, Londra şehrinin katkısının üç katından fazlaydı. Ancak toplanılan rakam talep edilenin sadece yarısına ulaşmıştır. (67) Sözkonusu verginin toplanması için başlatılan çalışmalar “Northampton Donum” denilen bir belgede kayıt altına alınmıştır. Bu belge Anglo-Yahudî tarihi açısından oldukça önemli kabul edilmektedir. (68)
İngiltere Kralı I. Richard, dönüşünde, taç giyme töreninden sonra meydana gelen salgınlar nedeniyle Yahudîlik’in evrensel mirasçısı olarak elde ettiği haklardan artık mahrum kalmamalarını sağlamak için, Yahudî toplumunu örgütlemeye karar verdi. Buna göre I. Richard, 1194 yılında, Yahudîler’in tüm işlemlerinin kayıtlarının kraliyet yetkilileri tarafından tutulması gerektiğine ve bu kayıtlar olmadan bu tür işlemlerin yasal olmayacağına karar verdi. Her borç, bir kısmı Yahudî alacaklı tarafından tutulacak, diğer kısmı ise yalnızca özel görevlilerin erişebileceği bir sandıkta saklanacak olan bir “chirograph”a girilecekti. Bu sayede kral, ülkedeki herhangi bir Yahudî’nin malvarlığını her zaman tespit edebilirdi. Bu şekilde, bir Yahudî’nin elinde bulunan tahvilin hiçbir şekilde yok edilmesi, alacaklıyı borçlarından kurtaramazdı. Bu “Ordinance of the Jewry” (Yahudî Nizamnamesi) pratikte, İngiltere Yahudîleri’nin tüm işlemlerini İngiltere Kralı tarafından vergiye tabi kılan Yahudî Maliye Dairesi’nin başlangıcıydı. Böylece kral, tüm maliyede uyuyan bir ortak haline geldi. Kral ayrıca, mahkemelerin yardımıyla Yahudîler tarafından geri alınan tüm meblağın % 10’u olan “pound” başına iki “bezant” talep etti. Bu noktada Yahudîler, Yahudî olmayan vatandaşlarla aynı hakların çoğuna sahipti. Bununla birlikte, kredileri hukuken geri alınabiliyordu; halbuki Hristiyan tefeci orijinal kredisinden fazlasını geri alamıyordu. Kral ve saraylarıyla doğrudan ilişki içindeydiler; ancak bu, boru rulolarında sıklıkla örneklendiği gibi, kralın onlardan vergi alma veya paralarını geri ödemeden alma konusunda keyfî bir yetkisi olduğu anlamına gelmiyordu. (69)
İngiltere Kralı Aslan Yürekli I. Richard, Yahudîler’e karşı olumsuz tavrını sürdürmekle birlikte, onların faaliyetlerini yürütmesinden memnundu. Dahası, zengin Yahudîler’in İngiltere’yi yurt edinmeleri için babası ve dedesi gibi 1194’te onlara bazı imtiyazlar sunmuştur. Şimdiye kadar yaptıkları gibi toprağı ellerinde tutmalarına izin verilmiş, mirasçılarının alacaklarını tahsil etmeleri sağlanmış, istedikleri yere gidebilmeleri hususunda ruhsat verilmiş ve geçiş ücretlerinden muaf tutulmuşlardır. Yargılamalarının yine kralın görevlendirdiği kişiler tarafından yapılmasına karar verilmiştir. (70) Yahudîler’in kendi yargı yetkisine sahip olmalarına izin verildi ve onların üç yargıçla tartıştıklarına dair kanıtlar da var. Cemaatin “parnas” (başkan)’ına, “gabbai” (sayman)’sine, kâtiplere ve “chirographer”lara âtıfta bulunulmaktadır. Eksiksiz bir eğitim sistemi de o dönemde moda olmuş gibi görünüyor. (71)
Yahudî cemaatinin başına “İngiltere’deki tüm Yahudîler’in hahamı” olarak bilinen bir hahambaşı getirildi. Yahudî hahambaşı gerçekten de bir dereceye kadar kraliyet görevlisiydi ve Yahudî hukuku konusunda Yahudî Maliye Bakanlığı’na danışmanlık görevini üstleniyordu. Çünkü İngiliz hukuk sistemi, Yahudî hukukunun geçerliliğini kendi özel alanında olduğu kadar kabul ediyordu. 13. yy’da altı hahambaşının olduğu biliniyor: Londralı Jacob (1199’da yeniden atandı), Londralı Josce (1207), Yorklu Aaron (1237), Londralı Elyas (1243), Hagin fil Cresse (1257) ve Cresse fil Mosse. (72)
– – – – –
(*) “Britanya’daki Yahudîler Dosyası”na seyahatnamenin bir sonraki bölümünde devam edeceğiz.
sediyani@gmail.com
DİPNOTLAR:
(1): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 4, Clarendon Press, Oxford 1964
(2): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903 / Andrew P. Scheil, The Footsteps of Israel: Understanding Jews in Anglo-Saxon England, University of Michigan Press, Ann Arbor 2004
(3): Joseph Jacobs, age
(4): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 4, Clarendon Press, Oxford 1964
(5): Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 346, Clarendon Press, Oxford 2000
(6): William of Malmesbury, Chronicle of the Kings of England: From the Earliest Period to the Reign of King Stephen, s. 338, Henry G. Bohn Publishing, Londra 1847
(7): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903 / Paul Johnson, A History of the Jews, s. 208, Harper & Row Publishing, New York 1987
(8): Joe Hillaby – Caroline Hillaby, The Palgrave Dictionary of Medieval Anglo-Jewish History, s. 374 – 378, Palgrave Macmillan Publishing, Basingstoke 2013
(9): Bernard Glassman, Antisemitic Stereotypes Without Jews: Images of the Jews 1290 – 1700, s. 14, Wayne State University Press, Detroit 1975
(10): William D. Rubinstein, A History of the Jews in the English-Speaking World: Great Britain, s. 36, Macmillan Press, New York 1996
(11): Richard Huscroft, Expulsion: England’s Jewish Solution, s. 76 – 77, Tempus Publishing, Stroud 2006 / Joe Hillaby – Caroline Hillaby, The Palgrave Dictionary of Medieval Anglo-Jewish History, s. 374 – 378, Palgrave Macmillan Publishing, Basingstoke 2013
(12): Richard Britnell – Bruce Campbell, A Commercialising Economy? England 1000 – 1300, Robert C. Stacey, “Jewish Lending and the Medieval English Economy”, s. 101, Manchester University Press, Manchester 1994 / Robin R. Mundill, The King’s Jews, s. 25 ve 42, Continuum Publishing, Londra 2010 / Sholom A. Singer, The Expulsion of the Jews from England in 1290, The Jewish Quarterly Review, sayı 55, s. 118, Ekim 1964, https://www.jstor.org/stable/1453793?origin=crossref
(13): Paul Hyams, The Jewish Minority in Mediaeval England (1066 – 1290), Journal of Jewish Studies, sayı 25, s. 291, Nisan 1974, https://www.liverpooluniversitypress.co.uk/doi/10.18647/682/JJS-1974
(14): Robin R. Mundill, The King’s Jews, s. 4, Continuum Publishing, Londra 2010
(15): Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 358, Clarendon Press, Oxford 2000
(16): Robin R. Mundill, The King’s Jews, s. 4, Continuum Publishing, Londra 2010
(17): Joe Hillaby – Caroline Hillaby, The Palgrave Dictionary of Medieval Anglo-Jewish History, s. 22, Palgrave Macmillan Publishing, Basingstoke 2013
(18): İbrahim Sediyani, Güneş’in Batmadığı İmparatorluğa Mezopotamya Güneşi’ni Taşıyorum Viking Bilgelerin Desteğiyle – 11, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 15, bölüm 11, İngiltere ve Galler gezisi, 9 Nisan 2024
(19): Bernard Glassman, Antisemitic Stereotypes Without Jews: Images of the Jews 1290 – 1700, Wayne State University Press, Detroit 1975
(20): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(21): age
(22): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 6, Clarendon Press, Oxford 1964 / Henry Gerald Richardson, The English Jewry Under Angevin Kings, s. 109, Methuen & Co. Publishing, Londra 1960
(23): Gerald Richardson, age, s. 111
(24): Joe Hillaby – Caroline Hillaby, The Palgrave Dictionary of Medieval Anglo-Jewish History, s. 23, Palgrave Macmillan Publishing, Basingstoke 2013
(25): Gideon Reuveni – Sarah Wobick-Segev, The Economy in Jewish History: New Perspectives on the Interrelationship between Ethnicity and Economic Life, s. 8, Berghahn Books, New York 2010
(26): William D. Rubinstein, A History of the Jews in the English-Speaking World: Great Britain, Macmillan Press, New York 1996
(27): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(28): age
(29): William D. Rubinstein, A History of the Jews in the English-Speaking World: Great Britain, Macmillan Press, New York 1996
(30): Bernard Glassman, Antisemitic Stereotypes Without Jews: Images of the Jews 1290 – 1700, Wayne State University Press, Detroit 1975
(31): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 8, Clarendon Press, Oxford 1964
(32): Thomas of Monmouth – Augustus Jessopp – Montague Rhodes James, The Life and Miracles of St. William of Norwich, s. 19 – 20, Cambridge University Press, Cambridge 1896
(33): age, s. 50
(34): Lionel Barnett Abrahams, The Expulsion of the Jews from England in 1290, The Jewish Quarterly Review, sayı 7, s. 81, Ekim 1894, https://www.jstor.org/stable/1450332?seq=1
(35): Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 346, Clarendon Press, Oxford 2000
(36): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 10, Clarendon Press, Oxford 1964
(37): William of Newburgh, Historia Rerum Anglicarums, s. 280, Longman & Co. Publishing, Londra 1884
(38): Jocelin of Brakelond, Chronicle of the Abbey of St. Edmunds, s. 15, Alexander Moring the de La More Press, Londra 1903
(39): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 13, Clarendon Press, Oxford 1964
(40): Gervase of Canterbury, The Chronicle of the Reigns of Stephen, Henry II and Richard I., s. 205, Longman Publishing, Londra 1879
(41): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(42): age
(43): Robin R. Mundill, The King’s Jews, s. 10, Continuum Publishing, Londra 2010 / Joseph Jacobs, age
(44): Joseph Jacobs, age
(45): Robert Chazan, The Jews of Medieval Western Christendom (1000 – 1500), s. 159, Cambridge University Press, Cambridge 2006
(46): Gerald Richardson, The English Jewry Under Angevin Kings, s. 117, Methuen & Co. Publishing, Londra 1960 / Robin R. Mundill, The King’s Jews, s. 21, Continuum Publishing, Londra 2010 / Robert Chazan, age
(47): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903 / Robin R. Mundill, age, s. 27
(48): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 17, Clarendon Press, Oxford 1964
(49): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(50): Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 358, Clarendon Press, Oxford 2000
(51): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 18, Clarendon Press, Oxford 1964
(52): Roger of Hoveden, The Annals, Comprising The History of England and of Other Countries of Europe from AD 732 to AD 1201, “The Persecution of Jews, 1189”, Fordham University Press, Bronx 1189 / Walteri de Hemingburgh, Chronicon, cilt 2, s. 138 – 139, Bentley & Fley Publishing, Londra 1849 / Roger of Wendover, Flowers of History, cilt 2, s. 81, Bohn Publishing, Londra 1849 / Lionel Barnett Abrahams, The Expulsion of the Jews from England in 1290, The Jewish Quarterly Review, sayı 7, s. 82, Ekim 1894, https://www.jstor.org/stable/1450332?seq=1
(53): Richard of Devizes, The Chronicle, s. 5, Bohn Publishing, Londra 1841
(54): Roger of Wendover, Flowers of History, cilt 2, s. 81, Bohn Publishing, Londra 1849
(55): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 20, Clarendon Press, Oxford 1964
(56): Lionel Barnett Abrahams, The Expulsion of the Jews from England in 1290, The Jewish Quarterly Review, sayı 7, s. 79, Ekim 1894, https://www.jstor.org/stable/1450332?seq=1
(57): Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 358, Clarendon Press, Oxford 2000
(58): Roger of Wendover, Flowers of History, cilt 2, s. 89, Bohn Publishing, Londra 1849 / William of Newburgh, Historia Rerum Anglicarums, s. 310, Longman & Co. Publishing, Londra 1884
(59): William D. Rubinstein, A History of the Jews in the English-Speaking World: Great Britain, Macmillan Press, New York 1996
(60): İbrahim Sediyani, Güneş’in Batmadığı İmparatorluğa Mezopotamya Güneşi’ni Taşıyorum Viking Bilgelerin Desteğiyle – 11, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 15, bölüm 11, İngiltere ve Galler gezisi, 9 Nisan 2024
(61): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 22, Clarendon Press, Oxford 1964
(62): İbrahim Sediyani, Güneş’in Batmadığı İmparatorluğa Mezopotamya Güneşi’ni Taşıyorum Viking Bilgelerin Desteğiyle – 11, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 15, bölüm 11, İngiltere ve Galler gezisi, 9 Nisan 2024
(63): Ephraim of Bonn, The York Massacre, 1190 / Heinrich Graetz, History of the Jews, cilt 3, s. 409 – 416, The Jewish Publication Society of America Publishing, Philadelphia 1902 / Lawrence Butler, Clifford’s Tower and the Castles of York, s. 15, English Heritage, Londra 1997 / Christoph T. Maier – Stephen Church, Crusaders and Jews: The York Massacre of 1190 Revisited, Anglo-Norman Studies XLIV: Proceedings of the Battle Conference 2021, s. 105 – 120, Boydell & Brewer Publishing, Martlesham 2022 / İbrahim Sediyani, age
(64): Roger of Wendover, Flowers of History, cilt 2, s. 90, Bohn Publishing, Londra 1849 / Rogeri de Houedene, Chronica, cilt 3, s. 33 – 34, Longman & Trubner Publshing, Londra 1870 / Radulphi de Coggeshall, Chronicon Anglicanım, s. 27, Longman & Trubner Publshing, Londra 1875 / Robert Bartlett, England Under the Norman and Angevin Kings, s. 359, Clarendon Press, Oxford 2000
(65): 1190 York Yahudî Katliâmı ile ilgili tüm kaynaklar / ayrıca bkz. İbrahim Sediyani, age
(66): Cecil Roth, A History of the Jews in England, s. 26, Clarendon Press, Oxford 1964
(67): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903 / Gerald Richardson, The English Jewry Under Angevin Kings, s. 164, Methuen & Co. Publishing, Londra 1960
(68): Isaac Abrahams – Hilary Jenkinson, The Northampton “Donum” of 1194, cilt 1, Miscellanies of the Jewish Historical Society of England, Londra 1925
(69): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(70): Lionel Barnett Abrahams, The Expulsion of the Jews from England in 1290, The Jewish Quarterly Review, sayı 7, s. 79, Ekim 1894, https://www.jstor.org/stable/1450332?seq=1
(71): Isidore Singer, The Jewish Encyclopedia, cilt 5, Joseph Jacobs, “England”, s. 161 – 174, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1903
(72): age
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 15
Clifford Kulesi, 5 Ağustos 2023