Suriye’yle Normalleşme Çabası ve Sığınmacılara Öfke: İktidarı 11 Yıl Önce Uyaran Aydınlar, Haklı Çıkmaya Devam Ediyor

Parveke / Paylaş / Share

Bundan 11 yıl önce, 3 Eylül 2013’te, 33 aydın “Suriye’de 3. Yol Mümkün” başlıklı bir bildiriye imza attı. Yaşananlar, bu bildiriye imza atanları haklı çıkarmaya devam ediyor.

 

     Bundan 11 yıl önce, 3 Eylül 2013’te, 33 aydın “Suriye’de 3. Yol Mümkün” başlıklı bir bildiriye imza attı. İktidarın Suriye politikasını eleştiren, barış görüşmelerine başlanması çağrısında bulunan aydınlar o dönem iktidar medyasında linç edildi, hedef gösterildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünlerdeki Suriye’yle normalleşme çabası, Kayseri olaylarıyla yeni bir boyuta geçen sığınmacılara yönelik şiddet ve Suriye’nin Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerinde yaşananlar, bu bildiriye imza atanları haklı çıkarmaya devam ediyor.

     İşte bildirinin tam metni ve imzacı listesi:

     “Onyıllardan beri diktatörlüğün baskıları altında yaşayan Suriye halkının, özgürlük ve adalet talebi ile başlattığı barışçıl gösteriler, sabote edilerek, ülke kısa sürede kanlı hesaplaşmalar ve vekâleten savaşların arenası haline getirilmiştir. Suriye’de iki yılı aşkın bir süreden beri devam eden acımasız iç savaş, 100.000 insanın hayatını kaybetmesine, milyonların mülteci durumuna düşmesine neden olmuştur.

     Şimdi de sorunun dışarıdan yapılacak bir askerî operasyonla çözüleceği iddiâsı ile karşı karşıyayız. Bu iddiâ inandırıcılıktan yoksundur; muhtemel bir müdahale masumların ölmesini durdurmayacak, aksine bölgedeki yangını büyütecek, kaosu daha da derinleştirecektir.

     Silahlı müdahalenin ve işgalin çözüm olmadığını bir milyona yakın insanın öldüğü Irak’ta bütün çıplaklığı ile gördük. Bunca kayıp ve yıkıma rağmen, ülkede kalıcı barış sağlanamamıştır. Bugün Irak, kimlik ve mezhep temelinde bölünmüş, parçalanmış, alt yapısı tahrip edilmiş, kaynakları yağmalanmış, her gün onlarca insanın patlayan bombalarla hayatını kaybettiği bir ülkedir. Yine küresel güçlerin müdahale ettiği Afganistan ve Libya’da durum pek farklı değildir. Askerî darbe ile seçilmiş yönetimin devrildiği Mısır da bir belirsizliğe doğru sürüklenmektedir.

     Henüz kim tarafından gerçekleştirildiği bile kesin olarak ortaya çıkarılamamış olan kimyasal silah kullanılması gerekçe gösterilerek, dışarıdan yapılacak silahlı bir müdahalenin Suriye’de de benzer sonuçları doğuracağı açıktır. Ayrıca böyle bir müdahalenin, yıllarca sürecek olan kimlik ve mezhep eksenli kanlı hesaplaşmaların tüm bölgeye yayılmasına zemin oluşturacağı uzak bir ihtimal değildir.

     İki yanlıştan bir doğru çıkmaz; Suriye’deki ateşi daha büyük ateşler söndüremez; Esad rejiminin belini bükecek sınırlı bir müdahale de, Esad’ı devirecek bir işgal de çözüm değildir. İhtiyaç duyulan, derhal ateşkes ve barış görüşmelerinin başlamasıdır. Daha fazla zaman ve kan kaybetmeden, tüm tarafların katılımı ile demokratik bir seçim ortamının hazırlanmasına odaklanılmalıdır.

     Barışa öncülük etmesi gerekenler bölge ülkeleridir. Çatışmayı desteklemek, dışarıdan yapılacak müdahalelere ortam hazırlayan girişimlere ümit bağlamak yerine, Suriye halkının kendi geleceğine yönelik kararı kendilerinin vermesine saygı duymak ve bunun zeminini oluşturmak için gayret göstermek gerekir.

     Başta Türkiye ve İran olmak üzere tüm bölge ülkeleri dış politika yönelimlerini gözden geçirmek durumundadır. Suriye’de ateşkes yapılması ve barış görüşmelerinin başlaması, bölge ülkelerinin taraf olmaları ile değil arabuluculuk yapmaları ile mümkündür. Bu coğrafyanın bir parçası yanarken diğer parçalarının emniyette olmasının mümkün olmayacağı unutulmamalıdır. Türkiye ve İran, anlamsız üstünlük ve güç mücadelesini terketmeli. Bölge halkı onlardan çatışmaların tarafı olmalarını değil çözümün aktörleri olmalarını bekliyor. Derhal barış masası kurulmalı ve tüm taraflar, çözüm üretmeden kalkmamacasına bu masaya oturmalıdır.

     Savaşlardan, iç çatışmalardan, katliâmlardan, acılardan yorgun düşen bir coğrafyanın halklarının yeni ölümler getirecek arayışlardan uzak durması gerekir. Suriye’de ve tüm bölgede ihtiyaç duyulan barıştır. Barış, tüm farklılıkların, kimlik ve mezheplerin bir arada yaşamasını garanti edecek gerçek demokrasiler ve ortak kurumlar inşâ etmekle mümkün olacaktır.

     Yaşanan bu insanlık trajedisi ve yaklaşmakta olan daha büyük savaşa karşı ortak ilkesel bir tavır sergilenmek zorundayız. Ne yazık ki Türkiye kamuoyu keskin bir kutuplaşma içindedir. Herşey, böylesine bir insanlık trajedisi bile, bu kutuplaşmanın malzemesi yapılabilmektedir. Her konuda olduğu gibi Suriye’de yaşanan trajedi ile ilgili de iki kanlı yol önümüze konmaktadır. ‘Askerî müdahaleye karşıysan eli kanlı diktatörden yanasın’ deniliyor. Hayır; diktatörlüğü de, diktatörün yaptığı katliâmları da reddediyoruz. Aynı şekilde Suriye’nin bombalanmasını, işgal edilmesini de asla kabul etmiyor, çözüm olarak görmüyoruz.

     Bir üçüncü yol mümkündür. Bu yol, düşmanlık değil kardeşlik, savaş değil barış, diktatörlük değil demokrasi yoludur.

     Gelin, birlikte güçlü bir çağrıyı yükseltelim; her türlü zûlüm, sömürü ve savaşa karşı ‘barış olmadan özgürlük, adalet olmadan barış olmaz’ diyelim. Güç odaklarının, çıkar çevrelerinin, savaşlardan medet uman iktidarların karşısına dikilelim; barışın ve birlikte yaşamanın hukukunu inşâ edelim.”

     İMZACILAR:

     Cihan Aktaş, Ümit Aktaş, Hayko Bağdat, Mehmet Bekaroğlu, Ayhan Bilgen, Ali Bulaç, Aydın Çubukçu, Mehmet Efe, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Şebnem Korur Fincancı, Gencay Gürsoy, Cihangir İslam, Hüda Kaya, Zeki Kılıçaslan, Jülide Kural, Ömer Laçiner, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, İzzettin Önder, İslam Özkan, Yıldız Ramazanoğlu, Nuray Sancar, İbrahim Sediyani, Sennur Sezer, Cem Somel, Şebnem Sönmez, Nur Sürer, Altan Tan, Sezgin Tanrıkulu, Cem Terzi, Mehmet Türkay, Ahmet Faruk Ünsal, Beyza Üstün”

     SURİYE’NİN KUZEYİNDE NE OLUYOR?

     Türkiye’nin, Suriye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ile kontrol altına aldığı bölgelerde halkın sokağa indiği, Türk bayraklarını parçaladığı ve yaktığı, Suriye Millî Ordusu (eski adıyla Özgür Suriye Ordusu) militanlarının Türk askerlerinin bulunduğu valilik binasına girmeye çalıştığı ve çatışma çıktığı iddiâ edildi. Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin, son günlerde hem iktidar hem de muhalefet tarafından “Şam ile normalleşme” konusu gündemdeyken yaşanması dikkat çekici. “Medya Günlüğü” yazarı ve Rusya uzmanı Aydın Sezer, Suriye’deki protestoların örgütlü olduğu ve çatışmaların Türkiye’ye de sıçrayabileceği görüşünde.

     KAYSERİ OLAYLARI

     Türkiye’de de sığınmacılara yönelik öfke, tepki ve düşmanlık had safhada. Bunun son örneğini Kayseri’de yaşadık. Kayseri’de Eskişehir Bağları olarak bilinen Danişmentgazi’de bir çocuğun cinsel istismara uğradığı iddiâsı üzerine yüzlerce kişi sokaklara döküldü, Suriyeliler’e ait ev ve işyerlerini yaktı. Daha küçük çaplı olmakla birlikte, benzer olaylar Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde ve Gaziantep’te de meydana geldi.

     ERDOĞAN’IN SURİYE’YLE NORMALLEŞME İSTEĞİ: BU KEZ OLUR MU?

     Türkiye ve Suriye arasında yeni bir normalleşme girişim, 2022 sonlarında başlamış ancak 2023’te kesilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın geçen hafta yaptığı açıklamalar şimdi yeni bir normalleşme sürecine girilmiş olabileceğine işaret ediyor.

     “BBC Türkçe”nin haberine göre, Suriye haber ajansı “SANA”, Esad’ın 26 Haziran’da Rusya’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile yaptığı görüşmeye ilişkin haberinde, iki yetkilinin Türkiye – Suriye sürecini de ele aldıklarını kaydetti. Haberde, Esad’ın, “Suriye – Türkiye ilişkisine ilişkin her türlü girişime açık olduğunu” söylediği vurgulandı. Aynı habere göre Esad, Türkiye ile müzakerelerin Suriye devletinin tüm toprakları üzerinde egemenliğini sağlaması ve “terörle mücadeleye” odaklanılması ilkeleri üzerine inşâ edilmesi mesajını verdi. Esad ayrıca, “herhangi bir girişimin başarısının ve verimliliğinin ülkelerin egemenlik ve istikrarına saygıyla” bağlantısının altını çizdi.

     Esad’ın açıklamalarına yanıt, iki gün sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan’dan geldi. Suriye ile diplomatik ilişki kurulmaması için hiçbir neden olmadığını kaydeden Erdoğan, “Yani biz Suriye’yle bu ilişkileri geliştirmekte geçmişte nasıl birlikteysek yine aynı şekilde birlikte hareket ederiz. Suriye’nin de iç işlerine karışmak gibi bir derdimiz, bir hedefimiz asla olamaz” dedi. Erdoğan’ın kısa açıklamasında iki kez “Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir amaçlarının olmadığını” söylemesi, Şam yönetimine verilmiş mesaj olarak yorumlandı.

     Ankara – Şam sürecinin bundan sonra alacağı şeklin ilk aşamada Erdoğan ile Putin’in 3 – 4 Temmuz’da Astana’da düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamında yapmaları beklenen ikili görüşmede ele alınması öngörülüyor. İki liderin görüşmesinden çıkacak anlayışa göre sürecin planlanabileceği kaydediliyor.

     Ankara – Şam görüşmelerinin temeli ilk aşamada iki ülke istihbarat birimlerinin görüşmeleriyle başlamıştı. Bu görüşmelerin belli bir olgunluğa erişmesinin ardından konu hükûmetlerin önüne gelmiş, savunma ve dışişleri bakanlarının yönetimine devredilmişti.

     Tarafların normalleşme görüşmelerine yeniden başlama kararı almaları durumunda, sıfırdan mı başlayacakları yoksa geçen sene bıraktıkları noktadan mı devam edecekleri önümüzdeki günlerde ortaya çıkması beklenen ayrıntılar arasında.

     MEDYASCOPE

     2 TEMMUZ 2024

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir