Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 96

Parveke / Paylaş / Share

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 96

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

     ■ DÎNLERDE VE MİTOLOJİDE BAŞAT BİR FİGÜR OLARAK YILAN

     Üzerinde bulunduğumuz gezegende milyonlarca bitki türü ve milyonlarca hayvan türü yaşamaktadır. Bunlar arasında belki de en mistik ve tılsımlı olanı, yılandır.

     Böyle olduğu için, dünyadaki pekçok kültür, kült, folklor, dîn ve mitolojide karşımıza başat bir figür olarak çıkar. Bazen iyiliğin bazen kötülüğün sembolüdür ve birçok yerde ana karakterdir de.

     Bunların başında semavî dînler (İbrahimî dînler) geliyor. Öyle ki, daha insanın yaratılışının başlangıç aşamasında, ilk insanlar Hz. Âdem (as) ile Hz. Havva (as)’nın “Cennet’ten kovulması” hadisesinde hem de ana karakter olarak karşımıza çıkar.

     Musevîlik’in kutsal kitabı “Tevrat”a göre, Âdem’le Havva’yı kandırıp onların “yasak meyve”yi yemelerini sağlayan, Cennet’teki bir hayvandır, yılandır. (11443) İslam’ın kutsal kitabı “Kur’ân-ı Kerîm”e göre ise, bunu yaptıran Şeytan (İblis; Azazil)’dır. (11444) Aynı şekilde, Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı “Mushafa Reş”e göre de, bunu yaptıran Şeytan (İblis; Azazil)’dır. (11445)

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’ta olay şöyle anlatılır:

וְהַנָּחָשׁ֙ הָיָ֣ה עָר֔וּם מִכֹּל֙ חַיַּ֣ת הַשָּׂדֶ֔ה אֲשֶׁ֥ר עָשָׂ֖ה יְהוָ֣ה אֱלֹהִ֑ים וַיֹּ֙אמֶר֙ אֶל־הָ֣אִשָּׁ֔ה אַ֚ף כִּֽי־אָמַ֣ר אֱלֹהִ֔ים לֹ֣א תֹֽאכְל֔וּ מִכֹּ֖ל עֵ֥ץ הַגָּֽן׃ וַתֹּ֥אמֶר הָֽאִשָּׁ֖ה אֶל־הַנָּחָ֑שׁ מִפְּרִ֥י עֵֽץ־הַגָּ֖ן נֹאכֵֽל׃ וּמִפְּרִ֣י הָעֵץ֮ אֲשֶׁ֣ר בְּתֹוךְ־הַגָּן֒ אָמַ֣ר אֱלֹהִ֗ים לֹ֤א תֹֽאכְלוּ֙ מִמֶּ֔נּוּ וְלֹ֥א תִגְּע֖וּ בֹּ֑ו פֶּן־תְּמֻתֽוּן׃ וַיֹּ֥אמֶר הַנָּחָ֖שׁ אֶל־הָֽאִשָּׁ֑ה לֹֽא־מֹ֖ות תְּמֻתֽוּן׃ כִּ֚י יֹדֵ֣עַ אֱלֹהִ֔ים כִּ֗י בְּיֹום֙ אֲכָלְכֶ֣ם מִמֶּ֔נּוּ וְנִפְקְח֖וּ עֵֽינֵיכֶ֑ם וִהְיִיתֶם֙ כֵּֽאלֹהִ֔ים יֹדְעֵ֖י טֹ֥וב וָרָֽע׃

וַתֵּ֣רֶא הָֽאִשָּׁ֡ה כִּ֣י טֹוב֩ הָעֵ֨ץ לְמַאֲכָ֜ל וְכִ֧י תַֽאֲוָה־ה֣וּא לָעֵינַ֗יִם וְנֶחְמָ֤ד הָעֵץ֙ לְהַשְׂכִּ֔יל וַתִּקַּ֥ח מִפִּרְיֹ֖ו וַתֹּאכַ֑ל וַתִּתֵּ֧ן גַּם־לְאִישָׁ֛הּ עִמָּ֖הּ וַיֹּאכַֽל׃ וַתִּפָּקַ֙חְנָה֙ עֵינֵ֣י שְׁנֵיהֶ֔ם וַיֵּ֣דְע֔וּ כִּ֥י עֵֽירֻמִּ֖ם הֵ֑ם וַֽיִּתְפְּרוּ֙ עֲלֵ֣ה תְאֵנָ֔ה וַיַּעֲשׂ֥וּ לָהֶ֖ם חֲגֹרֹֽת׃

“Rabb Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.’ Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” (11446)

     Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’taki bu âyetlere göre, kandıran yılan, kandırılan Havva’dır. Yılan Havva’yı, Havva da kocası Âdem’i kandırıyor. Tevrat açık şekilde böyle anlatıyor.

     Tevrat konuyu anlatmaya devam ederken, bir sonraki anlatı diyalogunda, Allah erkeği ve kadını sorguya çeker. (11447) Allah, erkeğe yaptığı yanlışı düşünmesi için tasarlanmış retorik bir soruyla seslenerek bir diyalog başlatır. Âdem, kendi çıplaklığının farkına vardığı için korkudan bahçede saklandığını söyler. (11448) Bunu, Allah’ın emrine karşı gelmenin farkındalığını göstermek için tasarlanmış iki retorik soru daha takip ediyor. Âdem daha sonra asıl suçlunun Havva olduğuna işaret ediyor, suçu Havva’nın üstüne atıyor ve kadını kendisine bizzat Allah verdiği için bu “suçun” sorumluluğunu direk Allah’a yüklüyor. (11449) Allah kadına kendisini açıklaması konusunda meydan okuyor ve Havva da suçu yılana atıyor. (11450)

     Daha sonra tüm suçlulara karşı üç hükmün ilahî beyanı yapılıyor. Allah üçünü de lanetliyor; erkeği ömür boyu ağır çalışma ve ardından ölüm, kadını doğum sancısı ve kocasına boyun eğme, yılanı da karnının üstünde sürünüp hem erkeğin hem de kadının düşmanlığına maruz kalma yazgısına mahkum bıraktırıyor:

וַיֹּאמֶר֩ יְהֹוָ֨ה אֱלֹהִ֥ים׀ אֶֽל־הַנָּחָשׁ֮ כִּ֣י עָשִׂ֣יתָ זֹּאת֒ אָר֤וּר אַתָּה֙ מִכָּל־הַבְּהֵמָ֔ה וּמִכֹּ֖ל חַיַּ֣ת הַשָּׂדֶ֑ה עַל־גְּחֹנְךָ֣ תֵלֵ֔ךְ וְעָפָ֥ר תֹּאכַ֖ל כָּל־יְמֵ֥י חַיֶּֽיךָ׃ וְאֵיבָ֣ה׀ אָשִׁ֗ית בֵּֽינְךָ֙ וּבֵ֣ין הָֽאִשָּׁ֔ה וּבֵ֥ין זַרְעֲךָ֖ וּבֵ֣ין זַרְעָ֑הּ ה֚וּא יְשׁוּפְךָ֣ רֹ֔אשׁ וְאַתָּ֖ה תְּשׁוּפֶ֥נּוּ עָקֵֽב׃

אֶֽל־הָאִשָּׁ֣ה אָמַ֗ר הַרְבָּ֤ה אַרְבֶּה֙ עִצְּבֹונֵ֣ךְ וְהֵֽרֹנֵ֔ךְ בְּעֶ֖צֶב תֵּֽלְדִ֣י בָנִ֑ים וְאֶל־אִישֵׁךְ֙ תְּשׁ֣וּקָתֵ֔ךְ וְה֖וּא יִמְשָׁל־בָּֽךְ׃

וּלְאָדָ֣ם אָמַ֗ר כִּֽי־שָׁמַעְתָּ֮3 לְקֹ֣ול אִשְׁתֶּךָ֒ וַתֹּ֙אכַל֙ מִן־הָעֵ֔ץ אֲשֶׁ֤ר צִוִּיתִ֙יךָ֙ לֵאמֹ֔ר לֹ֥א תֹאכַ֖ל מִמֶּ֑נּוּ אֲרוּרָ֤ה הָֽאֲדָמָה֙ בַּֽעֲבוּרֶ֔ךָ בְּעִצָּבֹון֙ תֹּֽאכֲלֶ֔נָּה כֹּ֖ל יְמֵ֥י חַיֶּֽיךָ׃ וְקֹ֥וץ וְדַרְדַּ֖ר תַּצְמִ֣יחַֽ לָ֑ךְ וְאָכַלְתָּ֖ אֶת־עֵ֥שֶׂב הַשָּׂדֶֽה׃ בְּזֵעַ֤ת אַפֶּ֙יךָ֙ תֹּ֣אכַל לֶ֔חֶם עַ֤ד שֽׁוּבְךָ֙ אֶל־הָ֣אֲדָמָ֔ה כִּ֥י מִמֶּ֖נָּה לֻקָּ֑חְתָּ כִּֽי־עָפָ֣ר אַ֔תָּה וְאֶל־עָפָ֖ר תָּשֽׁוּב׃

“Bunun üzerine Rabb Tanrı yılana, ‘Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın’ dedi, ‘Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.’

Rabb Tanrı kadına, ‘Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim’ dedi, ‘Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.’

Rabb Tanrı Âdem’e, ‘Karının sözünü dinlediğin ve sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lanetlendi’ dedi, ‘Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alınteri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.’” (11451)

     Fakat İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş olayı tamamen farklı hatta tam tersi anlatıyorlar. Kur’ân’a ve Mushafa Reş’e göre, kandıran yılan değil Şeytan, kandırılan da Havva değil Âdem’dir.

     İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de olay şöyle anlatılır:

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِࣕ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهٖ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِؕ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

“Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı da bulundukları yerden onları çıkardı. Biz de ‘Birbirinize düşman olmak üzere inin! Bir zamana kadar sizin için yeryüzünde kalacak bir yer ve ihtiyaç maddeleri vardır’ dedik.

Bunun üzerine Âdem Rabb’inden bazı kelimeler aldı; Rabb’i de onun tevbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tevbeleri kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır.” (11452)

فَوَسْوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيْطَـٰنُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُۥرِىَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَـٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ ٱلْخَـٰلِدِينَ ⁎ وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّـٰصِحِينَ

وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّـٰصِحِينَ ⁎ فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍۢ ۚ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۖ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ

“Derken Şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve ‘Rabb’iniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı’ dedi. Onlara, ‘Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim’ diye de yemin etti.

Böylece ikisini de ayartmış oldu. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rabb’leri onlara, ‘Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve Şeytan’ın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?’ diye seslendi. Dediler ki: ‘Ey Rabb’imiz! Biz kendimize zûlmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’(11453)

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍۢ لَّا يَبْلَىٰ

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ

“Derken, Şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: ‘Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?’

Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini Cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.” (11454)

     Kur’ân’daki bu âyetlerde, “kandıran”ın Şeytan (İblis; Azazil) olduğu net biçimde anlaşılıyor. Yılanın veya başka bir hayvanın bahsi dahi geçmiyor.

     Peki, “kandırılan” kim? “Âraf” sûresindeki anlatımda bu tam belli değil; ikisi birden kandırılıyor gibi anlatılmış. Fakat “Baqara” ve “Tâhâ” sûrelerindeki anlatımda, Şeytan tarafından kandırılıp yasak meyveyi yiyen kişinin Âdem olduğu açık şekilde belli olmakta. Özellikle “Tâhâ” sûresinde, Şeytan’ın kandırdığı kişinin Havva değil Âdem olduğu açık ve net bir biçimde anlaşılıyor.

     Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş’te de, Şeytan (İblis; Azazil)’ın kandırdığı kişi Âdem’dir. Kaldı ki, Mushafa Reş’teki anlatımda, Cennet ve ordan kovuluş hikâyesinde Âdem tek insandır, Havva yoktur. Havva, Âdem Cennet’ten kovulduktan sonra yaratılıyor.

     Mushafa Reş’te olay şöyle anlatılır:

     “Azazil, çok sevdiği Allah ile arasına küskünlük girmesine sebep olduğu için, Âdem’e kin tuttu. Âdem’den bunun intikamını almak için fırsat kolluyordu.

     Yüz yıl sonra Azazil, Allah’a dedi ki, ‘Âdem nasıl çoğalacak? Soyu nerede?’ Bunun üzerine Allah, ‘Bu işi sana tevdi ediyorum, seni görevlendiriyorum’ dedi.

     Sonra Azazil Âdem’i kandırmak için Cennet’e geldi ve O’na, ‘Buğdayı yedin mi?’ diye sordu. Âdem, ‘Hayır, çünkü Allah bana buğdayı yememi yasakladı’ cevabını verdi. Bunun üzerine Azazil, ‘Sen buğdayı yersen senin için çok güzel olacak, o zaman sana daha güzel şeyler veilecektir’ dedi. Âdem bu sözlere kanarak buğdayı yedi ve karnı şişti. Azazil de Âdem’i Cennet’ten çıkardı ve yeryüzüne indirdi. Ondan sonra kendisi tekrar göğe yükselip Cennet’e oturdu.” (11455)

     Mushafa Reş’teki bu âyetlerde, “kandıran”ın Şeytan (İblis; Azazil), “kandırılan”ın ise Âdem olduğu net biçimde anlaşılıyor.

     İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş, ilk insanı “yasak meyve”yi yemesi için kandıranın Şeytan olduğunu söylerken, Musevîlik’in kutsal kitabı Tevrat’ın bunu bir yılanın yaptığını anlatması, garip bir durumdur. Bunun sebebi ne olabilir?

     Tevrat’ta geçen ifadeleri etimolojisiyle birlikte derinlemesine inceleyen teologlar ve dilbilimciler, kadına (Havva’ya) ilk yaratıldığında “İşah” isminin verildiğini, daha sonra Cennet’teki bahçe hikâyesi tamamlandıktan sonra “Hawwah” (Havva, Eva) isminin verildiğini söylerler. Bu kelime, “Hawwah” kelimesi ise “yaşam” anlamına gelir. Fakat tamamen alakasız bir benzerlik sonucu İbranice’de “hawwah” sözcüğü aynı zamanda “yılan” anlamına da geldiği için, Yahudî dîn bilginleri buradan yola çıkarak bir “yılan hikâyesi” uydurmuşlar ve uydurdukları bu yılan figürünü Âdem’le Havva’nın Cennet’ten kovuluş hadisesine eklemişlerdir. (11456)

     Akademisyenlere ve araştırmacılara göre, Tevrat’ın “Tekvin, 3” bölümündeki bu anlatım, bölümün şiirsel hitapları, hayatın paradokslarını ve sert gerçeklerini sorgulayan spekülatif bir bilgeliğe aittir. Bu karakterizasyon, anlatının formatı, ortamı ve olay örgüsüne göre belirlenir. “Tekvin, 3”ün biçimi aynı zamanda çeşitli kelime oyunları ve çift anlamlı kelimelerin kullanıldığı sözcük dağarcığıyla da şekillenmiştir. (11457) Kadın, Tanrı’nın emrine doğrudan karşı çıkan yılanın şartlarına göre diyaloğa çekilir. (11458)

     Âdem’i veya Havva’yı veyahut Âdem’le Havva’yı kandıran Şeytan mı yoksa yılan mı? Bu tartışma insanlık tarihi kadar eskidir. Tevrat’a göre yılandır, Kur’ân’a ve Mushafa Reş’e göre Şeytan’dır. Ama bu tartışmada çok ama çok garip olan birşey var ki, o da Hristiyanlık’ın kutsal kitabı “İncil”de geçen bir ifadedir. İncil’in “Vahiy” kitabında, iki yerde, “İblis ya da Şeytan denen o eski yılan” şeklinde oldukça tuhaf bir ifade vardır:

በሰማይም ጦርነት ተነሳ፦ ሚካኤልና*+ መላእክቱ ከዘንዶው ጋር ተዋጉ፤ ዘንዶውና መላእክቱም ተዋጓቸው፤ ነገር ግን አልቻሏቸውም፤* ከዚያ በኋላም በሰማይ ስፍራ አልተገኘላቸውም። ስለሆነም ታላቁ ዘንዶ+ ይኸውም መላውን ዓለም እያሳሳተ ያለው+ ዲያብሎስና+ ሰይጣን+ ተብሎ የሚጠራው የጥንቱ እባብ+ ወደ ታች ተወረወረ፤ ወደ ምድር ተጣለ፤+ መላእክቱም ከእሱ ጋር ተወረወሩ።

“Gökte savaş oldu. Mikail’le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha – İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan – melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.” (11459)

እኔም የጥልቁን ቁልፍና+ ታላቅ ሰንሰለት በእጁ የያዘ አንድ መልአክ ከሰማይ ሲወርድ አየሁ። እሱም ዘንዶውን+ ያዘውና ለ1,000 ዓመት አሰረው፤ ይህም ዘንዶ ዲያብሎስና+ ሰይጣን+ የሆነው የጥንቱ እባብ+ ነው።

ደግሞም ይህ 1,000 ዓመት እስኪያበቃ ድረስ ከእንግዲህ ሕዝቦችን እንዳያሳስት ወደ ጥልቁ+ ወረወረውና ዘጋበት፤ በማኅተምም አሸገው። ከዚያ በኋላ ለጥቂት ጊዜ ሊፈታ ይገባዋል።

“Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı – İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı – yakalayıp bin yıl için bağladı.

Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye O’nu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.” (11460)

     İncil’deki bu metinde, “İblis ya da Şeytan denen o eski yılan” denilerek, sanki ikisinin aynı şey olduğu anlatılmaktadır. Hakikaten çok garip bir ifade bu.

     Şeytan’ın yılan kılığına girerek insanı kandırdığını ve yasak meyveyi yedirdiğini, yani Cennet’teki o yılanın aslında yılan kılığına girmiş olan Şeytan olduğunu söyleyen apokalip yorumlar da vardır. Burada Havva’yı kandıran bir hayvandan, yılandan sözedilir ve daha çok yorumlarda bu yılanın Şeytan’ın kılık değiştirmiş şekli olduğu kabul edilir. Şeytan, Havva’yı kandırmak için yılan kılığına girmiştir. (11461)

     Yahudî apokrif metinlerinde geçen, Şeytan’ın yılan kılığına girerek Cennet’e girmesi gibi fantastik bir anlatım, İslam’ın kutsal kitabı Kur’ân’daki Âdem – Havva kıssasında yer almaz. Fakat yine de, çok gariptir ki, bazı Kur’ân tefsirlerinde “İblis’in yılanın karnında Cennet’e girdiği” şeklinde yer almıştır ve bu şaşırtıcı durum, “Müslüman müfessirlerin, Kur’ân kıssasıyla Tevrat’taki kıssayı meczetme çabaları” olarak yorumlanmıştır. (11462) Ancak Yahudî apokrif metinlerde yer alan, Şeytan’ın yılanı kullanmak suretiyle Cennet’e girmiş olduğu anlatısı, İslam âlimlerinin betimlemelerinden çok önce Eski Ahit apokrifasında kullanılmıştır. (11463) Üstelik bu metinde Şeytan’ın yalnızca Havva’yı değil, aynı zamanda Tanrı’yı da kandırması anlatılır:  “… Sonra Şeytan, bir melek sûretinde geldi ve Tanrı’ya melek olarak ilahî okudu.” (11464) Tanrı, Cennet’in dışında olması gereken Şeytan’ın melek sûretinde gelip kendisini kandırmasını farkedemez. 

     Eski Ahit yani Tevrat, Âdem ile Havva yaratıldıktan sonra, bu ilk insan çiftinin Tanrı tarafından Cennet’e konulduğunu, orada her türlü yemişi yemelerinin serbest bırakıldığını ancak sadece bir ağaca dokunmamaları gerektiğinin kendilerine bildirildiğini, lakin bu çiftin bir yılan tarafından kandırılarak o yasak meyveden yediklerini ve böylece Tanrı tarafından cezalandırılan bu ilk insan çiftinin Cennet’ten kovulduğunu, yeryüzündeki insan yaşamının da bu şekilde başladığını anlatır. (11465) Fakat Yeni Ahit yani İncil de ilk başta böyle söylerken (11466), daha sonraki anlatımlarında, “yılan” nitelemesini kullanmakla birlikte, Cennet’te Âdem’le Havva’yı kandıran o yılanı Şeytan olarak değiştirir ve o ilk insan çiftini kandıranın Şeytan olduğunu anlatır. Bunu da hem “yılan” hem “Şeytan” kelimelerini zikrederek ve fakat “yılan” nitelemesini sıfat haline dönüştürerek, “İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan” şeklinde dile getirir. (11467) Dahası, daha sonra gelen Kur’ân da, Tevrat gibi değil İncil gibi, bunun Şeytan olduğunu anlatmaktadır. (11468) Ezdaîlik (Ézidîlik)’in kutsal kitabı Mushafa Reş de böyle anlatmakta. (11469)

     Hristiyanlar, İncil’in “Vahiy” kitabında Şeytan’ın “o eski yılan” şeklinde (11470) nitelendirilmesi nedeniyle, Cennet Bahçesi’ndeki isimsiz yılanı geleneksel olarak Şeytan olarak yorumlamışlardır. (11471) Bununla birlikte, bu âyet muhtemelen Şeytan’ı, Tevrat’ta Yahova (Tanrı) tarafından yok edileceği kehanet edilen canavarca bir deniz yılanı olan Livyatan ile özdeşleştirmeyi amaçlamaktadır. (11472)

     Hristiyan ilahiyatında, Şeytan’ı Cennet Bahçesi’ndeki yılanla özdeşleştiren ilk kayıtlı kişi, 2. yy’da yaşayan ve Patristik felsefenin ilk döneminin adı anılmaya değer apolojistlerinden biri olan Filistinli dîn bilgini ve filozof Şehîd İustin (100 – 65)’dir. (11473) Bu tanımlamadan bahseden diğer erken dönem kilise babaları arasında, aslen Kürdistanlı olup pagan bir Kürt ailenin çocuğu olan (bunu bizzat kendi yazdığı metinlerden anlıyoruz) ancak kendisi bir Hristiyan rahibi olup Antakya başpiskoposu olarak dönemin modasına uygun şekilde Latince isim kullandığı için Kürt olduğu pek bilinmeyen Antakyalı Teofilos (? – 183) ve Kartacalı (bugünkü Tunus) erken dönem Hristiyan kilise babası yazarlardan ve bir Berberî olan Tertulyan veya Latince tam adıyla Quintus Septimius Florens Tertullianus (155 – 230) yer alır. Bununla birlikte, Erken Hristiyan Kilisesi, “Logos Alēthēs” (Λόγος Ἀληθής) adlı incelemesinde, “En büyük Tanrı’nın, kapasitesini kısıtlayan bir düşmanı olduğunu söylemek, küfürdür” iddiâsında bulunan Yunan pagan filozof Kélsos (? – 177) gibi paganların muhalefetiyle karşılaştı. Pagan filozof Kélsos, “Hristiyanlar’ın Tanrı’nın krallığını dînsizce böldüklerini, sanki Tanrı’ya düşman olanlar da dahil olmak üzere ilahî içinde karşıt gruplar varmış gibi, içinde bir isyan yaratarak” diyordu. (11474)

     Yılanlar hakikaten dünyanın en mistik ve tılsımlı hayvanı.

     Aynı zamanda en muhteşemi de. Çünkü en tehlikelisi. Ayakları yok, elleri yok, ama buna rağmen hiçbir canlının ona karşı şansı yok. Kendisini altedebilmeniz için, kendisinden daha kurnaz ve daha çevik olmanız gerekiyor ki bu da pek mümkün değil.

     Bu yüzden birçok insan yılandan korkar. Özellikle kadınlar çok korkarlar. Hayvanat bahçelerinin olmazsa olmazıdırlar; sirk ve benzeri gösterilerde kullanılırlar. Bazı toplumlarda – çekince ve korkuya rağmen – saygı görür. Dünyanın kimi yerlerinde, bilhassa Uzakdoğu ülkelerinde, bazı aileler evlerinde dev yılanlar beslerler. Biraz daha bu tarafa geldiğimizde, Hint Alt Kıtası’nda flüt ve benzeri çalgılar ile cadde ve meydanlarda oynatılır ve bu şekilde para kazanıp geçimlerini sağlayan pekçok insan var.

     Çocukluğum Kürdistan’da, Elazığ (Mezîre) ilinin Karakoçan (Dep) ilçesinde geçti. Çok güzel bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim. Doğayla içiçe, çocukluğumu doya doya yaşadım. Bütün günümüz, mahallemizin aşağısında, top oynadığımız çayırlıkların yanından akan derede balık avlayarak ve yılan öldürerek geçerdi. Diyebilirim ki, bütün çocukluğum balık avlayarak ve yılan öldürerek geçti. Öldürdüğüm yılanların haddi hesabı yok.

     Tabiî o zaman çocuğuz, genciz, toyuz. Şimdiki gibi hayvan hakları bilinci yok. Cahiliz.

     23 yaşında Almanya’ya ilk geldiğimde, Almanya’daki ilk günlerimde, küçük bir köyün tren istasyonunda tren beklerken, birden küçük bir yılanın süzüle süzüle gittiğini görmüş ve öldürmüştüm. Bunu gören Almanlar başıma toplanıp yüzüme karşı öfkeli öfkeli birşeyler söylediler. Ayrıca polis çağırdılar. Öyle bir korkmuştum ki! Ülkeye yeni gelmiştim. Tabiî başta Almanya olmak üzere uygar ülkelerde hayvanların yaşam haklarına büyük saygı var ve çevre bilinci oldukça gelişkin toplumlar. Ben henüz bu medeniyetle tanışmamışım, o dönemler bu bilinç düzeyim yok.

     Birkaç dakika sonra polis geldi. Yüzümdeki korkudan olsa gerek, nazikçe davrandı bana. “Almanya’da yılan nadir bulunan bir hayvan, o yüzden öldürülmesi yasaktır” dediler. Bense Türkiye’den yeni geldiğimi, orda bolca yılan yaşadığını ve her gün yılan öldürdüğümüzü, Almanya’nın bu durumunu ve kanunlarını bilmediğimi söyledim. “Şimdi öğrendin, bundan sonra dikkatli ol” dediler. Ben de “Tamam” dedim ve mevzû kapandı.

     Sonra büyüdük ve bilinçlendik, elbette. Şu anda ekolojik duyarlılık ve çevre bilinci için makaleler yazan bir yazarım ve bir hayvan hakları aktivistiyim. Evime giren en “kötü”, “çirkin” ve “tehlikeli” böcekleri dahi kendisine zarar vermeden dışarı atmaya çalışırım.

     Uygarlık; dünyadaki en güzel şey, en büyük erdem.

     Yılanlar (Latince Serpentes), “Pullular” (Latince “Squamata”) takımına ait ayaksız etçil sürüngenlerdir. Uzun ve uzuvsuz hayvanlardır. (11475) Tüm modern yılanlar, “Squamata” takımının bir parçası olan “Linnean” taksonomisinde “Serpentes” alt takımı içinde gruplandırılmıştır, ancak squamatlar içindeki kesin yerleşimleri tartışmalı olmaya devam etmektedir. Yılanların iki alt sınırı “Alethinophidia” ve “Scolecophidia”dır. (11476)

     Diğer tüm squamatlar gibi yılanlar da ektotermik, üst üste binen pullarla kaplı amniyot omurgalılardır. Pekçok yılan türünün, kertenkelelerden çok daha fazla eklemi olan kafatasları vardır, bu da onların kafalarından çok daha büyük avları yutmalarını sağlar (kranyal kinesis). Dar gövdelerine uyum sağlamak için yılanların eşleştirilmiş organları (böbrekler gibi) yan yana olmak yerine diğerinin önünde görünür ve çoğunun yalnızca tek bir işlevsel akciğeri vardır. Bazı türler, kloakanın her iki yanında bir çift körelmiş pençe bulunan bir pelvik kuşak tutar. Kertenkeleler, yakınsak gelişim yoluyla bağımsız olarak uzuvsuz veya büyük ölçüde küçültülmüş uzuvlara sahip uzun gövdeleri en az 25 kez geliştirmiş ve bu da birçok bacaksız kertenkele soyuna yol açmıştır. (11477)

     Bugün yaklaşık 4000’e yakın yılan türü tanımlanmıştır. (11478) Kuzey Kutbu, Antarktika, permafrost bölgeleri ve bazı adalar hariç, dünya çapındaki tüm habitatlarda bulunabilirler. Yaşayan yılanlar, Antarktika hariç her kıtada ve daha küçük kara kütlelerinin çoğunda bulunur; İrlanda, İzlanda, Grönland (Kalaallit Nunnat; Grønland) ve Yeni Zelanda (Aotearoa) adaları gibi bazı büyük adaların yanısıra Atlantik ve Orta Pasifik okyanuslarındaki birçok küçük ada da istisnadır. (11479)

     Şu anda yeryüzünde yaklaşık 520 cins ve 3900 türden oluşan yaklaşık 30 yılan ailesi yaşamaktadır. (11480) Yılanlar Antarktika hariç her kıtada, denizde ve Asya’nın Himalaya Dağları’nda 4900 m’ye kadar yüksekte bulunur. (11481)

     Boyutları, sadece 10, 4 cm uzunluğundaki küçük Barbados iplik yılanından (11482), 6, 95 m uzunluğundaki ağsı pitona (11483) kadar değişmektedir. Artık soyu tükenmiş olan Titanoboa cerrejonensis’in uzunluğu 12, 8 m idi. (11484) Karşılaştırıldığında, mevcut en büyük yılanlar, yaklaşık 6, 95 m uzunluğundaki ağsı piton (11485) ve yaklaşık 5, 21 m uzunluğunda olan ve 97, 5 kg ile dünyadaki en ağır yılan olarak kabul edilen yeşil anakondadır (11486). Terazinin diğer ucunda ise, günümüze ulaşan en küçük yılan yaklaşık 10, 4 cm uzunluğuyla küçük Barbados iplik yılanı (Leptotyphlops carlae)’dır. (11487) Yılanların çoğu, yaklaşık 1 m uzunluğunda, oldukça küçük hayvanlardır. (11488)

     Yılan, avını kokuyu kullanarak takip eder, çatallı diliyle havadaki parçacıkları toplar ve bunları incelenmek üzere ağızdaki vomeronazal organa veya Jacobson organına iletir. Dildeki çatal, aynı anda bir tür yönsel koku ve tat duyusu sağlar. Yılanın dili sürekli hareket halindedir; havadan, topraktan ve sudan parçacıklar örnek alır, bulunan kimyasalları analiz eder ve yerel çevrede av veya yırtıcı hayvanların varlığını belirler. Anakonda gibi suda yaşayan yılanlarda dil, su altında verimli bir şekilde çalışır. (11489)

     Havadaki parçacıkları toplamak için dil dışarı doğru hafifçe vurulur. Bir elin bir şeyin ağırlığını alması gibi, dildeki çatal da aynı anda bir tür yön hissi sağlar. Yılanların iyi bir koku alma duyusu vardır, ancak bu duyu özel bir organ olan Jacobson organının penceresinde büyük ölçüde gelişmiştir. Dil ağza geri çekilirken çatallı uç Jacobson organının boşluklarına bastırılır. Bir noktaya kadar çekilmiş olan dil ve Jacobson organı, tat – koku analizi için uyum içinde çalışır. Organın kendisi yılana duyu-dışı bir kanal sağlar. Kelimenin tam anlamıyla yılan, mahallenin tadını alıyor; bilgi odalarında kapılar açıkmış gibi süzülme yeteneğine sahip. (11490)

     Siz sevgili okurlara çok ilginç birşey söyleyeyim mi? 20. yy’ın ortalarına kadar yılanların duyamadığı düşünülüyordu. (11491) Gerçekte ise, sessiz bir odada yılan, alçak sesle konuşan birinin sesini duyabilir. (11492)

     Yılanlar belirli zamanlarda deri değiştirirler. “Ecdysis” olarak tanımlanan “deri değiştirme”, birçok amaca hizmet eder; eski, yıpranmış derinin değiştirilmesine olanak tanır ve diğer hayvanlarda olduğu gibi çiftleşme döngüleriyle senkronize edilebilir. Deri değiştirme, bir yılanın ömrü boyunca periyodik olarak meydana gelir. Yılan, her tüy dökümünden önce beslenmesini düzenler ve savunulabilir bir sığınak arar. Dökülmeden hemen önce derisi gri rengini alır ve yılanın gözleri gümüş rengine döner. Eski derinin iç yüzeyi sıvılaşarak altındaki yeni deriden ayrılmasına neden olur. Birkaç gün sonra gözler açılır ve yılan, yarılan eski derisinden dışarı uzanır. Yılan, eski derisinin dökülmesine yardımcı olmak için vücûdunu pürüzlü yüzeylere sürtüyor. Çoğu durumda, kazazedenin derisi, baştan kuyruğa kadar tek parça halinde geriye doğru soyulur ve altında oluşan yeni, daha büyük, daha parlak bir deri tabakasını ortaya çıkarır. (11493)

     Yılanlar, hava koşullarına, besin kaynağına, yılanın yaşına ve diğer faktörlere bağlı olarak yılda dört veya beş kez deri değiştirebilir. (11494) Türün cinsel açıdan belirgin bir şekilde dimorfik olmadığı durumlarda, bir yılanın cinsiyeti pul sayılarak belirlenmeye çalışılabilir. Kloaka incelenir ve subkaudal pullara karşı ölçülür. İncelenen erkeğin hemipenleri genellikle daha uzun olduğundan, sayma pulları bir yılanın erkek mi dişi mi olduğunu belirler. (11495)

     Çoğu yılan türü zehirsizdir ve zehiri olanlar bunu öncelikle kendini savunmak yerine avını öldürmek ve bastırmak için kullanır. Bazıları ise, insanlarda acı verici yaralanmalara veya ölüme neden olacak kadar güçlü bir zehre sahiptir. Zehirsiz yılanlar avlarını ya canlı canlı yutarlar ya da daraltarak öldürürler. Kobralar, engerekler ve yakından ilişkili türler, avlarını hareketsiz kılmak, yaralamak veya öldürmek için zehir kullanırlar. Zehir, dişler aracılığıyla iletilen değiştirilmiş tükürüktür. Engerekgiller ve elapidler gibi “gelişmiş” zehirli yılanların dişleri oyuktur, bu da zehrin daha etkili bir şekilde enjekte edilmesini sağlar. Yılan zehirleri genellikle ava özgüdür ve nefsi müdafaadaki rolleri ikincildir. (11496)

     Zehir, tüm tükürük salgıları gibi, gıdanın çözünür bileşiklere parçalanmasını başlatan ve uygun sindirimi kolaylaştıran bir ön sindirim maddesidir. Zehirsiz yılan ısırıkları bile (herhangi bir hayvan ısırığı gibi) doku hasarına neden olur. (11497)

     Yılan zehirleri çeşitli proteinlerden oluşur ve süt beyazından sarımsı bir renge sahip bir viskoziteye sahiptir. Zehir, türüne bağlı olarak sinir sistemini (nörotoksinler), kan hücrelerini ve damarları (hemotoksinler), kalbi (kardiyotoksinler), dokuları veya pıhtılaşmayı (pıhtılaştırıcılar) veya bahsedilen bölgelerin birkaçını etkiler. Yaklaşık 600 yılan türü zehirlidir ve bunlardan yaklaşık 50’si potansiyel olarak insanlar için öldürücüdür. Her yıl dünya çapında zehirli yılanların neden olduğu ölümlerin sayısına ilişkin güvenilir bir bilgi yoktur. 2008 tahmini, yılda 21.000 ilâ 94.000 ölüm arasındaydı. (11498)

     Yılanlar çok çeşitli üreme modlarını kullansa da, hepsinde iç döllenme kullanılır. Bu, erkeğin kuyruğunda ters çevrilmiş olarak depolanan çift çatallı hemipenler aracılığıyla gerçekleştirilir. (11499) Hemipenler genellikle yivli, kancalı veya dikenlidir; dişinin kloakasının duvarlarını kavramak için tasarlanmıştır. (11500) Dişi yılanın klitorisi, kloaka ile koku bezleri arasında yer alan iki yapıdan oluşur. (11501)

     Yılanlardaki cinsel seçilim, her biri eş edinmede farklı taktikler kullanan 3000 türün varlığıyla kanıtlanmıştır. (11502) Çiftleşmek istedikleri dişiler için erkekler arasındaki ritüel mücadele, tepeye çıkmayı içerir; bu, çoğu engerek yılanının sergilediği bir davranıştır. Bu davranışta bir erkek, rakibinin dikey olarak yükseltilmiş ön gövdesinin etrafında döner ve onu aşağı doğru zorlar. Yılanlar birbirine dolanmış haldeyken boyun ısırmaların meydana gelmesi yaygındır. (11503)

     Tüm yılanlar kesinlikle etoburdur; kertenkeleler, kurbağalar, diğer yılanlar, küçük memeliler, kuşlar, yumurtalar, balıklar, salyangozlar, solucanlar ve böcekler gibi küçük hayvanları avlarlar. Bazı yılanların, avlarını yemeden önce öldürmek için kullandıkları zehirli bir ısırığı vardır. Diğer yılanlar avlarını daraltarak öldürürken, bazıları avlarını hâlâ canlıyken yutarlar. (11504) Yılanlar yemek yedikten sonra sindirim sürecinin gerçekleşmesine izin vermek için hareketsiz dururlar. (11505)

     Korkulanın aksine, yılanlar normalde insanları avlamazlar. Çoğu yılan, irkilmedikçe veya yaralanmadıkça temastan kaçınmayı tercih eder ve insanlara saldırmaz. Zehirsiz yılanlar, büyük yılanlar haricinde insanlar için bir tehdit oluşturmaz. Zehirsiz bir yılanın ısırığı genellikle zararsızdır; dişleri yırtılmaya veya derin bir yara açmaya uygun değildir; daha ziyade yakalayıp tutmaya uyarlanmıştır. Zehirli olmayan bir yılanın ısırması durumunda enfeksiyon ve doku hasarı olasılığı mevcut olsa da, zehirli yılanlar insanlar için çok daha büyük tehlike oluşturmaktadır. (11506)

     Yılan, en eski ve en yaygın mitolojik sembollerden biridir. Sadece yukarıda, konunun başında bahsini ettiğimiz semavî dînler (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam) ve bu dînlerdeki “Âdem’le Havva’nın Cennet’ten kovulması” hikâyesinde değil, daha pekçok dîn, kült, kültür ve mitolojide başat bir figür olarak karşımıza çıkar. Yılanlar kültür tarihi ve mitolojide, buna bağlı olarak sanat ve edebiyatta da önemli bir rol oynamaktadır. Yılanlar, insanoğlunun bildiği en eski ritüellerden bazılarıyla ilişkilendirilmiştir ve “iyi ile kötü”nün “ikili ifadesi”ni temsil ederler.

     S harfi, hem şekli hem de tıslama sesi nedeniyle yılanı simgelemektedir.

     Yılan ibadeti, Yılan Tanrıları’na bağlılıktır. Bu gelenek, yılanların bilginin, gücün ve yenilenmenin taşıyıcıları olarak görüldüğü (11507) eski kültürlerin dînlerinde ve mitolojilerinde neredeyse evrenseldir (11508).

     ABD’li antropoloji profesörü, etholog ve primatolog Lynne A. Isbell (1955 – halen hayatta), primatlar olarak, ölümün sembolü olan yılanın, “evrimsel tarihimiz” nedeniyle bilinçdışı zihinlerimizde yerleşik olduğunu ileri sürmüştür. Isbell, milyonlarca yıl boyunca primatların tek önemli yırtıcı hayvanının yılanlar olduğunu ve bunun, yılan korkusunun neden dünya çapında en yaygın fobilerden biri olduğunu, dolayısıyla yılan sembolünün dünya mitolojisinde neden bu kadar yaygın olduğunu açıkladığını ileri sürüyor. Yılan, tehlike ve ölümün doğuştan gelen bir görüntüsüdür. (11509)

     Dahası, ABD’li fizikçi ve psikanalist Joseph Lewis Henderson (1903 – 2007) ve ABD’li etnolog Maude Van Cortlandt Oakes (1903 – 90), yılanın tam da ölümün sembolü olması nedeniyle bir inisiyasyon ve yeniden doğuş sembolü olduğunu ileri sürmüşlerdir. (11510)

     Fransız karşılaştırmacı antropolog Julien d’Huy (? – halen hayatta), folklor ve mitlerden ilgili motifler üzerinde filogenetik ve istatistiksel yöntemler kullanarak, yılan hakkında olası bir arkaik anlatıyı yeniden yapılandırmayı başardı. Bu Paleolitik “ofidyen” mitinde yılanlar yağmur ve fırtınalarla, hatta su kaynaklarıyla ilişkilendirilir. İkincisine ilişkin olarak, insan kurbanları ve/veya maddî iyilikler karşılığında yılanlar nehirleri ve diğer su kaynaklarını bloke ederler. (11511)

     Bazı kültürlerde yılanlar doğurganlığın simgesiydi. Örneğin, Kuzey Amerika’nın Arizona bölgesinde yaşayan Hopi halkı, Yılan Gençliği (bir Gökyüzü rûhu) ile Yılan Kız’ın (bir Yeraltı Dünyası rûhu) birleşmesini kutlamak ve Doğa’nın doğurganlığını yenilemek için her yıl “yılan dansı” yapardı. Dans sırasında canlı yılanlar elle tutulurdu ve dansın sonunda iyi mahsul alınmasını garanti altına almak için yılanlar tarlalara salıverilirdi. Yılan dansı, yağmurun büyüyen mahsullerin üzerine düşmesi için bulutların, gökgürültüsünün ve şimşeklerin rûhlarına yapılan bir dûâdır. (11512) Hopiler’e göre yılanlar, tüm insanları Toprak Ana’ya bağlayan göbek bağını simgeliyordu. Büyük Tanrıça’nın yakınları arasında sıklıkla yılanlar vardı – bazen Antik Girit’te olduğu gibi kutsal âsâsının etrafına dolanırlardı – ve onlara onun doğum ve yenilenme gizemlerinin koruyucuları olarak tapılırdı. (11513)

     Tarihsel olarak yılanlar, doğurganlığı veya yaratıcı yaşam gücünü temsil eder. “Ouroboros” (kendi kuyruğunu ısıran bir yılan ya da ejderha şeklinde resmedilen sembol), sonsuzluğun ve yaşamın sürekli yenilenmesinin sembolüdür. Yılanlar derilerini dökerek yeniden doğuşun, dönüşümün, ölümsüzlüğün ve iyileşmenin simgeleridir. (11514)

     Kuzey Amerika’daki yerli Kızılderililer’in hikâyelerinden birinde, kötü bir yılan, Tanrılar’ın kuzenlerinden birini öldürür; böylece Tanrı intikam almak için yılanı öldürür, ancak ölmekte olan yılan büyük bir tufana neden olur. İnsanlar önce dağlara kaçarlar, sonra dağlar kaplanınca, sel dininceye kadar sal üzerinde yüzerler. Yılan Tanrı’nın kontrol ettiği kötü rûhlar korkudan saklanırlar. (11515)

     Amerikan Devrimi’nin Gadsden bayrağı, kıvrılmış ve saldırmaya hazır bir çıngıraklı yılanı tasvir ediyor. Yılan resminin altında “Don’t tread on me” (Üzerime basma) yazısı yer alıyor. Yılan, hakları ve vatanları için mücadele etmeye istekli yurttaşlara, sömürgecilerin tehlikeliliğini anlatıyor ve aynı zamanda Amerika’ya özgü bir hayvan olması nedeniyle Avrupa’dan ayrılmalarının da simgesiydi. Motif, ABD Donanması’nın I. Donanma Krikosu’nda da tekrarlanıyor.

     “Vizyon Yılanı”, bugünkü Guatemala topraklarında kurulmuş bir uygarlık olan Maya Uygarlığı (M. Ö. 2600 – M. S. 1697)’nın mitolojisinde yeniden doğuşun simgesiydi. Kökenleri daha önceki Maya anlayışlarına kadar uzanıyordu ve Mayalar’ın tasarladığı şekliyle dünyanın merkezinde yer alıyordu. Dünya Ağacı’nın üzerinde merkez eksendedir. Esasen Dünya Ağacı ve kralı temsil eden Vizyon Yılanı, manevî ve maddî dünyalar veya planlar arasında iletişim kuran merkez ekseni yarattı. Merkez ekseni tapınaklarda var eder ve manevî dünyaya ve onunla birlikte güce açılan bir kapı yaratır. (11516)

     Maya Tanrısı Kukuul Kaan’ın Toltekler’deki ve Aztekler’deki adı “Sakallı Yılan” anlamında Quetzalcóatl, Quechua Kızılderilileri’nin dilindeki adı Gucumatz’dır. Bu ad Pueblo Kızılderilileri’nin dilinde “Sakallı Yılan” anlamına, Meksika Kızılderilileri’nin dilinde ise “Kuş Yılan” anlamına gelir. Mayalar’da bu ilah “Tüylerle Kaplı Yılanların Efendisi” anlamında “Kukuul Kaan” adını almıştır. Toltek, Aztek, Maya ve İnka metinlerine göre, insanlarla bir süre yaşamış, onlara doğru yolu gösterdikten ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönmüştür. (11517)

     Maya ve Aztek Tanrısı Kukuul Kaan (Quetzalcóatl), köken kültürlerinde belirgin bir şekilde yer almışlardır. Kukuul Kaan, Maya sanatındaki ikonografiyle ilişkilendirilir. (11518) Kukuul Kaan, Kuzey Yucatan’daki İtza halkının Resmî Devlet Tanrısı’ydı. (11519)

     Kukuul Kaan (Quetzalcóatl) bazen kendi kuyruğunu ısırırken tasvir ediliyordu. Quetzalcóatl’ın annesi, Cihuacoatl (Yılanın Hanımı) olarak da bilinen Aztek Tanrıçası Coatlicue (Yılan Etekli) idi. Quetzalcóatl’ın babası ise Mixcoatl (Bulut Yılanı) idi. Birçok Orta Amerika kültüründe Samanyolu, yıldızlar ve göklerle özdeşleştirilmiştir.

     Birçok eski Peru kültürü doğaya tapıyordu. (11520) Sanatlarında hayvanları vurgulamışlar ve sıklıkla yılanları tasvir etmişlerdir. (11521) Yılanlar, Peru’daki Chavín de Huántar’ın örnek yerinde görülebileceği gibi, İnka-öncesi Chavín kültürünün sanatında belirgin bir şekilde yer alıyor. (11522) Şili’de Mapuche mitolojisinde tufanla ilgili hikâyelerde de bir yılan figürü yer alıyordu.

     Dînî açıdan yılan ve jaguar, Antik Mezoamerika’daki tartışmasız en önemli hayvanlardı. (11523) Maya ve Aztek takvimlerinde haftanın beşinci günü “Yılan Günü” olarak biliniyordu.

     Avustralya’daki yerli Aborjin halkının toprağa saygı ve “Alçeringa” veya “Jukurrpa” olarak adlandırılan ve beyazlar tarafından İngilizce’ye “Dreamtime” yani “Rüyâ Zamanı” olarak çevrilen inanç üzerine kurulu şifahî gelenekleri ve manevî erdemleri bulunmaktaydı. Rüyâlar, düşler hem yaradılışın antik zamanı hem de günümüz gerçeğini ifade etmektedir. (11524)

     Birçok “rüyâ zamanı” fikrinde merkezî bir figür Gökkuşağı Yılanı’dır, çünkü “rûhun ve maddenin birliğini temsil eden iki önemli ilkenin birleşimi”dir. (11525)

     Aborjinler’in mitlerinde Gökkuşağı Yılanı, “rüyâ zamanı” halindeki doğanın ilkel durumunu temsil eder ve onun hem hayat veren hem de yiyip bitiren yönlerine hükmeder, özellikle de suyu korur.

     Gökkuşağı Yılanı, depremlere ve sellere neden olabilen ve hatta gökcisimlerinin hareketlerini kontrol edebilen bir tür kozmik yılan olan Aido Hwedo olarak adlandırıldı. (11526) Aşanti’nin Gökkuşağı Tanrısı da yılan biçiminde tasarlandı. Elçisinin küçük bir boa türü olduğu söyleniyordu ama türün tamamı değil, yalnızca belirli bireyleri kutsaldı. Batı Afrika mitolojisinde genel olarak Ayida-Weddo’nun gökyüzünü tuttuğuna inanılıyor. (11527)

     İnanç Afrika’dan Yeni Dünya’ya (Amerika’ya) yayıldı. Haiti’deki Vodou’da yaratıcı loa Damballa bir yılan olarak temsil edilir ve karısı Ayida-Weddo “gökkuşağı yılanı” olur. (11528)

     Günümüz Gana ülkesindeki Achimota Koleji Müzesi’nde saklanan toprak bir çömlek var. Bu çömleğin boynunun tabanı gökkuşağı yılanıyla çevrilidir. Bu yaratığın efsanesi, gökkuşağı yılanının ancak susadığında evinden çıktığını anlatır. Yılan kuyruğunu yerde tutarak Yağmur Tanrısı’nı aramak için başını gökyüzüne kaldırırdı. Yılan çok miktarda su içtiğinden, suyun bir kısmı dökülerek yağmur olarak yeryüzüne düşüyordu. (11529)

     Bu çömleğin kenarlarında dört yılan daha vardır: Hayat veren yılan Danh-gbi, koruma amaçlı Li, Deniz Tanrısı Wu ile ilişkilendirilen Liwui ve Tanrılar’ın elçisi Fa. İlk üç yılanın (Danh-gbi, Li, Liwui) hepsine, yılan kültünün ortaya çıktığı ve eski adı Dahomey olan bugünkü Benin ülkesinin Whydah (Ouidah; Glexwe) şehrinde tapınılırdı. (11530)

     Dahomeyliler (Beninliler) için yılanın rûhu, bağışlayıcı olmadığı için korkulması gereken bir rûhtu. Yılan rûhunun, bitki kökleri ve hayvan sinirleri gibi uzun, dolambaçlı nesnelerde kendini gösterebileceğine inanıyorlardı. Ayrıca göbek bağı olarak kendini gösterebileceğine ve onu doğurganlığın ve yaşamın sembolü haline getirebileceğine dair inançları vardı. (11531)

     Afrika’da, yılana tapınmanın merkezlerinden biri, bugünkü Benin topraklarında hüküm sürmüş olan Dahomey Krallığı (1600 – 1894) idi. Ancak piton kültünün, 17. yy’ın ilk çeyreğine kadar uzanan egzotik bir kökene sahip olduğu görülüyor. Whydah (Ouidah; Glexwe)’ın 1725 tarihinde fethiyle birlikte Dahomeyliler yılana tapan bir halkla temasa geçtiler ve sonunda ilk başta küçümsedikleri inançları onlardan benimsediler. (11532) Bu, Bilgelik ve Mutluluğun Hayırsever Tanrısı olan (11533), ağaçlarla ve okyanusla ilişkilendirilen (11534), Danh-gbi (11535) veya Dangbe (11536) adı verilen Yılan Tanrı’nın kültüydü.

     Ana merkez Whydah (Ouidah; Glexwe)’da, yaklaşık 50 yılanın barındığı bir yılan tapınağı vardır. Her pitona saygıyla davranılmalıdır. Bir pitonun kazara öldürülmesi bile ölümle cezalandırılıyordu, ancak 19. yy’da bunun yerini para cezası aldı. (11537)

     Danh-gbi’nin, 1857 yılına kadar küfürlü kalabalığın dışlandığı halka açık bir geçit törenine katılan çok sayıda karısı vardı ve gözetleyenler ölümle cezalandırıldı. (11538) Belki de kötülüklerin kovulma töreni için kasabanın etrafında bir hamakta bir piton taşınıyordu.

     Nijerya’daki Yaruba halkının dîni olan Yaruba İsése inancında, Oşumàrè, üreme ile ilişkili ilahî gökkuşağı yılanı olan orişadır. (11539)

     “Su Anne” olarak anılan Mami Wata (aynı zamanda Mamba Muntu, La Sirene, Mama Glo ve Watramama), doğurganlık ve şifayla ilişkilendirilen bir su rûhu veya rûh sınıfıdır. Genellikle büyük bir yılan tutan bir kadın veya bir yılanın veya balığın alt gövdesiyle tasvir edilir. Batı, Orta ve Güney Afrika’da ve Afrika diasporasında O’na tapılıyor. (11540) Mami Wata rûhları genellikle kadındır ancak bazen erkektir. (11541)

     Genellikle elinde bir aynayla görülen Mami Wata, bu enstrüman aracılığıyla Afrikalılar için ritüel performansları ve ibadet törenlerini somutlaştırabiliyor. Aynası şimdiki zaman ve gelecek boyunca bir hareketi temsil ediyor. O’nun adanmışları, Mami Wata’nın dünyasını yeniden yaratırken, kendilerini hayâl ederek kendi gerçekliklerini yaratabiliyorlar. Bu dünyada kişi O’nun kutsal güçlerini somutlaştırabilir, hakikatlerinin icatlarını gerçekleştirebilir. (11542)

     Afrika’nın pekçok yerinde yılanın, ölen akrabaların vücûd bulmuş hali olduğuna inanılır. Zulu halkı arasında, Madagaskar’daki Betsileo halkı arasında olduğu gibi, belirli türler, belirli sınıfların meskeni olarak atanmıştır. Öte yandan Kenya’daki Masai halkı, her türü kabilenin belirli bir ailesinin yaşam alanı olarak görüyor. (11543)

     En eski yazılı kültür kayıtlarının bulunduğu Antik Mısır (Kemet) Uygarlığı’nda yılan, mitolojilerinin başından sonuna kadar karşımıza çıkar. Ra (Ro) ve Atum (Atem) (“tamamlayan” veya “mükemmelleştiren”) aynı Tanrı haline geldi. Atum, “karşı-Ra”, yılan da dahil olmak üzere dünya hayvanlarıyla ilişkilendirilir: Nehebkau (“ruhları dizginleyen”), iki başlıydı ve Yeraltı Dünyası’nın girişini koruyan Yılan Tanrısı’ydı. Genellikle Yılan Tanrıçası Renenutet’in oğlu olarak görülür. Sık sık, ilk kayıtlardan bu yana ülkenin, diğer tüm Tanrılar’ın ve firavunların hamisi ve koruyucusu olan Mısır kobrası olan ilk Yılan Tanrıçası Wadjet ile karıştırılırdı (ve daha sonra O’nun tarafından emilirdi). O’nunki bilinen ilk kehanettir. O, Mısır’ın tacı olarak, papirüs âsâsının ve diğer tüm Tanrılar’ın statüsünü gösteren direğin etrafına dolanmış, aynı zamanda bilgelik ve intikamın herşeyi gören gözüne sahip olarak tasvir edilmiştir. Mısır panteonundaki konumunu asla kaybetmedi. (11544)

     Eski Mısırlılar yılanlara, özellikle de kobraya tapıyorlardı. Kobra sadece Güneş Tanrısı Ra (Ro) ile değil, aynı zamanda Wadjet, Renenutet, Nehebkau ve Meretseger gibi diğer birçok Tanrı’yla da ilişkilendiriliyordu. Yılanlar da Apep örneğinde olduğu gibi kötü ve zararlı olabilirdi. Yılan Tanrıça Meretseger’e hem hürmet hem de korkuyla karışık duygularla bakılırdı. (11545) Yılanlara karşı büyüler yazılı veya ilahî olarak söyleniyordu. Hatta bazen ölüleri korumak için bile, Yılan Tanrısı Nehebkau’yu çağıran, yılanlara karşı bilinen büyüler vardı. (11546)

     Wadjet, Yukarı Mısır’ın Koruyucu Tanrıça’sıydı ve başlığı yayılmış bir kobra veya kobra başlı bir kadın olarak temsil ediliyordu. Daha sonra Yukarı ve Aşağı Mısır birleştiğinde firavunun tacındaki koruyucu amblemlerden biri haline geldi. Firavunun düşmanlarına ve Ra’nın düşmanlarına “ateş püskürttüğü” söyleniyordu. Bazen Ra’nın gözlerinden biri olarak anılan bu kadın, genellikle aynı rolü üstlenen dişi aslan Tanrıça Sexmet ile ilişkilendirilirdi. (11547)

     Antik Mısır tarihinde yılan, eski çağlarda firavunun tacını süsleyen Nil kobrasıyla birincil bir rol oynar. Tanrılar’dan biri olarak tapınılıyordu ve aynı zamanda kötü amaçlar için de kullanılıyordu: Bir düşmanı öldürmek veya ritüel intihar için. Örneğin Mısır Kraliçesi VII. Kleopátra Theá Filopátor (M. Ö. 69 – M. Ö. 30)’un ölümünün bu şekilde olduğu düşünülüyor. (11548)

     Ouroboros, kendi kuyruğunu yutan bir yılanın ünlü bir eski Mısır sembolüydü. Ouroboros’un öncüsü, hayatta kalan en eski “ölümden sonra yaşam kitabı” olan “Amduat”a göre, Güneş’in cesedinin etrafında dolandığı söylenen, 5 başlı bir yılan olan çok yüzlü yılandı. Gerçek bir Ouroboros’un hayatta kalan en eski tasviri, Tutanxamon (M. Ö. 1341 – M. Ö. 1323)’un mezarındaki yaldızlı türbelerden gelmektedir. (11549)

     Milat’tan Sonra ilk yüzyıllarda Ouroboros, Gnostik Hristiyanlar tarafından bir sembol olarak benimsenmiştir ve erken bir Gnostik metin olan “Pistis Sophia”, “kuyruğu ağzında olan büyük bir ejderha”yı anlatır. (11550) Ortaçağ simyasında Ouroboros, kanatları, bacakları ve kuyruğu olan tipik bir batı ejderhası haline geldi. (11551)

     Antik Yunanistan’da yılan kutsal sayılıyordu. Düzenli deri değiştirme yoluyla kendini insanların gözünde süresiz olarak yenileyebildiği için, ölümsüz olduğuna inanılıyordu. İnsan perspektifinden bakıldığında, bu sürekli gençleşme eylemi ve yılanlara iyileştirici güçlerin vaadedildiği gerçeği, sonuçta yılanı Tıp’ın sembolü haline getirdi. Günümüze kadar Asklepios’un âsâsı işareti altında kalmıştır; bu işaret oldukça basitleştirilmiş haliyle bugün bazı eczane tabelalarında da bulunabilmektedir. Yılanın ayrıca durugörü yeteneğine sahip olduğu söyleniyordu; bu yüzden Tanrıça Gaia’nın hayvanlarından biriydi. (11552)

     Yunan didaktik şiirinin babası olarak bilinen ve M. Ö. 8. – 7. yy’larda yaşamış olan Hsíodos (? – ?)’a göre, Gaia Pelope, Toprak Tanrıçası Gaia’nın birçok isminden biriydi. (11553) “Pythea” olarak adlandırılan yılanlı rahibeler, Delfi’deki kehanette görev yaptı. Bir yılanın koruduğu bilgelik ağacı sadece Yahudî – Hristiyan geleneğinde var değildi: Antik Yunan tahayyülüne göre, hayat veren elma ağacı, Hesperides’in Bahçesi’nde, Tanrıça Hera’ya hediye edilmişti. Gaia ve yılan Ladon tarafından korunuyordu. (11554)

     Yunan mitolojisinde Asklepios’un yılana dolanmış âsâsı (Asklepios Âsâsı), günümüzde de Tıp ve Eczacılık mesleklerinin simgesidir. Yılanlarla ilgili günümüzde hâlâ kullanılan üç tıbbî sembol, eczaneyi simgeleyen Hygieia Kasesi ve genel olarak tıbbı ifade eden simgeler olan Caduceus ve Asklepios Âsâsı’dır. (11555)

     Minos Yılan Tanrıçası, her iki kolunun altında bir leopar bulunan, “Potnia Theron” (Hayvanların Hânımı) rolünden ziyade, belki de bilgelik kaynağı rolünü çağrıştırarak, her iki elinde de birer yılan sallıyordu. (11556)

     Eski Yunanlar, saçları yılanlarla kaplı, çirkin bir yüzün tasviri olan Ğorğónes’i, kötülükten korunmak için apotropaik bir sembol olarak kullandılar. (11557) “Pseudo-Apollodorus Vivliothíkisi”nde anlatılan bir Yunan efsanesinde Médusa, bakışları ona bakan herkesi taşa çeviren ve kahraman Perseús tarafından öldürülen, saçları yılanlarla kaplı bir Ğorğónes’ti. (11558) Romalı şair Publius Ovidius Naso (M. Ö. 43 – M. S. 17)’nun “Metamorfóseis” adlı eserinde, Médusa’nın bir zamanlar Athiná’nın güzel bir rahibesi olduğu, Athiná’nın Athiná Tapınağı’nda Tanrı Poseidón tarafından tecavüze uğramasının ardından yılan saçlı bir canavara dönüştüğü söylenir. (11559) Hsíodos’un âtıfta bulunduğu ve “Pseudo-Apollodorus”un ayrıntılı olarak anlattığı başka bir efsanede, kahraman İraklís’in, Lerna Bataklıkları’nda yaşayan çok başlı bir yılan olan Lernaía Udra’yı öldürdüğü söylenir. (11560)

     İtalya’da Mars kabilesi “yılana tapanlar” ve “yılan terbiyecileri” olarak biliniyordu. 3000 yıl kadar önce Yılanların ve Zehirlerin Tanrıçası Angitia’ya tapıyorlardı. Bugün bile, Abruzzo ilinin küçük Cocullo kasabasında, Mayıs ayının başında Soralı Domenico (951 – 1031) onuruna “La Festa dei Serpari” adında bir yılan alayı düzenleniyor. Azîzin ahşap figürünün etrafında çok sayıda canlı yılan dolanıyor. (11561)

     Neo-Paganizm ve bir pagan dîni olan Vika’da yılan, bilgeliğin ve bilginin sembolü olarak görülür. (11562) Ek olarak, yılanlar bazen Yunan Büyücülük Tanrıçası Ekáti ile ilişkilendirilir. (11563)

     Britanya’da, Kelt Tanrıçası Brigid’in yılanlarla ilişkilendirildiği söyleniyordu. Festival günü Imbolc, geleneksel olarak, “Kuzey Amerika Köstebek Günü”nün öncüsü olabilecek, kış yuvalarından yılanların veya porsukların gelip gelmediğini izlemeye dayalı hava tahmini zamanıdır. Günle ilgili bir İskoç Gal ezgisi şöyledir:

     “Geçiş ücreti olarak bir nathair alın
     La donn Bride,
     Ged robh, gizlice kaçtıktan sonra üç kez
     Bir odaya hava sızıntısı.

     Yılan delikten çıkacak
     Kahverengi Gelin Günü’nde,
     Üç metrelik kar olmasına rağmen
     Zeminin düz yüzeyinde.” (11564)

     Ayrıca Kelt bölgesinde, dîn ile doğrudan ilişkili olmasa da, yılan muskalarının kişiyi her türlü zarardan koruduğu düşünülüyordu. (11565)

     Eski İskandinav Viking Dîni’nde, dünyayı saran ama aynı zamanda Æsir Tanrı Ailesi’ni tehdit eden Midgard Yılanı (Jormungandr) önemli bir rol oynar. Midgard Yılanı, okyanusun uçurumunda kendi kuyruğunu ısırarak dünyayı çevreliyordu. Tek başına tapınılmıyordu, ancak kaderi dünyanın sonu ile eşanlamlı olan mitostaki Ragnarök (Ragnarǫkr) olayıyla yakından bağlantılı olduğundan kayda değerdi. İskandinavya halkı muhtemelen bu yılan fikrini yakınlardaki Cermen dînlerinden almıştır. (11566)

     Yılan kültü, Amerika, Avustralya, Afrika ve Avrupa kıtalarında olduğu gibi, Asya kıtasında da dînlerde ve kültürlerde başat bir figür olarak yer edinmiştir.

     Japonya’nın millî ve geleneksel dîni olan Şintoizm veya kısaca Şinto, ülkenin kendisi kadar ilginç. Dünyanın en eski dînlerinden biri (11567) olup, Naturalist (11568) ve Animist (11569) bir inanç türü olarak kabul edilebilir ve ayrıca Panteist (11570) birtakım uygulamaları da barındırır.

     Japon mitolojisindeki önemli bir Yılan Tanrı, Japonya’nın Nara eyaletinin Sakurai bölgesindeki Miwa (Mimoro) Dağı’nın Tanrısı Ōmononuşi (大物主神)’dir. O’na adanan tapınak olan Ōmiwa Jinja, günümüze kadar aktif ve saygıyla anılmaktadır. (11571) Mitolojiye göre bu Yılan Tanrı, insan şekline bürünerek kadınları ziyaret eder ve çocuk sahibi olur. (11572)

     Mitolojiye göre, kadınlara olan tutkusunun hedeflerinden biri olan İkutamayori veya diğer adıyla İkutamayorihime, giysisinin eteğine bir iplik takarak kimliğini keşfetmeye çalıştı. Güzel İkutamayori (İkutamayorihime), her gece yakışıklı bir genç yabancı tarafından ziyaret edildi ve sonunda O’na hamile kaldı. Adamın kimliğini keşfetme konusunda endişeli olan İkutamayorihime’nin ebeveynleri, O’na adamın elbisesinin eteğine kenevir ipliği dikmesini tavsiye etti. Ertesi sabah ipliği oda kapısının anahtar deliğinden geçirerek doğrudan Miwa (Mimoro) Dağı’na çıktığını belirlediler. İkutamayorihime ve ailesi böylece, sevgilisinin Dağ Yılan Tanrısı Ōmononuşi olduğunu anladılar. (11573)

     Başka bir karısı, Yamatohimomotoso, kocasının insan kılığına girmiş bir yılan olduğunu öğrendikten sonra yemek çubuğuyla intihar etti (yemek çubuğunu şiddetli bir şekilde ve defalarca kendi vajinasına saplayarak). (11574)

     Oroçi (大蛇) terimi, Japonca’da kelimenin tam anlamıyla “dev yılan” anlamına gelir. Bunun iyi bilinen örneği, sekiz çatallı dev yılan Yamata no Oroçi’dir. (11575) İzumo eyaletindeki (11576) bakireleri yiyip bitiren bu canavar, aynı zamanda bir Tanrı’ydı ve yılanı yenen kahraman-Tanrı Susanoo tarafından bu şekilde hitap ediliyordu. (11577)

     Kore mitolojisinde, Zenginlik Tanrıçası Eopşin (업신), kulakları olan kapkara bir yılan olarak karşımıza çıkar. (11578) Çilseongşin (Eopşin’in Jeju Adası eşdeğeri) ve yedi kızının hepsi yılandır. Bu Tanrıçalar meyve bahçelerinin, avluların Tanrı’larıdır ve evi korurlar. Kore kutsal metinlerinden “Jeju Pungtorok”a göre, “İnsanlar yılanlardan korkar ve onlara bir Tanrı gibi taparlar. Bir yılan gördüklerinde ona ‘Büyük Tanrı’ derler; onu öldürmezler ya da kovmazlar.” Yılanların bu kadar değerli görülmesinin nedeni, fareleri ve diğer zararlıları yemeleriydi. (11579)

     Çin’de yılan kurnazlığın, kötülüğün ve aldatmanın sembolü olarak kabul edildi. Beş zehirli hayvandan biridir. Dünya’nın 12 dalında 6. burç () olarak bulunur. Yılan, Çin Takvimi’nde Çin zodyakındaki 12 gök hayvanından biridir. (11580)

     Yılan, Budizm’de de önemli bir figürdür. Muxalinda (目支鄰陀), Budizm’in kurucusu Gautama Buda (M. Ö. 563 – M. Ö 483)’yı, aydınlanmasından sonra elementlerden koruyan, yılan benzeri bir varlık olan nāga’nın adıdır. (11581)

     Gautama Buda’nın Bodhi Ağacı altında meditasyon yapmaya başlamasından altı hafta sonra, gökyüzünün yedi gün boyunca karardığı ve müthiş bir yağmurun yağdığı söylenir. Ancak yılanların kudretli kralı Muxalinda, yerin altından gelerek Buda’yı kukuletasıyla korumuştur. Büyük fırtına dindiğinde yılan kral insan formuna büründü, Buda’nın önünde eğildi ve sevinç içinde “sarayına” döndü. (11582)

     Yılanlar veya nāgalar, Kamboçya’daki Xmer mitolojisinde özellikle önemli bir rol oynar. Bir köken efsanesi, “Kamboçya” adının, bir naga prensesinin Kaundinya adlı bir Kambuja lordu tarafından fethedilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını açıklar: Onların birliğinin torunları, Xmer halkıdır. Hikâyeye göre, Kaundinya adında Hintli bir tüccar, o zamanlar nāga kralının egemenliği altında olan Kamboçya’ya gelir. Nāga Prensesi Soma (Xandra), işgalciye karşı savaşmak için yola çıktı ama yenildi. Muzaffer Kaundinya ile evlenme seçeneği kendisine sunulan Soma (Xandra) bunu hemen kabul etti ve ülkeyi birlikte yönettiler. Xmer halkı onların torunlarıdır. (11583)

     Yılanlar, tapınakların ve diğer kutsal mekânların güçlü koruyucuları olarak temsil edilir. Bu bağlantı, bazı yılanların (çıngıraklı yılanlar veya kobralar gibi) tehdit edildiklerinde sıklıkla yerlerini korudukları ve savundukları, geri çekilmek yerine önce tehdit gösterisine başvurdukları ve sonra savaştıkları gözlemine dayandırılabilir. Bu nedenle, kolaylıkla zarar görmeyecekleri hazinelerin veya kutsal mekânların doğal koruyucularıdırlar. Kamboçya’da, Xmer İmparatorluğu (802 – 1431)’nun başkenti Angkor (Yasodharapura)’da çok sayıda taş heykel, tapınakların veya diğer binaların koruyucuları olarak çok başlı nāgaları tasvir ediyor.

     Hindistan’a genellikle “yılanlar ülkesi” denir ve yılanlarla ilgili geleneklerle doludur. Bugün bile birçok kadının (yılanlar sütten hoşlanmamasına rağmen) yılan çukurlarına süt döktüğü ve yılanlara “Tanrı” olarak tapınıldığı bilinmektedir. (11584)

     Hinduizm’de kobra, Şiva’nın boynunda görülür ve Vişnu genellikle yedi başlı bir yılanın üzerinde veya bir yılanın kıvrımları içinde uyurken tasvir edilir. (11585)

     Hint folklorunda, insanları zehirli yılanlardan koruyan Yılan Tanrıçası Manasa’ya tapınılır. Hinduizm’deki “yaratılış” anlatısında iki dünya çağı arasında ilkel okyanusun dibinde oturan yılan kral Ananta-Şeşa vardır. Aynı yılan kral, Vasuki adı altında ölümsüzlük iksirini elde etmek için süt okyanusunun çalkalanmasına yardım eder. Zehirli yılan Kaliya, kesik başlarının üzerinde dans ederken flüt çalan Krişna’ya yenilir. Bu zafer vesilesiyle Krişna her yıl birkaç gün kutlanır. Yaşam enerjisinin simgesi sayılan yılanlara tapınaklarda süt ve pirinç ikramları yapılıyor, pungi üfleyen yılan oynatıcıları da sadaka alıyor. (11586)

     Yılanlar Hinduizm’de ritüel ibadetin bir parçası olarak kullanılmaktadır. (11587) Ayrıca Hindistan’da “Nagraj” (Yılanların Kralı) olarak adlandırılan kobralar için birkaç tapınak vardır ve yılanların doğurganlığın sembolü olduğuna inanılır. Her yıl yılanlara saygı duyulan ve dûâ edilen “Nag Pençami” adında bir Hindu festivali bulunuyor. (11588) Her yıl düzenlenen “Nag Pençami” festivalinde katılımcılar ya canlı kobralara ya da Nāga resimlerine taparlar. Rabb Şiva çoğu görüntüde boynuna dolanmış bir yılanla tasvir edilmiştir. (11589)

     Hinduizm’in kutsal metinleri olan “Puranalar”, yılanlarla ilgili çeşitli hikâyeler içerir. Örneğin Şeşa’nın Evren’in tüm gezegenlerini başlığında tuttuğu ve tüm ağızlarından sürekli olarak Vişnu’nun ihtişamını söylediği söylenir. Hinduizm’deki diğer önemli yılanlar Vasuki, Takşaka, Karkotaka ve Pingala’dır. “Nāga” terimi Hinduizm ve Budizm’de büyük yılan şeklini alan varlıklara âtıfta bulunmak için kullanılır. (11590)

     Hindu mitolojisinde “nāga” (नाग) olarak adlandırılan yılan benzeri varlıklardan oluşan bir ırk öne çıkmaktadır. Nāga, Hinduizm ve Budizm’de bulunan, çok büyük bir yılan biçimini alan, bir Tanrı veya varlık veyahut varlık sınıfı için kullanılan Sanskritçe ve Pāli dilindeki kelimedir. Dişi bir nāgaya “nāgīni” denir. Yılan, derisinin dökülmesi ve sembolik olarak “yeniden doğması” nedeniyle öncelikle yeniden doğuşu, ölümü ve ölümlülüğü temsil eder. Hindistan’ın büyük bir bölümünde kobra, nāga veya taşların oyulmuş temsilleri vardır. Bu insanlara yiyecek ve çiçekler sunulur ve türbelerin önünde ışıklar yakılır.

     Hindu mitolojisinde Tanrı Vişnu’nun yılan Şeşa’nın üzerinde kozmik sularda yüzerken uyuduğu söylenir. “Puranalar”da Şeşa, evrenin tüm gezegenlerini başlığının üzerinde tutar ve tüm ağızlarından sürekli olarak Vişnu’nun yüceliklerini söyler. Bazen “Sonsuz Şeşa” anlamına gelen “Ananta-Şeşa” olarak anılır. (11591)

     Hinduizm’de Kundalini, sarmal bir yılandır. (11592)

     Bir zamanlar Hindistan’da yılan kültünün birçok yaygın farklı yorumu vardı. Kuzey Hindistan’da Rivaan adı verilen ve “yılanların kralı” olarak bilinen yılanın erkeksi versiyonuna tapınılırdı. Güney Hindistan’da ise “yılanların kralı” yerine gerçek canlı yılanlara tapınıldı. Ancak Hindistan’ın Bengal eyaletindeki Manasa kültü, antropomorfik Yılan Tanrıça Manasa’ya adanmıştı.

     Dünyanın bazı yerlerinde, özellikle de Hindistan’da yılan büyüleme, bir büyücünün yol kenarında yaptığı bir gösteridir. Böyle bir gösteride, yılan oynatıcısı, flüte benzeyen müzik aletiyle melodiler çalarak görünüşte büyülediği ve yılanın tepki verdiği, içinde bir yılan bulunan bir sepet taşır. Yılanların dış kulakları olmadığı için (iç kulakları olmasına rağmen), yılan aslında flütün sesine değil hareketine tepki veriyor. (11593)

     1972 yılında Hindistan’da yürürlüğe giren “Yaban Hayatı Koruma Yasası”, hayvan zûlmünü azaltma gerekçesiyle yılan büyüleyiciliğini teknik olarak yasaklıyor. Diğer yılan oynatıcıları türleri, iki hayvanın sahte bir kavga yaptığı bir yılan ve firavun faresi gösterisini kullanır; ancak hayvanlar ciddi şekilde yaralanabileceği veya ölebileceği için bu çok yaygın değildir. Yılan çekiciliği mesleği Hindistan’da, modern eğlence biçimlerinin yarattığı rekabet ve bu mesleği yasaklayan çevre yasaları nedeniyle yok olmaya yüz tutuyor. Pekçok Hintli asla yılanı büyüleyici görmemiştir ve bu, geçmişte kalan bir halk masalı haline gelmektedir. (11594)

     Yakındoğu’da, Levant (Doğu Akdeniz)’ta, Bereketli Hilâl bölgesinde, Miken kültüründe (11595) ve Batı Asya’nın birçok kültürel bölgesinde, Epipaleolitik ve Neolitik dönemlerde yılan kültleri büyük önem taşıyordu. Her Tanrı, özellikle rölyeflerde ve seramiklerde yılan tasvirleriyle ilişkilendirilmiştir. (11596)

     Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) genelinde önemli miktarda çanak çömlek, bronz eşya ve hatta altın yılan tasvirleri bulunmuştur. Dubai’deki Saruq el- Hadid arkeolojik sitesinin Bronz Çağı ve Demir Çağı metalurji merkezi, bu tür nesnelerin muhtemelen en zengin hazinesini ortaya çıkardı. Rumeyle, Bisne ve Mesafî’deki Bronz Çağı yerleşimlerinde yılan sembolleri taşıyan buluntular keşfedildi. Yılan tasvirlerinin çoğu benzerdir ve üzerlerine tutarlı bir noktalı dekorasyon uygulanmıştır. Arkeologlar, BAE genelinde yaygın olarak görülen yılan tasvirlerinin dînî bir amacı olduğunu düşünse de, bu bir varsayım olarak kalıyor. (11597)

     Dünyanın beş kıtasında olduğu gibi, hayatın başladığı Kürdistan topraklarında ve Kürt halkının antik çağlardan günümüze gelen kadim kültüründe yılan, dînî, mitolojik, kültürel ve folklorik bir başat figür olarak önemli rol oynamıştır.

     Antik Kürdistan (Mezopotamya) halkı yılanların ölümsüz olduğuna inanıyorlardı, çünkü yılanlar sonsuza kadar derilerini değiştirebiliyor ve sonsuza kadar genç görünüp her seferinde yeni bir kılığa girebiliyorlardı. (11598) Sümerliler Ningişzida adında bir Yılan Tanrı’ya tapıyorlardı. İsrailliler’in gelişinden önce, Bronz Çağı’nda Kenan (bugünkü Lübnan) topraklarında yılan kültleri iyice yerleşmişti; çünkü arkeologlar, Kenan’daki İsrail-öncesi birçok şehirde Bronz Çağı tabakalarında yılan kültü objeleri ortaya çıkarmışlardı: İkisi Megiddo’da (11599), biri Gezer’de (11600), biri Hazor’daki H Bölgesi tapınağının kutsal alanında (11601) ve ikisi Şekem’de (11602).

     Sümer (Kenger) Uygarlığı’nda, Der Şehrinin Yerel Tanrı’sı İştaran’ın Haberci Tanrısı Nirah, kudurrular veya sınır taşları üzerinde yılan olarak temsil edilirdi. İç içe geçmiş iki yılanın temsilleri Sümer sanatında ve Yeni Sümer sanat eserlerinde yaygındır ve M. Ö. 13. yy’a kadar silindir mühürlerde ve muskalarda ara sıra görülmektedir. (11603)

     Boynuzlu engerek (Cerastes cerastes), Kassit ve Yeni Asur kudurrularında da görülür ve Asur metinlerinde büyülü bir koruyucu varlık olarak anılır. Boynuzlu, yılan gövdesi ve boynu, aslanın ön ayakları ve kuşun arka ayakları olan ejderha benzeri bir yaratık, Akkad Dönemi’nden Helenistik Dönem’e (M. Ö. 323 – M. Ö. 31) kadar Mezopotamya sanatında karşımıza çıkar. Akkad dilinde “Öfkeli Yılan” anlamına gelen “Muşxuşşu” olarak bilinen bu yaratık, belirli Tanrılar’ın sembolü ve aynı zamanda genel bir koruyucu amblem olarak kullanılmıştır. Başlangıçta Yeraltı Dünyası Tanrısı Ninazu’nun hizmetkârı olduğu anlaşılıyor, ancak daha sonra Hurri Fırtına Tanrısı Tişpak’ın yanısıra Ninazu’nun oğlu Ningişzida’nın, Babil Ulusal Tanrısı Marduk’un, Yazarlık Tanrısı Nabu’nun ve Asur Ulusal Tanrısı Aşur’un hizmetçisi oldu. (11604)

     Geç Tunç Çağı’nda Kürdistan’ın Rojava bölgesinde (bugünkü Suriye’nin kuzeyi), Hitit (Hatti) tapınağında bir elinde yılan, diğer elinde âsâ tutan bronz bir Tanrı heykeli vardı. (11605) 6. yy’da Babil’de Esagila Tapınağı’nın dört kapısının her birinin yanında bir çift bronz yılan vardı. (11606) “Babil Yeni Yılı Festivali”nde rahip bir marangoz, bir metal işçisi ve bir kuyumcuya iki resim ısmarlayacaktı; bunlardan biri “sol elinde sedirden bir yılan tutacak, sağ elini Tanrı Nabu’ya kaldıracaktı.” (11607) Kürdistan’ın Başur bölgesindeki (bugünkü Irak’ın kuzeyi) Tepe Gawra arkeolojik alanında Erken Tunç Çağı’na ait en az 17 tane Asur bronz yılanı ele geçirilmiştir. (11608)

     Aryan dînleri yılanları “şeytanî” olarak adlandırır. Zerdüştîlik’in kutsal kitabı “Avesta”daki Ejidehaq, korkunç bir yılandır. “Demirci Kawa” efsanesindeki Dehhaq, omuzlarında iki yılan bulunan zalim bir kraldır. (11609)

     Ancak en ilginci, bugünkü Anadolu ve Kürdistan coğrafyalarında yüzyıllardır hatta belki de binyıllardır canlı bir şekilde varlığını koruyan “Şahmaran” (Yılanların Şahı) efsanesidir.

     Bu halk efsanesi hem çok güzel, hem de oldukça mistiktir.

     Yılanlar ile ilgili bu bahsimizde, son olarak “Şahmaran” efsanesini inceleyelim…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(11443): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(11444): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36; Âraf, 20 – 23; Tâhâ, 120 – 121

(11445): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(11446): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 7

(11447): Tevrat, Tekvin, 3:8 – 11

(11448): Tevrat, Tekvin, 3:10

(11449): Tevrat, Tekvin, 3:12

(11450): Tevrat, Tekvin, 3:13

(11451): Tevrat, Tekvin, 3:14 – 19

(11452): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 36 – 37

(11453): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf, 20 – 23

(11454): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120 – 121

(11455): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(11456): James Hastings, Encyclopedia of Religion and Ethics, cilt 10, s. 607, Kessinger Publishing, Edinburgh 2003 / İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 1, s. 37 – 38, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021

(11457): David Noel Freedman – Carol Lyons Meyers – Michael Patrick O’Connor, The Word of the Lord Shall Go Forth: Essays in Honor of David Noel Freedman in Celebration of His Sixtieth Birthday, s. 343 – 344, Eisenbrauns Publishing, Winona Lake 1983

(11458): Kenneth A. Matthews, Genesis 1 – 11:26, s. 236, B&H Publishing, Nashville 1996

(11459): İncil, Vahiy, 12:7 – 9

(11460): İncil, Vahiy, 20:1 – 3

(11461): Apocalypse, 16 – 18

(11462): Mustafa Öztürk, Âdem, Cennet ve Düşüş, Milel ve Nihal, sayı 2, s. 167, Haziran 2004

(11463): Apocalypse, 16 – 18

(11464): Apocalypse, 17:1

(11465): Tevrat, Tekvin, 3:1 – 24

(11466): İncil, II. Korintliler, 11:3

(11467): İncil, Vahiy, 12:9

(11468): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35 – 38; Âraf, 19 – 24

(11469): Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1

(11470): İncil, Vahiy, 12:9

(11471): Henry Ansgar Kelly, Satan: A Biography, s. 152, Cambridge University Press, Cambridge 2006 / Encyclopedia of Islam, Juan Eduardo Campo, “Satan” maddesi, s. 603, Infobase Publishing, New York 2009

(11472): Tevrat, Yeşaya, 27:1

(11473): İustin, Dialogus cum Tryphone Judaeo, bölüm 45 ve 79, Nablus 155

(11474): Kélsos, Logos Alēthēs, cilt 6, bölüm 42, 2. yüzyıl, http://www.earlychristianwritings.com/text/origen166.html

(11475): Tod W. Reeder – Ted M. Townsend – Daniel G. Mulcahy – Brice P. Noonan – Perry L. Wood Jr. – Jack W. Sites, Jr. – John J. Wiens, Integrated Analyses Resolve Conflicts over Squamate Reptile Phylogeny and Reveal Unexpected Placements for Fossil Taxa, PLoS One, sayı 10, e0118199, Mart 2015, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4372529/

(11476): Integrated Taxonomic Information System (ITIS) – Report, “Serpentes, Linnaeus, 1758”, https://www.itis.gov/servlet/SingleRpt/SingleRpt?search_topic=TSN&search_value=174118#null

(11477): John J. Wiens – Matthew C. Brandley – Tod W. Reeder, Why Does a Trait Evolve Multiple Times within a Clade? Repeated Evolution of Snakelike Body Form in Squamate Reptiles, Evolution, sayı 60, s. 123 – 141, Ocak 2006, https://doc.rero.ch/record/13623/files/PAL_E653.pdf

(11478): Species Numbers, The Reptile Database, Kasım 2021, http://www.reptile-database.org/db-info/SpeciesStat.html

(11479): Roland Bauchot, Snakes: A Natural History, s. 220, Sterling Publishing, New York 1994

(11480): The Reptile Database, https://reptile-database.reptarium.cz/advanced_search?taxon=snake&submit=Search

(11481): Robert Conant Collins – Joseph T. Collins, A Field Guide to Reptiles and Amphibians: Eastern and Central North America, s. 143, Houghton Mifflin Company Publishing, Boston 1991

(11482): S. Blair Hedges, At the Lower size Limit in Snakes: Two New Species of Threadsnakes (Squamata: Leptotyphlopidae: Leptotyphlops) from the Lesser Antilles, Zootaxa, sayı 1841, s. 1 – 30, Ağustos 2008, https://www.mapress.com/zootaxa/2008/f/zt01841p030.pdf

(11483): Gabriella M. Frederiksson, Predation on Sun Bears by Reticulated Python in East Kalimantan, Indonesian Borneo, Raffles Bulletin of Zoology, sayı 53, s. 165 – 168, 2005, https://pure.uva.nl/ws/files/3928909/39161_170278.pdf

(11484): Jason J. Head – Jonathan I. Bloch – Alexander K. Hastings – Jason R. Bourque – Edwin A. Cadena – Fabiany A. Herrera – P. David Polly – Carlos A. Jaramillo, Giant Boid Snake from the Palaeocene Neotropics Reveals Hotter Past Equatorial Temperatures, Nature, sayı 457, s. 715 – 717, Şubat 2009, https://www.nature.com/articles/nature07671

(11485): Gabriella M. Frederiksson, Predation on Sun Bears by Reticulated Python in East Kalimantan, Indonesian Borneo, Raffles Bulletin of Zoology, sayı 53, s. 165 – 168, 2005, https://pure.uva.nl/ws/files/3928909/39161_170278.pdf

(11486): Jesús Antonio Rivas, The Life History of the Green Anaconda (Eunectes Murinus), with Emphasis on its Reproductive Biology, Anacondas, 2000, https://web.archive.org/web/20160303202240/http://www.anacondas.org/diss/disser.pdf

(11487): S. Blair Hedges, At the Lower size Limit in Snakes: Two New Species of Threadsnakes (Squamata: Leptotyphlopidae: Leptotyphlops) from the Lesser Antilles, Zootaxa, sayı 1841, s. 1 – 30, Ağustos 2008, https://www.mapress.com/zootaxa/2008/f/zt01841p030.pdf

(11488): Scott M Boback – Craig Guyer, Empirical Evidence for an Optimal Body Size in Snakes, Evolution, sayı 57, s. 345 – 351, Şubat 2003, https://bioone.org/journals/evolution/volume-57/issue-2/0014-3820_2003_057_0345_EEFAOB_2.0.CO_2/EMPIRICAL-EVIDENCE-FOR-AN-OPTIMAL-BODY-SIZE-IN-SNAKES/10.1554/0014-3820(2003)057[0345:EEFAOB]2.0.CO;2.short

(11489): Harold George Cogger – Richard George Zweifel, Reptiles & Amphibians, s. 180, Weldon Owen Publishing, Sydney 1992

(11490): Sheldon Campbell – Charles E. Shaw, Snakes of The American West, Knopf Publishing, New York 1974 / Harold George Cogger – Richard George Zweifel, age

(11491): Sheldon Campbell – Charles E. Shaw, age, s. 19 / Christina N. Zdenek – Timothy Staples – Chris Hay – Lachlan N. Bourke – Damian Candusso, Sound Garden: How Snakes Respond to Airborne and Groundborne Sounds, PLoS One, sayı 18, e0281285, Şubat 2023, https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0281285

(11492): Sheldon Campbell – Charles E. Shaw, age

(11493): Are Snakes Slimy?, SZG Docent, https://web.archive.org/web/20060805131135/http://www.szgdocent.org/resource/rr/c-slimy.htm / General Snake Information, SDGFP, https://web.archive.org/web/20071125210255/http://www.sdgfp.info/Wildlife/Snakes/SnakeInfo.htm

(11494): Sheldon Campbell – Charles E. Shaw, Snakes of The American West, Knopf Publishing, New York 1974 / General Snake Information, SDGFP, https://web.archive.org/web/20071125210255/http://www.sdgfp.info/Wildlife/Snakes/SnakeInfo.htm

(11495): Arthur Rosenfeld, Exotic Pets, s. 11, Simon & Schuster Publishing, New York 1989

(11496): John M. Mehrtens, Living Snakes of the World in Color, s. 243, Sterling Publishing, New York 1987 / Ana L. Oliveira – Matilde F. Viegas – Saulo L. da Silva – Andreimar M. Soares – Maria J. Ramos – Pedro A. Fernandes, The Chemistry of Snake Venom and its Medicinal Potential, Nature Reviews Chemistry, sayı 6, s. 451 – 469, Haziran 2022, https://www.nature.com/articles/s41570-022-00393-7

(11497): age, s. 209 / agm

(11498): Anuradhani Kasturiratne – A. Rajitha Wickremasinghe – Nilanthi de Silva – N. Kithsiri Gunawardena – Arunasalam Pathmeswaran – Ranjan Premaratna – Lorenzo Savioli – David G. Lalloo – H. Janaka de Silva, The Global Burden of Snakebite: A Literature Analysis and Modelling Based on Regional Estimates of Envenoming and Deaths, PLoS Medicine, sayı 5, e218, Kasım 2008, https://journals.plos.org/plosmedicine/article?id=10.1371/journal.pmed.0050218

(11499): Massimo Capula – John L. Behler, Reptiles and Amphibians of the Worlds. 117, Simon & Schuster Publishing, New York 1989

(11500): Robert D. Aldridge – David M. Sever, Reproductive Biology and Phylogeny of Snakes, CRC Press, Boca Raton 2016 / Massimo Capula – John L. Behler, age

(11501): Megan J. Folwell – Kate L. Sanders – Patricia L. R. Brennan – Jenna M. Crowe-Riddell, First Evidence of Hemiclitores in Snakes, Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, sayı 289, Aralık 2022, https://royalsocietypublishing.org/doi/10.1098/rspb.2022.1702

(11502): Richard Shine – Tracy Langkilde – Robert T. Mason, Courtship Tactics in Garter Snakes: How do a Male’s Morphology and Behaviour Influence his Mating Success?, Animal Behaviour, sayı 67, s. 477 – 483, Mart 2004, https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S000334720300366X?via%3Dihub

(11503): Gabriel Blouin-Demers – H. Lisle Gibbs – Patrick J. Weatherhead, Genetic Evidence for Sexual Selection in Black Ratsnakes, Elaphe Obsoleta, Animal Behaviour, sayı 69, s. 225 – 234, Ocak 2005, https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0003347204003756?via%3Dihub

(11504): John L. Behler – F. Wayne King, The Audubon Society Field Guide to Reptiles and Amphibians of North America, s. 581, Knopf Publishing, New York 1979 / John M. Mehrtens, Living Snakes of the World in Color, s. 81, Sterling Publishing, New York 1987

(11505): Arthur Rosenfeld, Exotic Pets, s. 11, Simon & Schuster Publishing, New York 1989

(11506): John M. Mehrtens, Living Snakes of the World in Color, s. 209, Sterling Publishing, New York 1987

(11507): Encyclopædia Britannica, Ninian Smart, “Polytheism: Animal and Human Forms” maddesi, https://www.britannica.com/topic/polytheism

(11508): William Gallogly Moorehead, Universality of Serpent-Worship, The Old Testament Student, sayı 4, s. 205 – 210, Ocak 1885, https://www.jstor.org/stable/3156392

(11509): Lynne A. Isbell, The Fruit, the Tree and the Serpent: Why We See So Well, Harvard University Press, Massachusetts & Cambridge & Londra 2009 / Daniel E. Haycock, Being and Perceiving, Manupod Press, Londra 2011

(11510): Joseph Lewis Henderson – Maude Van Cortlandt Oakes, The Wisdom of the Serpent: The Myths of Death, Rebirth and Resurrection, Princeton University Press, Princeton 1990

(11511): Julien d’Huy, Première Reconstruction Statistique d’un Rituel Paléolithique: Autour du Motif du Dragon, Nouvelle Mythologie Comparée, sayı 3, s. 1 – 34, Mart 2016, https://www.researchgate.net/publication/313569680_Premiere_reconstruction_statistique_d’un_rituel_paleolithique_autour_du_motif_du_dragon

(11512): Frederick Monsen, Festivals of the Hopi: Religion the Inspiration and Dancing an Expression in all their National Ceremonies, The Craftsman, sayı 12, s. 269 – 285, 1907

(11513): Hilda Roderick Ellis Davidson, Myths and Symbols in Pagan Europe: Early Scandinavian and Celtic Religions, Manchester University Press, Manchester 1988

(11514): Serpents and Snakes, Myths Encyclopedia, http://www.mythencyclopedia.com/Sa-Sp/Serpents-and-Snakes.html

(11515): Great Serpent and the Great Flood, Indians, https://www.indians.org/welker/greatflo.htm

(11516): Linda Schele – David A. Freidel, A Forest of Kings: The Untold Story of the Ancient Maya, s. 68, Morrow Publishing, New York 1990

(11517): Wikipedia (İngilizce), “List of Maya gods and supernatural beings” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Maya_gods_and_supernatural_beings / Vikipedi (Türkçe), “Maya tanrılarının ve doğaüstü varlıkların listesi” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Maya_tanr%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1n_ve_do%C4%9Fa%C3%BCst%C3%BC_varl%C4%B1klar%C4%B1n_listesi

(11518): Mary Miller, Maya Art and Architecture, Thames & Hudson Publishing, Londra 1999

(11519): Robert J. Sharer – Loa P. Traxler, The Ancient Maya, Stanford University Press, Stanford 2006

(11520): Elizabeth Benson, The Mochica: A Culture of Peru, Thames & Hudson Publishing, Londra 1972

(11521): Katherine Berrin, The Spirit of Ancient Peru: Treasures from the Museo Arqueológico Rafael Larco Herrera, Thames & Hudson Publishing, New York 1997

(11522): Helaine Silverman – William H.  Isbell, Handbook of South American Archeology, Richard L. Burger, “Chavinntar and its Sphere of Influence”, s. 681 – 706, Springer Publishing, New York 2008

(11523): Kirby Vickery, The Mesoamerican Serpent, Manzanillo Sun, 1 Ağustos 2019, https://www.manzanillosun.com/the-mesoamerican-serpent/

(11524): Wally Caruana, Die Kunst der Aborigines. Lichtenberg Verlag, Münih 1997 / James Cowan, Offenbarungen aus der Traumzeit: Das Spirituelle Wissen der Aborigines. Lüchow Verlag, Stuttgart 2004 / Ursula Dreyer: Dreaming Tracks – Spurensuche: Auf dem Weg zu Interkulturellen Dialogen, Kleio Humanities, Bremen 2006 / Gerhard Leitner, Die Aborigines Australiens, Beck Verlag, Münih 2006 / Anna Voigt – Nevill Drury, Das Vermächtnis der Traumzeit: Leben, Mythen und Tod der Aborigines, Delphi bei Droemer, Münih 1998 / Jennifer Isaacs, Australian Dreaming: 40,000 Years of Aboriginal History, Lansdowne Press, Sydney 1980 / Max Charlesworth – Howard Murphy – Diane Bell – Kenneth Maddock, Introduction in Religion in Aboriginal Australia: An Anthology, University of Queensland Press, Queensland 1984 / Anna Voigt – Neville Drury, Wisdom of the Earth: The Living Legacy of the Aboriginal Dreamtime, Simon & Schuster Publishing, East Roseville 1997 / Tony Swain, A Place for Strangers: Towards a History of Australian Aboriginal Being, Cambridge University Press, Cambridge & New York & Melbourne 1993

(11525): James Cowan, Offenbarungen aus der Traumzeit: Das Spirituelle Wissen der Aborigines. s. 35, Lüchow Verlag, Stuttgart 2004

(11526): Tamra Andrews, Dictionary of Nature Myths: Legends of the Earth, Sea and Sky, “Rainbow Snakes” maddesi, s. 160, Oxford University Press, Oxford & New York 1998

(11527): Neil Philip, Myths and Legends Explained, s. 6, Dorling Kindersley Publishing, Londra 1999 / Shannon R. Turlington, The Complete Idiot’s Guide to Voodoo, s. 84, Pearson Education Publishing, Londra 2002

(11528): Leah Gordon, The Book of Vodou, s. 50 – 51, Barron’s Educational Series, Fort Lauderdale 1985

(11529): Eva Lewin Richter Meyerowitz, Museum of Achimota College, s. 48, Accra 1940

(11530): age

(11531): Eugene A. Nida – William A. Smalley, Introducing Animism, s. 17, Friendship Press, New York 1959

(11532): Wilfrid D. Hambly, Serpent Worship in Africa, Publications of the Field Museum of Natural History: Anthropological Series, sayı 21, s. 10, 1931, https://www.jstor.org/stable/29782194

(11533): Encyclopædia Britannica, cilt 24, Stanley Arthur Cook, “Serpent-worship” maddesi, s. 676 – 682, Cambridge University Press, Cambridge 1911 / Wilfrid D. Hambly, agm

(11534): Wilfrid D. Hambly, agm, s. 9

(11535): agm, s. 10

(11536): Robin Law, Ouidah: The Social History of a West African Slaving “port” 1727 – 1892, s. 23 – 24, Ohio State University Press, Columbus 2004

(11537): Encyclopædia Britannica, cilt 24, Stanley Arthur Cook, “Serpent-worship” maddesi, s. 676 – 682, Cambridge University Press, Cambridge 1911 / Wilfrid D. Hambly, Serpent Worship in Africa, Publications of the Field Museum of Natural History: Anthropological Series, sayı 21, s. 9 – 10, 1931, https://www.jstor.org/stable/29782194

(11538): Stanley Arthur Cook, age

(11539): Patricia Ann Lynch – Jeremy Roberts, African Mythology A to Z, Chelsea House Publishers, New York 2010 / Charles Spencer King, Nature’s Ancient Religion – Orisha Worship & IFA, 2008 / Wikipedi (İngilizce), “List of Yoruba deities” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Yoruba_deities / Wikipedia (Yarubaca), “Àtòjọ àwọn òrìṣà Yorùbá” maddesi, https://yo.wikipedia.org/wiki/%C3%80t%C3%B2j%E1%BB%8D_%C3%A0w%E1%BB%8Dn_%C3%B2r%C3%AC%E1%B9%A3%C3%A0_Yor%C3%B9b%C3%A1

(11540): Henry Drewal, Mami Wata Arts for Water Spirits in Africa and Its Diasporas, African Arts, s. 70 – 71, Yaz 2008

(11541): Roger Blench, Therianthropes in Africa, Ancient and Modern: From Rock Art to Mami Wata, Kay Williamson Educational Foundation, Cambridge 2022

(11542): Henry John Drewal, Performing the Other: Mami Wata Worship in Africa, TDR, sayı 32, s. 160 – 185, Yaz 1988, https://www.jstor.org/stable/1145857?origin=crossref

(11543): Classical Images, https://www.classicalimages.com/products/1750-prevost-antique-print-procession-of-the-serpent-temple-dahomey-west-africa

(11544): Cradle of Civilization, The Serpent (Symbolism), Aratta WordPress, 16 Eylül 2013, https://aratta.wordpress.com/2013/09/16/the-serpent-symbolism/ / Dragons & Serpents, Tales From the Tower, https://tales-from-the-tower.fandom.com/wiki/Dragons_%26_Serpents / Other Serpents, Faculty SGSC, http://faculty.sgsc.edu/rkelley/tree_serpent_motifs.htm

(11545): Balaji Mundkur, The Roots of Ophidian Symbolism, Ethos, sayı 6, s. 129, 1978, https://anthrosource.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1525/eth.1978.6.3.02a00010

(11546): James Bennett Pritchard, Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament with Supplement, John Albert Wilson, “Charms Against Snakes”, s. 326, Princeton University Press, Princeton & New Jersey 1969 / Balaji Mundkur, agm

(11547): Snake Worship, Vasudhaivakutumbakama, 27 Temmuz 2017, https://vasudhaivakutumbakama.blogspot.com/2017/07/snake-worship.html

(11548): Sarah Pruitt, Did Cleopatra Really Die by Snake Bite?, History, 23 Ağustos 2023, https://www.history.com/news/cleopatra-suicide-snake-bite

(11549): Erik Hornung, The Secret Lore of Egypt: Its Impact on the West, s. 13 ve 44, Cornell University Press, Ithaca & Londra 2001

(11550): Pistis Sophia, bölüm 136

(11551): Erik Hornung, The Secret Lore of Egypt: Its Impact on the West, s. 13 ve 44, Cornell University Press, Ithaca & Londra 2001

(11552): Religionsgeschichtliche Versuche und Vorarbeiten, cilt 13, Erich Küster, “Die Schlange in der Griechischen Kunst und Religion”, Töpelmann Verlag, Gießen 1913

(11553): Hsíodos, Theogonía, Cyme M. Ö. 700

(11554): Rodoslu Apollónios, Argonautiká, cilt 4, s. 1396, İskenderiye M. Ö. 3. yüzyıl

(11555): Robert A. Wilcox – Emma M. Whitham, The Symbol of Modern Medicine: Why One Snake is More Than Two, Annals of Internal Medicine, sayı 138, s. 673 – 677, Nisan 2003, https://www.acpjournals.org/doi/10.7326/0003-4819-138-8-200304150-00016

(11556): Johann Georg Wilhelm Pape, Handwörterbuch der Griechischen Sprache: Griechisch-Deutsches Handwörterbuch, cilt 2, s. 690, Vieweg & Sohn Verlag, Braunschweig 1914

(11557): Edward Phinney Jr., Perseus’ Battle with the Gorgons, Transactions and Proceedings of the American Philological Association, sayı 102, s. 445 – 463, 1971, https://www.jstor.org/stable/2935950?origin=crossref

(11558): Pseudo-Apollodorus Vivliothíkisi, 2.37, 2.38 ve 2.39

(11559): Publius Ovidius Naso, Metamorfóseis, Roma 8

(11560): Pseudo-Apollodorus Vivliothíkisi

(11561): Patrick Leigh Fermor, Die Schlangen des Heiligen Dominikus, Die Welt, 1 Temmuz 2006, https://www.welt.de/print-welt/article226497/Die-Schlangen-des-heiligen-Dominikus.html

(11562): Stephen Hayes, Christian Responses to Witchcraft and Sorcery, Missionalia, sayı 23, Kasım 1995, https://web.archive.org/web/20220609060259/https://people.ucalgary.ca/~nurelweb/papers/hayes/witch.html

(11563): Oskar Seyffert, A Dictionary of Classical Antiquities: Mythology, Religion, Literature and Art, s. 271, Swan Sonnenschein and Co. Publishing, New York 1901

(11564): Alexander Carmicheal, Carmina Gadelica, Hymns and Incantations, Ortha Nan Gaidheal, cilt 1, s. 169, Scottish Academy Press, Edinburgh 1900

(11565): William Gallogly Moorehead, Universality of Serpent-Worship, The Old Testament Student, sayı 4, s. 205 – 210, Ocak 1885, https://www.jstor.org/stable/3156392

(11566): Marinus Anthony van der Sluijs – Anthony L. Peratt, The Ourobóros as an Auroral Phenomenon, Journal of Folklore Research, sayı 46, s. 3 – 41, Ocak – Nisan 2009, https://www.jstor.org/stable/40206938

(11567): Simon Leser, The 8 Oldest Religions in the World, The Culture Trip, 24 Nisan 2018, https://theculturetrip.com/asia/articles/the-8-oldest-religions-in-the-world/

(11568): Genchi Katō, A Historical Study of the Religious Development of Shintō, Greenwood Press, New York 1988 / Anita Maria Leopold – Jeppe Sinding Jensen, Syncretism in Religion: A Reader, s. 39 – 41 ve 55 – 56, Routledge Publishing, Londra & New York 2004

(11569): Joseph Cali – John Dougill, Shinto Shrines: A Guide to the Sacred Sites of Japan’s Ancient Religion, s. 13, University of Hawaii Press, Honolulu 2013 / John. K. Nelson, Enduring Identities: The Guise of Shinto in Contemporary Japan, s. 14, University of Hawaii Press, Honolulu 2000 / Stuart Donald Blair Picken, Historical Dictionary of Shinto, s. 18, Scarecrow Press, Lanham 2011

(11570): Joseph Cali – John Dougill, Shinto Shrines: A Guide to the Sacred Sites of Japan’s Ancient Religion, s. 13, University of Hawaii Press, Honolulu 2013

(11571): Ugo Alfonso Casal, The Goblin Fox and Badger and Other Witch Animals of Japan, Folklore Studies, sayı 18, s. 87 – 88, 1959, https://dl.ndl.go.jp/view/download/digidepo_10208356_po_268.pdf?contentNo=1&alternativeNo=

(11572): F. J. Daniels, Snake and Dragon Lore of Japan, Folklore, sayı 71, s. 155 – 156, Eylül 1960, https://www.jstor.org/stable/1258001

(11573): Kojiki, “Miwa Dağı Hikâyesi”

(11574): Nihon Şoki, Haşihaka Efsanesi, “Yemek Çubuğu Mezarı”

(11575): Nihongi: Chronicles of Japan from the Earliest Times to A. D. 697, cilt 1, s. 52 – 58, Japan Society of London Publishing, Londra 1896 / Robert Hellyer – Harald Fuess, The Meiji Restoration: Japan as a Global Nation, Edwin Augustus Cranston, “Local Ancient and Globally Modern: Restoration Discourse and the Tensions of Modernity”, s. 226, Cambridge University Press, Cambridge & New York & Melbourne & Yeni Delhi & Singapur 2020

(11576): age, s. 52 / age, s. 226

(11577): Takeşi Matsumae, 日本神話の形成, “八岐大蛇神話の構造と成立” bölümü, s. 165, 塙書房, Ōfū 1970

(11578): 오류 안내, Yeosu Grandculture, https://yeosu.grandculture.net

(11579): Jeju Pungtorok / 업, Terms Naver, https://terms.naver.com/entry.naver?docId=581047&mobile&cid=46655&categoryId=46655

(11580): Vigdis Hocken, The Chinese Calendar, Time and Date, https://www.timeanddate.com/calendar/about-chinese.html

(11581): Thanissaro Bhikkhu, Muccalinda Sutta: About Muccalinda, Acces to Insight, 2012, https://www.accesstoinsight.org/tipitaka/kn/ud/ud.2.01.than.html

(11582): Jyotsna Rani Nag – Jason Johns, Muchalinda Buddha: An Interdisciplinary Approach to Reinterpret the Depiction of the Buddha with Muchalinda Naga, Journal of Archaeological Studies in India, sayı 1, s. 140 – 157, Ağustos 2021, https://www.researchgate.net/publication/353706780_Muchalinda_Buddha_An_Interdisciplinary_approach_to_reinterpret_the_Depiction_of_the_Buddha_with_Muchalinda_Naga

(11583): David Porter Chandler, A History of Cambodia, s. 13, Allen & Unwin Publishing, St. Leonards 1992

(11584): John Bathurst Deane, The Worship of the Serpent, s. 61, Kessinger Publishing, Whitefish 1833

(11585): age, s. 62 – 64

(11586): Schlangen, Biologie Seite, https://biologie-seite.de/Biologie/Schlangen?ez_force_cookie_consent=1&utm_content=cmp-true

(11587): Rajendra P. Kerkar, Hindus Unite to Worship the Snake God Today, Times of India, 4 Ağustos 2011, https://timesofindia.indiatimes.com/city/goa/hindus-unite-to-worship-the-snake-god-today/articleshow/9474357.cms

(11588): James Chambers, Holiday Symbols and Customs, s. 782, Infobase Publishing, Detroit 2015

(11589): Gayathri İyer, What is the Significance of the Snake Around Lord Shiva’s Neck?, Times Now News, 22 Ağustos 2019, https://www.timesnownews.com/spiritual/religion/article/what-is-the-significance-of-the-snake-around-lord-shivas-neck/468331

(11590): Encyclopædia Britannica, “Naga” maddesi, https://www.britannica.com/topic/naga-Hindu-mythology

(11591): John Bathurst Deane, The Worship of the Serpent, s. 62 – 64, Kessinger Publishing, Whitefish 1833

(11592): Shri Mataji Nirmala Devi Srivastava, Meta Modern Era, “Vishwa Nirmala Dharma”, s. 233 – 248, Ritana Books, Yeni Delhi 1995

(11593): Pallava Bagla, India’s Snake Charmers Fade, Blaming Eco-Laws, TV, National Geographic, 23 Nisan 2002, https://web.archive.org/web/20071127094633/http://news.nationalgeographic.com/news/2002/04/0417_020423_snakecharm.html

(11594): Maurice Burton – Robert Burton, International Wildlife Encyclopedia, cilt 4, s. 482, Marshall Cavendish Publishing, Tarrytown 2002 / Sharmila Chandra, India’s Snake-Charmers Sway on the Edge of Extinction, India Today, 12 Kasım 2013, https://www.indiatoday.in/magazine/indiascope/story/19891231-indias-snake-charmers-sway-on-the-edge-of-extinction-816887-1989-12-30

(11595): Robert Laffineur – Robin Hägg, Aegaeum, cilt 22, Dimitra Rousioti, “Did the Mycenaeans Believe in Theriomorphic Divionities? Potnia: Deities and Religion in the Aegean Bronze Age”, s. 305 – 314, Proceedings of the 8th International Aegean Conference, Göteborg 2001

(11596): James H. Charlesworth, The Good and Evil Serpent: How a Universal Symbol Became Christianized, Anchor Yale Bible Reference Library, Yale University Press, New Haven 2010 / Dimitri Nakassis – Joann Gulizio – Sarah A. James, Prehistory Monographs, cilt 46, “KE-RA-ME-JA”, INSTAP Academic Press, Philadelphia 2014 / Diana Krumholz McDonald, The Serpent as Healer: Theriac and Ancient Near Eastern Pottery, Source – Notes in the History of Art, sayı 13, s. 21 – 27, Yaz 1994, https://www.academia.edu/952009/The_Serpent_as_Healer_Theriac_and_Ancient_Near_Eastern_Pottery

(11597): Jonathan Gornall, Brushing off sands of time at the archaeological site of Saruq al-Hadid, The National News, 31 Temmuz 2016, https://www.thenationalnews.com/uae/brushing-off-sands-of-time-at-the-archaeological-site-of-saruq-al-hadid-1.150378

(11598): The Free Dictionary, “Snake Worship” maddesi, https://encyclopedia2.thefreedictionary.com/snake+worship

(11599): Gordon Loud, Megiddo II: Plates plate 240: 1, 4, from Stratum X (dated by Loud 1650 – 1550 BC) and Stratum VIIB (dated 1250 – 1150 BC), noted by Karen Randolph Joines, “The Bronze Serpent in the Israelite Cult”, Journal of Biblical Literature, sayı 87, s. 245, dipnot 2, Eylül 1968

(11600): Robert Alexander Stewart Macalister, Excavation of Gezer, cilt 2, s. 399, fig. 488, John Murray Publishing, Londra 1912

(11601): Yigael Yadin, Hazor, cilt 3 – 4: “Plates”, s. 339, Oxford University Press, Oxford 1972

(11602): Karen Randolp Joines, The Bronze Serpent in the Israelite Cult, Journal of Biblical Literature, sayı 87, s. 245 – 256, Eylül 1968, https://www.jstor.org/stable/3263536

(11603): Jeremy A. Black – Anthony Green, Gods, Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia: An Illustrated Dictionary, s. 166 – 168, University of Texas Press, Austin 1992

(11604): age

(11605): Maurice Vieyra, Hittite Art 2300 – 750 B. C., figür 114, Alec Tiranti Ltd., Londra 1955

(11606): Leonard William King, A History of Babylon, s. 72, Chattos & Windus Publishing, Londra 1915

(11607): James Bennett Pritchard, Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament, s. 331, Princeton University Press, Princeton 1950

(11608): Ephraim Avigdor Speiser, Excavations at Tepe Gawra: I. Levels I – VIII, s. 114 ve devamı, University of Pennsylvania Press, Philadelphia 1950

(11609): Demirci Kawa Efsanesi’ni anlatan ve Kürtçe olarak kaleme alınmış bir kitap tavsiyesi: Abdusamet Yigit, Destana Kawayê Hesinger, Weşanên Han, Berlin 2009; Weşanên Sara, Stockholm 2009

     SEDİYANİ HABER

     16 AĞUSTOS 2024

 


Parveke / Paylaş / Share

One Reply to “Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 96”

  1. Memoste! Dîsa we hunera xwe nîşan daye û lêkolînek balkêş kiriye. Seata te xweş.
    Aşağıda “mar veya me’r” sözcüğüyle ilgili aklamına gelen ve onunla ilişkisi muhtemel olan bazı kelimeleri vereceğim. Belki bir sonraki yazıda bu kelimenin etimolojisini, soy ağacını ve akraba dillerdeki haritasını da kısaca konu edinirsiniz.
    Mar, me’r (=yılan); mêr (=erkek); mêhr, mîtra veya mîsra (=nikah, sözleşme, peyman, sevgi vs.); mir/in =(ölüm, ölmek); mê, mêk (=dişi); mêtin (emmek); mêjandin (emzirmek)…
    Sumer: Su=Sûr (kırmızı); mer¬=mar (yılan); ser hevde dibe ku were vê wateyê: marê sûr=sûremer= kırmızı yılan.
    “Mar” sözcüğü veya ona yakın versiyonları bazı akraba dillerde “anne” anlamına da geliyor. Mesela: Mazenice: Mar. Kürtçe: Dêmarî. Peştuca Mûr. Faransızca: mère. Ermenice: mayrik. Yunanca: mitéra vs.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir