Afrika’nın en büyük adası Madagaskar’daki arkeolojik alanın mimarîsi, İran, Kürdistan ve başka yerlerdeki Zerdüştîlik yapılarıyla şaşırtıcı derecede benzerlik taşıyor.
Afrika’nın en büyük adası Madagaskar’daki arkeolojik alanın mimarîsi, İran, Kürdistan ve başka yerlerdeki Zerdüştîlik yapılarıyla şaşırtıcı derecede benzerlik taşıyor.
Madagaskar’ın güneyinde M. S. 1. binyılda yaşayan gizemli bir grup insan, bir kayalık yüzeyine büyük odalar ve boşluklar oydu. Onyıllar boyunca, bu sitedeki teraslar ve mimarî, ne Madagaskar’da ne de tüm Doğu Afrika kıyılarında benzeri bulunmadığı için arkeologları şaşırttı. Bu kaya nişlerini kim yaptı ve adaya ne zaman geldiler?
Yeni bir çalışmaya göre, bu gizemli insanlar yaklaşık 1000 yıl önce Madagaskar’da yaşayan bir Zerdüştî topluluk olabilir.
Kaya terasları, Madagaskar’ın merkez-güneyinde yer alan Isalo Millî Parkı’ndaki Teniky (Tenika) adlı bir iç bölgede bulunuyor. Bu kaya yapıları yüz yılı aşkın bir süredir biliniyor, fakat bu süre zarfında üzerinde çok az arkeolojik araştırma yapıldı.
Bu durum kısmen alanın uzak konumundan kaynaklanıyor. Kazı ekipleri, bu bölgeye ulaşmak için sarp kanyonlardan geçerek 20 km’lik zorlu bir yürüyüş yapmak zorunda. Çalışma yazarı Prof. Guido Schreurs, “Tüm ekipman ve yiyecekler bölgeye taşınmak zorunda. Ayrıca, Madagaskar’da arkeolojik araştırmalar her zaman yerel kurumlarla işbirliği ve çeşitli bakanlıklardan alınan izinler gerektiriyor ki bu bazen zorlu olabiliyor” diyor.
Bununla birlikte, 20. yy’ın başlarında Fransız doğabilimciler Alfred Grandidier ve Guillaume Grandidier, Teniky’deki kaya nişlerinin 16. yy’da adada mahsur kalan Portekizli denizciler tarafından oyulmuş olabileceğini öne sürdüler. Bu denizcilerin, yaşanabilir bir liman arayışına girerken kayalıklara barınaklar oymuş olabilecekleri düşünülüyor. Bu fikir, bölgenin “Grotte des Portugais” (Portekiz Mağarası) olarak adlandırılmasına neden oldu.
Ancak 1963’te arkeologlar Paul Ginther ve Jean-Claude Hébert bu fikri reddetti, çünkü nişlerin oyulması çok fazla çaba gerektiriyordu. Alanın çevresinde bir hendek kazısı yaptılar. Herhangi bir eser bulamasalar da, Çin’e ait 16. yy’a tarihlenen bir çömlek parçası ortaya çıkardılar.
2019’da yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri kullanılarak yapılan araştırmalar, arkeolojik alanın daha önce düşünülenden çok daha büyük olduğunu ortaya çıkardı. Bu görüntüler, gözden kaçan birçok teras ve yapıyı ortaya çıkardı. Bu yeni bulgular, Schreurs ve ekibinin daha fazla araştırma yapmasını teşvik etti.
Arazi araştırması ve kazısı, duvarlarına taş banklar oyulmuş büyük taş sütûnlarla desteklenen iki kaya odası olan Grande Grotte ve Petit Grotte olarak bilinen yerlerdeki yapılar için yürütüldü. Ekip, Teniky’nin geri kalanında düzinelerce dairesel ve dikdörtgen taş niş buldu, bunlardan bazılarında ahşap veya taş levhalarla kapatılmış olabilecek dairesel girintiler vardı. Ayrıca 30 hektardan fazla insan yapımı teraslar, taş havuzlar, dairesel ve dikdörtgen taş yapılar, oyulmuş kayalar ve seramik parçaları keşfettiler.
Kazı sırasında bulunan kömür ve çömlek parçalarının analizi, bölgenin 10. – 12. yy’lar arasında iskân edildiğini ortaya çıkardı. Çömlek parçaları yerel olarak üretilmemişti, bu da orada yaşayanların Hint Okyanusu ticaret ağıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Ayrıca çanak çömlek parçalarının bir kısmı 11. – 13. yy’lara tarihlenen Güneydoğu Asya kökenliydi, diğerleri ise 11. – 14. yy’larda Çin’den gelmişti. Bu bulgular, yapıların Portekizli denizciler tarafından inşâ edilmediğini kesinleştirdi, çünkü Portekiz’in Hint Okyanusu’na ilk gelişi 1498’de gerçekleşmişti.
Peki bunları kim inşâ etti?
Schreurs ve meslektaşları analitik ağlarını biraz daha genişletti. Madagaskar nüfûsunun Avustronezya, Hindistan, Arabistan, Kürdistan ve İran ile genetik, dilsel ve kültürel bağları olduğu düşünülüyor, bu yüzden başlamak için iyi bir yer gibi görünüyordu. Schreurs, “Literatürleri incelerken, Fars bölgesi de dahil olmak üzere İran’ın birçok bölgesinde çeşitli şekil ve boyutlarda kaya oyma nişlerden bahsedilmesi dikkatimi çekti. Bu nişlerin fotoğraflarını birkaç yayında buldum ve Teniky’deki gibi girintili nişler vardı; bu da başlangıçta muhtemelen ahşap veya taş bir levha ile kapatılmış olduklarını gösteriyordu. Bu nişler büyük ihtimalle kemik saklama yeri olarak kullanılıyordu” diyor.
Bu, Schreurs’un Tenkiy’deki gizemli nüfûsun Zerdüştî kökenli olabileceği hipotezini ortaya atmasına yol açtı: “Çoğu arkeolog İran’daki nişleri Zerdüştî cenaze törenleriyle ilişkilendirir. Yani Zerdüştî uygulamalarla ilk olası bağlantı böyle ortaya çıktı. Aynı zamanda birincil tarihsel kaynaklardan, İran’ın kıyı bölgesinin (örneğin, Siraf liman kenti) Sasanîler döneminden beri deniz ticaretiyle uğraştığını ve Siraf’tan gelen gemilerin Çin ve Doğu Afrika’ya kadar okyanuslarda yelken açtığını biliyoruz.”
Ticaret bağlantıları, Müslüman Araplar’ın İran’ı ele geçirdiği ve İslam’ın dayatıldığı 7. yy’a kadar devam etti. Tarihsel kaynaklardan, 10. yy’a kadar Müslüman, Yahudî, Hristiyan ve Zerdüştî toplulukların bu İran limanlarında birarada yaşadığı iyi biliniyor. Bu fikir şu anda yalnızca bir hipotez olsa da, Teniky’deki taş havuzların ve masaların Zerdüştî ritüeller için olanlara üslûp benzerlikleri oldukça ikna edici.
Teniky’de bir Zerdüştî topluluğun varlığına dair güçlü kanıtlar olsa da, bir sorun var: Zerdüştîler, bedenin kirletici olarak görüldüğü için ölülerin hemen gömülmemesi gerektiğine inanırlardı. Bu nedenle cesetler, Pehlevî dilinde “daxmas” olarak adlandırılan taş nişlerde, yerin üstünde sergilenirdi. Zamanla doğal unsurlar ve hayvanlar, bedeni kemiklere indirgerdi ve bu kemikler, “astōdans” adı verilen küçük dairesel nişlere taşınır ve kapatılırdı.
Ancak bugüne kadar Teniky’den hiç kemik çıkarılmadı. Eğer kayalıklardaki daha küçük delikler kemiklerin saklandığı yerlerse, sitede özellikle dişler olmak üzere kemik kalıntılarına dair bir kanıt bulunması beklenirdi. Ancak bu, hipotezi tamamen çürüten bir durum değil; çünkü bu deliklerde kalan kalıntıların daha sonra bölgede yaşayan insanlar tarafından çıkarılmış olması muhtemel. Bu nedenle Zerdüştî hipotezi hâlâ geçerli. Tarihsel ve arkeolojik kanıtlar, bu dîne mensup bir topluluğun birinci binyılda Madagaskar’a gelmiş olabileceğini gösteriyor. Ancak bu doğruysa, neden bu bölgeyi terkettiler?
Schreurs ve meslektaşları, 2025’te siteye geri dönerek daha fazla kazı yapacaklar. Şu ana kadar gözden kaçan yapıları bulmak için LiDAR teknolojisi kullanmayı planlıyorlar. Belki de bu, bin yıl önce burada yaşayan gizemli insanlara dair daha fazla yanıt bulmalarını sağlayacak.
AZANIA: ARCHAEOLOGICAL RESEARCH IN AFRIC, IFL SCIENCE, SEDİYANİ HABER
24 EYLÜL 2024