Güneş’in Batmadığı İmparatorluğa Mezopotamya Güneşi’ni Taşıyorum Viking Bilgelerin Desteğiyle – 16

Parveke / Paylaş / Share

 

     Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’na ait İngiltere ülkesinde, Yorkshire ve Humber (İng. Yorkshire and the Humber) bölgesinin York şehrindeki ilk gün gezimiz oldukça güzel geçti.

     York hakikaten çok güzel bir şehirmiş. Tarih var, kültür var, dîn var, etnik ve kültürel çeşitlilik var, sanat var, edebiyat var, mimarî var, sosyal hayat var, tabiât var. Bir de dünya tatlısı Noyan var tabiî.

     Bu güzel şehrin nerdeyse her köşesini gezdik bugün, Nevzat Töre kardeşimle birlikte.

     Önce, York şehrini bir baştan bir başa kuşatan York Kalesi (İng. York Castle)’ni gezdik. Epey yürüdük ve yorulduk da. York Kalesi’nin üstüne çıktık. Kalenin üstünden şehre kuşbakışı baktık.

     Ordan, York’un ana tiyatrosu olup şehrin sembollerinden biri olan York Kraliyet Tiyatrosu (İng. York Theatre Royal) önüne gittik.

     Sonra, şehrin müstesnâ yerlerinden birinde, York Müze Bahçeleri (İng. York Museum Gardens)’nin içini gezdik. Ouse Nehri’nin yanında yer alan bu botanik bahçelerde, birbirinden ilginç tarihî kalıntıların, birbirinden güzel ağaçların ve bitkilerin arasında yürüdük.

     Ondan sonra, York’un damarlarında akan cansuyu olan Ouse Nehri kıyısına vardık. Nehir ve çevresi görsel açıdan oldukça hoş bir manzara sunuyordu. Nehir suları üzerinde yer yer sandallar hatta gemiler geçiyordu. Akarsuyun kıyısında ise yaya yolu vardı ve kenarında boydan boya kafeler, restoranlar, çeşitli dükkânlar sıralanmıştı. Biz de o akarsuyun kıyısında oturup bir kahve içtik.

     Ardından York şehrinin merkezi City Centre’deki meşhur “Shambles Market” (Karmakarışık Pazar) adlı açıkhava alışveriş pazarına uğradık. Nevzat’ın, hediyelik çanta, cüzdan ve benzeri deri giyim ve takı ürünleri sattığı işyeri işte burada, “Shambles Market”in içinde. Orda biraz takıldık, müşterilerle ilgilendik. Nevzat’ın amcaçocukları Serhat (evinde kaldığım) ile Ramazan ve bir de eniştesi Nafiz çalışıyorlar. Bu güzel ve yakışıklı gençler, Nevzat’ın işçileri. Onlarla bir süre oturup İngiliz çayı içtik ve sohbet ettik.

     Daha sonra Nevzat’la beraber kalkıp şehri dolaşmaya devam ettik. “Shambles Market”in hemen yakınındaki aynı adlı, “Shamble” (Karmakarışık) isimli sokağa girdik. “The Shambles”, güzel York şehrinde, bazılarının tarihi 14. yy’a kadar uzanan, korunmuş Ortaçağ binalarının yer aldığı tarihî bir sokak. Sokak dardır ve birkaç metre sarkan iskeleli zeminlere sahip çok sayıda ahşap çerçeveli bina vardır. Burası, fantastik roman ve film “Harry Potter” serisindeki bazı enstantanelerin çekildiği büyülü sokak.

     Sonra da ver elini, şehrin sembolü olan, halk arasında kısaca York Katedrali (İng. York Minster) denilen Azîz Peter Katedrali ve Metropolitan Kilisesi (İng. The Cathedral and Metropolitical Church of Saint Peter). İngiltere’nin en büyük Ortaçağ kilisesidir ve İngiltere Kilisesi (İng. Church of England)’nin üçüncü en yüksek makamı olan York başpiskoposunun koltuğudur. York Piskoposluğu’nun ve York ilinin ana kilisesi. Katedralin avlusunda, dünyanın süsü, dünyanın başkenti, dünyanın en güzel şehri, “Dersaadet” yani “Mutluluk yurdu” dediğimiz, İstanbul yani Konstantiniye yani Konstantinúpolis şehrimizin kurucusu olup şehre de adını veren ve Büyük Konstantin yahut I. Konstantin olarak anılan Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Gaius Flavius Valerius Aurelius Konstantínos (274 – 337)’un büyükçe bir heykeli var. Yeşilimsi renkteki bu heykelde Büyük Konstantin abimiz, tahtına oturmuş, sol elinde bir kılıç tutuyor.

     İstanbul (Konstantinúpolis) şehrimize ismini veren I. Konstantin (Büyük Konstantin)’in babası olan Roma İmparatoru I. Flavius Valerius Constantius (250 – 306), 306 yılında burada, York şehrinde öldü. Cenaze töreni, tam da şimdiki York Katedrali’nin olduğu yerde, bizim bulunduğumuz yerde düzenlendi. I. Constantius’un oğlu Konstantin de babasının cenazesi için buraya, York’a geldi. Ve cenaze töreninin hemen ardından, I. Konstantin (Büyük Konstantin), kaledeki birlikler tarafından yeni “Roma İmparatoru” ilan edildi. Yani dünyanın en güzel şehri İstanbul yani Konstantiniye yani Konstantinúpolis şehrimizin kurucusu olup şehre de adını veren I. Konstantin (Büyük Konstantin)’in “Roma İmparatoru” seçildiği yer işte burasıdır kardeşlerim, Yıl, 306.

     Sonra gezmeye devam ettik ve “Coppergate” (Bakır Kapı) adlı sokağa indik. “Coppergate”, şehrin en ilginç (ve en meşhur) sokaklarından biri. Halk arasında “Umbrella Street” (Şemsiye Caddesi) olarak da biliniyor. Bunun sebebi, sokağın üzerinin havada asılı duran şemsiyelerle kaplatılmış olması. Bu o kadar güzel bir görüntü oluşturuyor ki, hem fütürist hem romantik bir hava katıyor sokağa.

     Aynı sokak üzerinde, birkaç adım daha atınca, sağ tarafımızda, York şehrinde en çok görmek istediğim yer çıkmıştı karşımıza: “Jórvík Viking Centre” (Jórvík Viking Merkezi). York şehrindeki bu muhteşem Viking müzesi, İngiltere’ye gelmeden önce en çok düşündüğüm, görüp içini gezmek istediğim yer. Fakat müzenin önünde uzun bir kuyruk olduğu için, Viking Müzesi’ni gezmeyi başka bir güne bıraktık. Fakat mutlaka gezeceğiz ve zaten bu müzeyi gezmeden asla dönmem Almanya’ya.

     Son olarak ise, şehrin en önemli tarihî sembollerinden biri durumundaki ve York Kalesi’nin en müstesnâ parçası olan Clifford Kulesi (İng. Clifford’s Tower)’nin önüne gittik. Clifford Kulesi’nin güzel, hoş bir görüntüsü var ama daha önemlisi, acılı, hüzünlü bir tarihi var. Avrupa’da bir zamanlar Yahudîler’e her türlü zûlüm, baskı ve katliâmlar yapılırken, Britanya’daki en korkunç Yahudî Katliâmı’nın yaşandığı yer burası. Bu tarihi siz sevgili gönüldaşlarımıza 4 bölümlük bir dosya halinde uzun ve ayrıntılı bir şekilde anlatmıştım.

     York şehrini gezmeyi bitirmiştik ve akşam da yavaş yavaş çöküyordu…

     Şimdi Nevzat’la beraber, Badger Hill semtinde, York Üniversitesi (İng. University of York) kampüsünün içinde bulunan “Cecil’s Pizza & Grill Bar” adlı bir döner – pizza dükkânına gideceğiz. Bulunduğumuz yere 4 km mesafedeki bu yere kadar yürüyeceğiz. Bunu yapmamızın sebebi, herkesin yani “bizimkilerin” bizi orada bekliyor oluşu. Dolayısıyla gecenin finali orada olacak.

     Yürüyoruz, tabanımıza kuvvet…

     Yürürken, Foss Nehri’nin üzerinden geçiyoruz.

     York şehrinin içinden, iki tane ırmak akıyor. Biri gündüz kıyısında oturup kahve içtiğimiz ve sularını seyrettiğimiz 84 km uzunluğundaki Ouse Nehri, diğeri bu sabah evden şehir merkezine gelirken arabayla üzerinden geçtiğimiz ve şimdi bu akşam da yürüyerek üzerinden geçtiğimiz 31 km uzunluğundaki Foss Nehri.

     Dakikalar süren bir yürüyüşten sonra, Badger Hill semtinde, York Üniversitesi kampüsünün içinde bulunan “Cecil’s Pizza & Grill Bar” adlı bir döner – pizza dükkânına varıyoruz.

     Öyle bir yorgunuz ki, sormayın. Bütün gün yürüdük yani ve resmen pestilimiz çıkmış durumda.

     Bu dükkânı Deniz Durdu ve Bülent Akbay adlı Malatyalı iki ortak çalıştırıyor. Biz oraya gittiğimizde, Bülent abi ve işçiler ordaydı, ama Deniz yoktu, memleketteymiş. Ayrıca Nevzat’ın babası Hüseyin Töre de ordaydı ve bizi bekliyordu.

     Oturup çay içtik ve sohbet ettik, böylece dinlenmeye çalıştık. Biz oraya gittikten yarım saat sonra Nevzat’ın amcaçocukları Ramazan ve Serhat da geldiler.

     Sohbetin bir yerinde Nevzat telefonunu çıkarıp bana ekrânını gösterdi ve şöyle dedi:

     – İbrahim abi, bugün tam 15 bin 514 adım atmışız.

     Vay beee… Nevzat meğersem telefondan ayarlamış, attığımız adımları saysın ve ne kadar yürüdüğümüz belli olsun diye. Buna göre, bugün tam 15.514 adım atmışız. Demek ki hiç sapmadan kuzeye doğru yürümüş olsaydık, İskoçya’ya varmıştık…

     Evlerimize gitmek için dükkândan çıktığımızda karanlık olmuştu bile.

     Ben dün olduğu gibi bugün de Serhat’ın evinde kalıyorum. Serhat’ın evine vardığımızda fazla oturmadık, yorgunduk ve hemen uyuduk.

     Yarın yeni bir gezi yapacaktık Nevzat’la. Ama bu kez arabayla ve uzağa. Doğuya doğru.

     Kuzey Denizi kıyısındaki iki turistik şehir olan Scarborough ve Whitby’ye gidecektik.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 15

FOTOĞRAFLAR:

Bu sabah evden şehir merkezine gelirken arabayla üzerinden geçtiğimiz 31 km uzunluğundaki Foss Nehri’nin şimdi bu akşam da yürüyerek üzerinden geçiyoruz. (İNGİLTERE)

Dakikalar süren bir yürüyüşten sonra, Badger Hill semtinde, York Üniversitesi kampüsünün içinde bulunan “Cecil’s Pizza & Grill Bar” adlı bir döner – pizza dükkânına varıyoruz. (İNGİLTERE)

Bu dükkânı Deniz Durdu ve Bülent Akbay adlı Malatyalı iki ortak çalıştırıyor. Biz oraya gittiğimizde, Bülent abi ve işçiler ordaydı, ama Deniz yoktu, memleketteymiş. Ayrıca Nevzat’ın babası Hüseyin Töre de ordaydı ve bizi bekliyordu. (İNGİLTERE)

Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’na ait İngiltere ülkesinde, Yorkshire ve Humber (İng. Yorkshire and the Humber) bölgesinin York şehrindeki ilk gün gezimiz oldukça güzel geçti. (İNGİLTERE)

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir