Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi
Kürdistanlı Peygamberler – 98
■ İbrahim Sediyani
– geçen bölümden devam –
■ YAŞAM AĞACI VE ÖLÜMSÜZLÜK BİTKİSİ
İbrahimî dînlere (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam, Ézidîlik) ait kutsal kitaplarda (Tevrat, İncil, Kur’ân-ı Kerîm, Mushafa Reş) anlatıldığına göre, Tanrı ilk insanlar Hz. Âdem (as) ile Hz. Havva (as)’yı yarattıktan sonra, dünyada bir “Cennet” yaratır ve Âdem’le Havva’yı oraya yerleştirir. (11639)
“Aden Cenneti”, Tevrat’ta “Gan- Eden” (גן עדן) şeklinde (11640), Kur’ân’da “Cennet’ul- Adn” (جَنَّاتِ عَدْنٍۜ) şeklinde (11641) geçiyor.
Allah onları Aden Cenneti’ne yerleştirirken, onlara, cennetteki bütün ağaçların meyvesinden yiyebileceklerini söyleyip, ama sadece bir tane ağacın meyvesine dokunmamaları gerektiğini tembihledi. (11642)
Bu “yasak meyve”nin veya “yasak bitki”nin hangisi olduğu, aslında ne Tevrat’ta belirtilir ne de Kur’ân’da. Tevrat’ta “עֵץ הַדַּעַת טוֹב וָרָע” (ets haddat tow we ra) yani “iyiyle kötüyü bilme ağacı” deniyor. (11643) Kur’ân’da ise sadece “هٰذِهِ الشَّجَرَةَ” (hazihi’ş- şecereh) yani “şu ağaç” denilerek bahsediliyor. (11644) Kur’ân’ın bir yerinde ise, Şeytan (İblis) o ağaçtan bahsederken, “شَجَرَةِ الْخُلْدِ” (şecere’til- xuldi) yani “ölümsüzlük ağacı” diye niteliyor. (11645)
İbrahimî dînlerin dışında bir metafor olarak “yasak meyve” veya “yasak bitki” ifadesi, tipik olarak “yasa dışı” veya “ahlâk dışı” kabul edilen herhangi bir arzuyu veya zevki ifade eder. “İyi ve kötü” bir merizmdir, bu durumda basitçe “her şey” anlamına gelir, fakat aynı zamanda ahlakî bir çağrışıma da sahip olabilir. Allah insanın bilgi ağacından yemesini yasakladığında, eğer bunu yaparsa “ölmeye mahkum” olacağını söyler: Bunun arkasındaki İbranice Tevrat, ölüm cezalarını vermek için kullanılan biçimdedir. (11646)
Tevrat, “Cennet’ten kovuluş” hikâyesinde, Cennet’teki iki ağaçtan özellikle bahseder. Biri “Tekvin, 2”de geçen “iyiyle kötüyü bilme ağacı” (11647), diğeri bir sonraki bölüm olan “Tekvin, 3”te geçen “yaşam ağacı” (ölümsüzlük ağacı)’dır (11648). Alternatif olarak bazı bilim insanları ve araştırmacılar, “iyiyle kötüyü bilme ağacı”nın, “yaşam ağacı”nın sadece bir başka adı olduğunu ileri sürmüşlerdir. (11649) Aslında Kur’ân da böyle anlatıyor gibi, çünkü Şeytan “meyvesi yasaklanan ağaç”tan bahsederken “ölümsüzlük ağacı” diyor. (11650) Fakat Tevrat’ı dikkatlice okuduğumuzda, bu sanki başka bir ağaç gibi.
İbranice’deki “טוֹב וָרָע” (tow we ra) ifadesi, kelimenin tam anlamıyla “iyi ve kötü” olarak tercüme edilir. Bu, genel bir anlam yaratmak için karşıt terimleri biraraya getiren edebî bir araç olan ve “iyi ve kötü” ifadesinin basitçe “her şeyi” imâ etmesini sağlayan, merizm olarak bilinen konuşma sanatı türünün bir örneği olabilir. Bu, normalde “her şey” anlamında kullanılan Antik Mısır dilindeki “iyi – kötü” ifadesinde görülmektedir. (11651) Antik Yunan edebiyatında, M. Ö. 8. yy’da yaşayan şair ‘Omiros (? – ?), mitolojik karakter Tilémaxos’un ağzından “Her şeyi, iyiyi ve kötüyü bilmek (istiyorum)” dediğinde de bu cihazı kullanır; fakat “iyi” için kullanılan “ἐσθλός” (ésthlós) ve “kötü” için kullanılan “χερείων” (hereíon) kelimelerinin “üstün” ve “aşağı” olarak adlandırılması daha uygundur. (11652) Ancak “iyiyi ve kötüyü bilme ağacı”, meyvesi her şeyin bilgisini veren bir ağaç olarak anlaşılacaksa, bu tabirin mutlaka bir ahlâk kavramına işaret ettiği söylenemez. Bu görüş birçok bilim insanı tarafından savunulmaktadır. (11653)
Tanrı’ya itaatsizliğin bağlamı gözönüne alındığında, bu ifadenin imâ ettiği diğer yorumlar da dikkate alınmayı gerektirir. Tanrı insanın o ağaçtan yemesini yasakladığında, eğer bunu yaparsa “ölmeye mahkum” olacağını vurguluyor. Bunun arkasındaki İbranice Tevrat’ta ölüm cezalarını vermek için düzenli olarak kullanılan bir biçimdedir. (11654) Bununla birlikte, “iyinin ve kötünün bilgisi” terimiyle ilgili olarak “bilgelik” anlamının içinde, “her şeyi bilme”, “cinsel bilgi”, “ahlakî ayrımcılık”, “olgunluk” ve diğer nitelikler gibi sayısız modern bilimsel yorum vardır. Bazı akademisyenlere göre, bu terim muhtemelen “ödül ve cezayı yönetme bilgisi” anlamına geliyor; bu da Tanrı tarafından yasaklanan ve yine de insanlar tarafından edinilen bilginin, “nihaî gücü kullanma bilgeliği” olduğunu gösteriyor. (11655)
Yahudî geleneğinde “bilgi ağacı ve meyvesi”nin yenilmesi, iyiyle kötünün biraraya gelmesinin başlangıcını temsil eder. O zamandan önce ikisi ayrıydı ve kötülüğün potansiyeli yalnızca belirsiz bir varlığa sahipti. Meyveyi yemeden önce özgür seçim mevcut olsa da kötülük, insan rûhundan ayrı bir varlık olarak mevcuttu ve onu arzulamak insanın doğasında yoktu. Yasak meyveyi yemek ve içselleştirmek bu durumu değiştirdi ve böylece “yetzer hara” (kötü eğilim) doğdu. (11656)
Yahudî mistisizminde ezoterik bir disiplin, düşünce okulu ve kurallar bütünü olan “Kabbala” (קבלה)’da, “bilgi ağacı”nın (“xeit eitz ha-da’at” olarak adlandırılır) günâhı, “beirurim”in büyük görevini ortaya çıkardı; dünyadaki “iyilik” ve “kötülük” karışımını eleyerek orada hapsolmuş kutsallık kıvılcımlarını çıkarıp serbest bıraktı. (11657) Kötülüğün artık bağımsız bir varlığı olmadığından, “artıkları ile beslenip” varoluşu türeten ilahî yaşam gücünü aşağı çekmek kutsallığa bağlıydı. (11658) Kötülük, “beirurim” yoluyla kutsallıktan ayrıldığında, onun yaşam kaynağı kesilir ve kötülüğün yok olmasına neden olur. Bu, öncelikle iyi ve kötünün birbirine karıştığı fiziksel nesnelerle ilgili olan Tevrat’taki 613 emrin yerine getirilmesiyle gerçekleştirilir. (11659) Ağacın günâhı, “Tanrı’nın varlığı”nın (“Şehina”) dünyadan ayrılmasına neden oldu. (11660) “Kabbala”da “beirurim” görevi ağacın günâhını düzeltir ve “Şehina”nın geri dönmesine neden olur. (11661)
Kutsal Kitap’taki Cennet hikâyesi, Hristiyanlık’ta, kiliselerde 20. yy’ın ortalarına kadar ağırlıklı biçimde “tarihsel” olarak anlaşıldı. Günümüzün tarihsel – eleştirel yorumu, bir fikirbirliğine varılmaksızın birtakım açıklamalar vermektedir. Alman Katolik Eski Ahit bilgini Bernd Willmes (1952 – halen hayatta), beş farklı yorumu listeliyor; “cinsel”, “etik”, “entelektüel”, “gelişimsel psikolojik” ve “özgürleştirici” yorum. (11662) Bir diğer Alman Protestan Eski Ahit bilgini Andreas Schüle (1968 – halen hayatta) ise, hikâyeye yönelik yorumsal bir kafa karışıklığını itiraf ediyor. O’na göre, Kutsal Kitap’taki Cennet anlatısında “iki ağaç”tan bahsedilmiş olması ve bunların aynı mı yoksa farklı mı ağaçlar olduğunun belirgin olmaması, “nihaî olarak çözülemez bir bulmaca”dır. (11663)
İlk Hristiyan müfessirlerden ve Patristik felsefenin en önemli temsilcilerinden sayılan İskenderiyeli kilise babası ve filozof Oriğen Adamantius (185 – 254) ve O’nun halefleri, tarih-dışı bir yorum sunmuşlar ve “manevî”, “pnömatik”, “efsanevî”, “tropik” (yani “mecazî”), “sembolik” veya “spiritüel” gibi terimler kullanmışlardı. Bunu bulmak ve sunmak Oriğen’in gözünde yorumcunun en önemli görevidir. Onu aramak bile istemeyenleri, kendilerini tarihsel olanla sınırlayanları küçümseyerek “literalizmin köleleri” veya “harflerin köleleri” olarak adlandırır. (11664) Kilisenin 4. – 5. yy papalarından Dalmaçyalı dînbilgini Azîz Jerome ya da gerçek adıyla Eusébios Sofrónios İerónumos (347 – 420) ve Numidya doğumlu Hristiyan piskopos ve filozof Aurelius Augustinus Hipponensis (354 – 430) gibi kilise babaları Oriğen’i takip etmediler, hatta bunun yerine O’nu bu konuda sert bir şekilde eleştirdiler. Ancak O’nun görüşü kilise tarafından hiçbir zaman kınanmadı. Hatta Ortaçağ’ın sonlarında, Oriğen gibi Tevrat’taki “Tekvin” (Yaratılış) kitabının ilk üç bölümünü tamamen mecazî olarak yorumlayan tek kişi olan İtalyan filozof ve teolog Tommaso Giacomo De Vio (1469 – 1534)’nun görüşleri bile asla kınanmadı. (11665)
Protestanlık mezhebinin kurucusu Alman rahip ve teoloji profesörü Martin Luther (1483 – 1546) ve Reformcular, Tommaso De Vio ve Ortaçağ müfessirlerinin yaptığı gibi, Augustinus Hipponensis’in çizgisini takip ettiler. Sonuç olarak Tevrat metniyle ilgili grotesk ve saçma tarihsel soruların sorulması gerekti. (11666) Ortaçağ’da alegoresisin “bilimdışı” ilan edilmesi ve vaazlara veya “dîndar tefekkürlere” havale edilmesinin ardından, kurgusal metinlerle uygun şekilde ilgilenmek imkânsız hale geldi. Her detayın “doğru” olabilmesi için tarihsel olarak “gerçeklere” uygun olması gerekiyordu. Çünkü sadece gerçek anlam açık görünüyordu ve bir inanç bilimi olarak teoloji ancak bunun üzerine kurulabilirdi. Bu durumun dîn üzerindeki “yıkıcı” sonuçları, 17. ve 18. yy’larda meydana gelen gelişmelerde açıkça görülüyordu. Kutsal hikâyelerdeki birçok açıklamanın zorlayıcılığı ve kurgusal unsurların ispatının imkânsızlığı, birçok insanı “imândan mahrum etmiş” ve tefsir biliminin Tevrat hikâyelerini gerçeklikle bağlantısı olan hikâyeler olarak okuyamamasına yol açmıştır. (11667) Alman teolog, dilbilimci ve Yeni Ahit bilgini Marius Reiser (1954 – halen hayatta)’e göre, bugün isteyen biri, “Tevrat ve İncil’deki hemen hemen her şeyin kurgu olduğunu ilan edebilir”, ancak asıl açıklama görevi, “tamamen kurgusal bir metin olduğu ortaya çıkan tarihsel bir anlatının gerçeğinin nerede yattığını bulmak” veya kısmen “hâlâ çözemedik” diyebilmektir. (11668) Reiser’in kendisi de Oriğen ile birlikte “kutsal bir hikâyenin, gerçeklerin ötesine geçen hakikat içeriğini” tanımlamak için “sembolik” kavramını savunuyor. (11669)
Cennet başlangıçta “tapınağın arketipi” ve daha sonra da “kilisenin arketipi” anlamına geliyordu. Ukraynalı Hasidik Yahudî yazar Friedrich Weinreb (1910 – 88) şöyle açıklıyor: “Kişi bilgi ağacından alır almaz, hayat ağacına giden yol, tapınağa giden yol kapanır. Bu, tapınağa ve hayat ağacına erişimin kapanması, kişinin görünür olana ya da sadece ‘kanıtlanabilene göre yargılayarak algılamaya’ başladığı ve Cennet’in görünmeyen dünyasını unuttuğu yerde otomatik olarak gerçekleşir.” (11670) Sonsuz “yaşam ağacı” burada manevî veya mistik anlayışta “Tanrı’nın sonsuz sözü” veya “Tevrat” anlamına gelir; yalnızca bu içsel anlayış aracılığıyla içsel bir birliğe sahip olabilir. Buradaki birlik, hem rûh hem de sonsuz yaşam anlamına gelir. Sonsuz yaşam umudunun ya da 7 günlük yaratılışın ötesindeki 8. diriliş gününün kesinliği, “aynı zamanda Tevrat’ı çokluk üzerinde ‘bir’ olan hayat ağacı yapan şeydir. Tevrat’ı böyle bir birlik olarak bilen herkes, hayat ağacını bilir.” (11671)
Yahudî geleneği gibi, Skolastk felsefenin düşünürlerinden İtalyan Fransisken kardinal Bonaventura da Bagnoregio ya da gerçek adıyla Giovanni da Fidanza (1221 – 74) da Kutsal Yazılar’ın dış gerçek anlamını “bilgi ağacı”na ve içsel, rûhsal – mistik anlamını “hayat ağacı”na işaret eder: “Kutsal Yazılar yalnızca rûhsal anlayışta hayat ağacı haline gelir.” (11672) O’na göre; “Tanrı Sözü ‘hayat ağacı’dır, çünkü bu merkez aracılığıyla geri döneriz ve bu hayat pınarında canlanırız. Ama eğer araştırma yolunda eşyanın bilgisine yönelirsek, bize izin verilenden fazlasını keşfederek, gerçek görüşten (contemplatio) ve ‘iyiyle kötüyü bilme’nin ‘yasak ağacı’nın tadından düşeriz.” (11673)
Başlangıçta insanda bir olan “rûh” (11674) ve “beden” (11675) karşıtlarının uyumu, aynı zamanda bahçesinin ortasındaki iki ağacın (11676) birliğinde de ifade edilir. “İyiyi ve kötüyü bilme ağacı” dünyayı veya (ölümlü) bedeni, (ebedî) “hayat ağacı” ise Cennet’i veya rûhu sembolize eder ve bu daha sonra “orijinal çifte” yansır: Âdem ve Havva. Her ikisi de beden ve rûh, aşağısı ve yukarısı, dışarısı ve içi, yeryüzü ve gökyüzü, gece ve gündüz, Ay (gölge) ve Güneş, bölünmüş ve bütün, “eril” ve “dişil” anlamına gelir. “Erkek”, İbranice’de “saxar”dır; bu da hatırlamak, yani rûhun kendi içine çekilmesi anlamına gelir. Rûhun içsel birliğinin sembolik ifadesi, dünyanın “göbeği” olan Kudüs (Yeruşalayim)’teki tapınaktır. “İnsan bilgi ağacını alır almaz, hayat ağacına giden yol, tapınağa giden yol kapanır.” Sadece tapınak değil, her şey artık harabeye dönmüştür; bilim, felsefe, şiir, her şey. Kırılmış, tamamlanmamış, bitmemiş. (11677) Rûh ve maddenin iki ilkesi, birlik ve dualitenin veya hayat ağacı ve bilgi ağacının uyumlu etkileşimi, lütûf ve maddî dünya arasındaki bir bağlantı (“evlilik sözleşmesi”) olarak gerçekliğin kutsal bir anlayışını temsil eder. (11678)
Kur’ân-ı Kerîm ağaçtan hiçbir zaman “iyiyi ve kötüyü bilme ağacı” olarak bahsetmez; daha ziyade ondan tipik olarak “ağaç” (11679) veya (İblis’in sözleriyle) “ölümsüzlük ağacı” (11680) olarak sözeder.
Hayat ağacı Tevrat’ta ilk olarak “Tekvîn” (Yaratılış) bölümünde, ilk insan çiftinin Cennet’ten kovulmasıyla erişimin iptal edildiği Cennet Bahçesi’ndeki sonsuz yaşamın kaynağı olarak karşımıza çıkar. (11681) Daha sonra İncil’in son bölümü olan “Vahiy” bölümünde ve en baskın olarak o bölümün de son kısmında, yeni Cennet Bahçesi’nin bir parçası olarak yeniden görünür. (11682) Erişim artık yasak değildir, çünkü “cübbelerini yıkayanlar” (veya Kral James Versiyonu’ndaki metinsel varyantta olduğu gibi, “emirlerini yerine getirenler”), “hayat ağacına hak kazanırlar”. (11683) Benzer bir ifade, “Vahiy” bölümünün başlarında, hayat ağacının galip gelenlere bir ödül olarak vaat edildiği âyette de görünür. (11684) Bu bölümün son kısmı, “Tanrı’nın tahtından çıkan saf hayat suyu nehri”ne bir göndermeyle başlar. (11685) Nehir, biri “nehrin her iki yakasında” olmak üzere iki hayat ağacını besliyor gibi görünüyor; “oniki çeşit meyve veriyor” ve “ağaç yaprakları milletlerin şifası içindi” diyor. (11686) Alternatif olarak, bu, hayat ağacının, İncil’in “Yuhanna” kitabında imâ ettiği gibi, nehrin her iki yakasında da büyüyen bir asma olduğunu gösterebilir. (11687)
Tevrat’ın“Tekvîn” (Yaratılış) ve İncil’in “Vahiy” kitaplarının dışında, hayat ağacı, “Zebur”da da geçmektedir. (11688) Ayrıca Yahudî apokrifleri arasında yer alan “2. Esdralar”da (11689) ve “4. Makabiler”de de (11690) yer alır.
Yahudî mitolojisine göre, Cennet Bahçesi’nde çiçek açan ve “Guf”a yani “Rûh Hazinesi”ne düşen yeni rûhlar üreten bir “hayat ağacı” veya “rûh ağacı” vardır. (11691) Melek Cebrail hazineye uzanır ve eline gelen ilk rûhu çıkarır. Sonra, gebe kalma meleği Leylâ, doğana kadar embriyonun başında bekler. (11692)
“Etz Xaim” (עץ חיים), İbranice’de “Hayat Ağacı” anlamına gelir ve Yahudîlik’te yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Bu ifade, Aden Bahçesi’ndeki Hayat Ağacı’na âtıfta bulunarak Tevrat’ın “Tekvîn” kitabında bulunabilir. (11693) Ayrıca Zebur’da mecazî olarak (11694), “doğru bir adamın meyvesi” (11695), “yerine getirilen bir arzu” (11696) ve “şifa veren dil” (11697) anlamında da karşımıza çıkar.
Zebur’da geçen ifade, mecazî olarak Tevrat’ın kendisine uygulanır. Etz Xaim ayrıca yeşivalar ve sinagoglar ile haham edebiyatı eserleri için yaygın bir isimdir. Ayrıca bir “Sefer Tevrat”ın parşömeninin tutturulduğu tahta direklerin her birini tanımlamak için kullanılır.
Zebur’da hayat ağacı bilgelikle ilişkilendirilir: “(Bilgelik) onu tutanlar için bir hayat ağacıdır ve onu tutan herkes mutludur.” (11698) Başka bir yerinde ise hayat ağacı sakinlikle ilişkilendirilir: “Yatıştırıcı bir dil hayat ağacıdır; fakat ondaki çarpıklık rûha bir yaradır.” (11699)
Bir “Xabad” (חסידות חב”ד) kaynağına göre, hayat ağacı şu şekilde yorumlanmalıdır: Ağaç, Tanrı’nın yaratılışının kendisinin “ex nihilo” ilahî yayılımlarının bir serisini, ortaya çıkan ilahîliğin doğasını, insan rûhunu ve insanın yükselişinin manevî yolunu temsil eder. Bu şekilde, Kabalistler sembolü, yaratılışın bir haritasını tasvir etmek için ağacı kullanarak gerçekliğin tam bir modeline dönüştürdüler. (11700)
Doğu Hristiyanlığı’nda hayat ağacı, Tanrı sevgisidir. (11701) Doğu Ortodoks Kilisesi), geleneksel olarak Tevrat’ın “Tekvîn” kitabındaki hayat ağacını, insanlığın Hz. İsa (as)’nın enkarnasyonundan, ölümünden ve dirilişinden sonraya kadar katılamayacağı “Haç”ın bir ön göstergesi olarak anlamıştır. (11702)
Aslında, 5. yy’dan bu yana ve Ortaçağ boyunca, Hz. İsa’nın haçının (Latince “lignum crucis” yani “haç ağacı”), bir hayat ağacı (Latince “lignum vitae” yani “hayat ağacı”) olarak yorumlanması ikonografik olarak süregelmiştir. Tipoloji anlamında, “ölüm getiren bilgi ağacı” (Ölüm Ağacı), “hayat veren haç” (Hayat Ağacı) ile tezat oluşturuyor; içinden dalların, çiçeklerin, yaprakların ve meyvelerin çıktığı bir dal veya ağaç haçı şeklinde. (11703)
Vatikan’da Katolikler’in ruhanî lideri Papa 16. Benedikt ya da gerçek adıyla Joseph Alois Ratzinger (1927 – 2022), “Haç, gerçek hayat ağacıdır” demiştir. (11704) Skolastik felsefenin düşürlerinden İtalyan Fransisken kardinal Azîz Bonaventure da Bagnoregio, hayat ağacının tıbbî meyvesinin İsa Mesih’in kendisi olduğunu öğretmiştir. (11705) Alman teolog, filozof ve kilise babası Azîz Büyük Albert (1200 – 80), İsa Mesih’in bedeni ve kanının, hayat ağacının meyvesi olduğunu öğretmiştir. (11706) Numidya doğumlu Hristiyan piskopos ve filozof Aurelius Augustinus Hipponensis de, hayat ağacının İsa Mesih olduğunu söylemiştir: “Bütün bu şeyler oldukları şeyden başka bir şeyi temsil ediyordu, ama yine de kendileri bedensel gerçekliklerdi. Ve anlatıcı bunlardan bahsettiğinde mecazî bir dil kullanmıyordu, ancak mecazî olan ileriye dönük bir referansı olan şeylerin açık bir açıklamasını veriyordu. Öyleyse hayat ağacı da Mesih’ti… Ve gerçekten de Tanrı, insanın ruhanî şeylerin gizemlerinin ona bedensel formda sunulmadan Cennet’te yaşamasını istemedi. Öyleyse diğer ağaçlarda ona besin sağlandı, bu ağaçta ise bir sakrament… Kendisini belirtmek için önüne ne geldiyse ona doğru bir şekilde adlandırıldı.” (11707)
İncil’deki anlatımın aksine Kur’ân, Cennet Bahçesi’nin yalnızca bir ağacından bahseder. Bu ağaç, Şeytan tarafından Âdem’e “ölümsüzlük ağacı” olarak fısıldanmıştır (11708) ve Tanrı bunu özellikle Âdem ile Havva’ya yasaklamıştır. Kur’ân’da iyilik ve kötülük bilgisinin ağacı yoktur.
Kur’ân’daki ağaç, bir kavram, fikir, yaşam biçimi veya yaşam kuralı örneği olarak kullanılır. İyi bir kavram / fikir, iyi bir ağaç olarak temsil edilir ve kötü bir fikir / kavram, kötü bir ağaç olarak temsil edilir. (11709) Şeytan onlara göründü ve Tanrı’nın onlara o ağaçtan yemelerini yasaklamasının tek sebebinin, melek olmaları veya nesiller boyu mirasla birlikte mülkiyet fikrini / kavramını kullanmaya başlamaları olduğunu söyledi ve böylece Şeytan, Âdem’i kabul etmeye ikna etti. (11710)
Yaşam ağacı, dünyanın mitolojik, dînî ve felsefî geleneklerinin çoğunda temel bir arketiptir. “Kutsal ağaç” kavramıyla yakından ilişkilidir. (11711) Eski İskandinav Viking Dîni’ndeki Yggdrasil gibi Cennet’e ve Yeraltı Dünyası’na bağlanan bilgi ağacı ve Tevrat’ın “Tekvîn” bölümündeki iyilik ve kötülük bilgisi ağacı, tüm yaratılış biçimlerini birbirine bağlayan hayat ağacı, dünya ağacı veya kozmik ağacın biçimleridir (11712) ve çeşitli dînlerde ve felsefelerde aynı ağaç olarak tasvir edilir (11713).
Tevrat’taki ve burdan hareketle Musevîlik, Hristiyanlık ve İslam’daki “hayat ağacı”, Antik Kürdistan (Mezopotamya) mitolojisinden bir motiftir aslında. Çoktanrılı Mezopotamya dînlerinden Tek Tanrılı semavî dînlere geçmiştir. Antik Sümer (Kenger) Uygarlığı’na ait “Gılgamış Destanı”nda (M. Ö. 1800 civarı), kahramana “insan yaşlılıkta gençleşir” adında bir bitki verilir, ancak bir yılan bitkiyi ondan çalar. (11714)
Mezopotamya’daki Akkad Uygarlığı sonrası dönemlerden (M. Ö. 23. – 22. yy) kalma, “Âdem ve Havva silindir mührü” olarak bilinen bir silindir mühür, Âdem ve Havva hikâyesiyle ilişkilendirilmiştir. İngiliz Asurbilimci George Smith (1840 – 76), mührü, bir ağacın her iki yanında oturan, ellerini meyveye doğru uzatmış, sırtları arasında bir yılan bulunan iki karşı karşıya figür (erkek ve kadın) olarak tanımlamıştır. Bu da, insanın düşüşü (Cennet’ten kovuluşu) hikâyesinin Babil Uygarlığı’nın erken dönemlerinde bilindiğine dair kanıttır. (11715) Babil dîninde, Kiş Kralı Etana, kendisine bir oğul verecek bir “doğum bitkisi” aradı. Bunun antik çağlara dayanan sağlam bir kökeni vardır.
Asur Uygarlığı’nda hayat ağacı, bir dizi düğüm ve çapraz çizgilerle temsil ediliyordu. Görünüşe göre önemli bir dînî semboldü, Asur saray kabartmalarında genellikle insan veya kartal başlı kanatlı cinler, kral tarafından bakılıyordu. Kova ve kozalak ile kutsanıyor veya dölleniyordu. Asurologlar bu sembolün anlamı konusunda fikirbirliğine varamadılar. Çağdaş bilim insanları tarafından ona “Hayat Ağacı” adı atfedildi, ama Asur kaynaklarında kullanılmıyor. Aslında sembole ilişkin herhangi bir metinsel kanıtın varlığı bilinmiyor. (11716)
Urartu Uygarlığı’nda hayat ağacı dînî bir semboldü ve kale duvarlarına çizilir, savaşçıların zırhlarına oyulurdu. Ağacın dalları gövdenin sağ ve sol taraflarında eşit olarak bölünmüştü, her dalda bir yaprak ve ağacın tepesinde bir yaprak vardı. Hizmetçiler, sanki ağaca bakıyormuş gibi ellerinden birini kaldırarak ağacın her iki yanında dururlardı. (11717)
Kürdistan – Harran çıkışlı bir dîn olan Sabiîlik (Mandaeizm), kendisini Hz. Âdem’le başlayan bir dîn olarak kabul eder ve dünyanın ilk dîni olduğunu savunur. (11718) Sabiî tomarları genellikle kozmosun canlı, birbirine bağlı doğasını temsil eden soyut yaşam ağacı çizimleri içerir. (11719) Bu ağaçlardan birine “Şatrin” adı verilir. Şatrin, vaftiz edilmemiş Sabiî çocuklarının rûhlarının 30 gün boyunca geçici olarak beslendiği yerdir. 30. günde, Hibil Ziwa çocukların rûhlarını vaftiz eder ve ardından Işık Dünyası’na devam ederler. Sabiî kutsal metinlerinden “Diwan Abatur”a göre, ağacın uzunluğu 360.000 parasangdır. (11720)
Kürdistan’da ortaya çıkan, peygamberi Kürt (11721), kutsal kitabı Kürtçe (11722) olan Zerdüştîlik dîninin kutsal metinleri “Bundhaişn” ve “Denkard”ın anlatımına göre, biz insanların ata/anası bir bitkidir. Yani biz önce bitki olarak hayata başladık, sonra insana dönüştük.
Zerdüştîlik inancına göre, Tanrı’nın (Ahura Mazda) yarattığı ilk insan olan Jiyamırud (Giyamırud), cinsiyetsizdir. Yaratılışın üçüncü devresinde Angra Mainyu (Ehrimen, = Şeytan), Ahura Mazda (Tanrı, = Yehova, = Allah)’ın yarattığı güzel varlıklara müdahale eder. Kötü rûh hastalık, yıkım ve zararlı varlıkları yayar. O suları, yeryüzünü, bitkileri ve ateşi, ayrıca ilk insanı ve ilk boğayı öldürür. Angra Mainyu’nun hücûmuna uğrayan boğa sağ tarafa düşer, onun bedeninden ve âzâlarından bitkiler, tohumundan ise hayvanlar meydana gelir. (11723) İlk insan Jiyamırud (Giyamırud) ise sol tarafa düşer ve onun toprak tarafından alınan tohumunun bir parçasından Maşya ve Maşyana adlarında iki bitki filizlenir. Bu bitkiler 40 yıl bir bitki gibi büyüdükten sonra insana dönüşürler ve biri erkek biri dişi olmak üzere ilk insan çifti olurlar. (11724) Böylece ilk erkek ve ilk kadın bu şekilde yaratılır. İlk erkeğin adı Maşya, ilk kadının adı Maşyana’dır. Bütün insanlığın atası ve anasıdırlar. Bunların birleşiminden insan soyu çoğalmaya başlamıştır. (11725)
Zerdüştîlik’teki bu inancı destekleyen ifadeler (âyet) bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de de mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’deki bir âyette, Allah’ın bizi bir bitki olarak yarattığı ve öldükten sonra dirilmeden önce tekrardan bitki olup öylece dirileceğimiz söyleniyor. (11726) Kur’ân’daki bu ifadeler, Zerdüştî inancını tereddütsüz biçimde desteklemektedir.
Zerdüştîlik’in kutsal kitabı “Avesta”da, “Amişa Spenta” gibi yaşam, sonsuzluk ve şifa ile ilgili birkaç kutsal bitkisel ikon vardır. Bitkilerin koruyucusu, ağaçların ve ölümsüzlüğün meleği Ameretat; canlılığıyla evrendeki yaşamın devam ettiğini doğrulayacak bir ağaç olan Gaokerena veya beyaz Homa; şifalı özelliği olan, tüm bitkisel tohumları tutan ve üzüntüyü yok eden bir ağaç olan Bes Toxmak; insan ırkının ebeveynleri olan Maşya ve Maşyana; Zerdüştîler’in ritüellerinde kullandıkları Nar, Gaz (Tamarix gallica) veya Homa’nın kesilmiş dalları olan Barsom. (11727)
Hristiyanlık’tan iki yüzyıl sonra fakat İslam’dan üç yüzyıl önce ortaya çıkan bir dîn olan Manicilik (Maniheizm) inancına göre de, yaşam ağacı Âdem’in kurtuluş için gerekli olan bilgiyi (gnosis) edinmesine yardımcı oldu ve İsa’nın bir sûreti olarak tanımlandı. (11728)
Lazistan’da ve Gürcistan’da kadim bir hayat ağacı sembolü vardır ve ismi “Borcğali” (ბორჯღალი)’dir. “Laz Güneşi” de denir ve günümüzde halen Gürcistan’ın dönen yedi kanatlı ulusal Güneş sembolüdür. Günümüzde halen Kürdistan bayrağı “Ala Rengîn” üzerinde de yer alan Mezopotamya Güneşi’nden esinlenmiştir. Borcğali (Borcğala) genellikle hayat ağacının üzerinde yedi dönen kanatla temsil edilir, çeşitli şekiller ve varyasyonlar oluşturmak için kullanılabilir ve Gürcü kültürünün ana sembolü olarak kabul edilebilir. (11729)
Günümüzde sembol, Gürcü kimliklerinde ve pasaportlarında kullanılmaktadır. Gürcü milliyetçileri genellikle ulusal gururu vurgulamak için bu sembolü kullanırlar.
Antik Kürdistan’dan Hindistan’a kadar uzanan bir efsaneye göre, dünya dağının (Meru Dağı) zirvesindeki dünya ağacı, Yeraltı Dünyası (Agartha)’ndan Tanrılar’ın yaşadığı ve kuşların uçtuğu gökyüzüne dikey olarak uzanır ve tepede oturur. Bu ağaç aynı zamanda kozmogonik bir modelde dünyanın dört bölgesinin merkezini simgelemekte, zaman zaman dünyanın dört bölgesindeki dört küçük ağaçla desteklenmektedir. Kuşlu ağaç aynı zamanda doğurganlığın simgesidir ve M. Ö. 3. binyılın ortalarından itibaren, şimdiki Afganistan’da yer alan Tilla Tepe’de bulunan Tunç Çağı mühürleri ve muskalarında tasvir edilen, yaşamın periyodik olarak yenilenmesini temsil eder. Bu nekropolde, ağacın tepesinde aynı kuş motifinin yer aldığı, M. Ö. ilk yüzyıllara ait altın kraliyet taçları da bulunmuştur. (11730)
Meru Dağı, Sumeru, Sineru veya Mahāmeru olarak da bilinir. Hinduizm, Jainizm ve Budizm kozmolojisinin kutsal beş tepeli dağıdır ve tüm fiziksel, metafizik ve rûhsal evrenlerin merkezi olarak kabul edilir. (11731) Dağ, Çin’e Budizm’in gelmesiyle etkilenen Taoizm gibi Hint kökenli olmayan dînlerin bazı kutsal yazıtlarında da anılır. (11732)
İskandinavya’daki eski Vikingler’in dînindeki en önemli öğelerden biri, “Kader Ağacı” olan Yggdrasil (Yggdrasill) adlı ağaçtır. (11733) Ağacın altındaki dişi olarak tarif edilen “Kader Kuyusu”nda insan yaşamının yönü tayin edilir. Ağaç iki kökten destek almaktadır. Köklerden biri yeraltı dünyasına uzanır (Hel), buz devlerinin dünyasına ve diğeri insan varlıklarının dünyasına. Tüm dünyanın refahı Yggdrasil adlı bu ilkel ağaçla ilişkilidir. Yggdrasil adlı kutsal ağaç, İskandinav mitolojisinin ana çizgisi hatta bu mitolojide hayatı ve yaşamı temsil eden yegâne semboldür. Yaprakları ve dalları görünmez bir biçimde tüm gökyüzünü ve evreni sarar, kökleri de dünyanın her yerine ve en derinlere sıkı sıkıya tutunmuştur. En büyük kök tanrıların konakladığı Asaheim âlemindedir. Kutsal ağaç Yggdrasil, Hvergelmir, Mimir ve Urdar adlı üç kaynaktan beslenir. (11734) Bu kaynaklar ağacın hayatta kalmasını sağlarlar ve onların varlığı da sadece ağaçla mantık bulur. Urdar’ın etrafında üç kadın oturur: Biri “Urd” yani geçmiş, biri “Verdandi” yani şimdiki zaman ve son olarak “Skuld” yani gelecek. Bu üç kadın zamanın gerçek hâkimleri ve herşeyi bilen, herşeyden haberdar olanlardır. (11735)
Afrika ülkesi Senegal’de yaşayan çok ilginç bir halk var: Serer halkı. Toplam nüfûsları 2 milyon kadardır. Senegal nüfûsunun % 15’ini oluştururlar ve ülkedeki üçüncü büyük etnik gruptur. Ayrıca toplam nüfûsun % 3’ünü teşkil ettikleri Gamibya’da ve bir de Moritanya’da da yaşarlar. (11736)
Sererler mükemmel çiftçilerdir. Genelde pirinç, darı ve sorgum ekerler. Yerleşik bir kültüre sahipler ve çiftçilik, yaylacılık, balıkçılık, teknecilik ve hayvancılıkla tanınıyorlar. (11737)
Anaerkil (kadınegemen) bir millettir. (11738)
Sererler’in kendilerine ait bir dîni vardır ve bu dîne Afat Roog veya kısaca Roog denir. “Afat” kelimesi Sererce’de “Yol” demekken, “Roog” kelimesi de “Tanrı” anlamına gelir. Yani dînin adı olan “Afat Roog”, kendi dillerinde “Tanrı Yolu” demek. (11739) Roog, aynı zamanda bu dînde Tanrı’nın adıdır. Bu isim Cangin dillerinde “Roog”, “Koox” (veya “Kooh”), “Kopé Tiatie Cac” ve “Kokh Kox” olarak da telaffuz edilir. (11740)
Serer “yaratılış hikâyesi”, Senegal, Gambiya ve Moritanya’daki Serer halkının geleneksel yaratılış inancıdır. Afat Roog dînine imân eden her Serer, bu anlatıların mukaddes ve Tanrı’dan olduğuna inanır. Serer dîni (Afat Roog) ve Ndut geleneklerinin bazı yönleri burada yer alan anlatılara dahil edilmiştir. (11741) Hikâyenin özellikleri iki ana Serer kaynağında da bulunur: “A nax” ve “A leep”. İlki kısa bir anlatım iken, ikincisi daha gelişmiş bir içeriğe sahiptir. (11742)
Serer halkının “yaratılış hikâyesi”, Roog tarafından Dünya gezegeninde yaratılan ilk ağaçlarla karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Dünyanın oluşumu bir bataklıkla başladı. Dünya, ilk üç dünyanın yaratılmasından çok sonrasına kadar oluşmadı. Yeraltı dünyasının suları, yüksek dünya (yani Güneş, Ay ve yıldızlar) ve dünyayı içeren hava. Roog, evrenin ve içindeki her şeyin yaratıcısı ve şekillendiricisidir. Yaratılış, efsanevî bir kozmik yumurtaya ve kaos ilkelerine dayanmaktadır. Hikâyenin biraz farklı versiyonları var. Ancak farklılıklardan çok benzerlikler vardır ve farklılıklar Serer yaratılış kısssasının daha iyi anlaşılmasında birbirini tamamlar. (11743)
Bu “üç dünya” (gökteki dünya, havadaki dünya ve yeraltı dünyası), Yüce Tanrı Roog tarafından düşünce, konuşma ve eylem yoluyla yaratılan ilk ilkel dünyalardı. Dünya gezegeni, bu dünyaların yaratılmasından çok sonraya kadar henüz yaratılmamıştı. Tartışmalı noktalar, Serer toplumunda aşağıdaki ana kutsal ağaçlardan hangisinin sadece ilk değil, aynı zamanda Dünya gezegenindeki ilkel bataklıkta da büyüdüğü:
1 – Saas (veya Sas) → Botanikteki bilimsel adı Acacia albida olan ağaç (11744)
2 – Nquƭ (veya Ngud ya da NGuƭ) → Botanikteki bilimsel adı Guiera senegalensis olan ağaç (11745)
3 – Somb → Botanikteki bilimsel adı Prosopis africana olan ağaç (11746)
4 – Nqaul (veya Ngaul ya da NGawal) → Botanikteki bilimsel adı Mitragyna inermis olan ağaç (11747)
5 – Mbos → Botanikteki bilimsel adı Gardenya ternifolia olan ağaç (11748)
Bu ağaçların önemi, Dünya’nın oluşumu için çok önemlidir. Fakat ilk ağaç olmak, mutlaka Dünya’daki ilk canlı olmak anlamına gelmez. Yaratılış kıssasında çakal, sırtlan, yılan ve devekuşu gibi hayvanlar, yaratılış anlatısında belirgin bir şekilde yer alır. Bazı anlatılarda ağaçlar ve hayvanlar meşrûiyetlerini haklı çıkarmak için birleşirler. Bu efsanevî hayvanlar, Serer halkının hayvanlara ve genel olarak doğaya ilişkin duyarlılık sahibi dünyevî görüşlerinde kutsal ve totemler olarak görülebilir. Serer yaratılış kıssasındaki ağaçların önemi, ne Yüce Tanrı’nın ikametgâhı anlamına gelir ne de Şeytan’ın ikamet ettiği yer anlamına. Onlar kutsanmış ataların rûhlarının (pangool) barınma yerleridir. Serer dîninde ağaç kültü semboliktir. (11749) Dişil (kadınsı) dünya, evrenin ve ilk insanların yaratılış sürecinde de çok önemli bir rol oynadı. (11750) Bu, Serer’in güzellik felsefesi ve Serer dînsel sembolizminde bulunan Serer sayıları ile bağlantılıdır. (11751) 3 numara dişil dünyayı, 4 numara eril dünyayı ve 7 numara (3 + 4) Sererler’in günlük yaşamlarında ve kendilerini içinde buldukları ortamda ulaşmaya çalıştıkları denge ve mükemmelliği temsil eder. (11752)
Yine kaosa dayanan büyük bir yaratılış hikâyesi, başlangıçta bir dizi patlama (= Big Bang) olduğunu söyler. Ancak ağaçların ve hayvanların ilk yaratılanlar olduğu şeklindeki kabul gören görüşle hemen hemen aynı fikirdedir. Patlama ilk olarak bitkiler âleminde ortaya çıktı ve bu anlatıma göre dünyadaki tüm bitki türlerinin tohumlarının gövdesinden çıkıp Dünya gezegenini yaşamla kapladığı ilk somb ağacı patladı. (11753)
Dünya ağaçları kavramı, Kızılderili Kıtası’nda beyaz işgal öncesi dönemde ortaya çıkan “Mezoamerikan” kozmovision ve ikonografisinde yaygın bir motiftir. Dünya ağaçları, aynı zamanda Yeraltı Dünyası ve gökyüzünü karasal dünyayla birleştiren sembolik bir eksen mundi olan merkezî bir dünya ağacının dörtlü doğasını da temsil eden dört ana yönü sembolize eder. (11754)
Dünya ağaçlarının hem yönsel hem de merkezî yönleriyle tasvirleri, Maya, Aztek (Tenoçka), İzapan, Mikstek, Olmek ve diğerleri gibi kültürlerin sanatında ve mitolojik geleneklerinde bulunur ve bunlar en azından Mezoamerikan kronolojisinin Orta / Geç Biçimlendirici Dönemleri’ne tarihlenir. Maya şehir devleti Bàak (Lakamha)’ın lideri (ahaw) Büyük Pakal ya da tam adıyla I. Kʼinich Janaab Pakal (603 – 83)’ın mezarı, mezar yerinin duvarlarında hayat ağacı yazıtlarına sahiptir ve bu, ağacın ne kadar önemli olduğunu gösterir. (11755) Mayalar arasında, merkezî dünya ağacı bir “Ceiba pentandra” olarak düşünülmüş veya temsil edilmiştir ve farklı Maya dillerinde “Wacah chan” veya “Yax imix che” isimleriyle bilinir. (11756)
Mezoamerikan yerlerinin ve tören merkezlerinin, dörtlü kavramı temsil eden dört ana yönün her birine sıklıkla gerçek ağaçlar diktiği varsayılmaktadır. Ağacın gövdesi, derisi ağacın dikenli gövdesini çağrıştıran dik bir timsahla da temsil edilebilir. Yönlü dünya ağaçları ayrıca Mezoamerikan takvimlerindeki “Dört Yıl Taşıyıcısı” ile ilişkilendirilir ve yön renkleri ve Tanrılar’ıyla ilişkilendirilir. Bu ilişkiyi ana hatlarıyla açıklayan Mezoamerikan kodeksleri arasında Dresden, Borgia ve Fejérváry-Mayer kodeksleri bulunur. (11757)
Dünya ağaçları sıklıkla dallarında kuşlarla ve kökleri toprağa veya suya uzanan, bazen de Yeraltı Dünyası’nın simgesi olan bir “su canavarının” tepesinde tasvir edilir. Merkezî dünya ağacı ayrıca Samanyolu kuşağının bir temsili olarak yorumlanmıştır. (11758)
Bitki de, ne bitki…
Bir ağaç ki, dalları ve yaprakları dünyanın altı kıtasını da sarmış…
2017 yılı sonunda Çin’de “ölümsüzlüğün sırrı”nın yazılı olduğu tabletler bulundu. Çin tarihinin ilk imparatoru olarak bilinen ve M. Ö. 221 yılında Çin’i birleştiren Zheng Çin Şi Huang Ying (M. Ö. 247 – M. Ö. 210)’in talimatıyla o dönemde başlanan “ölümsüzlük arayışı”, binlerce yıl sonra tabletlerde ortaya çıktı. Huang döneminde kalma ve ölümsüzlüğün araştırıldığı o tabletlerin ortaya çıkarıldığı duyuruldu. Bulunan tabletlerde “ölümsüzlük iksiri”yle ilgili o tarihlerde yapılan araştırmalar yer alıyor. Ortaya çıkarılan 36.000 tablette, “ölümsüzlük arayışı”nın yanısıra buna karşı çıkan bir kesimin olduğu da ifade ediliyor. (11759)
Zheng Çin Şi Huang Ying dönemi, 2300 yıl öncesinden kalma Terrakotta ordusu ile tanınıyor. Ancak Huang, sadece kendi mezarını koruması için hayata geçirdiği bu dev orduyla değil, “ölümsüzlük arayışları” ile de biliniyor. M.Ö. 221 yılında Çin’i birleştiren imparator olarak tarihe geçen bu imparator, bütün topraklarda yazıyı, parayı, ağırlık ve ölçü birimlerini standart hale getirmiş, kanallar ve yollar yaptırmıştı. Kuzey sınırlarını akınlardan korumak için Çin Seddi’nin inşâsını da başlatan isimdir. “Ölümsüzlük arayışı” içindeki Çin Şi Huang, bunu sağlayacak iksiri bulması için ülke dışına elçiler gönderir. Eski kralların ve âlimlerin 10.000 yıl yaşadığı ve bunu sinabar (civa sülfür) içerek yaptıkları inancıyla kendisi de içtiği şaraplara cıva katardı. (11760)
Cıva zehirlenmesinden 37 yaşında öldüğünde, Terrakotta askerlerden yeraltı ordusunu tamamlamıştı. Hayattayken hükümdarlığı sonsuz olmazsa bile öteki dünyada bu işe devam etme inancıyla yapmıştı bunu. Çin imparatorunun mozolesi de bir zamanlar 100 m’yi bulan piramidi ve antik şehri ile muhteşem bir görünüm arzediyordu. 8000 Terrakotta askerin koruduğu mezar hâlâ açılmamış olduğu için bütün esrarengizliğini koruyor. (11761)
2019 başında yine Çin’deki bir arkeolojik çalışmada ise, 2000 yıllık bir mezardaki sürahiden “ölümsüzlük iksiri” çıktı. Arkeologlar Çin’in Henan eyaletine bağlı Luoyang kentindeki tarihî mezardan çıkan sürahide hayat iksiri (ölümsüzlük iksiri) olduğu tahmin edilen bir sıvı buldu. 210 m²’lik mezar alanında yeşim taşı ve bakırdan üretilmiş tarihî eserlere rastladı. Arkeologlar bir mezarda birinin içi sıvı dolu bronz iki sürahî buldu. Kabın içindeki yaklaşık 3, 5 litrelik sıvının “ölümsüzlük iksiri” olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. (11762)
Çin’de M. Ö. 202 – M. S. 8 tarihleri arasında hüküm süren Batı Han Hanedanlığı’na tarihlenen soylu bir ailenin ferdine ait olduğu tahmin edilen mezardan çıkarılan bronz testinin içindeki sıvı, laboratuarda incelendi. Laboratuar incelemesinde sıvının potasyum nitrat ve alunit (şap) içerdiği ortaya çıktı. Uzmanlar, eski Taocu metinlerde bu maddelerden “yaşam iksirinin öğeleri” olarak bahsedildiğine dikkat çektiler. Sürahinin içindeki 3, 5 litrelik sıvıda alkol kalıntısı da olduğu için arkeologlar, bulunan sıvının bir içki türü olabileceğini de düşündüler. Ancak terkipteki unsurların Çin’in antik metinlerinde rastlanan “ölümsüzlük iksiri” formülleri ile örtüşmesi, onun daha ziyade “hayat iksiri” olduğuna yorumlandı. (11763)
“Ölümsüzlük bitkisi” ile ilgili günümüzdeki bilim dünyasında önemli bir gelişme de geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de yaşandı. Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Ebru Erbay (1976 – halen hayatta), dünyadaki ölümlerin baş sorumlusu olan damar sertliğini fareler üzerinde durdurduğu çalışmasıyla literatüre geçti. Erbay, faydalı olabileceğini ortaya koyduğu palmitoleik asitin zengin olduğu iğde için “Belki de Gılgamış Destanı’nda aranan ölümsüzlüğün sırrını taşıyan bitkidir” dedi. (11764)
2017 yılında Sabri Ülker Bilim Ödülü’ne layık görülen Yrd. Doç. Dr. Erbay’ın araştırması alanının saygın bilim dergilerinden “Science Translational Medicine”de de yayınlandı. Ebru Hanım’ın çalışmasını özgün kılan, daha önce kötü bir gösterge olarak kabul edilen vücûttaki palmitoleik asit üretiminin koruyucu bir işlevi olduğunu ortaya koyması. Palmitoleik asit üretiminin metabolik stres halinde arttığı biliniyor ama kötü bir gösterge olduğu düşünülüyordu. Ebru Erbay ise bu yağın vücûtta yükselmesinin koruyucu bir işlev görebileceği hipotezini öne sürdü ve araştırmalarını bu yönde yoğunlaştırdı. Çok yüksek kalorili gıdalarla beslediği farelere bir çeşit yağ olan palmitoleik asit verdiklerinde kalp ve damar hastalıkları ve ölümlere yol açan damar sertliğinin durduğunu gösterdi. (11765)
Doymamış bir yağ olan palmitoleik asitin hücrelerdeki diğer zararlı, doymuş yağları uzaklaştırdığını belirten Yrd. Doç. Dr. Ebru Erbay, şimdi benzer araştırmayı insanlarda yapmayı hedefliyor. “Tarihin hiçbir döneminde insan metabolizmasının üzerinde bu kadar ağır yük olmadı” diyen Erbay, “Bazı insanlar şişmanlar ama diyabetik değiller ya da şişmanlar ama kalp ve damar hastalıkları yok. Yine şişmanlar ama uzun ve bunamadan yaşıyorlar. Bunların sırrının gen havuzumuzda ve genlerin ürettiği metabolitlerde olduğunu düşünüyorum. Bu sırların biri de vücudumuzun ürettiği palmitoleik asittir. Gılgamış Destanı’nda aranan ölümsüzlüğün sırrını taşıyan bitki belki de topraklarımızda bulunan ve palmitoleik asitten zengin olan iğdedir” diyor. (11766)
Ebru Erbay, çalışmasındaki Gılgamış etkisini şöyle anlatıyor: “Palmitoleik asitten zengin iğde türevi bitkilerin Mezopotamya’da zengin olması, Gılgamış Destanı’nı akla getiriyor. Yarı Tanrı olan Gılgamış, bugünkü insanların da yaptığı gibi ölümsüzlüğü aramaktadır. Bir bitkide bunun cevabının yattığını öğrenir. Ama bu bitkiye ulaştığında yılan kapar ve Gılgamış ölür. Bu bitkinin iğde olabileceği gibi bir yorum yapabiliriz. Ayrıca Cengiz Han’ın dirençli, savaşçı askerlerinin atlarının da iğdenin türevlerinden yediğini biliyoruz.” (11767)
Bitki de, ne bitki…
Antik tabletlerde, dînlere ait kutsal kitaplarda ve çeşitli kültürlerin mitolojilerinde bahsi edilen “yaşam ağacı”, “ölümsüzlük bitkisi” ve “iyiyle kötüyü bilme ağacı” gerçek olabilir mi? Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir ağaç, böyle bir bitki var mı?
Bunu bilmiyoruz ama merakımız ve araştırmalarımız devam ediyor…
Böyle bir ağaç ve bitki varsa bile, insanlığın onu bulmamasını ümit ediyorum.
Çünkü içinde bulunduğumuz bu muazzam kâinatın en bozguncu, en fasid yaratığı olan “insan” denen tehlikeli mahlukun, “ölümsüz” olursa ve bir de “her şeyin bilgisine sahip” olursa, daha nasıl korkunç kötülükler yapacağını kestirmek zor.
– devam edecek –
DİPNOTLAR:
(11639): Tevrat, Tekvin, 2:8 – 25 / İncil, Romalılar, 5:15 – 21 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 117 – 121 / Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1
(11640): Tevrat, Tekvin, 2:8 – 17 ve 3:23 – 24; Yeşaya; 51:3; Hezekiel, 28:13 – 14, 31:8 ve 36:35; Yoel, 2:3
(11641): Kur’ân-ı Kerîm, Tewbe, 72; Râd, 23; Nahl, 31; Kehf, 31; Meryem, 61 – 61; Tâhâ, 76; Fatr, 33; Sâd, 50; Mü’mîn, 8; Saff, 12; Beyyine, 8
(11642): Tevrat, Tekvin, 2:16 – 17 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 120 – 121 / Mushafa Reş, Yaratılış, bölüm 1
(11643): Tevrat, Tekvin, 2:17
(11644): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 120 – 121
(11645): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120
(11646): Robert Bernard Alter, The Five Books of Moses: A Translation with Commmentary, s. 21, W. W. Norton & Company Publishing, New York & Londra 2004
(11647): Tevrat, Tekvin, 2:17
(11648): Tevrat, Tekvin, 3:22
(11649): Mark Makowiecki, Untangled Branches: The Edenic Tree(s) and the Multivocal WAW, The Journal of Theological Studies, sayı 71, s. 441 – 457, Ekim 2020, https://academic.oup.com/jts/article-abstract/71/2/441/6032179?redirectedFrom=fulltext&login=false
(11650): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120
(11651): Cyrus Herzl Gordon – Gary A. Rendsburg, The Bible and the Ancient Near East, s. 36, W. W. Norton & Company Publishing, New York 1997
(11652): ‘Omiros, Odússeia, cilt 20, s. 309 – 310, M. Ö. 8. yüzyıl
(11653): Cyrus Herzl Gordon – Gary A. Rendsburg, The Bible and the Ancient Near East, s. 36, W. W. Norton & Company Publishing, New York 1997 / Nicolas Wyatt, Space and Time in the Religious Life of the Near East, s. 244, A&C Black Publishing, Sheffield 2001
(11654): Robert Bernard Alter, The Five Books of Moses: A Translation with Commmentary, s. 21, W. W. Norton & Company Publishing, New York & Londra 2004
(11655): Nathan S. French, A Theocentric Interpretation of הדעת טוב ורע: The Knowledge of Good and Evil as the Knowledge for Administering Reward and Punishment, Vandenhoeck & Ruprecht Publishing, Göttingen 2021
(11656): Raşî tefsiri, Tevrat, Tekvin, 2:25 / Ramban tefsiri, Tevrat, Tekvin, 3:6
(11657): Kabbala, Mektup 26, “İgeret ha-Kodeş”
(11658): Kabbala, Tanya’daki Dersler, Mektup 22, “Likutei Amarim”
(11659): Kabbala, Tanya’daki Dersler, Mektup 22, “Likutei Amarim” / Torah, Ohr 3c / Torah, Xaym Bereişit 30a
(11660): Bereişit Rabbah, 19:7 / Ramban tefsiri, Tevrat, Tekvin, 3:8
(11661): Kabbala, Tanya’daki Dersler, Mektup 37, “İgeret ha-Kodeş”
(11662): Bernd Willmes, Sündenfall, bölüm 3, Das Wissenschaftliche Bibellexikon im Internet, Kasım 2008, https://cms.ibep-prod.com/app/uploads/sites/18/2023/08/7c7a2878886841b59124ea52209c0993
(11663): Andreas Schüle, Die Urgeschichte (Genesis 1 – 11), s. 62, Theologischer Verlag Zürich, Zürih 2009
(11664): Bibelkritik und Auslegung der Heiligen Schrift: Beiträge zur Geschichte der Biblischen Exegese und Hermeneutik, Marius Reiser, “Wahrheit und Literarische Arten der Biblischen Erzählung”, s. 361, Mohr Siebeck Verlag, Tübingen 2007
(11665): age, s. 365 ve 371
(11666): Kurt Flasch, Eva und Adam – Wandlungen Eines Mythos, C. H. Beck Verlag, Münih 2004 / Heinrich Krauss, Das Paradies – Eine Kleine Kulturgeschichte, C. H. Beck Verlag, Münih 2004
(11667): Bibelkritik und Auslegung der Heiligen Schrift: Beiträge zur Geschichte der Biblischen Exegese und Hermeneutik, Marius Reiser, “Wahrheit und Literarische Arten der Biblischen Erzählung”, s. 368 ve devamı, Mohr Siebeck Verlag, Tübingen 2007
(11668): age, s. 371
(11669): age
(11670): Friedrich Weinreb, Das Opfer in der Bibel: Näherkommen zu Gott, s. 107 ve devamı, Weinreb-Stiftung Verlag, Zürih 2010
(11671): Friedrich Weinreb, Schöpfung im Wort: Die Struktur der Bibel in Jüdischer Überlieferung, s. 882, Thauros Verlag, Weiler im Allgäu 1994
(11672): Bonaventura da Bagnoregio, Hexaemeron, cilt 19, s. 8, W. Nyssen Verlag, Münih 1964
(11673): age, cilt 1, s. 17 ve cilt 14, s. 18
(11674): Tevrat, Tekvin, 2:7
(11675): Tevrat, Tekvin, 2:21 – 24
(11676): Tevrat, Tekvin, 2:9
(11677): Friedrich Weinreb, Das Opfer in der Bibel: Näherkommen zu Gott, s. 106 ve devamı, Weinreb-Stiftung Verlag, Zürih 2010
(11678): Tevrat, Tekvin, 2:24 / İncil, Efesliler, 5:31
(11679): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara, 35; Âraf, 19; Tâhâ, 120 – 121
(11680): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120
(11681): Tevrat, Tekvin, 2:9 ve 3:22 – 24
(11682): İncil, Vahiy, 22:2
(11683): İncil, Vahiy, 22:14
(11684): İncil, Vahiy, 2:7
(11685): İncil, Vahiy, 22:1
(11686): İncil, Vahiy, 22:1 – 2
(11687): İncil, Yuhanna 15:1
(11688): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 3:18; 11:30; 13:12 ve 15:4
(11689): 2. Esdralar, 2:12 ve 8:52
(11690): 4. Makabiler, 18:16
(11691): Gershom Gerhard Scholem, Origins of the Kabbalah, s. 73 – 75 ve 153, Princeton University Press, Princeton 1990
(11692): The Treasury of Souls for Tree of Souls: The Mythology of Judaism, https://www.umsl.edu/~schwartzh/samplemyths_3.htm
(11693): Tevrat, Tekvin, 2:9
(11694): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 3:18
(11695): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 11:30
(11696): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 13:12
(11697): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 15:4
(11698): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 3:13 – 18
(11699): Zebur, Süleyman’ın Meselleri, 15:4
(11700): Shalom Dov Baer Schneersohn, Kuntres Etz Hachayim [The Tree of Life], translated by Eliyahu Touger, Sichos in English, 1998, https://www.chabad.org/library/article_cdo/aid/144473/jewish/The-Tree-of-Life-Kuntres-Eitz-HaChayim.htm
(11701): Homily, 72
(11702): Alexander Roman, Tree of Life in the Garden of Eden, Ukrainian Orthodoxy, https://web.archive.org/web/20070227172919/http://www.unicorne.org/orthodoxy/automne2004/treeoflife.htm
(11703): Lexikon für Theologie und Kirche, cilt 6, Moritz Woelk, “Lebensbaum, Ikonographie” maddesi, s. 724, Herder Verlag, Freiburg im Breisgau 1997
(11704): Piero Gheddo, Pope Tells WYD Youth: The Cross of Jesus is the Real Tree of Life, Asia News, 4 Eylül 2006, https://www.asianews.it/news-en/Pope-tells-WYD-youth:-the-Cross-of-Jesus-is-the-real-tree-of-life-5864.html
(11705): The Tree of Life, Yale University, https://brbl-archive.library.yale.edu/exhibitions/speculum/1v-tree-of-life.html
(11706): Saint Albert the Great, The Eucharist as the Fruit of the Tree of Life, Cross Roads Initiative, https://www.crossroadsinitiative.com/library_article/994/Fruit_of_the_Tree_of_Life_Albert_the_Great.html
(11707): Aurelius Augustinus Hipponensis, On Genesis, cilt 8, The Literal Meaning of Genesis, bölüm 4 ve 8, s. 351 – 353, New City Press, New York 2004
(11708): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120
(11709): Kur’ân-ı Kerîm, İbrahim, 24
(11710): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ, 120
(11711): Mariana Giovino, The Assyrian Sacred Tree: A History of Interpretations, s. 129, University of Zurich Academic Press, Fribourg & Göttingen 2007
(11712): Encyclopædia Britannica, “World Tree” maddesi, https://www.britannica.com/topic/world-tree
(11713): Tryggve Nils Daniel Mettinger, The Eden Narrative: A Literary and Religio-Historical Study of Genesis 2 – 3, s. 5, Eisenbrauns Publishing, Winona Lake 2007
(11714): Robert Davidson, Genesis 1 – 11, s. 29, Cambridge University Press, Cambridge 1973
(11715): T. C. Mitchell, The Bible in the British Museum: Interpreting the Evidence, s. 24, Paulist Press, New York 2004
(11716): Nurgül Çelebi, Ancient Mesopotamian Beliefs: The Tree of Life, Syriac Press, 11 Mart 2022, https://syriacpress.com/blog/2022/03/11/tree-of-life/
(11717): Ceiba Tree: Sacred Tree of Life of Maya People and Universal Concept in Ancient Beliefs, Ancient Pages, 12 Haziran 2017, https://www.ancientpages.com/2017/06/12/ceiba-tree-sacred-tree-of-life-of-maya-people-and-universal-concept-in-ancient-beliefs/
(11718): İslam Ansiklopedisi, cilt 35, Şinasi Gündüz, “Sâbiîlik” maddesi, s. 342, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları
(11719): Brikha Haithem Saed Nasoraia, The Mandaean Gnostic Religion: Worship Practice and Deep Thought, Sterling Publishing, Yeni Delhi 2021
(11720): Diwan Abatur / aktaran: Brikha Haithem Saed Nasoraia, age
(11721): Heredot, İstoríai, cilt 1, s. 132, M. Ö. 5. yüzyıl
(11722): Sıddîq Borekeyî Sefîzâde, Mêjuy Wêjey Kurdî, cilt 1, s. 17, Tebriz 1375 / İmadeddîn Duletşâhî, Coğrafya-yê Ğerb-ê İran, Tahran 1984 / Jemal Nebez, The Kurdish Language From Oral Tradition to Written Language, Western Kurdistan Association Publications, Londra 2005 / Feqî Hüseyin Sağnıç, Diroka Wêjeya Kurdî, s. 25 – 26, Weşanên Enstituya Kurdî, İstanbul 2002 / Kadri Yıldırım, Kürtler’in İslam Öncesi Alfabe Serüveni, Kürt Tarihi Dergisi, sayı 5, s. 28 – 29, Şubat – Mart 2013 / Alfabenin İcadı ve Tarih Boyunca Kürtler’in Kullandığı Alfabeler, Nusrettin Bolelli, Bingöl Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Dergisi, yıl 1, cilt 1, sayı 1, s. 21, Ocak 2015 / Tamer Kayaoğlu, Türk Halk Kültüründe Cennet İmgesi, s. 13, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Türk Halk Edebiyatı Bilim Dalı, Elazığ 2014 / Muazzez Hêja Baktaş, Kürt Peygamberi Zerdüşt ve Zerdüştîlik, Nerina Azad, 3 Haziran 2017
(11723): Denkard, 7:1 / Bundhaişn, 15:1 – 9
(11724): Denkard, 8 / Bundhaişn, 15:1 – 9
(11725): Denkard, 7:1 – 11 / Bundhaişn, 15:1 – 9
(11726): Kur’ân-ı Kerîm, Nûh, 17 – 18
(11727): Sadreddin Taheri, گـیــاه زنــدگـی در ایران، میانرودان و مصر باستان (Eski İran, Mezopotamya ve Mısır’da Yaşam Bitkisi), نشریه هنرهای زیبا- هنرهای, sayı 18, s. 15, 2013, https://jfava.ut.ac.ir/article_36319.html
(11728): Manfred Heuser – Hans-Joachim Klimkeit, Studies in Manichaean Literature and Art, s. 60, Brill Publishing, Köln & Leiden & Boston 1998
(11729): Alexander Mikaberidze, Historical Dictionary of Georgia, s. 204, Rowman & Littlefield Publishers, Lanham 2015
(11730): Doris Srinivasan, On the Cusp of an Era: Art in the Pre-Kuṣāṇa World, Brill Publishing, Leiden 2007 / Viktor I. Sarianidi, The Treasure of Golden Hill, American Journal of Archaeology, sayı 84, s. 125 – 131, Nisan 1980, https://www.jstor.org/stable/504260
(11731): Madan Gopal, India Through the Ages, s. 78, Publications Division, Ministry of Information & Broadcasting, Government of India, Yeni Delhi & Bombay & Kalküta Madras & Raj Path Patna & Trivandrum & Lucknow & Haydarâbâd 1990
(11732): Thuong That Tiêu Tai Tâp Phúc Dieu Kinh, Thegioivohinh, https://thegioivohinh.com/diendan/showthread.php?882588-TH%C6%AF%E1%BB%A2NG-TH%E1%BA%A4T-TI%C3%8AU-TAI-T%E1%BA%ACP-PH%C3%9AC-DI%E1%BB%86U-KINH
(11733): İbrahim Sediyani, Wikinger: Horden aus dem Norden, s. 305, Koschi Verlag, Elbingerode 2023 / Rudolf Simek, Dictionary of Northern Mythology, s. 115 – 116, 154, 252, 305 ve 375 – 376, D. S. Brewer Publishing, Suffolk 2007 / Ursula Dronke, The Poetic Edda, cilt 2, s. 7 – 19, Oxford University Press, Oxford 1997 / Carolyne Larrington, The Poetic Edda, s. 34, 56 – 58 ve 269, Oxford University Press, Oxford 1999 / John Lindow, Norse Mythology – A Guide to Gods, Heroes, Rituals and Beliefs, s. 179 ve 321, Oxford University Press, Oxford 2001 / Anthony Faulkes, Edda, s. 17 – 19, 34, 54 ve 146, Everyman’s Library Publishing, Londra 1995 / Hilda Roderick Ellis Davidson, The Lost Beliefs of Northern Europe, s. 69 ve 170, Routledge Publishing, New York 1993 / Ken Dowden, European Paganism – The Realities of Cult from Antiquity to the Middle Ages, s. 72, Routledge Publishing, New York 2000
(11734): İbrahim Sediyani, age, s. 305 – 306 / Paul Henri Mallet, Northern Antiquities, s. 411 ve 491, Blackwell Publishing, Londra 1847 / Barbara Hannah, The Archetypal Symbolism of Animals, s. 183 – 184, Chiron Publishing, Wilmette 2006 / Alexander Porteous, The Forest in Folklore and Mythology, s. 191 – 192, Dover Publishing, Mineola & New York 2002
(11735): İbrahim Sediyani, age, s. 306 / August Schrader, Germanische Mythologie, s. 91 – 92 ve 211, Schroeder Verlag, Berlin 1843 / Annie Keary, The Heroes of Asgard, s. 10 – 11, Macmillan Publishers, Londra 1907 / Harry Eilenstein, Die Nornen – Die Götter der Germanen, cilt 30, s. 10 – 16, 27, 59 – 67, 153 – 164, 218 – 220, 240 – 247, 287 – 290 ve 304 – 317, BoD – Books on Demand, Norderstedt 2011 / Franziska Rehlinghaus, Die Semantik des Schicksals, s. 35 – 36, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2015
(11736): Agence Nationale de Statistique et de la Démographie, Estimated figures for 2007 in Senegal / Ethnic Diversity and Assimilation in Senegal, African Census Analysis Project (ACAP). University of Pennsylvania, Philadelphia 2000 / Expolore All Countries, “Senegal”, The World Factbook, CIA, https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/senegal/
(11737): Natural Resources Research, United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO), sayı 16, s. 265, UNESCO 1979
(11738): John A. Shoup, Ethnic Groups of Africa and the Middle East, s. 85 ve 255, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara 2011
(11739): Douglas Thomas – Temilola Alanamu, African Religions: Beliefs and Practices Through History, s. 224 – 225, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara & Denver 2018
(11740): Ousmane Sémou Ndiaye, Diversité et Unicité Sérères: L’Exemple de la Région de Thiès, Éthiopiques, sayı 54, bölüm 7, 2 Eylül 1991
(11741): Henry Gravrand, La Civilisation Sereer, cilt 2, “Pangool” başlığı, s. 125 – 126, Neuvelles Éditions Africaines, Dakar 1990 / Issa Laye Thiaw, Mythe de la Création du Monde Selon les Sages Sereer, s. 45 – 50 ve 59 – 61, Enracinement et Ouverture, Dakar 2009
(11742): Henry Gravrand, age, s. 193 – 194
(11743): Henry Gravrand, age, s. 194 – 195 / Issa Laye Thiaw, age, s. 45 – 50 ve 59 – 61
(11744): André Lericollais, La Gestion du Paysage? Sahélisation, Surexploitation et Délaissement des Terroirs Sereer au Sénégal, Afrique de L’Ouest, ORSTOM, Dakar 21 – 26 Kasım 1988
(11745): Simone Kalis, Médecine Traditionnelle, Religion et Divination ches les Seereer Sin du Sénégal, La Connaissance de la Nuit, L’Harmattan, s. 291, Paris & Montreal 1997 / Issa Laye Thiaw, Mythe de la Création du Monde Selon les Sages Sereer, s. 45 – 50 ve 59 – 61, Enracinement et Ouverture, Dakar 2009
(11746): Simone Kalis, age / André Lericollais, age
(11747): Simone Kalis, age / André Lericollais, age
(11748): Issa Laye Thiaw, age
(11749): Issa Laye Thiaw, age
(11750): Issa Laye Thiaw, age / Henry Gravrand, age, s. 193 – 194
(11751): Amade Faye, La Beaute Seereer: Du Modele Mythique au Motif Poetique, Éthiopiques, sayı 68, İlkbahar 2002
(11752): Henry Gravrand, age, s. 193 – 194 ve 457 – 458
(11753): Georges Niangoran-Bouah, L’Univers Akan des Poids à Peser L’Or: Les Poids Dans la Société, s. 25, Les Nouvelles Éditions Africaines – MLB, Abidjan 1987
(11754): Mary Ellen Miller – Karl Andreas Taube, The Gods and Symbols of Ancient Mexico and the Maya: An Illustrated Dictionary of Mesoamerican Religion, Thames & Hudson Publishing, Londra 1993
(11755): What Does the Tree of Life Mean?, Silver Bubble, https://silverbubble.co.uk/tree-of-life-meaning
(11756): Michael Finley, Raising the Sky: The Maya Creation Myth and the Milky Way, The Real Maya Prophecies: Astronomy in the Inscriptions and Codices, Maya Astronomy, Members Shaw, Şubat 2003, https://web.archive.org/web/20070106021734/http://members.shaw.ca/mjfinley/creation.html
(11757): Mary Ellen Miller – Karl Andreas Taube, The Gods and Symbols of Ancient Mexico and the Maya: An Illustrated Dictionary of Mesoamerican Religion, Thames & Hudson Publishing, Londra 1993
(11758): David A. Freidel – Linda Schele – Joy Parker, Maya Cosmos: Three Thousand Years on the Shaman’s Path, Morrow & Company Publishing, New York 1993
(11759): “Ölümsüzlüğün Sırrı”nın Yazılı Olduğu Tabletler Bulundu, Xinhua, Sediyani Haber, 26 Aralık 2017, https://www.sediyani.com/?p=20479
(11760): agh
(11761): agh
(11762): Çin’de 2000 Yıllık Mezardaki Sürahiden “Ölümsüzlük İksiri” Çıktı, Xinhua, Arkeolojik Haber, 4 Mart 2019, https://www.arkeolojikhaber.com/haber-cinde-2-bin-yillik-mezardaki-surahiden-olumsuzluk-iksiri-cikti-20031/ / Çin’de 2000 Yıllık Mezardaki Sürahiden “Ölümsüzlük İksiri” Çıktı, Sediyani Haber, 4 Mart 2019, https://www.sediyani.com/?p=27906
(11763): agh / agh
(11764): Mesude Erşan, Sağlıkta Gılgamış Etkisi, Hürriyet Gazetesi, 5 Mayıs 2017, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/saglikta-gilgamis-destani-40448830 / Ölümsüzlüğün Sırrını Taşıyan Bitki, İğde mi?, Sediyani Haber, 6 Mayıs 2017, https://www.sediyani.com/?p=16327
(11765): agh / agh
(11766): agh / agh
(11767): agh / agh
SEDİYANİ HABER
28 EKİM 2024