Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 28

Parveke / Paylaş / Share

 

     (*) Altı bölüm önce başladığımız “Endülüs Dosyası”na kaldığımız yerden devam ediyoruz.

     – – – – –

II.

ENDÜLÜS’ÜN FETHİ

     ■ ENDÜLÜS NİÇİN FETHEDİLDİ VE NASIL FETHEDİLDİ?

     Müslümanlar’ın 711 yılında Endülüs’ü (bugünkü İspanya topraklarını) fethi, hem İslam tarihinin, hem Avrupa tarihinin, hem de dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir. Dünyanın siyasî ve toplumsal ikliminde yeni bir dönem başlatmış ve bunun kalıcı etkileri hâlâ sürmektedir.

     Ancak İslamî yayılma sürecinin o zamanki ve halen dahi en batı noktası olan Endülüs’ün fethinin hikâyesini anlatırken, bahse konu coğrafyanın kendisinden değil, İslamî yayılma sürecinin tam tersi tarafındaki, o zamanki en doğu noktası olan Kürdistan ve İran topraklarından başlamak gerekir.

     Kürdistan’ın doğusundaki ve İran’ın batısındaki Hamedan şehrinde başlıyor, bu hikâye. Endülüs fatihi ünlü kumandan Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720)’nin hikâyesinin başladığı yerde.

     Elinizdeki kitabın önceki bölümlerinde ayrıntılarıyla ve tarihsel kaynaklarıyla anlattığımız üzere, İran’ın Arap İslam orduları tarafından ele geçirilip “Müslümanlaştırılması”, miladî 636 tarihinde ve 2. Halife Ömer ibn-i Xattab (583 – 644) zamanında vuku bulan Qadisiye Savaşı ile başlayan bir süreç (391) ve en batıdaki Endülüs’ün fethi de aslında o sürecin bir sonucu. Hamedan, Qadisiye Savaşı’ndan altı yıl sonra, 642’de vuku bulan Nihavend Muharebesi’nden sonra burada imzalanan barış antlaşması uyarınca Arap İslam Halifeliği’ne bırakıldı. Ancak daha sonra Hamedan halkı isyan edip Araplar’ı şehirden çıkarınca, 645 yılında Cerîr bin Abdullah bin Cabir el- Becelî (633 – 71) tarafından ve bu defa savaş yoluyla tekrar ele geçirildi. (392)

     Bu trajik hadiselerden sonra Hamedan’dan ve bölgedeki diğer şehirlerden yüzlerce aile, Arap İslam kuvvetleri tarafından köle ve cariye yapılıp Arap Yarımadası’na ve Kuzey Afrika’ya götürüldü. Bunlardan biri de Tarık bin Ziyad’ın anne – babası, ailesi. (393)

     Yıl, 645.

     Tarık bin Ziyad’ın, isimleri bilinmeyen Zerdüştî bir Kürt karı – koca olan anne ve babası, köleleştirilerek Hamedan’dan Cezayir’e götürülüyor. Bu aile Cezayir’de, sonradan Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716)’nin maiyetine giriyor, O’nun köleleri oluyorlar.

     Bu trajik olaydan tam 25 sene sonra, yani anne – babası Hamedan’dan Cezayir’e götürüldükten sadece 25 yıl sonra, Tarık dünyaya geliyor.

     Yıl, 670.

     Cezayir’de doğan Tarık bin Ziyad, Berberîler arasında doğup büyüyor, Kürt olduğu halde bir Berberî gibi yetişiyor.

     Anne ve babası Müslüman değil, Zerdüştî. Kendisi de ilk başta Müslüman değil, hayatının bir dönemine kadar Zerdüştî olarak yaşıyor. Sonradan Müslüman oluyor ve Müslüman olduktan sonra Musa bin Nuseyr tarafından azad ediliyor.

     Bütün bu tarihsel süreci, elinizdeki kitabın önceki bölümlerinde ayrıntılı bir şekilde ve tüm tarihsel kaynaklarıyla, belgeleriyle anlatmıştık. (394)

     İslam’ın doğduğu coğrafyanın doğusundaki topraklarda (Kürdistan, İran, Kafkasya) bunlar yaşanırken, İslam’ın doğduğu coğrafyanın batısındaki topraklarda (Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas) benzer ama daha trajik bir süreç yaşanıyordu. Aynı İslam orduları, aynı zaman diliminde, batıdaki Kuzey Afrika’da yaşayan Berberî ulusunu zorla ve baskıyla “Müslümanlaştırmaya” hatta “Araplaştırmaya” çalışıyordu.

     Berberîler’le Müslümanlar arasındaki ilk münasebetler de 2. Halife Ömer ibn-i Xattab devrinde başlamıştı. 639 yılında Amr bin Âs bin Wail es- Sehmî (573 – 664), 4000 Müslüman’dan oluşan bir orduyla Mısır’ı işgal etti ve üç yıl içinde Bizans’ın en zengin eyaleti fethedildi. 641’de Müslüman birlikler Mısır’ı ele geçirdi ve ertesi yıl Libya’yı fethetti. Mısır fatihi Amr bin Âs, Ağustos 642 tarihinde bir kuvveti Berka’ya gönderdi. Bu kuvvet önce sahili takip etmiş, daha sonra güneye yönelerek Fizan’a kadar ilerlemiş, buradan kuzeybatıya doğru giderek Cebel-i Nefuse’ye ulaşmıştır. (395)

     Arap askerî seferleri ilk olarak Mısır’daki yerel yöneticiler tarafından başlatılmış ve yıllarca örgütsüz devam etmiştir. 3. Halife Osman bin Affan (576 – 656) zamanında, Kuzey Afrika kendisini 647’den itibaren büyük Arap istilâlarının insafına terketti. Arap korsan baskınları o dönemde Rodos Adası’ndan İberya Yarımadası’nın güney kıyılarına kadar uzanıyordu. (396) Müslümanlar Berberîler’e karşı 3. Halife Osman bin Affan’ın halifeliği zamanında ciddi bir şekilde mücadeleye girdiler. Müslümanlar 647’de, Halife Osman zamanında bugünkü Tunus’a doğru genişlediler. Halife Osman’ın, Amr bin Âs bin Wail es- Sehmî (573 – 664)’ın azlinden sonra Mısır valiliğine tayin ettiği sütkardeşi Abdullah bin Saad bin Ebû Serh el- Qureyşî el- Âmirî (? – 657)’nin emriyle Mağrîb’in bir sonraki işgali 647’de başladı. 20.000 asker Arap Yarımadası’ndaki Medine’den Kuzey Afrika’ya yürüdü, diğer bir grup Mısır’ın Memfis kentinde onlara katıldı ve burada Abdullah bin Saad onları Bizans Afrikası’na götürdü. (397)

     Kuzey Afrika topraklarını işgal edip ele geçirmeye başlayan Araplar, “Dîn” adına bu coğrafyayı “Araplaştırmaya”, demografisini bozmaya ve asimilasyon politikalarını hiç vakit kaybetmeden uygulamaya başladılar. Tunus’un bu bölgelerini ele geçirip Qayrewan kentini kurduktan sonra, bu şehre doğudan getirilen Arap nüfûs yerleştirildi. (398)

     Berberî krallıkları sonunda 7. ve 8. yy’lardaki Arap işgalleri ​​tarafından bastırıldı ve ortadan kaldırıldı. Bu, Berberî nüfûsunu etkileyen, “Araplaştırma” olarak bilinen kültürel ve dilsel asimilasyon sürecini başlattı. “Araplaştırma”, Berberîler arasında Arap dilinin ve Arap kültürünün yayılmasını içeriyordu; bu da Arapça’nın “anadil” olarak benimsenmesine ve İslam’a geçişe yol açtı. Özellikle 7. yy’dan 17. yy’a kadar Mağrîb’e yapılan Arap göçleri bu süreci hızlandırmıştır. (399)

     711 yılına gelindiğinde Berberîler’in İslam’a geçmesinin yardım ettiği Emevî güçleri tüm Kuzey Afrika’yı fethetmişti. Berberîler arasında İslam’ın yayılması, Müslüman Araplar’ın ırkçı ve ayrımcı tutumu nedeniyle, Araplar’ın hakim olduğu İslam Halifeliği’ne desteklerini garanti etmiyordu. Yönetici Araplar, Berberîler’e ağır vergiler uygulayarak, dîn değiştirenlere ikinci sınıf Müslüman muamelesi yaparak ve en kötüsü onları köleleştirerek kendi öz benliklerine yabancılaştırdılar. (400)

     Bütün bu tarihsel süreci de, yine biz elinizdeki kitabın önceki bölümlerinde ayrıntılı bir şekilde ve tüm tarihsel kaynaklarıyla, belgeleriyle anlatmıştık. (401)

     İslam’ın doğuşundan, daha doğrusu İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in vefatından kısa bir süre sonra başlayan İslamî yayılma hareketi, işgal ettiği toprakları yalnızca “Müslümanlaştırmayı” değil “Araplaştırmayı” da hedefliyordu. Bu yayılma hareketinin doğusundaki Kürdistan ve İran’da “Müslümanlaştırma” başarılı olmuş, ancak “Araplaştırma” başarılı olamamıştır. Çünkü Müslüman Arap orduları, uygarlıkların beşiği olan bu kadim topraklarda köklü ve güçlü bir Kürt ve Aryan kültürüyle karşılaştılar. Kürtçe’yi yok edemediler ve kadim Kürt kültürünü asimile edemediler.

     Esasında Arap İslam ordularından öncekiler de bunu başaramamıştı ve sonrasında gelenler de başaramadılar. Bunu “milliyetçilik yapmak” için söylemiyorum, bir hakikat olarak ifade etmeliyim ki, Kürtçe çok zengin bir dil ve Kürt kültürü de oldukça sağlam, güçlü köklere sahip. Bunu yok etmeyi, Kürtler’i asimile etmeyi ne öncekiler olan Asurlular, Bizanslılar ve Makedonlar başarabilmişti, ne de sonrakiler olan Moğollar, Osmanlılar, Safevîler ve günümüzdeki Türkiye, İran, Irak, Suriye devletleri. Binyıllardır bunun için çabaladıkları ve halen dahi devlet, ordu, okul gibi güçleriyle sistematik bir şekilde bu politikayı yürüttükleri halde, Kürtler’i asimile etmeyi ve Kürtçe’yi yok etmeyi başaramadılar.

     Bu hakikat, tarihsel ve coğrafî olarak ortadadır. Dikkat ederseniz, İslam’ın güneye ve batıya doğru genişlediği ve Müslüman olan tüm coğrafyalar aynı zamanda “Araplaşmıştır” da. Halbuki İslam’dan önce oralar Arap değildi. Fakat İslam’ın kuzeye ve doğuya doğru genişlediği topraklar sadece “Müslümanlaşmış” ama “Araplaşmamıştır”. Bunun sebebi, İslamî yayılma hareketinin “Araplaştırma” poltikasının güçlü Kürt kültürü duvarına çarpmasıdır.

     Ancak bu yayılma hareketinin batısındaki Kuzey Afrika’da sadece “Müslümanlaştırma” değil, “Araplaştırma” da başarılı olmuştur.

İslam adı altında Araplaştırma

     Bu esasında şu anda okumakta olduğunuz yazının ana konusu değil ve belki de bağımsız bir çalışma olarak inceleyip yazmamız gerekiyor, yazılmalıdır. Biz ana konumuza devam edelim…

     İşte böyle bir zamanda ve böyle bir hengamenin içinde, anne babası Kürdistan’ın Hamedan şehrinden Cezayir’e köle getirilmiş Zerdüştî bir Kürt olan Tarık bin Ziyad, 670 yılında Cezayir’de doğuyor.

     Tarık bin Ziyad, Müslüman bir ailenin çocuğu değil. Hatta kendisi de hayatının bir dönemine kadar Müslüman değildi. Cezayir’de doğan Tarık bin Ziyad, Berberîler arasında doğup büyüyor, Kürt olduğu halde bir Berberî gibi yetişiyor. Anne ve babası Müslüman değil, Zerdüştî. Kendisi de ilk başta Müslüman değil, hayatının bir dönemine kadar Zerdüştî olarak yaşıyor. Sonradan Müslüman oluyor ve Müslüman olduktan sonra Musa bin Nuseyr tarafından azad ediliyor. (402)

     Peki o dönemde İberya Yarımadası (İspanya ve Portekiz) ne durumdaydı, nasıl bir politik ve toplumsal süreçten geçiyordu? İşte Endülüs’ün fethini daha iyi anlayabilmek için, bunu ciddi bir biçimde irdelemek ve etüd etmek gerekiyor.

     Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki, Müslümanlar, İberya’yı yaklaşık üçyüz yıldır orada hüküm süren Vizigotlar’dan aldılar. (403) Fetih zamanında, Vizigotik üst sınıf parçalanmaya başlamıştı, veraset ve iktidarı korumakla ilgili birçok sorunu vardı. Bu kısmen, Vizigotlar’ın nüfûsun sadece % 1 – 2’si olmasından kaynaklanmaktaydı; bu da isyan eden nüfûs üzerindeki kontrolü sürdürmeyi zorlaştırıyordu. (404)

     Vizigotlar’ın o zamanki hükümdarı Kral Rodrigo (688 – 712) idi (405), ama O’nun tahta çıkış şekli belirsizdir. Selefi Wittiza (687 – 710)’nın oğlu II. Aguila (? – 714) ile bir anlaşmazlık olduğuna dair anlatılar var. Aguila’yı zikreden ancak Rodrigo’nun isminin bulunmadığı krallık listeleri, dönemin iç savaş anlatılarıyla tutarlıdır. (406) Nümismatik kanıtlar, birkaç farklı para biriminin darbedilmesiyle, II. Aguila’nın yaşlaşık 713 yılına kadar “Tarraconsense ve Septimanya Kralı” olarak kalmasıyla, saltanat otoritesinin bölündüğünü göstermekte. (407) Neredeyse dönemin çağdaşı olan “754 Vakayinamesi”, Rodrigo’yu tahtı gaspetmiş ve aldatma ile diğer Gotlar’ın ittifakını kazanmış biri olarak tasvir ediyorken, daha az güvenilir olan geç 9. yy “III. Alfonso Vakayinamesi”, Sevilla psikoposu ve muhtemelen Wittiza’nın kardeşi olan Oppa (? – ?)’ya karşı net bir düşmanlık gösteriyor ve Pelagius (? – ?)’la alışılmadık kahramanca bir diyalog içeriyor. (408)

     Ayrıca kızı Rodrigo tarafından tecavüze uğrayan ve Fas’taki Tanca’dan yardım isteyen Septe Kontu Julián (? – ?)’ın da hikâyesi var. (409) Ancak bu hikâyeler fethin ilk kayıtlarında yer almamaktadır. (410)

     İberya Yarımadası’nın Araplar tarafından işgal edilmesinin spesifik nedeni, birkaç yıl süren fethin kesin seyri gibi, kaynakların yetersizliği nedeniyle belirsizdir. Esasen Hristiyan ve Müslüman tarih yazımına ilişkin yalnızca geç dönem ve taraflı kaynaklar mevcuttur. Bu “fetih hareketlerinin” başlangıçta sadece yağma baskınları olması muhtemeldir ve ancak Pireneler Yarımadası’na ilerlemenin başlangıçta nispeten kolay olduğu ortaya çıktığında, Müslüman komutanlar burayı kalıcı olarak fethetmeye karar vermiş ve ardından bir devlet kurmuş olabilirler. (411)

     Her hal û kârda, çeşitli kraliyet klanları ve hiziplere bölünmüş aristokrasi arasındaki iç güç mücadeleleri nedeniyle Vizigotlar’ın zayıflaması, işgalcilerin imparatorluklarını parçalamasını kolaylaştırdı. 710’da iktidara gelen Vizigot Kralı Rodrigo ile taht haklarına itiraz eden selefi Wittiza’nın ailesi arasındaki çatışmalar, Müslümanlar tarafından biliniyor olabilir. Daha sonraki inanılmaz kaynaklar tarafından, Müslümanlar’ın, Septe’nin Bizanslı Kontu Julián tarafından veya mağlup Wittiza ailesinin destekçileri tarafından ülkeye çağrıldığı bile söyleniyor. (412)

     Konunun tam burasında, siz sevgili okurlarımıza bir soru sormak istiyorum: Endülüs neden fethedildi? Sahi, böyle bir fetih hareketine Müslümanlar niye giriştiler?

     Resmî İslam tarihinin yazdığına ve böylece okullarda, camilerde ve dînî sohbetlerde bize anlatıldığına göre, amaç İslam dînini Avrupa’ya yaymaktı. Yani “İlâ-yı Kelimetullah” için yapılan bir seferdi. Hristiyan Batılı propaganda aygıtlarının söylediğine göre ise, “Müslümanlar zaten barbardır” ve bu da bir tür yağma ve işgal hareketiydi.

     Fakat ikisi de teo-ideolojik yaklaşımlardır ve gerçeği yansıtmamaktadır. İki yaklaşım da yanlıştır. “İslam dînini Avrupa’ya yaymak” bu fetih hareketinin siyasî – ideolojik rengi olabilir ya da sonradan bu rengi almış olabilir, ancak bu fetih hareketinin asıl amacı tamamen farklıdır.

     Size, dünya tarihinin en önemli hadiselerinden biri olan ve yeryüzünde yeni bir devir başlatan “Endülüs’ün fethi” hadisesinin gerçek sebeplerini anlatacağım şimdi. Fakat çok ama çok şaşıracaksınız, bunu da önceden belirteyim ve uyarayım.

     Endülüs’ün fethi hareketinin hiçbir yerde anlatılmayan, şimdiye dek hiç duymadığınız gerçek sebeplerini duymaya, öğrenmeye hazır mısınız?

     Hazırsanız, başlayalım…

     Vizigot Krallığı ya da Latince adıyla Regnum Visigothorum (418 – 721), Endülüs’ün fethiyle birlikte Müslümanlar tarafından devrilmeden önce, üç yüzyıldan fazla bir süredir İberya Yarımadası’nı (günümüzdeki Portekiz, İspanya, Andorra ve Güneybatı Fransa topraklarını) yönetiyordu. Şimdiki Güneybatı Fransa ile İberya Yarımadası’nın tamamında 5. – 8. yy’lar arasında hüküm süren bu krallık, Batı Roma İmparatorluğu’nun ardılı olan Cermen devletlerden biridir. Başlangıçta Roma hükûmetinin yönetimindeki Vizigotlar tarafından Gallia Aquitania eyaletinde kurulmuş ve daha sonra tüm Hispania’ya fetih yoluyla genişlemiştir. Krallık, Hispanya’da Roma otoritesini yeniden kurma girişimleri sadece kısmen başarılı ve kısa ömürlü olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını korumuştur. (413)

     Vizigotlar, Tuna Vadisi’nden batıya doğru hareket eden Romalılaşmış Orta Avrupalılar idiler. (414) Roma’nın “foederati”si oldular ve Vandallar’a, Alanlar’a ve Suebi ordularına karşı Roma düzenini yeniden kurmak istediler. Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında düştü; bu nedenle Vizigotlar, Roma düzenini yeniden kurma karşılığında Roma’nın Hispania’da vaadettiği toprakları alma hakkına sahip olduklarına inanıyorlardı. (415)

     Üç yüzyıldır İberya Yarımadası’nı yöneten Vizigot Krallığı, bir zûlüm ve baskı devletiydi. Bu zalim krallığın egemenliği altında özellikle Berberîler, Yahudîler, Katolik Kilisesi’ne muhalif Hristiyanlar ve bir de krallıkla aynı ırktan (Vizigot) ama rejim muhalifi kesimler büyük zûlümler görüyordu. (416) (NOT: Bu saydığımız toplumsal grupların tamamı, 711 yılındaki İslamî fetih hareketinde Kürt komutan Tarık bin Ziyad’a yardım ettiler ve Tarık onların yardımıyla Cebel-i Tarık’a çıktı. Bunu birazdan kaynaklarıyla anlatacağım.)

     Endülüs’ün fethinden bir yıl önce, 710 yılında Rodrigo, yeni Vizigot Kralı oluyor. Ancak Vizigot soylularının bir kısmı, Wittiza’nın oğlu II. Aguila’yı destekliyorlar. Babası ve önceki hükümdar tarafından kral ilan edildikten sonra, O da bu şekilde hareket ederek bölgeyi bölüyor. (417)

     Vizigot Krallığı devletinde, şöyle bir uygulama vardı: Gotik soyluların ve valilerin, çocuklarını eğitim ve yetişmeleri için krallığın sarayına göndermeleri bir gelenekti. Yani önemli bir statüde bulunan yahut krallığa bağlı bir vilayette valilik makamında yer alan üst düzey kişiler, ergenlik çağına gelmiş çocuklarını kraliyet sarayına eğitim için göndermeliydiler. Bu çocuklar sarayda belli bir eğitimden geçerdiler. Çünkü krallığa bağlı üst düzey rütbeli kişilerin çocukları eğitimli bireyler olmalı, kraliyet sarayının rıhle-i tedrisinden geçmeliydiler.

     Endülüs’ün fethinden sadece bir yüzyıl sonra yaşamış olan Mısırlı Arap tarihçi, hukukçu, muhaddis ve fakih Ebû’l- Qasım Abdurrahman ibn-i Abdullah ibn-i Abdulhakem el- Misrî (803 – 71), başyapıtı durumundaki “Fûtuh-u Misr we’l- Mağrîb we’l- Endelûs we Axbaruhâ” (Mısır, Mağrîb ve Endülüs’ün Fethi ve Haberler) adlı eserinde naklettiğine göre, bir devlet politikası olan bu geleneğin bir gereği olarak, Septe Valisi Julián da (bu adam bir Berberî’dir), kızı Florinda la Cava (? – ?)’yı Kral Rodrigo’nun sarayına eğitim için gönderiyor. Bu Berberî kızcağız sarayda eğitim aldığı sıralarda, Kral Rodrigo’nun oğlu (ülkenin prensi) kıza âşık oluyor. Ancak aşkına karşılık alamayınca Florinda’ya zorla sahip olmaya çalışıyor ve kıza tecavüz ediyor. (418)

     İslam tarihçisi Arap ilim adamı İbn-i Abdulhakem’in bu tarihsel aktarımlarını, erken dönem Hristiyan kaynakları da teyit etmektedir. (419) Kimi kaynaklar Berberî kızı Florinda’ya tecavüz eden kişinin bizzat Kral Rodrigo olduğunu, bazı kaynaklar Rodrigo’nun oğlu olduğunu, bazı kaynaklar da kraliyet ailesinden biri olduğunu söylüyorlar.

     Biricik kızı kraliyet sarayında kraliyet ailesi tarafından tecavüze uğrayan Septe Valisi Julián, öfkeden deliye döner. Bir baba olarak büyük acı duymakta, yüreği dağlanmaktadır. Müthiş bir intikam hırsına kapılan Julián, Kuzey Afrika’daki soydaşlarına, Berberîler’e haber veriyor, yaşananları anlatıp intikam için yardım istiyor.

Florinda la Cava’nın İspanya’nın Toledo şehrinde bulunan heykeli

     Septe Valisi Julián, Güney İberya’da bazı derebeyliklere sahipti ve ülkenin eski yöneticileri olan Gheita ailesiyle iyi ilişkileri vardı. Rodrigo yönetimini devirmek ve intikamını almak için, rakibi II. Aguila ile ittifak kurdu. Aynı zamanda Gheita ailesinin arasından birilerini Müslüman Berberîler’e elçi olarak gönderiyor. (420)

     Kürt komutan Tarık bin Ziyad ve Berberî arkadaşları, o sırada Tunus topraklarındaki Qayrewan’dadır. Bir Berberî olan Septe Kontu Julián, Tarık bin Ziyad’a bir mektup göndererek bütün olan bitenleri anlatıyor. Eğitim için saraya gönderdiği biricik kızı Florinda’nın Kral Rodrigo tarafından tecavüze uğradığını söyleyerek, intikam için yardımlarına ihtiyaç duyduğunu iletiyor. Berberî vali Julián, Kürt komutan Tarık’a ve Berberî arkadaşlarına yazdığı mektupta; “Eğer kızının intikamını alırlarsa; Vizigot Krallığı’nı onların ayaklarının altına sereceğini, bütün İspanya topraklarına sahip olacaklarını ve bunu sağlayacak gücün kendisinde olduğunu, Boğaz’ı (Cebelitarık Boğazı’nı) geçmeleri için yardımcı olacağını, bir dizi ticaret gemisine sahip olduğunu ve bunlarla Müslümanlar’ı İspanya tarafına rahatça geçirebileceğini, hatta gemileri bu iş için hazırlamış bulunduğunu, ayrıca aşağılık Kral Rodrigo’nun siyasî muhalifleriyle de yakın dost olduğunu, İspanya’yı ele geçirmek için tüm şartların hazır ve konjüktürün uygun olduğunu” belirtiyor. (421)

     Endülüslü Berberî tarihçi İbn-i Qutiyye ya da tam adıyla Muhammed ibn-i Umer ibn-i Abdulazîz ibn-i İbrahim ibn-i İsa ibn-i Muzahim el- İşbilî (? – 977), kaleme aldığı “Tarix-i İftitah’el- Endelus” (Endülüs’ün Fethi Tarihi) adlı eserinde belirttiğine göre, Julián ayrıca Tarık’a ve arkadaşlarına yazdığı mektupta, onlara ülkenin güzelliğini, erdemini, içerdiği iyi şeyleri anlattı ve Vizigotlar’ın durumunun ne kadar kötü olduğundan bahsetti. Onları zayıf olarak nitelendirdi. (422)

     Tarık bin Ziyad ve arkadaşları, bu tecavüz haberini aldıktan sonra çılgına dönerler ve intikam yemini ederler. Biraraya toplanıp Allah adına yemin ederler, namus ve şeref sözü verirler: Tecavüze uğrayan Berberî kızı Florinda’nın intikamı alınacak, Vizigot Krallığı yıkılacak, tüm İspanya toprakları fethedilecek, alçak ve şerefsiz Kral Rodrigo ve ailesi öldürülüp Cehennem’e gönderilecektir.

     Ünlü komutan Tarık bin Ziyad, her ne kadar Kürt ise de, Berberîler arasında doğup büyümüş, onlar arasında yetişmiş bir isim. Berberî toplumuyla arasında manevî bir bağ var ve duygusal olarak kendisini bu topluma ait hissediyor. Bu da anlaşılabilir, insanî bir durum.

     Aslında aynı durum, diğer bir dünyaca ünlü Kürt lider ve komutan Selahaddîn Eyyubî ya da tam adıyla Melik’un- Nasr bavê Muzaffer Selahaddîn Yusuf kurê Necmeddîn Eyyubî el- Şadî el- Kurdî (1138 – 93) de de mevcut. Selahaddîn Eyyûbî, Kafkasya çıkışlı bir Kürt’tür. Botanlı Behdinanlı değil, Kafkasyalı bir Kürt’tür. Ve daha çarpıcı olan, Çerkesler arasında yetişmiş bir Kürt’tür. Savaşçı kişiliğini de büyük ölçüde aralarında büyüdüğü Çerkes halklarından alır. Selahaddîn Eyyubî, Kafkasyalı Hezbanî Kürtleri’ndendir ve Ravadîye Kürt aşîretinin Şadî koluna mensubdur. Böyle olduğu için, Selahaddîn Eyyubî, Çerkesler’i devletin en üst kademelerine yerleştirmişti. Eyyubî ordusunun komuta kademesi, Kürtler’den ve Çerkesler’den oluşuyordu. Orduyu yönetenler Kürt ve Çerkes komutanlardı. (423)

     Örneğin ben de hayatımın büyük kısmını Almanya’da geçirmiş bir insan olarak, Alman toplumuyla aramda manevî bir bağ vardır. Kürt olduğum halde, kendimi Alman ulusunun bir parçası hissediyorum. Bunlar anlaşılabilir, insanî durumlardır. Zirâ ekmeğimi burada kazandım, en güzel şeyleri burada yaşadım, bu ülkede ve bu toplum arasında insan olarak değer gördüm, hem dînî inancıma hem de etnik – millî kimliğime saygı gördüm, burada medeniyet gördüm, çağdaş değerlerle tanıştım. Bu vesileyle hayata dar bir dînî veya ideolojik pencereden bakmak yerine, daha aydın ve evrensel bir bakış açısına sahip oldum.

     Elinizdeki kitabın daha önceki bölümlerinde anlattığımız üzere, Tarık bin Ziyad’ın, gerçekten de – bize anlatıldığı gibi – Musa bin Nuseyr’in emri ve görevlendirmesiyle mi İspanya’yı fethe çıktığı yoksa Musa bin Nuseyr böyle bir harekâtı hiç istemediği ve hatta Tarık’ı engellemeye çalıştığı halde, Tarık’ın Musa’yı dinlemeden ve emirlerine uymadan, etrafına birkaç savaşçı toplayarak kendi başına mı hareket ettiği bile tartışmalıdır. Bu önemli hususta farklı kaynaklar arasında tartışmalar var ve birçok tarihçi, Tarık bin Ziyad’ın kendi başına hareket ettiğini söylüyor. Hatta tarihçilerin söylediğine göre, Tarık bin Ziyad kendisine hiç verilmemiş görevleri üstlendi ve bırakın Musa bin Nuseyr’in emriyle İspanya’yı fethe çıkmasını, İspanya’yı fethe çıkarken Musa bin Nuseyr’e haber bile vermedi. İspanya’nın fethi harekâtını öğrendiğinde bilakis Musa bin Nuseyr büyük bir öfkeye kapılıyor ve Tarık bin Ziyad’a kin duymaya başlıyor. Musa bin Nuseyr, Tarık bin Ziyad’ı tutuklayıp zincire vurmayı hatta O’nu öldürmeyi bile düşünüyor. Bunları daha önce ayrıntılı bir şekilde ve kaynaklarıyla anlatmıştık. (424)

     Böylece bunun sebebini de bu bölümde öğrenmiş olduk. Tarık bin Ziyad ve emrindeki Berberî ordusunun, neden Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr’e hiç haber dahi vermeden böyle cesur bir fetih hareketine giriştikleri, şimdi daha iyi anlaşılıyor. Çünkü bu bir “dînî fetih hareketi” değil, bu bir “namus dâvâsı”. Ve haber verilseydi, harekât muhakkak engellenirdi.

     Endülüs İslam Devleti’nin kendi resmî tarih kayıtları olan ve Tarık bin Ziyad’ın 711 yılında gemilerle Cebel-i Tarık Boğazı’na çıkmasından başlayarak tâ 10. yy sonuna kadar bütün tarihsel süreci kayıt altına almış olan ve Arapça yazılmış “Axbar’un- Mecmuâtun fî Feth’il- Endelûs” adlı eserin İspanyolca tercümesi olan “Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía” (Arapça Tarih ve Coğrafya Eserleri Koleksiyonu) adlı hazine değerindeki eserde yazdığına göre, Kürt komutan Tarık bin Ziyad, 7000 kişilik bir ordu hazırlıyor. Bu ordunun tamamı Berberî savaşçılardan oluşuyor. (425)

     Ünlü Berberî tarihçi İbn-i İzarî ya da tam adıyla Ebû Abbas Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İzarî el- Marrakeşî (? – 1313) de, geride bıraktığı tek eseri olan “El- Beyân’ul- Muğrîb fî İxtisar-i Axbar-i Mûlûk’il- Endelus we’l- Mağrîb” adlı kitabında aynı bilgiyi vermektedir. Tarık bin Ziyad’ın Berberî ordusunun 7000 kişiden oluştuğunu yazmaktadır. (426)

     Mısırlı Arap tarihçi, hukukçu, muhaddis ve fakih İbn-i Abdulhakem de Tarık bin Ziyad’ın hazırladığı Berberî ordusunun 7000 savaşçıdan oluştuğunu kaleme almıştır. (427)

     Bu bilgi, başka da pekçok sağlam kaynakta geçiyor. Tarık bin Ziyad’ın bu harekât için oluşturduğu Berberî ordusunun 7000 savaşçıdan oluştuğu, kesin bir gerçek. Ancak bazı kaynaklarda, daha sonra bunlara 5000 kişilik bir Berberî birliğin eklendiği ve toplam savaşçı sayısının 12.000’e çıktığı iddiâ ediliyor. (428)

     Sosyoloji (toplumbilim) ilminin kurucusu olarak kabul edilen Berberî sosyolog İbn-i Haldun ya da tam adıyla Weliyeddîn ebû Zeyd Abdurrahman bin Muhammed ibn-i Haldun el- Hadremî (1332 – 1406), “Kitab’el- İber we Diwan’el- Mubtedâ we’l- Xeber fi Eyyam’il- Arab we’l- Acem we’l- Berber wemen Âsarahum min Zawî’s- Sultan’il- Ekber” adlı eserinin, sonradan bağımsız bir eser olarak yayınlanan 6. ve 7. ciltleri olan “Tarix’el- Berber” (Berberî Tarihi) adlı kitabında, Tarık bin Ziyad’la birlikte Tanca’da konuşlanmış 12.000 yeni dîn değiştirmiş (yakın zaman önce Müslüman olmuş) Berberî’den ve onlara Kur’ân-ı Kerîm eğitiminden sorumlu 27 Arap’tan bahsetmektedir; özellikle mevcut etnik grupların kökeni hakkında başka hiçbir ayrıntı vermeden. (429) Yani İbn-i Haldun’a göre, bu 12.000 kişilik ordunun içinde, onlara Kur’ân öğretmekten sorumlu 27 tane Arap varmış.

     Fakat bu hadiseden 600 sene sonra yaşamış olan İbn-i Haldun’un hiçbir delil sunmadan seslendirdiği bu iddiâ, kendisinden önceki hiçbir kaynakta geçmiyor. Tarık bin Ziyad liderliğindeki birlik çoğunlukla çeşitli Berberî kabilelerinden oluşuyor. İbn-i Haldun’dan sonraki çeşitli kaynaklar (muhtemelen İbn-i Haldun’un iddiâsına inanarak), esasen yerel Berberîler’den oluşan ve yeni dîn değiştirmiş askerlere Kur’ân öğretmekten sorumlu birkaç düzine Arap’ın eşlik ettiği bir birlikten söz etmektedirler. (430)

     Kimi Batılı araştırmacılar ise, Tarık bin Ziyad’ın ordusunun içinde, birkaç yıl önce Müslüman Araplar tarafından yenilgiye uğratılan Aurèsli Berberî dağcıların varlığına dikkat çekiyorlar. (431)

     Arap – Müslüman hesaplarında öne sürülen toplam 12.000 savaşçı rakamı, birçok tarihçi tarafından abartılı kabul ediliyor. Ki bize göre de bu doğru değildir ve abartılmıştır. Tarihsel ve nesnel kaynaklardan açıkça ortadadır ki, Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın hazırladığı ordu 7000 savaşçıdan oluşmaktadır ve tamamı Berberî’dir.

     Kaynaklarda yazdığına göre, Julián’ın kızı Florinda’nın intikamını almak için Tarık bin Ziyad’ın 7000 kişilik bir orduyla İberya (İspanya) topraklarına saldıracağını haber alan Vizigot Kralı Rodrigo, Müslümanlar’ın (Berberîler’in) tehdidine karşı koymak için 100.000 kişilik bir ordu topluyor (432), ancak gerçek sayı çok daha düşük olabilir (433).

     7000 kişilik bir orduya karşı 100.000 kişilik bir ordu!… Görünüşe bakılırsa, Rodrigo’nun kazanması kesin gibi ve bizim Tarık’ın hiçbir şansı yok! Fakat görüntü yanıltıcı. Çünkü Rodrigo’nun hiç hesaplayamadığı veya farkına varamadığı bir durum var: Rodrigo’nun hazırladığı 100.000 kişilik ordudaki askerlerin hatta komutanların çoğu, Rodrigo’nun acımasızca tahttan indirdiği muhalifi Wittiza’nın oğulları tarafından yönetiliyordu ve onlara sadıktılar. (434) Yani Rodrigo’nun ordusundaki askerlerin ve komutanların çoğu aslında “düşman” Tarık bin Ziyad ordusunun kazanmasından yanalar ve savaş başladığında, kazanmak için değil, kaybetmek için savaşacaklar.

     Bu sırada İspanya’da hüküm süren Vizigot Krallığı taht kavgaları, toplum içindeki çatışmalar ve Yahudîler’i zorla “Hristiyanlaştırma” politikasının sebep olduğu çeşitli problemlerle karşı karşıya idi. (435)

     … ve nihayet tarihin akışını değiştirecek olan o müthiş günler gelip çattı. Tarık bin Ziyad ve emrindeki ordunun Endülüs’ü fetih harekâtı başladı.

     Vizigot Kralı Rodrigo’nun ordusu, sayıca Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın ordusundan nerdeyse 15 kat daha güçlüydü (7000 kişiye karşı 100.000 kişi). Fakat Tarık bin Ziyad ve emrindeki “İslam ordusu” daha avantajlıydı. Çünkü İspanya (Vizigot Krallığı) içinde, Tarık bin Ziyad’a yardım edecek (yani modern tabirle “vatana ihanet edecek”) çok önemli unsurlar vardı.

     Endülüs’ün fethi harekâtında, İspanya (Vizigot Krallığı) içinde, Tarık bin Ziyad’a yardım edecek (modern tabirle “vatana ihanet edecek”) önemli unsurlar şunlardı:

     1 – Tecavüze uğrayan kızı Florinda’nın intikamını almak isteyen ve zaten bunun için bu seferi de bizzat başlattıran Septe Valisi Julián’a bağlı Berberîler

     2 – Vizigot Krallığı tarafından zorla “Hristiyanlaştırılmaya” çalışılan ve İspanya topraklarında her türlü zûlüm ve baskıya maruz kalmış olan Yahudîler (NOT: Endülüs İslam Medeniyeti zamanında Yahudîler’in her türlü hak ve özgürlüğe sahip olmalarınının, İslamî yönetim altında barış ve huzur içinde yaşamalarının sebeplerini biraz da burada aramak gerekir)

     3 – Vizigot Kralı Rodrigo’nun muhalifi olan Wittiza’ya bağlı Vizigotlular

     4 – Vizigot ordusu içinde, Kral Rodrigo’ya değil, muhalifi Wittiza’nın oğulları tarafından yönetilen ve onlara bağlı olan komutanlar ve askerler

     5 – Resmî İslam tarihinde bahsedilen, camilerde ve dînî sohbetlerde anlatılan ama hiç kimsenin görmediği, şahit olmadığı “gökten inen melekler”

     Son madde hiciv tabiî ki, ama ilk dört maddede bahsini ettiğimiz unsurlar olmasaydı, 711 yılında Endülüs asla fethedilemezdi. Bir avuç Berberî savaşçının, koskoca Vizigot Krallığı’nı yıkması kesinlikle mümkün olmazdı. 100.000 kişilik bir orduya karşı 7000 kişilik savaşçıdan oluşan acemi ve derleme – toplama bir birlikle galebe çalmak, kimse kusura bakmasın ve “incinmesin” ama, değil Yahudîler’in ve Müslümanlar’ın dört büyük meleği, Ezdaîler’in (Ézidîler’in) Melek-i Tavus’u bile gelse imkânsızdı.

     Tarihin en büyük fetihlerinden biri olan 711 yılındaki Endülüs’ün fethi hadisesi, Müslümanlar’ın (bir Kürt komutan önderliğindeki Berberî akıncıların) tek başına gerçekleştirdiği bir başarı değildir. Resmî İslam tarihi bundan bahsetmek istemez ve zaten bahsetmekten özenle kaçınır ama, bu, Müslümanlar’ın, Yahudîler’in ve İspanya içindeki “vatan haini” Vizigotlar’ın işbirliğiyle gerçekleşmiş bir zaferdir. Bir kere, tarihsel bir gerçek olarak, herşeyden önce bunu teslim etmemiz gerekiyor.

     Demek ki “vatana ihanet”, o kadar da kötü birşey değilmiş, sevgili kardeşlerim, hatta çok iyi birşeymiş. Zirâ İspanya içindeki bu “vatan hainleri” olmasaydı, İslam tarihinin hatta dünya tarihinin en parlak hadiselerinden biri olan Endülüs’ün fethi gerçekleşmeyecekti ve hem bilim ve ilerlemede, hem de sanat ve edebiyatta bir çığır açan ve olumlu etkileri günümüzde halen devam eden o muazzam Endülüs İslam Medeniyeti kurulamayacaktı.

     “Vatana ihanet eden o ordu ne şanlı bir ordudur, vatana ihanet eden o komutanlar ne büyük komutanlardır.”

     Bir de başka birşey daha var: Tarık bin Ziyad’ın İslam ordusu, en büyük gücünü Vizigot Krallığı’nın (İspanya’nın) içinden alırken, aynı şekilde, Kral Rodrigo’nun Vizigot ordusu da en büyük gücünü Emevî İslam Halifeliği’nden alıyordu. Böyle bir paradoks da var. Zirâ elinizdeki kitabın daha önceki bölümlerinde de anlattığımız üzere, Emevî İslam Halifeliği böyle “çılgınca” bir fetih hareketine şiddetle karşıydı ve haberleri olsaydı engellerdiler. İşte bu yüzden, Tarık bin Ziyad ve ordusu, bu fetih hareketini Emevî İslam Halifeliği’ne ve Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr’e hiç haber dahi vermeden gerçekleştirdiler. (436)

     Artık “kaderin cilvesi” mi dersiniz, yoksa “hayatın çelişkisi” mi dersiniz, ama böyle bir paradoks da var. Tarık bin Ziyad’ın en büyük gücü Vizigot Krallığı’nın içinde, Vizigot Kralı Rodrigo’nun en büyük gücü de İslam Halifeliği’nin içinde. Biz filozoflar bu duruma “diyalektik çelişseme” diyoruz.

     Kaldığımız yerden konuya devam edelim…

     … ve nihayet tarihin akışını değiştirecek olan o müthiş günler gelip çatıyor. Tarık bin Ziyad ve emrindeki ordunun Endülüs’ü fetih harekâtı başlıyor.

     Tarih, Nisan 711.

     – – – – –

     (*) “Endülüs Dosyası”na seyahatnamenin bir sonraki bölümünde devam edeceğiz.

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

(391): Dünyadaki tüm kaynaklarda “Qadisiye Savaşı” ve “İran’ın İslamlaşması”

(392): Dünyadaki tüm kaynaklarda “Nihavend Savaşı” ve “Hamedan’ın İslamlaşması”

(393): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, s. 6 – 7, Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / Encyclopædia Universalis, cilt 8, Georges Bohas, “Ṭāriq ibn Ziyād” maddesi, Société d’Édition Encyclopædia Universalis S. A., Paris 1966

(394): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü

(395): İslam Ansiklopedisi, cilt 5, Hakkı Dursun Yıldız, “Berberîler” maddesi, s. 479, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992

(396): Robert Brunschvig, Ibn Abd al-Hakam et la Conquète de l’Afrique du Nord par les Arabes, Al-Andalus, sayı 40, s. 129 – 179, 1975

(397): İslam Ansiklopedisi, cilt 5, Hakkı Dursun Yıldız, “Berberîler” maddesi, s. 480, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992

(398): age

(399): Clive Holes, Arabic Historical Dialectology: Linguistic and Sociolinguistic Approaches, s. 42, Oxford University Press, Oxford 2018

(400): Daniel Pipes, Slave Soldiers and Islam: The Genesis of a Military System, s. 124, Yale University Press, Londra & New Haven 1981 / Paul B. Fenton – David G. Littman, Exile in the Maghreb: Jews under Islam, Sources and Documents, 997 – 1912, s. 1, Fairleigh Dickinson University Press, Madison & Teaneck 2016

(401): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Berberîler Nasıl Müslümanlaştırıldı?” başlıklı bölümü

(402): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü

(403): Hugh Kennedy, Muslim Spain and Portugal: A Political History of Al-Andalus, Longman Publishing, Londra 1996

(404): Roger Collins, Early Medieval Spain, s. 151, St. Martin’s Press, New York 1983

(405): age

(406): Roger Collins, The Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 33, Blackwell Publishing, Oxford & Cambridge 1989

(407): age, s. 32 – 33

(408): age, s. 17 ve 32 – 33

(409): age, s. 31 – 32

(410): Adèle Rucquoi, Histoire Médiéval de la Péninsule Ibérique, s. 71, Éditions du Seuil, Paris 1993

(411): Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung, s. 890, Beck Verlag, Münih 2019

(412): Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 77 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006

(413): Dünyadaki tüm kaynaklarda “Vizigot Krallığı”

(414): Mark Kurlansky, The Basque History of the World, s. 35, Penguin Random House Publishing, Londra 2011

(415): José Orlandis, Historia del Reino Visigodo Español: Los Acontecimientos, las Instituciones, la Sociedad, los Protagonistas, Ediciones Rialp, Madrid 2003

(416): Dünyadaki tüm kaynaklarda “Vizigot Krallığı”

(417): Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 47, Ediciones Espasa-Calpe, Madrid 1986

(418): İbn-i Abdulhekim, Fûtuh-u Misr we’l- Mağrîb we’l- Endelûs we Axbaruhâ, s. 277, El- Hayyaat el- E’amat’il- Qusur el- Saqafat, Kahire 1999

(419): Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 45 – 47, Ediciones Espasa-Calpe, Madrid 1986

(420): Munis Hûseyn, Fecr’el- Endelûs, s. 64, Neşriyat’el- Nûr, Kahire 1959

(421): Axbar Mecmuât fi Feth’el- Endelus, Mûellif Mechul, tahkik: İbrahim el- Libyarî, s. 16, Dar’ul- Kitab Neşriyat, Kahire & Beyrut 1989 / İbn-i Abdulhekim, Fûtuh-u Misr we’l- Mağrîb we’l- Endelûs we Axbaruhâ, s. 277, El- Hayyaat el- E’amat’il- Qusur el- Saqafat, Kahire 1999 / Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 45 – 47, Ediciones Espasa-Calpe, Madrid 1986 / Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter: Vom Westgotenreich bis zum Ende des 15. Jahrhunderts, s. 77 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006 / Georg Bossong, Das Maurische Spanien, s. 14 ve devamı, Beck Verlag, Münih 2007 / Ajay Menon, 10 Interesting Facts About The Straits Of Gibraltar, Marine Insight, 17 Nisan 2021, https://www.marineinsight.com/know-more/10-interesting-facts-about-the-straits-of-gibraltar/

(422): İbn-i Qutiyye, Tarix-i İftitah’el- Endelus, s. 8, Sevilla 977

(423): Asimilasyon İlk Önce Karadeniz’de Başlatıldı, İbrahim Sediyani ile ropörtaj, Xopuri Lazi, Kolkhoba, 15 Temmuz 2011, https://www.sediyani.com/?p=6961

(424): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü

(425): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, s. 21 (Arapça orijinalinde s. 6; İspanyolca tercümesinde s. 21), Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867

(426): İbn-i İzarî, El- Beyân’ul- Muğrîb fî İxtisar-i Axbar-i Mûlûk’il- Endelus we’l- Mağrîb, cilt 1, s. 6, Cezayir 1901

(427): İbn-i Abdulhekim, Fûtuh-u Misr we’l- Mağrîb we’l- Endelûs we Axbaruhâ, El- Hayyaat el- E’amat’il- Qusur el- Saqafat, Kahire 1999

(428): André Clot, Image de Couverture pour L’Espagne Musulmane: VIIIe – XVe Siècle, s. 19, Éditions Perrin, Paris 2004

(429): Ibn-Khaldoun, Histoire des Berbères et des Dynasties Musulmanes de l’Afrique Septentrionale, cilt 1, s. 215, Imprimerie du Gouvernement, Cezayir 1847

(430): Abd al-Wahid Dhannun Taha, The Muslim Conquest and Settlement of North Africa and Spain, s. 85 ve 280, Routledge Publishing, Londra & New York 1989 / UNESCO International Scientific Committee for the Drafting of a General History of Africa, cilt 5, “Africa from the Seventh to the Eleventh Century”, s. 127 ve 398, John Currey Publishing, Accra 1992

(431): Encyclopédie Berbère, cilt 8, E. B. – Ph. Leveau – P. Morizot – J. Morizot – M.-C. Chamla – F. Demoulin – S. Adjali – S. Chaker, “Aurès” maddesi, s. 1097 – 1169, Édition Édisud, Aix-en-Provence 2008

(432): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, s. 22 (Arapça orijinalinde s. 8; İspanyolca tercümesinde s. 21), Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / İbn-i Qutiyye, El- İmamet we’l- Siyaset, cilt 2, s. 74, Mektebat we Matbaat el- Helbî, Kahire 1963

(433): Roger Collins, Visigothic Spain (409 – 711), s. 141, John Wiley & Sons Publishing, New Jersey 2004

(434): Mozarabic Chronicle, s. 52, Córdoba 754 / Ahmed el- Maqqarî, Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib, cilt 1, s. 269, Kahire 1885

(435): İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 211, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992

(436): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 13

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir