(*) Yedi bölüm önce başladığımız “Endülüs Dosyası”na kaldığımız yerden devam ediyoruz.
– – – – –
■ ENDÜLÜS’ÜN FETHİ: TARIK BİN ZİYAD, GERÇEKTEN DE GEMİLERİ YAKTI MI?
… ve nihayet tarihin akışını değiştirecek olan o müthiş günler gelip çatıyor. Tarık bin Ziyad el- Laytî (670 – 720) ve emrindeki ordunun Endülüs’ü fetih harekâtı başlıyor.
Tarih, Nisan 711.
Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın komutasındaki 7000 kişilik Berberî ordusu, bugün Tarık bin Ziyad’ın adını taşıyan Cebelitarık (Cebel-i Tariq; Gibraltar) kayasına doğru yola çıktı. Tarık bin Ziyad komutasındaki Berberî ordusu, Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya topraklarını fethediyor. Bizans’ın Septe (Ceuta; o zamanki ismi Septem) Valisi Julián (? – ?)’ın desteğiyle Septe’den Cebelitarık Boğazı’nı geçiyorlar.
Kaynaklarda yazdığına göre, Julián’ın kızı Florinda la Cava (? – ?)’nın intikamını almak için Tarık bin Ziyad’ın 7000 kişilik bir orduyla İberya (İspanya) topraklarına saldıracağını haber alan Vizigot Kralı Rodrigo (688 – 712), Müslümanlar’ın (Berberîler’in) tehdidine karşı koymak için 100.000 kişilik bir ordu topluyor (437), ancak gerçek sayı çok daha düşük olabilir (438).
7000 kişilik bir orduya karşı 100.000 kişilik bir ordu!… Görünüşe bakılırsa, Rodrigo’nun kazanması kesin gibi ve bizim Tarık’ın hiçbir şansı yok! Fakat görüntü yanıltıcı. Çünkü Rodrigo’nun hiç hesaplayamadığı veya farkına varamadığı bir durum var: Rodrigo’nun hazırladığı 100.000 kişilik ordudaki askerlerin hatta komutanların çoğu, Rodrigo’nun acımasızca tahttan indirdiği muhalifi Wittiza’nın oğulları tarafından yönetiliyordu ve onlara sadıktılar. (439) Yani Rodrigo’nun ordusundaki askerlerin ve komutanların çoğu aslında “düşman” Tarık bin Ziyad ordusunun kazanmasından yanalar ve savaş başladığında, kazanmak için değil, kaybetmek için savaşacaklar.
Bu sırada İspanya’da hüküm süren Vizigot Krallığı taht kavgaları, toplum içindeki çatışmalar ve Yahudîler’i zorla “Hristiyanlaştırma” politikasının sebep olduğu çeşitli problemlerle karşı karşıya idi. (440)
Vizigot Kralı Rodrigo’nun ordusu, sayıca Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın ordusundan nerdeyse 15 kat daha güçlüydü (7000 kişiye karşı 100.000 kişi). Fakat Tarık bin Ziyad ve emrindeki “İslam ordusu” daha avantajlıydı. Çünkü İspanya (Vizigot Krallığı) içinde, Tarık bin Ziyad’a yardım eden (yani modern tabirle “vatana ihanet edecek”) çok önemli unsurlar vardı.
Endülüs’ün fethi harekâtında, İspanya (Vizigot Krallığı) içinde, Tarık bin Ziyad’a yardım eden (modern tabirle “vatana ihanet edecek”), Tarık bin Ziyad ve emrindeki ordunun Cebelitarık’a çıkmasını sağlayan önemli unsurlar şunlardı:
1 – Tecavüze uğrayan kızı Florinda’nın intikamını almak isteyen ve zaten bunun için bu seferi de bizzat başlattıran Septe Valisi Julián’a bağlı Berberîler
2 – Vizigot Krallığı tarafından zorla “Hristiyanlaştırılmaya” çalışılan ve İspanya topraklarında her türlü zûlüm ve baskıya maruz kalmış olan Yahudîler (NOT: Endülüs İslam Medeniyeti zamanında Yahudîler’in her türlü hak ve özgürlüğe sahip olmalarının, İslamî yönetim altında barış ve huzur içinde yaşamalarının sebeplerini biraz da burada aramak gerekir)
3 – Vizigot Kralı Rodrigo’nun muhalifi olan Wittiza (687 – 710)’ya bağlı Vizigotlular
4 – Vizigot ordusu içinde, Kral Rodrigo’ya değil, muhalifi Wittiza’nın oğulları tarafından yönetilen ve onlara bağlı olan komutanlar ve askerler (441)
Tarihin en büyük fetihlerinden biri olan 711 yılındaki Endülüs’ün fethi hadisesi, Müslümanlar’ın (bir Kürt komutan önderliğindeki Berberî akıncıların) tek başına gerçekleştirdiği bir başarı değildir. Resmî İslam tarihi bundan bahsetmek istemez ve zaten bahsetmekten özenle kaçınır ama, bu, Müslümanlar’ın, Yahudîler’in ve İspanya içindeki “vatan haini” Vizigotlar’ın işbirliğiyle gerçekleşmiş bir zaferdir. Bir kere, tarihsel bir gerçek olarak, herşeyden önce bunu teslim etmemiz gerekiyor.
Bazı kaynaklarda, Tarık bin Ziyad’ın tüm seferlerinde yanında bir kadın olduğu ve 711 yılında gemilerle Cebelitarık’a geçip İspanya’yı fethettiklerinde de, Tarık’ın yanında Ümmü Hakim adlı bu kadının bulunduğu yazılmaktadır. Ancak ilişkilerinin doğası belirsizliğini koruyor; Ümmü Hakim adlı bu kadın Tarık bin Ziyad’ın karısı mı, kızkardeşi mi, yoksa sevgilisi mi, bu bilinmiyor. (442)
Garip bir bilgi. Kim bu Ümmü Hakim? Bilinmiyor…
İlk başta Tarık’ın hânımı olduğu düşünülebilir, fakat yine de kafalarda kuşkular oluşmuyor değil. Zirâ o dönemde komutanlar böyle seferlere giderken ailelerini, eşlerini yanında götürmezler, kızkardeşlerini de götürmezler. Hele hele küçük bir orduyla koca Avrupa’ya meydan okuyan, “intihar girişimi” gibi böyle tehlikeli bir sefere asla götürmezler.
Kadının ismi Ümmü Hakim olduğuna göre, demek ki bu kadın bir anne. Hakim adında bir çocuğu var. Eğer Tarık’ın eşiyse, bu durumda çiftin Hakim isminde bir çocukları var demektir. Fakat şayet kadın dul ise, o zaman Tarık’ın sevgilisi olabilir.
Aynı kaynaklarda belirtildiğine göre, bu kadın Cezayir’de bir köleymiş. Tarık seferlere çıkarken O’nu da yanına alarak (büyük ihtimalle kaçırarak) gitmiş. (443) Yani beraber kaçmışlar sanki. Eğer öyleyse, kadın kendisiyle aynı etnik kökenden (Kürt) olabilir; nitekim Tarık da ondan birkaç sene öncesine kadar köle statüsündeydi, sonra azad edildi. Kadın ise henüz azad edilmemiş bir köle olabilir.
Oldukça garip bir durum ve hakikaten esrarengiz bir olay.
Acaba bizim Tarık, sefere çıkarken, “nasıl olsa benim için artık geri dönüş yok” diye düşünüp, fırsat bu fırsat, sevdiği kadını da kaçırıp mı gitmiş sefere?
Olmaz demeyin; Kürtler’in işi belli olmaz…
Endülüs kültür ve medeniyetine dair “Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib” adlı ansiklopedik eserin müellifi Cezayirli tarihçi ve biyograf Şihabeddîn ebû Abbas Ahmed bin Muhammed bin Ahmed bin Yahya el- Maqqarî el- Tilmisanî (1577 – 1632), sözkonusu eserinde çok ilginç ve çarpıcı bir efsane anlatır ve Ahmed el- Maqqarî’nin anlattığı bu efsaneye, bugün tüm dünyada, hususen Müslümanlar arasında “tarihsel bir gerçek” olarak inanılır. Anlatılan hadise şudur:
Tarık bin Ziyad ve emrindeki Berberî ordusu Cebelitarık’a çıktıktan sonra, yani İspanya tarafına geçtikten sonra, karaya ayak basar basmaz Tarık bin Ziyad, ordusundaki askerler geri dönmeyi düşünmesinler diye gemileri yaktırır. O bunu yapınca askerleri büyük bir şaşkınlık yaşayıp dehşete kapılırlar ve komutanları Tarık’a şöyle derler:
“Ne yaptın sen? Bu yaptığın çılgınlık! Şimdi biz nasıl geri döneceğiz?”
Bunun üzerine Tarık bin Ziyad, emrindeki askerlere şu meşhur konuşmayı yapar:
“Ah savaşçılarım! Nereye kaçabilirsiniz?
Arkanızda deniz, önünüzde düşman. Geriye kalan tek şey, cesaret ve kararlılık için umuttur.
Burada cimri efendinin masasında oturan yetimden daha şanslı olduğunuzu unutmayın! Düşmanınız sayısız bir ordu tarafından korunarak önünüzde duruyor. Onun çok sayıda adamı var ama tek kaynağınız olarak sizin kendi kılıçlarınız var!
Sizinle paylaşmayı reddettiğim tehlikelerle yüzleşmek için sizi kışkırtmaya çalıştığıma inanmayın. Saldırı sırasında sizlerle beraber, hayatta kalma şansının daha düşük olduğu cephede olacağım.” (444)
Endülüs’ün fethiyle ilgili olarak en fazla meşhur olmuş anekdot budur ve bu hikâyeye bugün Müslümanlar yaşanmış, mutlak tarihsel bir gerçek olarak inanırlar.
Peki bu hadise gerçek midir? Tarık bin Ziyad gerçekten de gemileri yaktırdı mı?
Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor ki, bu hikâyeyi ilk kez kaleme alan kişi, 16. – 17 . yy’larda yaşamış olan Cezayirli tarihçi ve biyograf Ahmed bin Yahya el- Maqqarî. Yani Endülüs’ün fethinden taa 800 yıl sonra. Kendisi bunu, “Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib” adlı ansiklopedik eserinde anlatıyor. Dayandığı kaynak ise, 12. yy’da yaşamış olan Endülüslü ünlü Berberî seyyah, coğrafyacı ve haritacı Ebû Abdullah Muhammed bin Muhammed bin Abdullah bin İdris Şerif el- İdrisî (1100 – 66)’nin “Nûzhet’ul- Mûştaq fi İxtiraq’il- Âfaq” adlı eseridir. Yani Endülüs’ün fethinden taa 400 yıl sonra.
Şerif el- İdrisî, Tarık bin Ziyad’ın gemileri yakarken askerlerine yaptığı konuşmayı tam olarak şu şekilde aktarır:
“Ey insanlar! Kaçış nerede?
Deniz arkanızda, düşman ise önünüzde ve Allah’a yemin ederim ki, elinizde dürüstlük ve sabırdan başka birşey yok.
Ve bilin ki, düşmanınızın sofrasındaki yetimlerden daha çok kayıpsınız bu adada. Sizi ordusu ve silahlarıyla karşılamıştır, rızkı boldur, kılıçlarınızdan başka yükünüz yoktur, düşmanınızın elinden aldığınız rızık dışında hiçbir yükünüz yoktur ve eğer fakirlik günleriniz uzarsa ve bunu yapmazsanız. Kendiniz için bir görevi başarırsanız, gücünüz gider ve kalpler bunun karşılığını alır.
Size karşı olan küstahlığınızdan dehşete düştü; bu yüzden, bu zorbaya karşı koyma emrinizin bu sonucunun hayâl kırıklığına uğramasına karşı kendinizi koruyun, çünkü o onu müstahkem şehrine attı ve eğer kendinize izin verirseniz, buradaki fırsatı değerlendirmek mümkündür.
Ben söyleyeceğim birşey hakkında sizi uyarmadığım gibi, kendimden başlamadığım sürece sizi nefsin zevkini ucuzlatacak bir plana da yönlendirmedim. Uzun süre lüksün ve en lezzetlinin tadını çıkaracaksınız, o halde kendinizi bana tercih etmeyin, çünkü sizin payınız benim payımdan daha iyidir.” (445)
Endülüslü ünlü Berberî seyyah, coğrafyacı ve haritacı Şerif el- İdrisî’nin anlattığı bu olayı, O’ndan yüz yıl sonra yaşamış olan dünyaca ünlü Kürt tarihçi, fakih, edebiyatçı ve şair İbn-i Xallikan ya da tam adıyla Şemseddîn ebû Abbas Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İbrahim ibn-i Ebûbekir ibn-i Xallikan el- Bermekî el- Erbilî (1211 – 82) de olduğu gibi nakletmektedir. (446)
Ancak bu olayın hakikati tartışmalıdır. Tarık bin Ziyad’ın gerçekten de gemileri yaktırdığı konusu şüphelidir. Her şeyden önce şunu dikkate almak gerekiyor ki, gerek 12. yy’da yaşamış Endülüslü Berberî seyyah, coğrafyacı ve haritacı Şerif el- İdrisî olsun, gerek 13. yy’da yaşamış Kürt tarihçi, fakih, edebiyatçı ve şair İbn-i Xallikan olsun, gerekse 16. – 17 . yy’larda yaşamış Cezayirli tarihçi ve biyograf Ahmed bin Yahya el- Maqqarî olsun, bunların tamamı, 8. yy’daki Endülüs’ün fethinden, yani Tarık bin Ziyad’dan yüzyıllar sonra yaşamış olan şahsiyetlerdir ve kendilerinden önce de hiçbir yazılı kaynakta ve tarihsel belgede böyle bir bilgi yer almamaktadır.
Dolayısıyla, Tarık bin Ziyad’ın, emrindeki ordunun geriye dönmesini önleyip onları kalıcı fethe teşvik etmek amacıyla gemileri yaktırması hadisesi ihtilaflıdır ve hatta doğru olma ihtimali çok zayıftır. Bunun meydana geldiğini kabul edenler olduğu gibi, uydurma olduğunu ileri sürenler de vardır. Bununla birlikte, gemilerin tamamının değil de, sembolik olarak birkaç tanesinin yakıldığı da söylenmiştir. (447)
Öyle görünüyor ki, Endülüs’ün fethiyle ilgili şu meşhur “gemileri yakma” hadisesi gerçeği yansıtmıyor. Tarık bin Ziyad’ın gemileri yaktırdığı, tamamen bir efsanedir ve uydurulmuş bir hikâyedir.
Zaten bu tarihi bildiğinizde, yani konuya vakıf olduğunuzda, bu hikâyeye inanmanız da güçleşir. Nedenine gelince: Bir kere Tarık bin Ziyad ve askerleri, kendilerine ait gemilerle Fas’tan İspanya’ya gitmiyorlar; aksine, Septe Valisi Julián’ın gönderdiği gemilerle Cebelitarık’a çıkıyorlar. Yani İspanya’dan kendilerini almak için Fas’a giden gemilere biniyorlar ve o gemilerle İspanya’ya geri dönüyorlar, Cebelitarık’a çıkıyorlar.
Birincisi: O gemiler zaten buradan (İspanya’dan) gidip onları oradan (Fas’tan) alıp getirmiş. Yani gemiler zaten gittikleri yerin malı, geldikleri yerin değil. Cebelitarık’tayken, o gemiler şu anda kendi vatanında bulunuyorlar. Dolayısıyla o gemilerin, o savaşçıların “geri dönüşleri” ile ilgili direk bir alakası yok.
İkincisi: O gemiler Tarık bin Ziyad’ın değil, Septe Valisi Julián’ın gemileri. Tarık, kendi tasarrufu altında olmayan mülkleri nasıl yakabilir ki? Başkasının gemilerini yakma yetkisi yoktur. Üstelik o gemiler onlara yardım için tahsis edilmiştir ve Tarık bu iyiliğe karşı neden böyle sorumsuz ve küstahça bir davranışta bulunsun ki?
Düşünün: Vali size yardım etmek için onlarca gemiyi ayağınıza gönderiyor, siz o gemilere binip gitmek istediğiniz yere varıyorsunuz ve karaya adım atar atmaz o gemileri yakıyorsunuz. Niye? “E kendi askerlerime cesaret aşılamak istedim; onların aklından geri dönmeyi çıkarmam gerekiyordu. Bunun için.” Mantıklı mı sizce?
Netice-i kelam, Tarık bin Ziyad’ın gemileri yaktığına dair rivayet, 12. yy’da yaşamış olan Şerif el- İdrisî’ye kadar hiçbir Endülüs tarihi kaynağında zikredilmemiştir. Yukarıda ifade ettiğimiz gerekçeler de gözönüne alındığında, bu rivayetin zayıflığına delalettir.
Benim kanaatime göre, bu “gemileri yakma” hikâyesinin uydurulmasında asıl gaye, Endülüs’ün fethinde İspanya tarafındaki rejim muhalifi Hristiyanlar’ın ve ülkenin mazlum kesimi olan Yahudîler’in olağanüstü yardımlarını gizleme çabasıdır. Sonuçta İspanya tarafındaki bu rejim muhalifleri, özellikle de Yahudîler olmasaydı, Müslümanlar asla Endülüs’ü fethedemezlerdi. Hatta bırakın fethi, Cebelitarık’a bile çıkamazlardı, yani İspanya topraklarına ayak dahi basamazlardı.
Ama işte, İslam tarihçileri ve Müslüman dînî eğitimi, “gökten inen meleklerle gerçekleşmiş mucizevî bir fetih” ajitasyonu yapacak ya, dinleyen cemaat da hüngür hüngür ağlayıp “imân tazeleyecek” ya, bunları uyduruyorlar işte.
Bu yapılan, bence sadece sahtekârlık değil, aynı zamanda akılsızlıktır da. Neden mi? Şunun için: Endülüs’ün Müslümanlar tarafından fethinde, İspanya tarafında zûlüm altında olan Hristiyanlar’ın ve Yahudîler’in Müslümanlar’a yardım etmiş olması, bu “İslamî fetih” hareketine gölge mi düşürür, yoksa tam tersi, bu fethi daha anlamlı ve daha haklı bir seviyeye mi yükseltir? Elbette ikincisi. Ama “ideolojik” ve “dînsel” saplantı, bu kadarını bile idrak etmeye engel oluyor demek ki.
Elinizdeki bu çalışmayı yaparken, şunu anladım:
Endülüs’ün fethiyle ilgili bize anlatılanların % 90’ı yalanmış!
Peki İslam tarihçileri neden yapıyorlar bunu?
Halbuki doğru bir şekilde ve olduğu gibi anlatılsa, bu fetih çok daha şerefli.
Ama onların derdi bu değil ki. Onların derdi olayı ideolojikleştirmek, dîncileştirmek.
Gemilerin yakılması rivayetinin, tarihte daha önceleri var olan kıssalardan esinlenilerek üretilmiş olduğunu düşünmek çok da yanlış olmayacaktır. Fakat bu rivayet, İslam ümmetinin zihin ve gönül dünyasında fetih heyecanını uyandıran ve uyandırmaya devam eden bir motivasyon aracı olarak varlığını devam ettirmekte. Bilhassa Müslüman gençlere, kendi dâvâ ve idealleri sözkonusu olduğunda, tıpkı Tarık bin Ziyad ve arkadaşları gibi, arkalarına bakmadan, her şeylerini bırakabilecekleri ve gemilerini gözlerini kırpmadan yakabilecekleri şuurunu aşılamak için bir motivasyon alegorisi olarak kullanılmakta. (448)
Sevgili okurlar; Şerif el- İdrisî’yi hatırladınız, değil mi? Elinizdeki bu kitapta, Endülüs fatihi Tarık bin Ziyad’ın aile kökenini ve etnik aidiyetini araştırdığımız “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümde, çok önemli bir nedenden dolayı kendisinden bahsetmiştik.
Aslen İran’ın Hamedan şehrinden bir Kürt olan, Kürt oğlu Kürt olan Endülüs fatihi Tarık bin Ziyad’ın bir Berberî olduğuna dair asılsız iddiâyı ilk kez ortaya kişi de yine bu zât, Şerif el- İdrisî. Yani Tarık bin Ziyad’dan taa 400 yıl sonra. O’ndan önce ve 12. yy’dan önce, Tarık bin Ziyad’ın Berberî olduğunu söyleyen hiçbir kayıt yok, tek bir yazılı belge dahi yok. (449)
Tarık bin Ziyad’ın Cebelitarık’a çıktıktan sonra gemileri yaktığı efsanesini uyduran kişi de yine aynı zât, Şerif el- İdrisî.
Allah kendisine gani gani rahmet eylesin; Şerif el- İdrisî hakikaten çok kıymetli bir âlimdir ve özellikle haritacılığa ve coğrafyaya yaptığı katkılar paha biçilemez değerdedir, dünyada bir çığır açmıştır. Ki ben O’nun çizdiği meşhur haritayı İspanya’ya ait İbiza (Eivissa) Adası’ndaki Endülüs Müzesi’nde bizzat kendi gözlerimle gördüm. (450) Fakat keşke sadece coğrafyacılık yapsaydı, tarihçiliğe hiç soyunmasaydı. Kendisine olan muazzam saygım ve hürmetime rağmen, ilim ve hakikate olan bağlılığımdan dolayı açıksözlülükle ifade etmeliyim ki, Tarık bin Ziyad konusunda yazdıklarını resmen kendi kafasından uydurmuş. Ve O zamanında böyle şeyler uydurduğu için, bugün tüm dünya bunlara bir gerçek olarak inanıyor. Ne kadar acı bir durum!
Ortaçağ’da şimdiki gibi bilimsel ve teknolojik ilerleme yok, tabiî. Bilgisayar yok, internet yok, televizyon yok, profesyonel kayıt ve arşivcilik yok, hatta gazete bile yok. “Bilim” veya “ilim” dediğimiz şey de, belirli bir zümrenin elindeki bir uğraş ve akıllarına gelen şeyleri, kendi kafalarından uydurdukları hikâyeleri, hiçbir kaynak ve delil göstermeden rahat bir şekilde yazıp çiziyorlar. Halkın, sokaktaki insanların ise bu yazılıp söylenenlerden haberi dahi yok.
Fakat sonra ne oluyor? O kendi kafalarından uydurarak yazıp söyledikleri, yüzyıllar sonra yani bugün “tarih” oluyor, hatta “tarihî vakıa” oluyor. Güler misin ağlar mısın?
O, zamanında böyle şeyler uydurduğu için, gerçekte Kürt olan Tarık bin Ziyad’ı bugün tüm dünya Berberî olarak biliyor. O, zamanında böyle şeyler uydurduğu için, bugün tüm Müslümanlar Tarık bin Ziyad’ın Cebelitarık’a çıktıktan sonra gemileri yaktığına inanıyor.
Durum ne yazık ki tam olarak böyle ve bu oldukça üzücü, rahatsız edici bir durum. Özellikle hakikate inanan, tek derdi gerçeği bilmek olan dürüst ve erdemli insanlar için oldukça da sinir bozucu.
Biz konuyu anlatmaya devam edelim. Kürt komutan Tarık bin Ziyad ve emrindeki Berberî savaşçıların Cebelitarık’a çıktıktan sonra, yani İspanya tarafına geçtikten sonra neler olduğuna bakalım…
Tarık bin Ziyad ve ordusu, Akdeniz ile Atlantik Okyanusu’nu birbirinden ayıran Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İberya Yarımadası’nın başında bugün Cebelitarık olarak bilinen yere çıktı ve Gotik garnizonla çatıştıktan sonra buranın kontrolünü ele geçirdi. Müslüman Kürt lider, dağın eteğinde birkaç gün kaldı, bu sırada ordusunu organize etti, yakındaki kaleleri fethetmek ve İspanya’nın derinliklerine nüfûz etmek için bir plan hazırladı. Cartagena ve Algeciras da dahil olmak üzere bazı kaleleri ve şehirleri fethetmeyi başardı. Burbat Nehri’nin ünlü bir vadiyle kestiği İspanya’nın güneybatısındaki Khanda’ya ulaşana kadar batıya doğru ilerledi ve orada kamp kurdu. (451)
Tarık bin Ziyad ve emrindeki ordu, Cebelitarık’a çıktıktan sonra, oradan kuzeye doğru ilerlediler. Tarık bin Ziyad, Hispania’nın eski topraklarını kontrol eden Toledo Vizigot Krallığı’na karşı bir askerî sefer başlattı. (452) O sırada Vizigot Kralı Rodrigo, İberya Yarımadası’nın kuzeydoğusundaki Bask bölgesinde isyan eden Basklılar’a karşı harekete geçiyordu. Müslüman istilâsını öğrendiğinde hızla ordularının üzerine yürüdü ve 19 – 26 Temmuz 711’de Arcos de la Frontera’da Müslümanlar’la çarpıştı. Kürt komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki Berberî İslam ordusunun zaferiyle sonuçlanan Río Guadalete Savaşı sırasında burada düştü. Vizigot Kralı Rodrigo bu muharebede öldürüldü ve Müslümanlar’a tüm İspanya’ya açılmaları için yol açıldı. Böylece Tarık bin Ziyad ve Berberîler, Kral Rodrigo’nun sarayında tecavüze uğrayan Berberî kızı Florinda’nın intikamını çok şiddetli bir şekilde aldılar. (453)
Kürt komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki Berberî savaşçıların, muazzam bir güce sahip Vizigot ordusunu yenmesi ve Kral Rodrigo’yu “Cehennem’e gönderip” tecavüze uğrayan Berberî kızı Florinda’nın intikamını alması, sadece üç gün veya bir hafta almıştı. (454) Artık İspanya’nın fethi için Müslümanlar’ın önünde ciddi bir engel kalmamıştı.
Kaynaklarda yazdığına göre, Río Guadalete Savaşı’nın en sıcak anında, Kral Rodrigo’nun muhalifi Wittiza’nın oğlu II. Aguila (? – 714)’ya bağlı askerler bir anda Vizigot ordusundan ayrıldılar ve daha önceden Tarık bin Ziyad’la anlaştıkları gibi saf değiştirip İslam ordusunun safına geçtiler. Bunlar doğrudan veya dolaylı olarak Rodrigo’nun yenilgisine neden oldular. Tarık bin Ziyad bu zaferi Écija’da kısa sürede tamamlayarak Gotik soyluları bitirdi. (455)
Daha önce de anlattığımız üzere, Rodrigo’nun hazırladığı 100.000 kişilik ordudaki askerlerin hatta komutanların çoğu, Rodrigo’nun acımasızca tahttan indirdiği muhalifi Wittiza’nın oğulları tarafından yönetiliyordu ve onlara sadıktılar. (456) Yani Rodrigo’nun ordusundaki askerlerin ve komutanların çoğu aslında “düşman” Tarık bin Ziyad ordusunun kazanmasından yanalar ve savaş başladığında, kazanmak için değil, kaybetmek için savaşacaklardı. Öyle de yaptılar.
İspanya’nın fethinden sadece 43 yıl sonra yazılmış, 754 yılına ait Latince kaleme alınmış olan, 95 bölümden oluşan bir tarih derlemesi olan ve “754 Vakayınamesi” ya da “İspanya Vakayınamesi” gibi isimlerle de bilinen “Mozarabic Chronicle” (Mozarap Vakayınamesi), savaş başladığında yerleşik halktan birçok kişinin şehirlerini savunmak yerine tepelere kaçtığını belirtiyor. Ordudaki tüm askerler ise savaştan kaçıyor, önemli bir kısmı saf değiştiriyor. “Mozarabic Chronicle”de, “Hileyle ve kral olmanın umuduyla Rodrigo ile gelen bütün Vizigot ordusu kaçtı” ifadesi geçmektedir. (457) Bu savaş hakkındaki dönemin tek kaydı budur ve ayrıntılı olmaması sebebiyle daha sonraları tarihçiler kendi tarihlerini yazdılar. Savaşın yeri tam olarak belli değildir ama muhtemelen Guadalete Nehri (Río Guadalete) idi.
Endülüslü Berberî tarihçi İbn-i Qutiyye ya da tam adıyla Muhammed ibn-i Umer ibn-i Abdulazîz ibn-i İbrahim ibn-i İsa ibn-i Muzahim el- İşbilî (? – 977), kaleme aldığı “Tarix-i İftitah’el- Endelus” (Endülüs’ün Fethi Tarihi) adlı eserinde anlattığına göre, toplam 7000 savaşçıyla Cebelitarık’a çıkmış olan Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın ordusunda, Vizigot Kralı Rodrigo’yu yendiği ve öldürdüğü Río Guadalete Savaşı esnasında yaklaşık 25.000 askeri vardı. Yani Tarık’ın asker sayısı üçbuçuk katına çıkmıştı. Bunlar, Vizigot ordusundan kaçıp Tarık’a katılan askerler ve bir de İspanya’ya ayak basarken Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ı coşkuyla karşılayan Yahudîler’di. Tarık bin Ziyad’ın ordusunda hatırı sayılı bir Yahudî savaşçı vardı ve İspanya’daki Yahudîler’in nerdeyse tamamı bu İslamî fetih hareketinde Tarık bin Ziyad’ın yanındaydılar. (458)
Tarık bin Ziyad ve emrindeki Berberî savaşçıların, yerel unsurların yardımıyla Río Guadalete Savaşı’nda Vizigot Kralı Rodrigo’yu yenmesinden sonra, Rodrigo’nun sarayında tecavüze uğrayan Berberî kızı Florinda’nın intikamı alınmıştı. Zaferle sonuçlanan savaştan sonra, Florinda’nın babası olan Septe Valisi Julián, Tarık bin Ziyad’a, İspanya şehirlerini fethetmek için ordusunu bölmesini ve farklı birliklere ayırmasını tavsiye etti. Tarık bin Ziyad ordusunu dört tümene böldü ve Muğis er- Rumî (? – ?) komutasında Córdoba’yı, Granada’yı ve diğer yerleri ele geçirdi, kendisi ise Vizigot Krallığı’nın başkenti olan Toledo’yu ele geçirmek için seferber olan tümenin başına geçti. Daha sonra kuzeye doğru ilerlemeye devam ederek Guadalajara ve Astorga’ya ulaştı. (459)
Savaşı kazandıktan sonra Tarık bin Ziyad’ın güçleri hızla ilerlemeyi başardı. Córdoba üzerinden Vizigot başkenti Toledo’ya doğru ilerlediler ve burayı da ele geçirdiler. “Mozarabic Chronicle”a göre, burada çok sayıda Vizigot üst düzey yetkiliyi etkisiz hale getirdiler, bu nedenle imparatorluğun organize bir şekilde savunulması muhtemelen artık mümkün değildi. (460)
Kürt komutan Tarık bin Ziyad ve emrindeki Berberî savaşçıların Vizigot Krallığı’nın başkenti Toledo’yu fethi esnasında, Vizigot idaresinden memnun olmayan bazı şehir ve kale halkları, özellikle ağır dînî baskılara maruz kalan Yahudîler, şehrin kapılarını Tarık bin Ziyad’ın İslam ordusuna kendiliğinden açmışlar, Kürt komutan Tarık bin Ziyad şehirdeki Yahudîler’in yardımıyla başkent Toledo’yu fethetmiştir. (461)
Vizigot Krallığı’nın başkenti Toledo’yu fethettikten sonra Vizigot Krallığı resmen yıkıldı ve Kürt lider Tarık bin Ziyad, İspanya’nın yeni hükümdarı oldu. (462)
Antik çağda krallar hazinelerini savaşa götürseler de, Rodrigo’nun kraliyet hazinesini maiyetinde taşıması pek olası değildi. Ancak Tarık bin Ziyad, hazinenin kendileriyle birlikte seyahat ettiğine ve Toledo’ya nakledileceğine inanmış olmalı. 711 yılının Temmuz ayında Tarık bin Ziyad, teğmenlerini stratejik noktalarda (Malaga, Granada ve Córdoba) bırakıp Toledo’ya geldi ve ardından “Süleyman Masası”nın orada olduğu söylentisi duyuldu. (463)
“Süleyman Masası”, Musevîlik ve Hristiyanlık’a göre peygamber olmayıp sadece bir kral ve “ulusal lider” olan ancak İslam’a göre peygamber olan (464) Davud (M. Ö. 1040 – M. Ö. 970)’un oğlu Süleyman (M. Ö. 990 – M. Ö. 931)’a ait olduğuna inanılan bir masa.
Tarık bin Ziyad, dağlık bir bölgenin arkasında yer alan ve Süleyman’a nisbet edilen, 360 ayaklı olduğu söylenen bir masayı burada ele geçirdi. Ardından, sonradan Medine’tul- Maide diye adlandırılacak olan şehre yöneldi. (465)
Tarık bin Ziyad daha sonra Emaye (Amaya) şehrini alıp önemli miktarda ganimet elde etti ve 712 yılında Tuleytula’ya döndü. Tarık bin Ziyad’ın Endülüs’te ilk bir yıl gerçekleştirdiği fetihler sırasında izlediği güzergâh şu şekildedir: Cebelitarık (Gibraltar), Cezire’tul- Hadrâ, Barbat (Lekke) Vadisi, Şezûne, Mewrur, Karmune (Carmona), İşbiliye (Sevilla), İsticce, Kurtuba (Córdoba), Maleka, Ğırnata (Granada), İlbire, Tûdmir (Teodomiro), Cebban, Tuleytula ve Medine’tul- Maide. (466)
Kitapta bazen tekrara düşüyorum ancak bazı önemli şeylerin iyice anlaşılabilmesi için tekrardan hatırlamak şart: 711 yılında İberya Yarımadası’nı fetheden Müslümanlar çoğunlukla Berberî’ydi ve Kürt komutan Tarık bin Ziyad tarafından yönetiliyordu. (467) Tarık bin Ziyad’la birlikte, ilk kez, Berberîler arasından (veya Berberîler arasında doğup büyümüş) ve sonradan İslam’a dönüştürülmüş bir general, bir “İslamî fetih” hareketine komutanlık ediyordu. (468)
Tarihçilerin söylediğine göre, Tarık bin Ziyad kendisine hiç verilmemiş görevleri üstlendi ve İspanya’yı fethe çıkarken, Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716)’ye haber bile vermedi. İspanya’nın fethi harekâtını öğrendiğinde Musa bin Nuseyr büyük bir öfkeye kapılıyor ve Tarık bin Ziyad’a kin duymaya başlıyor. Musa bin Nuseyr, Tarık bin Ziyad’ı tutuklayıp zincire vurmayı hatta O’nu öldürmeyi bile düşünüyor. (469)
Muhteşem bir insan olan Kürt komutan Tarık bin Ziyad, bu fetih hareketini kendi aklıyla ve etrafına topladığı Berberî savaşçılarıyla bağımsız olarak yapıyor. Musa bin Nuseyr’e haber bile vermiyor, hatta Musa ve Emevîler bunu duyunca büyük bir öfkeye kapılıyorlar, Tarık bin Ziyad’ı tutuklayıp zincire vurmayı hatta O’nu öldürmeyi bile düşünüyorlar. Yani 711 yılındaki İspanya’nın fethi olayı, Endülüs’ün fethi, Emevîler’in başarısı değil, tam aksine, Emevîler’e rağmen gerçekleştirilen bir başarı. (470)
Kaynaklarda öyle ilginç şeyler var ki, insan araştırıp okudukça, öğrendikçe, hakikaten hayretler içinde kalmaktadır.
Kaynaklarda geçtiğine göre, İspanya’yı fethin ilk aşamasında, İslam ordusu, Kuzey Afrika’nın kuzey bölgelerinden Berberîler ile Batı Asya’dan gelen gruplardan oluşuyordu. İslam bayrağı altında kümelenen bu halklar, ayrı şehir ve köylerde kalarak birbirleriyle karışmadılar. Yakın zamanda bastırılmış ve yüzeysel olarak “Müslümanlaştırılmış” olan Berberîler, genellikle Kuzey Afrika anavatanlarında bulunanlara benzer şekilde, en zor görevlerden ve en engebeli arazilerden sorumluydular. Batı Asya’dan gelmiş olan halk ise Güney İberya’nın daha yumuşak ovalarına yerleşti. (471)
“Batı Asya” dedikleri, bugünkü Anadolu, Kürdistan ve İran toprakları. Peki kim bu “Batı Asya’dan gelen halk”?
“Allah’tan korkmayan ama devletlerden çok korkan” tarihçiler ve bilim adamları ismini yazmaya çekinmişler ama, 600’lü yılların sonunda ve 700’lü yılların başında Batı Asya’da Kürtler dışında Müslüman olmuş bir halk olmadığına göre, bunlar elbette Kürtler’dir.
Bu tarihsel kaynaklardan şunu anlıyoruz ki; İspanya’yı fetheden Müslümanlar, bir Kürt komutanın önderlik ettiği Berberî ordusudur. Fetihten sonra Endülüs topraklarına büyük bir Berberî nüfûs ve kısmî bir Kürt nüfûs yerleşiyor. Avrupa yakasına yani bugünkü İspanya topraklarına geçtikten sonra, bu ilk yerleşimciler olan Berberîler ile Kürtler karışmıyorlar, ayrı şehirlere ve köylere yerleşiyorlar. Tıpkı geldikleri yerlerdeki gibi, anavatanlarındaki yaşamları gibi, Berberîler engebeli arazileri mesken tutarken, Kürtler Güney İberya’nın yumuşak ovalarına yerleşiyorlar.
711 yılında İberya’ya giren Müslümanlar çoğunlukla Berberîler’di ve bir Kürt olan Tarık bin Ziyad tarafından yönetiliyorlardı. Berberîler’den oluşan ikinci bir karma ordu bir yıl sonra, 712’de geldi. Berberîler’in, İberya’daki İslam nüfûsunun yaklaşık % 66’sını oluşturdukları belirtiliyor. Hatta bir iddiâya göre, Endülüs Emevî Devleti’nin ilk şekli olan Kurtuba Emevî Emirliği’nin kurucusu I. Abdurrahman bin Muaviye bin Hişam bin Abdulmelik bin Mervan (731 – 88)’a yardım ettiler, çünkü annesi Berberî’ydi. (472)
Tarık bin Ziyad’ın ilk fetihte liderlik ettiği küçük ordu çoğunlukla Berberîler’den oluşuyordu, Musa bin Nuseyr’in 12.000’den fazla askerden oluşan büyük oranda Arap gücüne ise bir grup “mevalî” yani Arap olmayan Müslümanlar eşlik ediyordu. Tarık’a eşlik eden Berberî askerler yarımadanın merkezinde ve kuzeyinde, Pireneler’de garnizon kurmuşlardı (473), onları takip eden Berberî fatihler ise kuzey, doğu, güney ve batı, ülkenin birçok yerine yerleşmişlerdi (474).
Araplar ve Berberîler’den oluşan ikinci bir karma ordu, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bir yıl sonra, 712’de Musa bin Nuseyr’in kendisi altında geldi. Annesi Berberî olduğu için, Berberîler’in Endülüs’te Emevî Halifesi I. Abdurrahman’a yardım ettikleri varsayılmaktadır. (475)
Birçok Berberî, o zamanlar Toledo, Talavera de la Reina ve Mérida yakınlarındaki sınır topraklarına yerleştirildi. (476) Mérida, 8. yy’da önemli bir Berberî kalesi haline geldi. (477) Talavera de la Reina’daki Berberî garnizonu daha sonra Amrus bin Yusuf el- Muwelled el- Laridî (? – 813) tarafından yönetilecek ve 700’lü yılların sonu ile 800’lerin başında Toledo’daki isyancılara karşı askerî operasyonlara katılacaktı. (478)
Berberîler başlangıçta Doğu Pireneler ve Katalonya’ya da yerleştirildi. (479) Güneydeki büyük şehirlere yerleşmediler ve genellikle Córdoba’dan uzaktaki sınır bölgelerinde tutuldular. (480)
Bütün tarihsel okumalarımız ışığında, taraflı tarafsız tüm kaynakları incelediğimizde, ortaya net bir fotoğraf çıkıyor ki, o da şudur: İberya Yarımadası, 711 yılında Kürt komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki Berberî akıncılar tarafından fethedilmiş, Avrupa kıtasındaki Endülüs İslam Medeniyeti, orayı fetheden Berberîler tarafından kurulmuştur. Anavatanları Kuzey Afrika’da bile devletsiz kalmış ve Araplar’ın boyunduruğu altına girmiş olan Berberîler, böylesine muazzam bir fetih hareketine imza atmışlardır. Fakat anavatanları Kuzey Afrika’da onları boyunduruk altına almış ve devletsiz bırakmış olan Araplar, yeni fethettikleri İspanya’da da onları rahat bırakmamış, bir yıl sonra gidip onların bu fetihlerini gaspetmişlerdir.
Araplar ve Kuzey Afrika’daki Emevî Arap yönetimi, böyle “çılgınca” bir fetih hareketine bilakis başından beri karşıydı. Çünkü “intihar” olarak görüyorlardı. Ancak fetih hareketi başarılı olunca şaşkına döndüler ve alelacele İspanya üzerine yürüdüler, Berberîler’in bu tarihî fethini gaspetmek için.
Yaşanmış olan, tam olarak budur. (481)
Bakın, sırayla anlatalım: Kürt komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki 7000 kişilik Berberî ordusu, Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İspanya topraklarını fethediyor. Septe (Ceuta; o zamanki ismi Septem) Valisi Julián’ın desteğiyle Septe’den Cebelitarık Boğazı’nı geçiyorlar.
Tarih, Nisan 711.
Fetihten hemen sonra, Tarık bin Ziyad, sonradan kendi adıyla anılacak olan Cebelitarık’ta bir karargâh kuruyor.
Tarih, 28 Nisan 711.
Daha sonra, yine Berberîler’den oluşan 5000 kişilik bir takviye daha aldıktan sonra, bir hafta süren Río Guadalete Savaşı’nda, Rodrigo komutasındaki Vizigotlar’ı kesin bir şekilde yeniyor.
Tarih, 19 – 26 Temmuz 711.
Bütün bu başarıları duyup şaşkına dönen Araplar ve Kuzey Afrika’daki Emevî yönetimi işte o zaman harekete geçiyor. Arap Emevîler bir yıl boyunca bunun için hazırlıklar yapıyor. Aradan bir yıl geçtikten sonra, İfrikîye Valisi Musa bin Nuseyr, çoğunluğu Arap olan 18.000 kişilik bir orduyla İspanya (Endülüs) üzerine yürüyor.
Tarih, Haziran 712.
Fethin gerçekleşmesinin üzerinden 14 ay, yani 1 yıl 2 ay geçmiş.
Tarık bin Ziyad’ın İspanya’yı fethetmesinden nerdeyse birbuçuk yıl sonra, bu kez Arap Emevîler İspanya’yı fethetmeye kalkışıyor. (482)
Burdaki “can alıcı” soru şu: 712 yılında Müslüman Araplar, İspanya’yı kimden alıp “fethetmeye” (!) çalışıyorlar?
El- Cevap: Bir yıl önce, 711’de orayı fethetmiş olan Müslüman Berberîler’den. Kendi – güyâ – dîn kardeşlerinden.
Tarık bin Ziyad liderliğindeki ilk fetih grubu, esasen kendileri yakın bir zaman önce Müslüman olmuş Berberîler’den oluşuyordu. Bu ordunun, İslam-öncesi döneme (483) tarihlenen, İberya’ya yapılan tarihî büyük ölçekli fetihler modelinin devamını temsil etmesi muhtemeldir ve bu nedenle fethin başlangıçta planlanmadığı öne sürülmüştür. Hem “Mozarabic Chronicle” (484), hem de daha sonraki İslamî kaynaklar, önceki yıllarda baskın faaliyetlerinden bahsetmektedirler ve Tarık’ın ordusunun bu kesin zaferden bir süre önce zaten mevcut olması ihtimali bulunuyor. İlk başta ordunun bir Kürt komutan tarafından yönetilen Berberî ordusu olması, daha sonra Emevîler’in Kuzey Afrika valisi olan Musa bin Nuseyr’in, ilk başta “küçük bir yağmayı” yönetmeye tenezzül etmemesi ancak sonraki yıl beklenmedik zaferin kesinleşmesiyle fethe katılması da bu ihtimali desteklemektedir. Bu o kadar kesin bir tarihsel gerçektir ki, birçok Arap tarihçi bile, Tarık bin Ziyad’ın Cebelitarık Boğazı’nı, Emevî valisi Musa’ya hiç haber vermeden geçtiğinden bahsetmektedirler. (485) “Mozarabic Chronicle”in, şehir halkının, şehri savunmak yerine yüksek noktalara kaçtığından bahsetmesi de, bunun kalıcı bir değişiklikten ziyade, ilk başta geçici bir fetih olduğunun düşünüldüğü fikrini destekler. (486)
Bin yıla yakındır bize yalanlarla dolu bir tarih okuttuklarını gösteriyor, bu bilgiler.
Kaynaklarda öyle ilginç şeyler var ki, insan araştırıp okudukça, öğrendikçe, hakikaten hayretler içinde kalmaktadır. Ve bize bin yıldır nasıl yalanlar uydurup anlattıklarını, gerek okullarda olsun gerek camilerde, gerek resmî eğitimde olsun gerek dînî eğitimde, bizi ne tür yalanlarla uyuttuklarını acı çekerek anlamaktadır.
Yukarıda da söylediğim gibi, İberya Yarımadası, 711 yılında Kürt komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki Berberî akıncılar tarafından fethedilmiş, Avrupa kıtasındaki Endülüs İslam Medeniyeti, orayı fetheden Berberîler tarafından kurulmuştur. Anavatanları Kuzey Afrika’da bile devletsiz kalmış ve Araplar’ın boyunduruğu altına girmiş olan Berberîler, böylesine muazzam bir fetih hareketine imza atmışlardır. Fakat anavatanları Kuzey Afrika’da onları boyunduruk altına almış ve devletsiz bırakmış olan Araplar, yeni fethettikleri İspanya’da da onları rahat bırakmamış, bir yıl sonra gidip onların bu fetihlerini gaspetmişlerdir.
Araplar ve Kuzey Afrika’daki Emevî Arap yönetimi, böyle “çılgınca” bir fetih hareketine bilakis başından beri karşıydı. Çünkü “intihar” olarak görüyorlardı. Ancak fetih hareketi başarılı olunca şaşkına döndüler ve alelacele İspanya üzerine yürüdüler, Berberîler’in bu tarihî fethini gaspetmek için. Ve bunu – ne yazık ki – başardılar da. (487)
Haziran 712’de Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr, bir yıl önce Berberî Müslümanlar tarafından fethedilmiş İspanya’yı “bu dîn kardeşlerinin elinden alıp fethetmek (!) için” Cebelitarık Boğazı’nı geçti ve hem Endülüs İslam Devleti’nin kendi resmî kayıtları olan “Ajbar Machmúa” (488), hem de Endülüslü Berberî tarihçi İbn-i Qutiyye tarafından (489) bildirildiği üzere, askerî operasyonların komutasını ve yeni Endülüs yönetimini gaspederek devraldı.
Tarık bin Ziyad ve beraberindeki Berberî fetihçilerin başarıları, kısa zaman önce Berberîler’in Kuzey Afrika’daki topraklarını işgal etmiş olan Araplar’ın hem gözünü kurkuttu, hem de İspanya toprakları üzerinde iştahlarının oluşmasına neden oldu. Haziran 712’de Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr, emrindeki 18.000 kişilik bir orduyla Cebelitarık’a çıktı ve bir yıl önce Berberî Müslümanlar tarafından fethedilmiş İspanya’yı “bu dîn kardeşlerinin elinden alıp fethetme (!)” seferini başlattı. (490)
Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr’in, İspanya topraklarına ayak bastıktan sonra yaptığı ilk iş, düzenli hiyerarşiyi yeniden tesis etmek için Endülüs fatihi Kürt komutan Tarık bin Ziyad’ın tutuklanıp zincire vurılmasını ve hapsedilmesini emretmektir. (491)
Musa bin Nuseyr, 712 yılı yazında 18.000 kişilik bir orduyla İspanya’ya geçerek Sevilla, Carmona, Niebla (Leble), Mérida (Maride) şehirlerini ele geçirdi ve 713 yılı yazında Tarık bin Ziyad’la yıkılan Vizigot Krallığı’nın başkenti Toledo’da buluştu. (492) Bu buluşma sırasında Musa bin Nuseyr’in, kendi emrini dinlemeyip başına buyruk hareket ettiği için Tarık bin Ziyad’ı azarladığı belirtilmektedir. Buna karşılık Tarık’ın Musa’ya karşı saygılı davrandığı ve O’nun gönlünü almak istediği nakledilir. (493)
Bütün bunlardan biz neyi anlamalıyız? Dünyadaki en zor iş, insanın “kendi aptallığına” karşı gerçeği söylemesidir ve bence dürüst olmalıyız, “kendi aptallığımıza” karşı gerçeği söylemeliyiz: Bütün bunlardan bizim anlamamız gereken tek şey var, o da “Tarih” denilerek bize hem resmî eğitimde hem de dînî eğitimde sadece yalanların anlatıldığıdır.
Neymiş, Tarık bin Ziyad, Emevîler’in Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nuseyr’in komutanıymış da, Musa Tarık’ı İspanya’yı fethetmek için göndermiş de, Tarık bin Ziyad gemilerle İberya Yarımadası’na çıkınca Musa bin Nuseyr ve Şam (Dîmeşk)’daki Emevî saltanatı sevinçten bayram etmiş de, hemen secdeye kapanıp şükür namazı kılmışlar ve ardından “Şiki Şiki Baba” ve “Allah Allah Ya Baba – Sidi Mensur Ya Baba” şarkıları eşliğinde oryantal dansı yapmışlar da, bu fetih Emevîler’in büyük bir başarısıymış da… Yalan üstüne yalan!
Tarık bin Ziyad ile Musa bin Nuseyr arasında var olan ilişkinin mahiyeti konusunda ihtilaflar vardır. Bazı tarihçiler Musa bin Nuseyr’in, Endülüs’ün fethindeki başarısından sonra Tarık bin Ziyad’a karşı bir kıskançlık ve nefret duygusunun başladığını kaydetmişlerdir. Endülüs’ün fethinden sadece bir yüzyıl sonra yaşamış Mısırlı tarihçi, muhaddis ve fakih İbn-i Abdulhakem ya da tam adıyla Ebû’l- Qasım Abdurrahman ibn-i Abdullah ibn-i Abdulhakem el- Mısrî (803 – 71), Musa’nın Tarık’a kızdığını ve O’nu hapsetmeye çalıştığını belirtmekte, “Welid bin Abdulmelik’in hizmetkârı Muğis er- Rumî’nin şefaati olmasaydı, Tarık’ı öldürmeye niyetlenmişti” demektedir. (494)
O zamanki Emevî Halifesi I. Welid bin Abdulmelik ibn-i Merwan (672 – 715)’ın, daha sona iki adamı da Şam’a çağırması bu yüzdendi. Endülüs’teki haber kaynağı ilk dönem yazarlarının belirttiği gibi, Tarık Musa’yla ilk kez Endülüs’te karşılaştığında (Toledo’da), O’na duyduğu saygıdan dolayı atından inmiş, Musa bin Nuseyr de kırbacını Tarık bin Ziyad’ın başına geçirerek, emirlere göre değil, kendi başına buyruk hareket ettiği konusunda uyarmıştı. (495)
Endülüs’ün fethinden sadece bir yüzyıl sonra yaşamış Fars tarihçi ve soybilimci Belazurî ya da tam adıyla Ahmed bin Yahya bin Cabir bin Dawud el- Belazurî (820 – 92), Hz. Muhammed (sav) zamanından hicrî 3. yy’a kadar ilk fetihleri bölge ve şehir esasına göre anlatan “Futûh’ul- Buldan” (Beldelerin Fetihleri) adlı eserinde, Musa’nın Tarık’a sert bir mektup yazarak Kurtuba (Córdoba)’dan çıkmasını yasakladığını, ancak daha sonra ikilinin barıştığını anlatmaktadır. (496)
İspanya topraklarında Musa bin Nuseyr ile Tarık bin Ziyad’ın ilk karşılaşması, yıkılan Vizigot Krallığı’nın başkenti Toledo’dadır. Musa, Tarık’tan ele geçirdiği ganimetleri ve “Hz. Süleyman’a ait olduğu” söylenen masayı istedi. Tarık bin Ziyad, masa ile birlikte bütün ganimetleri Musa bin Nuseyr’e teslim etti. Musa’nın Tarık’a olan öfkesi – güyâ – dindi ve bu ikili barıştılar. İki kumandan fetih faaliyetini İspanya’nın kuzeyine doğru iki koldan sürdürdü. Ertesi yıl Léon ve Galisya bölgeleriyle Lérida, Barcelona ve Zaragoza şehirleri alındı. Böylece Müslümanlar İslam tarihinde ilk defa Fransa topraklarına kadar ulaştılar. (497) Musa başlangıçta daha önce zayıf bir şekilde korunan batı kanadının güvenliğini sağlamakla ilgileniyordu. Diğer şeylerin yanısıra Carmona ve Sevilla da saldırıya uğradı. Ancak güçlü bir direniş gösteren Mérida, uzun bir kuşatmanın ardından ancak Haziran 713’te Müslüman fatihlerin eline geçti. (498)
İberya Yarımadası’nın daha sonraki fethi sırasında Müslüman askerî liderler, Vizigot soylularına kendi özerk hakimiyetlerini vererek ve yalnızca İslam Halifeliği egemenliğinin kabul edilmesini talep ederek, kendi taraflarına kazanmaya çalışmış görünüyorlar. Bazı kaynaklara göre Vizigot kraliyet mülkünün bir kısmını Wittiza’nın oğullarına bırakmış olabilirler. Roma İmparatorluğu’nun İspanya’daki vilayeti Hispania Carthaginiensis (İspanya Kartacası)’te daha geniş bölgeleri yöneten Vizigot dük Theodemir (? – 743)’in, Musa bin Nuseyr’in oğlu Abdulazîz bin Musa bin Nuseyr (? – 716) ile Nisan 713’te bir anlaşma imzaladığı kaydediliyor. Burada birçok şehrin sahibi olduğu onaylandı ve tebaasına güvenlikleri ve dînlerini özgürce yaşamaları garanti edildi; bunun için de Müslüman hegemonyasını tanımak ve yıllık haraç ödemek zorunda kaldı. (499)
Nisan 713’teki “Theodemir Antlaşması”, Emevîler’in İfriqîye Valisi Musa bin Nuseyr’in oğlu olan Abdulazîz’in, Hispania Carthaginiensis’i yöneten Vizigot dük Theodemir üzerine kurduğu dolaylı bir yönetim biçimini temsil ediyordu. Antlaşma, yerel yönetici Theodemir’in, Abdulazîz’in “Endülüs ilk valisi” olduğu Müslüman egemenliğini tanıdığı ve parasal haraç ödediği sürece özerkliğini koruyacağını içeriyordu. Dahası Abdulazîz, güçlerinin Theodemir’in ilçesini veya halkını yağmalamayacağını veya taciz etmeyeceğini kabul etti. Bu anlaşma daha sonra yedi ilçeye daha yayıldı. (500)
Endülüs’ün fethinden önce İspanya’da hüküm süren Hristiyan bir devlet olan Vizigot Krallığı, farklı dînden olan Yahudîler’e hatta Hristiyanlar’ın farklı mezheplerine karşı korkunç bir baskı ve zûlüm politikası izliyordu. Dîn ve inanç özgürlüğü hemen hemen yok gibiydi. Onların aksine Müslümanlar, Yahudîler’in ve hatta kendilerini yendikleri Hristiyanlar’ın dîn ve inançlarına saygı duydular. Karşılığında onlardan sadece vergi (cizye) ödemelerini ve İslamî yönetimi tanımalarını istiyordu. Ayrıca özerklik hakkı kazanan yerel Hristiyan Vizigot dükler, “İslam dînine karşı komplo kuran” isyancıları teslim etmeyi de taahhüt etti. Bu şekilde, İspanya’daki birçok Hristiyan sakinin hayatı, İslamî fetihten önceki hayatlarıyla hemen hemen aynı kaldı. (501)
Theodemir ile imzalanan antlaşma tüm İberya için bir emsal oluşturdu ve Müslüman birliklerine teslim olan kasabalar, muhtemelen Ebro Vadisi’nde bulunan ve fetihten sonra İslam dînine geçmiş Ben-i Qasî sülalesi, diğer kontlar ve toprak sahipleri de dahil olmak üzere benzer bir kader yaşadılar. Bazı şehirler (örneğin en önemlileri Córdoba, Toledo vb.), Müslümanlar tarafından doğrudan İslamî yönetim altında yönetilmek üzere koşulsuz olarak fetih yoluyla ele geçirildi. Devrik Kral Rodrigo’nun topraklarının bir parçası olduğu düşünülen bölgede, Mérida şehri Müslüman ilerlemesine karşı uzun süreli bir direniş sergiledi ancak sonunda 712 yaz ortasında fethedildi. (502) 713 (veya 714) itibarıyla son Vizigot Kralı Ardo (? – 721), yalnızca Septimania ve muhtemelen Doğu Pirene eşiği ve Tarraconense’nin kıyı bölgeleri üzerinde etkili bir kontrole sahip olarak II. Achila’dan görevi devraldı. (503)
İslamî yasalar yeni yöneticilerin tüm tebaası için geçerli değildi. Hristiyanlar, daha önce olduğu gibi kendi Vizigot kanunlarına (Forum Iudicum) göre yönetilmeye devam ettiler. Kasabaların çoğunda etnik topluluklar ayrılmış durumdaydı ve yeni gelen etnik gruplar (Berberîler, Kürtler, Araplar, Yemenliler ve diğerleri) mevcut kentsel alanların dışında yeni ilçeler inşâ edeceklerdi. Ancak bu, doğrudan Emevî yönetimi altındaki kasabalar için geçerli olmayacaktı. Córdoba’da, katedral Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın dînî ihtiyaçlarını karşılamak için bölündü ve paylaşıldı. Durum, Abdurrahman ibn-i Muawiye ibn-i Hişam ibn-i Abdulmelik ibn-i Merwan (731 – 88)’ın Güney İspanya’yı 756’da ele geçirmesine kadar yaklaşık 40 yıl sürdü.
Devrik Kral Rodrigo’dan sonra aslında iki Vizigot kralı daha vardı. Esas itibarıyla sadece birkaç madenî para buluntusu aracılığıyla tanınan Kral II. Aguila (Wittiza’nın oğlu), ya 710 gibi erken bir tarihte (fetihten bir yıl önce) Rodrigo’nun muhalifi olarak iktidara geldi (504), ya da diğer araştırma görüşlerine göre ancak Rodrigo’nun 711’deki fetihle birlikte ölümünden sonra iktidara geldi. Fransa’nın güneybatısındaki Tarraconensis ve İberya’nın kuzeydoğusundaki Septimania’nın bazı kısımlarını yönetiyordu. Yaklaşık üç yıl hüküm sürdü; saltanatı muhtemelen 714’te Ebro Vadisi ve Zaragoza’nın Müslümanlarca fethi ile sona erdi. Ardo O’nu son Vizigot kralı olarak takip etti. İmparatorluğu yavaş yavaş Müslümanlar tarafından ele geçirildi; en son 720 civarında, Septimania’nın başkenti Narbonne’de. (505)
714 yılında Musa bin Nuseyr, Ebro Nehri’nin kuzeybatısına doğru ilerleyerek Batı Bask bölgelerini ve Kantabria Dağları’nı Gallaecia’ya kadar ele geçirdi ve hiçbir ilgili veya kanıtlanmış muhalefetle karşılaşmadı. İkinci (veya kaynaklara bağlı olarak birinci) Arap valisi (714 – 16) Abdülaziz bin Musa (Musa bin Nuseyr’in oğlu) döneminde, Katalonya’nın başlıca kent merkezleri teslim oldu. 714 yılında Musa bin Nuseyr, Soria’yı, Batı Bask bölgelerini, Palencia’yı ve batıda Berberî bir vali tarafından yönetilen Gijón veya León’a kadar hiçbir muhalefetle karşılaşmadan ilerledi ve istilâ etti. İberya’nın kuzey bölgeleri Müslüman fatihlerden pek ilgi görmedi ve ele geçirildiğinde savunulması zordu. Yüksek Batı ve Orta Pirene vadileri fethedilmeden kaldı. Bu sırada Müslüman birlikleri Pamplona’ya ulaştı ve Bask ilçeleri, sakinlerine saygı gösterilmesi için Müslüman komutanlarla yapılan bir uzlaşmanın ardından teslim oldu. Bu uygulama İberya Yarımadası’nın birçok ilçesinde yaygındı. Müslüman birlikleri çok az direnişle karşılaştı. O dönemin iletişim yetenekleri düşünüldüğünde, ilçelerin teslimiyeti ve gelecekteki yönetimleri için gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra Pireneler’e neredeyse ulaşmak için harcanan üç yıl, makul bir süreydi. (506)
Bilim insanları ve bağımsız araştırmacılar, Vizigot Krallığı’nın bazı bölgelerinde Vizigot yönetimine karşı düşmanlığın, daha büyük ölçüde yerel Yahudî toplulukları ve yönetici otoriteler arasındaki derin anlaşmazlıklar ve kızgınlık da dahil olmak üzere, krallığı zayıflattığını ve Müslümanlar’ın İspanya’yı fethinin nihaî başarısında önemli bir rol oynadığını vurguluyorlar. (507)
Neresinden bakarsanız bakın, Endülüs’ün Müslümanlar tarafından fethi, İspanya’daki Yahudîler’in muazzam yardımıyla gerçekleşmiş görünüyor. Öncelikle dürüst olmak ve bu gerçeği teslim etmek gerekiyor. Yahudîler’in yardımı olmasaydı, Müslümanlar asla Endülüs’ü fethedemeyecekti.
Berberîler’in Kürt komutanı Tarık bin Ziyad ve Emevîler’in Arap komutanı Musa bin Nuseyr’in fetihleri sonucu İspanya’nın tamamına yakını ele geçirilmiş oldu. Üç yıl gibi kısa bir süre içinde kuzeyde küçük bir bölge olan Asturias dışında bütün İspanya’nın zaptedilmesi ve İslam ordularının Fransa içlerine kadar ilerlemesi, İslam fetih siyaseti açısından önemli bir gelişmedir. (508)
Ancak Emevîler’in Arap komutanı Musa bin Nuseyr’in, Berberîler’in Kürt komutanı Tarık bin Ziyad’a karşı kıskançlığı ve bundan dolayı nefreti bitmemişti. Görünüşte bu ikili barışmış gibiydiler ama davranış ve uygulamalarıyla Musa Tarık’a karşı kıskançlık ve nefretini her fırsatta belli ettiriyordu. Öyle ki, ikili arasındaki bu rekabet ve tatsızlık, tâ Emevî İslam Halifeliği içinde, halifeliğin merkezi Şam’da bile duyulmuş ve konuşuluyordu.
Bu artık dayanılmaz bir hal almıştı ve Şam’daki Emevî İslam Halifeliği, ikili arasındaki çekişmeye direk müdahil olmaya ve – amiyane tabirle – “ikisinin kulaklarını çekmeye” karar vermişti. (509)
Fetihlerin tamamlanmasına yakın bir sırada Emevî Halifesi I. Welid bin Abdulmelik, bu ikiliye bir mektup yazarak, elçisi Muğis er- Rumî aracılığıyla Endülüs’e gönderdi. Mektupta, Musa bin Nuseyr ile Tarık bin Ziyad’ın hemen Şam’a dönmesi ve Endülüs’te olan bitenden dolayı rapor sunmaları ve ikili arasındaki ihtilaftan dolayı Halife’ye hesap vermeleri isteniyordu. Mektup çok açıktı ve Halife net bir şekilde tavrını koymuştu. Tarık bin Ziyad hemen kabul etti ama Musa bin Nuseyr biraz ağırdan alıp fetihlere devam edince (haksız ne de olsa), Halife yeni bir mektup daha yazmak zorunda kaldı ve Ebû Nasr adlı ikinci bir elçi aynı emirle tekrar Endülüs’e geldi. (510)
Yıl, 714. Yani Endülüs’ün fethinden sadece 3 yıl sonra.
Bunun üzerine Musa bin Nuseyr ve Tarık bin Ziyad, ikisi de Endülüs’ü terkederek, Emevî Halifeliği’ne olanlarla ilgili rapor sunmak ve aralarındaki didişme nedeniyle Halife’ye hesap vermek için Emevî Halifeliği’nin başkenti Şam’a gittiler. (511)
İkisi de Endülüs topraklarını bir daha hiç görmediler. Çünkü ikisi de bir daha geri dönmeyeceklerdi, ölene kadar Şam’da kalacaklardı. (512)
Endülüs’ten ayrılırlarken, Musa bin Nuseyr, Endülüs’ün idaresini oğlu Abdulazîz’e bıraktı. Böylece Endülüs’te “Valiler Dönemi” (Asr’ul- Wulat) başlayacak ve Abdulazîz bin Musa bin Nuseyr, Endülüs’ün ilk valisi olacaktı. (513) Ancak Abdulazîz iki yıl sonra, 716’da suikaste uğrayacak ve öldürülecektir. (514)
714 yılında Tarık bin Ziyad ve Musa bin Nuseyr, at üstünde seyahat ederek, Endülüs (İspanya) – Fas – Cezayir – Tunus – Libya (Trabslusğarb) – Mısır – Filistin (İsrail) – Lübnan – Suriye güzergâhını takip ederek, Şam’a doğru yola çıkıyorlar.
– – – – –
(*) “Endülüs Dosyası”na seyahatnamenin bir sonraki bölümünde devam edeceğiz.
sediyani@gmail.com
DİPNOTLAR:
(437): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, s. 22 (Arapça orijinalinde s. 8; İspanyolca tercümesinde s. 21), Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / İbn-i Qutiyye, El- İmamet we’l- Siyaset, cilt 2, s. 74, Mektebat we Matbaat el- Helbî, Kahire 1963
(438): Roger Collins, Visigothic Spain (409 – 711), s. 141, John Wiley & Sons Publishing, New Jersey 2004
(439): Mozarabic Chronicle, s. 52, Córdoba 754 / Ahmed el- Maqqarî, Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib, cilt 1, s. 269, Kahire 1885
(440): İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 211, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992
(441): Bkz. Elinizdeki kitabın bir önceki “Endülüs Niçin Fethedildi ve Nasıl Fethedildi?” başlıklı bölümü
(442): Örneğin İbn-i Abdulhakem’in yazılarındaki çok sayıda referansa ve “Ajbar Machmúa”daki bazı referanslara, özellikle 34. paragrafa bakınız
(443): age / age
(444): Ahmed el- Maqqarî, Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib, cilt 1, s. 221 – 232, Kahire 1885 / ayrıca bkz. Charles F. Horne, The Sacred Books and Early Literature of the East, cilt 6, s. 241 – 242, Parke, Austin and Lipscomb Inc. Publishing, New York & Londra 1917 / Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 48, Edición Espasa-Calpe, Madrid 1986 / Suzanne McIntire – William E. Burns, Speeches in World History, s. 85, Infobase Publishing, New York 2009 / Avner Falk, Franks and Saracens: Reality and Fantasy in the Crusades, s. 47, Karnac Books, Londra 2010
(445): Şerif el- İdrisî, Nûzhet’ul- Mûştaq fi İxtiraq’il- Âfaq, cilt 2, Roma 1592 / ayrıca bkz. Muhammed Abdullah Annan, Dewlet’el- İslam fi el- Endelûs, el-Cûz’el- Awala, s. 48, Neşriyat Mektebet’el- Xancî, Kahire 1997
(446): İbn-i Xallikan, Wefeyat’ul- Âyân we Enbâ-u Ebnâ’iz- Zaman Mimmâ Şebete bi’n- Naql ewi’s- Semâ ew Eşbeteh’ul- Âyân, Neşriyat’el- Neccar, s. 321 – 322, Kahire 1972
(447): İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(448): Feridun Bilgin, Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad Gemileri Yaktı mı?, İnsaniyet, 28 Ekim 2020, https://www.insaniyet.net/endulus-fatihi-tarik-b-ziyad-gemileri-yakti-mi/
(449): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü
(450): İbrahim Sediyani, Bir Elimden Fenike Tanrıçaları Tuttu Bir Elimden Endülüs Âlimleri, Ben İbiza Adası’nda Tatil Yaparken Katalonya’nın Bağımsızlık Güneşinin Altında – 21, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 13, İspanya ve Katalonya gezisi, bölüm 21, 30 Mart 2024, https://www.sediyani.com/?p=46739
(451): İbn-i Qutiyye, Tarix-i İftitah’el- Endelus, s. 34 – 35, Dar’ul- Neşr’el- Camieynî, Beyrut tarihsiz
(452): Roger John Howard Collins, Early Medieval Spain, s. 151, St. Martin’s Press, New York 1983 / Luqman Nagy – Abia Afsar Siddiqui, The Book of Islamic Dynasties: A Celebration of Islamic History and Culture, s. 9, Ta-Ha Publishing, Londra 2008 / Brian A. Catlos, Kingdoms of Faith: A New History of Islamic Spain, Basic Books, New York 2018
(453): P. J. Bearman – Th. Bianquis – C. E. Bosworth – E. van Donzel – W. P. Heinrichs, The Encyclopaedia of Islam, cilt 10, L. Molina, “Ṭāriḳ b. Ziyād” maddesi, s. 242, Brill Publishing, Leiden 2000 / Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 77 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006 / Georg Bossong, Das Maurische Spanien, s. 14 ve devamı, Beck Verlag, Münih 2007 / Bernard F. Reilly, The Medieval Spains, s. 52, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Kap & New York & Melbourne 2009
(454): İbn-i İzarî, El- Beyân’ul- Muğrîb fî İxtisar-i Axbar-i Mûlûk’il- Endelus we’l- Mağrîb, cilt 2, s. 8, Cezayir 1901
(455): Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 48 – 52, Edición Espasa-Calpe, Madrid 1986
(456): Mozarabic Chronicle, s. 52, Córdoba 754 / Ahmed el- Maqqarî, Nefh’ut- Tib min Ğuşn’il- Endelus’ir- Ratib we Zikru Wezîrihâ Lisan’id- Dîn İbn-il- Xatib, cilt 1, s. 269, Kahire 1885
(457): Mozarabic Chronicle, s. 52, Córdoba 754
(458): Ibn al-Qūṭiyyaẗ, Histoire de la Conquête de l’Espagne par les Musulmans, par M. A. Cherbonneau, s. 7, Imprimerie Impériale, Bibliothèque Nationale de France, Paris 1857
(459): P. J. Bearman – Th. Bianquis – C. E. Bosworth – E. van Donzel – W. P. Heinrichs, The Encyclopaedia of Islam, cilt 10, L. Molina, “Ṭāriḳ b. Ziyād” maddesi, s. 242, Brill Publishing, Leiden 2000
(460): Mozarabic Chronicle, Córdoba 754
(461): İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 211 – 212, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992
(462): Mozarabic Chronicle, Córdoba 754
(463): Claudio Sánchez-Albornoz, La España Musulmana: Según los Autores Islamitas y Cristianos Medievales, s. 63 – 66, Edición Espasa-Calpe, Madrid 1986
(464): İbrahim Sediyani, Kadın Peygamberler, cilt 2 – 3, Nefel Yayınları, Diyarbakır 2021
(465): İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(466): age
(467): Roger John Howard Collins, Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 97, Wiley & Blackwell Publishing, Oxford 1994
(468): Edgar Sommer, Kel Tamashek – Die Tuareg, s. 50 ve devamı, Cargo Verlag, Schwülper 2006
(469): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Bin Yıldır Arap mı Berberî mi Olduğu Tartışılan Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad, Aslında Kürt müydü?” başlıklı bölümü
(470): Bkz. agb
(471): Roger John Howard Collins, Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 49 – 50, Wiley & Blackwell Publishing, Oxford 1994
(472): age
(473): age, s. 8 – 9
(474): Abdulwāhid Dḥanūn Ṭāha, Early Muslim Settlement in Spain: The Berber Tribes in Al-Andalus, s. 166 – 177, Routledge Library Editions: Muslim Spain, Taylor & Francis Publishing, Abingdon & New York 1989
(475): Roger John Howard Collins, Arab Conquest of Spain (710 – 797), Wiley & Blackwell Publishing, Oxford 1994
(476): age, s. 195
(477): age, s. 201
(478): age, s. 210
(479): age, s. 88 – 89 ve 195
(480): age, s. 207
(481): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Endülüs, Bir Arap Medeniyeti mi, Yoksa Bir Berberî Medeniyeti mi?” başlıklı bölümü
(482): William Montgomery Watt – Pierre Cachia, A History of Islamic Spain, Edinburgh University Press, Edinburgh 1965 / Emilio González Ferrín, Historia General de Al Ándalus, Editorial Almuzara, Córdoba 2006
(483): Hugh Nigel Kennedy, Muslim Spain and Portugal: A Political History of al-Andalus, Longman Publishing, Londra 1996
(484): Mozarabic Chronicle, Córdoba 754
(485): Abd al-Wahid Dhannun Taha, The Muslim Conquest and Settlement of North Africa and Spain, s. 85, Routledge Publishing, Londra & New York 1989
(486): Mozarabic Chronicle, Córdoba 754
(487): Bkz. Elinizdeki kitabın daha önceki “Endülüs, Bir Arap Medeniyeti mi, Yoksa Bir Berberî Medeniyeti mi?” başlıklı bölümü
(488): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, s. 28, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867
(489): Ibn al-Qūṭiyyaẗ, Histoire de la Conquête de l’Espagne par les Musulmans, par M. A. Cherbonneau, s. 10, Imprimerie Impériale, Bibliothèque Nationale de France, Paris 1857
(490): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, s. 28, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / Ibn al-Qūṭiyyaẗ, Histoire de la Conquête de l’Espagne par les Musulmans, par M. A. Cherbonneau, s. 10, Imprimerie Impériale, Bibliothèque Nationale de France, Paris 1857 / İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 212, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992 / Ulrich Haarmann, Geschichte der Arabischen Welt, s. 265 ve devamı, Beck Verlag, Münih 1994 / John Louis Esposito, The Oxford History of Islam, s. 21, Oxford University Press, Oxford & New York 1999 / Clifford J. Rogers, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, cilt 1, s. 13, Oxford University Press, Oxford 2010 / İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011 / Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung, s. 890, Beck Verlag, Münih 2019
(491): Ulrich Haarmann, age / Mischa Meier, age
(492): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, s. 28, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / Ibn al-Qūṭiyyaẗ, Histoire de la Conquête de l’Espagne par les Musulmans, par M. A. Cherbonneau, s. 10, Imprimerie Impériale, Bibliothèque Nationale de France, Paris 1857 / İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 212, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992 / John Louis Esposito, The Oxford History of Islam, s. 21, Oxford University Press, Oxford & New York 1999 / Clifford J. Rogers, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, cilt 1, s. 13, Oxford University Press, Oxford 2010 / İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(493): İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(494): İbn-i Abdulhakem, Fûtuh-u Misr we’l- Mağrîb we’l- Endelûs we Axbaruhâ, s. 283, El- Hayyaat el- E’amat’il- Qusur el- Saqafat, Kahire 1999
(495): Axbar Mecmuât fi Feth’el- Endelus, Mûellif Mechul, tahkik: İbrahim el- Libyarî, s. 27, Dar’ul- Kitab Neşriyat, Kahire & Beyrut 1989
(496): Belazurî, Futûh’ul- Buldan, s. 239, Matbaat el- Mewsue’at bi el- Qahire, Kahire 1901
(497): İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 212, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992 / John Louis Esposito, The Oxford History of Islam, s. 21, Oxford University Press, Oxford & New York 1999 / Clifford J. Rogers, The Oxford Encyclopedia of Medieval Warfare and Military Technology, cilt 1, s. 13, Oxford University Press, Oxford 2010 / İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(498): Ulrich Haarmann, Geschichte der Arabischen Welt, s. 265 ve devamı, Beck Verlag, Münih 1994 / Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung, s. 890, Beck Verlag, Münih 2019
(499): Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 79 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006
(500): Brian A. Catlos, Kingdoms of Faith: A New History of Islamic Spain, Basic Books, New York 2018
(501): Roger John Howard Collins, The Arab Conquest of Spain (710 – 797), s. 39 – 40, Oxford University Press & Blackwell Publishing, Oxford & Cambridge 1989
(502): age, s. 42 – 43
(503): age, s. 45
(504): Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 66, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006
(505): Ulrich Haarmann, Geschichte der Arabischen Welt, s. 266, Beck Verlag, Münih 1994 / Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung, s. 890, Beck Verlag, Münih 2019
(506): Roger John Howard Collins, The Basques, s. 116, Blackwell Publishing, Cambridge 1990
(507): Norman Roth, The Jews and the Muslim Conquest of Spain, Jewish Social Studies, sayı 38, s. 145 – 158, 1976, https://www.jstor.org/stable/4466922
(508): İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(509): Joseph Renaud, Fi el- Qurun’es- Samîn we’l- Ta’asiye we-l- Aşir’el- Miladî: El- Futuhat’il- İslamiyye fi Feransa we’l- İtalya we’l- Suwisra, s. 43 ve devamı, Éditeur Inconnu, Cezayir 1984
(510): Ibn al-Qūṭiyyaẗ, Histoire de la Conquête de l’Espagne par les Musulmans, par M. A. Cherbonneau, s. 10, Imprimerie Impériale, Bibliothèque Nationale de France, Paris 1857 / Axbar Mecmuât fi Feth’el- Endelus, Mûellif Mechul, tahkik: İbrahim el- Libyarî, s. 27, Dar’ul- Kitab Neşriyat, Kahire & Beyrut 1989 / Bernard F. Reilly, The Medieval Spains, s. 52, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Kap & New York & Melbourne 2009 / İslam Ansikopedisi, cilt 40, İsmail Hakkı Atçeken, “Târık b. Ziyâd” maddesi, s. 25, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011
(511): age / age / age / age
(512): age / age / age / age
(513): Colección de Obras Arábigas de Historia y Geografía, cilt 1: “Ajbar Machmúa”, s. 31, tercüme: Emilio Lafuente Alcántara, Real Academia de la Historia, Imprenta y Estereotipia de M. Rivadeneyra, Madrid 1867 / Jamil M. Abun-Nasr, A History of the Maghrib in the Islamic Period, s. 71, Cambridge University Press, Cambridge 1987 / İslam Ansiklopedisi, cilt 11, Mehmet Özdemir, “Endülüs” maddesi, s. 212, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992 / Ulrich Haarmann, Geschichte der Arabischen Welt, s. 266, Beck Verlag, Münih 1994 / Klaus Herbers, Geschichte Spaniens im Mittelalter, s. 79 ve devamı, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2006
(514): age / age / age / age / age
SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ
CİLT 13