Sediyani: “HDP’nin barajı aşması malum çevreleri rahatsız etti”

Parveke / Paylaş / Share

Türkiye’de ne değişti de yeniden çatışma sürecine girildi? Gazeteci – Yazar İbrahim Sediyani, 7 SABAH’a özel değerlendirmede bulundu.

 

     Çatışmaların boy gösterdiği ve gün geçtikçe ölüm haberleriyle sarsılan Türkiye’de yeniden barış ortamı mümkün mü? Türkiye’de ne değişti de yeniden çatışmaların hakim olduğu bir sürece girdi? Türkiye’nin Kürt politikasında ne gibi etkenler hâkim? Gazeteci – Yazar İbrahim Sediyani, 7 SABAH’a özel değerlendirmede bulundu.

     * * *
 
     “Türkiye’nin bu duruma nasıl geldiğini doğru veya eksiksiz tespit edebilmek için bütün iç ve dış faktörleri ve tabi aktörleri ayrı ayrı gözönünde bulundurmak lazım. Zirâ sadece 5 yıl gibi kısa bir süre önceden bugüne geldiğimizde, yalnızca bu son 5 yıl içinde bile, AK Parti Hükûmetî’nin geçirdiği dönüşüm ve yaşadığı değişim var, “Kürt siyaseti” olarak tabir edilen BDP / HDP ve hatta PKK’nın geçirdiği dönüşüm ve yaşadığı değişim var, “Barış (veya Çözüm) süreci”nin geçirdiği dönüşüm ve yaşadığı değişim var, Suriye, Rojava, IrakKürdistan, İran, bir bütün olarak Ortadoğu’nun geçirdiği dönüşüm ve yaşadığı değişim var. Bu saydığım iç ve dış aktörlerin hiçbiri, 5 yıl önce durduğu noktada değil ve ayrıca hepsi de sadece son 5 yıl içinde inanılmaz hadiseler yaşadılar, korkunç badireler atladılar. Türkiye’nin şu anki kaotik durumu, bütün bu ivmelerin içiçe geçmiş birikintisi.
 
     Sadece son 1 yıl içinde bile, tarihî olaylar yaşandı. Üç ay önce, 2002 yılından beri iktidarda olan AK Parti ilk kez bir seçimden “tek başına hükûmet kuracak” sayısal çoğunluğu elde edemedi ve bir bakıma ilk yenilgisini tattı. Legal siyasete atıldığı 1991 yılından beri hep “bağımsız adaylarla” veya başka partilerle ittifak halinde seçime giren “Kürt siyaseti”, ilk kez parti olarak seçime girdi ve – bir bakıma ilk seçiminde – barajı aşmak şöyle dursun, barajı adetâ parçaladı ve muhteşem bir zafer kazandı. Bunda en büyük pay, dîndar Kürtler’in ilk kez bu kadar net ve birlik içinde “Kürt siyaseti”ni desteklemiş olması, elbette. Ayrıca Kuzey Kürdistan’da bunlar olurken, Güney Kürdistan da adım adım bağımsızlığa doğru gidiyor.
 
     Ortadoğu yalnız acılı değil aynı zamanda hakikaten garip bir coğrafya. Türkiye ve Kürdistan da öyle. Örneğin, zahire yani dış görüntüye bakarsak; YPG’nin “antiemperyalist” Sol damarı nedeniyle Rojava (Suriye Kürdistanı) Kürtleri ABD ile husumet içinde. Barzanî’nin ABD ile yakın ilişkilerinden dolayı da Başur (Irak Kürdistanı) Kürtleri de İran’la problem yaşıyorlar. ABD ve İran’ın bu “ideolojik” yaklaşımlarına karşın Türkiye devleti ve AK Parti ise Kürtler’e karşı gayet insanî bir yaklaşım içinde. “Barış süreci” yaşanıyor, güzel şeyler oluyor, etc…
 
     Şimdi, zahiren bize gösterilen resim bu. Fakat gerçeklere ve son bir yıl içinde yaşadıklarımıza / şahîd olduklarımıza bakarsak, hakikatin bunun tam tersi olduğunu görürüz: IŞİD denen barbar sürüsü Rojava’ya saldırdığında Kürtler’e ilk yardıma koşan ABD olmuştu. Aynı IŞİD Kürdistan Federe Bölgesi’ne saldırdığında da Kürtler’e yardıma ilk koşan İran olmuştu. Bunu Başkan Barzanî’nin kendisi söyledi ve İran’a teşekkür etti. IŞİD’e karşı, ABD olsun İran olsun, ikisi de – hiç tereddütsüz – Kürtler’in yanında yer alırken, Türkiye devleti ve AK Parti ise tam tersine IŞİD’in yanında hatta arkasında duruyor gibi fotoğraf verdi.
 
     İşte bu, zahirî görüntü ile gerçekler arasında nasıl bir tezat olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki sağcılara göre PYD “Komünist” ama IŞİD Rojava’ya saldırdığında PYD’ye ilk yardıma giden ABD. Türkiye’deki solculara göre Barzanî “Amerikancı” ama IŞİD Başur’a saldırdığında Barzanî’ye ilk yardıma giden İran.
 
    Dedim ya, Ortadoğu yalnız acılı değil, aynı zamanda garip bir coğrafya. Düşünün ki, Kobanî saldırısı olduğunda, TSK ile PKK’nın “ortak operasyon” yapması gerektiği dahi konuşulmuş, tartışılmıştı. Bunu Türkiye’de ciddî ciddî konuşup tartışmadık mi? Hatırlayın. 30 yıllık savaştan sonra TSK ile PKK’nın “ortak operasyon” yapmasını tartışmaya geldik. Hatta Süleyman Şâh olayında, bu “ortak operasyonu” bir nevî yaptılar da. Ve ordan da, daha 6 ay bile geçmişken, daha odur 6 ay önce “ortak operasyon” yapmalarının konuşulduğu TSK ile PKK arasında, son 30 yılın en şiddetli savaşının yaşandığı bugüne geliyoruz.
 
     Herşey ne kadar garip, ne kadar çelişkili ve biribirini inkâr edercesine gelişiyor, değil mi?
 
     Kısmî de olsa “devletleşmiş” Başur’u bir yana bırakırsak, Bakur ve Rojava’da yaşananlar ve Kürtler’in elde ettiği büyük başarılar, bugünkü kaotik durumun ana sebebidir, diyebiliriz. Son 6 ay içinde Kürtler, Rojava’da (Suriye Kürdistan) “askerî”, Bakur’da (Türkiye Kürdistanı) ise “siyasî” olmak üzere iki büyük zafere imza attılar. Rojava’da IŞİD barbarlarına ilk ve en büyük hezimeti yaşatan Kürtler, Bakur’da da parti olarak girdikleri ilk seçimde 80 milletvekili çıkardılar ve “Türkiye”nin 3. büyük partisi oldular.
 
     AK Parti’nin şirazesi zaten Suriye’de kaymıştı. Biri “Suriye” olan Rojava’da olmak üzere üstüste aldıkları bu iki büyük yenilgi, yani Kürtler’in iki büyük başarısı, iktidarı iyice rayından çıkardı.
 
     Eğer Rojava’da YPG IŞİD’i mağlup etmeseydi ve Bakur’da da HDP barajı geçemeseydi, Türkiye’de bugün ne savaş vardı ne şiddet. Şimdi savaş çığırtkanlığı yapan Saray soytarılarından da “barış”ın ne kadar güzel ve faziletli bir şey olduğunu dinleyecektik her gün.
 
     Ancak bu kadar açık konuşabilirim. Ancak bu kadar açık konuşulabileceği için.

     Hacer Korkmaz

     7 SABAH

     8 EYLÜL 2015

     http://7sabah.com/?part=newsadvance&inc=newsadvance&id=18629

1 - Kopya

 


Parveke / Paylaş / Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir