Sonbahar, ne de çabuk dayandın kırık pencereme
oysa gözlerimde yağmur
nefesimle bulutlar biriktirmiştim penceremin camında
buhar buhar bulutlar
parmağımla üzerine “Qum fe enzir” yazdığım.
November sevgilim; yere düşen yapraklar
ağaçlardan mı yoksa ömrümden mi
dallar mı çöküyor omuzlarım mı
söyle ey nefesim, cama soluduğum
bu kırışık yüz
bu güçsüz beden benim mi
November;
düşen son yaprakları ömrümün
susun;
ağaçlar uyuyor…
Odamın penceresinden seyrettiğim insanlar
çocuklar, gülüşler, mutluluklar
benim de vardı bir zamanlar
şimdi ne çok uzak bana en tabiî sevinçler
şimdi dört duvar, bir kırık pencere
ve gözümün önünde kuruyan ağaçlar
sahip olduğum ne varsa, bunlar…
November; ömrümün son demleri bu
düşen son yaprakları yaşama sevincimin
okunan son ezanları gibi Endülüs’ün
vurulan son askerleri gibi Kartaca’nın
zehirlenen son ırmakları gibi Lakota’nın
tüten son ocakları gibi İllirya’nın
isimleri değişen son köyleri gibi Kürdistan’ın
konuşulan son sözcükleri gibi Lazca’nın
öldürülen son balıkçıları
çalınan son balıkları gibi Somali kıyılarının.
Oy gülüm
gûla reyhan gülüm
sana Rawalpindi oyalı yazma alamadım ya
Ohri’nin incisini nun gibi boynuna asamadım ya
İsfahan lalesini lamelif destesiyle uzatamadım ya
Struga şiirlerimi sana elif elif okuyamadım ya
bu kara sevdâyı Balakot’un çocukları gibi mâsum tutamadım ya
içimdeki Burrel yangınını Erzeni sularıyla söndüremedim ya
yasemin yasemin büyüyen isyanımı Tahrir Meydanı’nda haykıramadım ya
oy gülüm
gûla reyhan gülüm
Be’er-Şeva gözlerimdeki hapishanede seni tutsak edemedim ya.
November sevgilim; yere düşen yapraklar
ağaçlardan mı yoksa ömrümden mi
dallar mı çöküyor omuzlarım mı
aman Allâh’ım!
ne çok kalabalık olacağız biz mahkeme-i kübrâda, korkuyorum
ne çok insan sıkacak boğazımı orda
ve ben ne çok insanın yakasına yapışacağım
korkuyorum Allâh’ım, çok korkuyorum
November;
düşen son yaprakları ömrümün
susun;
ağaçlar uyuyor…
7 Ekim 2011
GÜLİSTAN