Adını Arayan Coğrafya

Parveke / Paylaş / Share

Adını Arayan Coğrafya, İbrahim Sediyani, araştırma, 318 sayfa, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

 

 

 

 

     ► Kitabın Konusu ve Öyküsü

     1915 yılında Enver Paşa’nın da girişimiyle Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı), yer adlarının değiştirilmesiyle ilgili bir bildiri yayınlıyor. Bildirinin sağ üst köşesindeki tarih; 14 Teşrîn-i Ewwel 1331. Yani 27 Ekim 1915. Daha “yer isimlerini değiştirmek” ile ilgili bir girişim yok, böyle bir proje de yok. Bu emirname, özel olarak bir vilayetimiz için çıkartılıyor: Trabzon. Özel olarak Rumca isimler için; ama aynı şekilde Lazca ve Gürcüce isimleri de kapsayacak şekilde. Emirnamede şöyle deniyor: “Ermenîce, Rumca, Bulgarca, hatta Türk olmayan Müslüman kavimlere ait vilayet, sancak, kasaba, köy, dağ, nehir gibi bütün adlar Türkçeleştirilecektir.” Dahiliye Nezareti’nde kaleme alınan bu emirname, 24 Teşrîn-i Sanî 1331 (7 Aralık 1915) tarihinde Trabzon Vilayeti Mektub-i Kalemî (Trabzon Valiliği Yazıişleri Müdürlüğü)’ne gönderiliyor. Trabzon Valiliği’nin 20 Haziran 1916’da kaleme aldığı 63 sayılı cevabî yazı da Vilayet Encümeni tarafından onaylanarak 3 Temmuz 1916 günü İçişleri Bakanlığı’na gönderiliyor. Bütün bunlar, daha asimilasyon politikasının hayata geçirilmediği, bununla ilgili bir taslak veya projenin de olmadığı bir zamanda oluyor.

     Yerleşim birimlerinin isimlerinin “Türkçeleştirilmesi” ilk olarak 10 Aralık 1920 tarihinde “devlet politikası” şeklinde gündeme geliyor ve 1922 yılında ilk adım olarak birçok ilçe, köy, kasaba, dağ, köy isimleri Türkçeleştiriliyor. 1922’de başlatılıyor bu “isim değiştirme” operasyonu. Asimilasyon politikalarından ilk nasibini alan, köylerinin isimleri zorla ilk değiştirilen vilayetimiz, Artvin ilimizdir. Lazca ve Gürcüce isimler hepsi de. Bütün buraya kadar hâlâ Osmanlı ülkesindeyiz. Daha ortada Cumhuriyet yok. Asimilasyon poltikasının Kürdistan’a yönelmesi ise Cumhuriyet’ten sonra. Tarih, 1925.

     1925 Şeyh Said Ayaklanması’ndan sonra Doğu ve Güneydoğu’da yapılan isim değişikliklerinin ardından, 1934 – 36 yılları arasında 834 köye Türkçe isimler verildi. 1938 Dersim Katliâmı’yla birlikte isim değiştirme genelgelerle, valilik kararlarıyla devam etti. Kürtçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Gürcüce, Çerkezce isimler genelgelerle ya da yerel yönetimler ve valilik tasarrufu ile değiştirildi.

     1940 yılında İçişleri Bakanlığı’nın 8589 sayılı genelgesi ile ad değiştirme işlemi resmileşti ve tek elden yapılmaya başlandı.

     1957 yılı ise adeta bir dönüm noktası oldu. Bu tarihte, “Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu” oluşturularak sistematik bir asimilasyon politikası hayata geçirildi. Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile Türk Dil Kurumu’nun temsilcilerinin bulunduğu bu komisyonda, coğrafyamızda yer alan tüm yerleşim birimlerinin adları ve coğrafî isimler değiştirilerek onlara Türkçe uyduruk isimler verildi.

     Yıllar içinde iktidarlar değişti ama bu kurulun faaliyetleri hiçbir aksamaya uğramadan 1978 yılına kadar devam etti ve bu tarihler arasında binlerce isim değiştirildi. Sözkonusu komisyonun 1978’e kadar yürüttüğü bu asimilasyon faaliyeti, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nden sonra, askerî rejim tarafından daha bir hızlandırılarak devam ettirildi. 1981 – 83 yılları arasında özellikle Kürtler’in yaşadığı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yönelik, dünyada ve tarihte belki de eşine rastlanmayan bir kapsamlıkta, o coğrafyanın tarihini ve köklerini adeta tamamen ortadan kaldırmak amaçlı bir “isim operasyonu” gerçekleştirildi. Bunun sonucu olarak bölgede ismi değiştirilmeyen nerdeyse bir dönümlük bir toprak parçası bile kalmadı.

     Türkiye’de ismi değiştirilen köylerin sayısı 12 bin 211’dir. Bir başka ifade ile ülkemizdeki köylerin takriben % 35 kadarının ismi değiştirilmiş durumdadır. İsim değiştirme işlemleri yapılırken en çok dikkat edilen özellik Türkçe olmayan yahut olmadığı düşünülenler ile karışıklığa sebep olan isimlerin öncelikle ele alınması ve değiştirilmesidir.

     Asimilasyon politikaları sonucu isimleri değiştirilen yerleşim birimlerinin Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Ermenîce, Rumca ve Arapça olan gerçek isimlerini bir çalışmada toplayan “Adını Arayan Coğrafya”, bu konuyla ilgili Cumhuriyet tarihinde kaleme alınmış ilk kitaptır ve ciddî bir çalışma sonucu ortaya konan ilk yapıttır. İbrahim Sediyani’nin “Adını Arayan Coğrafya” kitabında, ülkemizde adları değştirilen 40 il, 368 ilçe ve 7526 köyün eski gerçek isimleri bulunmaktadır.

     İbrahim Sediyani, henüz Diyarbakır’da öğrenci olduğu 90’lı yılların başında, Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve İç Anadolu olarak adlandırılan bölgeleri ilçe ilçe gezerek ve oranın yerli halklarıyla konuşarak bu eseri kaleme almıştır. Sediyani bu çalışmayı başlatırken henüz 21 yaşında genç bir üniversite öğrencisiydi. Üstelik o dönemler, Türkiye’de terör olaylarının zirvede olduğu, binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği, fırından ekmek almak için dışarı çıkanların bir daha evine geri dönemediği, her gün çatışmaların yaşandığı, köylerin yakıldığı, bölgenin OHAL yasalarıyla yönetildiği bir zaman dilimiydi. Türkiye’nin son otuz yılının en korkunç ve karanlık dönemiydi. Böyle bir dönemde, henüz genç yaşta ve sıradan biri, hiçbir sıfatı ve akademik kariyeri de bulunmayan bir üniversite öğrencisi olan İbrahim Sediyani, insanların konuşmaya bile cesaret edemediği bir konuda canını da tehlikeye atarak bölgeyi karış karış gezer ve gittiği her yerde, oranın insanlarını başına toplayarak onlardan tek tek köylerinin ve beldelerinin eski gerçek isimlerini sorar, böyle bir çalışma yaptığını insanlara söyleyerek onların verdiği isimleri not eder. Sediyani bütün harçlığını ve zamanını bu iş için harcar. O dönemde internet denen bir olay da yoktur; arzuladığınız bir bilgiye oturduğunuz yerden ulaşma şansınız da bulunmamaktadır.

     O dönemde, OHAL bölgesinde yolculuk yapmak bile büyük bir eziyetti. Her iki kilometrede bir otobüs (veya minibüs) jandarmalar veya özel timler tarafından durdurulur, bütün yolcular dışarı çıkarılır ve tek tek kimlik kontrolünden geçirilirdi. Çoğu zaman da üstüne bir de aranırlardı. Gündüz vakitlerinde jandarmanın / özel timlerin yaptığını gece vakitlerinde de PKK yapardı. Böyle bir dönemdi, günlük rutin hayatın bile çileli olduğu bir zaman dilimiydi. İbrahim Sediyani ilçe ilçe gezip köy isimlerini toplarken, yol kontrollerindeki aramalarda onların ne olduklarını anlamasınlar diye, topladığı köy isimlerini not defterine hiçbir zaman Latin Alfabesi’yle yazmazdı. Çünkü okuyabilirler ve dolayısıyla anlayabilirlerdi. Topladığı binlerce Kürtçe, Arapça, Ermenice, Gürcüce, Lazca, Çerkesçe isimleri bazen Arap Alfabesi’yle, bazen Kiril Alfabesi’yle, bazen Yunan Alfabesi’yle, bazen İbranî Alfabesi’yle, bazen de Japon Alfabesi’yle (Hira – Kana, Kata – Kana ve Kanji) yazıyordu. Bunların köy isimleri olduğunu anlamasınlar diye; sorduklarında “yabancı dil çalışıyorum” desin diye.

     İbrahim Sediyani tam iki yıl boyunca bu çalışma için bir ilçeden diğer bir ilçeye seyahat eder, her gittiği yerde hiç tanımadığı ilçe sakinlerini başına toplayarak onlara hazırladığı kitaptan söz eder ve o insanlardan köylerinin eski isimlerini alır. Sediyani bu çalışma esnasında Güneydoğu’nun en güney ucu olan Suriye sınırındaki dikenlitellerden tutun mavi ile yeşilin buluştuğu Karadeniz kıyılarına, Van Gölü kıyısındaki şehir ve köylerden tutun İç Anadolu’daki bozkır topraklara kadar bölgeyi eski dönemlerdeki seyyâhlar gibi karış karış gezmiştir. Böyle bir çalışma neticesinde hazırlanan “Adını Arayan Coğrafya”, gerçek anlamda bir emek ürünü, bir ibret belgesidir.

     İbrahim Sediyani, kitabıyla ilgili olarak bir gazeteye verdiği röportajda, Kitabın yazarı aslında ‘Türkiye halkı’. Çünkü halk söyledi, ben yazdım; halk söyledi, ben yazdım. Ben kitabın ‘yazarı’ değil; ‘yazmanı’yım, ‘sekreteri’yim. Kitaptaki her ilçe onlarca, yüzlerce insana sorularak kaleme alındı. Bir kişinin değil, bir halkın yazdığı kitaptır bu. Belki de bir ülke halkı tarafından kaleme alınan ilk kitaptır” demiştir.

     9 Eylül 2009 tarihinde “Adını Arayan Coğrafya” kitabı yayınlandı. Kitap, bu konuyla ilgili “Cumhuriyet tarihinde kaleme alınmış ilk çalışma” özelliği taşımaktadır. Aynı zamanda yazar İbrahim Sediyani’nin de ilk kitabıdır.

     Türkiye’de asimilasyon politikaları sonucu isimleri değiştirilen yerleşim birimlerinin Kürtçe, Arapça, Ermenîce, Gürcüce, Lazca, Rumca ve Çerkezce olan eski gerçek isimlerini geri alabilmek için 25 yıldır hiç bıkmadan ve yorulmadan mücadele eden İbrahim Sediyani, 2011 yılı başında “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” adlı bir girişim başlatıp “Masa-yı Esma” (İsimler Masası) kurdu. Van İnsan – Der, Hakkari Özgür Yaşam Derneği, Norşin Akabe – Der ve Erciş Şafak – Der adlı dört derneğin çatısı altında başlattığı “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişiminin sözcülüğünü yapmaktadır.

     İbrahim Sediyani’nin eski yer isimlerini geri alabilmek için başlattığı “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimine Türkiye’deki onlarca sivil toplum kuruluşu ve camiâ destek verdi. Ayrıca Türkiye’deki aydınlar, gazeteci ve yazarlar, akademisyenler ve sanatçılar da Sediyani’nin öncülük ettiği harekete desteklerini bildirdiler.

     Girişimin kurucusu ve sözcüsü İbrahim Sediyani, kaleme alıp imzaya açtığı şu çağrı metniyle Türkiye kamuoyuna seslenmiştir:

     “Bizler, doğup büyüdüğümüz köylerimizin, çocukluğumuzun geçtiği ilçelerimizin, bazen sevgiyi paylaşarak bazen de kavga ederek büyümeyi öğrendiğimiz şehirlerimizin, bir şiirin mısrâları gibi akan nehirlerimizin, şarkılarımıza ilhâm kaynağı olan yaylalarımızın, ağıtlarımıza işleyen dağlarımızın gerçek isimlerine yeniden kavuşmasını arzuluyoruz.

     Yeşiliyle, mavisiyle, turuncusuyla, eflâtunuyla, gönlümüzdeki sevgiliye benzettiğimiz, akan her damla suyuna, tohum ektiğimiz her karış toprağına, kırlarında açan her çiçeğine, meyvâ veren ağaçlarının her yaprağına, insanlarına, hayvanlarına, bitkilerine, göllerine, akarsularına, derelerine, şelâlelerine, dağlarına, yaylalarına, mütevazi evlerimizi bembeyaz bir örtü altında bırakan karına, çocuklarımızın kadife saçlarını ıslatan yağmuruna, kızkardeşlerimizin yazmalarını dalgalandıran rüzgârına, yaşlılarımızın üretken ellerini nasırlaştıran toprağına, kışına ve yazına, baharına ve güzüne, güneşine, bulutuna, ayına, yıldızlarına, gecelerine ve gündüzlerine iflâh olmaz bir aşkla sevdâlandığımız coğrafyamızın kadim isimlerine, âzîz ve cefakâr milletimizin halen günlük yaşamında kullanmaya devam ettiği gerçek isimlerine yeniden kavuşmasını istiyoruz.

     Tek derdimiz budur.

     Bu fıtrî ve insanî, bir o kadar da haklı talebimizi gerçekleştirebilmek için bu platformu merkez alarak “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” adlı bir girişim başlatıyoruz. Bu mücadele teorik ve söylemsel değil, fiilî bir mücadele olacaktır. Somut ve pratik adımlar atacak, düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle kamuoyu oluşturup sonuç alıcı çalışmalar ortaya koyacağız.

     Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yerleşim biriminin adı zorla değiştirilmiştir. Başka bir ifadeyle ülkemizdeki köylerin takriben yüzde 35’inin adları değiştirilmiştir. Bunlar yerleşik halkın rızası olmadan, tamamen asimilasyon amaçlı yürürlüğe konan bir politikanın sonucudur. Bütün Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Rumca, Ermenîce, Arapça, Çerkezce isimler silinmiş, hepsinin yerine uydurma Türkçe isimler verilmiştir. Bu politika yoğun olarak Kürt nüfûsun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu ile Laz ve Gürcü nüfûsun yaşadığı Karadeniz bölgelerinde uygulanmıştır.

     Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu. Bu insan onur ve haysiyetinin ayaklar altına alınmasıdır! Bir insanlık suçudur. Bunun insanlık tarihinde, dünya tarihinde ikinci bir örneği yoktur, olmamıştır.

     Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarını, erdem ve fazilet sahibi bireylerini, ister Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Ermenî, Arap veya Gürcü olsun, ister Müslüman, Hristiyan, Musevî veya ateist olsun, Alevî veya Sünnî olsun, ister İslamcı, liberal veya sosyalist olsun, bu ülkenin tüm yurttaşlarını, özgürlük, ilerleme ve aydınlık yarınlardan yana olan tüm yurttaşlarını, yaşadığımız coğrafyada egemen olan şoven siyasanın yüz yıla yakın bir zamandır bizlere yaşattığı bu utanca son vermek için sorumluluk almaya çağırıyoruz.

     Yasakçılar, inkârcılar, ırkçılar, bu topraklara kin ve nefret tohumları ekenler, âzîz milletimizin farklı mezhebî inançları olan ve farklı diller konuşan insanları arasına düşmanlık ve ayrımcılık tohumları ekenler, farklılıkları yok etmeye çalışıp herşeyi “tek”leştirmeye çalışanlar eninde sonunda kaybedeceklerdir.

     Çünkü onlar haksızdırlar. Haklı olan bizleriz.

     Biz kazanacağız.”

     İbrahim Sediyani son olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin Eylül 2013 tarihinde açıkladığı “Demokratikleşme Paketi” öncesi dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir açık mektup yazdı. Hükümetin ve kamuoyunun henüz “Demokratikleşme Paketi” içinde hangi hususların olması gerektiği üzerinde tartıştığı bir dönemde “Adını Arayan Coğrafya” yazarı ve “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimi kurucusu ve sözcüsü İbrahim Sediyani’nin kaleme aldığı “Başbakan Erdoğan’a Açık Mektup” adlı uzun makalenin, yer isimleri konusunun ciddiyetle pakete girmesine sebep olduğu belirtilmektedir.

     Kitap Hakkında Yazılan Makaleler

     Erdnigarek Navê Xwe Dıgere / Sümeyye Demir

     (Haksöz, 14 Eylül 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=344

     Kürt Sorununa Sistem İçi Çözüm Arayanlara Somut Öneriler / Mehmet Pamak

     (İlmî ve Kültürel Araştırmalar Vakfı, 7 Ekim 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=352

     “Adını Arayan Coğrafya” Özünü Arıyor / Hamit Can

     (Yeni Şafak Gazetesi, 23 Ekim 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=361

     Adını Arayan Coğrafya / M. Nuri Ekingen

     (Ceylan Pınarı, 29 Ekim 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=364

     Adını Arayan Coğrafya / Naci Sapan

     (Güneydoğu Olay Gazetesi, 11 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=371

     İbrahim Sediyani’nin “Adını Arayan Coğrafya” Adlı Yapıtı Büyük İlgi Gördü / Nedim Ayhan

     (Yeni Yurt Gazetesi, 12 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=379

     Adıyla Yaşamayan Topraklar / Hatice Saka

     (Yeni Şafak Gazetesi, 16 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=387

     Kürtler’i Kim Temsil Edebilir? / Yıldız Ramazanoğlu

     (Zaman Gazetesi, 22 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=393

     Bir Özgürlük Mücadelesi: Adını Arayan Coğrafya / Yavuz Yılmaz

     (Fıtrat, 2 Ocak 2010)

     http://www.sediyani.com/?p=398

     Bu da Sivil Toplumun “Yol Haritası” / Orhan Miroğlu

     (Taraf Gazetesi, 6 Ocak 2010)

     http://www.sediyani.com/?p=402

     “Adını Arayan Coğrafya”nın Düşündürdükleri / Müslüm Üzülmez

     (Ergani Söz, 19 Ocak 2010)

     http://www.sediyani.com/?p=410

     Kitaplar Arasında / Ahmet Varol

     (Anadolu’da Vakit Gazetesi, 25 Haziran 2010)

     http://www.sediyani.com/?p=429

     Azadiya Navên Kurdî û Zimanê Kurdî / İbrahim Güçlü

     (Rojeva Kurd, 16 Ocak 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=1231

     Engelim Olma / A. Yavuz Kocaömer

     (Posta Gazetesi, 14 Şubat 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=451

     Yürekten Gelen İnşâlar / Cihan Aktaş

     (Taraf Gazetesi, 21 Şubat 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=472

     Acılar(ımız) Kardeştir – 1 / Temel Demirer

     (Yol Gazetesi [Yunanistan], 20 Mayıs 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=514

     Güney Sudan Cumhuriyeti / Ahmet Varol

     (Yeni Akit Gazetesi, 22 Temmuz 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=1116

     Asimilasyon Amaçlı Olarak Değiştirilen İsimlerimizi Geri İstiyoruz / Cevdet Akbay

     (Nasname, 7 Ekim 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=522

     İnsanlar ve İsimler / Hidayet Şefkatli Tuksal

     (Taraf Gazetesi, 11 Ekim 2012)

     http://www.sediyani.com/?p=686

     Teşekkür… / Rüstem Budak

     (Adil Medya, 5 Ekim 2013)

     http://www.sediyani.com/?p=911

     Adını Arayan Coğrafya / Mustafa Kılıç

     (Millî Gazete, 18 Nisan 2014)

     http://www.sediyani.com/?p=1235

     İbrahim Sediyani ve Adını Arayan Coğrafya / Abdurrahman Önen

     (Bazê Kurdistan, 30 Mart 2016)

     http://www.sediyani.com/?p=11886

     Yer İsimlerinin Değiştirilmesi ve Kâzım Vehbi Oral / Müslüm Üzülmez

     (Argun, 25 Temmuz 2016)

     http://www.sediyani.com/?p=13010

     Ethnic Homogenization in Turkey: The Case of Toponymic Practices in Istanbul / Merve Akgül

     (İstanbul Bilgi Üniversitesi Social Sciences Institute, 17 Mayıs 2017)

     http://www.sediyani.com/?p=16368

     Kitap Hakkında İbrahim Sediyani ile Yapılan Röportajlar

     İbrahim Sediyani: “Resmî İsimler Asimilasyon Amaçlıdır”

     (Özgün Duruş Gazetesi, Yaşar Yeşil, 27 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=11869

     “Asimilasyon İlk Önce Karadeniz’de Başlatıldı”

     (Kolkhoba, Xopuri Lazi, 15 Temmuz 2011)

     http://www.sediyani.com/?p=6961

     Bütün Yer İsimleri İade Edilmelidir

     (Fırat Haber Ajansı, Perwer Yaş, 2 Ekim 2013)

     http://www.sediyani.com/?p=7236

     İbrahim Sediyani: “Türkiye’deki şehir ve köy isimlerinin yarısı uydurmadır”

     (Taraflı Gazete, Mustafa Kılıç, 25 Şubat 2014)

     http://www.sediyani.com/?p=7601

     ► Video

     Sediyani canlı yayında “Adını Arayan Coğrafya”yı anlatıyor

     (TV Net, Yasin Erçağlayan, 3 Kasım 2009)

     http://www.sediyani.com/?p=865

     Belgesel – İbrahim Sediyani

     (TRT Kurdî, Özlem Taş, Daxwend, 30 Mart 2015)

     https://www.youtube.com/watch?v=IpY-PovFib0&t=261s

     Sediyani’nin Ağzından “Adını Arayan Coğrafya” ve “Kürt Dil Hareketi”nin İlginç Öyküsü

     (Netew TV, Zeynep Cager, 27 Kasım 2020)

     https://www.youtube.com/watch?v=90Zgimzs0Ak&t=983s

 

170

176

180

181

182

183

184

185

186

187

188

192

193

194

195

206

208

209

211

212

215

– KÜNYE –
 
Adını Arayan Coğrafya
İbrahim Sediyani
Araştırma
318 sayfa
Özedönüş Yayınları
İstanbul 2009
ISBN 978-605-4296-00-2
Dili: Türkçe – Kürtçe – Lazca – Gürcüce – Arapça – Ermenîce – Yunanca – Çerkesçe
 
– İLETİŞİM –
 
Özedönüş Yayınları
İslambey Mah. Hoca Ahmed Yesevî Cad. No: 2
Arnavutköy / İstanbul
Tel: (0090) 212 – 597 21 64
Cep: (0090) 536 – 851 92 43

Parveke / Paylaş / Share

One Reply to “Adını Arayan Coğrafya”

  1. Merhabalar nasılsınız İbrahim Bey? Ben sizin bu eserinizi ne Ankara’da ve ne de Nadir Kitap’ta baskısı tükendiği için bulamadım… Eserinizi okumam lazım fakat bulamadığım için okuyamıyorum…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir