Guldexwîn, İbrahim Sediyani, çocuk kitabı, 63 sayfa, Weşanên Dîwan, İstanbul 2013
► Kürt Edebiyatının İlk Çizgi Çocuk Kahramanı: “Guldexwîn”
İbrahim Sediyani’nin bir özelliği de, “Kürt edebiyatının ilk çizgi çocuk kahramanı” olan cici kız “Guldexwîn”in yazarı olmasıdır. Küçük bir köylü kızının yaramazlıklarını anlatan, “Kürtler’in Heidi’si” denilen ve Kürtçe kaleme alınan “Guldexwîn”, çocuklara doğa sevgisi ve çevre bilinci kazandırma amacıyla hazırlanan bir çalışmadır.
İbrahim Sediyani’nin yazdığı ve Zişan Özeke’nin çizdiği “Guldexwîn”, 21 Mart 2012 tarihinde doğdu. Siirt şehrinde yayın yapan Siirt’ten Öte adlı web sitesinde bir yıl boyunca bölüm bölüm yayınlandıktan sonra 29 Mayıs 2013 tarihinde kitap olarak basıldı.
“Guldexwîn”, dünyada sadece Kürdistan topraklarında açan bir çiçeğin ismidir. Anavatanı, Hakkari Şemdinli. Zağros Dağları.
Duruş ve şekil olarak, bilinen güllere hiç benzemiyor. Çünkü dünyadaki tüm güller gülerler, fakat bu gül ağlıyor. Dünyadaki tüm güllerin yüzünde sevinç vardır, fakat bu gülün yüzünde hüzün. Bu gülün özelliği; yukarıya değil aşağıya bakması, sürekli boynubükük durması. Bundan daha ilginci ise; eğik olan başının içinden su damlacıkları oluşması, gözlerinden yaşlar akması, gözyaşı dökmesi, ağlaması. İşte bu ibretâmiz özelliğinden dolayı, yüzyıllar boyunca bilim adamlarından çok edebiyâtçıların, botanikçilerden çok şâirlerin ilgisini çekmiş olan bir bitki.
Sadece Zağros Değları’nın eteklerinde ve yaylalarında kendiliğinden yetişen bu çiçek, daha çok, rakımı 1400 m – 2500 m arası yüksek yerlerde açıyor. Her sapında genellikle 6 çiçek birden açıyor; 3 ile 8 arası çiçek aynı anda başını öne eğip toprağa bakarak ve birlikte ağlayarak, gözyaşı dökerek büyüyor. Şekil olarak ne tam “gül”e ne de tam “lale”ye benziyor; ya da belki de ikisine birden benziyor. Bunun içindir ki kimi “gül”, kimi de “lale” olarak görmüştür bu çiçeği.
“Guldexwîn”, çiçeğin Kürtçe orijinal ismi ve “Kan ağlayan gül” demek. Çiçeğin Botanik’teki Latince bilimsel adı, “Fritillaria Kurdica”. Yani, “Kürt Çiçeği”. İngilizce adı ise “Tulip Crying” bu çiçeğin. Yani, “Ağlayan Lale”. İranlılar’ın dilindeki ismi ise, “Kerbelâ”. Türkçe’de ise çiçeğin “Ters Lale” ve “Şemdinli Lalesi” gibi isimleri var.
İbrahim Sediyani’nin yazdığı ve Zişan Özeke’nin çizdiği “Guldexwîn” öyküsü, işte bu çiçeğin, küçük bir kız çocuğunun şahsında canlanmasıdır.
“Guldexwîn” öyküsü, Hakkari’nin Şemdinli ilçesine bağlı Bağlar (Nehrî) köyünde geçiyor. Guldexwîn çizgi öyküsünün geçtiği köy, Şeyh Ubeydullâh Nehrî (1826 – 83) ve oğlu Seyyîd Abdulkadir (1851 – 1925)’in köyüdür. Köylüler Şeyh Ubeydullâh Nehrî ve Seyyîd Abdulkadir’in akrabalarıdırlar.
Guldexwîn, şirin mi şirin ama bir o kadar da yaramaz bir kız çocuğu. 4 yaşında. Çok sevimli, tıpkı Heidi gibi. İki dakika yerinde durmuyor. Bütün gün köyde yaramazlık yapıyor; danalarla, kuzularla ve sıpalarla oyun oynuyor. Nereye koşsa arkadaşları de peşinde. Asıl ismi Elif olan ve yeşil elbisesi üzerindeki sarı saçlarıyla tıpkı “Guldexwîn” çiçeğine benzetildiği için köylüler tarafından “Guldexwîn” adıyla çağrılan bu henüz 4 yaşındaki afacan ve sevimli kızın Mîrcan isminde bir kedisi, Berxênaz isminde bir kuzusu, Yêkdane isminde br sıpası ve Zerpêrî isminde bir sarı kuşu vardır. Arkadaşlarını çok seviyor. Hep onlarla birlikte oynuyor. Guldexwîn’in köydeki erkek arkadaşının adı Siyabend, kız arkadaşının adı da Rozerîn’dir.
Guldexwîn bir yetim kız. Anne ve babası yok. Seyda Ehmed ve Dilşa Xanim adlı yaşlı bir karı kocanın yanında kalıyor; onları dedesi ve ninesi sanıyor. Anne babasının kim olduklarını, ölüp ölmediklerini kimse bilmiyor. Bunu sadece yanında kaldığı yaşlı çift biliyor ama kimseye söylemiyorlar. Yanında kaldığı yaşlı adam bir gün Şemdinli’den Van’a gidiyor ve orada bir ay kadar uzun bir süre kalıyor. Döndüğünde ise yanında bu küçük kız, Elif var. Elif yeni geldiği bu ortamda, hiç tanımadığı insanların arasında ilk başta çok korkuyor ve utanıyor. Sürekli boynunu büküyor ve ağlıyor. İşte bu küçük kızın yeşil elbisesi üzerindeki sarı saçları ve hep boynunu büküp ağlaması hali, köylüler tarafından tıpkı guldexwîn çiçeğine benzetiliyor. Bu yüzden köylüler ona “Guldexwîn” lakabını takıyorlar ve artık herkes öyle çağırıyor. Zamanla köylüler onun gerçek ismini bile unutuyorlar. Fakat daha sonra yeni evine, köye ve insanlarına alışan Guldexwîn, artık bütün gün yaramazlık yapan, oradan oraya koşan, etrafına sevinç ve mutluluk dağıtan neşeli bir çocuk oluyor. Yani lakabıyla tam ters bir mizaca sahip oluyor.
Guldexwîn’i büyüten yaşlı adam ise, çok ama çok farklı bir insan. O her ne kadar köyde sade bir hayat yaşıyorsa da, ilim sahibi bir âlimdir. Adeta bir deryâdır. Bilge bir adam; konuştuğu her sözde, ağzından çıkan her cümlede bir hikmet, bir öğreti vardır. Zamanında Hakkari ve Van’da medreseleri olan, medreselerde yüzlerce talebenin yanında ilim tahsil ettiği bir âlim, bir feylezoftur. Fakat O’nun faaliyetlerinden rahatsız olan devlet, medreselerini kapattırmış, bu âlimi zindanlara atmış, adam yıllarca zindanlarda yattıktan sonra devletin zûlümlerine daha fazla dayanamayarak köyüne dönüp sade bir hayat yaşamaya başlamıştır. Bu yaşlı bilge, Guldexwîn’i o kadar seviyor ve ona o derece bağlıdır ki, adamın o yaşlılığındaki tek yaşama sevinci bu küçük kız olmuştur. Medreseleri zorla kapattırılmış, fıkıh, kelam, tefsir, akaid, tarih ve felsefe alanında kaleme aldığı onlarca eseri, yazdığı kitapları toplatılıp yakılmış, öz çocukları gibi sevdiği ve üzerine titrediği yüzlerce talebesi kendisinden kopartılmış bu yaşlı bilge, bir nevi inziva hayatına çekildiği kendi köyünde, sadece bu sevimli cici kız Guldexwîn ile teselli bulmaktadır. Bir nevi şöyle denilebilir: Bu yaşlı adam, hayatta tutunduğu tüm dallar kopartıldığı ve artık hayata resmen küstüğü bir zamanda, esrarengiz ve nasıl olduğunu hiç kimsenin bilmediği bir şekilde hayatına giren bu küçük sevimli kız sayesinde, bu küçük kızın yaramazlıkları ve yuvasına kattığı neşe sayesinde yeniden yaşama bağlanmıştır.
Köylülerin adama büyük bir saygısı vardır. Onun her sözü köylüler için hüküm sayılır. Hatta köylüler arasında herhangi bir kavga veya anlaşmazlık çıksa, sorunun çözümü için bu adama giderler. Adamın ağzından çıkan her söz, kullandığı her cümle, ilim ve hikmet dolu sözlerdir. Normal konuşması bu şekildedir. Öyle ki, bazen köylülerle konuşurken, köylüler çoğu kez onun ne demek istediğini dahi anlayamazlar. Hareketleri ve davranışları bile gizemlidir. Onun davranışlarına bazen köylüler bir anlam veremezler ve kendi aralarında “Niye böyle yaptı?” diye düşünüp tartışırlar. Adamın hanımı ise tipik bir yaşlı Kürt kadınıdır. Beyaz örtülü, çitli; çitinin etrafı boncuklu. Tipik bir köylü Kürt kadını.
Öykü her ne kadar çocuklara yönelik ve baştan sona neşeli bir öykü ise de, öykünün en sonunda yürek burkan büyük bir aile dramı var.
İsviçreli dünyaca ünlü “Heidi” gibi, “Kürtçe edebiyatın ilk çizgi çocuk kahramanı” olan “Guldexwîn” de aynı amaçla üretilen bir çizgi karakterdir: Çocuklara ekolojik duyarlılık ve çevre bilinci kazandırmak, çocuklara doğa sevgisini, akarsu sevgisini, bitki ve hayvan sevgisini aşılamak, köy hayatını ve doğal yaşamı sevdirmek.
Tamamen “Ekolojik bir perspektifle” kaleme alınan “Kürt çocuklarının yeni sevgilisi” Guldexwîn’de doğa sevgisi, hayvan sevgisi ve çevre bilinci o derece yoğun bir şekilde işlenir ki, çocuklar bu öykü sayesinde dünyanın sadece insanlardan ibaret olmadığını, hayvanların, bitkilerin ve ağaçların da tıpkı insanlar gibi bir yaşamlarının olduğunu, dolayısıyla her canlı gibi onların da özgürce yaşama hakkının olduğunu, onların hak ve hukuklarına riâyet edilmesi gerektiğini, doğayı ve çevreyi korumamız gerektiğini öğrenirler.
Çocuklarda çevre bilincinin geliştirilmesi ve ekolojik duyarlılığın arttırılması, öyküde özellikle Guldexwîn’in yanında kaldığı ve büyük bir âlim olan dedesi Seyda Ehmed’in küçük torununa “çocukların anlayabileceği bir dille” yaptığı bilgece nasihatlerde titiz ve dokunaklı bir şekilde işlenir.
Aynı zamanda bir çevre aktivisti olan ve ekoloji alanındaki çalışmalarıyla bilinen yazar İbrahim Sediyani, özellikle Kürt toplumunda büyük sempati kazanmış bulunan “Guldexwîn” öyküsünün çizgi filmini çekebilmek için uğraş vermektedir.
► Kitap Hakkında Yazılan Makaleler
İsviçreliler’in Heidi’si Varsa Kürtler’in de Guldexwîn’i Var / Naci Sapan
(Özgür Haber Gazetesi, 14 Haziran 2012)
http://www.sediyani.com/?p=548
“Guldexwîn”in Çizgi Filmi de Sinema Filmi de Çekilmelidir / İsmail Beşikçi
(Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı Yazılı Açıklama, 10 Temmuz 2013)
http://www.sediyani.com/?p=823
Artık Kürt Çocuklarının da Heidi’si Var / Tunca Öğreten
(Taraf Gazetesi, 9 Nisan 2014)
http://www.sediyani.com/?p=1122
Kürt Çocuklarının Guldexwîn’i (Heidi’si) / Ronya Emel Aydın
(Hakkari İdeal Haber, 10 Nisan 2014)
http://www.sediyani.com/?p=1134
“Guldexwîn” Çizgi Film Kahramanım / Erkan Özkalay
(Cizre Postası, 15 Nisan 2014)
http://www.sediyani.com/?p=1141
Kürtçe Bir Çizgi Film Kanalının Varlığı Anadili Geliştirir mi? / Hayati Umut Sönmez
(Cizre Postası, 18 Eylül 2014)
http://www.sediyani.com/?p=1653
Çocuk Edebiyatının Önemi / Mem Bawer
(Evrensel Gazetesi, 7 Haziran 2015)
http://www.sediyani.com/?p=1556
Guldexwîn li Benda Alîkariyê ye / Gönül Gün
(Bas Gazetesi, 17 Temmuz 2017)
http://www.sediyani.com/?p=17266
► Video
Sediyani ile “Guldexwîn”i konuştuk
(IMC TV, Eda Şekerci, 10 Nisan 2014)
http://www.sediyani.com/?p=875
Belgesel – İbrahim Sediyani
(TRT Kurdî, Özlem Taş, Daxwend, 30 Mart 2015)
https://www.youtube.com/watch?v=IpY-PovFib0&t=261s